1 Kasım 2013 Cuma

Papağan









Kasım ayına girdik bile! Zaman hızla geçiyor. Geçen sene bu zamanlarda annelik ile bocalıyorken şimdi kendime daha güveniyorum. Ama bu güven yine de kimi talihsiz olayları yaşamanıza engel olmuyor ne yazık ki... Canım kızım geçtiğimiz haftalarda kötü bir kaza atlattı, mama sandalyesinden çok kötü düştü ve kendimizi akşamın bir vakti kan revan içinde acilde bulduk. Hayatımın en kötü anlarından biriydi diyebilirim :( Çok şükür olayı sadece ön dişinin kırılması ile atlattık. Bu da nazar boncuğu olsun diyoruz artık... Melekler korusun tüm bebişlerimizi!




Havalar hala kuruyken açık havada fotoğraf çekme lüksünü sonuna kadar kullanacağım gibi görünüyor ;) Bu arada ben hiç gömlek insanı değilim biliyor musunuz? Eskiden iş hayatımda o kadar çok gömlek giymişim ki şimdi elim asla gömleklere gitmiyor, giydiğimde kendimi çok sıkıcı buluyorum. Papağan desenli bu gömlek ile ısınma turları atıyorum diyebilirim :)














Bu botları Marks & Spencer'da görmüş, rengini çok beğenmiş ama numaramın kalmadığını görünce boynu bükük çıkmıştım mağazadan. Ama sonra kafamda bir ampul yandı ve gidip başka bir şehirde numaramın kalıp kalmadığını sordum. Mağaza görevlisinden maalesef stoklarımızda görünmüyor cevabını aldıktan sonra omuzlarım düşük yenilmiş bir savaşçı gibi terkettim mağazayı. Ama bir türlü ikna olmadım (ne inat ne inaaat!) başka bir gün yine gidip bu sefer başka bir mağaza görevlisine sordum, bilgisayarı açınca ben de yanına gittim (ne gıcık bir müşteriyim di mi :P) ve bingo! Biliyordum iç sesim beni yanıltmamıştı, Ankara'da kalan son 37 numara beni bekliyordu işte! Bu sefer mağazadan omuzlar dik, kaşlar kalkık zafer kazanmış bir komutan edasıyla çıktığımı söylememe gerek yok sanırım :)










Harika bir hafta sonu diliyorum hepimize!





Gömlek: Marks & Spencer


Botlar: Marks & Spencer


Çanta: Six


Küpe: I Am


30 Ekim 2013 Çarşamba

Duygusal Zekâyı Beslemek










Duygusallık, karşılıklı ilişkilerden üretkenliğe kadar hayattaki her şeyi etkiler. Duygularımızı kontrol edebilme yeteneğimiz de, karşımıza çıkabilecek sorunları çözmemizde etkili olur.





Duygusal zekâ nedir?










Duygusal zekâ (bazen buna duygusal bilinç de denir) kişinin duygularını tanıyıp, kontrol edebilmenin yanı sıra, diğerlerinin duygularını da anlamak ve ona göre davranmaktır. Her bebek belli bir duygusal zekâ kapasitesi ile doğar. Ancak bu kapasitesinin gelişimi, başta kendisine bakan yetişkinler olmak üzere, insanlarla kurduğu ilişkilere bağlıdır. Duygusal zekâ, zekâ seviyesinin (IQ) duygusal eşdeğeri olup, EQ olarak bilinir. Psikologlar genel olarak 5 değişik duygusal zekâ türü belirler:




♡ Duygu Bilinci: Kendi duygularımızı; mutluluk, üzüntü, sıkıntı, kızgınlık ve bezginlik gibi duyguları anlayabilme yeteneğidir.





Anne-babalar nasıl yardımcı olabilir?: Çocuklarla açık açık konuşmak ve yansıtıcı dinleme, çocukların duygularını anlamalarına ve açılmalarına yardımcı olur.





