17 Aralık 2010 Cuma

NEW YEAR SPIRIT-YENİ YIL COŞKUSU

New year spirit- Yeni yıl coşkusu…
İşte ortak nokta burası, dinler farklı olsa da…
Bunu hissedebilmek son damlasına kadar…
Ne kadar erken o kadar çok, o kadar güzel…
31 Aralık Akşamı gece 12yi vurduğunda cebimizde ruhumuzda ne kadarı kaldıysa o kâr yanımıza…
Sonrası mı? Her şey eskisi gibi olacak, o yüzden bu günlerin kıymetini bilmek gerek…
Zira, saat 12yi vurup da uykunun yolu tutulduğunda o coşku, o ruh hali tüm kırıntılarını toplayıp gitmiş olacaktır siz uyandığınızda…
Zaman ne çabuk geçmektedir hüznü belki biraz da üstüne…
IMG_4541_exposure_resize_exposure
O yüzden ne kadar erken duyulmaya başlanırsa bu duygu o kadar güzel. Aralık ayının tamamını kaplasın mümkünse…
Çünkü en güzeli yılbaşı akşamına kadar geçen sürede hissedilenler…

IMG_4624_exposure_resize_exposureIMG_4629_exposure_resize_exposure

11 Aralık Cumartesi itibariyle bu ruhun içine pamuklara dalar gibi daldım…

IMG_4535_exposure_resize_exposure

Sadece ben mi?
O gün orada o masanın etrafında bulunan 11 eşsiz hatun ile birlikte daldık ve çıkamadık…
Bir masaldı, biz de masalın içinde kraliçeler, hepimiz farklı ülkelerden gelip buluştuk o masanın etrafında…
IMG_4495_exposure_resize_exposure

Bize bu masalı yaşatan, o güzel atmosferi oluşturup, eşsiz sofranın, süslemelerin ve detayların büyüsü ve keyfi içerisinde bu duyguları paylaşmamıza sebep olan ev sahibemize teşekkürlerin en büyüğü…
IMG_4497_exposure_resize_exposure

Ve paylaşılan tatlar…
Önce tuzlular,

Müge H. den tadına doyamadığım ve şu günlerde canımın çektiği, biran önce evde yapılması hedeflenen Karaköy böreği
Kıyma ile üzüm nasıl yakışır böyle birbirine…
IMG_4655_exposure_resize_exposureIMG_4634_exposure_resize_exposure

Fadime’den zeytinyağlı sarma, en çok yediğim ve midemde tatlılara yer kalmamasına sebep olan nefis sarmalar...
IMG_4652_exposure_resize_exposureIMG_4622_exposure_resize_exposure

Esra’dan yoğurtlu havuç salatası, kaşık kaşık yenen, hoh yaptıkça buram buram sarmısak kokturan:)
IMG_4637_exposure_resize_exposureIMG_4520_exposure_resize_exposure

Coşkuyu artıran sunumu ile yılbaşı ağacı görünümüzden patates salatası evsahibemiz Neslihan'dan
IMG_4567_exposure_resize_exposureIMG_4632_exposure_resize_exposure


Müge K’den yine yılbaşı temasını hatırlatan sunumu ile Peynir Topları
IMG_4569_exposure_resize_exposureIMG_4629_exposure_resize_exposure
Ve benden Müge K.’nın annesinin tarifi ile Peynirli Kıyır Poğaça, son zamanda fırınımda yegâne pişen tariftir kendisi…
IMG_4641_exposure_resize_exposureIMG_4545_exposure_resize_exposure

Ve tatlılar…
Sarmalar ve börekle dolan midede tatlılara pek yer kalmayınca paket olup sonradan afiyetle ağız tadıyla yendiler… Böylesi pek de güzel oldu.

