23 Eylül 2010 Perşembe

LİMONLU KEK & ÇAYLI ÇİKOLATALI KEK

IMG_1834

Her haftasonu ve hatta mümkünse haftaiçi iş çıkışı gidip, araba gürültüsünden uzakta sakinliğin içinde rahatlayıp açık havada ağaçların altında kahve içip yanında çoğunlukla kendi yaptığım kek ve kurabiyelerle keyfi artırdığımız bir mekan Santralİstanbul ve içinde ki Starbuck şubesi...
IMG_1832IMG_1734


İyi kahveyi açık havada, yeşilliği, çocukların bu yeşillik içinde oynayışını seyrederek, iç huzuruyla içmek...
Mutluluğun derinlemesine hissedildiği bir kaç dakikalık sessizlik anı...
Gözlerini kapamak, havayı solumak, hissetmek o an;
Daha fazlasının olmadığına...
Fark edip tebessümle geri dönmek...
Sohbete devam etmek kaldığın yerden...


Bir başka alışkanlık kahvenin yanına yenecek tatları kendi mutfağımda yapıp getirmek... Fırsat olmamışsa buna illa mekanın Glazürlü Limonlu Keki...

Cumartesi akşamı biskottileri fırına atarken, aklımda o limonlu kek ve lezzeti, kendimi limon rendelerken buldum.

Ertesi gün öğle kahvesinde bize eşlik edecek limonlu kekin hamuru az sonra yağlı kağıt serilmiş baton kalıba dökülmüştü bile. Limonlu kekim fırında yalnız kalmasın da yanı başındaki boşluk dolsun diyerek tamamen doğaçlama bir tarif olan çaylı çikolatalı kek de hemen çırpıldı, bir diğer baton kalıpta yerini aldı.

İki kek yan yana piştiler, biskottiler fırından çıkıp da ikinci aşama için soğurken ....
IMG_1716

Yumuşacık iki kek…
Sırrı içindeki yoğurt ve sıvıyağda…

Limonlu Kek:

IMG_1719

Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 limonun kabuğu ve suyu
1 su bardağı yoğurt
¾ su bardağı sıvıyağ
1 paket kabartma tozu
Un(koyu kek kıvamı alana dek)


Çaylı Çikolatalı Kek:

IMG_1730

Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı şeker
¾ su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı demli çay
¾ su bardağı kadar çikolata kırığı parçaları(Bayramdan artan madlenler değerlendirildi)
1 tatlı kaşığı zerdeçal
1 tatlı kaşığı tarçın
1paket kabartma tozu
Un(koyu kek kıvamı alana dek)


Yapılışları(Her ikisi için geçerli): Yumurta ve şekeri mikserle çırptıktan sonra diğer sıvı malzemeleri ekleyin, ardından diğer kuru malzemeleri en son da un ve kabartma tozunu ekleyin.
Yağlı kağıt serilmiş baton kalıba paylaştırıp önceden ısıtılmış 180 dereceli fırında 40 dakika kadar pişirin. Uzun bir çöp şişi ya da kürdanı fırından çıkarmadan keke batırıp kuru çıkana dek pişirmelisiniz.
İlk 20 dakikada fırının kapağının açılmaması ideal kabarmanın yakalanması için önemli. Kürdan testini 30.dakikadan itibaren yapabilirsiniz.

IMG_1767


Bir sonraki Limonlu kek denemesiyse tereyağlı ve yoğurtsuz olarak yapılacak…
Ve karar verilecek hangisinin daha çok sevildiğine…
Belki iki denemeden fazlası gerekecek aradığımı bulmaya…

21 Eylül 2010 Salı

HAFTANIN YENİ TARİFİ: BADEMLİ BİSKOTTİ

IMG_1693


Öncesinden ne kadar tarif karıştırırsam karıştırayım birşeyler pişirme anı gelip de mutfakta yerimi aldığımda elim gözüm bir başka tarife kayıyor, hep o son dakikada...
O anda karar verilip yapılan tarifler yerini alıyor fırında çoğunlukla...
Öncesinden seçip hevesle özenle ilk fırsatta bunu pişireyim diye belirlediğim, renkli ayıraç ile işaretlediğim/sakladığım tarifler bekliyor da bekliyor...

Bu haftasonu her iki seçenek de aynı anda gerçekleşti. Uzun süredir varolan biskotti yapma hevesi, şöyle bir göz atılan kitaptan seçilen tarifle gerçek oldu.

IMG_1701


Bademli Biskotti

Malzemeler:

2 adet yumurta
155 gr toz şeker
125 gr badem
1 paket vanilya aroması(Ben sıvı olanlardan kullandım)
Yarım paket kabartma tozu
Aldığı kadar un

Yapılışı:

Yumurta ve şekeri mikserde krema kıvamına gelene dek çırpın. Bademi, unu ve kabartma tozunu ekleyin. Yumuşak bir hamur olana dek un ekleyip yoğurun.
Hamuru ikiye ayırıp her bir parçayı 5x20 cm ebadında baget ekmek gibi şekillendirin.

