Niloş genelde kıpır kıpır olduğu için bir mekana gittiğimizde her masayı dolaşır, ben de onu masalardan toplarım. Arkadaşlarımızla Kalamış Midpoint'te yemek yiyorduk, yan masamızda çok sevdiğim oyuncu Engin Akyürek vardı, benimki tahmin ettiğim gibi pıtır pıtır yan masaya gitti, ben de bu güzel anı hemen ölümsüzleştirdim :) Kızımla fotoğraf ricamı kırmayan sevgili Engin Akyürek'e çok teşekkür ederiz :)
10 Haziran 2014 Salı
Dünün Sürprizi!
Niloş genelde kıpır kıpır olduğu için bir mekana gittiğimizde her masayı dolaşır, ben de onu masalardan toplarım. Arkadaşlarımızla Kalamış Midpoint'te yemek yiyorduk, yan masamızda çok sevdiğim oyuncu Engin Akyürek vardı, benimki tahmin ettiğim gibi pıtır pıtır yan masaya gitti, ben de bu güzel anı hemen ölümsüzleştirdim :) Kızımla fotoğraf ricamı kırmayan sevgili Engin Akyürek'e çok teşekkür ederiz :)
9 Haziran 2014 Pazartesi
Sendrom
Çevirdim sırtına baktım, bizimkinin de off düğmesi yokmuş ama benim off çekesim var doğrusu :) 2 yaş desem, sendrom desem sizde bir çağrışım yapar mı acaba? Aramızda anne olanların ahhh bilmez miyim dediklerini duyar gibiyim zira instagramda bu durumu paylaştığımdan beri bu sendromun 3,4,5 hatta 6 yaşında da karşıma çıkabileceğini öğrenmiş oldum, ben de sanıyorum ki 2 dolar dolmaz bitcek gitcek bu sendrom, eyvahlar olsun :)
Şaka bir yana ben bebeğimin her halini seviyorum! Onu hiçbir zaman belli kriterler içerisine sokmak ve ona belli etiketler yapıştırmak istemiyorum. Bunu yapmamaya özen gösteriyorum. Her yaşın bir güzelliği var, bu kabına sığmaz ve başına buyruk haller de bu yaşın getirdiklerinden... Ehhh ona da hak vermemek elde değil; aylarca ya pusette ya kucaktaydı, şimdi kendi özgürlüğünün tadını çıkartmak istiyor, varsın çıkartsın diyorum ben de :)
Ahh bir de sınırları olsa keşke! Duracağı yeri bilse, arada bir arkasını dönse ve acaba annem oralarda bir yerlerde mi diye kendine bir sorsa ama yok yok fazla özgür ruh benimkisi!
Biraz da tahammülsüz :) Bu özgürlüğe ben birazcık el koyarsam basıyor yaygarayı!
Çığlık da işe yaramazsa B planını devreye sokup kendini yerlere atıyor. Bazen onu yerlerden topluyorum bazen de tanımamazlıktan gelip topukluyorum hee heee :)
Ama şirinlikleriyle her seferinde benim gönlümü almasını biliyor kerata :)
Yorgunluktan uyuya kalınca da unutuluyor tüm bu sendromlar! Ta ki yeni bir güne kadar :)
Ceket: Zara
T-Shirt: Mango
Jean: Zara
Chunky Heel Bot: Sammy Dress
Çanta: Front Row Shop
Küpe: I Am
Rueda'nın Ekvador'u
Reinaldo Rueda
Ekvador'un antrenörü Rueda teknik direktör diplomasını Köln'de 1990/91 döneminde aldı. Akıcı bir şekilde almanca konuşabiliyor. Kolombiya U20'sine bronz madalya aldırarak dikkatlerini üzerine çekti. Geçtiğimiz Dünya Kupası'nda Honduras'ı çıkardı şimdi de Ekvador'u. Nihayetinde iki turnuvaya da takım götürmeyi başardı. Brezilya'da ses getirmesi çok kolay değil ama düştüğü grup içerisinde ilk maçında İsviçre'ye bir sürpriz yaparsa(istemiyoruz öyle bir şeyi) yakından tanıdığı Honduras'ı da geçeceğini düşünüyorum.
Ekvador deniz seviyesinin 2850 metre üzerinde maçlarını oynadı. Haliyle evindeki 8 maçın 7'sini kazanırken 16 gol atıp 3 gol yediler. Net bir kontra takımı olarak 4-4-2 oynayacaklar. Valencia'yı kaçırmak asli görevi. İlginç olan sürpriz yok. Kenarlardan yüklenecek ve direkt oyunla kontradan fizik üstünlüklerini kullanarak puan koparma peşinde olacaklar.
En azından Valencia'nın topu oyuncunun arkasına atıp geçmesini izlemek bile keyif verebilir. Ya da diğer kenardaki Montero'dan şık çalımlar izleyebiliriz.
Ekvador hakkında diyeceklerim bu kadar. O grupta İsviçre'yi ateşli bir şekilde desteklediğim için umarım ilk maçta yenilir, kontra gücünü geride kalan maçlarda gösterir diyerek kapatıyoruz dosyayı.
8 Haziran 2014 Pazar
6.SANAT KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ
TÜSAK Yasa Tasarısı'nın tartışıldığı 6.Sanat Kurultayı 7 Haziran günü Mimarlar Odası'nın Karaköy'deki merkezinde yapıldı. geniş katılımın olduğu toplantıdan aşağıdaki sonuç bildirgesi çıktı:
Her iktidar tabiatına uygun düşünce tarzını, ideolojiyi, yaşam biçimini hakim kılacak politikalar üretir. Bu politikanın sanat alanına yansıması, siyasi erk için kaçınılmaz, hatta zorunluluktur.
TÜSAK Yasa Tasarısı, onlarca yıllık sanat birikimini dönüştürerek ya da yok ederek iktidarın yaşam felsefesini desteklemek üzere üretilmiş bir tuzaktır.
TÜSAK Yasa Tasarısı’yla mücadele sanatın tüm alanlarında örgütlenip insanları bilinçlendirerek yaygınlaştırılmaktadır.
Özerk Sanat Konseyi’nin 20 yıldan bu yana sürdürdüğü örgütlü çaba bu mücadelenin temelini oluşturmaktadır.
