Erik Ask-Upmark - 2009 Himlens Polska (Heaven's Polska)
14 Şubat 2013 Perşembe
13 Şubat 2013 Çarşamba
♀ ♥ ♂
Bu Sevgililer Günü'nde sevgilim yine yanımda yok fırk fırk :( Geçen sene hamileliğin getirdiği bir duygusallıkla kendimi daha bir yalnız hissetmiştim bu sene neyseki prensimin minik minyatürü yanımda, onunla oyalıyorum kendimi... 5 aydır bu geçici ayrılığa katlanıyoruz ve Mayıs'a kadar bir süre daha katlanmak durumundayız. Ne yalan söyliyim bu benim için pek kolay olmuyor doğrusu; hem bebeğimizin tüm sorumluluğunu tek başıma üstleniyorum hem de prensimin yavruşkalar cennetinde bir başına olduğu gerçeğini kabulleniyorum. Nasıl bir psikolojide olduğumu anloorsunuz di mi? Ona göre bana iyi davranın bakiyim :)
Aşka dair bir post olunca dayanamadım prensimin birkaç fotosunu blogumda paylaşmak istedim. Bir süre sonra bu post kendi kendini imha ederse bilin ki prens devreye girmiş ve ben onun poz poz fotolarını paylaştığım için paparayı bir güzel yemişimdir hee hee :) Dur bakalım ne olacak :)
Fenerbahçe Parkı'nda çekilen bu güzel kareler güzel hamişim Selin'in objektifinden... Doğuma az bir zaman kala onu fazla yormadan bir foto seansı yaptık hep birlikte, ışığına ve ellerine sağlık arkadaşım!
Aaa nasıl da sokulmuş babacığına! Şşşttt kıskanırım ama ben bu aşkı :)
Senin altını değiştiren ben, her sabah vitaminlerini veren ben, açık büfede sütü sunan ben, her gün taze sebzeleri organik meyveleri hazırlayan ben, normalde elime süremeyeceğim kemiklerden sana kemik suyu hazırlayan ben, ateşlenince seni iyileştiren ben, seni yıkayan ben, seni attalara götüren ben, seninle oyun oynayan ben, ben ben BEEENNN!
Şimdi gidip babayı benden daha çok seversen kalbime inmeyi indirirsin ona göre! İşte o kadar :)
Hepinizin aşk günü kutlu olsun!!!
İslami mevzular: Ümmî peygamber
Akkadca ummatu, Aramice/Süryanice ummâ אומּא ve ummtâ = “kavim, aşiret”. İbranice umma אֻמּה, çoğulu ummayyâ, aynı anlamda, muhtemelen Aramiceden alıntı yabancı bir terim. Tevratta sekiz defa geçiyor.[1]Sekiz yerin sekizinde de sözkonusu edilen “diğer – yani, Yahudi olmayan – kavimler.” Bildiğimiz goyim yani, kâfirler yahut barbarlar anlamında. İngilizceye nationsveya gentiles diye çevirmişler. Gentile tabiri de esasen “kavim/aşiret mensubu, kavim-li” demektir,[2]ama normalde sadece “Yahudi olmayan” anlamında kullanılır.
Talmud Aramicesinde bu anlam daha belirgin. Sözcük çoğu yerde ummôt ha- ˁôlâm אומּות העולםkalıp deyimi içinde geçiyor, “yabancı milletler, Yahudi olmayanlar” anlamında (Arapçası ummâtul ˁâlem olur, “yetmişiki millet” gibi). Misal, Aboda Zara risalesi sure 3b: “ummôt gelecek ve imana (Yahudi dinine) dönecek.” Aynı risalede dînayy ummôt“yabancıların (Yahudi olmayanların) yasaları/şeriati.” Roma İmparatorluğu devletine de “gâvur, yabancı” anlamında umma adını vermişler.[3]
Kuran’da kullanılan ummîأُّمّى sözcüğünün anlamı sanırım Al-i İmran 20 ve 75’ten yeterince anlaşılıyor. Ehl-i kitâb ile ummiyyûn, yani Yahudilerle Yahudi-olmayanlar arasında bir karşıtlık kurulmuş. “Ehl-i kitaba ve ummilere de ki, Allah’a teslim oldunuz mu?” “Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki … ummilere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur derler.” Burada okumuşlarla okumamışlar değil, Yahudilerle Yahudi olmayanlar arasındaki zıtlıktan söz ediliyor; bağlamdan belli.
