17 Ağustos 2014 Pazar

Chic D'antan





Bakmayın siz birkaç post öncesinde esip gürlediğime... Zaman zaman tatsız olaylar yaşasam da blogum sayesinde çok güzel insanlarla tanışma fırsatım oldu, burasının bana iyi anlamda kattıklarını asla inkar edemem, belki de bu  sebeple 2006 yılından beri bıkıp usanmadan yazmaya devam ediyorum, aynı heyecanla...


Geçtiğimiz hafta hem blogumdan hem de instagramdan beni takip eden tatlı mı tatlı bir anne ile sevgili Tuba ile tanıştım, biz çaylarımızı içerken Tuba'nın minik prensi Aybars ve benim arı mayam da oyun oynadılar. Tuba'cığım bu güzel çantayı işlerken "bu tam Noni'lik" diye düşünmüş, Nil için de bu güzel tabloyu hazırlamış, harika bir paketle hediye etti ikisini de, çok mutlu oldum, aynı zamanda da çok duygulandım. Kalplerinizde özel bir yerimin olduğunu bilmek öyle mutluluk verici ki... Bunun için size çok teşekkür ederim, Tuba'cığım en çok da sana... Bu güzel kanaviçeleri işleyen o güzel ellerine sağlık canım!












Kanaviçe işlemek aslında oldukça dinlendirici bir uğraş, ben de bir kere denemiştim ama bu ilk ve son denemem olmuştu :) Moskova'da harika kanaviçeler vardı, hobi mağazalarına girer sanki kendim yapacakmışım gibi tek tek bakardım ne desenler var diye... Ama işlediğim bu şahane tavuktan sonra bir daha kanaviçe işlemeye cesaret edemedim. Bu tip el işlerini işin erbaplarına bırakmak en iyisi ;) Tuba'cığım çantam gibi daha birçok güzel kanaviçeler işlemiş, yaptıklarını Misscat Design'da görebilirsiniz...




Bu güzel kolyeyi de yine çok sevdiğim bir başka blog arkadaşım; canım Gül hediye etmişti tam 4 buçuk sene önce... Gül şu anda bunu okuyorsan gördüğün gibi kolyemi hala büyük bir keyifle takıyorum canım ;)












Hepinize bisküvi tadında tatlı mı tatlı bir hafta dilerim!




Bluz: Polo Garage


Etek: H&M


Babet: Marks & Spencer





Mekan: Ve Cafe


p.s. Fotoğraflarımı çeken canım arkadaşım Selin'e de çok teşekkür ediyorum ;)



16 Ağustos 2014 Cumartesi

Une vie meilleure



"Daha iyi bir hayat" olarak çevrilmiş.

Son derece gerçekçi ve izlenmesi keyifli bir film. İzle bunu arkadaşım..

Halit Ergenç & Berguzar Korel


Ayşe Arman'a Halit Ergneç röportaj vermiş. Şuradan okuyabilirsiniz.. Bu kare ise hoşuma gitti çok.. Burada olsun istedim. 

Eskiden bu gibi eylemler popülist tavır olarak algılanırdı belki ama artık günümüz dünyasında bunun da bedelini ödüyorsun. Bu yüzden kayda değer bir fotoğraf karesi...

İndila-Derniere Danse



Dinleyin derim..

"Daonz Daonz Daonz" telafuzuna bittim..

Suskunluk Sarmalı




"‘Suskunluk sarmalı’,  Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann tarafından geliştirilen bir siyaset bilimi ve kitle iletişim teorisidir.

Bir kişinin/grubun savunduğu fikir, mensubu olduğu toplumun (okulda sınıf, fabrikada soyunma odası, orduda yemekhane, belediye otobüsü, akraba ziyareti, hastane koridoru vs.) ‘genel-geçer’ kabul ettiği görüşlere uygun değilse, bu kişi toplumdan dışlanma korkusu nedeniyle konuşurken kendini kısıtlar veya fikrini söylemekten vazgeçer. Aynı kişi fikrinin (veya kendi fikrine yakın görüşlerin) toplum nezdinde yaygınlaşmaya başladığını sezerse, bu kez fikrini yüksek sesle söylemeye başlar.

