22 Ağustos 2010 Pazar

ZAMAN YOLCULUĞUNA SON: İSVİÇRE

İsviçre tatili dönüşünde bloğa yazıları aktaracakken beni bir süpriz bekliyordu. Sadece beni değil Türkiye'de ki tüm picasaweb kullanıcılarına yapılan kötü bir şaka sanki. Fotoğrafları picasa html kodlarıyla link vererek bloğunuza aktardıysanız artık saf yazıdan oluşan, fotoğrafların olduğu yerde çarpı işareti bulunan yazılarınız vardı. Şaka artık ka.a oldu. Durum düzelmeyince çareyi flickr'a dönmekte buldum. Olan geçmiş yazılara oldu. Böylece bir türlü İsviçre yazısı yayınlanamadı. O yüzden gezi notlarını baştan sona değil sondan başa doğru aktarma yoluna gittim. Budapeşte, Münih derken şimdi zaman yolculuğunda en baştayız. İsviçre'de...

IMG_7009_2

Masal ülkesi dediğim memleket... Artık bize neredeyse 2.memleket olmuş ülke...
Eşimin 6. benim 3, Can'ın bile 2. ziyaret edişi...

Bir masalın içindeydik yine...

Heidiland masalın tam da başladığı yerdi sanki...
IMG_6685

Doğayla içiçe... Huzurla kolkola bir 10 gün geçti...

IMG_6971_2

Bu manzara her haliyle hafızamıza kazındı.
Siyah beyaz halini de ekledik...

IMG_6404

Renklerle dolu halini de.... Berlingen Köyü. Yürüyüş yaptığımız patika boyunca duyulan saf huzur, keşfetme heyecanı, mutluluk...

IMG_6469

Ayrı ayrı çok güzeldin yine İsviçre ama bizi en çok vuran Heidiland'in oldu...
Dağlara yayılmış evler, derin bir sessizlik içindeki tek ses ineklerin bütün yayla boyunca dört bir koldan yarattığı çın çınlar, bu sesin yankılanması ve karışımıyla ortaya çıkan müthiş keyif veren nefis müzik...IMG_6684
Boyunlarında kocaman çın çınları ile güzel sarıkızlar...
IMG_6738

IMG_6685

Dağlara serpiştirilmiş köy evleri... Odunlar inci gibi dizi dizi istiflenmiş, bekliyor kış mevsimini....
IMG_6710IMG_6707

Bir tarafta böyle bir sakinlik huzur varken, Zurih'de ise sıcak güneş ile birlikte parklarda güneşlenmeye koşanlarla oluşan bu cümbüş...

DSC02283

Artık gördüklerimize şaşırma katsayımız epey bir azalmış durumda... Ama yine de şaşırmalarımız ilk tecrübelerimiz devam ediyor...

Bir tanesi bu yeni sanat-hobi türü...

IMG_6791

Taşlar nasıl bu şekilde üst üste durabiliyor??? Ustası bekliyor eserlerini titizlikle, yanına çok yaklaştırmıyor...

IMG_6798
Uhu ile yapıştırılmış gibi diyeceğim ama koca koca taş bunlar, sünger parçası değil ki???
Dengeyi bulma çabası var her yerde...

IMG_6799 (2)

Çok yol yürüdük çok yol aldık... İsviçre'nin birçok şehrini gezdik, göllerini tek tek seyreyledik...
IMG_6941 (2)

Zürih seni geçen yıl es geçmiştik, oysa ki bahardan yaza geçişte de başka güzelmişsin...
IMG_6950_2
IMG_6897

İnsanlarını, barındırdığın yaşamı da seyrettik uzun uzun...

IMG_6957
Dağlarında kar varken halen, göllerin billur gibi maviydi...


IMG_6998_

Atlayıp o gemiye biz de yol aldık daha da içlere, huzura, sessizliğe doğru..


IMG_6588
IMG_6607
Parklarında oyunlar da oynadık... Luzern de rastladığımız, esasında Fransa'da sıkça rastladığımız bu oyun gibi... Bowl...
IMG_7064_

Luzern başka güzeldi, İsviçre'ye gidilip de görülmeden dönülmemesi gereken şehir...
IMG_7120_
Alpleri doya doya seyreyledik, derin derin soluduk...
IMG_7172

Ve daha bir çok şey...

4,5 ay öncesinden biletleri alındı, gitme vakti geldi, gidildi, dönüldü ve üzerinden neredeyse 3 ay geçti bile...

