16 Haziran 2011 Perşembe

GERİYE SAYIM 2 HAFTA -İPEK'E HOŞGELESİN PARTİSİ

IMG_5037

4 yıl kadar önceydi, Can doğmadan bir parti yapalım demiştik blog dostları ile, öncüsü Hünerli Müge'm idi...
O vakit ne böyle partilerden haberim vardı öncesinde, ne de hayal edebilirdim verdiği olağanüstü mutluluğu... Bir anneye verilebilecek en güzel moraldi doğum öncesi...

Bu kadar güzel ve özel olacağını düşünmemiştim partinin o vakit. Selen'im davetiyesini hazırlamıştı. Ayşem pastasını kurabiyelerini getirmişti en güzelinden.... Münevver Ablamız o nefis kurabiyeleri yapmıştı, tadını unutamadığım... Ve baton saleleri vardı... YaseminSencer'ini de karnında taşıyıp getirmişti. Berceste Türkiye'de iken ne güzel denk düşmüştü de gelebilmişti buluşmaya.

Ve 4 yıl aradan sonra yine aynı ekip bu kez büyümüş de abi olmaya hazırlanan Can'ın kızkardeşine hoşgelesin demek için toplanacaktık.

Bu mutluluğu bu enerjiyi İpek doğmadan getirip bıraktılar kucağıma bu kezde...
İpek kim peki?
Hani şu geriye sayım 2 haftanın baş aktristi, Can'ın kardeş adayı kızımız var ya o işte...

Can'da iken ev süslemece filan yoktu o vakitler, neyse evdeki masa örtüsü, peçete tabak çanak onlarla bir masa kurmuştum o vakit. Ama şimdi gelin görün ki bizden önce iki bebek partisi daha olmuş, durum şartlar değişmiş, güzelinden bir masa kurmak, süs püs olayına biraz da kız bebeğin etkisinden girmek şart olmuştu.
Böyle olunca aylar öncesinden bende bir düşünce hali başlamış, elimizden geldiğince, vakit elverdiğince birşeyler yapılmış dostlarla başına oturabilecek bir soframız dostların da yardımıyla oluverdi nihayetinde.
5828554110_949f6fb413_z


IMGP2338

Peçete halkamız ailecek ortaya çıkardığımız bir ürün.
Fikir Yasemin'in Sencer'in doğumgününde o güne özel olarak yapmış olduğu peçete halkalarından çıktı... Ben de neden o güne özel peçete halkası yapmıyorum dedim, çok kolay çok pratik oldu. Yeter ki slikon tabancasını kullanmayı bilin ya da kullanmayı bilen bir kocanız ya da yakınınız olsun:)

Davetiyemiz ve günün hatırası olacak zarf içinde not defterlerimiz TEGV den... Biz sadece kurdelemizi bağladık sonrasında... Eğitime ufak bir destek sağlamış olduk.

IMGP2347

Masamız sade pembeden olmasın, yaz bebeği İpek'in sofrasında sarılar da olsun istedim. Çiçeğimiz, peçetemiz, çay tabaklarımız bu isteğin havasına uydu.
IMGP2327IMG_4949

Sıra dostların katkılarına geldi...
Önce Münevver Ablamın o şahane şerbetiyle başlamak istiyorum. Şu an bu yazıyı yazarken ara verip mutfağa gidip kendime bir limonata yapışıma sebeptir... Mürver şerbetinin yerini tutamaz ama nefis körlensin hesabı... Mürver çiçeği ve limonun nefis uyumu, serinletici, ferahlatıcı.
Bir karaf şerbeti tek başıma içebilirim rahatlıkla :)
IMGP2339IMG_5048

Ben buzlu limonatayı bitirmişken sırayı tuzlularımıza verelim.

Münevver Ablamızın tek yaptığı lezzet şerbet değildi, kabaklı muffinler lezzetin devamını getirdi...
IMG_4950IMG_4951

Fadime yine güzelim sarmalarından getirmişti. Öyle ki bu tabaktan geriye kalan son iki sarma dahi babamıza bırakılmayıp bendenize yem oldu.
IMG_5016

Selen Otlu Havuçlu Kek yapmıştı. Yıllar önce yine onun elinden yediğim otlu çörekler benim dereotuyla aramın yıllar yıllar sonra biranda düzelmesine sebep olmuş idi. O vakte kadar dereotlu bir ürünü yemeyen ben artık buzlukta kek çörek yapmak için dereotu bulundurur olmuştum.

IMGP2310

Sofra da tatlılar yoğunlukta olunca ben de tuzlular köşesinde yeralmak istedim.
Yıllar önce bir kez yapıp memnun kalmama rağmen bir daha yapmadığımı o yazıma gelen yorum sayesinde farkettiğim, Sıcak patates pizzası sofrada yer aldı. Tarif burada
IMG_4952

Tatlılar köşesinde birbirinden leziz iki kurabiye vardı.
Tahinli Kurabiye özel istek üzerine Fadime'nin ellerinden çıktı.
IMG_4965

Neslihan Şeftalili Kurabiye yapmıştı. Tereyağı mis kokusu üzerindeydi... Kurabiyeler çocukların da favorisi oldu.
IMG_4988

Elmalı Keki çok sevdiğimi bilen Berceste bu güzelim kek ile katıldı. En büyük boy kek kalıbı ile yapmış olsa da kekten geriye bugün itibariyle lokma kalmamıştır. Üzerine dilimlenmiş bol elma ile bu keki ailecek çok sevdik biz. Benim şimdiye kadar yaptığım elmalı keklerin aksine görünüm olarak da çok güzel bir kek.
IMG_5018

Ve Pastamız...
Ne diyebilirim ki...
Diyecek sözüm yok...
Sarı ve pembeden bahsetmiştim Yasemin'e...
İnsanın kendini pastanın üzerinde modellenmiş olarak görmesinin ne kadar güzel bir duygu olduğundan kimbilir...
O bütün bunları hiç unutmamış olduğunu gösterdi pastayla...
Beni çok ama çok mutlu etti. Can yanıbaşımda idi. Sadece modellemesiyle değil kekin içeriği ile de bize özel bir pastaydı. Vanilyalı kek, limonlu krema ve çilekleriyle...

