27 Ağustos 2014 Çarşamba

Kidzania





Ahhh güzel yeğenlerimi şimdiden çok özledim, bu postu iç geçire geçire hazırladım resmen... Onlar buradayken bir gün Niloşumu annemle ablama bırakıp yeğenlerimle birlikte erkenden Kidzania'ya gittik, sabah 10'da başlayan seansı kaçırmak istemedik. Giriş ücretini ödedik ve Kidzania yolculuğumuz başladı :)




Kidzania'nın girişini havaalanı gibi yapmışlar, zaten çocuklara verdikleri giriş bileti de THY'nın boarding pass'ına benziyor.




İçeri girince çocuklar ilk olarak bankanın yolunu tutuyorlar ve girişte kendilerine verilen çeki bozdurup Kidzania'da geçerli para birimi olan 50 KidZos alıyorlar. Çocuklar bu parayı diledikleri aktivitede kullanabiliyorlar. Kimi aktivitede çocuklar para harcarken kimisinde ise üstüne para kazanıyorlar. Örneğin Çikolata Fabrikası aktivitesine katılan bir çocuk 10 KidZos harcarken (aktivite sonunda ürettiği çikolatayı yanında götürebiliyor), Oyunculuk Akademisi'ne katılıp tiyatroda bir oyun sergileyen bir çocuk gösteri bitiminde 10 Kidzos kazanıyor.




KidZania’nın içi adeta küçük bir dünya gibi... Kızlarla önce etrafı bir gezdik...




Hastane, İtfaiye, Tiyatro, Arkeoloji Müzesi, Havacılık Akademisi, Diş Sağlığı Merkezi, Banka, Stadyum gibi 60’tan fazla aktivite alanı olunca kızların aklı karıştı tabii... Kariyer Merkezi'ne gidip testi uyguladılar ve kendilerine en uygun aktivitelerin bir çıktısını aldılar. Böylelikle hangi aktivitelerden başlamaları gerektiğini anlamış olduk.


İçeride kaldığımız 5 saat boyunca işte bunları yaptı bizim kızlar:




İtfaiyeci olup yangın söndürdüler...






Fotoğraf çekimine katıldılar...




Selin göz muayenesinden geçip ehliyet aldı. Ve önce smülatörde araba kullandı...




Sonra da pistte :)




Diş doktoru olup dolgu yaptılar. Yeni doğan ünitesinde hemşire oldular. Acil doktoru olup bir hastayı muayene ettiler.




Çocuklara eşlik eden yetişkinlerin aktivite alanlarına girmeleri yasak olduğu için tüm bu süre boyunca onları bol bol fotoğraflamakla yetindim ben de :)




Yavaş yavaş karınları acıkmaya başlayınca Pizza Dükkanı'na giderek pizza yaptılar ve sonra kendi pizzalarını afiyetle yediler ;)






Kidzania Gazetesi'nde gazeteci oldular ve araştırma yaptılar. Selin'in dediğine göre en sıkıcı aktivite buymuş, en eğlencelisi de Kidzania İtfaiyesi...




Özellikle Selin'in en çok sevdiği aktivite Oyunculuk Akademisi oldu.




Çocuklar Oyunculuk Akademi'sinde önce prova yaptılar, sonra da tiyatro sahnesinde bizlere "Kidzania'nın Sırları" isimli oyunu sahnelediler.




Ufacık bir gösteri bile olsa bu onları sahnede ilk izleyişimdi, bu yüzden çok ama çok mutlu oldum!




Olay Yeri İnceleme'de kanıtları çeşitli tekniklerle inceleme fırsatı buldular.




Her bir aktivite alanının girişinde bu şekilde açıklama bulunduğu için çocukların içeride ne kadar süre kalacaklarını biliyorsunuz. Emniyet Müdürlüğü aktivitesi 20 dakika sürüyormuş, kızlar içerdeyken ben de bir kahve molası veriyim en iyisi ;)




Havacılık Akademisi'nde kızlar pilot oldular ve Boing 737 simülatörü üzerinde uçuş eğitimi aldılar.




