28 Kasım 2013 Perşembe

Omayratgil


SV Recklinghausen II.. Kreis Liga'da oynuyorlar.  Lübnanlı iki ailenin bireyleri takıma çökmüş. Yedekler dahil.. 

Teknik direktör kim peki?

Ahmad Omayrat..

Sadece Katalanların oynadığı.. ok. Sadece Bask kökenli oyuncularla Bilbao.. tamam.  Ama işte iki aileden bir takım kurmak..

28 Kasım 2013

Son durumumuz böyle. Aslında gezip tozmaktan biraz feragat edebilsem çoktan biterdi heralde. Rutinin dışına çıkmaya çalışacağım en azından öğleye kadar. Öğleden sonrası için yapacak birşey yok, okuldan çık, eve gel, yemek ye, biraz dinlen sonra ödev.

27 Kasım 2013 Çarşamba

Echte Liebe!


Dortmund'un o çok ünlü "Südtribüne" müdavimlerinden.. Kim peki?

Anna Kathrin.. Block 14. Hayat kadını.

"İç saha maçlarında zaten bizim genelev de haliyle sakin oluyor. Ben de burada maça gelince çok bir şey kaybetmiyorum"

"Echte Liebe" (Gerçek Aşk) dedikleri bu olsa gerek..

Eski futbolcudan banka memuruna.. hayat kadınından manavına.. Dortmund'un kale arkasındaki 25 bin kişilik ortamı "sınıfsız" 

Nerde o eski..


...futbolcular!

Stefan Kuntz!

Bizdeki sapıtmanın nedeni şudur: Bunları görerek ve hatta bunlara özenerek büyüdük, bunlardan kaçınarak yaşadık. Moda dediğin şey başlı başına saçmalık. O beyaz çorap gün gelip moda olacak, o zaman..  

Bad Boys II


Güzel yapmışlardı bunu. Bir tarafta Boateng diğer tarafta Jermaine Jones...

"Kırmızı kart garanti"

Oysa benzerini biz de yapabiliriz. Bir tarafta Dany.. yeter.

"Macera garanti"

"Bir sigaraya en güzel kadını tercih ederim"


Nur içinde yat arkadaş..  Geçtiğimiz hafta vefat etti.

1950 doğumluWalter Frosch futbolseverlerin dikkatini "futboluyla"çekememiş, 1974-79 zamanı birinci ve ikinci Bundesligada top koşturmuş ortalama futboluyla efsane olmuş bir defans oyuncusudur. En önemli özelliği günde 3 paket sigara içerek profesyonel futbol yaşamını sürdürmüş olmasıdır. Kaiserslautern kulubünde de bir hayli zaman geçiren Frosch'u özellikle St.Pauliler sahiplenmiş, kulubün efsaneleri arasına sokmuştur zira oradaki taraftar profilinin gerek efsane anlayışı gerekse de futbola/yaşama bakışı biraz başkadır.. Kanser nedeniyle 5 kez ameliyat olan Frosch sigarayı bırakmak zorunda kalmıştı. "Bir sigaraya en güzel kadını tercih ederim" sözüyle ona olan özlemini dile getirir iken 1990 yilinda St.Pauli'nin emektar kalecisinin jubile maçının devre arasında verdiği röportaja bakarak ne kadar doğru söylediğini ya da günde gercekten kendisinin dediği gibi 3 paket sigara içip içmediğini görebilirsiniz sanırım..


El Caganer


Şimdi bu ne diyeceksiniz.. 

Diego Arsenal'de!


Neden?

1-Sezon sonu serbest kalıyor.
2- Yıllık maaşı çok yüksek. Bayern hariç kimse bunu karşılayamaz ve Bayern'den de talep yok.
3-Premier ve Rus kulüpleri onu ancak alabilir.
4-Geçtiğimiz günlerde "Duydum ki Arsenal beni istiyormuş. Ama resmi bir başvurusu olmadı ama olursa elbette cevabım olumlu olur" açıklaması vardı
5-Son olarak Londra'dan tivit atıp bu resmi paylaştı. Daha ne?
6-Wenger Bundesligadan on numara almaya bayılır. Rosicky, Hleb ve Mesut sonrası Diego da. Üstelik Rosicky gibi geriye çekmesine gerek kalmadı, Wolfsburg'da defansif orta sahaya çekildi Arnold sonrası.
7-Beleşe Diego'yu bulmuş, Wenger kaçırmaz. Haziran'da imzayı atar, Şubatta açıklar.