IMG_4958IMGP2360

Sadece yaptığı bu pasta ile kalmadı çektiği fotoğraflarla imdadıma yetişti. Evsahibi olmaktan mıdır herşeyin son dakika yetişmiş olmasından mı, fotoğraf işi bende en sona kalınca istediğim kareleri çekemedim ama bu eksiği kapatan dostlarım vardı ne güzel... Birbirinden güzel fotoğraflarla bu güzel gün karelere de taşındı.

İyi ki varsınız...
Nice sofralarımız bahanelerimiz olsun buluşmak görüşmek için...
Bir ömür boyu sürsün...
IMGP2341


IMG_4954


Not: Can'ın hoşgelesin partisinin yazısı burada

Basit hayat ..

Keyfim yerinde bu aralar. Fazlaca huzur bulduğumuz adaya kavuştuk, oğlanın dört tane azı dişi çıktı, geçici bir süre ile tatilimiz hep ada vapuru ile adaya gidip gelmek bu ara. Hayatımızın en büyük heyecanı aşağıdaki kahvede bir adaçayı içmek, bazen bir balık yemek yanında bol yeşillikle, bazense Nilgün hanımın ev yemeklerini mideye indirmek.Hayat bu kadar basitleşince aslında bize darbe

13 Haziran 2011 Pazartesi

CAN'IN YILSONU GÖSTERİSİ

Yaşla beraber o kadar azalıyor ki heyecanlar, kalp pıtpıtları...
Sebebi türlü türlü... Hayatı güzel kılansa o pıtpıtlar oysa ki, ve bu yüzden o kadar kıymetliler ki... Çok sık çıkmıyor karşımıza... Oysa ki çocukken her an yanıbaşımızdalardı...

Can'ımın ilk yılsonu gösterisi bu azalmış heyecanı doruğa çıkardı bir anda...
Gösteri boyunca yüzümde kocaman bir gülümseme ama gerçekten en kocamanından...
Heyecandan yerinde oturamama... Ağızdan çıkan şaşkınlık mutluluk telaş sözleri... :)



IMG_4920

5-6 dakikalık bir dans gösterisi boyunca oldu bunların hepsi...
Gösterinin geri kalanı da benzer heyecanla geçti, çocuklar bizim çocuklar olmasa da, aynı ortak emeğin yolcuları olmaktan sebep...
Gösteri mekanına giderken heyecan&mutluluk...
Beklerken...
İzlerken...
Dönerken halen süren...
IMG_4895

Ne izleyeceğimizi bilemeden oturuyorduk, bir dans gösterisi olduğunu öğrenebilmiştik sadece, Can zaten bunun ipuçlarını veriyordu.
Ve işte karşımızdalardı... Can'ım pistin ortasında, güzel dans eşiyle...

IMG_4685

Ne büyük mutluluktu o an... Hiç bitmesin istenecek türden...
IMG_4687

Onun artan gülümseyişi ile olmayan dünyalar da artık benimdi...
IMG_4695

Gösteri sonunda selamlayışları bile ayrı güzeldi benim için...
IMG_4704


Ne güzeldi, oğlumun anane-babane ve dedeleri de oradaydı... Gösteri boyunca ara sıra gözümü onlara çevirdiğimde aynı mutluluk ve heyecanı gördüm onlarda da...
Hepimiz çocuklar gibi şendik...
Bizi de kattılar kendi aralarına biz de birer çocuk oluverdik.
Sahnedeki çocuklardan tek farkımız gözlerimizde belli belirsiz bir nemi de beraberimizde taşıyorduk...
Çocukken sevinçten de ağlanabileceğini öğrendiğimde çok ama çok tuhaf gelmişti bana...
Anlamak için anne olmam gerekiyormuş...

IMG_4910

12 Haziran 2011 Pazar

GERİYE SAYIM 3 HAFTA- ARTIK EVDEYİZ...

Geriye sayım 3haftadan da daha az aslında.
Artık ofis hayatından ev hayatına geçmiş durumdayım.
Can da evde benimle, o da kreş hayatından ev hayatına geçti...
Soruyorum benimle evde mi kalmak istersin, yoksa kreşe mi gitmek istersin diye, cevabı seninle evde kalmak isterim oluyor.
Oysa ki canım oğlum kreşine giderken de hiç sorun çıkarmıyordu, gönlünden geçen benimle evde kalmak olsa da... O kreşin yolunu tuttuğunda evden annesi çoktan gitmiş oluyordu çünkü. Evde kalınacak bir anne olmayınca en iyi 2.yolu kreşi tercih ediyordu demek ki...

Bu son 3 hafta çok kıymetli bir 3 hafta bu sebepten. Ana-oğul başbaşa vakit geçirmeye başladık 3 yıl aradan sonra...

Doktor kontrolümüze gitmeden önceki 3-4 gün sahte doğum sancılarını sık hisseder olunca acaba 3haftadan da az mı var diye şüphe eder olmuştum. Ancak doktor kontrolünde bu endişem giderilmiş oldu. Daha vakit var gözüküyor. Erken gelir mi acaba derken belki de vakit geçecek de öyle gelecek İpek Hanım...

İpek Hanım'ın hoşgelesin partisini de yaptık... Dün gelen Blog dostlarımız ile... İyi ki varsınız...
Bu partinin notları da Geriye Sayım 2 Hafta yazısının konusu olsun fotoğraflarıyla...

Aslında bu yazının fotoğraflı olayı Can'ın kreşinin yılsonu gösterisi olacaktı. Ancak baktım ki ben fotoğrafları düzenleyip yayınlayana kadar son 3 hafta son 3 hafta olmaktan çıkacak, yazıyı bu haliyle yayınlayıp fotoğraflarını ve o akşamın duygularını ayrı bir yazıda yayınlamaya karar verdim...

Evde olmayı özlemişim ben de...