Bu aktivite Derin'i sarmayınca yarısında çıktı...




İçecek Dağıtım Merkezi'ne gidip kola dağıttı :)




5 saat nasıl geçti inanın hiç anlamadık, daha yapamadıkları bir sürü aktivite ve kazandıkları bir dolu Kidzos paraları kaldı geriye...




Paralarının bir kısmıyla mağazadan alışveriş yaptılar. Ve gümrükten geçerek çıkış yaptılar :)




Kidzania ekibi alkışlayarak uğurladı tüm çocukları...




Kızlar için çok eğlenceli ve renkli bir gün oldu, onlar mutlu olunca ben de mutlu ayrıldım Kidzania'dan :) O gün yapamadıkları bir dolu aktiviteyi de başka bir gün yeniden giderek yaptılar. Bence çocukların meslekler hakkında bilgi sahibi olmaları ve meraklarını gidermeleri açısından çok güzel düşünülmüş bir yer, tek sorun yetişkinlerin tüm bunları uzaktan seyretmekle yetiniyor olması, bir diş muayenesi yapıp yangın söndürmeyi ben de isterdim doğrusu, ahh ahh çocuk olmak vardı ;)





Telefon: 0850 200 54 39



Pazartesi Kapalı


Salı, Çarşamba, Perşembe 10:00-19:00


Cuma ve Cumartesi 10:00-15:00 ve 16:00-21:00


Pazar 10:00-15:00 ve 16:00-20:00


Giriş ücreti: 50 TL (4-14 yaş) 30 TL (2-3 yaş)


* 31 Ağustos'a kadar yetişkinler ücretsiz...



25 Brightest Young Economists

Here is a list.  By the way, six are at Harvard, more than any other school.

28 Ağustos 2014

Bugün aklıma düşüverdi. Önce güzel güzel kapladım defterlerimi, şimdi parmaklar çalışsın biraz tarif defteri yeni yerine geçmeli.

27 Ağustos 2014

Bu yıl Ayvalık'ta içtiğim el yapımı limonatalar beni gaza getirdi çok uzun bir aradan sonra anne limonatası için kolları sıvadım. Sonuç bence güzel, kendim yaptığım için olabilirmi ? Gelelim benim limonata tarifine, kabukları soyup şekerle iyice ovaladım, yetmedi rondodan geçirdim, böylece şeker daha çok işlemiş ve erimiş oldu, limonların suyunu sıkıp her ikisini karıştırdım elde ettiğim konsantreyi biraz su ile seyrelttim, süzdüm, nane ve yeşil elma dilimleriyle buzdolabında soğumaya bıraktım.
Bahçedeki domateslerimiz kızarmış, özlemişiz, gelir gelmez hemen topladık salatalığımızı, cherry domates ve biberlerimizi.
Bu yıl ayva çok, eskiden annemler ayva çoksa kış zorlu geçer derlerdi, mevsimlerde değişti bakalım bu kış nasıl olacak.

26 Ağustos 2014 Salı

Charlie Chaplin & Albert Einstein


Raffael Van der Vaart ve Sabia

Ahmet Çakar bir ara dedikodusu çıkan Rafael Van der Vaart'a saldırıyordu. Elbette yine konuya hakim olmadan duyduğu bilgi kırıntılarıyla bunu yapıyordu. Pek çokları da karısını döven, en iyi arkadaşı ile aldatan olarak görüyor. Trabzonspor ile dedikodusu çıkan Van der Vaart gerçeği ve genel olarak futbolcularla ilgili bir şeyler söylemek isterim ben size.

Futbolcular aslında sıklıkla aldatan değil aldatılan insanlardır. Bir futbolcu da eşini aldatıyorsa bu Cristiano Ronaldo ve David Beckham dahi olsa ancak paralarıyla tutulan hayat kadınlarıyla mümkündür. Çünkü başka şansları yoktur. Ünlü olmalarından dolayı sıradan insanlarla ilişkileri çok hızlı bir şekilde açık edileceği gibi bunlara vakti dahi yoktur. Önlerinde iki seçenek var: Ya sürekli görüşmek zorunda kaldığı arkadaşlarının eşleri ya da Frank Ribery, Karim Benzema, Cristiano Ronaldo gibi hayat kadınlarıyla..