Savunma ve Yabancı Kuralı


Ronaldo yok. Rakip ilk yüzde yüzlük pozisyonu kaçırmış. Akabinde kırmızı kart görüp 10 kişi kalmış. Frikikten yenilen gole hemen karşılık verip moral da kazanılmış ve fakat 10 kişiden Ronaldo'suz Madrid sana 4 gol atıyorsa problem büyük demektir.  Mancini'nin de eleştirilecek yönleri mevcut olsa da bu takımdan doğru bir on bir yeni bir transfer olmadan çıkması çok zor. 

Dany 

..konusunda Mancini’ye yapılan eleştiri yerindedir. Bugün değil Burak-Dany kenarı ile derbiye çıkmadan önce de benzer şeyleri söyledik. Daha maçın başında takımın 1-0 geriye düşmemesi Bale’in karşı karşıya golü atamamasından kaynaklı.  Üstelik Dany seçimi sadece yerleşim hatası yapması ya da riskli oyunu nedeniyle pozisyon yedirmesi nedeniyle değil geriden oyun kurma aşamasında da takımı seçeneksiz bırakıyor.Nihayetinde Riera ihtimali varken Dany’i  tercih eden Mancini yenilgide pay sahibi. Fakat genel anlamda savunma dörtlüsünün sorunsuz ideal bir düzen oluşturmasının mümkün olmaması daha çok bir buçuk yıldır sol bek  transferi yapmayan Terim-Yönetim işbilmezliğidir. Buna Amrabat’ı da ekleyebiliriz kesinlikle. Lakin Amrabat-Bruma'nn  bu kadar kötü oynamasının tek nedeni yeteneksizliği değil ve bu son paragrafta ele alınıyor.

Eray İşçan

Basit hata yapsa keşke. Manuel Neuer yaptı,Rene Adler yaptı. Oliver Kahn yaptı. Bildiğin net basit hatadan bahsediyorum. Topu elinden kaçırıp gol yedirebilir ya da baskıyı kaldıramaz  sorun yaşatır. Lakin Eray bunları yapmıyor, sadece “çok iyi bir kaleci” olduğunu gösteren kurtarışları eksik. Basit hata yapmış olsa arkasında dururduk belki. Mesela Beşiktaş’ta Cenk’in arkasında durabilirsiniz çünkü kaleci yeteneği var. Mental açıdan eksiklikleri söz konusu. Eray’ın üst düzey kaleci olması için üst düzey yeteneğe sahip midir bilmiyorum sadece bugüne kadar olan performansında çok büyük hatalar yapmamış olmasına rağmen geleceğe yönelik ışık vermiyor. Sadece iyi olduğu zamanları dahi bir videoya çeksek “çok iyi kaleci” diyen birine yutturamazsın? Yaşı genç, konuşmak için çok erken ve daha beklemekte fayda var. Belki biz hiç yedek kaleciden yıldız kaleci çıkarmadığımız için inanmıyoruz, önyargılı yaklaşıyoruzdur. Nice yetenekteki ışığı çok çok öncesinde görmüş olduğumu bilirim ama Eray'da zorlaya zorlaya dahi olsa "süper ooo müthiş" diyeceğim aksiyon göremedim.