Bu durumu idrak etmek hafif hüzün verse de bütün güzel şeylerin bir sonu olduğunu kabul etmek yeni güzellikleri hayal ederek mutlu olmayı öğrenmek gerek... Dönüp fotoğraflara bakıp bakıp yeniden hatırlamanın verdiği mutluluk da cabası... Bu tatili yazıya dökmeyi başarmanın keyfi de apayrı...

AFFENBERG (MAYMUN ADASI)

IMG_7319_2

İsviçre-Almanya gezisinde uğradığımız, hepimizin ayrı ayrı çok keyif aldığı, Can’ınsa bir başka keyif aldığı mekân Affenberg…

IMG_7476

İsviçre üzerinden arabalı feribot ile Bodensee gölünden karşıya Almanya tarafına,
Konstanz’a geçip bir süre daha yol aldıktan sonra varıyoruz bu mekana…
IMG_7239

İçinde maymunların özgürce dolaştığı bir orman, bu ormanda bir patika, patika boyunca patlamış mısır ikramını bekleyen maymunlar… Bu yürüyüşte maymunlarla haşir neşir olup, onları elinizle beslemek çok doğal bir durum. Hatta eşim gibi kol kola sırt sırta verip fotoğraf çektirmek…Onları orman içinde uyurken seyretmek,

IMG_7357

Ya da yavrusunu sırtında taşıyıp gezdirmesine şahit olmak…

IMG_7343

Ya da bir daldan bir dala atlayıp ormanın içine doğru dalmalarını seyretmek…Bu seyri tel örgüler, sınırlar olmadan yapabilmeniz için bütün maymunlar aşılanmış, ancak yine de uyarı var dikkatli olmanız, çok yaklaşıp rahatsız etmemeniz yönünde. Çünkü maymundur, belli olmaz, ısırabilir de tırmıkta atabilir, eşimin başına geldiği gibi… Bir anda bir başka maymunun attığı çığlık ile irkilen maymun yanı başında tokalaşmak için duran eşimi kolundan yakalayıverdi, ben de güya tokalaşmanın fotoğrafını çekecektim:) Sesle korkan hayvancağız eşimin kolunu, tutunacağı bir ağaç dalı olarak düşündü herhal:) Sakinleşip kolu bırakan maymunun yaptığı hareket karşısında sakin kalmayı başaran eşim kolunda bir sıyrık anısıyla ve derin bir soluk ile kalakaldı… Can ise daha evcil olan maymunlarla kurdu diyalogunu, onlara bol bol patlamış mısır ikram etti, insanlarla daha bir samimi olan bu maymunlar, ziyaretçilere mısır dağıtan görevlinin bulunduğu patikada yol üzerinde sağlı sollu bekleşiyorlar.

IMG_7313_IMG_7470
Ziyaretçilerin patlamış mısır ikramını bekliyorlar, avuçlar patlamış mısırla dolduruluyor durmadan, maymunlarda durmadan mısırları yiyor.
Uzattığımız mısırları elleriyle avucumuzdan tek tek itinayla alıyorlar. Her seferinde tek mısır tanesi...
IMG_7443

Can bu ikramdan sonsuz keyif aldı, onun keyfine şahit olurken de biz…
Avucumuzu kapatıp mısırları sakladığımızda ise tek tek parmaklarımızı açıp mısırı almaya çalışmalarıyla devam eden oyunumuz da çok güzeldi:)Bu oyunlarla keyif şaşkınlık iyice arttı.
IMG_7426

Maymun adasının tek sakinleri maymunlar değildi, bunun dışında ördekler, kazlar, kuğular…IMG_7532
IMG_7579
IMG_7546

ve Leylekler… Bu seneyi bu kadar gezgin halde geçirmemize sebep olan sevgili dostlarımız…
IMG_7248
Uzun gagalarını birbirine çarptırarak karşılıyorlar bizi. Bunu meğerse birbirleriyle olan iletişimleri için yapıyorlarmış. Çünkü leyleklerin erişkinliğe adım atmalarıyla ses telleri işlevini yitiriyormuş. Nereden mi öğrendim? Patika boyunca parkı dolaşırken çeşitli sorular içeren tabelalardan… Ön yüzde sorusu ve 3 cevap seçeneği mevcut. Arkasında ise cevapları… Kendimi bir çocuk merakı içerisinde tabeladan tabelaya koştururken buldum. Maymunlarla ilgili birçok ilginç konu da vardı. Örneğin bir maymunun dişi mi erkek mi olduğunu nasıl anlarız :) Leyleklerin her yıl yuvalarını terk edip kışın güneye göç edip seneye yine binlerce km katedip tekrar eski yuvalarına geldiklerini biliyor muydunuz? Önce erkek Leylek yuvaya gelir yuvayı bir güzel elden geçirir, temizler, onarır, dişisi gelene kadar hazır hale getirirmiş. Centilmenliğin böylesi dedirtiyor:)