Kadınlar ise.. Güzeller, çalışmıyorlar ve her yerden rahatsız edilecek kadar dikkat çekiciler. Çok daha önemlisi ise eşleri yılın büyük bir bölümü yanlarında yok. Bu yüzden para ve vakte sahip çekici insanlardan pek çoğu futbolcu olan eşlerini aldatır.Benzer durum Van der Vaart için de geçerlidir.

Raffael Van der Vaart her şeyden önce aldatılmıştır, üstelik pek çok kez. Eski eşi Slyvie van der Vaart bunlardan bazılarını kabul etmiş ve fakat bir play boy'un açıklamaları sonrası iş kabul edilen aldatmalardan çok daha fazlası olduğunu gözler önüne serdi. Slyvie Van der Vaart Bild'e aktarılan detaylarda masada gördüğü yakışıklı adamı beş dakika içerisinde otel odasına atmayı başarmış. Bir pilot ile olan uzun süreli ilişkisini ise kabul edip gögüs kanseri sonrası kaybolan özgüvenini yeniden kazanmak üzere bunu yaptığını söylemişti. Kaçı doğru kaçı yanlış bilinmiyor ama dans yarışmasındaki partnerinden tutun da bilmem neredeki otelde gördüğü adama kadar bu sayının tahmin edilenden çok daha fazlası olduğu düşünülüyor. Gazetelere Van der Vaart karısına tokat attı ve Slyvie evi terk etti olarak başlayan hikayenin arka planı budur.
Başka açıdan Slyvie'nin yakın arkadaşı Türk Sabia ise bu aldatmaların bir numaralı tanığıydı zaten.

Van der Vaart 30 yaşında ünlü, zengin bir bekar olarak yaşamaktansa Khalid Boulahrouz'un eski eşi ile yeniden düzenli bir ilişkiye adım attı. Ne suçlanacak bir tavrı var aslında ne de Slviye'ye yaptığı hata. En fazla kendisinden büyük kadınlara karşı zaafı vardır der geçersiniz zira Sabia da Van der Vaart'tan 5 yaş büyüktür..




Acıların çocuğu Sabia desek yeridir. Hamburg  doğumlu  gurbetçi ailenin kızı Sabiha Engizek alkolik ve dayakçı bir babanın elinde büyüdü. Bir röportajında babasının kül tablası ile annesini ve çocukları nasıl dövdüğünü anlatıyordu. Geçtiğimiz ay  Gaziantep taraflarında gerçekleşen trafik kazasında kaybettiği ablası Zahide'nin 16 yaşında  zorla evlendirildiğinden bahsediyordu. Evlendikten sonra bir daha onu görme şansı olmamış. Aynı şekilde görücü usulü kendisinin de evlendirilmek zorunda olduğu zaman Alman devletinin kendisini ailesinden alarak kurtulduğundan bahsediyor. 

Öyle bir baba ki geçtiğimiz günlerde Raffael Van der Varth'ın kapısına elinde kağıtlarla gidip "Ben senin kayınbabanın ve artık bundan sonra senin menajerinim. Seni Türkiye'ye satacağım" diyerek kızının ilişkisinden nemalanmaya çalışmaktan gocunmayan para delisi bir adam. Khalid Boulohrouz ile olan evliliğinde ise bir çocuğu doğar doğmaz ölüyor. Ablası Zahide trafik kazasında derken pek çok gazetede atılan başlık "Sabia daha ne kadar acıya dayanacak" oluyor. 