Münevver Ablanın nefis makaronları,
Kahveli ve Kestaneli...
IMG_4502_exposure_resize_exposureIMG_4582_exposure_resize_exposure

Yasemin’in coşkuyu doruk yaptıran Kütük pastası:) Hep hayalimdi yapmak, olmadı ama kendisini yemek görmek kısmet oldu…
IMG_4666_exposure_resize_exposureIMG_4702_exposure_resize_exposure

Ayşem’in çikolatalı bişiyi ama o bile yeniyıl havasına bürünmüştü üzerindeki süsleme ile… Sonradan afiyetle yenildiğinde görüldü ki nefis birşey, yapılmalı ilk fırsatta...
IMG_4576_exposure_resize_exposureIMG_4565_exposure_resize_exposure

Berceste’nin Baharatlı elmalı muffinleri, bol ceviz ile… Yine sonradan tadıyla afiyetle yendi…
IMG_4645_exposure_resize_exposureIMG_4630_exposure_resize_exposure
Ve nefis sunumuyla Panottene Neslihan’dan…
Çok beğendim çok… Mayasının tadı, şekerlemelerinin tadı, kekinin dokusu ile çok güzeldi…
Hem sofrada yendi hem sonradan tatlı paketinin içinden çıkan lokmadan yendi…
IMG_4693_exposure_resize_exposureIMG_4589_exposure_resize_exposure

Bu lezzetlerin hepsi bu özenli sofraya konuk oldular...

IMG_4678_exposure_resize_exposure

Ve hediyeleşme için çekiliş zamanı
IMG_4532_exposure_resize_exposureIMG_4742_exposure_resize_exposure_exposure IMG_4729_exposure_resize_exposure_exposure

Hediyeler Ağacın altında... Herkes hediyesine kavuştu...
IMG_4685_exposure_resize_exposure

ve ben 11 Aralık öğleden sonrası yeniyıl akşamını yaşadım sanki, ama ertesi gün uyandığımda halen devam ediyordu yeniyılın coşkusu...

ATAY SÖZER'DEN YUMURTALI ÇİZGİLER



Serbest Piyasa

HOMURCU EMRE VEKİL BEYİ NASIL KAÇIRTTI?

Eski Homurculardan Emre Öztürk şimdi Genç-sen temsilcisi, CNN'de Şirin Payzın'ın programına katıldı karşısında silah yasa tasarısını hazırlayan AKP'li vekil Selami Uzun vardı. Emre öyle sorular sordu ki vekil bey arkasına bakmadan kaçtı.

Şirince'de heyecanlı günler

14 Aralık Salı, Şirince Köy Konseyini kurduk. 7 kurucu üye Selçuk kaymakamını makamında ziyaret ederek Şirince'de imar denetim işlerini bundan böyle Köy Konseyinin ele alacağını bildirdi.

16 Aralık Perşembe, İzmir Valisinin talimatıyla kaymakam bey Şirince köylülerini toplayıp "yıkım mıkım" bir şeyler geveledi.

Aynı günün akşamı Şirince halkının büyük çoğunluğu köy meydanında toplanarak oybirliğiyle Konseye üye oldu. Aşağıdaki bildiri alkışlarla kabul edildi.

"ŞİRİNCE HALKI YETER DİYOR

Şirince halkı sit kanunu yüzünden 27 yıl mağdur edildi.
Damımız aktı, “tamir edemezsin yasak” dediler.
Çocuğumuz evlendi, “oda yapamazsın yasak” dediler.
Evimiz çöktü, “onaramazsın yasak” dediler.
Avlumuza çardak yaptık diye, işitmediğimiz hakaret, yemediğimiz ceza kalmadı.
Canla başla çalışıp bu köyü el birliğiyle Ege’nin turizm incisi haline getirdik. Her yaptığımızın kanuna aykırı, her ettiğimizin yasak olduğunu söylediler. Bütün dünyanın beğendiği tesislerimize yıkım emirleri çıkardılar. Mahkemelerde süründürdüler.
Bugün en sonunda Kaymakam Aziz İnci’nin talimatıyla kurbanlık koyunlar gibi hükümet konağına toplatıldık. Kendi idam fermanımızı imzalamamız bize emredildi.

ARTIK YETER!