Maymun adasına gitmeden önce bir diğer alternatifimiz Çiçek Adasına fotoğraf çekmeye gitmekti. Tavsiyesini ikidir alıp ikidir es geçiyoruz. Maymun Adası'nın Can için daha ilginç olacağını düşünüp tercihimizi Maymun Adasından yana yaptık. Önümüzdeki yıllarda bu diyarlara olan geziyi tekrarlayıp bu seferde Çiçek Adasından fotoğraflarla dönebilmek dileğiyle... IMG_7355


IMG_7354

IMG_7319_1

19 Ağustos 2010 Perşembe

HOMUR ÇANAKKALE'DEN GEÇTİ


“SU YAŞAMDIR” Homur Mizah Grubu Karikatür Sergisi ve Özcan Yaman Fotoğraf sergisi Çanakkale’de açıldı…


Truva Festivali ile aynı tarihlere denk gelen etkinlikler, 9 – 16 Ağustos 2010 Tarihlerine kadar sürecek olan sergiler ÇOMÜ (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi) , GSF Resim Bl. Öğr. Üyesi Yrd. Doç. Umut Germeç’ in önerisiyle, Homur Yayın Kurulu Adına Editörler : Canol Kocagöz, Atay Sözer’in katkılarıyla fotoğraf ve karikatür sergileri, kazı resim atölye çalışması, “Şehirde, Tarımda, Sanatta ve Yaşamda SU” konulu bir panelden oluşuyor..

“SU YAŞAMDIR”
Suyun yaşamımızın “olmazsa olmazı”, olması dolayısıyla en temel insan hakkı olduğu ana temasıyla, “Çanakkale 2010” kapsamında, 9 - 16 Ağustos 2010 tarihleri arasında “SuYaşamdır” başlığı altında bir dizi etkinlik gerçekleştiriliyor HOMUR MİZAH Grubu Karikatürleriyle, Özcan Yaman Fotoğraf çalışmalarıyla bu etkinlikte yer alıyor.

HOMUR çizeri 30 karikatürcünün 50 den fazla yapıtıyla katıldığı sergi açık havada; atölye çalışmalarının da yapıldığı Halk Bahçesi’nde açıldı.. Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Fotoğraf Sanatçısı Özcan Yaman’ın “Su yaşamdır” fotoğraf sergisi ÇOMÜ, Kültür Evi’nde 10 Ağustos, Saat 18.oo’de açıldı. 13 Ağustos Saat 18.oo’de Çanakkale Deniz Müzesi Konferans Salonun’da yapılan panele: Prof. Dr. Kemal ÇELİK – ÇOMÜ Ziraat Fakultesi, Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi, Abdullah AYSU – Çiftçi - Sen Konfederasyonu, Ahmet ATALIK - Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı, Yrd Doç. Ahmet YARAŞ - Allianoi Kazı Başkanı, TRAKYA ÜNİVERSİTESİ Fen- Edebiyat Fakültesi Üyesi olmak üzere, dört bilim adamı katıldı.. Ayrıca sergi için hazırlanan karikatür ve fotoğraflardan oluşan, sinevizyon gösterimi gerçekleştiriliyor.


ÇOMÜ, GSF Öğrenci Topluluğu (Danışman: Doç. İhsan DOĞRUSÖZ) ve “Çanakkale Belediyesi’ nin de desteklediği bu etkinlikler dizisine, tüm canlılar adına “SU YAŞAMDIR” diyenler ilgi gösteriyorlar

18 Ağustos 2010 Çarşamba

GEZEGENLER, BİR KİTAP ve KREŞ BİLMECESİ

Gezegenlerin ters açısından çıkıldı, uyumlu bir açıya oturuldu, artık huzur ve denge hakim bünyeye.
Pazartesi gidilen Yin Yoga sonrasında nasıl bulunmaz ki bu denge huzur...

Beraberinde okunan şu kitap da cabası, su gibi akıyor elimde…




Bir şiir kitaptan size...