♡ Duyguların Kontrolü: Duyguları kontrol altında tutabilme, uygun şekilde davranmak, yaşanan büyük bir olaydan sonra, kişinin kendisini toparlayabilme ya da öfkesini kontrol edebilme durumudur.





Anne-babalar nasıl yardımcı olabilir?: Bebek ve çocuklara, korktuklarında ya da kızdıklarında olumlu annelik ve babalık yaparak, el ele güvenli bir zemin oluşturarak, kendi kendilerini sakinleştirmeleri, yatıştırmaları öğretilmelidir. Küçük çocuklara ayrıca duygunun önemi ve değeri de öğretilmelidir. Rahat ve acı verici duygularımızın oranı, hayatta ne kadar mutlu olduğumuzu belirler.





♡ Kendi kendini motive etme: Duygularımızı kontrol altında tutmak; hedeflerimize odaklanıp, neler olabileceğini belirlemek ve onları gerçekleştirerek mutlu olmamıza yardımcı olur.





Anne-babalar nasıl yardımcı olabilir?: Okul öncesi dönemindeki şamatacı çocuğunuza, enerjisini olumlu olarak yönlendirmesini ve keyif aldığı şeyleri bazen ertelemesini öğretmek, kendi kendini disiplin altına alma duygusunun gelişmesini sağlar.





♡ Empati: Vücut dili, ses tonu veya yüz mimikleriyle başkalarının hislerini okuyabilmektir. Çok küçük bebekler bile, bir yere kadar bunu gerçekleştirebilirler. Diğer insanların düşüncelerine katılmasak bile, onların duygularını kabullenmemiz gereklidir.





Anne-babalar nasıl yardımcı olabilir?: Çocuğun iç dünyasına, heyecanlarına, sıkıntı ve korkularına empatik yaklaşım, güvenilir bir ilişki geliştirir ve çocuğunuzun hassas yaklaşımlarda bulunmasına yardımcı olur.





♡ İlişkilerin kontrolü: Duygusal yetenekleri olan kişiler genellikle sevilen kişilerdir, zira uyumlu varlıkları keyif verir. Diğer insanlarla kolayca ilişki kurarlar ve içinde bulundukları durumla nasıl başa çıkabileceklerini de iyi bilirler.





Anne-babalar nasıl yardımcı olabilir?: Sosyal becerileri öğreterek, kibar olmayı, yardımlaşmayı destekleyerek, özgüveni ve özbeğeniyi yaratarak.










EQ -IQ'dan daha mı önemlidir?





Eğitim psikologları, okulda ve geniş dünyada başarılı olabilmek için duygusal zekânın da, en az zihinsel yetenek kadar önemli olduğunu düşünmektedirler. Araştırmalar göstermiştir ki, küçük çocukların erken yaşlarda elde ettikleri duygusal beceriler, öğrenme için gerekli temelleri oluşturmaktadır. Okulda başarısız olan çocukların hemen hepsinde, duygusal zekânın bir ya da daha fazla unsurunun eksik olduğu görülmüştür. Özgüveni yüksek ve iyimser olan, başarı elde ettiğinde bol bol desteklenen ve takdir edilen çocukların sadece okulda değil, sonraki yaşantılarında da başarılı olma olasılıkları yüksektir. Olumlu anne-babalık yaparak, bebekliklerinden itibaren çocuklarınıza güvenli bir altyapı oluşturmak ve duygusal zekâlarını beslemek, mutlu ve sorumlu birer yetişkin olmalarını sağlamanın en iyi yoludur.








Kaynak: Mutlu Çocuk Sahibi Olmanın Sırları, Dr. Carol Valinejad, Mikado Yayınları, 2012.



İnce Pizza Nasıl Yapılır?

Son iki üç haftadır epey bir deneme yaptım. Artık tarif bekleyen sayın instagram takipçilerim ve siz değerli blog okuyucularım önce bu işin birkaç sırrı ile başlayalım.


