22 Şubat 2010 Pazartesi

İLK FOTOĞRAF GEZİM...

Bu pazar ilk defa bilinçli olarak bir fotoğraf gezisinde bulundum.

Kurstan arkadaşlarla ve hocalarımızla sabah erkenden Karaköy'de Sebo Börek'de buluşuldu. Kahvaltının ardından Karaköy-Balat-Eminönü Hattı boyunca yürüyüp fotoğraf çekildi. Sahilde balık ekmek yemek, yağmur bastırınca bir kafeye doluşup "Kömürde Çay" içmek de ayrı keyifti...

Hep otomatikde fotoğraf çekerek fotoğraf çektiğini zanneden bendeniz "manuel" modda önce bir cebelleşip ardından da gerçekten fotoğraf çekiyor olmanın keyfine vardı.

Bu gezi ilkti, kısmetse son olmayacak... Fotoğraf çekerken İstanbul'u yaşadım, yaşayan bu şehri gördüm, yeniden keşfettim sanki.

Görmemiş bir fotoğraf çekmiş, tutmuş bloğuna koca koca eklemiş:)
Bu seferlik maruz görün, bundan sonrakileri daha ufak boyutta eklerim. Etiket metiket de bırakmadım. Hırsıza davetiye :)
Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...


Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...


Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...


Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...

21 Şubat 2010 Pazar

2010 HOMUR PROJELERİ

2010 İstanbul Avrupa Başkenti etkinlikleri kapsamında çeşitli projeler tasarlanmıştır. HOMUR olarak bundan geri kalacak değildik elbet, biz de kendi projelerimizi ürettik...

(Büyük resimler için üzerlerine tıklayın)
















TEKEL'in Sesi Var

Tekel Direnişi için gönderdiğiniz karikatürlerden ve fotoğraflardan oluşturduğumuz "YÜRÜYEN SERGİYİ" Taksim Tramvay Durağında müzikli ,ritimli, şiirli bir basın açıklamasıyla açtık... Homur çizerleri ve Red fotoğraf'ın fotoğrafçılarının eserleri izleyenlerin önünden geçerek ilerledi.


İstanbul Kültür Forumu’nun çağrısıyla, KESK Kültür sanat-Sen’in sanat ve eylem pratiğiyle etkinlik büyük bir başarıyla gerçekleştirildi.
20 şubat 2010 Ctesi günü Saat 11.00 de Taksim Tramvay durağında Kültür Sanat-Sen Pankartıyla “TEKEL’in SESİ VAR!” diyen İstanbul Kültür Forumu çağrıcıları ve bu etkinliği sahiplenen kurumlarla toplandı.

Taksimde basın açıklamasıyla birlikte açılan sergi sırasında yapılan etkinlik saat 12.15 de tek sıra halinde yürüyen elli kişilik ‘ayaklı sergi’ halinde Gümüşsuyu, Dolmabahçe ve Beşiktaş’ta son buldu. Ankara’da mitingte toplananlara İstanbul’dan selam yollandı. Tekel işçileri gerçek açılımın ne olduğunu kardeşlik ve sevginin ne olduğunu iki aydır gösteriyorken, Başbakan’ın Beşiktaş da yapmakta olduğu sanatçılarla açılım (!) kahvaltısına Tekel'in selamını gösterdik.

Beşiktaş'a gelirken Polis iki kere yolumuzu kesti .
Polisle pazarlık ede ede Beşiktaş İskelesine geldik Barbaros heykelinin yanındaki duvarda açıkhava sergisini açtık bir saat sergimiz kaldı. saat 14.30 da basın açıklamamızı yaptık resimler çektirdik ve 15.00 yürüyüş sona erdi.

"YÜRÜYEN SERGİMİZ" şimdilik bu günkü seyahatini bitirdi. Diğer günlerde de yürümeye devam edecek... Etrafınıza dikkatle bakın her an,her yerden karşınıza çıkabilir. O zaman hemen peşine takılıp onunla birlikte yürümeyi sürdürün.

FOTOĞRAFLAR : Vahit AKÇA - Özcan YAMAN- Atay SÖZER

















ELİNİZİ TAŞIN ALTINA SOKUN


Başbakanımız sanatçılarla toplantı yaptı, yapmaya da devam edecek...

Onlardan ilk isteği şu oldu: Elinizi taşın altına sokun...