Aynı şekilde Araf 157-158’de geçen nabiyyun ummiyyun ve Cum’a 2’de geçen fî l-ummiyyîna rasûla m-minhum deyimlerini de “okuması yazması olmayan peygamber” değil, “Yahudi olmayan peygamber” diye çevirmek herhalde en doğrusudur. Unutmayalım ki nabî נבי (peygamber) Arapça değil İbranice bir sözcük. Nebî’lik Muhammed’e dek sadece Yahudi geleneğinde bulunan bir makam veya meslek idi. Kuran’da anılan nebi’lerin tümü (belki Salih hariç) Tevrat’ta adı geçen Yahudi peygamberleri idi, ya da Kuran’ın nebî saydığı İsa gibi Yahudi idi.
Peygamberlik davasına girişen Muhammed’in “Yahudi olmayan peygamber mi olurmuş?” sorusuyla yüzleşmiş ve “ben gayrı-Yahudilerin (yani Yahudi olmayan Arapların) peygamberiyim” gibi bir cevap vermiş olması mantıklı görünüyor.[4]
*
Peki Muhammed okuryazar mıydı değil miydi?
Buna cevap vermeden önce çoğu zaman gözden kaçırılan bir noktaya parmak basalım. Muhammed zamanında henüz Arapça bir yazı dili mevcut değildi. Güney Arapça (Yemen) yazı dili Muhammed’den 100 küsur yıl önce sönmüştü. Arami alfabesinin bir versiyonu olan Nabati (Kuzeybatı Arap) yazısı ancak çok kısa kayıtlar düşmek için kullanılmıştı. Bildiğimiz kadarıyla, Kuran’dan önce Arapça edebî veya dinî bir metin yazıya geçirilmiş değildi.[5]
Yazı dili deyince, ancak “ehl-i kitab” adı verilen Yahudi ve Hıristiyan Arap cemaatlerinin liturji dili olarak kullandığı Aramice bilinmekteydi. Kutsal Kitap’ın her iki dine ait versiyonu bu dilde cariydi. (Tevrat ve İncil’in İslam öncesinde Arapçaya çevrildiğine dair bir belirti yoktur.) Her iki cemaatin ilahi kitapları (qeryânâ)ve muhtemelen bazı hukuk metinleri bu dilde (iki ayrı alfabe ile)[6]yazılı idi.
Dolayısıyla “Muhammed okuryazar mıydı” sorusu, “Muhammed Aramice yazı dili biliyor muydu” sorusuyla eşdeğerdir.
Cevap büyük olasılıkla olumsuzdur. Muhammed’in yakın çevresindeki birkaç kişinin bu dili bildiğini hadis ve siyerden öğreniyoruz. Mesela Buhari’nin Aişe’den aktardığına göre Rasulallah’ın ilk eşi Hadice’nin amcaoğlu olan Waraqa b. Nawfal “Hıristiyan olmuş ve İbrani yazısıyla İncil’i yazmayı öğrenmişti.”[7] Medine’de peygamberin kâtipliğini üstlenen genç Zeyd b. Sabit’in Süryani (veya Yahudi) yazısını bildiği çeşitli kaynaklarda vurgulanıyor.[8] Taberi ve Vahidî’ye göre Mekke’de Yesar ve Cebr adlı Iraklı iki Hıristiyan köle “kendi dillerinde” İncil’i (veya Tevrat’ı) okuyabiliyorlardı ve Muhammed “onların yanında oturup okuduklarını dinlemişti.”
Bu kişilerin Aramice/Süryanice okuryazarlığının özellikle belirtilmiş olmasından, Muhammed’in kendisinin okuryazar olmadığı, ya da en azından Arami/Süryani yazısını daha iyi bilenlere ihtiyaç duyduğu sonucunu çıkarabiliyoruz.
[1] Bir kez Ezra, yedi kez Danyal kitabında. Her iki kitap Babil-sonrası döneme ait olup çok sayıda Aramaizm içerir.
[2] Latince gens/gent- “kavim, soy”; gentilis “bir soya veya kavme mensup olan”.
[3] Jastrow, Dict. Talmud etc. Sf. 26-27.
[4] Buraya kadar bkz. Horovitz, Koranische Untersuchungen, Leipzig 1925, s. 51-53; A. J. Wensinck, The Muslim Creed, Cambridge 1932, s. 6; T. Kronholm, “Dependence and Prophetic Originality in the Koran”, 1983, s. 49-50.