Bundan böyle bu eziyete boyun eğmeyi reddediyoruz.
Devlete saygımız vardır, ama biz vatandaşız. Vatandaşlık haklarımıza sahip çıkacağız.
27 yıldır çözülemeyen sit hikâyesinin sonuna geldik. Şirince halkı olarak, ŞİRİNCENİN SİT STATÜSÜNÜ REDDEDİYORUZ. Bundan böyle sit kararlarını tanımayacağımızı bütün dünyaya ilan ediyoruz.
İki yıl önce ilan edilen imar planı köyümüze hayır getirmemiştir. İMAR PLANINI REDDE­DİYORUZ. Bundan böyle imar planını tanımadığımızı herkese açıkça ilan ediyoruz.
Zorbalıkla alınmış olan yıkım kararlarının istisnasız hepsini lanetliyoruz. Uygulamaya kalkacak olanları halk düşmanı ilan ediyoruz. Tüm gücümüzle ve her imkânımızla yıkımlara direneceğimize ant içiyoruz.
Bizi köleler gibi makamına toplayarak aşağılayan kaymakam Aziz İnci’ye teessüf ediyoruz.
Şirince hepimizin ortak mirasıdır. Doğaya uygun, tarihe saygılı bir şekilde yapılanması en büyük dileğimizdir. Resmi görevlilerin 27 yıldır çıkmaza soktuğu bu işi bundan böyle Şirince Köy Konseyimiz aracılığıyla BİZ takip edeceğiz. Engel olmaya kalkanları unutmayacağız.

Allah yardımcımız olsun."

15 Aralık 2010 Çarşamba

75. Sayımız çıktı









H O M U R Mizah Gazetesi bu sayısını

TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ - TIP DÜNYASI GAZETESİ Eki
Olarak Yayınladı.

Bu sayının konusu Dünyanın İlk Sağlık ve Tedavi Merkezlerinden biri olan

Homur
ALLİANOİ için çıktı


ALLİANOİ ’ NİN PERİSİ
YÜZÜLÜYOR DERİSİ


Manşetiyle çıkan HOMUR ‘un Aralık 2010 sayısının

Üst manşetleri ise

· “Su altına gömüldü
Allianoi’ nin Perisi
Gülüyor halimize
Paşamızın gerisi.
MARKOPAŞA
· Çör oni, tut oni, al oni, çidey elimizden Allianoi.
SU DELİSİ TEMEL

* Gençlerimiz Kararlıdır,
Yumurta Arsıza Zararlıdır.
Namı diğer Sağlık Tanrısı ASKLEPİOS


Olarak çıkan HOMUR Mizah Gazetesinde Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Dr Eriş BİLALOĞLU’nun baş yazısı ile Sümeroloğ Veysel DONBAZ’ın yazıları
Hem Türkçe hem İngilizce olarak yer aldığı derginin bu sayısında

Çizgileriyle Ergun AKLEMAN, Ferit AVCI,Dinçer PİLGİR, Atay SÖZER, Aşkın AYRANCIOĞLU, Ahmet ERKANLI, Cemil AÇIKKOL, Mustafa BİLGİN, Coşkun GÖLE, Asuman KÜÇÜKKANTARCI, Engin SELÇUK, Nevin ELİTEZ, Devrim DEMİRAL,
Aydan ÇELİK, Mehmet KAHRAMAN, Atilla ATALA, Günberk GÜLDEREN, Seyit SAATÇİ, Cem KOÇ, Lütfü ÇAKIN, Selim TANRISEVER, Nuri BİLGİN, Mustafa YILDIZ, Tayfun AKGÜL, Kemal COŞLU, Sahil BALIKÇI, Birol ÇÜN, İ.Serdar SAYAR, Vahit AKÇA, İlker EKİNCİ, Ergin GÜLEN, Canol KOCAGÖZ, Özge ULU,
Uğur Deniz KUŞGÖZ, Erdem ÇOLAK,Nehar TÜBLEK,Omayya Joha ( Filistin ), Jitet KOESTANA(Endenozya) , Volkan AYDOĞAN, Ayten KÖSE, Taner ÖZEK, Ferit ÖNGÖREN, Kürşat COŞKUN, Mehmet ZEBER

Yazılarıyla Eriş BİLALOĞLU, Ord Prof Dr Akildane HERZEKAR, Nilay YILMAZ, Hatice KURTULUŞ, Savaş ÜNLÜ, Berkan ÜRGEN, Ahmet YARAŞ, Veysel DONBAZ, Piref. H. ÖKKEŞ, Tahir ÖNGÜR, Osman ÖZTÜRK, Cihan DEMİRCİ, Nurdoğan GÜLEN, Leyla HALİD, Rıfat ILGAZ, İsmail Cem ÖZKAN yazı ve şiirleriyle yeraldığı HOMUR Mizah Gazetesinin Türk Tabipleri Birliği’nin Tıp Dünyası Gazetesi olarak çıkan ALLİANOİ özel sayısının Çengel Bulmacasını Anıl Onat DONAT yapmıştır.

