19 Ağustos 2010 Perşembe

HOMUR ÇANAKKALE'DEN GEÇTİ


“SU YAŞAMDIR” Homur Mizah Grubu Karikatür Sergisi ve Özcan Yaman Fotoğraf sergisi Çanakkale’de açıldı…


Truva Festivali ile aynı tarihlere denk gelen etkinlikler, 9 – 16 Ağustos 2010 Tarihlerine kadar sürecek olan sergiler ÇOMÜ (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi) , GSF Resim Bl. Öğr. Üyesi Yrd. Doç. Umut Germeç’ in önerisiyle, Homur Yayın Kurulu Adına Editörler : Canol Kocagöz, Atay Sözer’in katkılarıyla fotoğraf ve karikatür sergileri, kazı resim atölye çalışması, “Şehirde, Tarımda, Sanatta ve Yaşamda SU” konulu bir panelden oluşuyor..

“SU YAŞAMDIR”
Suyun yaşamımızın “olmazsa olmazı”, olması dolayısıyla en temel insan hakkı olduğu ana temasıyla, “Çanakkale 2010” kapsamında, 9 - 16 Ağustos 2010 tarihleri arasında “SuYaşamdır” başlığı altında bir dizi etkinlik gerçekleştiriliyor HOMUR MİZAH Grubu Karikatürleriyle, Özcan Yaman Fotoğraf çalışmalarıyla bu etkinlikte yer alıyor.

HOMUR çizeri 30 karikatürcünün 50 den fazla yapıtıyla katıldığı sergi açık havada; atölye çalışmalarının da yapıldığı Halk Bahçesi’nde açıldı.. Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Fotoğraf Sanatçısı Özcan Yaman’ın “Su yaşamdır” fotoğraf sergisi ÇOMÜ, Kültür Evi’nde 10 Ağustos, Saat 18.oo’de açıldı. 13 Ağustos Saat 18.oo’de Çanakkale Deniz Müzesi Konferans Salonun’da yapılan panele: Prof. Dr. Kemal ÇELİK – ÇOMÜ Ziraat Fakultesi, Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi, Abdullah AYSU – Çiftçi - Sen Konfederasyonu, Ahmet ATALIK - Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı, Yrd Doç. Ahmet YARAŞ - Allianoi Kazı Başkanı, TRAKYA ÜNİVERSİTESİ Fen- Edebiyat Fakültesi Üyesi olmak üzere, dört bilim adamı katıldı.. Ayrıca sergi için hazırlanan karikatür ve fotoğraflardan oluşan, sinevizyon gösterimi gerçekleştiriliyor.


ÇOMÜ, GSF Öğrenci Topluluğu (Danışman: Doç. İhsan DOĞRUSÖZ) ve “Çanakkale Belediyesi’ nin de desteklediği bu etkinlikler dizisine, tüm canlılar adına “SU YAŞAMDIR” diyenler ilgi gösteriyorlar

18 Ağustos 2010 Çarşamba

GEZEGENLER, BİR KİTAP ve KREŞ BİLMECESİ

Gezegenlerin ters açısından çıkıldı, uyumlu bir açıya oturuldu, artık huzur ve denge hakim bünyeye.
Pazartesi gidilen Yin Yoga sonrasında nasıl bulunmaz ki bu denge huzur...

Beraberinde okunan şu kitap da cabası, su gibi akıyor elimde…




Bir şiir kitaptan size...

MUTLULUK BULAŞICIDIR…

Çocuklarınızın yeteneklerini,
Ünlü ve başarılı şahsiyetlerinkiyle
Karşılaştırmayın,
Özgün kimlikleri yiter.
Elde etmeye ve başarıya koşullandırmayın,
Sizi hayal kırıklığına uğratmamak için
Hırsızlığa, hileye başvururlar.

Yüzeysel istekleri değil,
Derin coşkuları teşvik edin.
Hırstan değil,
Sabırdan övgüyle sözedin ki,
Başarı maskesi takmış, amaçtan saptıran,
Dikkat dağıtan curcunadan
İçsel seslerini ayırt etmeyi öğrensinler.