Slyvie Van der Vaart ile olan ilişkisi ise Khalid Boulahrouz'un henüz Chelsea'ye gitmeden önce Hamburg'da oynadığı zaman başlar. İki iyi arkadaş olarak her yerde boy gösterirler. Raffael ile uzun zamandır arkadaş olsa da Hollandalı futbolcunun zor zamanlarında yanında durarak bir ilişkiye sebebiyet verdi. Bilinmeyen ayrıntılar ise  arkadaşına ihanet ederek Slyvie Van der Vaart'ın kuyusunu kazıp kazmadığı. Nihayetinde şunu söylüyor: "Van der Vaart ile olan ilişkimden bir gram bile pişmanlık duymuyorum çünkü o benim hayatımın aşkı, nokta!" 



Godot'yu Beklerken / Samuel Beckett


Vladimir: Hiç terk ettim mi seni?
Estragon: Ama gitmeme izin verdin


çaycım hasta


Bugün çaycım evinde istirahat ediyor, biraz yorgun düşmüş hacı amca. "Geçmiş olsun hacı. Aman dikkat et sağlığına" derken kendime inanamadım. Yahu daha dün önünden sevgilimle geçerken az daha kavgaya tutuşacağın garip kalabalığın ruhani lideri olarak gördüğün bu hacı ile ne çabuk böyle yakın olduk? Hasta yatağından kalkıp bana yine de çay getirtti. Ben prensip sahibi ve alışkanlıklarından kolay vazgeçmeyen adam olarak o yoksa ben de çay istemem aga diyerek vazgeçmiştim çoktan.

Dün gece derbi vardı. Bir Galatasaray-Fenerbahçe maçının en güzel zamanları henüz maç başlamadan o doksan dakikayı  izleyeceğini düşünerek geçirdiğin zamanlardır. Geçtiğimiz on gün içerisinde dört farklı yere sürekli yazı yazdığım için boş günüm olan bu zamanı derbinin geleceğini bilerek keyifle geçirdim. Küçük hedefler koydum kendime. Daha az sigara, daha çok okumak ve yazmak gibi.  Irvin Yalom, Luis Ferdinand Celine ve Ahmet Şık'ın kitaplarını aynı anda okuyorum ve üçüne birden hedef yerleştirdim. Kimine 20 kimine 50 sayfa ve derbi bitmeden de bu hedeflerie varmanın keyfini çattım. Sigarayı da gün içerisinde 1.5 saatte bire indirdim.

Birbirini seven ve hatta birbirini çok seven iki sevgilide var olan tutkunun yarattığı problemlerin biraradalığa engel teşkil ettiğinden dolayı verilen aranın ikinci gününde sevgilimle konuştum. Birazdan gelecek ve sorunları yeniden konuşacağız. Ayrılmaya niyetim yok ve fakat bir şeyleri hizaya sokmalıyız. Bakalım becerebilecek miyiz?

Nihayetinde geçen her gün yaşamın ne kadar kısa olduğunu biraz daha  iyi anlıyoruz.

Bu arada yazıyorum. Hikaye, günlük ve roman. Eskiden de yazardım belki ama hiç bu kadar disiplinli bir şekilde olmamıştı. Bir kaç post aşağıda göreceğiniz Borges'in annesinden yapılan alıntıda ünlü yazar okuyarak, sahte borges ben ise  yazarak sakinleşiyorum. Ligin devre arasında bir aylığına Cunda'ya gidip romanı bitirmeyi ve o zamana kadar olan süreçte de hikayeleri toplamayı düşünüyorum. Pek çok insan pek çok nedenden dolayı yazar ve hepsi de kendince haklıdır. Ben sadece yaşamdan daha fazla keyif almamı sağlayacak dinginliği bana sağlayıp bakış açılarımı zenginleştirip şu anda sahip olduklarımla mutlu olmamı sağladığı için yazıyorum.

Bu gerçekten çok güzel..

News from Amazon

In the Business & Money category:

 
And in all books:


To users of my favorite textbooks: Thank you!  Have a great semester.

26 Ağustos 2014

Bu tatilde önüme çıkan güzelliklerden.
Ben bu kaneviçe olayına epey takıldım gibi, eskiden bu kadar sevmezdim şimdi bayılıyorum böyle işlere.
 
Bu yastıkla ilgili de güzel fikirlerim var. Ufaktan elişi çalışmalarına başlayacağım. Özlemişim.
İplerimde de bir düzenlemeye gidip yeni tığ işine de start vereceğim.