MUTLULUK BULAŞICIDIR…

Çocuklarınızın yeteneklerini,
Ünlü ve başarılı şahsiyetlerinkiyle
Karşılaştırmayın,
Özgün kimlikleri yiter.
Elde etmeye ve başarıya koşullandırmayın,
Sizi hayal kırıklığına uğratmamak için
Hırsızlığa, hileye başvururlar.

Yüzeysel istekleri değil,
Derin coşkuları teşvik edin.
Hırstan değil,
Sabırdan övgüyle sözedin ki,
Başarı maskesi takmış, amaçtan saptıran,
Dikkat dağıtan curcunadan
İçsel seslerini ayırt etmeyi öğrensinler.

Elde etmeyi öğretirseniz,
Doymak nedir bilmezler.
Yetinmeyi öğretirseniz,
İhtiyaçları olan her şeye sahip olurlar.

Herkes çocuklarının mutluluğunu ister
Nasıl olursa olsun bir şekilde
Ama bugün ama yarın
Sizi coşturan, gerçekten mutlu eden
Bir şey gösterin çocuklarınıza.
Bulaşıcıdır mutluluk sanatı,
Ve onu sizden öğrenirler…

*************

Son 1-2 haftadır yoğun bir kreş arama durumumuz var. Can'ın 3 yaşına girmesiyle artık kreşe gitmesine karar verdik. Ancak alternatif kreşler arasında karar vermek güç, o kadar çok kriter var ki, her kreşinse artı ve eksi yönleri... Tamamen artılardan oluşan bir kreşe rastlamadım henüz.
Çareyi mühendislik hesabına oturtacağım sonunda. İçinden çıkamayacağım bir duruma geldim.
Önce kriterleri tek tek yazıp sonra bunlara bir ağırlık puanı vermek, ardından her kreşi bu kriterlere göre puanlandırmak, kriterlerin ağırlık puanı ile çarpıp alt toplam yapıp en yüksek puanı alanı seçmek…
Çok kolay gözüküyor sanki ama yok kolay değilmiş, kriterlere ağırlık puanlarını dağıtmak güç, kreşlere tek ziyarette puanları verebilmek de, tekrar gidip görmek bir daha baştan düşünüp puanı buna göre vermek gerekiyor…

Çareyi bir kaç yere daha bakıp en sonunda da içimizden geleni, kısmetimizdekini seçmekte bulacağız.
Bol kısmetli günler olsun...

15 Ağustos 2010 Pazar

DERİN DERİN NEFESLER


Son günlerde bir duygu karmaşası içinde yaşıyorum, burcumu yöneten gezegenler son 4-5 gündür pek bir sert açıyla duruyor olmalılar. Havanın sıcaklığı ve nemi de tuz biber oluyor üstüne.

4 ay önce işyerinde aldığım terfi de kazanı kaynatıyor içten içe… Mesleğimin, benliğimi de hafif ele geçirmesine izin verdiğimden midir yoksa yaşın artık 30lu bir rakama ulaşmasından mıdır bilmiyorum, dar toleranslarım var artık ve bir hak yedirmemezlik davası… Susmak, sessiz kalmak yapamadığım şey. Gösterdiğim tolerans düzeyini aşan da alıyor nasibini bundan, bu tepkiyi gösteren ben de… Etkilenmeyip yoluma devam ediyor gibi yapıyorum ama başarabiliyor muyum acaba, yoksa onlar içte bir yerde saklanıp bir başka öfkenin tohumunumu oluşturuyorlar acaba…
Haftasonu arabasını bilmem kaçıncı defa bile bile otopark çıkışına park edip içerdekilerin çıkışına engel olan, ne telefon numarası bırakan ne de oturduğu evde bulunan komşumuza yaşadığım öfke patlamasını unutmak için çabalıyorum. Kafamda bir taraftan neden dövüş sanatları kursuna gitmiyorum gibi ilkel kurgular geçiyor, mantıklı düşünen beynim ise öfke patlamalarını kontrol etmek için bir kitap okumalısın diyor. Bir başka çare daha var,

Daha fazla yoga yapmak, her günün sonunda ve başlangıcında mümkünse… İki aydan fazla oldu yogaya yeniden dönüş… En son hamilelikte düzenli devam ettikten sonra doğum sonrası yeniden dönememiştim bir türlü, epey bir yer araştırıp baktıktan sonra Ayça’nın da sayesinde Yogatime ile tanıştım.
Sevgili Deniz ile tanışalı ise iki ay oluyor. Trafiğin beter olduğu bir iş çıkışı 18.30 dersini kaçırıp da çareyi 19.00 dersine katılmakta bulmuştum ki Deniz Hoca ile böyle tanıştık. Her hocanın ayrı bir tarzı var. Size hitap eden, tarzını yolunu seveceğiniz bir hoca bulabilmeniz şans, kısmet biraz da arayış gerektiriyor. Deniz, benim için tam bu yolun sonunda duran kişi.