Elde etmeyi öğretirseniz,
Doymak nedir bilmezler.
Yetinmeyi öğretirseniz,
İhtiyaçları olan her şeye sahip olurlar.

Herkes çocuklarının mutluluğunu ister
Nasıl olursa olsun bir şekilde
Ama bugün ama yarın
Sizi coşturan, gerçekten mutlu eden
Bir şey gösterin çocuklarınıza.
Bulaşıcıdır mutluluk sanatı,
Ve onu sizden öğrenirler…

*************

Son 1-2 haftadır yoğun bir kreş arama durumumuz var. Can'ın 3 yaşına girmesiyle artık kreşe gitmesine karar verdik. Ancak alternatif kreşler arasında karar vermek güç, o kadar çok kriter var ki, her kreşinse artı ve eksi yönleri... Tamamen artılardan oluşan bir kreşe rastlamadım henüz.
Çareyi mühendislik hesabına oturtacağım sonunda. İçinden çıkamayacağım bir duruma geldim.
Önce kriterleri tek tek yazıp sonra bunlara bir ağırlık puanı vermek, ardından her kreşi bu kriterlere göre puanlandırmak, kriterlerin ağırlık puanı ile çarpıp alt toplam yapıp en yüksek puanı alanı seçmek…
Çok kolay gözüküyor sanki ama yok kolay değilmiş, kriterlere ağırlık puanlarını dağıtmak güç, kreşlere tek ziyarette puanları verebilmek de, tekrar gidip görmek bir daha baştan düşünüp puanı buna göre vermek gerekiyor…

Çareyi bir kaç yere daha bakıp en sonunda da içimizden geleni, kısmetimizdekini seçmekte bulacağız.
Bol kısmetli günler olsun...

15 Ağustos 2010 Pazar

DERİN DERİN NEFESLER


Son günlerde bir duygu karmaşası içinde yaşıyorum, burcumu yöneten gezegenler son 4-5 gündür pek bir sert açıyla duruyor olmalılar. Havanın sıcaklığı ve nemi de tuz biber oluyor üstüne.

4 ay önce işyerinde aldığım terfi de kazanı kaynatıyor içten içe… Mesleğimin, benliğimi de hafif ele geçirmesine izin verdiğimden midir yoksa yaşın artık 30lu bir rakama ulaşmasından mıdır bilmiyorum, dar toleranslarım var artık ve bir hak yedirmemezlik davası… Susmak, sessiz kalmak yapamadığım şey. Gösterdiğim tolerans düzeyini aşan da alıyor nasibini bundan, bu tepkiyi gösteren ben de… Etkilenmeyip yoluma devam ediyor gibi yapıyorum ama başarabiliyor muyum acaba, yoksa onlar içte bir yerde saklanıp bir başka öfkenin tohumunumu oluşturuyorlar acaba…
Haftasonu arabasını bilmem kaçıncı defa bile bile otopark çıkışına park edip içerdekilerin çıkışına engel olan, ne telefon numarası bırakan ne de oturduğu evde bulunan komşumuza yaşadığım öfke patlamasını unutmak için çabalıyorum. Kafamda bir taraftan neden dövüş sanatları kursuna gitmiyorum gibi ilkel kurgular geçiyor, mantıklı düşünen beynim ise öfke patlamalarını kontrol etmek için bir kitap okumalısın diyor. Bir başka çare daha var,

Daha fazla yoga yapmak, her günün sonunda ve başlangıcında mümkünse… İki aydan fazla oldu yogaya yeniden dönüş… En son hamilelikte düzenli devam ettikten sonra doğum sonrası yeniden dönememiştim bir türlü, epey bir yer araştırıp baktıktan sonra Ayça’nın da sayesinde Yogatime ile tanıştım.
Sevgili Deniz ile tanışalı ise iki ay oluyor. Trafiğin beter olduğu bir iş çıkışı 18.30 dersini kaçırıp da çareyi 19.00 dersine katılmakta bulmuştum ki Deniz Hoca ile böyle tanıştık. Her hocanın ayrı bir tarzı var. Size hitap eden, tarzını yolunu seveceğiniz bir hoca bulabilmeniz şans, kısmet biraz da arayış gerektiriyor. Deniz, benim için tam bu yolun sonunda duran kişi.