Sanat eğitimi veren kurumlar TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı mücadelenin ayrılmaz parçaları ve Kültür sanat politikalarının sürdürülebilirliğinin garantisidir.
Duygusal talepleri ve “benim olsun” ayrışmalarını bir yana bırakarak bir arada olmaya özen göstermeli, aramızdaki bağları güçlendirmeliyiz. ÖSK, örgütlenmek ve örgütlü mücadeleyi sürekli kılmak için olanaktır.
TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı kimliğimiz, kişiliğimiz ve haklarımız için ÖSK ile birlikte mücadeleyi hayatın her alanına yaymalıyız.
Sonuç Olarak
- Siyasi iktidarın kültür sanatı doğrudan yöneteceği, ticarileştirip kişiliksiz kılacağı hiçbir yasa tasarısını kabul etmeyeceğiz.
- Sanat mekânlarının kapatılmasına, onarım bahanesiyle karakol yapılmasına ve peşkeş çekilmesine karşı mücadeleyi yükseltmeliyiz.
- Ödenekli sanat kurumlarının varlığı ve yasalarının korunduğu, yaşatıldığı, sanatta özerkliğin esas alındığı yasalar çıkarılmalıdır. Bunun için ÖSK bileşenlerinin üretimleri vardır.
- ÖSK bileşenleriyle birlikte sendika,konfederasyon ve meslek birliği örgütleriyle TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı eylem takvimi belirleyerek karşı duruşu sürekli kılmalıdır.
- Sermayenin 1980 sonrası özelleştirme projeleri sonucu şirketlerin hizmetine sunulan müze ve galeriler ticarethane mantığıyla yönetilmeye başlandı ve sanat üretimi şirketlerin tercihine bağımlı hale geldi. Buna karşı mücadele edilmelidir.
- Sadece mevcut iktidara karşı değil, insan ve onun yarattığı değerleri savunmak için TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı çıkmamız gerektiği basın ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
- Yandaşını her alanda ihya eden iktidar, kültür ve sanatı kullanarak ihale ve rant uğruna üretimimizi hiçleştirmemeli. Sanat kurumlarının belirleyeceği gerçekçi nedenlerle destek oranları oluşturulmalıdır.
- Tüm sanat kurumlarının özerklik prensibi yerel ve evrensel ölçekte fikir ve sanat özgürlükleri anayasada açık biçimde güvence altına alınmalıdır.
- Ödenekli sanat kurumlarında iş güvencesi, iş güvenliği, ilgili sanat örgütlerinin görüşleriyle birlikte güvence altına alınmalıdır.
- Yasaklamalar, sansür, hedef gösterme, linç girişimleri asla kabul edilemez. Sansürle, oto-sansürle mücadele sanat emekçilerinin en temel görevlerinden birisidir.
- Tüm sanat alanlarına kamusal destek şarttır.Kamu mali desteği ile işleyiş özerkliği ayrılmaz bir bütünlük olarak birlikte gerçekleşmelidir.
- Sanatçılar ve sanat örgütleri politik farklılıklarını aşarak TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı birlikte mücadele etmelidir.
- Örgütsel sorunlarımızı aşıp sanat örgütlenmelerinin birlikteliği sağlanmalıdır.
- Özerk Sanat Konseyi’nin hazırladığı yasa tasarısı taslağı, bileşenleriyle birlikte gözden geçirilerek güncellenmeli ve temel alınarak değerlendirilmelidir.
Her iktidar tabiatına uygun düşünce tarzını, ideolojiyi, yaşam biçimini hakim kılacak politikalar üretir. Bu politikanın sanat alanına yansıması, siyasi erk için kaçınılmaz, hatta zorunluluktur.
TÜSAK Yasa Tasarısı, onlarca yıllık sanat birikimini dönüştürerek ya da yok ederek iktidarın yaşam felsefesini desteklemek üzere üretilmiş bir tuzaktır.
TÜSAK Yasa Tasarısı’yla mücadele sanatın tüm alanlarında örgütlenip insanları bilinçlendirerek yaygınlaştırılmaktadır.
Özerk Sanat Konseyi’nin 20 yıldan bu yana sürdürdüğü örgütlü çaba bu mücadelenin temelini oluşturmaktadır.
Sanat eğitimi veren kurumlar TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı mücadelenin ayrılmaz parçaları ve Kültür sanat politikalarının sürdürülebilirliğinin garantisidir.
Duygusal talepleri ve “benim olsun” ayrışmalarını bir yana bırakarak bir arada olmaya özen göstermeli, aramızdaki bağları güçlendirmeliyiz. ÖSK, örgütlenmek ve örgütlü mücadeleyi sürekli kılmak için olanaktır.
TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı kimliğimiz, kişiliğimiz ve haklarımız için ÖSK ile birlikte mücadeleyi hayatın her alanına yaymalıyız.
Sonuç Olarak
- Siyasi iktidarın kültür sanatı doğrudan yöneteceği, ticarileştirip kişiliksiz kılacağı hiçbir yasa tasarısını kabul etmeyeceğiz.
- Sanat mekânlarının kapatılmasına, onarım bahanesiyle karakol yapılmasına ve peşkeş çekilmesine karşı mücadeleyi yükseltmeliyiz.
- Ödenekli sanat kurumlarının varlığı ve yasalarının korunduğu, yaşatıldığı, sanatta özerkliğin esas alındığı yasalar çıkarılmalıdır. Bunun için ÖSK bileşenlerinin üretimleri vardır.
- ÖSK bileşenleriyle birlikte sendika,konfederasyon ve meslek birliği örgütleriyle TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı eylem takvimi belirleyerek karşı duruşu sürekli kılmalıdır.
- Sermayenin 1980 sonrası özelleştirme projeleri sonucu şirketlerin hizmetine sunulan müze ve galeriler ticarethane mantığıyla yönetilmeye başlandı ve sanat üretimi şirketlerin tercihine bağımlı hale geldi. Buna karşı mücadele edilmelidir.
- Sadece mevcut iktidara karşı değil, insan ve onun yarattığı değerleri savunmak için TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı çıkmamız gerektiği basın ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
- Yandaşını her alanda ihya eden iktidar, kültür ve sanatı kullanarak ihale ve rant uğruna üretimimizi hiçleştirmemeli. Sanat kurumlarının belirleyeceği gerçekçi nedenlerle destek oranları oluşturulmalıdır.