‘Suskunluk Sarmalı’ teorisi içinde dört temel faktör vardır:

 -Kendi görüşlerinin toplum nezdinde ‘kabul görmeyeceğini’ bilen ve/fakat kaybedecek bir şeyleri olmadığına inanarak veya inanmayarak ‘sarmaldan’ çıkmış, her zaman azınlıkta kalacağının farkında olarak görüşlerinden taviz vermeyen kişi/gruplar,

-Kitle iletişim araçlarının etkisiyle (ve çoğu zaman bizzat medyanın sürekli tekrarlaması ile) yaratılmaya çalışılan ve en sonunda baskın gelen ‘Genel-geçer görüş’ bir diğer adla ‘Toplumsal Algı’,

-Fikirleri ‘aykırı’ addedilen sınıf ile ‘genel-geçer’ addedilen sınıfa dahil olmak arasında, dışlanma korkusu nedeniyle fikirlerini açıkça söylemeyen ve kararsız kalan kişilerin toplamı.

Teori sadece ‘iki kutbun (düalizm)’ birbirine olan etkisini incelemek üzerine kurulu değildir. Hangi fikrin, siyasi görüşün, kanının, yaklaşımın, inanışın, geleneğin, tezin, anti-tezin, felsefenin vs. doğru hangisinin yanlış saptamasını yapmaya çalışmaz. Birden fazla algının bir arada yaşadığı ‘iklim içinde’, ‘Suskunluk Sarmalı’ teorisi eğilimlerin ne yönde olduğunu ve zamanla değişiklik gösterip göstermediğini araştırır.  "

Alıntıladığımla yetinmeyip bu teori nedir ne değildir, bakın!

Aziz Yıldırım ve Ersun Yanal


Aziz Yıldırım hakkında yazmak kolay değil. "Şikeci", "Diktatör" ya da "Fenerbahçe Sevdalısı" gibi önkabüllerin olmadığı bir şekilde tartışmak gerekir. Şike konusu burada konu dışıdır. Diktatörlüğü ise yoruma göre değişir. Fenerbahçeliliği ise bence bugün tartışılmamalıdır. Başkanı olduğu kulüp için canını dahi verse işin bir noktasında kendi benliğine hizmet olduğu sürece saf Fenerbahçe sevgisinden bahsedemeyiz. Misal seçimi kaybettiği rakibine "arka planda" verdiği ya da vermediği destektir asıl "Fenerbahçelilik" ölçüsü. Yani demem o ki Ömer Çavuşoğlu'na 24 yıl Galatasaray'da aralıksız görev verseniz eminim ki onun Galatasaralılığı konuşuluyor olurdu.  Nihayetinde bugün Fenerbahçe Aziz Yıldırım olmuştur. Şu kesin ki başında bulunduğu kulübü iyi bir şekilde yönetmek için canını dişine takıyor, buna hiç şüphe yok.

 Eleştirilerim ve hak verdiğim ayrıntılar mevcut, bunları sizlerle paylaşayım.