Yogadan her çıkışımda en ufak kızgınlık, en ufak kaygı ya da stres kalmamış oluyor. Rahatlamış, gevşemiş, toleranslarını yine yükseltmiş bir ben buluyorum içimde…
Her şey o matın üstünde terle birlikte atılmış oluyor bedenimden. Geriye dinginlik, dinçlik ve farkındalık kalıyor. Beni kızdıran, kaygılandıran her ne ve kim varsa yoganın sonunda bulanık silinmiş bir siluet halini alıyorlar.

Gezegenler, sıcaklar&nem, işyeri stresi, sorumluluklar, egom bir tarafta…
Diğer tarafta ise yoga, hobilerim, heveslerim… Sevdiklerim ise bu ikisinin ortasında… İki yol arasında gidip gelirken ben, şahit oluyorlar ruh halimdeki değişikliklere…


Yogadan çıkıyorum bütün öfkeler gitmiş, toleranslar genişlemiş, rahatlamış, kendiyle barışık dünyayla barışık bir halde… Bütün dünyaya yetecek sevgiyi içimde taşır bir halde… Bütün bu sevgi çoğunlukla yoga çıkışında beni karşılamaya gelen oğlum ve eşime akıyor… İlk onlar istifade ediyorlar bu halimden :)
O yüzden haftada iki akşam gittiğim yogaya en büyük destekçim eşim. Onun desteği olmasaydı olmazdı. İçimde zaten var olan anne vicdanı bu vakti neden oğluma değil de kendi hobime ayırdığımı düşündürtür beni vazgeçirtirdi kesin, bu noktada ihtiyacım olan desteği eşim verdi. Daha önce fotoğraf kursuna başlamamda olduğu gibi… Annelik ünvanına kavuştuktan sonra yürümeyi yeniden öğrenen bebekler gibi oluyoruz. Yeniden kendi ayaklarımız üzerinde sırf kendimize ait kendimiz için bir şeyler yapmaya çalışıyorken destek gerekiyor çevreden. Diğer türlü o annelik içgüdüsü bizi olduğumuz yerden kıpırdatmıyor.
Siz ihtiyaçlarınıza kulak verdikçe bedeniniz de ruhunuz da sizi dinliyor, çevrenize&sevdiklerinize bunu yansıtıyorsunuz. İhtiyaçlarınıza kulak tıkayıp onları bastırmaya çalıştıkça da bu yine sizin en yakınınızdakilere yansıyor…

Bloğuma yazmaksa bir başka ihtiyaç, yogayla aynı etkiye sahip, birlikte terazinin aynı kefesinde duran iki şey, yazmak ve yoga…
Yogaya düzenli vakit ayırabiliyorken yazmaya bir türlü bu düzende devam edemedim. Bu ritmi bir yerlerde yitirdim ve ne kadar ara ara yakalamaya çalışsam da olmadı sanki.
Ama olmayacağı anlamına gelmiyor. O yüzden yazıyorum…





Not: Fotoğraflar google images dan alınmıştır.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Karaburun Şenlikleri

KARABURUN ŞENLİKLERİNE KARİKATÜR ETKİNLİKLERİ DAMGA VURDU




Bu yıl 7.si düzenlenen Karaburun şenlikleri, bir dizi karikatür etkinliklerine sahne oldu. Karikatürlü Ev’de “Çöpe- Çevre” karikatür sergisi açılışı yapıldı. Her yıl ayrı bir mizah dergisine verilmesi düşünülen ”Yılın Mizah Dergisi Ödülü”nün ilki Homur Dergisi oldu. Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa, bu ödülü Homur Dergisi adına Canol Kocagöz’e takdim etti. Ayrıca karikatür kursunu başarıyla bitiren öğrencilere teşekkür belgesi verildi. “Karikatür ve Mizah Dergileri” söyleşisine Mustafa Yıldız, Sezer Odabaşıoğlu, Lütfü Çakın ve İsa Efe katıldı. Ali Karayel’in organize ettiği, esnaf portrelerini Burak Akerdem duvarlara çizdi. Gün boyu süren bu etkinlikler, Karaburunlular tarafından ilgiyle karşılandı.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

HOMUR ÇANAKKALE'DEN GEÇİYOR!


