4 Şubat 2010 Perşembe

ISTANBUL MODA HAFTASI 2010

Geçen haftalarda SantralIstanbul'da harıl harıl çalışıyorlar kar kış demeden. Metal iskelet üzerine büyük çadırlar kuruluyor. Merak ettik, sorduk.
-Ne kuruluyor burada
-Fuar
-Ne fuarı peki biliyor musunuz?
-Teknik fuarmıymış neymiş.

Güvenlik görevlisinin teknik fuar dediği şey Istanbul Moda Haftası 2010 çıktı. Geçenlerde Cemil İpekçi'nin defilesine davetiyemiz olduğu halde gidememiştik. Üzülmüştüm ki karşımıza bu fırsat çıktı. Tabi fotoğraf kursunun aşkıyla da hadi dedim eşime, gidelim Arzu Kaprol'un defilesine... Can'ı babanneye emanet ettik. 5 dakika yürüyüşten sonra olay yerine vardık.
Biz saf saf tabi gideriz gireriz içeriye derken, hooop durun bakalım. Davetiyeniz var mı sorusu ile karşılaştık. Fuarı gezin ama defile için davetiye gerekiyor. Kem küm derken dedim ben .... da çalışıyorum. Bizim giyim markalarımız da.... şunlar şunlar. Yalan yok. Bilsem gider isterdim davetiye ilgili arkadaşlardan... Neyse şirket ismi ve giyim markalarımız sayesinde davetiyelerimizi kaptık. Son dakika defile kapısından da içeri girdik. Ardımızdan kapılar kapandı, defile başladı. Zar zor arkalardan bir yer bulduk.
O metal iskeletlerden birine tırmanıp fotoğraf denemelerimize başladık.
Azimliyiz etkinlikler bitmeden bir defileye daha gideceğiz. Bu sefer vakitlice gidip önlerde yer alıp resim çekeceğiz. Soğuk içiniz misali fotoğraflara tıklayarak büyük halleriyle bakınız:)












Defile bitiminde Arzu Kaprol çıkıp selamını verdi. Çıkışta da bizi süprizler bekliyordu. Haftasonu magazin dergilerinde gördüğümüz şahıslar buradaydı. Çoğunu ismen tanımıyoruz ama simalar tanıdık geliyor. İsmen tanıyıp fotoğrafını çekebildiklerimiz ise Hande Ataizi ve Zeynep Tunuslu idi… Neslihan Yargıcıyı ise yakalayamadık. Her zamanki siyah gözlüklerinden tanıdım. Karanlık bir ortamda siyah gözlük takan bay/bayan çok kişi vardı. Camsız sadece çerçeve gözlük takan da vardı. Kemik gözlükler moda mı oldu nedir:) :) :)








30 Ocak 2010 Cumartesi

ÇANTAMIZDA NE VAR???

Sevgili E.T sobelemiş beni. Bloğa yeniden döndükten sonra ki ilk sobelenmem bu. O yüzden anlamı büyük benim için. Teşekkürler E.T:)

Şimdi bizim iki türlü çantamız var. Haftaiçi anne çantası ve haftasonu Anne-Oğul çantası... Hangisini döksem diye düşünürken ikisini de dökmeye karar verdim:)

İlk önce annenin çantası...


Bilimum tokalar, alışveriş fişleri, rimel, cep telefonu, ıslak mendiller, tek kullanımlık antibakteriyel jel, bir adet yedek lens, bugünlerde okuduğumuz kitap, aşı kartım(hep yanımda nedense:)), iki hafta sonrasına 4 kişilik tiyatro bileti, seyyar dikiş kutusu(otelden yürütülmüş :)), şifrematik, rimel, şirket kartım, cüzdan, mini ajanda, kalem, el kremi, flask diskler... Ev anahtarlarımı montumun cebinde unutmuşum, fotoğrafta yer almadı:)

Bu çantayla artık işimiz bitti, Can ile birlikte dışarı çıkarken ortak çanta kullanıyoruz oğlumla.
Bu sabah ben çantaları birleştirme işi yaparken bir poz çekiyorum ki, kameraya bir el giriyor:)

Kapkaç yapıldı bile...

Bir süre oynadı, sıkılıp bıraktığı anda yeniden fotoğraf çekmeye devam ettik...