Savunma

Galatasaray 6-1 yenildiği Madrid karşısında çok çok iyi oynadı ilk yarım saati. Galatasaray deplasmanda çeyrek finaldeki ilk maçta da çok iyi oynadı. Yalnız öyle bir savunma dörtlüsü var ki gelen her atak yüzde yüzlük pozisyona dönüşüyordu. Yenilen bir gol sonra rakibin daha da üzerine giden Galatasaray fark yedi bu maçlarda. Maç sonrası şaşkınlık yaşıyor insanlar zira bu farkı oluşturacak oyun yoktu diyorsunuz. Oysa savunma kalitesi çok düşük ve bu nihayetinde skoru belirliyor. Bazı maçları sadece ve sadece yetersiz savunma dörtlüsü nedeniyle kaybettiğini söyleyebiliriz. Üstelik asıl problem nedir biliyor musunuz? Bugün var olan savunma oyuncularından ideal bir dörtlü çıkaramamanız. Tam bu noktada Mancini eleştirilemez. Üsteik Eboue-Chedjou-Dany-Riera gibi komple yabancılardan dahi savunmanın oluşturabildiği bu bölgeye en az iki transfer daha yapılması gerekir. Türkiye’de GS seviyesinde stoper ve bek bulunabilir mi? Dany ve Riera’dan iyisi bulunur ama sorunu tamamen çözecek bir akıl? Daha önce yazdığımda çok fazla itiraz geldi ama John Terry gibi bir tecrübe transferine ihtiyacı var. 7.5 milyonluk Chedjou transferine rağmen bir o kadar paradan daha çıkmanız gerekebilir zira stoper kalitesi değil "tarzı" doğru değil. Hızlı, atletik bir stoper değil yerleşim hatası yapmayacak, geriden oyun kuracak ve savunmayı yönetecek bir "akıl" transferi gerekiyordu. İkinci bir Semih değil Popescu, Blanc v.s. tarzı bir şef. Bu yabancı bolluğunda nasıl olur onu da ayrı bir şekilde düşünmek gerekir. Nihayetinde Chedjou kötü bir stoper olmamakla beraber oyun kurucu stoper olmaması ve savunmayı yönetecek liderlik vasıflardan yoksunluğu onu da en az Dany ve Amrabat gibi yanlış transfer hamleleri arasına katıyor.

Umut Bulut

Hakkına iki yazı yazdım takip edenler bilir. Burak ve Drogba'nın önünde olması gereken bir oyuncu.  Madrid maçında öyle pozisyonlar oldu ki Umut'un tek başına yaptığı presten kaynaklandı. 18.dk buna bir örnek ama nice pozisyonu bizzat onun presi doğurdu. Drogba harika bir asist yaptı ve fakat şu kesin ki zaman zaman savunmaya gelip top çıkarmasını "pres yapıyor, savunmaya yardım ediyor" şeklinde yazanlar var. Drogba katkı sağlıyor amma velakin Burak ve Sneijder ile beraber oynadığı zaman Galatasaray'ın asli problemi pres eksikliği, hareketsiz oyun oluyor. Umut gerçek şu ki Burak ve Drogba'nın önündedir şu an. Muazzam oynadı, elinden geleni yaptı. Kırmızı kart gördürdü. Golünü attı. Pozisyonları doğuracak baskıyı yaptı. Daha ne olsun ?

Yabancı Kuralı

Almanya 2000’lerde krize girdi. Futbolcu yetişmiyordu.  2004’te Avrupa Şampiyonası’nda gruplardan çıkamayınca hemen yabancı kuralına el attılar. İlk reflekslerden birisi yabancı sınırlaması oldu. Üstelik sadece Avrupa Birliği dışındaki ülkelerden gelen oyuncuları içeren 2005 yılınan itibaren geçerli olacak kural şuydu:  5 yabancı oynayabilir. Belçika’dan 11 tane getir ama Brezilya’dan sadece 5 tane oyuncu oynatabilirsin. Sizce bu kuralın devamı nasıl gelişti? 2005/06  sezonundan itibaren bu sayı 4’e indirildi.  2006/07’de ise bu sayı 3’e düşürüldü. Sanırım TFF buraya kadar Avrupa Futbol tarihini okumuş. Peki bundan sonra ne oldu?