Aziz Yıldırım'ı kulüp başkanı olarak değil de 1990 yılından bu yana Fenerbahçe'de görev yapan ve artık profestyonel olmuş bir "yönetici" olarak görüyorum. 24 yıllık bir deneyim. Küçümsenmesi emeğin zoruna gider. Bu açıdan bakarak her şeyden önce diğer 3 büyük kulubün başkanları olan Ünal Aysal, Fikret Orman ve İbrahim Hacıosmanoğlu'ndan ayrıldığını kabul etmek gerekir. Başkan olarak değilse de "sportif direktör" olarak bir teknik direktörü değerlendirecek bilgi ve birikime sahip olduğunu belirtebiliriz. En azından teknik direktör konusunda yaptırım hakkı mevcut. Belki tam da bu yüzden şampiyon olmasına rağmen teknik analizi yaparak "gönderme" hakkını kendinde bulabilir.  Bu kararın doğruluğu tartışılsa dahi böyle bir değerlendirme yapma hakkına sahip olduğunu geçmişinden dolayı rahatlıkla söyleyebiliriz. İşbilen adamlar başarıya değil içeriğe bakar. Aziz Yıldırım'ı Fenerbahçe'nin başkanından ziyade sportif direktörü olarak görürsek aslında her şey yerli yerine oturuyor. Eintracht Frankfurt'un başkanı geçtiğimiz günlere kadar hem başkan hem de takımın sportif direktörüydü. Benzer bir durum yıllardır Fenerbahçe'de de hüküm sürüyor. Futboldan ne kadar anladığı, teknik direktör değerlendirmelerinin ne kadar doğru olduğunu elbette sorgulayabiliriz ama buna hakkı olduğu gerçeğini kabul etmek zorundayız. Kurumsallaşma adına Aziz Yıldırım'ı sportif direktör olarak görürsek temelde yanlış ya da tuhaf bir şey yok. Başarı ölçütü birbirlerinden "oldukça" farklı olsa da Bayern München'in Uli Hoeness'i ile kıyaslayabiliriz.Demem o ki şampiyon olmasına rağmen bir teknik direktörü gönderebilir, asıl sorun bu değil.

 Aziz Yıldırım-Ersun Yanal tartışmasına girmeden önce bakılması gereken çok daha önemli bir konu var.

İnsanlık adına utanç verici..

Bir teknik adamın özel yaşantısını ülke medyasına taşıması utanç vericidir. Ersun Yanal eşini aldatabilir, sevgilisini aldatabilir ya da üç farklı sevgili ile farklı bir yaşam da sürebilir. Aldığı kararı topluma kabul ettirme adına tribünlere oynayarak bir başkanın bunu medyaya meze etmesi, yanındaki kadınlardan sıklıkla "fahişe" olarak bahsetmesi insanlık adına utanç verici bir durumdur bırakın futbolu bir yana.  Teknik adamın sevgilileriyle olan ilişkisi kulübe zarar dahi verse başkan bunu toplum önünde açıklaması etik açıdan rahatsız edici bir durumdur. Üstelik böylesine özel bir durum içeren uyarı basın yoluyla mı yapılır?Aziz Yıldırım'dan bahsediliyor, Ersun Yanal'ın haklılığı ortaya konuluyor ve fakat oradaki kadının medyanın her türlüsünde günlerce "fahişe" olarak yazılmasına dair bir kınama dahi gelmiyor bırakın ayıplamayı. Üstelik her haberi abartarak veren gazeteciler bu hakaretleri gazetelerine taşıyamayacaklarından bahsediyor, o denli küfür söz konusu. Kendinizi o kadının yerine koyun, kimin ne hakkı var demez misiniz? Aziz Yıldırım'ın gücü çok fazla, eyvallah. Fenerbahçe üzerinde her türlü yaptırım hakkına sahip ve fakat çok da tanımadığı insanları fahişe olarak etiketleyecek kadar mı dokunulmazlık zırhına büründü? Toplum nezdinde Türkiye Milli Takımı teknik direktörlüğü dahi yapmış bir insan ile ilişki kuran bir kadının her yerde "fahişe" olarak afişe edilmesi sizce de sorun edilmesi gerekmiyor mu? Kimin hakkı var buna? Aziz Yıldırım bu insanları tanıyor mu? Para karşılığı vücudunu sattığı bilgisine mi erişti?