[5] Peygamber devrinde Kâbe'nin duvarına çakılan Muallakat-ı seb'a şiirlerine, peygamberin Hudeybiye barışından sonra çeşitli hükümdarlara yazdığı mektuplara ve ölümünden önce yazmayı düşündüğü vasiyetine ilişkin rivayetler, en erken H 2. yy sonlarında belirmiş efsanelerden ibarettir.
[6] Yahudi Aramicesi halen “İbrani yazısı” diye bildiğimiz Yahudi (veya Babil) alfabesiyle, Hıristiyan Aramicesinin Urfa/Suriye lehçesi Estrangelo yazısıyla, Ninive/Irak lehçesi ise Serto yazısıyla yazılmaktaydı. Estrangelo ile yazılan dile “Süryanice”, Serto ile yazılana “Asurice” veya “Doğu Süryanice” adını vermek adettendir.
[7] Buhari 1.3. Burada kastedilenin Arami yazısı olduğu açıktır. Bunu izleyen cümledeki “Allah’ın izin verdiği ölçüde İncil’den yazı yazardı; yaşlı biriydi ve görme yetisini kaybetmişti” ifadesi, Waraqa’nın (yaygın inanışın aksine) alim biri olduğunu değil, yarım yamalak yazı bildiğini ima eder.
[8] İbn Mes’uda göre Zeyd Medineli bir Yahudi iken sonradan Müslümanlara katılmıştı. Buna karşılık Siyerü’l-Alem’e göre peygamber Zeyd’e “Süryani yazısını” öğrenmesini tavsiye etmiş, o da bunu 17 günde öğrenmişti. Sonradan Kuran metnini derlemekle görevlendirilen Zeyd’in kökeni ve bilgisinin kaynakları hakkında bir polemik olduğu anlaşılıyor.
Anna Rynefors & Erik Ask-Upmark - Dråm
12 Şubat 2013 Salı
Goran Bregovic Discography

1989 - Le Temps De Gitans1991 - Alkistis Protopsalti - Paradextika1993 - Arizona Dream OST1994 - La Reine Margot1995 - Underground OST1997 - Sezen Aksu - Düğün & Cenaze1997 - Tales & Songs From Weddings & Funerals1998 - Ederlezi1998 - Silence Of The Balkans1999 - Kayah & BregoviC1999 - Thessaloniki - Yannena With Two Canvas Shoes2000 - Songbook
2002 - Daj Mi Drugie Zycie (Bregovic & Krawczuk)
2007 - Karmen With A Hapy End
2008 - Alkohol Šljivovica & Champagnel
2008 - Mustafa
BD - 1974 - Kad Bi' Bio Bijelo Dugme
BD - 1975 - Singl Ploce 1974 - 1975
BD - 1975 - Sta Bi Dao da Si Na Mom Mjestu
BD - 1976 - Eto ! Bas Hocu !
BD - 1977 - Koncert Kod Hajducke Cesme
BD - 1979 - Bitanga I Princeza
BD - 1980 - Dozivjeti Stotu
BD - 1980 - Singl Ploce 1976 - 1980
BD - 1983 - Uspavanka Za Radmilu M
BD - 1984 - Kosovska Djevojka
BD - 1986 - Pljuni I Zapjevaj Moja Jugoslavijo
BD - 1988 - Ciribiribela
BD - 1994 - Ima Neka Tajna Veza
Takım adına keyifli dinlemeler, Othello.
Betül'ün Doğum Günü
10 gündür anca kendime geldim desem? Az sonra fotoğraflarını paylaşacağım tatlı Betül'ümün doğum gününe giderken merdivenden düştüm, ardından hastalandım, tabii bu Nil'ime de geçti, önce boğazlarında enfeksiyon çıktı, ardından alt dişi patladı, babamın amcasını kaybettik ve cenazede annem feci üşüttüğü için günlerce yatak döşek yatıp kendine gelemedi. Kara dulun laneti filminden bir kesit sanki! Ölümler elbette insanı üzüyor, hayatın o soğuk tarafını düşünmemize yol açıyor ama hayat yine kaldığı yerden bir şekilde devam ediyor işte...