Dışarda geçecek zamana göre bez(2-3), ıslak havlu, alt açma bezi, pişik kremi(nadiren), herşeyden yedek birer takım(atlet, çorap, pantolon, sweat ve kapişonlu kolsuz sweat), yedek sular(ufak olan Can için, büyüğü anne babanın), oyuncak arabaları(sadece dışarıya çıktığında oynuyor, her zaman görmediği oyuncaklar olması önemli:), anahtar, cüzdan, cep telefonu, mendil, minikitap, not defteri, boya kalemleri, didöden-üccen:) mini kek(cuma akşamından kek yapamamışsam, öğlen atıştırması, ailecek paylaşılacak)
Şimdi dökülüp saçıldık, ben de başka anneleri sobelemek istiyorum. Kimleri???

GAZ VERENİMİZ KALMADI




15 Ocak 2010 Cuma

YENİ BİR ÜLKE- YENİ BİR HOBİ...

4.5 ay önceden uçak bileti mi alınırmış?
Aldım, duramadım.

Gezi öncesi planlar yapmanın keyfini 2 aya değil 4,5 aya yaymak istedim.
Bu da yetmedi, köy köy gezmeyi garantilemek için arabayı da kiraladık, ne olur ne olmaz, araba kalmaz bize sonra, işimiz garanti olsun :p
Yine masal ülkesine… Bir de onun komşusu pastalar diyarı ülkeye… Yeni bir ülkeyi ilk kez görecek olmanın heyecanı…

Bu 4,5 ay, nerelere gitsek sohbetleriyle araştırmalarıyla geçecek.
İsviçre’de yeni yerler, yeni köyler keşfedilecek. O şahane göllerin kıyılarında bir bir dolaşılacak.
Sonra Avusturya’ya yönelip minik ülke Lichestein’ı bir kez daha bu sefer bahar sonunda ziyaret edip ardından ilk kez Avusturya sınırından geçeceğiz.
Yolumuz Inssbruck’a… Viyana çok uzaktasın, sana kadar uzanır mıyız bilemiyorum.
Google.map ile haşir neşir olup karara varacağız… Gözüme Münih'i de kestirdim, Inssbruck'a 2 saat mesafede...

Bir diğer heyecan mutluluk, haftaya başlayacağım fotoğraf kursuna ait.
Bu tarihten sonra ki geziler benim için daha da anlam kazanıyor. Öğrendiklerimi uygulama çabası, bakıp bakıp oldu mu demek.
Yeni bir hobinin getirdiği heyecan, işte bu her yaşta gerek insana…

12 Ocak 2010 Salı

ÇİKOLATALI KAPKEK

5. yıldönümü süprizi olarak yaptığım çikolatalı kapkeklerin tarifini yayınlamadığımı farkettim.

Yapmayı düşünen olursa diye de yazmak istedim. Tarifi Çiğdem arkadaşımdan almıştım. Kendisi işyerimizin okullu pastacısı... 1 yıldır hem pastacılık eğitimini hem işini birlikte yürütüyor ancak artık okul bitiyor, staj aşamasına geçmesi gerekli. Bu yüzden 1 ay kadar sonra esas sevdiği işi yapabilmek için şu anki mesleğini bırakacak. Onun lezzetlerinden ve süprizlerinden mahrum yaşayacağız. Bloğa tekrar yazmaya başlamamda etkisi büyüktü. Tarifleriyle ve fırın tutkusu ile beni de etkiledi. Artık fırınımla daha yakınız, yeni tarifler deneme heyecanını yeniden yaşıyorum.

Birçok tarifini uyguladım. Bu tarifte onlardan biri. O olmasaydı eşime bu 5.yıl süprizini de yapamazdım.

Arkadaşıma hayallerinin ötesinde bir başarıya ulaşmasını diliyorum...

ÇİKOLATALI KAPKEK
Malzemeler:
250 gr bitter kuvertür çikolata
175 gr Tereyağı(tuzsuz)
250 gr toz şeker
150 gr un
1 çay kaşığı tuz
4 yumurta
1 paket vanilya

Yapılışı: Benmari usulü çikolatayı ve tereyağını birlikte eritin.

Ayrı bir kapta yumurta ve şekeri kabarana kadar çırpın. Bu karışıma, tuzu, erimiş çikolata&tereyağını, unu ve vanilyayı ekleyin.
Homojen karışım olana kadar biraz karıştırıp, muffin kağıdı yerleştirilmiş muffin kalıplara paylaştırın. 180 derecede 20-25 dakika pişirin.