- Tüm sanat kurumlarının özerklik prensibi yerel ve evrensel ölçekte fikir ve sanat özgürlükleri anayasada açık biçimde güvence altına alınmalıdır.
- Ödenekli sanat kurumlarında iş güvencesi, iş güvenliği, ilgili sanat örgütlerinin görüşleriyle birlikte güvence altına alınmalıdır.
- Yasaklamalar, sansür, hedef gösterme, linç girişimleri asla kabul edilemez. Sansürle, oto-sansürle mücadele sanat emekçilerinin en temel görevlerinden birisidir.
- Tüm sanat alanlarına kamusal destek şarttır.Kamu mali desteği ile işleyiş özerkliği ayrılmaz bir bütünlük olarak birlikte gerçekleşmelidir.
- Sanatçılar ve sanat örgütleri politik farklılıklarını aşarak TÜSAK Yasa Tasarısı’na karşı birlikte mücadele etmelidir.
- Örgütsel sorunlarımızı aşıp sanat örgütlenmelerinin birlikteliği sağlanmalıdır.
- Özerk Sanat Konseyi’nin hazırladığı yasa tasarısı taslağı, bileşenleriyle birlikte gözden geçirilerek güncellenmeli ve temel alınarak değerlendirilmelidir.
9 Haziran 2014
Haftasonu çok bereketliydi yine, yeni haftaya da yağışlı giriyormuşuz.
Akşam okuma bayramı için kıyafet provası yaptık, sağını solunu kendine göre ayarladık.
Yetinmedik bir başkasını daha giydik hatta madem bu kadar havaya girdik şurda iki dönmeden de olmaz dedik :) Yeni haftamız güzel olsun.....
Güneşi özledik..
Evimizde telaşlı bir anne birde çok mu çok heyecanlı minik bir yürek var.Akşam okuma bayramı için kıyafet provası yaptık, sağını solunu kendine göre ayarladık.
Yetinmedik bir başkasını daha giydik hatta madem bu kadar havaya girdik şurda iki dönmeden de olmaz dedik :) Yeni haftamız güzel olsun.....
Pep Guardiola Eylemde
Oldukça stresli geçen bir sezonun ardından tatile gitmek yerine Katalanların bağımsızlık savaşı adına meydanlara attı kendisini. Berlin'de gerçekleştirilen eylemde Katalunya halkının kendi kaderini tayin etmesini istiyor. Ayrılıkçı katalanlara destek veren Guardiola, Avrupa'nın pek çok şehrinde yapılan eylemlerin Berlin kısmına iştirak ederek o çok az olan tatil günlerinden birisini de feda etmiş oldu.
Bizim memleketin anlayacağı dilden o da bir çapulcu!
Hayat TV: Kupa Günlüğü
Kupa kaldırılasıya kadar her akşam 20:45'de Hayat TV'de kupaya dair pek çok ayrıntıyı konuşacağız.
Fatih Atlay, Mithat Fabian Sözmen, Özenç Kurt ile beraber gerçekleştiriyoruz. Haftanın 4 günü(Salı, Çarşamba, Perşembe ve Pazar) ekranda benimle Özenç'i göreceksiniz. Bugün C grubunu işliyoruz.
Nasıl izlerim:
Frekans Bilgilerimiz Türksat 3A Frekans: 12525 Polarizasyon: Dikey Sembol Rate: 30000 Fec: 5/6
İnternetten izlemek için boşluğa hayattv canlı izle yazarsanız pek çok seçeneği göreceksiniz..
Hızlı ve Atletler: Kolombiya
Kolombiya
Almanya, İsviçre, ABD ve Şili sonrası ilgimi çeken diğer bir ülke Kolombiya. Diğer 4 takımın aksine teknik direktörleri için ekstra bir paragraf yazmayı dahi düşünmüyorum 2006 Arjantin faciası sonrası. Hala affedilmemiş değiliz. Jose Pekerman'dan bahsediyorum elbette. Messi'yi oynatmaması bir yana o oyun içerisinde Riquelme'yi çıkarmak gibi çok temel bir yanlışı yapmış olmasından dolayı hakkında hala daha iyi bir şey yazamıyorum maalesef. Ve fakat Kolombiya kadrosu ise tek başına umut veriyor üstelik Falcao sakatlığına rağmen.. Ocak 2012'de takımın başına geçen Pekerman ise en azından bu zamana kadar iyi iş çıkarttığını yine de söylememiz gerekir.
HIZLI VE ATLET
90 Dünya Kupası başarısından sonra uzunca süren bir sessizlik dönemi geçirdiler. Son 3 Dünya Kupası'na da katılım gösteremediler ve fakat son iki yılda kadrosunda bulundurdukları oyuncuların geldiği seviye inanılmaz. Falcao'nun sakatlığı sanıldığı kadar büyük bir boşluk yaratmayacaktır. Sevilla'dan Carlos Bacca, öte yandan Porto'dan bu Kolombiya kadrosuna girmekte zorlanan Jackson Martinez gibi yıldızlar bir yana Almanya'da bu sezon gösterdiği çıkışla Dortmund'a transfer olan Adrian Ramos'un forma giyeceği dahi belirsiz. Ön alan yeterince kaliteli ayaklardan oluşuyor ki henüz daha geçtiğimiz yıl Porto'dan 45 milyon euro karşılığı Monaco'ya transfer olmuş hücumun her yerinde oynayabilen takımın yıldızı James Rodriquez'den bahsetmedik bile.. U20'de topla haşır neşir olduğu her saniyeyi izlemekten büyük bir keyif aldığım Quintero'nun bu turnuvada A milli takıma tam olarak entegre olacağını düşünüyorum. Bitirici vuruş konusunda eksiği olsa da hızı ve tekniğiyle büyüleyen Cagliari'de oynayan kenar forvet Victor İbarbo'yu unutmayalım. Seria A'nın bu sezon en fazla dripling yapan oyuncusu olan Cuadrado ise benim Lecce performansından bu yana hayranlıkla izlediğim oyuncuların başında geliyor. Fiorentinalı kanat oyuncusu bu sezon gösterdiği peformans ile Dünya Kupası'nın parlatacağı/tanıtacağı yıldız adayları arasında yer alıyor.