9 Haziran 2011 Perşembe

Kati gidaya geçişe dair kisisel notlar

Kati gidalaraa gecisle alakali sik sik emailler aliyorum, zira Leo'nun bazi post ettiğim fotoğraflarinda elinde bir pirzola veya bir tavuk butu oluyor. Leo doktorun oturtabilirsiniz dediği andan itibaren bizimle yemek masasina oturmaya başladi, buda takriben 5 aylık olduğu zamanlara denk gelir, biz yemek yerken o sütünü içerdi, 6 aylik olduğu zaman doktor kati mamalara gecebilirsiniz dedi, evde

8 Haziran 2011 Çarşamba

Ada yolcusu kalmasın.

Biz biraz sıcakları görünce çekirdek aile olarak göç ettik adaya, geçen haftasonu. Ada o kadar müthiş ki, hele de bebek için, herşeye çığlıklarla heyecanlanıyor oğlan, martı geçti, karga öttü, serçe geldi, ah hele o vapurlar, aman birde helikopter geçmeye görsün.Adım gibi eminim ada çok iyi gelecek, sevgili ile bizim ruhlarımıza , miniğin de gelişimine.Hava efil efil adada, akşamları keyifle

7 Haziran 2011 Salı

Toprağı bol olsun


Kelimebaz günlerinden kalma yayımlanmamış notlarımı elden geçiriyorum bir sebeple. Bilemezsiniz ne çok kırıntı kalmış köşede, yazmaya başlayıp yarım bıraktıklarım, beğenmeyip dursun dediklerim, pundu gelsin diye beklettiklerim... Mesela:

Geçenlerde bir kere İstanbul kentini kuran rahmetli Konstantin’den söz edecek oldum. Kibar bir okurum nezaketle hatırlatmış ki gayrımüslimlerden bahsederken rahmetli denmez, toprağı bol olsun denir.

Benim için ne enteresan bir ikilem, düşünebiliyor musunuz? Bir yanda dilin kendine göre yerleşik bir adabı var. Dile duyarlı bir adamın bunu bilmesi ve doğru kullanması lazım. Dil sonuç olarak sadece kelimeler yığınından ibaret değil: deyimler var, ifade kalıpları var, konvansiyonlar var, yüzlece yıllık bir kültürel bagaj var. Hepsini yerli yerinde kullanmayı bilmiyorsan o dili bilirim diyemezsin.  

Öte yandan ölüleri dinlerine göre tasnif eden terminolojideki pervasızlığa eyvallah demek de kolay değil. Peki ne yapmalı? Öbür tarafa göçmüş müslimlerden söz ederken “kefeni beyaz kalsın” mı desem ben de? Hani, toprağı kıt olmuş bol olmuş farkedeceğine inandığımdan değil, prensip meselesi. Ne demiş adam? Kamyon altında kalırım, laf altında kalmam.

Acaba şu benim patolojik hale gelmiş laf cambazlığımın altında buna benzer psikolojik faktörler var mıdır diye bazen düşünmüyorum değil.

6 Haziran 2011 Pazartesi

TAYFUN'DAN YENİ BİR ÇÖP KARİKATÜR

Karikatürist arkadaşımız Prof.Tayfun AKGÜL çöplükten topladığı parçalarla portreler yapmaya devam ediyor. En son HOMUR çizerlerinden Canol KOCAGÖZ'ün çöp karikatürünü yaptı.

4 Haziran 2011 Cumartesi

GERİYE SAYIM 4.HAFTA- KITALAR ÖTESİ BİR ETKİNLİK ve KİTAPLAR

Yaklaşık 1 ay kadar önce şu etkinliğe katıldım,

postcard_swap_450px1
Hiç haberimiz olmayacaktı...
Ela'nın annesi, senin sayende haberimiz oldu etkinlikten, çok ama çok teşekkürler

Kartpostal almak ve göndermekle ilgili özlemimi şurada anlatmış ve geçtiğimiz yeniyıl öncesi bir nebze gidermiştim...
Etkinliğin özeti, küçük çocuklu ailelere özel, uluslararası kartpostal gönderimi olması. Size çıkan 5 aileye çocuğunuz ile birlikte kart hazırlayıp gönderip, kime çıktığınızı bilmeden de 5 aileden kart bekliyorsunuz...
Bize çıkan ailelerin bilgilerini almamızla iyi ki katılmışız bu etkinliğe dedim daha bize gönderilecek kartlarımızı almadan...
Etkinliği düzenleyen annenin de adresiyle birlikte bize çıkan adreslerin hepsi farklı farklı ülkelerden ve kıtalardandı hatta... Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa, Hindistan ve Avustralya...
Kartları alma işi bir akşama sıkışınca yolumuz ve ümidimiz mahalle aralarındaki kırtasiyecilere düştü, Can ile müzeye gider gibi mahalle aralarındaki kırtasiyecileri dolaştık kart bulmak için...
IMG_1215
Oyuncakçıya girmiş kadar keyifli ilgiliydi Can, artık yaşı okul çağına geliyor neredeyse, 1 yıl sonrası onun için anaokulu başlangıcı olacak...
Kartlarımızı seçtik, yazdık ve cumartesi açık olduğunu öğrendiğim postaneden gönderdik onları...
IMG_1225IMG_1216
Daha bir haftayı tamamlamadan 6. günde Amerikaya gönderdiğimiz kartın yerine ulaştığını da öğrenmiş oldum Sevgili Levi'nin annesinin bloğuma bıraktığı mesaj ile... Oysa yılbaşı vakti Ankara'ya arkadaşıma gönderdiğim kart tam 3 hafta sonra ulaşmıştı! Şaşırtıyorsun beni Türkiye Postası...

Geçtiğimiz Perşembe biz de ilk kartımızı aldık Hollanda'dan... Can'ın posta kutusundan kartı alması benim için büyük mutluluktu... İlerde büyüdüğünde kartlar mektuplar hayatında ne kadar yer eder bilmiyorum ama ucundan da olsa yaşasın görsün bilsin bu kartpostal işini...

Diğer kartlarımızı heyecanla bekliyoruz... Gelen kartlara yeniden kart yazıp göndermek ise işin bir başka heyecanı mutluluğu...