Çanakkale Belediyesinin düzenlediği 47. Troia Festivalinde, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinin organize ettiği "Su Yaşamdır" etkinliklerinde, Homur Mizah Dergisinin bu konudaki sergisi görücüye çıkıyor. 9 Ağustos'da başlayacak şenlikte açılacak serginin yanısıra, 10 Ağustos'ta atölye çalışması gerçekleştirilecek. Canol Kocagöz ve Mustafa Yıldız karikatür atölyesini yönetirken, Umut Germeç'te resim atölyesini gerçekleştirecek. 14 Ağustos'a kadar sürecek etkinlikte bir çok söyleşi de yapılacak. Su ve Güncel Sorunları "Şehirde, Tarımda, Sanatta ve Yaşamda Su" panelini Canol Kocagöz yönetecek.

KARABURUN'DA HOMUR'A ÖDÜL


KARABURUN ŞENLİKLERİNDE KARİKATÜRLÜ EV ETKİNLİĞİ
Bu yıl 7.'si gerçekleşecek olan Karaburun şenliklerininde Karikatürlü ev etkinlikleri 6 Ağustos Cuma günü yapılacak. Çocukların atölye çalışması ile başlanacak güne, Karikatürlü Ev dışında yola, duvara, kumsala karikatürler çizilecek. Her yıl değişik mizah dergisine verilmesi düşünülen "Yılın Mizah Dergisi" ödülünün ilki Homur Dergisine verilecek. Açılış konuşmalarının ardından Karikatürlü Ev öğrencilerine katılım belgesi takdim edilecek. Saat Kulesinin "Çöpe- Çevre" karikatür sergisin açılış kokteyli ardından, söyleşiye geçilecek. "Karikatür ve Mizah Dergileri" başlığını taşıyan söyleşiye; Canol Kocagöz, Sezer Odabaşıoğlu, Mustafa Yıldız, Birol Çün, Lütfü Çakın ve Alper Ocak katılacak. Birol Çün ve Lütfü Çakın cadde duvarlarına Karaburun'un gülen yüzlerinin portre karikatürlerini çizecek.

30 Temmuz 2010 Cuma

"Besleyenler ve Beslenenler"


12 EYLÜL'ÜN 30. YILINDA

ASMAYIP DA BESLEYENLERE SAYGILARIMIZLA !!!
Son günlerde referandum tartışmaları arasında gündeme gelen en önemli konu 12 Eylül Darbesi oldu. Aylar öncesinden başladığımız "Darbe" karikatürleri sergimiz bu tartışmalı ortamda sonuçlandı. "Besleyenler ve Beslenenler" ismini taktığımız sergiye, 51 çizer 120'den fazla karikatürle katıldı. Bunların içinden 70 tanesi sergilenecek. Eylül ayı içinde 30 il ve ilçede açılacak sergi, ayrıca yurtdışına da taşınacak. Serginin albümünde 90 karikatür, ayrıca yitirdiğimiz ustalardan 30 karikatür bulunacak. Canol Kocagöz'ün 12 Eylül darbe günlerini anlatan yazısı, o günlere ait fotoğraf ve belgeler olacak. Özelikle 1978'de katledilen karikatürcü arkadaşımız İbrahim Güngör'ün son fotoğrafları bulunacak. Devrimci 78'liler Federasyonu, Homur ve Saat Kulesi Karikatürcüler Grubu olarak, bu sergi ve albümün bir döneme ışık tutacağı inancındayız.
*Afişi büyütmek için tıklayın.

GAG 2010


GAG'10 Grafik, Animasyon ve Görüntüleme Kurultayı 8/9 Temmuz 2010 tarihlerinde İTÜ Ayazağa Kümpüsü'nde yapıldı...

Tayfun Akgül "Çöp Karikatür" başlıklı sunumunu yapıyor.
9 Temmuz tarihindeki oturumda; Karikatür ve çizgi film üzerine sunumlar yapıldı... Tayfun Agül, Ergun Akleman, Murat Kürüz, Sinan Gürdağacık, Emre Ulaş, Erdoğan Karayel, Oğuz Gürel, Hicabi Demirci sunum yapan arkadaşlarımız arasındaydı.