Bu hücum gücünü Napoli'den Zuniga ile West Ham United'dan Armero gibi sprinter iki kanat bekinin desteklediğini de düşünürsek Şili'nin önünde Arjantin'in arkasında elemelerde gurubu ikinci bitirmesi kimseyi şaşırtmıyor.
Yakından tanıdığımız Mondragon turnuvanın en yaşlı oyuncusu sıfatıyla 42 yaşında Dünya Kupası'na gitmesi saha içerisinden ziyade saha dışının atmosferi düşünülerek yapılmış bir tercihtir. Öte yandan Trabzonspor'dan hatırladığımız Teofilo Guiterrez ise bu takım içerisinde önemli bir role sahip.
FALCAO'NUN YOKLUĞUNDA RODRİQUEZ ve QUİNTERO
Falcoa kalitesinde bir futbolunun benzeri günümüz futbolunda buluhnmadığı için yeri tam anlamıyla doldurulaması çok zor. Bitirici vuruş konusundaki becerisi bir yana ön alanda organizasyon gerçekleştirme konusunda sıkıntılı olan takımın en güzel opsiyonuydu. Merkezden değil kenarlardan oyuna açılan Kolombiya içerideki gol canavarına göre pek çok aksiyon gerçekleştiriyordu. Bu açıdan onun yerine Ramos ya da Bacca'nın oynaması gibi problemlerden ziyade geride hücuma akıl katıp farklı bir şekilde bu oyuncunun yokluğunu giderecek olan Quintero'ya takımın ihtiyaç duyacağını söyleyebiliriz. Belki bugüne kadar 3 kez A milli formayı sırtına geçirmesi dezavantaj olarak görülebilir ama 45 milyonluk James Rodriquez'den çok daha önemli olacaktır onun varlığı.
Kolombiya'nın iki yıldızı olan James Rodriquez ile Juan Quintero'nun "Envigado" yıllarından..
Şüphe yok ki Falcao sonrası takımın en değerli oyuncusu Monaco'ya 45 milyon euro karşılığı transfer olmuş James Rodriquez. Muazzam şutlarının yanı sıra hızıyla oyuna kattığı hareketlilik ve üst düzey tekniği ile fark yaratıyor. Çalımları, golle burun buruna getiren ara pasları da muazzam. Maç içerisinde serbest rolde ve sürekli pozisyon değiştirerek oynuyor. Bireysel yeteneği ve futbol becerisi nedeniyle çok açığa çıkmasa da "Statejik düşünme yetisi" zayıf. Cristiano Ronaldo formatına yakın bir üst düzey yetenek. Arkadaki orta sahaların daha çok savunma yetilerine göre seçildiğini de düşünürsek forvet arkasında tüm bu gelişmeler Quintero'yu zorunlu kılıyor Kolombiya'ya. Özellikle hücumda Falcao'suz bu takıma bir "akıl" şart. Üzerine yazılan analizlerde kadroda kendisine pek yer verilmese de En azından benim beklentim bu yönde.Falcao'nun yokluğunun yaratacağı en önemli sorun hücum organizasyonlarında tek başına hızın yeterli olmayacak olmasıdır. Stratejik zeka ile Quintero ilerdeki Rodriquez, Bacca gibi yıldızları ok daha verimli kılar.
MARTİNEZ ZOR BACCA BURUN FARKIYLA
Porto'da 60 maçta 45 gol atan Jackson Martinez'in uluslararası kariyerinin zayıf oluşu ve saha içi karakteri nedeniyle Falcao'nun yerine en azından turnuva öncesi aday olarak görülmüyor. Sevilla ile bu sezon Avrupa Ligi'ni kazanan Bacca burun farkıyla önde olsa da arkasındaki aday bu sezon Dortmund'a transfer olmuş Adrian Ramos. Teofilo Gutierrez ise yeteneği diğerlerine göre çok daha az olsa kombinasyon futboluna yatkınlığı gibi barındırdığı farklı özellikler nedeniyle Jackson Martinez gibi bir yıldızdan dahi çok daha değerli oluyor Kolombiya adına. Ramos ve Bacca ceza sahası içerisinde iş bitirici. Ramos'un kafası, kombinasyon futboluna olan yakınlığı ve fizikli oluşuyla kenar forvetlere yer açması artıları olsa da Bacca'nın hızı, kontra futboluna daha yatkın oluşu ve ceza sahası içerisinde konumlanışı Ramos'a göre bir seviye daha iyi oluşu da onu burun farkıyla bu yarışta öne çıkarıyor.
ORTA SAHA İKİLİSİ
Carlos Sanchez ve Abel Aguilar'ın uyumu geçtiğimiz hazırlık maçında harika bir şutla nefis gol atmış olan İnter'den yine Fredy Guarin'i dışarı itiyor. Sanchez'in mücadele gücü, her yere basacak olan temposu ve savunma özellikleri ile Aquilar'ın yönetmenliği iyi bir şekilde sentezleniyor. Öte yandan rakibin kontraları da savunma yetisi yüksek iki oyuncu ve biraz da Aguilar'ın stratejik zekası ile engelleniyor. Böylesine sprinter ve hücumcu iki beke rağmen kontra konusunda sorun yaşanılmamasının nedeni de bu iki oyuncunun geride kalarak kanat beklerinin gerektiği anda kademesine girecek olması. Ön alanda topun dolaşımı ve hücumun olgunlaşması konusunda sorun yaşamasına sebebiyet verse de savunma açısından ideal bir ikili olduklarını söyleyebiliriz. Pekerman'ın 4-1-3-2 ile Guarin'i de içeriye alması elbette mümkün ama ana planı Sanchez-Aquilar üzerine olacaktır.
Kontra takımı olabilir..