Ocak 2006’da yeni kurallar koymak zorunda kaldılar, neden biliyor musunuz? Çünkü Alman takımları yabancı kuralı uygularken rakiplerinden misal Beveren 12 Fildişi sahili oyuncu ile rekabete giriyordu. Bu kural Alman takımlarının Avrupa arenasında zayıflattığı için Ocak 2006 sonrası komple kaldırıldı.  Haksız rekabete yol açıp Almanları uluslararası arenada zayıflattığı için kural tümden kaldırılıp serbest bırakıldı. Bunun yerine her takım kadrosunda 12 yerli oyuncu bulundurmak zorundadır  kuralın devreye sokup oyuncu yetiştirmeyi daha çok kulüplere dayattığı eğitim yurtları v.s. ile aştı. Almanya’nın bu kuralı kaldırmasının nedeni çok net şu cümle ile açıklanıyor:

“Wettbewerbsnachteile” (Uluslarası turnuvalarda dezavantaj.. )

Galatasaray’ın bizzat yönetiminin yaptığı hataları bir kenara bırakın. Bugünkü yabancı kuralı neye sebep olmuştur?

Lig maçlarında forma şansı bulamayan ve maç pratiği eksik olan Bruma ve  Amrabat ile oynamak zorunda kalmıştır.
Bruma yabancı kuralı nedeniyle takımla maç yapamamış,  performansı daha yavaş bir şekilde yukarı çıkmış. Geçtiğimiz yıl Şampiyonlar Ligi maçlarında gollerin ortasını yapan adam olan Amrabat yokları oynadı. Onun yeteneksizliği hepimizin malumu ama bu kadar kötü oynamasının asıl sebebi ise yabancı kuralı nedeniyle tribünde oturmak durumunda kalması. Diyelim ki tribünde oturmayanı oynattın? Bu da o zaman rakiplerin 24 kişilik kadroyla oynarken sen 20 kişilik kadroyla oynamak durumundasın. Haksız rekabet bu değilse nedir? Almanlar sadece bu yüzden yabancı kuralını kaldırdıysa biz çok mu başarılıyız da bu kuralı sertleştiriyoruz?

Avrupa Arena’sında yarışan takımların hepsinin 10 yabancısı bulundurduğunu varsayarsak eğer.. Aynı zamanda UEFA’ya kadrolar önceden verilip değiştirilemedğini de düşünürsek bu kadronun 4 oyuncusu GS’ın rakiplerine oranla maç eksiği ile sahaya çıkmak zorunda zira yabancı kuralı bu sonucu doğuruyor. Trabzonspor da aynı şekildeyse eğer? 

Galatasaray yönetimi daha çok suçludur. Bu kurala göre hareket etmeyen Terim elbette başka bir suçlu. Lakin çok kısa süre içerisinde eldeki 4 yabancıyı hızlı bir şekilde elden çıkarmanın mümkün olmadığı yerde (örnek: Riera, Janko v.s.) bu yabancı kuralı Türk Futbolu’nu şu dönemde geriletmiştir. Dava açsalar kazanırsın, o derece net bir haksız rekabet ortamı yaratılmıştır bizzat Türk Futbolu'nu geliştirmek isteyenler tarafından Türk Futbolu geriletilmiştir.


Muhalif Basın!




Başını kim çeker? Sözcü gazetesi.  Emin Çölaşan, Uğur Dündar..  Cumhuriyet gazetesi.. Bekir Coşkun.  Bir diğeri kim? Yılmaz Özdil.

Son dönemde yükselişe geçen BirGün ya da henüz yayın hayatı geçmişi yeni olan Sol gazetesi gibi etki alanı “şimdilik” sınırlı olan kesimi bir kenara bırakıyoruz.

Yılmaz Özdil bugünkü ironik yaklaşımıyla MHP’yi eleştirmiş. Arkadaşı Baykal başkan olduğunda en ufak bir eleştiri getirmediği CHP’yi üstelik geriye dönük bir şekilde eleştirmiş. O Kılıçdaroğlu’nu Baykal sonrası geldiği için hiçbir zaman affetmeyecektir, biliyoruz. Demokrasi sözcüğünün dillerden düşmediği ortamlarda Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğinin henüz içselleştirilemediğini de bildiğimiz gibi. BDP’ye keza aynı şekilde. Tüm partilere geçirmiş. Her şeyi eleştirmiş. Diğerleri de keza demokrasi sözcüğünü dilinden düşürmeden geçiriyor da geçiriyor birilerine.. Haklı olduğu ayrıntılar da vardır belki, bu başka bir yazının konusu olsun.