Katılımcılar toplu halde.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

MÜNİH DEN KARELER...

Geriye doğru gitmeye devam...
İsviçre'den sonra Münih'e olan yolculuktan kareler...
Yağmura yakalanıp ayrılmak zorunda kaldığımız Münih Hayvanat Bahçesinde yaşadığımız tek iklim değişikliği yağmur değildi. Amazon ormanlarının yaratıldığı bölümde nemden nefes almak bile zordu, ama bazı sakinler gayet memnundu bundan... Onların doğal yaşam alanıydı...
IMG_8228

Flamingolar içinse bataklık oluşturulmuştu...
IMG_8372
Gergedan için kayalıklar, bataklık ve su...
IMG_8360_
Zürafalar içinse bol bol yeşillik
IMG_8161_
Çeşitli okyanus balıkları, kuşlar, sürüngenler... Hepsi rengarenk bir kareyi oluşturmada kusursuz birer manken...
IMG_8067
Münihli olmak demek havanın güneşli olduğu vakitler, Englisher Garden da toplanmak, koca koca bardaklarla bira içmek, patates, sosis yemek demek... Biz sosisi bırakıp yöresel simitin tadına bakıyoruz... Bu simit birçok Avrupa ülkesinde var, ancak Münih'dekiler en kocaman olanları... Yöresel yapan da bu. O koca bira bardağının yanına da bu yakışır:)
IMG_7899
Bunun dışında Münih'de turist olmak demek Meydanlarda yürümek...
IMG_7904IMG_7909

Kiliseleri ziyaret etmek az biraz...
Fraunkirche'yi özellikle
IMG_7956 (2)IMG_7962

Tepeye kadar çıkıp bir not yazmak anı defterine...

IMG_8008
IMG_7950

Sonra dönüp arkana manzarayı seyretmek... Münih Meydanı... Anıları tazeyken hemen aktarmak gerek, yokse o meydanın adı Münih Meydanı olup çıkıyor, oysa ki her meydanın bir adı vardır değil mi? Taksim Meydanına İstanbul Meydanı demiyorsak eğer... Buldum buldum, Marien Platz imiş, Bir metro durağı fotoğrafı çekmişiz neyse ki:)
IMG_7992

Berceste'nin bahsettiği greenrooflardan görmek...
IMG_7984
Sonra bir sandala atlayıp gölde gezinmek... Etrafında yürüyüş yapmak... Englisher Garden, akciğerleri sanki bu şehrin...
IMG_7853

IMG_7848

IMG_7852IMG_7883 (2)

IMG_7838

Gölün sakinleri bir bekleyişteydi, yeni Can'lar dünyaya getirmek için...
Kopyası IMG_7805

Bazıları da bu canlarına çoktan kavuşmuştu bile..
IMG_7795
Münih'den bu manzaralarla bir de park cezası ile ayrıldık:) Derler ya hani başımızın gözümüzün sadakası olsun diye. O kadar yol gezip bir park bir de hız cezası ödemişiz çok mu? Hız cezası dediğime bakmayın, 55 km üst sınır iken 57 km ile gitmişiz, cezayı Türkiye adresimize kadar göndermişler, postada bizi bir süpriz bekliyordu:)

İsviçre'den Münih'e gitmek üzere arabayla yol alırken, varmamıza 1 saat kala otoban kenarında gökyüzüne doğru fırlayan oda genişliğinde bir top gördüm, bak dedim eşime, derken durumu farkettik, fevkalede bir lunaparkın yanından geçip gitmek üzereydik, eşimin ısrarına dayanmak ne mümkün, hemen ilk sapaktan içeri girdim, Skyline parka da geliverdik hemen. Disneyland'dan sonra yaşadığım en güzel eğlence/aktivite günüydü... Kapıdan içeri girmek ve kendini eğlencenin, bir masalın kollarında kaybetmek:)
Etrafta deli gibi büyüleyen bir şeker ve vanilya kokusu, kurabiyeler, şekerlemeler çeşit çeşit, Hansel ile Gratel'in evini yapmaya yetecek herşey mevcut... Bu kokuya başka bir yerde şahit olmadım. Hayvanat bahçesinde krep yapan büfeden de geliyordu. Bütün gün orada durup koklamayı isteten bir koku...
DSC02381
DSC02391