Kitaplara gelir isek... Kitaplığımda çocuk yetiştirme kitapları üzerine ufak bir birikim oluştu sayılır. Artık 2.çocukta ne kitabı demeyip dayanamayıp aldım yine birkaç kitap sanki ilk hamileliğim, ilk çocuğum gibi yeni baştan okuyup hatırlamakta sakınca yok deyip, okumayı sevmenin bahanesiyle...
IMG_4197

Can'ın kreşinden ödünç alarak okuduğum 4 kitapda çerez gibi tatlılıkla okundu diğer kitapların arasında...
Bu son 4 hafta kitap okumak için de değerlendirilmesi gereken bir dört hafta benim için...
Elim hep şimdiye kadar okuyamadığım dünya klasiklerine gidiyor... Balsac ve Dostoyevski var daha sırada. Yetişir mi 4 haftaya acaba...

IMG_4199

2 Haziran 2011 Perşembe

BASIN BİLDİRİSİ

KÜLTÜR BAKANLARI HAKKINDA SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU


Nişanyan: “Bakanlar ‘nitelikli yağmacılık’ suçu işlemiştir. 10 ila 15 yıl hapis cezası verilmelidir.”

Şirince köyünde sit mevzuatına karşı verdiği mücadele ile gündeme gelen yazar Sevan Nişanyan, yıllardan beri imar planı çıkaramayan Kültür ve Turizm bakanlarını savcılığa şikâyet etti. Bakanlığın bu eylemiyle mülkiyet hakkını gaspettiğini ileri süren Nişanyan, “Devletin silahlı bir örgüt olduğu, mal gaspının hapis ve cebir tehdidiyle gerçekleştirildiği ve suçun birden fazla kişi tarafından örgütlü bir şekilde işlendiği” gerekçesiyle Türk Ceza Kanununun nitelikli yağmacılık suçunu düzenleyen 149/1 maddesinin uygulanması gerektiğini ileri sürdü.

Selçuk Savcılığına dilekçe veren Nişanyan, eski bakanlardan İstemihan Talay, Suat Çağlayan, Hüseyin Çelik, Erkan Mumcu ve Atilla Koç ile halen Kültür ve Turizm Bakanı olan Ertuğrul Günay hakkında suç duyurusunda bulundu.

İzmir 1. Bölge milletvekili adayı olan Ertuğrul Günay’ı şahsen beğendiğini ve takdir ettiğini belirten Nişanyan, “Ancak şahsi duygular başka hukuk başka. Hukukun gereği neyse o yapılmalı. Toplumsal sorumluluk önde gelir.” şeklinde konuştu.

Nişanyan, Günay hapse girerse şahsen üzüleceğini belirtti.

---------------------------------------------------------------------------------

SUÇ DUYURUSU

31 Mayıs 2011

Selçuk Cumhuriyet Savcılığı’na

ÖZET
Bazı kişiler hakkında nitelikli yağmacılık suçu ihbarı.


OLGULAR
İlçemize bağlı Şirince köyü yerleşim alanı 1997 yılında Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun ilke kararı doğrultusunda Kültür Bakanlığı tarafından KENTSEL SİT ilan edilmiştir. Bu olaydan kısa bir süre önce, 1996 Aralık ayında köy çevresindeki geniş bir arazi aynı bakanlık tarafından 3. DERECE DOĞAL SİT ilan edilmiş, ancak eksik işlem nedeniyle ikmal edilemeyen bu karar 2001 yılında yürürlüğe girmiştir.

2863 sayılı yasanın 17. maddesi uyarınca bir yerin sit ilan edilmesi halinde idare, üç ay içinde geçiş dönemi yapılaşma esaslarını ilan etmek ve (suç tarihinde yürürlükte olan hüküm gereğince) bir yıl içinde imar planı hazırlamakla mükelleftir. Yasanın açık hükmüne rağmen adı geçen “bakanlık”,

a. 13.08.2001-13.08.2003 arasındaki kısa bir dönem dışında geçiş dönemi yapılaşma esaslarını tesbit ve ilan etmemiş,
b. Aralık 2009’a kadar geçen onbir yılda kentsel sit alanına ilişkin imar planını hazırlamamış, daha sonra uygulanma imkânı olmayan göstermelik bir planı yürürlüğe koymuş, ancak 27 Aralık 2010’da yasaya aykırı bir yazılı emirle planı yeniden yürürlükten kaldırmış,
c. Doğal sit alanına ilişkin yapı esaslarını, imar planını ve yapı yönetmeliğini hazırlamaktan imtina etmiştir.


HUKUKİ SONUÇ 1
Sit ilan edilen bir yere ilişkin yapılaşma kurallarının tesbit edilmemesi, sit sınırları içinde, mülkiyet hakkının asli unsuru olan FAYDALANMA HAKKININ haksız ve bedelsiz bir şekilde ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuştur. Sözkonusu alanda a) varolan yapıları onarma ve tadil etme, b) yeni yapı inşa etme, c) kazma, kazık çakma, kuyu açma, yol açma, çalıları temizleme vb. hakları 1997’den beri fiilen gasp edilmiştir. BEDELSİZ İSTİMLAK niteliğinde olan bu işleme karşı iç ve dış hukuk yollarına başvurulacağı tabiidir.

HUKUKİ SONUÇ 2
Ancak bu olayda “bakanlığın” yasal sorumluluğu mülkiyet hakkını gasp etmek ve bu suretle sit alanında mülk sahibi olan kişileri maddi ve manevi zarara uğratmakla sınırlı değildir.

“Bakanlık”, yasal mülkiyet hakkını kullanmaya çalışan kişilere karşı jandarma tacizi, silahlı baskın, savcılık soruşturması, müteaddit mahkeme celpleri ve hapis tehdidi gibi yöntemler uygulamak suretiyle, kanımızca, daha ağır bir suç işlemiş bulunmaktadır. Bu suç, eski ceza kanununda gasp, yeni ceza kanununda yağmacılık olarak adlandırılan fiildir.

Devletin silahlı bir örgüt olduğu, mal gaspının hapis ve cebir tehdidiyle gerçekleştirildiği ve suçun birden fazla kişi tarafından örgütlü bir şekilde işlendiği hususları göz önüne alınarak, yapılan eylemin TCK 148/1 ve 149/1/a ve c maddeleri delaletiyle 10 ila 15 yıl hapis cezasını istilzam eden NİTELİKLİ YAĞMACILIK suçunu oluşturduğu kanısındayız.