Piştikten sonra üstünü şeker hamuru kaplamak yerine ganaj sosu kullanabilirsiniz.
Bunun için 150 gr Bitter kuvertürü benmari usulü eritip içine 125 ml krema ekleyip, muffinleri hazırladığınız bu ganaj sosuna batırabilirsiniz.

7 Ocak 2010 Perşembe

Kelimebaz'ın veda mektubu

Taraf’taki konumum ilk günden beri eğretiydi. Sanki “kerhen” yazmama izin verildi. Sevan Nişanyan kamuoyunda “tepki toplayan” bir isim, “aman gazeteye bir zarar vermesin” tavrı ısrarla hissettirildi. Bir-iki kez hatırlattığım halde yazarlar künyesine adım yazılmadı. Gazetenin ilk sayfasındaki vinyetlerde de adım bir kez olsun anılmadı. Ahmet Altan “gerek görmemiş”. 

14 ay boyunca önceleri her gün, sonra haftada altı gün yazı yazdım. Aynı bayat lafları dön dolaş tekrar etmek yerine, özgün araştırma ve düşünme gerektiren yazılar yazmaya çalıştım. Bunun için bir kuruş para almadım. “İleride ödenecek” ya da “kusura bakma para ödemeyeceğiz” gibi bir açıklama da duymadım. Sonuçta para çok mühim değil. Ama yarım ağızla da olsa bir kere teşekkür eden çıksa sanırım daha mutlu olurdum. Çıkmadı. 

21 Eylülde çıkan dine ilişkin yazımdan sonra, kabul edilebilir küstahlık sınırını aştığını düşündüğüm tavırlarla karşılaştım. Birkaç kez alenen fırça yedim. Yazılarım – herhangi bir açıklama veya ikna teşebbüsü olmadan – gelişigüzel makaslanmaya başladı. Ekim ayında çıkan iki kitabımdan gazetede tek satırla söz edilmedi. Gerekçe olarak, dine ilişkin yazılarımın “gazeteye zarar verdiği” söylendi. Gazetenin “bir süre” beni destekliyor görünmek istemediği bildirildi. Siyasi konulardan uzak durup kelimelere yoğunlaşmam “tavsiye” edildi. 

Hemen her gün onlarca ölüm tehdidi alıyorum. Jandarması, emniyeti, savcılığı bunları ciddi buluyor. Ben pek önemsediğimi söyleyemem. Ama şunu net olarak görüyorum ki, gazetem bu konuda da arkamda değil ve yarın bu tehditlerin ufak bir kısmı da gerçekleşecek olursa arkamda durmayacak. Bu da, takdir edersiniz ki, hoş bir duygu değil. 

Kusura bakmayın ama bu yaştan sonra bu saçmalıklara tahammül edecek sabrım yok. Yeterince yapacak işim de var. Bu kadar Kelimebaz yetsin. 

* 
Kelimebaz’ı yazmak güzeldi. Sizi bilmem ama ben çok şey öğrendim. Çok güzel feedback’ler aldım (neydi bunun Türkçesi?). Dostluk ve sevgiyle yazan okurlarım oldu. Bir kısmı yazışma faslının ötesine geçen arkadaşlıklar kurdum. Hepsine teşekkür ederim. 

Yazmak bir iptiladır. Elbette yazmadan duramam. Ama nerede, nasıl, şimdilik daha düşünmedim. 

5 Ocak 2010 Salı

HAVUÇLU CUPCAKE

Şu fotoğrafı görür de vurulmaz mı insan. Wilton'un sitesinde tarifler bölümünü dolaşırken cupcake bölümüne geçtim. Önce fotoğrafa sonra da tarife vuruldum. Çünkü o kadar basitti ki ölçüler, evde bulunan malzemeler türünden. Tarifi özene bezene ailecek yaptık.


Can da burda cevizleri aşırma görevini üstlendi:) şimdi evimizin çeşitli karanlık köşelerinde(Koltuk altı, dolap altları) kırılmamış halde cevizlerimiz var.


Malzemelerimiz masada yerlerini aldılar. Artık geçebiliriz tarife...