Bu sayının Yayın Kurulunda
Atay Sözer, Cabbar, Canol Kocagöz, Devrim Demiral, Dinçer Pilgir yer almış
Homur Allianoi özel sayısı Editörleri de
Dr. Ahmet Yaraş, Dr Ali Çerkezoğlu, Dr Osman Öztük olmuştur.

HOMUR Mizah Gazetesinin ALLİANOİ özel sayısı
Aralık 2010 tarihinde yayınlanmıştır.

Türk Tabipleri Birliği Adına Sahibi: Dr Eriş Bilaloğlu
Genel Yayın Yönetmeni: Mutlu Sereli
Yazışma Adresi:
Türk Tabipleri Birliği,Tıp Dünyası
GMK Bulvarı Şehit Daniş Tunagil Sok.
No:2 Kat:4 Postakodu: 06570 Maltepe- ANKARA
Tel:0.312.231 31 79
Fax :o.312.231 19 52-53
e-posta: tipdunyasi@ttb.org.tr

HOMUR Haberleşme adresi:
homurmizah@yahoo.com
homur@hotmail.com

10 Aralık 2010 Cuma

Homur Allianoi sayısı

Homur, sullar altında kalacak olan Allianoi için çıkıyor...
Allianoi karikatürlerinden oluşan sergi de 12 Aralık pazar günü açılıyor,
pazar günü Taksim meydanı'nda saat 15.00'de buluşulup sergi yeri olan TMMOB'ye yürünecek...

Tarih: 12 Aralık pazar
Saat: 18.00
Adres: TMMOB Mimarlar odası İstanbul Şubesi
Kemankeş cad No:31 Karaköy

9 Aralık 2010 Perşembe

2010 İstanbul Kültür Başkenti Tanıtım Filmi'nden



HAYDARPAŞA 101 YILDIR HER ZAMANKİ YERİNDE
ŞİMDİ YENİDEN KEŞFETME ZAMANI
2010 İSTANBUL KÜLTÜR BAŞKENTİ
ENERJİMİZ İSTANBUL'DAN
Foto: Orhan Cem Çetin

Maraş 1978

Afiş:İsmail Cem Özkan

8 Aralık 2010 Çarşamba

YENİ YIL KARTPOSTALLARI…

Kimden KLUBEM
Ortaokul çağlarımdı hatırlıyorum…
Her yılbaşı öncesi, bayram öncesi memleketimde, şehrin meydanında kartpostal standları kurulurdu 15 gün boyunca, açık havada… Çeşit çeşit kartpostallar, bir sürü kartpostal satıcısı beklerlerdi…

Pullu tebrik kartları vardı, bebekli çocuk fotoğraflı kartlar, hani büyük adamlar gibi giyinmiş sevgili modunda olan çocuk fotoğrafları olanlardan ya da tombul bebeklerin olduğu çeşitli şirin masum halleriyle kartpostallar…
Siyasi kartpostallar da olurdu, tebrik amaçlı değil ama kitap defter arasında sakladığımız, üzerinde bir fotoğraf bir çizim eşliğinde Nazım’dan şiirler, Can Yücel’den şiirler, sözler olan…

Kimden KLUBEM


Çok sevdiğim bir şiir hala ezberimde o kartpostallardan… Yabancı bir şairdendi ismini şimdi hatırlamadığım…


Geleceğim
Bazen uykudayken sen
Beklenmedik uzak bir konuk gibi
Sokakta bir başıma koyma beni
Kapıyı sürgüleme üstünden
Usulca gelecek
Bir köşeye ilişeceğim
Bir zaman karanlıkta bakacağım yüzüne
Ve yorgunluk gözkapaklarını indirince
Seni kucaklayacak
Ve çıkıp gideceğim…

Kimden KLUBEM

Mektup kağıtları vardı sonra, fonları çeşit çeşit, rengarenk, kimisi askerlere özel, kimisi sevgiliye özel,
Rengarenk zarflar bir de…