Canım arkadaşım Ayşe'nin hayatımda bambaşka bir yeri var... Çok seviyorum onu, biliyorum ki ne zaman başım sıkışsa hemen yanımda olacak gerçek bir dost o... Moskova'yı sevme nedenim... Geçen sene bu zamanlarda Ayşe'min minik Betül'ünün hayata merhaba demesini karelerken bugün bir bakmışız 1. yaşını kutluyoruz, zaman bu kadar hızlı akarak beni korkutma lütfen :)
Canım Ayşe'm o gün için o kadar çok hazırlık yapmış ki... Cupcakeler, kurabiyeler, ablalarıyla birlikte yaptıkları leziz mezeler, şapkalar, yaka iğneleri, resimler, çocuklar için şekerleme standı ve daha neler neler! Ne yazık ki bunların birçoğunu kareleyemedim, merdivenden düştüğüm için bu güzel partinin bir kısmında beynim yerinde değildi!
Bu güzel kurabiyeler de canım arkadaşım Zeynep'in ellerinden çıkmaydı...
Minik lokumum benimmmm :)
İşte günün en güzel karelerinden biri :) Moskova'da ilk tanıştığımızda kimin aklının ucundan geçerdi bir gün bebeklerimiz kucağımızda böyle pozlar vericez diye ;)
Dünyalar tatlısı Betül'ümüz karşına çıkan her yeni şey seni daha mutlu bir bireye çeviren anılar olarak yer etsin hayatında, bir ömür boyu mutlu ol ve anneciğini hiç üzme tamam mı :) Anlaştık o zaman :)
Bu arada Betül'ün bu şeker mi şeker pastasını Ayşeciğimin yakın akrabası olan Pasta Tasarım Evi'nin sahibesi Çiğdem Hanım hazırlamış...
Ahhh bu arada bir doğum günü partisine ne giymeniz gerekir bunu söyleyemem ama ne giymemeniz gerekir bunu çok net söyleyebilirim! Siz siz olun püsküllerden uzak durun aksi takdirde büfede uzak bir noktada yer alan ve kolunuzdaki püsküllerden ötürü uzanamadığınız mamalara benim gibi sadece yutkunarak bakarsınız hiii hii :P
Sözlerime burada son verirken HaNil'den isyeaannnn şarkısını gönderiyorum sizlere :)
Hepinize harika bir gün diliyor, kızımla kendime de bugün için şans diliyorum zira bugün 6. ay aşımızı olacağımız için şansa çoook ihtiyacımız olacak!
11 Şubat 2013 Pazartesi
Her çocuk böyle bir sallanan at ister!
Her çocuk için oyuncakları çok değerlidir. Çocuklarım oyuncaklarından vazgeçemiyorlar. Benim gibi anneler de evde biriken oyuncakları nasıl azaltacağını kara kara düşünüyor. Gerçi bu birikimde çocukluğumdan kalan peluş ayıları, barbieleri, pony atları, legoları düşünecek olursam benim de büyük payım var. Yine de zaman zaman arkadaşlarımıza oyuncaklarımızdan hediyeler götürüyor takas yapıyoruz. Ayrıca her ay yapılan takas günü ile ilgili geçmişte bir yazı yazmıştım.
Peki hiç veremeyeceğim oyuncaklar neler? En çok hoşuma giden el yapımı tahta oyuncaklar. İlk kızım 4 sene önce doğduğunda kardeşimin çok yakın bir arkadaşı bize tahtadan ufak bir sallanan at yapmıştı. Büyümelerine rağmen kızlarım halen bu ata binmeyi çok seviyorlar.
Geçen günlerde sevgili arkadaşım Özge’nin evine gittim. Evin ortasında kocaman bir sallanan at duruyordu. Öyle oyuncakçılardan alınan plastik atlardan değildi bu at. Ben bile görünce üzerinde sallanmak istedim. Küçükken hep bir sallanan atım olsun isterdim. Atı heykeltraş arkadaşı Hasan Savaş evin ufak kızı Serin için yapmıştı. İşin en güzel tarafı at için Özge’nin eski dolabının kapısını kullanmıştı. Üzerine bir plastik oyuncak şapka takmış ve eski bir deri ceketten de oturağına kaplama yapmıştı.