1) Mayalanan hamur mutlaka buzdolabında en az 1 saat beklemeye alınıp pişirmeden yarım saat önce dışarıya alınır. Varsa un serpilmiş döner bir tabla üzerinde ya da tezgah üstünde elle ya da oklava ile açılır inceltilir. Hamur ortaya toplansa bile siz eliniz ve oklavanız ile onu açılıp incelmeye ikna edin. 

2)İnce çıtır pizza seviyorsanız hamurda ki şekeri azaltın ya da tamamen çıkartın.
3) İnceltilen hamur ya özel delikli pizza tepsisinde yoksa da yağlı kağıt serilmiş tel ızgarada pişirilmelidir. Böylece pizzanız fırında olabilecek en yüksek ısıya hızla maruz kalacaktır. Bu da ihtiyacımız olan şey.

4) Fırın ısınız çok önemli. En yüksek kaç dereceye ısınabiliyorsa o ısıda pişirmelisiniz. 250 derece ise 250 derece. Amerikadaki fırınlarda 450-500F makbul.

Şimdi bir hamur tarifi paylaşmak icap eder:)
Birçok tarif denedim son vakitlerde. Maya paketinin arkasındaki tarif, bloglardan denemeler, Ekmek makinesinin kitapçığındaki tarif ve İtalyan kitap yazarların tarifleri... 

Sonuç olarak her tarif hemen hemen aynı kapıya çıkıyor. Pizza hamuru su, tuz, şeker(olmayadabilir), az zeytinyağı, kuru maya ve hafif ele yapışan bir hamur olacak kadar da un ile yapılıyor. 
Ama illa ki ölçüler belli olsun derseniz benim şaşmaz ölçüm ekmek makinesinin ölçüsüdür. 

Malzemeler:
1 cup su
1,5 tatlı kaşığı tuz
3 yemek kaşığı şeker
1,5 yemek kaşığı süt
1,5 yemek kaşığı Zeytinyağı
2 tatlı kaşığı Kuru maya
3 cup beyaz Un
Amerika da markette pizza için özel kuru maya buldum. Gerçekten bir harika. Onunla yaptığımda pizza hamuru çok güzel kabarıyor ve formunu kolay kolay kaybetmiyor. Diğer mayalarla hamuru açmaya başladığınızda kabarıklığı kaybolur, ama bu pizza mayası ne hikmetse havanın pizzadan kaçmasını engelliyor. 

Yapılışı:
Yukarıdaki malzemelerle 13 inclik yani yaklaşık 33 cm çaplı iki adet pizza çıkıyor. 
Ekmek makineniz varsa Malzemeleri sırayla makinenin haznesine koyup, 1.5 saatlik hamur (dough) programını çalıştırın. Süre sonunda hazneyi alıp buzdolabına bırakın.
El maharetiyle yapacaksanız da;
Mayayı suda eritip diğer malzemeleri katın. Hamurunuz az ele yapışır olmalıdır. Ekmek hamuru gibi. Üzerini bir bez ile örterek dışarda 1 saat kadar mayalandırıp buzdolabına alın. 

En az bir saat kadar beklesin. Bu süre iki güne kadar uzayabilir. Ve hatta buzlukta bir ay. Lakin elle açması zorlaşıyor bekleme süresi uzadıkça, oklava kullanmak gerekiyor. 

Hamuru buzdolabından çıkarıp un serpilmiş tezgaha ya da benim yaptığım gibi döner tablanıza alın. İkea da satılıyor. Ben iki adet edindim.
Hamuru ikiye bölerek her birini 33 cm(13 inch) olana kadar açın. Daha sonra açtığınız hamurunuzu pizza tepsisine(delikli oluyor) ya da yağlı kağıt serdiğiniz fırının kendi tel ızgarasına alın. 