Yogadan her çıkışımda en ufak kızgınlık, en ufak kaygı ya da stres kalmamış oluyor. Rahatlamış, gevşemiş, toleranslarını yine yükseltmiş bir ben buluyorum içimde…
Her şey o matın üstünde terle birlikte atılmış oluyor bedenimden. Geriye dinginlik, dinçlik ve farkındalık kalıyor. Beni kızdıran, kaygılandıran her ne ve kim varsa yoganın sonunda bulanık silinmiş bir siluet halini alıyorlar.

Gezegenler, sıcaklar&nem, işyeri stresi, sorumluluklar, egom bir tarafta…
Diğer tarafta ise yoga, hobilerim, heveslerim… Sevdiklerim ise bu ikisinin ortasında… İki yol arasında gidip gelirken ben, şahit oluyorlar ruh halimdeki değişikliklere…


Yogadan çıkıyorum bütün öfkeler gitmiş, toleranslar genişlemiş, rahatlamış, kendiyle barışık dünyayla barışık bir halde… Bütün dünyaya yetecek sevgiyi içimde taşır bir halde… Bütün bu sevgi çoğunlukla yoga çıkışında beni karşılamaya gelen oğlum ve eşime akıyor… İlk onlar istifade ediyorlar bu halimden :)
O yüzden haftada iki akşam gittiğim yogaya en büyük destekçim eşim. Onun desteği olmasaydı olmazdı. İçimde zaten var olan anne vicdanı bu vakti neden oğluma değil de kendi hobime ayırdığımı düşündürtür beni vazgeçirtirdi kesin, bu noktada ihtiyacım olan desteği eşim verdi. Daha önce fotoğraf kursuna başlamamda olduğu gibi… Annelik ünvanına kavuştuktan sonra yürümeyi yeniden öğrenen bebekler gibi oluyoruz. Yeniden kendi ayaklarımız üzerinde sırf kendimize ait kendimiz için bir şeyler yapmaya çalışıyorken destek gerekiyor çevreden. Diğer türlü o annelik içgüdüsü bizi olduğumuz yerden kıpırdatmıyor.
Siz ihtiyaçlarınıza kulak verdikçe bedeniniz de ruhunuz da sizi dinliyor, çevrenize&sevdiklerinize bunu yansıtıyorsunuz. İhtiyaçlarınıza kulak tıkayıp onları bastırmaya çalıştıkça da bu yine sizin en yakınınızdakilere yansıyor…

Bloğuma yazmaksa bir başka ihtiyaç, yogayla aynı etkiye sahip, birlikte terazinin aynı kefesinde duran iki şey, yazmak ve yoga…
Yogaya düzenli vakit ayırabiliyorken yazmaya bir türlü bu düzende devam edemedim. Bu ritmi bir yerlerde yitirdim ve ne kadar ara ara yakalamaya çalışsam da olmadı sanki.
Ama olmayacağı anlamına gelmiyor. O yüzden yazıyorum…





Not: Fotoğraflar google images dan alınmıştır.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Karaburun Şenlikleri

KARABURUN ŞENLİKLERİNE KARİKATÜR ETKİNLİKLERİ DAMGA VURDU




Bu yıl 7.si düzenlenen Karaburun şenlikleri, bir dizi karikatür etkinliklerine sahne oldu. Karikatürlü Ev’de “Çöpe- Çevre” karikatür sergisi açılışı yapıldı. Her yıl ayrı bir mizah dergisine verilmesi düşünülen ”Yılın Mizah Dergisi Ödülü”nün ilki Homur Dergisi oldu. Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa, bu ödülü Homur Dergisi adına Canol Kocagöz’e takdim etti. Ayrıca karikatür kursunu başarıyla bitiren öğrencilere teşekkür belgesi verildi. “Karikatür ve Mizah Dergileri” söyleşisine Mustafa Yıldız, Sezer Odabaşıoğlu, Lütfü Çakın ve İsa Efe katıldı. Ali Karayel’in organize ettiği, esnaf portrelerini Burak Akerdem duvarlara çizdi. Gün boyu süren bu etkinlikler, Karaburunlular tarafından ilgiyle karşılandı.