Seçenekler sonsuzdu, zarflar çeşit çeşit, kartpostallar çeşit çeşit, mektup kağıtları çeşit çeşit…
Ve biz uzun uzun vakit geçirirdik abimle o kartpostalcıların önünde… Hava soğuktu çoğu zaman, bayramlar kışın son vakitleri, baharın erken vakitlerindeydi… Yeni yıl öncesi her daim soğuk olurdu… Şimdi yine olsa yine gitsek abimle yine baksak uzun uzun alsak 3-5 tane dönsek evimize, geçsem sobanın yanıbaşına ve başlasam yazmaya hem mektuplarımı hem kartlarımı… Şiirler, sözler olan kartlarımı da defterimin arasına saklasam yine…

Kimden KLUBEM

Bu özlem artık durdurulmaz oldu, kitapçılarda yeni yıl kartpostalları arandı ve şaşırıldı.
O kadar azdı ki kartpostal çeşidi, bir kitapçıda hiç yoktu, bir kitapçıda sadece Unicef kartları vardı az biraz…
Bulabildiklerimle dönüldü ve ilk güvercinler dün uçuruldu uzaktaki dostlara, minik dostlara, kuzenlere…

Daha çok güvercin gerekiyor bana…
Yeniden başlamalı dolaşmaya, yeni kartpostallar yeni zarflar için…

Kimden KLUBEM

Ve yıllar sonra yeniden kartpostal yazınca ve postaya verince hiç sevmediğimi fark ettim telefon mesajları atmayı bayramlarda yeniyılda,
Ya da mail göndermeyi topluca…
Oysa kartpostal yazmak bambaşkaydı…
Ruhumun bir parçasını da koyuvermiştim zarfların arasına, benden bir parça da çıkmıştı yola..
Oysa ki klavyenin tuşlarına, ekranın pixellerine hiçbir şey sığmıyordu…