Malzemelerinizi sermeden önce domates sosunu hamurun üstüne yayın. Diğer malzemelerinizi ve kaşar rendesini de serip, önceden fena halde ısıtılmış fırında kenarları hafif kızarana kadar, max 10 dk, da pişirin.


Afiyet olsun

Not: Hamuru daha geniş açıp dışarı taşan kenarlarının içine extra peynir kaşar bırakıp içeri kıvırırsanız çift peynirli pizzalarınız olur. Kenarları ısırdıkça peynirler çıkar, yiyenler deliye döner :) Cheddar peynir bırakmıştım ben..
















Feldstein on Obamacare

Marty worries about a great unraveling.

30 Ekim 2013

Gökkuşağı renklerinin birlikteliği hep hoşuma gider. Bazen, çorap, bazen düğme, bazen şemsiye.. benim olsun isterim.
 Boza sezonunu açtık, aslında artık 365 gün bulunabiliyor ama kış mevsiminde daha iyi gidiyor sanki.
Sandığı karıştırırken elime geçti bu yastıklar, şimdiki yastık ebatlarına göre epey ufak kalıyorlar, bende böyle pötikareli kumaşlarla birleştirip birşeyler yapsam diyorum,
Ama kanepeye kıvırlıp tembellik yapmak daha cazip geliyor bugün.

29 Ekim 2013 Salı

Dönüşüm















Yapraklar sararıyor, kuruyanlar o çok sevdiğim sesleri çıkartarak ayaklarımızın altından geçip gidiyor. Artık sonbaharı uğurlayıp kışı ağırlamaya hazırız. Sıcak bir çay yapıp kitaplarımıza daha fazla sokulmanın zamanı geldi demek ki!






Nil'den fırsat bulup bu hafta okuduğum ve halen okumaya devam ettiğim kitaplar... Kafka'nın Dönüşümü beni çok etkiledi, Gregor Samsa için kederlendim, sonuna dek bunun gördüğü bir rüya olmasını diledim. Bence bir böceğe dönüşen Gregor'dan çok esas dönüşüm geçiren kızkardeşi Grete idi, haksız mıyım ne dersiniz?


Bir Psikiyatristin Gizli Defteri'ni sürükleyici ve bir o kadar da düşündürücü buldum. İçindeki hikayeler enteresandı ama böyle bir kitabı yazmak ne kadar etik olabilir ki diye düşünmeden duramadım. Psikiyatriste gidenler acaba anlattıklarım ileride bir kitaba konu olur mu diye kuruntu yapsalar yeridir heralde! Hele bir de obsesif kompulsif ise vay o kişinin haline!


Mor Mürekkep ise bir okuyucumun tavsiye ettiği bir kitap, içinde kısa denemeler yer alıyor, Nazan Bekiroğlu'nun dili bana biraz ağır geldi ama daha yeni başladım, içinde beni etkileyen bir deneme olursa burada sizlerle de paylaşacağım...




Daha iyiye dönüştüğümüz günlere, sevgiyle!


























Gömlek: Marks & Spencer


Tayt: Bershka


Yüzük: Diva


Küpe: I Am




Cottage Cheese Pancake ( Lor Peynirli Pankek)

Az önce yaptım daha, soğumadan kendisi tarifini de yazayım istedim:)



Çocuklar için besleyici lezzetli bir tarif. Evdeki cottage cheese fazlalılığını değerlendirmek için ararken buldum tarifi. Kaynak Martha Teyze nin web sayfasıdır.