Şöyle bir düşündüğünüz zaman Zuniga Armero ve hatta Arias bekleri.. Rodriquez-Cuadroda kenarlarıyla olası gruptan çıkma zaferinin ardından dev takımlara karşı muazzam bir kontra takımı olacak kapasiteye sahip Kolombiya. Böylesine güçlü kenarları olan takımın Falcaco gibi ceza sahası golcüsüyle beraber durudurulması güç bir makinaya dönüşebilirdi. Bacca ve Ramos'un da ceza sahası içersinde etkili golcü olduklarını düşünürsek Kolombiya geriye yaslanarak Quintero'suz kenarlara bağlı etkili bir kontra takımı yaratabilecek kapasiteye sahip. Üstelik bu kadro içerisinde savunma kalitesinde de artış olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tam bu noktada geriden derinlemesine atılacak toplar için Ramos'dan ziyade yine Bacca'nın kullanılacağını da düşünebiliriz. 4-4-2 ya da 4-4-1-1 ile oynayacak olan Kolombiya bu açıdan iki seçenekli bir takım olacaktır ve belirleyici unsur Quintero'nun plana ne şekilde dahil olacağıdır.
Savunma
Benim temelde en merak ettiğim konuların başında Kolombiya savunmasının dünya kupasında etkinliği olacaktır. Zira takımın atlet, hızlı, çevik ve fizik üstünlüğüne sahip olmasından dolayı temel futbol kurallarını dahi yıkacak ölçüde bir kaotik ortamda savunma gerçekleşiyor. O kıtada onlardan daha hızlısı, çeviği ve atleti yok ve bunun avanrajını sonuna kadar kullandılar. 2012 Ocak ayında takımın başına gelen Pekerman oynadığı ilk 9 maç içerisinde sadece 3 gol yedi. Son 3 maçta 6 gol yemesi biraz da turnuvaya katılımın garantilenmesi sonucu oluşan rehavetten kaynaklıdır.
Öncelikle Kolombiya'nın hücum gücü, atletik yapısı ve hızı pek çok takımın saldırırken çok daha dikkatli olmasına yol açıyor. Savunmada bekleyen Kolombiya hızlı hücumlar için kadrosunda birden fazla oyuncusu olması kendisine saldırılmasını da zorlaştırıyor. Öte yandan savunma dörtlüsünün stabilize olduğu yerde öndeki oyuncular ceza sahasının dışında topa sahip olan oyuncuya "orantısızca" saldırıyor. Dengesiz ikilemeler, bazen bir oyuncuya üç kişi saldırması ve kaotik bir yapı içerisinde topa yeniden sahip olmak istiyorlar Soru şudur: Avrupa takımları ya da daha seri hücum eden takımlar bu düzensizliği ne şekilde cezalandırır?
Zira olağan koşullar içerisinde bu ÇOKLAMALAR aynı zamanda pek çok BOŞ ALANIN da açığa çıkarıyor. Lakin fizik olarak üstünlüklerini de kullanarak bu açıklara topun ulaşmasına izin vermediler. Pas kalitesi yüksek ve topun dolaşımı konusunda usta takımlar bu kaotik ortamı çok iyi bir şekilde değerlendirebilirler. Gurubunda bulunan Japonya bu açıdan çok büyük tehdit oluşturuyor.
JAPONYA ZORLAR
En uzun savunma oyuncusu Zapata'nın 1.87 oluşu ve kenar ortaları karşısında yetersiz oluşları bir başka handikapları. Bir de tahminde bulunalım. Yunanistan'ın tuzağına düşeceklerini sanmıyorum ve dişine göre bir rakip olarak görüyorum. Fildişi Sahili'ni ise geçebilecek kadro kalitesine sahip. Gruplarda onları zorlayacak tek takımın Japonya olduğunu düşünüyorum.
Reus..
İnanamıyor insan.
Arkadaş en sevdiğim oyuncu. Almanya'nın turnuvaya en formda gelen oyuncusu. Fark yaratacak konumda ve futbolunun en olgun çağında bu yapılır mı? Ne büyük günah işledin sen böyle Roys..
Hala üzülüyorum, hala..!
Sampaoli'nin Şili'si
Şili'nin oldukça başarılı olan teknik direktörü Jorge Sampaoli..
19 yaşında arka arkaya geçirdiği iki ağır sakatlık sonrası Newell's Old Boy'dakierken bir şekilde biter ve teknik adamlığa doğru geçiş yapar. 1979 yılında geçirdiği sakatlık sonucu futbolculuk dönemini sonlandırdıktan sonra 13 yıl kendisini geliştirir. Arkasından gelecek olan bir on yıl içerisinde pek çoğu başarısızlıkla sonuçlanmış küçük tatminler yaşasa da kıtanın üst düzey liglerinde gözle görülür bir başarı yaşayamaz. Sahadan atıldığı bir maçın sonrasında ağacın üzerine çıkarak oyuncularına komutlar vermeye devam etmesi gibi tutkusunu açık edecek ufak tefek olaylar onun elde ettiği başarılardan daha fazla ismini duyurmaya yardımcı olur.
En nihayetinde Peru'dan Coronel Bolognesi, Şili'den O’Higgins ve Sport Elemec'i çalıştırarak o büyük sürprize doğru kendisini hazırlar.
Universidad de Chile ile üç kez üst üste şampiyon olmasının yanı sıra 2011'de Copa Sudamericana'yı kaldırıp Libertadores kupasında final oynaması Arjantinli teknik adamı Bielsa sonrası çöküşe geçmiş Şili'nin başına getirir. Nihayetinde futbol kültürü kabaca Bielsa ve Guardiola birleşiminden oluşan Sampaoli 2010 Dünya Kupası'nın en özel ve etkileyici futbolunu oynayan Şili'yi yeniden canlandırır. Gruplara beş maçta üç yenilgi ile başlamış takımı Arjantin ve Kolombiya'nın ardından üçüncü bitirerek turnuvaya kadar götürür.
Guardiola mı Bielsa mı?
Newell’s Old Boys'un alt yaş takımlarını çalıştırırken takımın teknik direktörü büyük saygı duyduğu ve mentoru olara gördüğü Marcelo Bielsa idi. İyi bir arkadaşlık kuran Arjantinli iki teknik adam muhabbetleri Sampaoli'yi geliştirir. Tuchel-Rangnick hikayesine benzerdir. Pek çoklarına göre bugünün Şili'si 2010'un gelişmiş versiyonudur. Sampaoli çok şey borçlu olduğunu söylediği Bielsa'nın temel felsefesini korusa da bire-bir taklitten sakınır.