Yağlı kağıt serili tepsiye dizip önceden 160 dereceye ısıtılmış fırında 35 dakika kadar pişirin.
Pişme süresinden sonra fırından çıkarıp tel ızgara üzerine alarak soğumaya bırakın.
Hamur parçalarını 1 cmlik yatay dilimlere kesin. Bu aşamada çok dikkatli kesmek gerekiyor. Keskin tırtıklı ekmek bıçağı bu iş için birebir.

Dilimleri fırın tepsisine tek sıra halinde dizin. Fırında her iki yüzlerini onar dakika pişirin.
Çok fazla kuru olmaları sizi korkutmasın, soğuduklarında kıtır olacaklar. Eğer soğuduktan sonra da size fazla sert gelirlerse benim yaptığım gibi bir kek ile ya da ekmek ile aynı kapalı kabı paylaşmalarını sağlayın bir süre, kekteki ya da ekmekteki nem biskottilerinize istediğiniz nemi geri verecektir.


Biskottileri fırından çıkarıp soğumaya bırakırken fırının boş çalışmasına gönlüm el vermedi. Fırını paylaşan diğer kardeşlerin tarifi sonraki yazıda olsun...

18 Eylül 2010 Cumartesi

EŞSİZ İKİ BAŞAĞIM İÇİN...

3 yıl önce 16 Eylül akşamı eşimin doğumgününü kutlayışımızın 3 gün sonrası Can'ın dünyaya gelmeye karar verdiği gün oldu...
O günden sonra da hayatımdaki eşsiz başak sayısı birdi, iki oldu.

3'lere özel bir doğumgünü olsun istedim bu yıl, eşimin şehir dışında olup tam da doğum günü akşamı eve gelişini fırsat bilip sürprizler karşılasın onu diyerek...
Can'ın dünyaya gelişiyle birlikte doğumgünü kutlamalarını ele geçirmesiyle, bir sitem başlamıştı babası tarafında...
"Artık benim doğumgünlerim kutlanmıyor" sitemi...
Bu siteme sessiz kalıp sürpriz planlarına devam etmem gerekti...
Hiç hissettirmeden, tahmin etmesine imkan verecek ipucu bırakmayarak yola devam etmek...
Kolay değil ama bu sabrın sonunda alacağım keyif mutluluk için az bile...

O akşam tüm ahali evde toplanmış, salon doğumgünü temasına süslenmiş, herkes ucundan tutmuş, masa hazırlanmış, beklemedeyiz, kapı çalacak, ışıklar sönecek, Can ile ben her zaman ki gibi karşılayacağız babasını, ta ki salona geçene dek...
Salona geçmesiyle ışığın açılıp ağız mızıkalarının çalındığı, iyi ki doğdun şarkısının yüksek sesten çalmaya başladığı curnuna karşısında şaşkınlık, yüze yayılan kocaman gülümsemeler...

IMG_1671
IMG_1674IMG_1596
IMG_1618

Süprizler çoklu olsun istedim. Hem Can için hem eşim için...
Yasemin'im koştu yardıma... Günler öncesinden pastanın detayları aktarıldı ve heyecanla beklemeye başlandı.
Pastayı gördüğümde hiçbir ayrıntının atlanmadığı bir sanat eseri buldum karşımda. Bana kalan sadece eve dikkatlice taşıyıp, fotoğraflarını çekmek oldu, ardından süpriz anına kadar saklamak...

An gelip pasta ortaya çıktığında neler olduğunu Yasemin'e bütün heyecanımla mail attım ertesi sabah... Neler yazdığım burada :)

Özetle pasta her harfine kadar gerçek bir SÜRPRİZ oldu...

Squash topunun sarı beneği...
Fotoğraf makinesinin boyun askısının yere dökülüşü bile birebir...

Yasemin bu işte ne kadar uzmanlaştığının imzasını atmıştı her köşeye...

Elimden geldiğince pastanın ayrıntılarını da çekmeye çalıştım. Bir sanat eseri ayrıntılarda gizlidir diyerek...

Yasemin'im bunlarla çok güzel kolajlar yapmış birde üstüne,
bana aynen buraya aktarmak kaldı...

İki Pasta Birarada / Armağan ve Can'ın Pastası

İki Pasta Birarada / Armağan ve Can'ın Pastası

Fotoğraf çekmenin heyecanıyla bir kolu düşen kaktüsü bile görememişim, nazar boncuğu olsun o da pastanın...

Baktıkça bu pastaya, güzel akşamı hatırlayacağım...
Can'ın arabayı eline alıp oynamak isteyişini, yüzündeki gülümsemeyi
Eşimin, Can'ın şaşkınlığını, mutluluğunu...

Mutlu eden sürpizlerle karşılaşıp, mutluluk veren sürprizler yapacağımız bir yıl olsun hepimiz için...

IMG_1654

Besleyenler Beslenenler


12 Eylül Darbesinin 30 . yilinda " Besleyenler ve Beslenenler " Karikatür sergimizi İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi Havagazı Kültür ve Sanat Merkezinde sürdürdüğümüz Karikatür işliği ve diger işlik öğrecileriyle Ziyaret ettik . Karikatür ve Fotoğraf sergisini Gezen öğrecilere Sergiler hakkinda Bilgi verdik . Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesinde Devam eden sergi Pazartesi GÜNÜ sana eriyor...
Sergi, Homur Mizah Grubu, Saat Kulesi Grubu ve Devrimci 78ler tarafından düzenlendi.