7 Aralık 2010 Salı

Anayasa Sohbetleri 8 - Eğitim konusuna devam

MADDE:  Kamu okulları, Yerel Yönetim tarafından kurulur ve yönetilir.
Maksat ne? Kamu eğitimini merkezi sistemin ölü sıkletinden kurtaralım. Okul üst yönetimini, hizmet alan ailelerle daha yakın diyaloğa girebileceği bir boya indirelim. Ayrıca yerel koşullara göre az veya çok farklılaşan eğitim modellerinin ortaya çıkmasını teşvik edelim ki çeşit olsun, rekabet olsun, yeni fikirlere ve denemelere kapı aralansın.
Yüzde doksanı köylü olan bir memlekette eski düzen de ki bir yere kadar normaldi. Birtakım Çağdaş Yaşam şeycileri yabancı kitaplardan yarım yamalak da olsa okudukları bilgileri cahil halka öğretmeyi ödev bildiler; vatan aşkıyla yollara düştüler. Zaten memleketin hakiki eliti onların okullarına gitmiyordu, Robert Kolejle, Sen Josefle idare ediyordu.
Ama devir artık o devir değil. Memleketin en ücra köşesine internet gitti. Sonra solcusu, sağcısı,  tarikatçisi, cemaatçisi, Kürtçüsü, Zazacısı “senin öğrettiğin bilginin doğru olduğu ne malum” diye soru sormayı öğrendi.  Eğer bu devirde halâ kamu eğitimi diye bir şey olacaksa, mecbursun, “birader sen de söyle bakalım, bir orta nokta bulur muyuz?” diye sormak ve cevabını dinlemek zorundasın.
Ankara’ya ses zor gider. İster istemez o işi milletin birbirini daha kolay işiteceği bir ortamda, yerelde yapacaksın.
MADDE: Okul işlerinin idaresi için her Yerel Yönetim bünyesinde tüzel kişiliğe sahip Okul Meclisi kurulur. Yerel Yönetim biriminde en az bir yıl ikamet eden herkes Okul Meclisine seçilebilir ve seçimde oy kullanabilir.
Okul Meclisini on-onbeş kişilik bir heyet gibi düşünmek lazım. Okul açmaya, kapatmaya, nakletmeye, büyütmeye, bölmeye, ek bölüm açmaya bunlar karar verir. Okul müdürünü, pazarlık ve sözleşme usulüyle, bunlar görevlendirir. Öğretmen maaşlarını bunlar öder. Parayı bunlar bulur. Anadilde eğitim filan işlerini de bunlara havale etseniz memleketi ciddi bir dertten kurtarmış olursunuz.
ABD’yi seversin, sevmezsin, ayrı konu. Ama gerçekten hayran olunacak bir tek şeyini söyle derseniz ben bu Okul Meclislerini söylerim. Adına School Board deniyor. Göz yaşartıcı içtenlik ve olgunlukta bir demokrasi yuvası oluyorlar. Devlet başkanını halk seçmesin deyin, Amerikan demokrasisine bir şey olmaz. Ama School Board’lar kalksın deyin, vallahi çürür ülke.
*
Yukarki maddede “herkes” tabiri bilmem dikkatinizi çekti mi? Çağ değişiyor, memleketin hemen her yerinde çoluk çocuk yerleşip iş yapan yabancılar var. Birçoğunun çocuğu yerel okullara gidiyor, normal Türk eğitimi alıyor. Çocuğunun gideceği okullarda anababanın söz hakkı olması gerekmez mi? Holanda’da yerel seçimlerde ora vatandaşı olmayan Türkler oy kullanabiliyor, onlar burada neden kullanmasın?
Bana kalsa oy hakkıyla da yetinmem, Meclise girebilsin derim. Ne kadar çok çeşit insan, o kadar çok fikir. 
MADDE: Okul bütçesi yerel vergilerden ve okul harçlarından karşılanır. Merkezi yönetim eğitim kalitesini yükseltmek ve eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla Okul Meclislerine fon aktarabilir. Ancak aktarılan fonun tutarı, Okul Meclisinin kendi gelirinden fazla olamaz.
Bir kere vergi de olacak, harç da.
Sonuçta eğitim masraflı iş; iyi eğitim daha da masraflı. “Bana ne, DEVLET ödesin” desen, o zaman o devlet istese çocuğuna andımızı da okutur, hazrol rahat eğitimi de yaptırır, bir şey diyemezsin. Üstelik devlet o parayı havadan yaratmayacağına göre bir şekilde senden alır gene. Öyle yapacağına direkt öde. Bizim ilçemize dünyanın en iyi bilgisayar hocalarını getirteceğiz de iki misli öde. Ödediğine karşılık da karşında hani ne oldu bizim paralar diye hesap sorabileceğin bir merci bulunsun.
Vatandaş fakirdir, bedavaya alışıktır diye hiç düşünmeyin. Hazırlık dersanelerine giden onca para kimden geliyor sanıyorsunuz? Rasyonel bir sınav sistemi getir, dersaneleri iptal et, al sana para.
Sonra, özel eğitimi teşvik edeceksek eğer, kamu ile özel arasındaki maliyet makasını bir şekilde kapatmak zorundayız. Yoksa o iş hayal olarak kalır.
*
Eğitimi hepten paralı yapalım (yani, bütçeyi sadece öğrenci harçlarından karşılayalım) desek gene olmaz. Toplumda HERKESİN iyi eğitimde çıkarı var, yalnız o an çocuğu okula giden ailelerin değil. Benim çocuğumun eğitimine sen katkıda bulunacaksın, ben de seninkine bulunacağım ki yarın öbür gün aletim bozulsa memlekette tamir edecek adam (veya kadın) bulunsun, kitap yazıp beni aydınlatacak birileri çıksın, zır cahil adamlar başbakan olup hayatımı karartmasın.
O halde: okul masrafının bir kısmını öğrenci harçlarından karşılayacaksan, bir kısmını da pamuk eller cebe deyip herkesten vergi olarak tahsil edeceksin. Oran olarak bire bir bana makul gelir, ama ince hesabı bilemem, belki yanılıyorum.
Kaldı ki harç alınacak demek, her öğrenci aynı harcı ödeyecek demek değil. Zengin veliler varsa gider dil dökersin, yoksulun harcını da onlara ödetirsin. Milli Eğitim bürokrasisi bunu zor yapar; ama demokratik oyla seçilmiş okul meclisi mucizeler yaratabilir.
*
Merkezi hükümet yerel okul idaresine mutlaka fon aktaracaktır. En azından bölgelerarası eşitsizliği dengelemek için kapıyı açık bırakmak gerekir. Ayrıca başarılı okulları teşvik etmek, batmış belediyelerde eğitimin devamını sağlamak vs. için formül lazımdır. Bunda da bence yine matching funds mantığıyla bir üst limit koymak en doğrusudur. Yoksa kapıdan kovduğumuz merkezi sistem bacadan geri girer. Yerel yönetim okul parası toplama işini kaytarır, Ankara’dan medet umar. Davul yerelin elinde kalır, ama tokmak Ankara’ya geçer.