Misal Bielsa her zaman "boşta" bir savunma oyuncusu ister. Bu da rakibin forvetlerinin sayısına göre kendi savunmasına şekil vermesi anlamına geliyordu. Üç forvetli rakibe karşı dörtlü savunma kurar çoğulukla, birisi her zaman boşta kalmalıdır. İki forvetli takımlara karşı da sıklıkla üçlü oynar, bir savunma oyuncusunu boşa çıkarır. Bunun yanı sıra ekstrem bir adam adama markaj ile sahada yer alırken olabildiğince dikine oynama sevdası ve hızlı hücumlar, riskli paslar Bielsa takımlarının özellikleridir.
Sampaoli ise burada "hocasından" daha rahat ve katı bir nedensellik içerisinde olmadan yoluna devam eder. Rakibin iki forvetli sistemine karşı sıklıkla dörtlü savunma kurduğu olmuştur ya da tek forvete karşı üçlü savunma.. Öte yandan Bielsa'nın topun olduğu bölgeye yaptığı katı presi ise Sampaoli çok daha marjinal ve ekstrem bir şekilde eyleme geçirdi. Tam anlamıyla bir kaos hakim oldu Şili'de zira öncesinden bunu programlayip dışarıdan yönetmek neredeyse imkansıza yakın bir durum. Bazen topa sahip olan o tek oyuncunun çevresini üç dört oyuncuyla saran Şili topu ele geçirmek için olağandışı bir baskı uyguluyor maç içerisinde.
Öte yandan Pep Guardiola ise hayranlık duyduğu ve hatta bugün en çok etkilendiği teknik adam olarak öne çıkan diğer isim. En büyük başarılarını yakaladığı Universidad de Chile ile oynadığı maçların neredeyse hepsinde topa rakibinden daha fazla sahip olduğunun altını çizelim. Artık onun Şili'si de topa sahip olduktan sonra Bielsa ve sonrasına göre "dinleniyor". Topu kendisinde tutup hücum için vakit ayırıyor. 2010 Şili'sine göre topa sahip olma konusunda ciddi bir artış söz konusu. Bu Almanya'da da görülen "pozisyon ve pas futboluna" doğru evrimleşme sürecinin nedeni ise Pep Guardiola.
Sampoali iflah olmaz bir Guardiola hayranı ve onun maçlarından aktardığı pek çok ayrıntıyı Şili'ye uygular.
Tam bu noktada Almanya ve Şili'nin çıkmazları benzer, ortak paydası ise Pep Guardiola'dır. Bir yandan Klopp ve Dortmund futbolu öte yandan Bielsa'nın çok daha hızlı ve riskli oyun anlayışı. Tüm bunların zıttında duran Guardiola etkisi ise Löw'de ve Sampaoli'de aynı şekilde sorun çıkarıyor. Her iki takım da geçmiş turnuvalara göre topa sahip olma oranını arttırdığı ölçüde hızını düşürdü. Elbette Şili pek çok takıma göre dikine oynama ve hızlı hücum konusunda çok daha önde olsa da bir Guardiola etkisi ve hakimiyet isteği söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.
İnce ve derinden takip edenler "Paradigma Guardiola" blogunu bilir. Hazırlayıcısı Matias Manna. Sadece gazeteci değil aynı zamanda uluslarası futbolda danışmanlık yapıyor. Bugünlerde Şili adına analitist olarak çalışan gazeteci-teknik direktör aynı zamanda Guardiola'nın da yakın arkadaşı. Röportajdan kısa bir alıntı.
-Şili'de Jorge Sampaoli'nin yaptıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim için o fazlasıyla iyi bir teknik direktör. Guardiola ve Bielsa'nın metotlarına büyük önem veriyor. Pas futblunu önemsiyor, bu iki teknik direktörün pek çok ayrıntısını kopyalayarak Şili'ye uyguluyor. Newell's da iken Bielsa ile tanıştı ve ondan fazlasıyla etkilendi. Universidad de Chile'de ise son dönemdeki Barça'dan çok fazla etkilendiğini görüyoruz.
-Bielsa'ya mı yakın yoska Guardiola'ya mı?
İkisinin karışımı diyebiliriz. Almanya ile oynanan hazırlık maçında rakibin oyun kurmasına yönelik yaptığı presi ve diğer ayrıntıları göz önüne alırsak Bielsa etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan pek çok maçta topa sahip olma isteği, pozisyon oyunu, özellikle Diaz ile gelişen topun saha içi dolaşımına izin verip hakimiyet kurmaları açısından Guardiola'ya yakın olduğunu dile getirebiliriz. Çok genel bir yaklaşımla bugünlü Şili'den bahsediyorsak Guardiola'nın Barcelona'sı ve İspanya milli takımı ile benzeştiğini söyleyebilirim.
2010 ile 2014 Şili'si arasındaki taktiksel farklılıklar nelerdir?
Diaz gibi oyuncularla beraber topa daha çok sahip olurken hücum ve savunma biçimleri arasında da farklılıklar mevcut.Şili 2010'a göre daha kollektif ve kombinasyona dayalı bir oyun sergilerken hücum girişimleri içerisindeki pas sayısı 2010'a göre çok daha fazla. Savunması daha fazla hücumu düşünüyor. Bu da kaleci Bravo ile arasındaki mesafenin artışını sağlıyor. Kaleci Bravo'nun da fark yarattığını belirtmeliyiz, ayakları çok iyi ve oyuna katılımı fark yaratıyor.
Şili'nin zayıf yönleri nelerdir?
Cezasahası içi savunması konusunda sorun yaşanmaya devam ediyor. Erken bir şekilde kaptırılan topların hücumu fazlasıyla dramatik olabilir Şili için.
4-3-3/4-3-1-2 ve 3-4-3/3-4-1-2
Üçlü savunma ile sahaya çıktıklarında ise özellikle kenar forvetleri erken bir şekilde pres yaparak çılgınlık seviyesinde rakibin ön alan oyuncularına baskı kurarak orta sahada yer alan rakip merkez oyuncularla savunmanın bağını koparıp izole ediyorlar. Üçlü savunma ise topun olduğu bölgeye doğru kayarak rakip hücumcularına yakın markaja girerek topun hızlı bir şekilde geri alınması için var olan çılgın planı uygulamaya koyuluyorlar.