Can'ın bütün gün inmek istemediği bir ray üzerinde ilerleyen arabalar...
DSC02390

Minikler için gondol... Ben dayanamayıp indim, Can "indaaat- indaaaat! diye bağırıyordu keyifle:)
DSC02399
Sirki kaçırdık, bazı aktiviteleri hiç kullanamadık bile, yolumuz vardı daha, Münih'e yol aldık, gün sona ererken...

2 günlük Münih gezisinden bol yağmur eşliğinde döndük. Yağmur o kadar şiddetliydi ki, yolumuzu biraz uzatarak gidebileceğimiz Neuschwanstein kalesi, bir başka geziye kısmet olsun dileğiyle geride kaldı...

Yorgun ve de mutlu, hiç bitmesin bu tatil diye diye tatilin sonuna gelmiştik...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

KATLEDİLEN ÇİZERLER


22 Temmuz 1987 tarihi Filistinli çizer Naci El Ali'nin Mossad tarafından katledilişinin yıldönümüydü. Homur mizah grubu, Filistin halkıyla dayanışma derneğiyle birlikte Naci El anısına bir yarışma düzenlerken, bizim de katledilen bir çizerimiz olduğunu anımsatmak istedik.

Hanzala karakterinin yaratıcısı Naci El Ali'den 9 yıl önce de İbrahim Güngör'ü katletmişlerdi.
Naci El Ali için bilgi : http://bizimhanzala.blogspot.com/

Elbette katledilen çizerler bu kadarla sınırlı değil, Sivas Madımak katilamında hayatını kaybeden Asaf Koçak'dan aşağıdaki bölümlerde söz ettik.
Şili'de Faşit Pinochet'in darbesi sonucu katledilen pek çok aydın arasında bir çizer de vardı Santiago Nattino...
İBRAHİM GÜNGÖR
(1959-1978)

19 yaşındaydı. Halk düşmanı faşist katillerce 6 Haziran 1978 günü katledildi. Faşistlerin, gerici güçlerin bu kanlı eylemi gerçekte ilerici, yurtsever düşünceye, sanata, çizgiye, mizaha yöneltilmişti. İbrahim bunun ilk kurbanı oldu.





İbrahim Güngör İstanbul,Yıldız Teknik Üniversitesinde okurken ırkçı ,ülkücü faşist çetelerce kaçırılarak öldürülen bir karikatürcü arkadaşımızdı. Ne yazık ki çizdiği karikatürlerden büyük bir bölümüçantasında bulunduğundan kaçıranlar tarafından yok edilmiştir, çünkü çantasında bulunan karikatürlerinin büyük bir bölümünün konusu faşist çetelerin halka saldırılarını anlatan karikatürlerdi. Kaçıranlar bu karikatürleri görünce infaz emrini vermişlerdir büyük bir ihtimalle. Ayrıca İbrahim o zaman çatışmaların en yoğun olduğu İstanbul'un Gültepe semtinde yaşıyordu. Gırgır ile Politika gazetelerine çiziyor, Karikatürcüler Derneği' nin o zaman çalışma ilkeleri içinde olan demokratik kitle örğütleriyle beraber çalışma gurubu içinde görev aldı.Kendisinin de küçük bir rolde oynadığı Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı Filminden dolayı DİSK Sine Sen'in yayın ve gazete işlerinde görev almak istemiş ve çalışmıştı. Dernekten ayrıldıktan sonra evvela Sine Sen'e uğramış oradan da okuluna geçmiş. O arada faşist eli kanlı katillerce kaçırılmış, katledilmiş, cesedi de Davutpaşa'da Atatürk Öğrenci Yurdunun arkasına battaniye içine sararak atılmıştır.


İbrahim Güngör'ün Halk Sağlığı Karikatür sergisine gönderdiği bir karikütürü