5 Aralık 2010 Pazar

BELGRAD'DA YILIN SON YÜRÜYÜŞÜ

IMG_4323_resize
Belgrad'da yılın son yürüyüşünü yaptık sanırım.
Sonbaharın 20 derece üstü son günüydü muhtemelen Cumartesi...
Bu havayı fırsata dönüştüren başka güzel dostlarla da karşılaştık bu yürüyüşte...
Keyifli ve bir o kadar da uzun süren bir yürüyüştü...
Öncesinde ufak çaplı kahvaltı pikniğimizi yaptık... Sandwichler ve asla ayrılamadığımız bal& kaymak& ceviz üçlüsü ile... Bahçeköy'den alınmış Taddoy'un nefis ekşi mayalı ekmeği yanında...
Ve sonrasında 3 saatlik yürüyüş...
Can için yürüyüş kısmen yürüyerek, daha çok koşarak, yorulunca da bisiklet üstünde geçti ve en sonunda da annesinin omzunda uyuya kalarak bitti.
IMG_4261_resizeIMG_4267_resize
Sonbaharı artık uğurladık, sarılı turuncuları sevdik bol bol... Yapraklar bu kadar mı sevilir?
IMG_4388_resize
IMG_4398_resize

IMG_4374_resizeIMG_4249_resize

Yürüyüş boyunca karşılaştığımız minik dostlar vardı. Sahiplerinin ilerisinde heyecanla&mutlulukla koşan&yürüyen...
IMG_4360_resize

Ve sen vardın. Minicik bedenine dünyanın anlamını kattın da çıktın karşımıza... Öylesine bir bağ kurduk ki seninle, bir başka düzleme taştım o iplerle. Senin varlığına yaşamına şahit olmak bambaşkaydı. Bu şahitlikle insan bir tek saf huzur duyardı, ne tasa kalırdı yarından ne de bir başka mesele taşırdı yüreğinde... Bir tek senin bıraktığın o saf huzuru duydum işte ben de...
IMG_4462_resize
IMG_4471_resize
IMG_4466_resize