17 Eylül 2010 Cuma


12 Eylül Darbesinin 30 . yilinda " Besleyenler ve Beslenenler " Karikatür sergimizi İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi Havagazı Kültür ve Sanat Merkezinde sürdürdüğümüz Karikatür işliği ve diger işlik öğrecileriyle Ziyaret ettik . Karikatür ve Fotoğraf sergisini Gezen öğrecilere Sergiler hakkinda Bilgi verdik . Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesinde Devam eden sergi Pazartesi GÜNÜ sana eriyor...

14 Eylül 2010 Salı

FINDIKLI BEYAZ ÇİKOLATALI KURABİYE


Bu kurabiyelerin hikayesi de tarifi de Sevgili Gülriz’e ait.
Şeker hamuru ile kapladığı kurabiyelerin aynı zamanda çok lezzetli olmasını da isteyerek bu tarifte bulmuş aradığı lezzeti...

Gülriz'in kurabiyelerini tattıktan sonra da o gün bugündür bu kurabiye tarifi hep yapılacaklar listemde…

Gel zaman git zaman derken, sonunda ufak bir değişiklikle kurabiyeler yapıldı…
Şeker hamuru ile kaplamayıp sade tüketileceklerinden pudra şekeri miktarı artırıldı.

Dışarıda bayram ertesi yağmurlu bir gün...
Can mışıl uykusunda...
Gizli saklı yapılmaya çalışıldı kurabiyeler…
Üstelik iki ölçü olarak…

Hayatımdaki üç güzel başak için;

Birinci başağım Nazlı'm senin için bu kurabiyeler...
İyi ki doğdun iyi ki girdin kıyısından köşesinden bu hayata...
Ufak bir iz bırakmak ister bu kalp kendisinde bıraktığın izin aynısından...



Fındıklı Beyaz Çikolatalı Kurabiye


Malzemeler: (bir ölçü)
200 gr tereyağı
150 gr pudra şekeri(orijinal tarifte 100 gr idi- şeker hamuru kaplanmayacağı için 150 gr a çıkarıldı)
1 yumurta sarısı
40 gr rendelenmiş beyaz çikolata
50 gr çekilmiş fındık
Un(300-350 gr)



Yapılışı:
Yağ ve Pudra şekerini krema haline gelene kadar çırpıp rendelenmiş çikolata, fındık ve yumurta sarısını ekleyin. Yeniden karıştırıp kulak memesi yumuşaklığına gelene kadar un ilave edip yoğurun.
Hamuru bir buzdolabı poşetine koyup yarım saat kadar buzdolabında dinlendirin.
Dinlenen hamuru merdane ile 1 cm kalınlığında açıp(ben elimle yaydım hamuru, fındıkları biraz iri bıraktığımdan merdane ile dağıldılar)
Kurabiye kalıplarıyla kesin. Üzerlerine harf baskı uygulayacaksınız bu aşamada yapın.
Önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında pembeleşene kadar yaklaşık 15-20 dakika pişirin.

Güzel mesajlar ilettiğiniz ve aldığınız güzel bir haftanız olsun...

Hrant Dink'e dair eski bir yazı


Bu yazıyı tam 3 yıl önce yazmıştım. Aklımdan çıkmış, gitmiş. Tesadüfen bulunca paylaşayım dedim. HD'e ilişkin bir derleme kitapta çıkmıştı o vakit. SN.

" 
Kilit olay sanırım Agos gazetesinin ağırlıklı olarak Türkçe çıkarılması kararıydı. Yarın öbür gün tarih yazacak olanlar, bu olayı Türkiye'deki Ermeni toplumunun gettodan çıkıp ana caddede yürümeye başladığı tarih olarak anacaktır.

Birden farkedildi ki, a) Ermenilerin de söyleyeceği bir şeyler varmış, b) bunlar bildik bayat mevzularla sınırlı değilmiş, c) üstelik ana caddedeki Türklerin de ilgisini çekebilecek, ilginç ve yeni şeyler söylüyorlarmış.

Bugün Agos'un geldiği nokta hakikaten ibret vericidir. Memleketin 50-60.000 nüfuslu başka kasabalarında bu kalitede beş tane daha gazete çıksaydı acaba Türkiye bugün nerede olurdu diye insan düşünmeden edemiyor. Bırakın başka kasabaları, İstanbul'da bu kalitede beş tane daha gazete olsaydı kimbilir ne kadar medeni bir ülke olurdu Türkiye! Kilit kavram belki bu: medeni. Frenkçesi sivil yahut sivilize. İnsanların açık yürek ve açık dimağla karşılıklı konuşabildikleri düzenin adı.

Doksan küsur seneden beri bu topraklardan uzak kalmış bir lezzet...
* * *
Başka bir açıdan da bakalım. Memlekette gettodan çıkmak isteyen sade Ermeniler değil. Kürtler, Çerkezler, Lazlar, ötekiler, berikiler de aynı çaba içinde. Sayıları daha büyük. Ama hiç biri Hrant ve Agos gibi memleketin ciğerine hitap edemedi. Kendi gettosundan çıkamadı. Ülkenin medeniyet anlayışını kımıldatamadı. Yarın (Allah göstermesin) bunlardan birinin başyazarı vurulsa, 23 Ocak gibi bir şey yaşanacağını sanmam.