Homur'un da katıldığı "TEKEL'in sesi var" yürüyen sergisi Dolmabahçe'nin önünden geçerken içeride de muhterem sanatçılar başbakanımızla sohbet halindeydi...
İlk etapta konuk olan sanatçılarmız şunlardır:
İbrahim Tatlıses, Emel Sayın, Nuri Sesigüzel, Orhan Gencebay, Mustafa Sandal, Yavuz Bingöl, Arif Sağ, Neşet Ertaş, Davut Güloğlu, Kıraç, Kubat, Fatih Kısaparmak, Kenan Doğulu, Orhan Hakalmaz, Ferdi Tayfur, Funda Arar, İzzet Yıldızhan, Özdemir Erdoğan, Fuat Güner, Özkan Uğur, Alişan, Ferhat Göçer, Rojin, Aynur, Gülay, Hüseyin Turan, Murat Göğebakan, Mustafa Sağyaşar, Samsun Demir, Bülent Ersoy, Manga, Muazzez Ersoy, Feryal Öney, Teoman, Ali Rıza Binboğa, Safiye Soyman, Ahmet Koç, Garo Mafyan, Bülent Forta, Onur Akın, Nükhet Duru, Sinan Özen, Demir Demirkan, Demet Akalın, Zerrin Özer, Kayahan, Nilüfer, Sertab Erener, Işın Karaca, Bülent Ortaçgil, Seda Sayan, Bedia Akartürk, Emel Müftüoğlu, Nihat Doğan, Erol Evgin, Zekai Tunca, Cengiz Kurtoğlu, Hakan Peker, Ali Kocatepe, İskender Ulus, Cengiz Erdem ve Şahin Özer

19 Şubat 2010 Cuma

BİR BALIK...


Bir balık görülmüş Karadeniz Sahillerinde :)

Fotoğraf için teşekkürler PeriTozu
Mükemmel bir zamanlama:)
Can'ın bir sonraki fotoğraflarını Münih'de buluştuğumuzda çekersin kısmetse:)

17 Şubat 2010 Çarşamba

ADLİYEMİN ÜSTÜNE “TIP” DEDİ DAMLADI


(BİR ADLİ TIP UZMANININ GÜNLÜĞÜ)



1.GÜN
Bugün bir hasta getirdiler; koma halindeki kişi incelendi… Kafatasının sol tarafında bir çatlak ve buna bağlı olarak travma durumu vardı. Sol dirsekte çatlak sağ ayakta üç yerden kırık saptandı. Rektumda genişleme ve kesikler vardı, ayrıca içerde cam kırıklarına rastlandı. Testislerde elektrik verilmesi sonucu yanıklar bulunmaktaydı. İşkence olabileceğinden kuşkulanıyoruz tam karar veremedik. Malum bunlar hassas konulardır…

2.GÜN

İşkence olayını arkadaşlarla tartışıyoruz… Her kafadan bir şey çıkıyor… “Olabilir” diyenler var, “olmayabilir” diyenler var; “hem olabilir hem olmayabilir” ve “ne olabilir ne olmayabilir” diyenler de bulunuyor “Bakanlığa soralım onlar ne diyorsa odur” diyenler bile çıktı… Biz de ne yapacağımızı şaşırdık, sonunda başka bir uzmandan görüş alınmasına karar verildi… Dışarıdan bir uzman yollanması için gerekli yerlere yazı yazıldı.

Öğleye doğru 80 yaşındaki bir yazarın 14 yaşındaki kıza taciz olayını inceledik… Nefret ederim böyle heriflerden, tam “Şimdi düştün elime, yaktım çıranı” diyordum ki Adam, “Ne var bunda imam nikâhı kıyacaktım, hem sayın beyefendi hazretleri de muhterem zevcelerini 14 yaşında almıştı” diyince apışıp kaldık. Beyefendi hazretlerini referans göstermesi kötü oldu. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık; en iyisi bu rezilin suratına tükürmek, diyeceğim ama Hipokrat Yeminim var onu da yapamam… Ah ah gel de Kriton Hoca’yı yâd etme… O olsa hiç takmazdı beyefendiyi falan.






3.GÜN
Bugün işkence için görüş alacağımız uzman geldi; adı Haydar olan bu kişiyi pek doktora benzetemedim doğrusu. İri yarı dazlak kafalı, pala bıyıklı… Ama herhalde işinin ehli olmalı ki daha hastayı görmeden “Kesinlikle işkence yoktur” diye teşhisini koydu… Bari adet yerini bulsun diye hastayı görmesini önerdik… Hasta, Haydar’ı görünce korktu, ağlamaya başladı; “Tamam bütün bildiklerimi anlattım ne olur artık elektrik verme, şişe sokma” diye bağırdı… Galiba önceden tanışıyorlarmış gibi bir hisse kapıldım… Neticede işkence olup olmadığı konusunda tam bir karara varamadık…
Akşama doğru bir cinayet vakası

geldi, zavallı bir kızı beş parçaya bölmüşler; parçaları birleştirirken zorluk çektik…

Bu arada 80 yaşındaki tacizci içeri girip “Merhum hanım kızımızın işi biten bir parçasını hatıra olarak alabilir miyim?” dedi. Adamı kibarca dışarı çıkarttık tabii, arada beyefendi hazretleri olmasa ben bu yüzsüz sapığa yapacağımı bilirdim !