3 Aralık 2010 Cuma

Anayasa Sohbetleri 7 - Eğitim

Silahlı Kuvvetler malum. Yargının da bu memlekette neye hizmet ettiği iyi kötü anlaşıldı, o konuda da epey fikir üretilmeye başlandı. Ama cehennemin üçüncü atlısından henüz gereği gibi söz eden pek yok.
Okullardaki Atatürk köşeleri kaldırılmadan – onların temsil ettiği iktidar hiyerarşisi sorgulanmadan – güzel ülkemizde demokrasi ihtimali var mıdır dersiniz? Sen istediğin kadar generalleri gemle, yüksek yargı kadrolarını düzelt. Kesilen kafasının yerine yenisi çıkan ejderhalar gibi, eğitim sistemi aynısını gene üretmeyecek midir? 
*
Post-Kemalist çağın eğitim felsefesinde gözden kaçırmamak gereken temel ilke şu: Hakikat tek ve mutlak değildir. Sen hakikatin tek olduğunu düşünebilirsin. Ben hakikatin tek olduğunu düşünebilirim. Ama memlekette senden benden başka her çeşit insan var. 1400 sene önce yazılmış bir kitabın tek ve mutlak hakikat olduğunu düşünenler var. Kürt ulusunu yeniden inşa etmeyi hayatın tek anlamlı hedefi sayanlar var. Doğuştan solcu Dersimliler var. Amerika’da son moda neyse hakikat odur diyenler var. Varoğlu var.
Bunların hepsinin eşit ve tam vatandaşlar olduğu fikrini içimize sindireceksek eğer, “senin fikrin sayılmaz, uzat kafanı tornadan geçirelim” deme lüksümüz de yok demektir. Saygı göstereceğiz. Peki birader, sen de doğru bildiğini okut diyeceğiz. Hatta biraz daha ufukluysak, belki ondan da bir şeyler öğrenebiliriz diye kulak kabartacağız.
Öyleyse isteyen istediği okulu kursun, istediğini okutsun, Eğitim Bakanlığını da kapat gitsin diyebiliyor muyuz? 
Heyhat, diyemiyoruz. Zira:
MADDE: Her çocuğun eğitim ve öğrenim hakkı vardır. Devlet her çocuğun yeterli eğitim alması için gereken tedbirleri alır.
Şimdiki anayasa “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” diyor. Doğrusu o değil bence. Yetişkinler için eğitim hakkından söz etmek, hak kavramının içini boşaltmaktır. Hak deyince, mahkemeye gidip çatır çatır koparabileceğin bir şey olması gerekir. “Hak devletin vatandaşa verir gibi yaptığı bir şeydir; isterse geri alır,” mantığıyla yazılan 12 Eylül anayasasının öyle bir derdi olmadığından, salla gitsin, yazmışlar.
Burada konu öncelikle çocuğu ebeveyne karşı korumaktır. Ana baba “ben çocuğumu okutmayacağım, kime ne” diyemez. Çünkü ana babanın hakları varsa çocuğun da hakları vardır. O hakları, mecburiyet halinde, devlet korur.
Bu da demektir ki devletin,  a) eğitim nedir ne değildir, hangi koşullarda çocuğun eğitim hakkı ihlal edilmiş olur, karar vermek, ve b) her çocuğun iyi kötü eğitim alabileceği bir altyapının oluşmasını teşvik etmek görevleri vardır. Şu aşamada başka çaresi görünmediği için, okul da kuracak ve işletecektir.
İsteyen istediği okulu kursun, peki. Ama ŞU okulun, anayasada yazdığı manada “eğitim ve öğrenim alma” hakkını karşıladığına kim karar verecek? Misal, Hayat Mektebi kurdular, “patronun ayak işlerinde 12 saat çalışma kursu” açtılar. Ya da “parayı ver yaylan, diploma kolay” dediler. Bunların üstünü kim çizecek?
Hem bir standart koyacak, hem de bu yetkisini kötüye kullanıp “Tek ve mutlak hakikat vardır, 70 sene önce vefat etmiş bir emekli generalin ağzından çıkanlardır” gibi saçma teorilere kapılmayacak bir mekanizma lazım. Zor iş.
*
Ne yapacağız? a) Kamu okullarını yerel yönetime devredeceğiz, b) Özel okulları teşvik edeceğiz, denetimini de ayrı bir heyete veya bağımsız denetim kuruluşlarına vereceğiz, c) Öğretmenlik mesleğini özgürleştireceğiz. En az üç hafta daha bu konudan kurtulamayız sanırım.
MADDE: Kamu Okulları Bakanlığı, kamu okullarında uygulanacak eğitim ve öğrenim standartlarını belirler. Okul bitirme sınavlarını tasarlar ve uygular.
Bugün adına Milli Eğitim Bakanlığı denilen ucubenin Sultan Mahmut zamanındaki ilk adı Mekâtib-i Umumiye Nezareti idi, Kamu Okulları Bakanlığı yani: pratik, yalansız, düz bir isim. Bütün eğitimin değil, sadece kamu bütçesinden beslenen okulların bakanlığı.
Birkaç yüz kişilik ekip bence rahat rahat yeter. Belki bakanlığa da gerek yoktur, kurum olur, müdürlük olur, şura olur, ne bileyim.
Elindeki esas silah bitirme sınavlarıdır. Bugünkü ÖSYS sınavını lise bitirme sınavı yaparsın; o sınavı geçmeden kimse liseden mezun olmuş sayılmaz. Fransızların bakaloryasında, İngilizlerin A ve O-Level’larında ana fikir aynı. Zaten ÖSYS’yi üniversite giriş sınavı saymak abestir. Verilen sınavın üniversite başarı ihtimaliyle alakası yok, lise derslerini öğrenip öğrenmediğini ölçüyor sadece.
Sınav standardını koyduktan sonra ayrıca detaylı müfredat ilan etmene bile gerek yok aslında. Okullar ister istemez kendini sınava göre ayarlayacaktır. Sınav kazandıran okul = iyi okul. Teftişle müfettişle uğraşmasan bile, memlekette öyle yakıcı bir diploma hırsı var ki, öğrenci velileri standarttan sapan okula haddini bildirir zaten.
Yeter ki bir had bildirme mekanizması olsun.

(Devamı var)