Bunda başarı tek başına Hrant'ındır. Karşıdakinin kalbine ve vicdanına hitap etmeyi başarmıştır. Benim derdim değil senin derdin demeyi başarmıştır. İnandırmayı başarmıştır. Siyaset ya da entel diliyle konuşmadığı, halkın diliyle konuştuğu için sesini duyurabilmiştir. İçtenlik ve şeffaflıkla insanlara ulaşmıştır.

Hadi ekleyelim: huysuzluğuyla başarmıştır. Ona buna mavi boncuk dağıtsa bu kadar dürüst olabilir miydi?Kendisi olabilir miydi?
 * * *
2007 yazında Türkiye ciddi bir dönemeci geçti; umuyorum ki önemli ve büyük değişimlerin kapısını araladı.

Bu dönemeçte Hrant'ın azımsanmayacak bir payı olduğunu düşünüyorum. Pek çok insanın kafasındaki Türkiye tahayyülü 19 Ocak 2007'de sarsılmıştır. Bu sarsıntıdan, belki Türkiye için daha özgür ve daha medeni bir geleceğin filizleri çıkacaktır.

O filizler sağ salim büyüyüp meyve verirse, bundan çok değil üç-beş yıl sonra Hrant Dink'in Türkiye'nin büyük bir hürriyet kahramanı olarak anılacağından eminim. Belki o zaman adı İstanbul'un önemli bir ana caddesinde ölümsüzleştirilebilir. Mesela Abide-i Hürriyet Caddesi, bunun en uygun yeri olabilir.

Harp Okulunda kurulacak hak ve hukukla ilgili bir kürsüye Hrant Dink Kürsüsü adı verilmesi de bence küçümsenmemesi gereken bir kadirbilirlik örneği olur.
2.09.2007

13 Eylül 2010 Pazartesi

BAŞAKLARIN ARASINDA...

Yürüyorum başakların arasında…
Ne yöne baksam eşsiz güzellikte başaklar…
Onlarsız hayatın anlamı yok…
Kıtlık var, kuraklık var onlar yoksa…

Onların arasında bambaşka bir dünyaya açtım gözlerimi
Şu sıralar peş peşe doğan başaklarımla ben…

Sevilmekten çok sevmeyi seven başaklar…
Sizler için ne yapsam az…

Pek yakında…
Geriye sayım 3….



7 Eylül 2010 Salı

NEHİR-İM AKIYOR...

Bunca zaman kendimi bu acıdan uzak tutmayı başarmışım. Blog dünyasından uzak olmak, okumaya vakit ayıramamak, Nehir-im'in, Annesinin derdinden uzak tutmuş beni...

Ancak bu acıdan benim de payıma düşen varmış. Onu aldım sonunda, ne kadar akıtmaya çalışsamda göz pınarlarımdan doğru, bitmiyor payıma düşen parça...

Yarın uğurluyoruz seni,
Payımıza düşeni daha da akıtmaya...
Ailene destek olmaya, desteğe ihtiyaç duyarak...
Sen destek ol bize, dokun kalbimize minik ellerinle
İhtiyacım(ız) var...
Dokun, ferahlık ver bizlere...
Seni göremesek de,
Aramızdasın, hürsün...
Bir meleksin sen artık ve heryerdesin...


6-7 EYLÜL

BİR UTANCIN YIL DÖNÜMÜ


6-7 Eylül olayları cumhuriyet tarihimizin en büyük provokasyonlarından biridir. Toplumsal kırılma o tarihten sonra başladı, güzellikler, dostluklar o tarihten sonra başladı, bir daha da hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

İsmail Cem Özkan hazırladığı kolajı yollarken "Bu olayların yaratmış olduğu travma ve sonucu hala devam ediyor diye düşünüyorum. gerçekten kim yaşamıştı travmayı, kimler o zenginlikten kendisine yeni zenginlik yarattı?" diyor.

5 Eylül 2010 Pazar

YENİ HAFTANIN YENİ TARİFİ: KUPTA TİRAMİSU

Benim için çok iddialı oldu her yeni haftaya yeni bir tarif eklemek...
Ama şaşıyorum. İkinci haftaya giriyorken yeni bir tarif var bu sayfalarda...
IMG_1254

Kupra tiramisu yaptık...
Evdeki malzemeler tarife uyunca, fotoğraf çekme hevesi de eklenince bir çırpıda yapıldılar... Ardından buzdolabında tatlarını kazanmayı beklediler.
Eşimden geriye kalan 3 boş kase tarifi tekrar tekrar yapılacaklar listesine almaya yetti...
Can'ı cezbeden ise üzerindeki kakao tozu... Beni mest edense fotoğraf kısmı...