Malzemeler

3/4 cup beyaz un
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 yemek kaşığı toz şeker
1 iri yumurta
3/4 cup cottage cheese
2/3 cup süt
1/2 tatlıkaşığı sıvı vanilya( yerine 1 paket toz vanilya da olur)
Kızartmak için 6 yemek kaşığı kadar yağ

Yağ hariç diğer malzemelerle krep hamuru hazırlanıp 2 yemek kaşığı kadar yağ dökülerek ısıtılmış tavada arkalı önlü üstü puf puf delikli olana kadar pişirilir. 3 pancake çıkıyor. Her seferinde tavayı yeniden yağlamayı unutmayın

Arzuya göre yanında reçel bal ile tüketilebilir

Afiyet olsun

29 Ekim 2013

Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun, bugün 90. yaşını kutladık. Çocuklarımızı büyük bir mutluluk ve gururla izledik. Şiirlerini okudular, oyunlarını sergilediler.
İki gündür süprizler, pastalar, hediyeler benim içinde tam bir bayram oldu. Yeni yaşımı kutladık. Önce babasıyla kuzu bana sürpriz yaptı,
Ertesi gün sevgili arkadaşlarım. Çok şanslıyım, iyiki varsınız, çok teşekkür ederim herşey için..
Saatler alındığından beri, ki şimdiye kadar bu dönemi çok yaşadım ama ilk defa bu sefer bir uyum sağlayamama oldu bende, vakit sanki daha ağır ilerliyor, erkenden saatsiz zıplıyorum sabahın köründe, çözemedim hala. Faydası olmuyor değil, uzun süredir yapamadığım birşey, kitap okumak,
Kitabı bırakıp elişine dönmek için epey vaktim oluyor. Başladığım örtü bu kadar oldu mesela.

Who knew what when?

President Obama is getting heat over his often repeated claim that, under his healthcare reform, "If you like your plan, you can keep it."  It is clear now that for millions of Americans, particularly those who participated in the individual insurance market, that is simply not true.  You can argue that the plan they will get under the Affordable Care Act is better, but it seems undeniable that the President's sales pitch was factually incorrect.

As someone who has previously worked for a President, I am fascinated by how the White House staff let President Obama so consistently and so publicly make a false statement.  Presidential speeches undergo a painstakingly thorough review process. It seems that there are only three possibilities:

1. The White House staff did not know the statement was false.  That is, they did not understand the law the administration was promoting.

2. The White House staff knew the statement was false, but they decided to keep this fact from the President.  That is, they let the President unwittingly lie to the American people.

3. The White House staff knew the statement was false and told the President so, but the President decided to keep saying it anyway.  That is, the President consciously decided to lie to the American people.

These are the only three possibilities I can envision.  None of them reflects particularly well on what has been going on in the White House.

Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun, güle güle kullanın

Cumhuriyet kaçınılmazdı.

Türk-Osmanlı elitinin hanedanla manevi bağı daha Abdülaziz zamanında zayıflamıştı. Abdülhamid istibdadının son 10-15 yılında tamamen koptu. Tüm dünyada tüm rejimlerin altüst olduğu 1918-sonrası ortamda hanedanın sürmesi, veya sürse otoritesini koruması mümkün değildi.

Fransa’yı da unutma. O devirde Türk-Osmanlı eliti için medeniyetin tek referansıdır. 1871’de orada cumhuriyet ilan edilince, buradaki saltanatın da miadı dolmuştu. Geçmiş olsun.

Geriye kalan iki ihtimal var, onları da gözden geçirelim.

Bir, Sultan Reşat modeli. Siyasi gücü olmayan, etliye sütlüye karışmayan, ombudsman tipi bir monarşi yürür müydü? Rauf Bey mesela o karta oynadı. İngilizler de muhtemelen o ihtimali değerlendirdi, ama sonra vazgeçtiler. Bence yürümezdi. Türkiye gibi siyasetin çok sert oynandığı, 1918’den sonra daha da sertleştiği bir ülkede zayıf monarkın şansı yoktur. Kurtlar sofrasında kuzu olur, çıtır çıtır yerler.