4.GÜN
Otopsi yaptığımız kızın sol göğsü kayıp; 80 yaşındaki tacizciden şüpheleniyorum, o gün kaşla göz arasında yürütmüş olabilir…
Bugün beş kişinin katili bir caniyi getirdiler; psikolojik testlerden geçireceğiz… Adam, “ben Hazreti İsa’yım hepinizin gelmişini geçmişini vaftiz edeyim” diyor. Ben yer miyim bu numarayı, aklınca deli numarasına yatıp sıyıracak… Bu arada uzman Haydar “Şunla bir de konuşayım” diye yanına girdi, bu bizimkini görünce “Vaaay Haydar Abim” diye boynuna sarıldı bir muhabbet ettiler ki sormayın. Bu Haydar’ın da tanımadığı yok…
Akşam bir intihar vakası geldi, ekonomik krizden bunalım geçiren işçi köprüden atlamış… Yer yokluğundan ölen kızın cesediyle aynı odada otopsi yapıyoruz… İşçinin çift kalbi olduğunu hayretle gördük, sonradan anlaşıldı ki o meğer yan masadaki kızın kalbiymiş, yanlışlıkla karışmış… Bazen böyle karışıklıklar oluyor ister istemez…

5.GÜN
İşkence raporu bugün sonuca ulaştı; ben ve iki arkadaşım işkence vardır dedik. Ama deplasmandan gelen Haydar “yoktur” dedi… Deplasmandaki bir sayı, hemen o gün çıkan bir talimatnameyle dört sayılınca Haydar’nın görüşü benimsendi… İşkence yokmuş…
Bu Haydar’ın doktor olduğu konusunda kuşkularım artıyor… Bir punduna getirip soracağım…
Bu arada yan masadaki karışıklıklar sürüyor, gömleğimin cebine bir adet kulak girmiş…
Akşama doğru “işkence yapılmamış” hastamız eks oldu… Ölüm raporunu Haydar hazırladı. Ölüm nedeni : Domuz gribi… Aslında çok da yalan sayılmazdı neticede işin içinde bir domuzluk olduğu kesindi.

6.GÜN
İsa olduğunu iddia eden cani hakkında karar vereceğiz… Bir kısmımız numara yaptığını söylerken bir kısmımız paranoyaklık konusunda ısrarlı… Gene Haydar’ın görüşüne başvurmak zorunda kaldık hiç istemediğimiz halde… Haydar geldi ve raconu kesti; “Vatandaş ne numaracıdır ne de delidir, bizzat Hazreti İsa’dır…Acilen serbest kalmalıdır yoksa cümleten çarpılırız. ” Mecburen Haydar’a göre rapor verdik… Ben laf arasında “Haydar Bey hangi tıp fakültesinden mezunsunuz?” diye sordum… Beni tepeden tırnağa süzüp “Şırnak Adi Tıp’dan ciğerim!” dedi… Acaba Adli demeye dili dönmüyordu da mı “adi” demişti yoksa ironi mi yapmıştı tam anlayamamıştım.
Belki de doğru söylemişti, gerçekten “Adi” bir tıpçıydı, çünkü ironi yapacak bir zekası yoktu. Ama Şırnak’da Tıp Fakültesi olup olmadığını düşünmeye başladım. Bu YÖK’ün nereye ne zaman ne yapacağı hiç belli olmaz, belki de kaşla göz arasında açmıştır, günahına girmeyelim şimdi.
Akşama doğru bir yan masa karışıklığı daha yaşandı, 80 yaşındaki tacizci, yapılan testler sonucu beş aylık hamile çıktı… Bir şey değil kendi de inandı bu duruma, “Ulan beyefendi hazretleri yaktın beni” diye ağlayıp duruyor… Eee Allah’ın sopası yok…

7.GÜN
Sabah işe geldim… Sekreter bana resmi bir zarf uzattı, açıp baktım… Şırnak’a tayinim çıkmış… Eh artık orada fakülte olup olmadığını yerinde öğrenirim artık… Şimdi eve bavulumu hazırlamaya gidiyorum… Bu günlüğe yazdığım son yazıdır; bundan sonra yazmaya yerime gelecek arkadaşın devam edeceğini umuyorum… Hoşça kalın...