IMG_1259

Malzemeler:

(5 porsiyon)
2 su bardağı süt
2 yemek kaşığı un
1 paket vanilya
2 yumurta sarısı
1 çay bardağı toz şeker
100 gr labne
100 gr kedi dili bisküvisi(bir paketin yarısı)

bisküvileri ıslatmak için:
1 su bardağı sıcak su(250 ml)
2 yemek kaşığı granül kahve

Üzeri İçin:
kakao, kiraz şekeri, rulo kat

Yapılışı:
Süt, un, şeker, vanilya ve yumurta sarılarını tencerede çırpın ve muhallebi kıvamına gelene kadar orta ateşte sürekli karıştırarark pişirin. Ocaktan alıp ılımaya bırakın. Ilıdıktan sonra labneyi karıştırıp tekrar iyice çırpın. Daha homojen kıvam olsun derseniz mikser kullanabilirsiniz bu aşamada.
Kedi dili bisküvilerini ıslatmak için sıcak suya granül kahveyi ekleyip karıştırın. Kedi dili bisküvilerini önce ikiye kesin, sonra kahve karışımına bir kez hızlıca batırıp çıkarın. Islanmış bisküvileri kaselerin tabanına dizin, ardından üstlerine hazırladığınız kremadan bir miktar dökün.
IMG_1225
Bir kat daha ıslatılmış kedi dili serip üstüne krema ekledikten sonra iyice oda sıcaklığına gelene kadar bekleyin.
IMG_1243


IMG_1246

Soğuduktan sonra üzerlerine kakao eleyip dilediğiniz gibi süsleyin. Ben kiraz şekeri ve rulo katlar kullandım.
IMG_1304IMG_1294

Afiyet olsun cümlemize...


Not: Tarif, Lezzet Dergisinin Şubat 2010 sayısından alınmıştır.

31 Ağustos 2010 Salı

YOLCULUKLARIN MİMARINDA İFTAR...

IMG_1025

İki yolculuk arasında geçen başka başka yolculuklar...

IMG_1104

Unutamadığım yolculuklardan en dehşetlisini şu kaselerin arasında yaşadım...
IMG_1029IMG_1033

Hiç nane reçeli yediniz mi? Buram buram ıtır kokanını... Bademli ıtırlı şeftali reçeli ya da... Hibiskus eklenmiş olanını veya...

Her tadımda gözlerimi kapatma ihtiyacı duyduğum bir yolculuktu bu. Bütün duyularımı kapatıp sadece tat alma duyumu deli gibi çalıştırdığım, lezzetlerin uyumuna ve sinerjisine daha fazla farkındalık göstersin diye çabaladığım anlar. Kaçırmak istemediğim bir cümbüşün keyfine son damlasına kadar varsın diye...

IMG_1038
Sefarad mutfağından lezzetler tattığımız bir menü...
- Kabak Çorbası
- Takayut ( Patlıcanlı köfte-Sefarad Mutfağı )
- Soganlı, naneli pilav
- Kavun şerbeti
- Dizme taze fasulye
- Şarlota ( sütlü bir tatlı )

Evet bir yolculuktu bu, bu yolculukların mimarına iftara gittik blog dostları ile...

Bu lezzet cümbüşünü yaşamadan önce trafikte geçen 3 saat, Yasemin'in sabrı, azmi, emeği...
Bizi tek tek bulunduğumuz noktalardan toplayışı(Berceste, Ben, Müge(Bahane), Müge(Hüner)) Ezan sesiyle birlikte Münevver Ablamızın evinin kapısından girişimiz...
Tam tekmil fotoğraf makinesi ve lens ekibiyle gidişim ancak güneşin bütün ışıklarını beraberinde alıp götürmesi ve zerresini bize bırakmayışı ile boynu bükük kalışım... Çekilen bir kaç kareyi gördükten sonra, bütün lezzetleri tek tek özenle fotoğraflama hevesimin uçup gidişi...
Bu halleriyle yayınlayıp yayınlamama arasında gidiş gelişim...
Bu güzel emeği ziyan ediyormuşum hissi...

Ta ki lezzetlerin arasında kendimizi kaybedip fotoğrafı unutana dek...

Sofraya Neslihan midye tatlısı, Yasemin üç renkli börek , Müge ise tavuklu salatayla katıldı.
Biz sofradayken börek fırında pişmeye gitti, tavuklar göbekle buluşup son halini aldı. Hepsi birer ayrı güzel telaş... Sofrada geçen uzun sohbetler... Gecenin 12ye yaklaştığı vakitler ayrılıp bir de üstüne Müge'de içilen Türk kahvesi :)
Yasemin'in yine tek tek bizi evlerimize kadar bırakışı, yolculuğun yüce emekçisi...

Bu yolculuğun mimarı ise Münevver Ablamız...
Sana ne kadar teşekkür etsek az. Bir çok lezzeti ilk senin elinden tattık. Daha önce tattığımız başka lezzetleri bile senin elinden bambaşka lezzet halleriyle yeniden keşfettik...

Yaptığımız sayısız lezzet yolculuğunun mimarısın...
Göz bebeğimizsin...
Münevver Ablamızsın...
İyi ki varsın...

30 Ağustos 2010 Pazartesi

KURU ÜZÜMLÜ VE MÜSLİLİ MUFFİNLER

IMG_1198
Uzun vakit oldu bu sayfalara tarif eklemeyeli...