Suçun nihai faili durumunda olan “Kültür Bakanlarından” 1945 Tarsus doğumlu İstemihan Talay, 1948 Trabzon doğumlu Suat Çağlayan, 1959 Van doğumlu Hüseyin Çelik, 1963 Isparta doğumlu Erkan Mumcu, 1946 Aydın doğumlu Atilla Koç, 1947 Ordu doğumlu Ertuğrul Günay adlı şahıslar ile bunların yasadışı emirlerini icra edenler hakkında adı geçen suçtan soruşturma açılmasını yüksek takdirlerinize arz ederiz.

Savcılığınızın son yıllarda şahsıma yönelik olarak açtığı 20’ye yakın dava dosyasının münderecatı, suç delili olarak soruşturma dosyasına ibraz edilecektir.

Saygılarımla,
Sevan B. Nişanyan

Facebook

İlk populer olduğu yıllarda bir facebook hesabı açmıştım ben, sonra baktım birileri viski gönderiyor, dürtüyor falan, aa dedim içki içeceksek yüzyüze içelim, bu nedir böyle deyip bir haftanın sonunda da kapamıştım. Sanırım 2006 yılı idi.Geçtiğimiz cuma hesabımı aktive ettim, ilkokul arkadaşım ablamı Tanya'yı bulamıyorum diye dürtünce.. Aman yarabbim, yıllardır görmediğim ne kadar insan varsa

31 Mayıs 2011 Salı

Son durumlar

Kanadadan döndüğümüzden beri bir acaipiz, yarasa gibi gece oturuyoruz, gündüz zaten uyumuyoruz. Gece ışığı gören pervaneler misali evimiz eşle dostla dolup taşıyor, geçen gece ikide kapı çaldı, bomba bir dost Tikveş geldi, onun geldiğini gören kızlar, ışığınız yanıyor dedi, sizde gelin oğlan zaten uyumuyor geceleri dedik, onlarda geldi, kareoke yapsak ne eğleniriz dedik, sabah beşti yattığımızda

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Minnoş


SORU
merhaba hocam ben türkçe öğretmeniyim. etimoloji konusunda bir kelime kafamı karıştırdı. içinden çıkamadım. minnoş kelimesi için tdk : ünlem, teklifsiz konuşmada " Küçük ve sevimli kimselere söylenen bir seslenme sözü." şeklinde bir açıklama getirmiş. bazıları bu kelimenin fransızca minouche kökünden geldiğini söylüyor. bu kelimenin kökeni nedir acaba? bir arkadaşımla konuştum o da mine hoş birleşiminden meydana gelmiş olabileceğini söyledi. siz ne dersiniz?

CEVAP
Hepsi yanlış. Bir kere ünlem falan değil ad. Minnoşu, minnoşa, minnoşta, minnoşum vb. diye çekebilirsin.

Mini ve minimini ilk bakışta Batı dillerinden alıntı gibi dursa da değil, infantilizm dedikleri bebek dilinden türetme. Mama, meme, kaka, dede, baba, pipi, cici, atta gibi. Bebek dili evrenseldir, çok alakasız dillerde benzer kelimeler üretir.

+oş eki 20. yüzyıl başlarından itibaren İstanbul üst sınıf ağzında türemiş, zamanla genele yayılmış bir Türkçe yapım ekidir. Kokoş, liboş, cicoş, nonoş, Meloş, Niloş, Aloş gibi bir sürü örneği var.

ERDOĞAN UZKINAY KARİKATÜR SERGİSİ



Erdoğan Uzkınay'ın "Buluşma" adlı karikatür sergisi sevenleriyle buluşuyor. Yaşadığı sürece hayatın bir çok alanında faaliyet gösteren Uzkınay, Almanya'da bir yandan mimarlık yaparken, bir yandan da karikatür çizerek yeni ve kendine özgü mizahını yarattı.
2002 yılında aramızdan ayrılan Uzkınay'ın orjinal karikatürlerinden oluşan bu sergiyi, onun eserlerini koruyup saklayan yakın dostlarına borçluyuz.
Tüm sanatseverleri sergimize bekliyoruz.

Sergi açılışı: 3 Haziran Cuma 2011
Saat: 19:00

Adres:

Ali Suavi Sokağı (Sanatçılar Sokağı), No: 7Bahariye - İstanbul

29 Mayıs 2011 Pazar

Al-i İmran


SORU
"İMRAN isminin manasını tam bulamadım, sizin sözlüğünüzde de yok maalesef.
Ümran, Umran şeklinde gördüm ama ben İmran şeklinde arıyorum ve yanlış bilmiyorsam Kur'an-ı Kerim'de Ali İmran Suresinde İmran ismi Hazreti Meryem'in babası olarak geçiyor ve manası "İmran Ailesi" demek surenin.Lakin İmran isminin İbranice kökeni ya da şimdiki Arapçadaki manasını bulamadım.Yardımcı olursanız çok sevinirim."

CEVAP
Kuran'da "Hz. Meryem'in babası" olarak geçen İmran  عمران muhtemelen Tevrat'ta Hz. Musa ile onun kızkardeşi olan kadın peygamber (nabiyyah) Miriyam'ın babası olarak zikredilen Amram'dan עַמְרָם muharreftir. Tevrat'a göre Amram Levi'nin torunudur. Bazı Musevi geleneklerinde Amram, Musa ve Harun vasıtasıyla tüm peygamberlerin atası olarak kabul edilirmiş. Kuran metninin de belki bu geleneği yansıttığı düşünülebilir.

'Amrâm adının anlamına dair Musevi kaynaklarında spekülatif yorumlar mevcut. Sözlüklerden dişe gelir bir şey bulamadım. ayin-mim-ra kökü İbranicede "a) (tahıl başaklarını) yığma, b) köleleştirme, c) 'omer - bir tahıl ölçeği" olarak geçiyor. Musa ailesinin tümü gibi (Miriyam dahil) Amram isminin İbranice değil Mısır dilinde olması daha muhtemeldir.

İsa'nın annesi olan Meryem'in babası İncil geleneğinde Yoakim'dir.