Ersun Yanal'a bakışım

Başına geçtiği her takımın oynadığı futbolun içerisine imzasını atmış bir teknik direktör. Koşan, pres yapan ve bol pas üzerine kurulu takımlar yaratıp  hücum futbolunu oynatmayı beceriyor. Gençlerbirliği'nden Denizli'ye, Eskişehir'e kadar uzanan takımlarla geçirdiği yılların birikimi söz konusu. "Takım çalıştırmayı bilmiyor" saptaması geride Türk milli takımı ve Trabzonspor dahil çalıştırdığı onca takımı ve tecrübeyi göz ardı etmek olur. Çok büyük bir haksızlık. Eğer Ersun Yanal takım çalıştırmasını bilmiyorsa bu Türkiye milli takımından Eskişehir'e kadar pek çok kulubün de futboldan anlamadığının net bir göstergesidir. Eğer Ersun Yanal takım çalıştırmayı bilmiyorsa bu onunla sözleşme uzatan ve bu gerçeğe rağmen onu kovmayan yönetimin futbol bilmezliğidir. Yok bunun farkında olarak istifaya sürekleyecek bir süreci yönetiyorsa Aziz Yıldırım işte bu da yine onun ahlakıdır.

Öte yandan Ersun Yanal'ın "göründüğü" gibi olmadığını da söyleyebilirim bu memlekette geçirdiğim 3.5 yıl sonrası. Kendisiyle bir kez telefonla konuşmuş bir kez de arkadaşım vasıtasıyla teknik bir konuda çok da kaba ve mütevazılıktan son derece uzak bir yorumuna şahit oldum. Kibir konusunda gerçekte Terim'e taş çıkarır. Dışa verdiği nazik görüntüsünün arkasına gizlediği kaba bir üslubu var. Eski yıldız bir futbolcu olmadığı için diğerlerinden daha çok çalışarak buraya gelmesinin doğal çıktısı olsa gerek kendini en tepede konumlandırıyor. Aynı zamanda iş disiplini konusunda Milli Takım Altyapı Koordinatörü olduğu zamanda da soruşturmaya uğradığını gözardı etmeyelim. Dönemin Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'ın Beylerbeyi baskını olarak geçen haberlerde iş disiplini konusunda ciddi bir şekilde eleştirilip görevden alınmıştı.Tesislere hiç uğramadığı, doğru bir şekilde çalışmadığı gündeme Hiddink dönemi görevine son verilirken de gelmişti.

Ersun Yanal bu ülkede sayısız takım çalıştırdı. Aziz Yıldırım'ın karakterini senden benden ve pek çok insandan çok daha iyi biliyor. Bu koşullarda geldiği takımda gördüğü muameleyi en başında ve belki çok daha önce tavır koymayarak hak ettiği dile getiriliyor. Ben ise onun dahi Aziz Yıldırım'ın bu kadar ileri gidip özel yaşamını parça pinçik edeceğini tahmin ettiğini düşünemiyorum.

Aziz Yıldırım'ın Kararı

Eğer Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım özel hayatı işe dahil edip üçüncü kişileri ve kadınları rencide edici açıklamalar yapmamış olsaydı bu kararı eleştirmezdim. Etikten yoksun, insanların özel hayatına yönelik saldırı içeren bir politika izlemiş olsaydı Aziz Yıldırım'ı tebrik dahi edebilirdim. Özellikle şampiyon olmuş bir takımın teknik direktörünü göndermek, yürek ister zira diğer sene her ne şekilde şampiyon olamadığınız zaman tüm gözler gerçekte bu şampiyonluğu kaçıran neden ne olursa olsun size çevrilecektir. 24 yıllık tecrübenin bu baskıyı görememiş olması mümkün değil ve bu yüzden çok ciddi bir risk almıştır. Bunu da "bilgisine" güvenerek yaptığını düşünüyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bilgi birikim de "görünür" başarıların arkasına bakmayı bilmelidir.

Karar cesurca ama bunu topluma kabul ettirme çabası ise rezilce. Durum benim açımdan budur.

Aziz Yıldırım Fenerbahçe'nin sportif direktörüdür. Teknik direktörleri görevden alma ya da onların işini değerlendirme yetkisini kendisinde buluyor. Ne kadar başarılı bir sportif direktör olduğu kesinlike tartışmalıdır ve fakat böyle bir hakkı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.  Örnek olması açısından söylüyorum Mainz'ın başında geçtiğimiz yıllarda Almanya'da yılın sportif direktörü seçilmiş Christian Heidel kendisini birinci lige çıkarmış Norveçli teknik adamı futbol konusundaki anlaşmazlık nedeniyle görevine son verip hayatında tek bir Bundesliga maçı oynamamış ve Bundesliga takımı çalıştırmamış Thomas Tuchel'i getirdi. Aziz Yıldırım'ın bugün yaptığının bir benzeri ve fakat fark şu ki onu görevden alma yöntemleri oldukça farklı ve bu da Aziz Yıldırım'ın bu konudaki en önemli eleştiri noktasıdır.