Eski malzemeleri geri dönüştürerek sallanan oyuncak at yapan Hasan Savaş bu işi hobi olarak yapıyor. Sakarya Üniversitesi Makina Bölümü’nden sonra Marmara Güzel Sanatlar’da heykel eğitimi almış olan Hasan Bey, 20 senedir el işi sanatlarla ilgileniyor. Bir motorsiklet sürücüsü olan Hasan Bey, 1960 model eski motorsikletleri ve eski Amerikan arabalarını da tamir ediyor. Mekanik bilgisini hareketli oyuncakları tasarlarken kullanıyor. Oyuncakların döşemelerini motorsikletlerin selelerine benzetiyor, kullanışlı olmasını istiyor. Tasarladığı sallanan atların piyasadaki klasik sallanan atlardan farkı, bu oyuncakların kısır bir hareket yapmak yerine daha hareketli olmaları. Çocuklarla geçmişte müzelerde seramik, çamur, tahta malzemeleriyle atölyeler yapmış olan Hasan Bey, çocukların neyi sevdiklerini ve istediklerini çok iyi anladığını anlatıyor. Çocuklar da bu sayede hareket kabiliyetlerini geliştiriyor. Bu sallanan atlar Hasan Bey’in salonunda dekoratif koltuk olarak şimdiden yerlerini almışlar bile. Büyükler bile binebiliyor bu oyuncaklara. Hatta Serin’in anneannesi bile binmiş denemek için.
Bundan sonra eski eşyalarınızı hurdaya atmadan tekrar düşünün. Pek çok şeyi geri dönüştürüp yeniden değerlendirmek mümkün. Siz de torunlarınıza kalacak, size ait eski malzemelerden geri dönüşümlü özel el yapımı sallanan at ya da farklı bir mekanik oyuncak yaptırmak isterseniz Heykeltraş Hasan Savaş’ı 0536 955 06 29 nolu cep telefonundan arayıp detaylı bilgi alabilirsiniz. Kendisi yaptığı geri dönüştürülmüş oyuncakları tüm Türkiye’ye kargoluyor.Bir daha Özge’nin evine gittiğimde çocuklardan önce ben de bineceğim bu sallanan ata :)
Kaptan ve Oğlu!
Çok tatlı, çok güzel bir çocuğu varmış Kaptan'ın..
Drogba'nın kaptan olmasını istemem, üstelik ne hakla? Sneijder'in da keza..
Selçuk'a ne zaman baksam 18 yaşında olmadığı her gün için azap çekilir, üzülür. 28 yaş çok kötü değil ama çok daha önce bu kulübün içerisinde olmalıydı diyor insan.
Selçuk ve Hamit dahil.. Hiç kimse bu takımda Sabri'den daha fazla kaptan olmayı hak etmiyor.
Üstelik oynamadığı zaman en ufak bir demeci, ayrılıkçı ve takım bütünlüğünü bozacak davranışı olmayan ve oynadığında da hazır olmayı başarmasıyla "örnek" bir futbolcu olması, kaptan olmasına yeter.
Diğerleri gibi plan kurmaz. Sinsi değildir. A derken B'yi hedeflemez, kibir yoktur. Neyse o. Bazen birileri tarafından gaza getirilebilir, iyi niyeti suistimal edilebilir en fazla.
Diğerleri gibi getirisi olan demeçleri vermez, planlı konuşmaz, hareket etmez.
Ne görüyorsanız o..
iyi adam, iyi bir profesyonel ve sağ bek mevkisinde bana göre oldukça da iyi bir futbolcudur. Dün de söyledim, bugün de söylemeye devam ediyorum.
Zamanla sanki daha da güzel oluyor..
Hele sahanın ortasına gelip de şşşşşşşş dediği vakit.. Hamit'in yazılanlar doğruysa Sneijder'a dediği gibi:
Onu sadece Sabri yapabilir!
Oğlu ise inanılmaz..
Kısaca tanımlamak gerekirse; O Galatasaray'ın çocuğudur..
İNCİRLİ KURABİYE
Üzümlü kurabiyeyi sevince aynı tarifin incirli versiyonunu yaptım. Meğerse ben bir incirli kurabiye canavarıymışım.
Kendime arşiv olsun, incirli kurabiye yapmak isteyenlere de rehber olsun...
Malzemeler:
200 gr un(1+3/5 su bardağı)
1,5 çay kaşığı mahlep
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı karbonat
60 gr sıvıyağ( yarım su bardağı kadar)
60 gr toz şeker( 1/4 su bardağı)
1 su bardağı doğranmış kuru incir
1 adet yumurta
Yapılışı:
Fırınınızı 180 dereceye ısıtın. Bütün malzemelerle hamurunuzu yoğurun. İri ceviz büyüklüğünde koparıp yuvarlayarak tepsiye yerleştirin. Fırında rengi pembeleşene kadar 15-20 dakika pişirin.
Afiyet olsun.
Kendime arşiv olsun, incirli kurabiye yapmak isteyenlere de rehber olsun...