4-2-1-3, 4-1-4-1 ve daha pek çok varyasyonu pres stratejisine göre belirliyorlar.
İzlediğiniz takımı bir şablona en zor oturtacağınız ülkedir Şili. Doksan dakika içerisinde adam markajı da olur, markajcılar değişir ve hatta topun olduğu bölgeye öylesine bir baskı yapılır ki topa sahip olan tek bir adamın çevresine üç tane Şilili oyuncu yerleşip rakibi yine izole ederek topu çalabilirler.
(gugıldan rastgele aldım, 3-4-1-2 olması kafi)
Benim etkilendiğim Şili'nin hücum presi. Bunu öyle bir düzeyde yapıyorlar ki rakibin olağan oyununu oynaması olabildiğince zorlaşıyor. Pek çok takımın yaptığı şekilde oldukça basit bir anlayışa sahip. Pres içerisinde yer alan iki forvet rakip tandeme kendi sahasında baskı kurarken on numara da top dağıtıcı olarak savunma önünde oynayan oyuncuya yapışıyor. Kenar forvetler rakip beklerine nefes aldırmazken rakibin on numası da sıklıkla adam adama markaja kurban gidiyor. Asıl mesele ise bir şekilde geri pasa zorunlu bırakılan rakibin o an boşa çıkmış oyuncusuna üç-dört oyuncu ile üzerine giderek son derece riskli bir anlayışla topu kapma mücadelesi verilmesi. Oldukça riskli olmakla beraber Şili bu kaostan çıkmayı her defasında başarıyor.
Bielsa sonrası gelen Borghi zamanında savunma ile hücum arası mesafenin oldukça fazla olması bu gibi pres denemelerinin başarısızlığında yenilen hızlı hücumlar kendi kalelerine gol olarak dönüşümü oldu. Sampaoli'nin başardığı ise takım bütünlüğünü oluşturması ve kompakt bir yapıya takım kavuşturması.. Oluşan kaosları yönetecek futbol zekası (Diaz gibi) yüksek oyuncuları doğru bir şekilde sahada olmasını sağladı. Yazıldığı kadar basit olmamasının sebebi bunu uygulayacak takımın Şili kadrosunun hareketliliğine ve mücadele gücüne sahip olması gerekir. Hali hazırda kadro açısından diğer pek çok ülkeden farkı teknik kapasitesi yüksek oyuncuların dahi Vidal gibi pres gücü yüksek, atik, çevik ve savunma becerisi olan isimlerden oluşması.
Topa sahip olan oyuncunun başına üç kişinin üşüşmesi demek geride pek çok noktada açık bırakılması anlamını taşıyor. Takım bütünlüğü sağlanamaz, saha içerisinde takımın boyu uzarsa bu yarardan çok zarar getirir. Aynı zamanda bir başka önemli nokta da topa sahip olunduğu an takımın olabildiğinde düzensiz bir şekilde sahada yer alması hızlı hücumun da önüne geçiyor.Dolayısıyla kurulan üçgenlerde kombinasyonların şefi olarak akıl sahibi futbolcular bu kaosu yöneterek Şili'yi başarıya taşıdılar.
Ceza sahası içerisinde atılan pek çok gol yaratılan kaostan galip çıkan minik oyuncular nedeniyledir. Olmadık yerde kafayı vurmaları ya da kaleciden dönen topa ilk onlar dokunmasıyla gollerin gelmesi bu takımın felsefesinin başka şekilde ifade edilmesidir aslında. Kaos yaratırlar ve o kaos içerisinde yaşamaya alışkın olan bu takım en doğru şıkkı işaretleyen olarak öne çıkarlar.
İspanya'nın son dakikalarda attığı golle beraberliği sağladığı dostluk maçında pres gücü yüksek takımlara karşı oyun kurma aşamasında yaşayacağı sıkıntıyı bu sezon Dortmund'a karşı Guardiola'nın denediği gibi "yüksek top" atarak çözdüler. Bu maçın son dakikalarında yediği gol Şili'nin zayıf karnı. İspanya üç dört oyuncu ile hücuma çıktığı esnada Şili 7 oyuncu ile ceza sahası çevresindeydi ve buna rağmen doğru organizasyon ile gelen İspanya beraberlik golünü buldu. Yukarıda da değinildiği gibi ceza sahası savunması Şili'ye göre değil. Top ceza sahasına gelmeden savunmak aslında bu kadronun zorunluluğu. Özellikle Brezilya gibi her oyuncusunun ortalamanın üzerinde teknik seviyesi olduğu yerde Şili yarattığı kaosun içerisinde boğulabilir.
Bielsa her şeye rağmen bu felsefenin asıl kurucusu. Tüm zeka aslında kısa boylu, teknik, atik ve mücadele gücü yüksek olan oyunculara öyle bir şey yaptırmak ki bunun kopya edilmesi için aynı özelliklere sahip bir başka takımın olmasının şart olması. Kendi gücünü en başta kadro analizini yaparak oluşturdular. Şili'nin taktiği, felsefesi kopya edilemez ama bir takım başka bir mecrada taktiğin başarılı olup olmadığına bakmadan kendi içeriğine en uygun felsefeyi yaratabilir.
Şili'nin bize verdiği ders budur.
Şili'nin bir diğer kozu tutku.
Öyle bir tutku ki bu pek çok golü kornerleden bulmuş kısa boylu takımın kafaya çıkışlarında, gole olan iştahlarıdır başarıyı sağlayan. Atılan pek çok gol kaleciden dönmüş, ateşli bir şekilde ribaund kavgası sonucu ulaşılmıştur. Şili içerisinde barındırdığı tutkuyu sahaya benzersiz bir sistem içerisinde aşılayarak aslında herkesi yenebilir ve herkese yenilebilir bir şekilde turnuvada boy gösterecek.. Başka bir ifadeyle bu futbolu tutku olmadan oymanız da mümkün değildir. Bir nevi Galatasaray'ın 96-00 dönemi gibi..