Özellikle Ağustos sıcaklarında fırınla aramıza bir mesafe koydum.

Bu mesafeyi korumaya da niyetliydim ancak gel gör ki Ayşem benim de aklımı çeldi ve her güne olamasa bile her haftaya bir tarifle gidebileceğimi düşündüm. Düşünüyorum inanmak da istiyorum!!!

Bu mesafeyi geçen hafta yapılan limonlu cheesecake ve çikolatalı chips kurabiyeler ile bozduk. İlki benle eşimin favorisi ikincisi de Can'ın...
Anne de baba da çikolatadan hazetmezken bu yavrunun çikolataya düşkünlüğü nedir böyle...
IMG_1142IMG_1125
Bu muffinler ortak kümeye girdi... Can için çikolatalar eklendi. İçindeki kuru meyveler yetmedi üzerine de kuş üzümleri, bir kısmına da meyveli müsli...

Malzemeler:

3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı süt
3/4 su bardağı sıvı yağ
3/4 su bardağı kadar doğranmış kuru incir, kuru kayısı, kuru üzüm
150 gr çikolata rendesi ya da damla çikolata(ben madlen çikolataları kırarak ekledim)
1 paket kabartma tozu
Un
18 Adet çıkıyor...
IMG_1120
Yapılışı:
Muffin kuralını bir kenara bırakıp normal kek yapımı yolunda gittim. Önce şeker ve yumurta çırpılır, süt ve yağ eklenir, bir kısım un elenir, elenmiş unun üstüne kabartma tozu ve kuru meyveler, kırılmış çikolatalar eklenir. Kek kıvamına kavuşacak kadar un eklenir. Karışım muffin kağıtları yerleştirilmiş muffin kalıplarına pay edilir. Yukarıdaki malzemeler ile 18 adet çıkıyor.
IMG_1197
Üstlerine kuru kuş üzümü ya da müsli parçaları bırakılır. Ben fazladan kayısı bademleri de dizdim.
180 dereceli önceden ısıtılmış fırında 20 dakika kadar pişirilir. Fırından çıkarmadan kürdan tesi yapmayı unutmayın, kürdanı batırdığınızda temiz çıkmalı. Kürdana hamur yapışmıyorsa pişmiş demektir.

Afiyet olsun...
IMG_1168

29 Ağustos 2010 Pazar

HOMUR GENE DİKİLİ'DE


DİKİLİ BARIŞ, DEMOKRASİ VE ÇEVRE ŞENLİKLERİNİN İLK GÜNÜNDE HOMUR MİZAH GRUBU, İZMİR SANAT KULESİ GRUBU, DEVRİMCİ 78'LİLERİN ORTAKLAŞA DÜZENLEDİKLERİ KARİKATÜR SERGİSİ İLGİYLE İZLENDİ. SERGİ AÇILIŞINI DİKİLİ BELEDİYE BAŞKANI OSMAN ÖZGÜVEN, ALİAĞA ESKİ BELEDİYE BAŞKANI HAKKI ÜLKÜ VE YUNAN'LI KONUKLARI İLE BİRLİKTE DOLAŞTI.

HOMUR’un “SU YAŞAMDIR” sergisi çeşitli illeri geziyor; Çanakkale’den sonra genel arzu üzerine tekrar Dikili’ye geldi. E normaldir tabii Homur’un bu anlamlı sergisi, suyun bir insan hakkı olduğunu, parayla satılamayacağını bilen, bu yüzden ilçesinde parasız su dağıtan ve bu yüzden başı davalarla derde giren belediye başkanı Osman Özgüven’in ilçesi Dikili’ye gitmeyecekti de başka nereye gidecekti.

1-4 Eylül tarihleri arasında yapılacak olan “Barış, Demokrasi ve Çevre şenlikleri” kapsamında Homur çizerlerinin su karikatürleri ve Özcan Yaman’ın su fotoğrafları sergileniyor.
3 Eylül günü de “Su ve Yaşam” konulu bir panelimiz var, yolu düşenleri bekliyoruz.

3 EYLÜL 2010 CUMA

15.00 Panel
“Su ve Yaşam”
Yönetici: Muammer Sakaryalı (Ege-Çep Dönem Sözcüsü)
Konuşmacılar:
Prof.Dr. Yeşim Edis Şahin (DEÜ İİBF Kamu Yönetimi Böl. Bşk.)
Prof.Dr.Ali Osman Karababa (Halk Sağlığı Uzmanı)
Dr.Gaye Yılmaz (Su Politik)
Avukat A.Ali Cangı
Mehmet Gürkan (Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü)

“Su Yaşamdır” Karikatür Sergisi – Homur Dergisi
Özcan Yaman su fotoğrafları sergisi
Çevre Kitapları Sergisi - EGE-ÇEP
Yer: Dragon’un Kahvesi

Detaylı program için
http://www.izmir-dikili.bel.tr/




Karikatür: Vahit Akça


Dikili'nin Castrosu denen , suyu, belediye otobüsünü bedava yapan, muyane üceretini 1 Tl'ye indirip başını derde sokan Belediye Başkanı Osman Özgüven.