Selam, saygı vs.
S

28 Mayıs 2011 Cumartesi

GERİYE SAYIM 5 HAFTA- Ailemizin Yeni Üyesi ve Ekmek Makinesinde Kek

Ailemize yeni bir üye katıldı...
Adı Limon...
Yaptığım Limonlu keki diğer yiyeceklerinden ayrı bir sevip ilgi gösterince kendisinin rengi itibariyle de Limon olsun ismi dedik...
Biz nereye o oraya...
Haftasonu tatilini fırsat bilip kırlara çıktık beraber ailecek, ailemize ayrı bir neşe mutluluk kattı. O yanımızdayken çimlere uzanmak daha bir keyifliydi. İlk gün hava rüzgarlı olunca koynumuza sokuldu.
Sonrasında bir havuz keyfi de yaptı üstüne...

IMG_4043
IMG_4036
IMG_4104
Geçtiğimiz haftasonu mekanımız hem cumartesi hem pazar Santralİstanbul idi. Enerji haftasından kalan tek etkinlik halen duruyordu bahçesinde... Bundan 1,5 ay kadar önceki ziyaretemizde hiç haberimiz olmadan Enerji Haftası etkinliklerine de katılmış, bu etkinlikten çok güzel maketlerle geri dönmüştük.
17 Nisan Maket yapmaca

Sonra bir eko araba gördük, tepesinde güneş paneli olan...
17 Nisan- Eko araba

ve bir Ekokaravan;
Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve suyun elektroliz edilmesiyle çıkan enerjiyi kullanan ve fazla enerjiyi depolayabilen bir karavan...

17 Nisan Eko karavan

Hava o günden bu güne çok değişmişti. Rüzgarlı soğuk hava gitmiş, günlük güneşlik ve de sıcak bir hava vardı bu kez.

Enerji sarfiyatı konusunda bilinçlenmemizi sağlayan oyun Can'ın çok ilgisini çekmişti. Limon havuzunda yüzerken Can oyununu oynadı, sorularını sordu. Limon bu esnada tahmin edildiği gibi çevresine yoğun bir izleyici kitlesi topladı....
IMG_4081
IMG_4068IMG_4082
IMG_4079IMG_4076

IMG_4077IMG_4078

IMG_4096

Ve iki tarif bu haftaya kısmet...
İki kek tarifi, ikisi de ekmek makinesinde yapıldılar. İkisi de ayrı ayrı günler de "kahveler ustasından kekimiz bizden" rutinine uydular...

işte Limon'un pek sevdiği Limonlu Kek...

Limonlu Kek:




Malzemeler:



  • 3 yumurta


  • 1 kap şeker




  • Yarım kap sıvıyağ




  • 1 paket vanilya



  • 1 adet limonun suyu




  • 1 adet limonun ince rendelenmiş kabuğu




  • 1,5 kap un




  • 1 paket kabartma tozu



Yapılışı: Bütün malzemeler karıştırılarak ekmek makinesi kalıbına aktarılır. Kek modunda çalıştırılır. Pişme işlemi bittiğinde makineden kalıbı çıkarıp 10-15 dakika soğumaya bırakılır. Kek kalıptan ters çevrilerek ızgara teli üzerine çıkarılır, tamamen soğuduktan sonra kesilerek servis yapılmaya hazır olur.

IMG_4196IMG_4189


Cevizli ve Muzlu Kek

Malzemeler:







  • 3 yumurta




  • 1 kap şeker




  • Yarım kap sıvıyağ




  • Yarım kap süt




  • 1 paket vanilya




  • Yarım kap kırılmış ceviz




  • 1 adet muz ince doğranmış




  • 1 büyük kaşık kakao




  • 2 kap un




  • 1 kap pirinç unu




  • 1 paket kabartma tozu



Yapılışı: Muz ve ceviz hariç bütün malzemeler karıştırılarak ekmek makinesi kalıbına aktarılır. Kek modunda çalıştırılır. İlave malzeme uyarısı makineden geldiğinde muz ve ceviz de eklenir. Pişme işlemi bittiğinde makineden kalıbı çıkarıp 10-15 dakika soğumaya bırakılır. Kek kalıptan ters çevrilerek ızgara teli üzerine çıkarılır, tamamen soğuduktan sonra kesilerek servis yapılmaya hazır olur.

"SANDIK" Karikatür Sergisi



Asuman Küçükkantarcılar


12 Haziran'ı Türkiye için bir "kırılma noktası" olarak görüyoruz.
Devlet mekanizmasının hemen her kurumunu ele geçirmiş olan iktidar, taşların tümünü yerinden oynatarak, ülkeyi bir bilinmezliğe doğru götürüyor.
...Entellektüeller, aydınlar, solcu ve ilerici kesim yaklaşan tehlikenin çok farkında değilmişler gibi... bir rehavet içindeler..
Biz cizerler, iyi analiz edilemeyen ve çözüm üretilemeyen ulke gerceklerini cizgi yoluyla ifade etmeyi ve kitleleri bu yolla bilincllendirmeyi hedefledik.
"Vatandaşlık" görevimizi ve "sanatçılık" misyonumuzu hiçbir etki ve irade altında kalmadan, özgürce hayata geçirebilmeyi bir "onur" meselesi yaptık.
Amacımız "Demokrasi için Sandığa" sloganıyla seçimler öncesi kitleleri bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve yönlendirebilmektir.
Sağlıklı bir demokrasi, özgür düşünce, barış ve kardeşlik kavramları günümüz koşullarında "ütopik" olarak gözükse de önce inanç, sonrasında paylaşım ve mücadeleyle neden hayata geçmesin?!
...
Sergimize ülkenin önde gelen çizerleri 80 çalışmayla katılacak.
Daha sonra bu serginin albüm haline getirilmesini amaçlıyoruz.
13 Haziran sabahı nasıl bir ülkeye uyanırsak uyanalım,
bu karikatürlerin "dönemsel belge" olarak tarihe geçeceğinin bilincindeyiz.

Mimarlar Odası Yıldız Sarayı "Dış Karakol" binasında açılacak sergiye tüm demokrat, ilerici ve aydınları bekliyoruz..