15 Ağustos 2014 Cuma

Sinéad O'Connor - I'm Not Bossy, I'm the Boss [Deluxe Edition] (2014)

İndirme Linklerini sınırsız yapan 3 ayrı çevirici site. Zaman zaman kapalı olsa da oldukça işe yarıyor.

I'm Not Bossy, I'm the Boss (2014)

14 Ağustos 2014 Perşembe

15 Ağustos 2014

Tatil heyecanı ve hazırlığı sardı bizi, tabi en çok Çınar'ı, ben yerimi ona verdim artık, bizden önce başlıyor plan programa, neler yapacağımıza. Birkaç günlük kaçamaktan sonra buradayız. Belki oralardanda dayanamaz birşeyler yazarım. Şimdilik hoşçakalın... ;)

Angus & Julia Stone - A Book Like This

Hayat bazen seçimler yapmaya zorlar seni,
yollar çıkarır
ve birini seçersin.
Doğru olanı mı seçeceksin, yoksa yapman gerekeni mi?

Angus & Julia Stone - A Book Like This

"na einai kalytero anthropo apo ton patera tou"

14 Ağustos 2014

Şimdi elimdeki işim de bitti ya, akşam boşluk hissi dürttü beni, yine epeydir aklımda olup bir türlü fırsat bulamadığım birşey için sıvadım kolları, örgü yastıklarımın kenarlarını tığladım tekrardan.
Bu halleriyle daha şirin oldular sanki.

13 Ağustos 2014 Çarşamba

13 Ağustos 2014

Nihayet akşam battaniyemin zor ilerleyen son sıralarını tamamlayıp bitirebildim. Hemen yıkadım, örgü dolabındaki yerine kaldırdım. Sıcakta kucağımda birkaç dakika tutmak bile zordu örerken, örgüyü yazın sergileyip kullanmakta aynı hissi veriyor. Gelsin sonbahar, kış sıcacık sarınalım inşallah.
Kenarları bu yıl ördüğüm norveç şalı kenarı ile aynı yaptım. Birde hatırlatma; Bu örgüler max 40 derecede yıkanmalı, hatta 30 olursa çok daha iyi olur. Yüksek ısı örgüyü deforme edip bozuyor. Bunlar çabuk temizlenen ve çabuk kuruyan yapıdalar yüksek ısıya hiç gerek yok.
Bir battaniyeyi daha bitirdikten sonra birde hep istediğim modeldi, bir hafifleme ve mutluluk hali hakim bende. Öte yandan zaman zaman bize karışıkmış, içinden çıkılmazmış gibi gelse de aslında belli bir çizgiye göre ilerleyen ama bizim hafsalamızın almadığı hayatsal durumlar içindeyim. Eskiden daha farklı bir bakış açım vardı ama şimdi herşeyde bir hayır vardır sözünü küpe edip çıkarmıyorum hiç. Bazen büyük bir kayıp gibi görünen şeyler aslında kendi hayrını da yanında getirip beni kocaman bir iletten kurtarmış küçücük bir bedel aslında. Karmaşık ruh hali karmaşık bir post yaratabilir, bu battaniye postu için pek ulvi bir kapanış oldu ;)

12 Ağustos 2014 Salı

(12 de Agosto) (ESPAÑOL LATINO) EP.#20
- Clic en la imagen para vero descargar el episodio -