Malzemeler:
• 2 cup un
• 2 cup toz şeker
• 2 şer tatlı kaşığı toz zencefil ve tarçın(zencefili ben ekledim)
• 1 paket hamur kabartma tozu
• 4 yumurta
• 1 cup sıvı yağ
• 4 cup taze rendelenmiş havuç (yaklaşık olarak 1 lb ağırlığında- mutfak tartınız varsa her ağırlık biriminde ölçebiliyorsunuz, yabancı tarifler denerken çok işe yarıyor)
• 2/3 cup kırılmış ceviz
Not: 1 cup= 237 ml, yani normalden biraz büyükçe bir su bardağı diyebiliriz.

Bu malzemelerle 18 adet muffin çıkıyor.


Yapılışı: Un, şeker, baharat ve kabartma tozunu bir kapta karıştırın. Ayrı bir kapta şekeri mikserle köpük köpük olana kadar çırpıp yağı ekleyin. Ardından toz ve sıvı karşımını birbirine karıştırıp havuçları ve cevizi ekleyin. Havuçlar önce o kadar çok geliyor ki gözünüze ancak hamurla karışınca sönüveriyorlar hemen. Hamuru kalıplara paylaşıtırıp 180 derecelik fırında 18-20 dakika pişirin. Kürdan testi yapmayı unutmayın. Fırından çıkarıp ızgara üstünde soğutun. 5 dakika sonra servise hazır. Üzerine peynirli krema yakışacaktır. Sayfada da bu şekilde öneriyorlar. Bu sefer benim fırsatım olmadı. Fotoğraf çekerken, üzerine krem şanti sıkmakta buldum çareyi.


Hayalimdeki fotoğrafları yine çekemedim:( Keki cumartesi akşam pişirdim, pazar günümüz ise çoğunluk dışarıda geçince fotoğraf çekmeye yine zaman kalmadı. en kısa sürede yeniden pişirip yeni fotoğraflarla döneceğim.

Tarifin orjinali burada:

2 Ocak 2010 Cumartesi

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti


2010 sonunda geldi; müjde Avrupa'nın kültür başkenti oluyoruz !
Komisyonlar kuruldu,
Projeler sunuldu,
Komisyon üyeleri istifa etti,
yenileri geldi;
onlar da etti,
daha daha yenileri geldi;
projelerden bazıları iptal edildi,
yeni projeler verildi,
sonunda kim, kimi, kiminle, nerede ne yaptığı meçhul bir hale geldi.
Ortada proje henüz yok ama proje sahipleri var...
Bir takım paralar var,
birileri o paraları başka birilerine veriyor...
O birileri belli olmayan projeleri hazırlayacak...
Şaşacak bir şey yok, ülkenin genel gidişatıyla gayet uyumlu bir durum.
Kutlu olsun...
Atay SÖZER

BULUT BEBEK 20 YAŞINDA


Karikatür sanatçısı Nuray Çiftçi'nin çizgi bantı "Bulut Bebek" 20 yaşına bastı .
Bulut Bebek'in 20.yaş günü Karikütürcüler Derneği'nde düzenlenen bir törenle kutlandı.


Devrim Demiral, Canol Kocagöz, Nuray Çiftçi, Atay Sözer, Mustafa Bilgin, İlker Ekici


30 Aralık 2009 Çarşamba

2010

Bu
Yılbaşı
Ağacımı
Hediyelerle
donatmak yerine,
her dalını bir dostumun
adı ile süslemek istedim.Yakın
dostlar, uzakta olan arkadaşlar. Eski
arkadaşlar, yeni dostlar. Her gün gördüklerim
ve ara sıra görüşebildiklerim. Hep aklımda olanlar
ve sıkca unuttuklarım… Her zaman yanımda olanlar ile
olamayanlar Kötü gün dostlarım, hep destek olanlar...Istemeden
üzdüğüm dostlar ve istemeden beni üzenler.... Cok yakınımda olanlar,
ulasamadiklarim, yıllardır görmediklerim, özlediklerim.... Vefa borcu olduklarım.
Bir telefon uzaklığında olanlar. Alçak gönüllüler, gönülden sevenler... Az yada cok
hayatıma girmiş tüm isimler…. Bu agaçta hepsinin kökleri sağlam, dalları uzun ve Güçlü
olacak. İsimleri daima asılı kalacak… Her yeni yıl, eskilerin yanına yenileri eklenecek. Zor anlarda
ağacımın gölgesi dostları,
ve dostlukları bir nefes
serinletecek. Yeni yılla gelen
tum umutların, yeni başlangıçlarn,
dostların, bütün yeni günlerinizi
aydınlatması ve sizlerle
daha güzel an' lar
paylaşmak dileğimle....