"Yaşasın Demokrasi".. "Yaşasın Karikatür"


26 Mayıs 2011 Perşembe

Kadın yakmaya dair


Hindistanda dul yakma (sati) meselesi hakkında yıllar önce bir kitap okumuştum. Burada da güzel bir makale var: http://en.wikipedia.org/wiki/Sati_(practice)

Özetle. Hindu kutsal kitaplarında sati hakkında net bir söz yok. Tanrıça Sati kendini yakmış gerçi ama dul kaldığından değil başka nedenle onuru kırıldığı için yapmış bunu. Bilinen en erken kayıtlar MS 4. yüzyıla ait, yani Hinduizmin doğumundan ortalama hesap 1500 yıl sonrası. Bellibaşlı tefsir ve fıkıh kitapları birbiriyle çelişiyor. Satiyi yücelten epeyce literatür var, ama Hindu hukukunun temel referansı olan Manu Smriti kesinlikle satiye karşı çıkmış. Ünlü din alimlerinin çoğu da ayıplamış. İngilizlerin kayıt tutmaya başladığı 1810’larda tüm Hindistanda ortalama yılda 500 sati vakası kaydedilirmiş. Nüfus o tarihte 50 küsur milyon.

Sati’nin feci bir barbarizm olarak tüm dünyaya tanıtılması tabii İngilizlerin marifeti. İngilizlerin Hint kültürüne ve toplumuna karşı tavrı 18. yy sonlarına kadar saygılı ve ilgilidir. 1810-20’lerden itibaren kültürel üstünlük ideolojisi aniden tavan yapar. O noktadan itibaren Hindu kültürünü “dul kadınları yakan, ilkel, vahşi, yobaz, irrasyonel” olarak tanıtma çabasında sati baş role yerleşir.

(Ha, sati geleneğini ilk yasaklamaya kalkanlar da Hindistan’ın Müslüman egemenleri, özellikle Ekber (16. yy). Acaba yasak, Hinduların satiye inancını artırmış mıdır, başka ülkelerdeki Arapça ezan yasağı gibi?)

Soru şu: Bir insanın başkasına olan bağlılığından veya aşkından ötürü onun ölümü üzerine intihar etmesi saygıdeğer bir davranış mıdır değil midir? Cevabını bilmiyorum. Yalnız, sati yapan kadınların “sati mata” (Sati Ana) mertebesine yükseltildiği ve mezar anıtlarının yatır sayıldığını belirtmek lazım.

Hint post-kolonyalizm ve dekonstrüktivist post-modernizminin büyük gurusu ve “subaltern studies” ilminin piri (pîresi?) sayılan bayan Gayatri Spivak’ın bu konuda meşhur kitabı varmış, olayı sati yapan kadının bakış açısından kavramaya çalışmayan Batılı alçak oryantalistleri yerden yere vurmuş. Okumadım.

Peki kadının akrabaları tarafından satiye zorlanması doğru mudur? Değildir, cinayettir. Herhalde. Belki. İnsan ruhuna ve toplumsal ilişkilerin sırlarına vakıf olmak o kadar kolay değil ki?

Dört kadın almak iyi midir? Kadına mirastan az pay vermek iyi midir? Kız çocuklarını gömmek iyi midir? Cevaplamadan önce biraz düşünmekte yarar var. Yoksa kendimizi Çağdaş Yaşamcılarla aynı hücrede buluveririz birden.

*
Hindistan sanırım dünyanın en dindar toplumlarından biri. Yaşamın her anını ve fiziksel mekânın her köşesini dini referansla doldurmuşlar. Elle tutulur bir şekilde her yerde -  kapı eşiklerinde, sokak köşelerinde, yemek sofralarında, dağ dere tarla ve ormanlarda, iki insan arasındaki her çeşit temasta – sizi gözeten, her an diyaloğa girebildiğiniz tanrılar var. Üçyüzotuzüçbin adet tanrı tesbit etmişler. Sırf onların hikâyelerini öğrenmeye ömür yetmez.

Çoktanrılı dinlerin duygusal (ve entelektüel) zenginliği karşısında tek tanrılı dinler o kadar yavan, o kadar ilkel geliyor ki, inanması zor!

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Buyu bozuldu.

Gecen postumda mucize diye yazdigim ve buyusunun bozulacagindan korktugum sey bozuldu, oglanin sumuklu ve atesli ucuncu gunu bugun, sabahtan aksama sokaklarda gezen biz evde keyif ediyoruz, gunde iki saat cikariyoruz oglani temiz hava alsin, sincaplarla oynasin, guvercinleri izlesin diye, benim keyfim yerinde, istedim ki oglanda hasta olmasaydi amma velakin cocuk bu yapacak birsey yok, hasta da

22 Mayıs 2011 Pazar

TİYATRO FESTİVALİ

Terakki Vakfı'nın düzenlediği 16.Gençlik Tiyatro Festivali'ne tüm HOMUR dostları davetlidir...

TERAKKİ VAKFI

16. GENÇLİK TİYATROLARI FESTİVALİ - 2011

FESTİVAL PROGRAMI

23 Mayıs 2011 - Pazartesi / 19.00 SCHWEYK - B.Brecht

Şişli Teknik Ve Endüstri Meslek Lisesi

24 Mayıs 2011 - Salı / 19.00 ÇÖPÇATAN- Thorton Wilder

Otakçılar Lisesi

25 Mayıs 2011 - Çarşamba / 19.00 KAPILARIN DIŞINDA- Wolfgang Borchert

Halkalı Toplu Konut Lisesi

26 Mayıs 2011 - Perşembe / 19.00 HANGİSİ KARISI-Ray Cooney

Kıraç İMKB Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi

27 Mayıs 2011 - Cuma / 19.00 GÖZLERİMİ KAPARIM VAZİFEMİ YAPARIM- Haldun Taner

TEV İnanç Türkeş Özel Lisesi

28 Mayıs 2011 - Cumartesi / 17.00 TEBEŞİR DAİRESİ – B.Brecht

Terakki Oyuncular

19.00 Ödül Töreni ve Kokteyl

HOMUR'da da Brecht çevirilerini okuduğumuz değerli kültür insanı Yılmaz Onay'a da bir plaket verilecek.