Malzemeler:
200 gr un(1+3/5 su bardağı)
1,5 çay kaşığı mahlep
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı karbonat
60 gr sıvıyağ( yarım su bardağı kadar)
60 gr toz şeker( 1/4 su bardağı)
1 su bardağı doğranmış kuru incir
1 adet yumurta
Yapılışı:
Fırınınızı 180 dereceye ısıtın. Bütün malzemelerle hamurunuzu yoğurun. İri ceviz büyüklüğünde koparıp yuvarlayarak tepsiye yerleştirin. Fırında rengi pembeleşene kadar 15-20 dakika pişirin.
Afiyet olsun.
ÜZÜMLÜ KURABİYE
Çok sevdim ben bu tarifi
Yapımı şipşak
Fırından yeni çıkmış hali mest olmanızın garantisi
Az ölçü, hemencecik tükeniveriyor...
Kendime arşiv olsun, üzümlü kurabiye yapmak isteyenlere de rehber olsun...
Tarif sana yağın kitapçığından
Ama ben margarin yerine ayçiçek yağı kullanarak yaptım.
Malzemeler:
200 gr un(1+3/5 su bardağı)
1,5 çay kaşığı mahlep
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı karbonat
60 gr sıvıyağ( yarım su bardağı kadar)
60 gr toz şeker( 1/4 su bardağı)
135 gr kuru üzüm (3/4 su bardağı)
1 adet yumurta
Yapılışı:
Fırınınızı 180 dereceye ısıtın. Bütün malzemelerle hamurunuzu yoğurun. İri ceviz büyüklüğünde koparıp yuvarlayarak tepsiye yerleştirin. Fırında rengi pembeleşene kadar 15-20 dakika pişirin.
Afiyet olsun.
Yapımı şipşak
Fırından yeni çıkmış hali mest olmanızın garantisi
Az ölçü, hemencecik tükeniveriyor...
Kendime arşiv olsun, üzümlü kurabiye yapmak isteyenlere de rehber olsun...
Tarif sana yağın kitapçığından
Ama ben margarin yerine ayçiçek yağı kullanarak yaptım.
Malzemeler:
200 gr un(1+3/5 su bardağı)
1,5 çay kaşığı mahlep
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı karbonat
60 gr sıvıyağ( yarım su bardağı kadar)
60 gr toz şeker( 1/4 su bardağı)
135 gr kuru üzüm (3/4 su bardağı)
1 adet yumurta
Yapılışı:
Fırınınızı 180 dereceye ısıtın. Bütün malzemelerle hamurunuzu yoğurun. İri ceviz büyüklüğünde koparıp yuvarlayarak tepsiye yerleştirin. Fırında rengi pembeleşene kadar 15-20 dakika pişirin.
Afiyet olsun.
Eliyahu Sills & The Qadim Ensemble - Eastern Wind
Grup vokallerini dinlediğimde pek bi tat alamadığım kesin, en azından "Eastern Wind" albümü için. Fakat genel anlamda bütün sazlara hakimiyeti ve güçlü müzik eğitimi sebebiyle Eliyahu Sills dinlenilir.
Coğrafyamızın müzikleri ve özellikle Sufi kültürünün etkisini Eliyahu'da hissedebilirsiniz. Heleki "Noldu Bu Günler" isimli eseri dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum, nasıl içten üflediyse bi süre sonra alıp götürüyor insanı.Chad Lawson - Discography
Beth Quist - Discography
Hasta bir çocukla tatil
Biz yarıyıl tatilini fırsat bilip biraz okyanusa girelim, biraz da dinlenelim diye Kanada'ya taşınmadan bir Hindistan tatili yapalım dedik.Yola çıkmadan birkaç gün önce oğlan biraz hastalandı, doktoru ile verdiğimiz karar gitmemiz yönünde oldu. Aman ne gitmek, uçakta kusmuklara boğulduk, aktarmada açlık grevi ve son vardığımız okyanus kıyısında 40 derece ateşli 3 gün!Doktoru ile yaptığımız
10 Şubat 2013 Pazar
Morning Song-The Lumineers
Bir Pazartesi sabahı olmasına karşın keyfim yerinde. Biraz daha erken kalkıyorum kahve/çay keyfi için.
Schweinsteiger ve Dante: Samba
Schweinteiger: Dante burada ritmi belirlemeli. Sorun yaşadım çok..
Dante: Adımları kaçırdı, bir adım geride kaldı.. Dans etmeyi bilmiyor ama öğrenecek. Umuyorum ki sezon sonuna kadar bunu başaracağız..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









