12 Ağustos 2014

 
Bahçede bir gün görmesek yaprakların arasında saklanmış salatalıklar, kızarmış pembeleşmiş domatesler göz kırpıyor hemen. Onları arayıp bulmaksa en keyifli yanı.
Bugün güzel bir gündü, çok beğendiğim iki parça emayem oldu komşu teyzemden hediye.
 Bayılıyorum özellikle böyle güllülere :)
İlerleyen saatlerde tatile gittiği yerde gördüğü andan itibaren benim için çanta peşine düşen çok sevgili arkadaşımın hediyesini aldım. Gördüğünde benim kadar heyecan yapıp ta oralardan benim için alıp gelmesi ve tabiki gelen güzellik topyekün beni çok ama çok mutlu etti :) Çok teşekkür ediyorum buradan birkez daha..
Dün akşam serin saatlerde bir gayret  son sıraları için aldım kucağıma örgümü, bitmesine bir kenarcık kaldı.

Seçimin Özeti

Canol KOCAGÖZ

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Cart









 


Son zamanlarda normalde hiç rağbet etmediğim portakal rengi, mavi, kırmızı gibi cart renklere yönelir oldum. Oysa eskiden dolabımı açtığımda daha çok pastel tonlara giderdi elim... Ama artık giydiğim kıyafet bana enerji katsın derdindeyim. Bu bayramda ikram edilen şekerler gibi rengarenk olmayı tercih ettim. Yaşlandıkça huy mu değiştiriyorum nedir :)












Takım Etek & Bluz: Choies


Çanta: Tchibo


Babet: Banana Republic


Küpe: Diva


(11 de Agosto) (ESPAÑOL LATINO) EP.#18
- Clic en la imagen para ver o descargar el episodio -

11 Ağustos 2014

Melamin gibi emayede daha çok çeşitle hayatımıza dahil olur umarım. Cam dışında birşeyin içinden birşey içmek beni azcıcık tedirgin etsede çok sevdim bu bardakları. Hem tipi hem rengi cezbetti beni.
Kafa dağıtmak, biraz oyalanmak ne derseniz işte, ben bugün biraz öyle yaptım.

Çentik /





 


Dün güzel ablamı ve tatlı yeğenlerimi yolcu ettik, zaman onlarla su gibi aktı geçti, 1 ay nasıl geçti hiç anlamadım bile, kısacık zaman diliminde tüm abla kardeşlikleri yaptık, güldük, eğlendik, dertleştik, hatta didiştik bile hii hii ☺1 senelik bekleyiş için duvara çentik atmaya başladım şimdiden, bugün ilk gün / yarın ikinci gün olacak X... Canım ablam sizleri yine dört gözle bekleyeceğiz burada, seni çok seviyorum, yeğenlerimi de ♥ ♥ ♥












Bu tatlı üçlünün yeniden bir araya geleceği günü iple çekiyorum!




♥


Ablamın kimonosu: Choies


Elbisesi: Mudo


Çantası: Fossil


Fotoğraf Makinesi: Fuji Instax Mini


Gülümsemesi: Eşşsiz! :)


10 Ağustos 2014 Pazar

10 Ağustos 2014

Sıcakta motif eklemek zor derken, kenar örmek daha zormuş meğer, ama bitmek üzere diye sıcaklasamda bunalsamda yapıyorum hevesle.
Pazar kahvaltısından sonra bahçede Türk kahvesi keyfi, yaramaz bir kedinin çekiştirip durduğu masa örtüsü saçakları ve bahçede, ben bunca zaman nasıl görmedim diye şaştığım farklı bir ahududu çeşidi keşfi.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Eric Posner and Glen Weyl on Piketty

In The New Republic.  A tidbit:
Only very extreme scenarios, where every wealthy individual does all of the following at the same time can lead to the sort of explosive inequality dynamics Piketty fears:
  1. Marries someone at least as wealthy or bequeaths all wealth to one child.
  2. Consumes very little.
  3. Avoids paying most taxes.
  4. Contributes little to charity or politics.
  5. Invests optimally while avoiding Bernie Madoff and his ilk.
And it is hard to imagine why anyone would care about the existence of such an inbred, self-denying, and politically-removed class, if it could ever exist.