26 Ağustos 2010 Perşembe

U2 - ONE LOVE

Geçtiğimiz sene Mart ayında üç arkadaş U2 nun üç boyutlu konserini seyretmeye sinemaya gittik.
Oturarak sessiz sessiz konser mi seyredilir, seyrettik işte… Elimizden geleni bu kadardı.
Çıkışta çılgın gençlik pozlarına da bürünmeye çalıştık az biraz, Kanyon gibi bir mekanda üstelik… Sinema salonunda millet karşımızda ki ekranda konser alanında coşarken, biz oturduğumuz koltuklardan sessiz vaziyette durmanın hıncını aldık sanki ucundan…

Yetti bize o vakit, elimiz mahkum… Ağzımıza bir parça bal aldık döndük evlere…

Her dinlediğimde içimin garip bir şekilde cız ettiği “One Love” şarkısı…
Bono’nun lime lime işlediği bir sızıyla düşüyor içime de öyle dökülüyor ağzımdan sözler, eşlik ediyorum…

Sükûnetle başlanıp yüksek dozdan isyan ettiren “With or Without you” da …

Başka da şarkı yok hafızamda U2 ya ait… Ne sözü ne tınısı, sadece bu iki şarkı var. Ancak gel gör ki yetiyor da taşıyor bile…
Ruh halime derin etki yapan iki şarkı… Çok tekrar dinlemeye bu yüzden pek yeltenmediğim…

6 yıl önce Paris sokaklarında aylak aylak tek başıma gezinirken cebimdeki kısıtlı parayla satın aldığım ilk yabancı cd aynı zamanda… O zamanlar internetten indir de dinle imkanı yoktu, üniversiteden 1 haftalık mezunum, internete ancak okulun labarotuvarlarından girdiğimiz dönemler… Eve geçip, internete kavuştuğumda da şarkı indirme teknolojisinden bi haber olduğum vakitler…



Cd yi alma sebebim yine bu iki şarkı, diğer şarkılara hiç şans vermiyorum bile… Ancak Cd beni hayal kırıklığına uğratıyor, U2’nun best of u diye aldığım cd’de hiçbir şarkıyı Bono söylemiyor… Sevdiğim iki şarkının bile tadını doğru dürüst alamazken diğer şarkıların nasıl şansı olur… Bono bir başka…

Cebimdeki paranın yettiği kadarına aldığım karşılık bu olsa gerek...


Bu sebepten Sinema salonunda sırası gelse de eşlik etsem Bono’ya diye sabırsızlıkla beklediğim iki şarkı… One Love ve With or Without you…

Oysa “Sometimes you can't make it on your own” varmış daha, "New Year's Day", “Beautiful Day”… Keşfedilmeyi bekleyen benim tarafımdan… Ama yıllar yılı ket vurulan…

Biz sinema konserine gittik, hemen ardından U2 İstanbul’a geliyormuş söylentisi başladı. Yok söylenti değil gerçekmiş, biletler satışa bile çıkıyormuş, Red Zone dakiler tükenmiş bile durumu… En pahalı biletler hemen tükeniyor ancak diğer biletler gani gani bekliyor sahiplerini daha…
Heyecanla dönen mailler.
-Gidiyoruz değil mi
-Gidiyoruz gidiyoruz…
-“Let’s COEXIST” öyleyse…

Biz bu sefer oturmayacağız, ayakta saha içindeyiz… Hayatımın ilk stad konseri, belki de son, belki de bu bir başlangıç olup bir tutkuya dönüşecek…
Şimdiye kadar gittiğim Moloko ve Reamonn’ın açık hava konserlerinde aldığım tat bambaşkaydı. Ama o zaman daha üniversite yıllarıydı, giymemiştik daha kostümlerimizi…
Grupların performansı karşısında şaşkın hayran vaziyette ayrılmıştım konserlerden…
İşten çıkıp gidilen bir konserde nasıl atılır o kostümler, ne kadar sürer ısınmak, yıkmak kalıplarını, taşmak, çoğalmak… 30lu bir yaş ile 20li yaş nasıl bir olur…
Bir olmalı, olmasa U2 bunca yıl sonra aynı kalabalığı nasıl toplamayı başarsın, değil 30, değil 40, 50lere merdiven dayayıp da çıkmışlarken… ilk sahne deneyimleri 1976 yılına ait, geldiğimiz yıl 2010… 34 yıl sonrası…

Nasıl olur, nasıl bir heyecandır hiç bilemedim, televizyon ekranından defalarca seyredilen bir atmosferin içine dalmak nasıl olur ki??? Bildiğim şey şu ki bu heyecanı&deneyimi yaşamak, yaşlandığımda hatırlayıp torunlarıma anlatıp yad etmek istiyorum :)
U2 bu, 34 yıl gelmemiş Türkiye'ye, artık çok az zaman kalmış geriye... 70 yaşlarında hala rock konseri vermeye devam etmeyeceklerse eğer bu fırsatı kaçırmak istemiyorum…
Madem öyle geriye sayım başlasın haydi…

One Love'ı Bono'yla aynı havayı soluyarak, gözlerim kapalı eşlik etmek için son 11 gün…


ONE LOVE...