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Mucize

Bazen korkuyorum,, anlatirsam buyusu bozulur mu diye ama anlatmazsam da ne anladim ki bu isten? Kanada ucusu yaklasik 10 saat suruyor, bundan onceki seyahatte Leo 6 aylik oldugundan idare ettik, ama bu sefer bir yasini gecmis poposunun uzerinde mobilize olmus, hasari mi hasari bir bebekle seyahat ediyoruz, ben hafiften yusuf yusufum, hani ucakta error verebilir, heran arizalanabilir diye.Macerali

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Biz yine yolcuyuz

Yarın sabah ucağa bindiğimiz gibi gidiyoruz biz yine, doğururken acaba diyorum leylekler mi gördüm..gördümde ondan mı oturamıyorum popomun üstüne. Neyse şikayet etmeyeyim ama biz gidiyoruz Kanada'ya..işlerimiz var orda..yine çekirdek aile derlendik toplandık..daha valizler hazır değil ama olsun, günüller bir ahahahyt..Belki ülkenin huzuru bana da iyi gelir, şöyle bir huzurlanırım, keyif ederim

17 Mayıs 2011 Salı

GERİYE SAYIM 6.HAFTA- EN GÜZEL HEDİYELER...

İlkti benim için 2011 senesinin anneler günü...
İlk hediyemi aldım doğrudan esas şahsın kendisinden:)
İlk anneler günü kutlama sözlerini dinledim onun bal ağzından...


IMG_3633IMG_3634

O kadar mutlulukla ve hevesle verdi ki o hediyelerini, hediyelere mi sevinsem mutlu olsam onun bu heyecanına mutluluğuna mı bilemedim. Hepsine birden mutlu oldum...

IMG_3628

"Anne hadi aç aç aç" diyorsun, mavi küpeleri seçtiğini anlatıyorsun.
Onları hep takmamı istiyor, ben taktıkça mutlu oluyorsun...

IMG_3638
IMG_3639

Can'ımsın...
Benim en güzel hediyem sensin bilir misin şu hayatta?

Not: Can'ın bu güzel hediyeleri hazırlamasına vesile olan yardım eden öğretmenlerine gönülden teşekkürler...

Ete hayır!

Çok yazasım var..bir dünya şey birikiyor, benimse işim başımdan aşkın, o yüzden vaktim oldukca yazıyorum bugün.Hamile kalmaya karar verdiğimde et yemeye başladım ben, ondan öncesinde ahimsa yani şiddetsizliği uyguluyordum, ancak anne karnındaki bebeği, ve doğum sonrası protein ihtiyacı olan vücudumu iflas ettirmemek için ilaç niyetine et yemeye başlamıştım doktorumun ve diyetisyenimin tavsiyesi

Minush

Burası aslında bir moda bloğu değil ve ben en keyif aldığım şeylerin moda olduğunu düşünenlerdenim, amma velakin bu sabah gelen kutuma düşen bir mail neşeme neşe kattığından paylaşmadan edemedim. Minush benim Cassette mağazasından tanıdığım bir marka idi, el boyaması ayakkaplar ile gönlümü çalmışlardı, birde baktım internetten de satışa başlamışlar. En çokta body painting işini sevdim aslını

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Sex und liebe

Sabah gelirken arabada radyo dinliyorum. Birden aklıma parlak bi fikir geldi.Erkekler politikadan çekilsin, sadece kadınlar politika yapsın, erkeklerin o kadar çok sex und liebe kaseti varmış ki, gözlerim yuvalarından fırladı. Haa kadınlar katiyyen kocalarını aldatmaz veya sevişmezler demiyorum ama en azından kadın milleti temkinlidir. Rusyadan gelen fahişe bir erkekle sevişip birde bunun kayıt

Ördekler promosyonda

Yuva bulundu!Üstteki iki tulumu Canadadan old navyden almıştım, ördekler var üzerlerinde, birinde o kadar cok meyve lekesi var ki, ekine promosyon olarak iki tane daha body koydum ama ördeklerden biraz daha küçükler, bebeğiniz doğmamışsa veya 2-3 aylıksa yazın uzun kollu giydiririmderseniz isteyin.Üsttekiler ise 6-12 aylık bodyler yine.İlk mail atana gider. ve konuya ördekler promosyonda

Kahve ve Maymunlar

Yuva bulundu!Bu bodylerde Canada seyahatinde alınmıştı. Birinde maymunlar var, diğeride kahve beyaz çizgili.6-12 aylık bodyler, ilk mail atana gider.Konuya kahve ve maymnlar yazarsanız bayılırm.

Geyikler

Yuva bulundu!Yukarıdaki bodyleri Canadaya gittiğimde old navyden almıştım. O kadar çok gidiki, biraz meyve lekeleri olabilir affola.6-12 aylık bodyler.İlk mail atana gider.Konuya geyikler yazarsanız sevinirim.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

HOMUR ULUSLARARASI MİZAH FESTİVALİ'NDE









HOMUR GRUBU olarak festival kapsamında yapılan etkinliklere, bir söyleşi ve bir sergiyle katılıyoruz...

Tarih :13.5.2011 Cuma
Saat:16.30
Yer: Artizler Kahvesi Erol Dernek Sok (Yeni Melek yanı)



İhmal

O kadar çok kıyafet birikti ki oğlanın, fotoğraf çekmem gerek, düzenlemem gerek, oyuncaklarını ayırmam gerek, çalışmam gerek, anne olmam gerek, sevgili olmam gerek, tüm bunların içinde biraz ihmal ettim burayı, bu gece hallediyorum ve yarın bomba olarak geliyorum.Bu arada Leo'nun tam 8 dişi çıktı şu ana dek. Dünyanın en kazma dişleri bizim evde , ha bir de bir sürü şey öğreniyor, göz, burun,

İlim irfan sahibi olmalı insan

Benim zamanımda iyi bir okulda okumak çok mühimdi, sınavla girilen bir yere kapak atmışsanız hele daha da bombaydı, ben hayatım boyunca devlet okullarında okudum, ama yaşadığım şehrin iyi okullarında, devlet ilkokulunu bitirip, kazandığım sınavla girdiğim lisede. Ve devamında elbette üniversitede, bizim zamanımızda zaten özel okul parmakla sayılacak kadardı, o okullara da devlet okullarında