Mail trafiğinde bana ulaşan bir yazıdan aktarılmıştır. O kadar hoşuma gitti ki paylaşmadan edemedim.
2010 da daha çok paylaşımda bulunmak, daha çok gezip görmek, daha güzel daha çok fotoğraf çekmek, daha çok tarif denemek, sevdiklerimizle daha çok biraraya gelmek, daha çok yeni deneyimler ve mutluluklar yaşamak istiyorum.
Sizin de iyiden güzelden yana daha çoklarınız olsun hep...

28 Aralık 2009 Pazartesi

YILIN SON KONSERİ...

Dün akşam Fatih Erkoç'un Kanyon'daki konserindeydik. Açık havada, senfoni orkestrası eşliğinde müthiş bir keyifti... Rockfeller meydanındaki konserlere hep imrenirdim. Artık bizim de yeniyıl konserlerimiz var:)



İlgi yoğundu, üst katlara çıkıp balkon kenarında zar zor yer bulduk kendimize...




O kadar da güzel bir hava vardı ki, ılık bir rüzgar eşlik ediyordu bu konsere...

Bu konserlerin devam gelmeli... Müthiş bir keyifti. Senfoni eşliğindeki konserler hep güzel oluyor...

Işıkların suda ki aksini izlerken, My way'i dinlemek...
Ardından Taksim'e geçip, bir yeniyıl hatıra fotoğrafı çektirmeden olmazdı...





25 Aralık 2009 Cuma

PORTAKALLI ZERDEÇALLI KEK

Tamam biliyorum sayfa da sürekli kek görmekten bıktınız ama ben farklı kek tarifleri denemekten hiç bıkmadım:)

Tarif, Boyut yayınlarının "Dünya mutfaklarından Tatlılar" kitabından.

Tarifin adı "Safranlı Kek" idi, aynı görüntüyü Zerdeçal ile de pek rahat elde ederiz dedim ve buna göre yaptık kekimizi...

Portakallı Zerdeçallı Kek


Malzemeler:


  • 250 ml (bir su bardağı) taze sıkılmış portakal suyu
  • 1 çorba kaşığı rendelenmiş portakal kabuğu
  • 1 tatlı kaşığı dolusu Zerdeçal
  • 3 adet yumurta
  • 155 gr pudra şekeri
  • 250 gr un
  • 370 gr toz badem
  • 125 gr tuzsuz tereyağı ya da margarin
  • pudra şekeri, ekstra üstü için
Yapılışı:Fırınımız 180 C de. 22cmlik kelepçeli kalıbımız tabanı hafif yağlanmış durumda.

Zerdeçalı, portakal suyunu ve kabuklarını cezvede karıştırıp kaynamaya bırakıyoruz. 1 dakika kaynatıp ateşi söndürdükten sonra yağı ekleyip eritmeye bırakıyoruz.

Yumurta ile pudra şekerini krema kıvamına gelene kadar mikserde çırpıyoruz. Elenmiş un, badem, portakal suyu karışımını ekleyip iyice karıştırdıktan sonra kalıba döküyoruz.
1saat ya da kekin ortasına batırdığınız bıçak ya da kürdan temiz çıkana kadar pişiriyoruz.
Fırından çıkarıp, 15 dakika tel ızgara üzerinde soğuduktan sonra kalıptan çıkarıyouz.

Kekin kabaran kısmını ben bıçakla kesip keki ters çevirdim. Yani tabanı üste gelmiş ve düzgün bir görüntü sağlamış oldum. Üzerine pudra şekeri serpip servis edin. Fotoğrafları önce akşam ışığında çekmek zorunda kaldım. Sonra dün sabah izin alıp evde bulunduğum kısa vakitte de gün ışığında ki fotoğraflarını çektim ancak geçen vakitte kek 4 dilimden 2,5 dilime düşmüştü. Dilimleyerek çoğaltıp ince dilimli hallerini çektim ancak kalın dilimler daha göz dolduruyor. Işık sıkıntısından kötü de çıkmış olsa bu iri dilim hallerini de paylaşıyorum.