Is it getting better
Or do you feel the same
Will it make it easier on you
Now you got someone to blame

You say
One love
One life
When it's one need
In the night
It's one love
We get to share it
It leaves you baby
If you don't care for it

Did I disappoint you?
Or leave a bad taste in your mouth?
You act like you never had love
And you want me to go without

Well it's too late
Tonight
To drag the past out
Into the light
We're one
But we're not the same
We get to carry each other
Carry each other
One

Have you come here for forgiveness
Have you come tor raise the dead
Have you come here to play Jesus
To the lepers in your head
Did I ask too much
More than a lot
You gave me nothing
Now it's all I got
We're one
But we're not the same
We hurt each other
Then we do it again

You say
Love is a temple
Love a higher law
Love is a temple
Love the higher law
You ask me to enter
But then you make me crawl
And I can't be holding on
To what you got
When all you got is hurt

One love
One blood
One life
You got to do what you should

One life
With each other
Sisters
Brothers

One life
But we're not the same
We get to carry each other
Carry each other

One

One.





Not:Fotoğraflar http://www.u2.com/ alınmıştır...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

İzmir valisinin Devlet teorisi: "Şahıslar devletin aldığı hukuk kurallarına uyarlar"


Taşra gazetelerimizden Yeni Asır'da dün çıkan haber. Vali Bey'in sırıtkan bir fotoğrafını koymuşlar. "Devlete meydan okumak olmaz" mealinde birtakım başlıklar da atmışlar.

"Selçuk'un Şirince ilçesinde kaçak olarak inşa ettiği 16 yapıyla ilgili yıkım kararı bulunan ve "Yıkımı gerçekleştireceğiz" diyen İzmir Valisi Cahit Kıraç'a, "Gücü yetiyorsa yıksın" diye cevap veren yazar Sevan Nişanyan'a yanıt gecikmedi.  (...) Dün, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri İrfan İçöz ve Selçuk Kaymakamı Aziz İnci'yi makamına çağırarak konuyla ilgili bilgi alan Kıraç, bir kez daha alınan yıkım kararının uygulanacağını vurguladı. Nişanyan'dan öncelikle kaçak inşa ettiği yapıları kendisinin yıkmasını isteyeceklerini belirten Kıraç, bunu gerçekleştirmemesi durumunda yıkımı devletin yapacağını söyledi.

Nişanyan'ın İl Encümeni tarafından yıkım kararı alınan bazı yapılarla ilgili itirazda bulunduğunu, ancak mahkemelerin bu itirazları reddettiğine dikkat çeken Vali Kıraç, "İdare ve İl Encümeni, hukuka aykırılıkları tespit etmiş ve ilgili müeyyideyi uygulamaya karar vermiş. Bu karara karşı muhatapları yargıya gitmişler. Ancak, yargı yıkım kararını uygun görmüş. Netleşmiş. İdarenin her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tabidir. Kesinleşmiş yargı kararlarını uygulamak da idarenin asli görevidir. Kanunun istisnası yoktur, herkese uygulanır" diye konuştu.

Nişanyan'ın sözlerine doğrudan bir cevap vermesinin sözkonusu olamayacağını belirten Kıraç, şöyle konuştu: "Devlet kimseyi hasım almaz. Biz herkesin valisiyiz. Kimseyi birbirinden ayırmayız ve hukuku uygularız. Uygulamalarımızı kimse engelleyemez. Şahıslar devletin aldığı hukuk kurallarına uyarlar. Devletle şahıs aynı kefeye girer mi?"

* * *
Bana görüş sordular, yazılı cevap verdim:

"İzmir Valisi Cahit Kıraç'ın Yeni Asır'da yayınlanan demecine cevap veren Sevan Nişanyan şöyle konuştu: "Vali Bey yalan konuşuyor veya bürokratları tarafından kandırılıyor. Gözlerini yıkım hırsı bürümüş, hukuku esas hiçe sayan kendileridir. 4 Ağustos'ta İl Encümeni'nin almış olduğu yıkım kararları daha bugün tebliğ edildi. Nasıl kesinleşmiş olabilir? Akıl var mantık var. Süresi içinde İdare Mahkemesine başvuracağız. Tahmin ediyoruz ki TÜRK YARGISI Vali Beyi mahçup edecektir. Tekemmül etmemiş bir karar için basın yoluyla atıp tutmaları devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. Kurusıkı tehdittir, başka şey değil."

Vali Kıraç'ın "Uygulamalarımızı kimse engelleyemez. Şahıslar devletin aldığı hukuk kurallarına uyarlar. Devletle şahıs aynı kefeye girer mi? " şeklindeki sözlerini değerlendiren Nişanyan, "Bu şahıs 1993-94'te Şırnak Valisiydi. Kendi döneminde yüzlerce insan güpegündüz sokak ortasında sözde kimliği belirsiz kişilerce imha edildi. Kastettikleri hukuk o hukuktur herhalde. Zihniyet aynı zihniyet" dedi.

* * *
Bugünkü Yeni asır'da sözlerimin ilk kısmını aynen almışlar. Şırnak bölümünü kesmişler. Sanırım ağır gelmiş.