Kilit oyuncu: Marcelo Diaz
Elemelerde oynamadığı 5 maçın 4'ünü Şili kaybetti. Şili'nin stratejik aklı gelişkin ve yaratılan bütün kaosların yöneticisi. Yönetmen olarak algılayabiliriz. Savunma ile orta saha bağlantısını kurması, pres yediği vakit topu doğru bir şekilde organizasyon içerisinde kullanması onu öne çıkarıyor. Kendisini en zor aksiyonların içerisinde sürekli boşa çıkararak kaosun içerisinden düzene doğru geçişi sağlayan oyuncudur. Akıl sahibi şahsiyet. Teknik direktör maç öncesi taktiği açıklasa da maç içerisinde oluşan koşullara göre savunmanın alacağı her rolü saha içerisinde belirleyen oyuncudur da aynı zamanda. Takım topa sahip olduğunda dahi Diaz'a merceği yakınlatırdığınızda olası bir top kaybında rakibin yapacağı hücumu kesmek için doğru yerde konumlandığını görürsünüz. Tüm bu kaosun böylesine içgüdüsel oyun konusunda üst düzey olup da sezigileriyle doğruyu bulan adam olmadan yönetilmesi çok zor.
Takımın yıldızı: Arturo Vidal
Ülkenin başkanı dahil herkes onun iyileşmesi için seferber olmuş durumda. 44 milyon euro değerindeki bu "çok çok çok" yönlü oyuncu her şeye rağmen takımın en etkili oyuncusu. Bir yerde Vidal'in orta saha olmadığını iddia edildiğini okumuştum. O ya hücumcudur ya savunmacı ama orta saha değil. Bu sezon Juventus'da mücadelesinden çok ceza sahasına sızmaları sonucu attığı gollerle de öne çıktı. Elemelerde de attığı goller Şili'ye hayat verdi. Deneyimi, tecrübesi, sahanın her bölgesinde kendisini var edişi ile Şili'nin kalbi.
8 Haziran 2014
Derya ne kadar yoğunsa o kadar da örmek istiyor demektir. Ters orantılı durumlar söz konusu, sıkıntıdan ölürken yapamıyorum ama kısa süreler, dar zamanlar benim örmek için can attığım zamanlar oluyor. Normal sıkıcıdır zaten deyip kendime teselli veriyorum.
İki işim var, ripple örmeyi özlemişim renkleri uydurabilirsem mavili, kremli tonlar sıra sıra örülecek, beyaz olan üzerine çiçek örüp dikilen yastıklardan olacak inşallah.
Şu ara Ulus'tan uzak kaldım yine. Gerçi havalar da hiç uygun olmadı, turlayıp gezmek için. Bir ara emaye avına çıkmalıyım yine. Hissediyorum, bir yerlerde beni bekleyen çok güzel parçalar var.
İki işim var, ripple örmeyi özlemişim renkleri uydurabilirsem mavili, kremli tonlar sıra sıra örülecek, beyaz olan üzerine çiçek örüp dikilen yastıklardan olacak inşallah.
Şu ara Ulus'tan uzak kaldım yine. Gerçi havalar da hiç uygun olmadı, turlayıp gezmek için. Bir ara emaye avına çıkmalıyım yine. Hissediyorum, bir yerlerde beni bekleyen çok güzel parçalar var.
7 Haziran 2014 Cumartesi
Küçük Kara Balık Kermesi
Dün Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneği'nin Kriton Curi parkında düzenlediği 3. Küçük Kara Balık Kermesi'ne gittik.
Aslında kermese hem Niloşum güzel vakit geçirsin hem de biz Küçük Kara Balık Çocuk Evi hakkında biraz bilgi sahibi olalım diye gittik.
Çocukların hepsi etrafa yayılmış kimisi holahop çeviriyor kimisi de boyama yapıyordu.
Her kermeste görmeye alıştığımız yemekler ve birkaç hediyelikler standlarda yardım amacıyla satışa sunulmuştu.
Ama Küçük Kara Balık Çocuk Evi ile ilgili bilgi alabileceğimiz ne bir yetkili ne de bir tanıtım broşürü vardı. Dernekten bir yetkili çocuk eviyle hafta içi iletişime geçip daha detaylı bilgi alabileceğimizi söyledi.
Biz de kızımla hatıra fotoğrafı çektirip bu vesileyle korunmaya muhtaç çocuklar için bir yardımda bulunmuş olduk...
Miroslav Klose

Ermenistan karşısında attığı gol ile beraber Gerd Müller'i geçerek tüm zamanların Almanya adına en çok gol atan oyuncusu olan Miroslav Klose Dünya Kupası'nda iki gol daha atarsa 15 gollü Ronaldo'yu geçerek ismini altın harflerle dünya kupası tarihine yazdıracak..
Mario Götze, 22 yaşında 110 kez Almanya’nın en üst seviye liginde forma giyip 29 gol atarken, 35 milyon euro karşılığı Almanya'nın bir büyüğünden en büyüğüne transfer olma başarısı göstermişti. Tüm alt yaş takımlarından aldığı davete iştirak ederken henüz 18'ine varmadan 10 farklı teknik adamın bilgi ve birikimini aktardığı oyuncu, nihayetinde 22 yaşını doldurmadan 30 kez A milli formayı giyip filelere 12 gol bırakarak önümüzdeki Dünya Kupası'nın Almanya adına yıldızı olarak adından bahsettirmeye devam ediyor. Almanların bu titiz çalışmasına kariyer hikayesi ile yol açan adam olan Klose 1999 yılında sırtına geçirdiği Kaiserslautern efsanesi Olaf Marchall formasıyla bir kez bile dahil olamadığı A takımın antrenmanını taraftarlara ayrılan bölümden izliyordu. 21 yaşında amatör takımda oynayan yetenekli, azimli, çelimsiz genç bir adam ikinci ligden takımı çıkardığı yıl şampiyon yapan efsane teknik adam Otto Rehhagel ile konuşmak için idmanın bitmesini bekliyordu. Sırtında idolü olan Olaf Marchall forması, geçmişinde bir dizi hayal kırıklığı, önünde ise hayallerine ulaşmak için belki de son şansı..
6 Haziran 2014 Cuma
From the Harvard Class of 2009
A video for their 5th year reunion, featuring a couple of econ profs.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




