23 Aralık 2009 Çarşamba

YEMEKTEYİZ


Büyütmek için tıklayın

Türk karikatürünün büyük ismi, devlet karikatürcüsü Salih, evinde yemek vermeye devam ediyor. Gene sayın başbakanımız şerefine verdiği yemekte kendi elceğiziyle hazırladığı lezzetleri sundu, limon, zeytin ve tavuk ailesinin diğer fertlerinden oluşan mönüyü başbakanımız afiyetle yuttu.
"Yarattığım karakterler başbakanımıza feda olsun" diyen Salih'ten yeni sepesyaliteler yaratmasını bekler, başbakanımıza afiyet olsun deriz...

Salih'in yakında televizyondaki "yemekteyiz" programına "kıl yarışmacı" kontenjanından katılması beklenmektedir...

17 Aralık 2009 Perşembe

5. YIL'DA SEVGİLİYE...




Gerçek bir sürpriz yapabilmek hiç kolay değil.
“Sabır” en önemli yapı taşınız olacak…
Sabretmeyi içinizdeki coşkuyu heyecanı taşırmadan kendinize saklamayı bilmeniz gerek…
Titizlikle çalışmak, planlamak…
En sonunda da bu işin keyfini çıkarmak…
Şaşırmış, bunu beklemeyen kişinin yaşadığı katbekat artmış keyfine şahit olmak… Uzaktan da olsa…
Bu kişi sevgiliniz, 5 yıl boyunca aynı yastığa baş koyduğunuz kişi ise keyfi bir başka…







Bu keyifle bir de üstüne şiir yazmak gelirse içinizden tutmayın siz de benim gibi…
Acemice de olsa, dar vakitte de yazılmış olsa iliştirin sürprizinize…
Tek harfiyle oynamayın sonradan da bırakın ilk hali yansıtsın, o da öğrensin kendi gibi bir şiir olmayı…


"
Sen doğmadan hayatıma, geceyi yaşıyordum.
Sen görünüverdin, gündüzüm oldun…
Ne güzel şeyler yaşattın bana…
Sevilmenin tadına
Sevmenin tadına vardım
Ruhuma, ömrüme eş oldun…

“Seninle her yere” ile çıktık yola,
Gezdik gördük dünyayı, türlü güzelliklere ilklere şahit olduk birlikte…
Ne güzel anılar oldu onlar,
Andıkça mest olduğumuz, baktıkça keyiflendiğimiz fotoğraflarımız var …

Geçti yıllar, 5. yılımızdayız şimdi.
Ama sanki daha dün gibi karşılaştığımız ilk an,

5.yılda her şey daha güzel,
Aşkımızın meyvesiyle…
Daha nice birlikte geçen güzel yıllarımız olsun
Muhtacım gözlerine
Muhtacım sözlerine
Muhtacım sevgine
Hep yanımda ol

Sevgilime…"



6 Aralık 2009 Pazar

BAHARATLI ELMALI KEK



ELMALI KEK

Bu kekin tarifini eltimden almıştım. Sonrasında sadece içine iki baharat ekledim.
Tarifte tarçın vardı zaten, onlara eşlik etsin ve şifasını artırsın diye bol zencefil ve zerdeçal eklemesiyle melez bir kek oldu. Rengi zencefilin etkisiyle koyulaştı.

İçinde hiç yağ yok efendim. Şaşırmayın. Hiç bu kadar yumuşacık bir kek yememiş olabilirsiniz. İçindeki minik elmalar o kadar harika bir kıvam veriyor ki bu keke, büyükler de küçükler de çok seviyor… Son bir iki aydan bu yana her hafta mutlaka pişiriyorum. 8 tam porsiyon çıkıyor diyebiliriz.
Hemen tükeniveriyor. Zaten fazla kalması da iyi değil. Nemli bir kek olduğu için dışarıda çabuk bozulabilir. Ayurveda uzmanları der ki yiyeceklerin sahip oldukları enerjiyi kaybetmemeleri için mümkün olduğunca taze yiyecekler tüketmek gerekir.

Malzemeler:

• 2 orta boy elma
• 1 bardak toz şeker
• 1 bardak elenmiş beyaz un
• 2 yumurta
• 1er tatlı kaşığı tarçın, zencefil, zerdeçal
• 1 paket kabartma tozu

Yapılışı: Yumurta ve şekeri çırpın. Elmaların kabuğunu soyup küçük küçük doğrayın. Unu, baharatları ve kabartma tozunu ekleyip karıştırın. Çok zor karışıyor. Un gözden kaybolunca yağlanmış 22 cm lik kelepçeli kalıba döküp 180 dereceli fırında pişirin.