25 Ağustos 2014 Pazartesi

1960



karışıyorum

Uzun zaman sonra sakallarımı kestim. Hacı hocalarla çevrilmiş mahalleye isyan etmekten vazgeçip oturduğum binanın hemen altında yeni açılan çay ocağı ile samimi ilişkiler kurdum, artık. Çay konusunda bana tek rakip olacak güzel insan  Uğur Meleke gibi ben de evime çayı çaycıdan getirmeye başladım. Sadece bugün üç bardak çay geldi hacı amcadan. Yan komşu ile birbirimize iyi dileklerde bulunduk. Sakalları kestirmeye gittiğim berberde mahalle dedikodusuna karıştım. Suriye'ye eşyalarını almaya giden adam vurulmuş ama gel gör ki burada sorun o adamın 500 lira olan kirasının ödenmesi olmuş. Şaşırdım. İlk taşındığım zaman eve gelen elektirikçi, gazcı ve tesisatçı abilerin birbirlerini 30 yıldır tanıdığı ve mahalle sakinlerinin yüzde 95'inin Giresunlu olduğu bu yerde daha samimi ilişkiler olmasını bekliyordum ama öyle değilmiş. Bu sefer ben diriltmeye çabaladım mahalle kültüründe yer alması gereken o yardımlaşmayı ve berber ile beraber muhabbete karışan genç ve fakat çocuğu olan insan ile beraber hiç tanımadığım Suriye'de vurulan arkadaşın 500 liralık kirasını beraber ödeyelim teklifinde bulundum. Eğer ev sahibi zorluk çıkarırsa böyle yapacağız diyerek sinek kaydı traşla çıktım berberden.

Artık ben de bu süpermarketlerinde dini sohbetlerin olduğu mahallenin bir sakini olmuştum sanırım.

Kulakta küpe ve ağzımdan çıkan her kelime ile marjinal kaldığım bu yere öğrenci zamanlarında olduğu gibi gizlenerek değil kendimi  ortaya koyarak yaşıyorum.

Zemin kattayım ama çaycım sadece çayları getirmekle kalmıyor, "meşgul adamsın sen, sigaranı filan da çocuğa aldırırız, söylemen yeterli" diyerek başka konularda da yardım edeceğini dile getirince yine o kimsenin sallamadığı ayrıntı geldi aklıma. Berberde bir çocuk çırak olarak çalışıyor ve yaşı en fazla altı bile değil. Çaycıdaki çayı getiren çocuk ise en fazla yedi yaşında. Ne garip kimse bu durumu yıllar yılı yadırgamıyor. Ankara'daki çocuk işçiliği üzerine yazı yazan adamın da berberde ceketini tutan çocuğu hiç yadırmadığı aklıma geldi.

Bu durumun kötü olduğu gerçeğini söylemekten başka yapabileceğim tek şey bir şeyler almaya giden çocuğa biraz fazla harçlık vermek. Bu şekilde doğru mu yapıyorum iyi mi bilmiyorum. Bildiğim ise karışıyorum dışarıya doğru yeniden.

Dün Borges'in 115. doğum günüydü. Bir milat olarak aldım bunu ben. Birbrimizi çok sevdiğimiz halde biraradalığı beceremediğimiz sevgilimle de ayrıldıktan sonra geçen ilk gün zordu ama bir şekilde geçip gitti işte, hayat gibi..

Şimdi..

Şimdi ev temizleme zamanı, şimdi seleler dolusu çamaşır yıkama, örgüme tığıma dönüp Ankara'ya adapte olma zamanı.. ;)

Pazarlar

Ayvalık Perşembe pazarını kaçırmak olmaz, hem sebze-meyve hemde ne arıyorsanız onu bulabileceğiniz sokaklar boyu pazar tezgahı.
En ilgimi çeken şey elbette eski işlemeler, kaneviçeler, örtüler..
Bit pazarındaki objeler, emayeler... sıcağa rağmen gezmeye doyamadığım yerler.