8.GÜN
Cümlenize merhabalar ben Haydar, bugün göreve resmen başladım… Artık yazıları ben yazacağım… Burada her bi şey mükemmeldir, aksayan hiçbir şey yoktur, etraf güllük gülistanlıktır, işler tıkır tıkır işlemektedir. Vukuat çoktur, lakin işkence yoktur… Emir ve görüşlerinizi her daim beklerim. Arz ederim…
Atay SÖZER

13 Şubat 2010 Cumartesi

HOMUR 74.SAYI



HOMUR’UN 74.SAYISI Adli Tıp Uzmanları Derneği tarafından çıktı…




Kriton Dinçmen anısına hazırlanan sayının manşeti;
“Adliyemin Üstüne Tıp Dedi Damladı”…

Yayın Kurulu: Atay Sözer, Cabbar, Canol Kocagoz, Devrim Demiral, Dinçer Pilgir

Adli Tıp Editörleri: Bülent Şam, Halis Dokgöz, Ûmlt Biçer
Grafik Uygulama: Emre Bakan

Katkıda Bulunanlar:
Abdûlkadlr Demirhindi, Ahmet Çuhacı, Akıldane Herzekar, Anıl Onat Doruk, Asuman Küçûkkantarcı, Berkan Örgen, Blrol Çûn, Cem Koç, Cemal Arığ, Cemil Açıkkol, Durmuş Evcümen, Emel Ramadanoğlu, Engin Selçuk, Eray Özbek, Ercan Baysal, Ergun Akleman, Firuz Kutal, Halis Dokgöz,, Kriton Dinçmen, LaleTırtıl, Lütfü Çakın, Murat Altun, Mustafa Yıldız, Nuri Bilgin, Osman Öztürk, Prof. Ökkeş, Rahime Henden, Sadi Çağdır, Sait Kapıcıoğlu, Savaş Ünlü, Sevgim Aktürk, Seyit Saatçi, Sebnem Korur Fincancı, Taner Özek, Tayfun Akgül, Uğur Deniz Kuşgöz, Vahit Akça, Ümit Biçer, Veysel Güntaş, Yasemin Çakmak, Yasemin Günay.

HOMUR ÇEKMEKÖY'DE

1 Şubat Pazartesi günü İstanbul Kültür Forumu Projeleri kapsamında HOMUR Mizah ve Karikatür Gurubu Yazar ve çizerlerinden Canol KOCAGÖZ, Asuman KÜÇÜKKANTARCI, Kadir YASA, Vahit AKÇA Çekmeköy Gönüllüleri'nin konuğuydu.


İstanbul Kültür Forumu projelerinden ilkini Çekmeköy’de başlatılmış oldu.
Karikatür Atölyesi çalışmasında çocuklarımızı karikatürle tanıştırdık.

- Öncelikle mini bir karikatür sergisinin yanı sıra HOMUR dergilerini ve karikatür kitaplarını çocuklara dağıtarak incelemelerini isteyerek onların karikatüre bakış açıları oluşturulmaya çalışıldı.


- Daha sonra Canol Kocagöz karikatür ve mizah’ın ülkemizdeki tarihine değinerek çocukların yakından tanıdığı Nasrettin Hoca’nın mizah yeteneğinin bu kadar uzun süre halkın hafızasında kalmasının nedeni üzerine konuşularak bilinmeyen yanları anlatıldı.
- Vahit Akça ve Asuman Küçükkantarcılar karikatür çizim tekniğinden bahsederek dikkat edilmesi gereken temel püf noktaları gösterdi. Çocuklardan çizim yapmalarını istediler. Çizimlerini bitiren çocukların çizimleri üzerine yorumlar yapılarak vermek istedikleri mesajlar anlaşılmaya çalışıldı. Daha sonra herkes çizimleri panoya asarak sergiledi.
- Baskıya uygun olan çalışmalar seçilerek Kadir Yasa çocuklara kalıp çıkartma ve baskı tekniğini gösterdi. Kalıpları çıkaran çocuklar heyecan içersinde baskılarını yaptılar.

- Bu çalışmaları Canol Kocagöz’le izlerken burada çıkan çalışmaları İstanbul Kültür Forumunun ilk sanat kitabı olarak basma fikri ortaya çıktı. .