Not: Üzerine ceviz dizebilir ya da toz cevizi içine ekleyebilirsiniz. Fotoğraflardaki keki yaparken ben her ikisini de es geçmişim… Fırını açıp kekin sönme riskini de göze alamadığım için bu keki sade tükettik.

1 Aralık 2009 Salı

SIRA BANA GELDİ...

Sonunda beklenen haber geldi. Domuz gribi aşılanma işlemi 24 yaş üstüne de 2 Aralık itibariyle yapılabiliyor. Şu an tek açıkta kalan 50 ile 65 yaş arasında kalanlar. Onların ne günahı var ki? Umarım bu yaş grubunda olup aşılanmak isteyen vatandaşlarımız için de bir imkan sunulabilir.

Efendim ben yarın gidip aşımı olacağım.
Can Paşa aşılananı 15 gün oldu. Yani antikorları yeterli güce ve sayıya ulaştı:) Ben de aşı olduktan sonra bir 15 gün kendimi koruyabilirsem bu iş tamamdır.
Eşime gelince, grip olduğunu hiç görmedim 5 yıllık evliliğimiz sürecinde. Maşallah diyelim ancak aşı olmanın zararı olmaz. O da olmaya çalışacak işten fırsat bulursa…

Ailecek aşı dostu ilan ediyoruz kendimizi:)

30 Kasım 2009 Pazartesi

Bıyık

Herkesin utangaç gelin edasıyla görmezden geldiği gerçeği Hakkı Devrim pat diye söylemiş (Radikal, 24 Kasım 2009). Demiş ki, “CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçti. 1950 CHP’nin sonuydu.... Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa çevirdiniz.” Şu içinden geçtiğimiz devrim günlerinin, unutulmayacak kadar önemli sözlerinden biridir.


Devamını söylememiş ama o da yakında gelir tahminimce. CHP’nin kurucusu ve ebedi şefi olan zatın miadı da 59 yıl önce dolmuştu. Zorla ayakta tutacağız diye tarihî bir şahsiyeti hortlağa çevirdiler.


Edebiyle tarihe gömülmesine izin vermediler. 12 seneden beri Etnografya Müzesinin bodrumunda bekletilen naaşını oradan alıp, Devlet dininin Kâbesi gibi tasarlanan bir tapınağa nakletmeye 1950’de karar verdiler. Vefatından hemen sonra paralardan resmi çıkarılmıştı, aynı yıl geri getirdiler; ki dünyada hiçbir “milli şefe” o güne dek nasip olmamış bir tuhaf basübadelmevttir. 1930'ların hengâmesinde çıkarılmış birtakım deli saçması kanunların "Devrim Yasaları" adıyla kutsallaştırılması da 1950'nin eseridir.


Bir parti düşünün ki 27 yıl boyunca “Devlet benim” demiş; bana karşı çıkan her kimse TANIM GEREĞİ vatan hainidir, dolayısıyla katli vaciptir diye akıl yürütmüş. Bir gün aniden dönüyor, “eheh, hoşgörü de lazım ayol,” deyip demokrat olmaya karar veriyor. Veriyor ama geçmişine de tek kelime toz kondurmuyor. Dünyada böyle bir şeyin eşi var mıdır? Aklın mantığın alacağı şey midir? Devir demokrasi devri diye demokrasiciliğe soyunacağız, ama milli ideolojimizdir diye okullarda, kışlalarda 1930'ların kokmuş totalitarizmini okutmaya devam edeceğiz.


Türkiye'ni temiz tut, yeşili koru

Hayır, CHP’nin 1950’den sonra inat etmesi birkaç yaşlı politikacının hırsıyla açıklanabilecek şey değildir. Büyük bir siyasi mühendislik projesinin parçasıdır. Demokrasiye geçerken geçmişin sorgulanmaması gerekiyordu, çünkü geçmişte çok fazla kan, cinayet, zulüm ve alçaklık vardı. Eski defterler bir kez açılsa ucunun nereye varacağı belli olmazdı. İşte o geçmişin muhafızı ve müdafii olsun diye CHP’yi meclise oturttular. Kurucusunu da tanrılaştırmaya karar verdiler.


Onur Öymen’e bıyık çizmek marifet değil. Ağababasına çizebiliyor musunuz, siz ona bakın.