İki, Napoleon (ve Rıza Pehlevi) modeli. Diktatörün kendini hükümdar ilan ettiği bir yeni-monarşi yürür müydü? Belli ki bu ihtimal düşünüldü. 1 Kasım 1922’den 29 Ekim 1923’e dek opsiyonlar açık tutuldu. Mustafa Kemal Paşanın Aralık 1922’de birden evlenmeye niyet etmesini bir de bu açıdan düşünün derim.

Bana sorarsanız bu model de yürümezdi. Bir kere Bolşevik Rusya’dan esen rüzgârlar vardı, 1922-23 Türkiye’sinde kuvvetle hissediliyordu. Almanya’da, Avusturya’da monarşiler devrilmiş cumhuriyet kurulmuştu. Türk elitinin o devirde yakın temasta olduğu Arnavutluk ve Azerbaycan cumhuriyetçi coşku içindeydi. Monarşinin çağı kapanmış görünüyordu.

Sonra Paşa, Napoleon’un akıbetinden haberdardı. Babadan gelmeyen saltanatı yürütmek zordur. Ağzınla kuş tutsan, bütün Avrupa’yı fethetsen, gene de meşruiyetin sorgulanır. Ömrünü tamamlayıp tahtı sağ salim evladına devretmedikçe gerçek anlamda padişah sayılmazsın. “Nereden çıktı bu zibidi” diye soran olur.

Bu da bizi en önemli detaya getiriyor. Gazi’nin evladı olmadığı, olacak gibi de görünmediği bir durumda hükümdarlık ilan etmenin faydası ne? Dört senede bir kendi elceğizinle seçtiğin meclise seçim yaptırır, kendini Reis, Münci, Lider, Duce veya Führer seçtirtirsin. Keyfince yönetir, “Beni buraya Halk seçti, Halktan başka kimse tanımam” diye havanı da atarsın. Fena mı?

İşte bu yüzden, akılcı ve doğru bir kararla, 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edildi. Hepimize kutlu olsun.

28 Ekim 2013 Pazartesi

28 Ekim 2013

Keşke hala anaokulunda olsam diyen bir küçük adam.
Ders saati denince, haftasonundaki sinema'dan kalan üç boyut gözlüklerin camlarını çıkardığı çerçevesini önce bir güzel gözüne takıyor ve sonra oturuyoruz başına. Ne hikmeti vardır bilinmez ama onsuz asla.

Allianz Arena'da İlginç Misafirler





Bayern München'in hafta sonu Allianz Arena'da Berlin'i 3-2 yendiği karşılaşmanın 11 ilginç konuğu vardı. Siyahlar giyinmiş, senkronize hareket eden grup taraftarların ve tv başındaki izleyicilerin de dikkatini çekti.  Kimisi onlara bakıp güldü, kimisi şaşırdı ya da tuhaf tuhaf baktı ama tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardılar.  

Yalnız şöyle bir fotoşop çalışması var, fena değil. 


Lisa Müller



O Hep Farklıydı


Diğerlerinden daha başka yerde durduğu daha çocukluğundan belli etmiş.

Şöyle anlatayım: Şu an bir takım kursan ve istediğin kaleciyi takımına alsan hangi kaleciyi alırdın? Elbette Manuel Neuer..

Yani o benim için şu an aktüel dünyanın en iyi kalecisi..

27 Ekim 2013 Pazar

Fact-checking The Economist

Here is a question for students who are learning about compounding.  What is wrong with the following passage from The Economist magazine?
Investors who bought Treasury bonds in 1946, when yields were around current levels, did not suffer a formal default. But over the following 35 years they lost money in real terms at a rate of 2% a year. The cumulative real loss was 91%. By that standard, Greek creditors, who recently suffered a 50% loss via default, were lucky.
Answer: The second number is inconsistent with the first.  Note that .98^35=.49, so we get only a 51 percent cumulative loss.

In fact, the price level from 1946 to 1981 rose by a factor of about 5, so holding currency with a zero nominal return led to a real loss of only about 80 percent.