Yalnız ilginç olan nokta şu ki bu belli başlı zaman zaman desteklediğimiz, okuduğumuz bu yazarlar  yaklaşık 11 yıldır belirlenmiş üslubun dışına çıkmadan yazdıkça yazdı ve nihayetinde sonuç şu oldu: AKP bu isimler yazdıkça oylarını her geçen gün daha da arttırıp iki kişiden birisinin oyunu alacak seviyeye kadar yükseldi.

Halkı aydınlatma sorumluluğunu üzerine alan muhalif basın bir kez olsun “Ya aga biz on yıldır yazıp çiziyoruz da bırak muhalefetin sesini yükseltmeyi var olan kitlenin dahi kaybına neden olduk” diye bir özeleştiri oldu mu?

AKP ile en ufak bir bağ kuramayacak ölçüde uzak olmama rağmen zaman zaman AKP İktidarından dahi daha korkutucu faşizan taraflarının olduğuna neden ben acaba inanıyorum? Varolan tutumlarına  dair bir eleştiri ya da toplamda bir değişim oldu mu geçen 11 yıl içerisinde? Başka açıdan bakarsan 11 yıldır başarısızlık istikrarı yok mudur bu sorumluluğu almış insanlarda?

Bir kez olsun kendilerini sorguladıklarına şahit olduk mu?

Bunu vakti zamanında bir kez Serdar Turgut yapmıştı. Hürriyet’te yazdığı dönem AKP’nin 2002 seçim zaferinin hemen  ardından bir yazı kaleme aldı. Basının özeleştirisi yapması üzerineydi.  Dedi ki Ertuğrul Özkök tarafından sansür uygulanıp yazılmayan ve akabinde onu Hürriyet’ten veda etmesine neden olan yazısında “ Biz basın olarak başarılı olamadık. Halka ulaşamadık. Etki edemedik. Kırkımızın da karşı çıktığı parti birinci parti olarak seçimi zaferle sonlandırdı. Bu onların başarısı bizim başarısızlığımızdır”.

İçeriğini özet geçtiğim bu yazı sansüre uğramıştı vakti zamanında. Serdar Turgut da istifa etti ve sonrasında Akşam’a geçti v.s..

Aynı zamanda işin bir başka boyutu da var.

Bakın Gezi Süreci AKP’ye olan başkaldırıdan ziyade aslında muhalif partilere ve muhalif çizgide yazı yazan basına sert eleştiriler taşıyordu. Bu mesajı Kemal Kılıçdaroğlu almış. Dedi ki Halk TV’de Uğur Dündar’a konuk olup başörtülü vekillere neden ılımlı yaklaştınız sorusuna:

“Bu gezi parkı direnişinin bize mesajıydı”.

Peki muhalif basın Gezi Direniş’inden hangi mesajı aldı? Mustafa Kemal Atatürk’ü faşizanlaştıran algısında bir değişim oldu mu? Başörtü gibi diğerinin inancına çeşitli korkuları bahane ederek yasak koyma üzerine bir farklılık oldu mu? Ahmet Kaya’ya zamanında linçin meşru zeminini hazırlayanlar bugün “yanlış yaptık” dedi mi? Bir daha olmayacağına dair içimize su serpti mi yoksa fırsatı ele geçirdiğinde devam edeceğinin sinyallerini mi verdiler?

11 yıldır yazıp yazıp AKP’nin oylarını yükseltmesinde rolü olduklarını düşünmediler mi hiç? CHP kötü.. MHP kötü.. BDP kötü de siz muhteşem misiniz? 11 yılda ne yararınız oldu?

Üstelik 11 yıldır aynı tarz muhalefeti sektirmeden yapmayı "tutarlılık" kisvesi altında pazarıyorlar. Dönüşüm geçireni de "dönek" diyerek azarlıyorlar. İnsanoğlu geliştikçe, okudukça ve yıllar yılı üzerine koydukça değişim geçirmemesi, yani başarısızlığında dahi "tutarlı" kalması aslen acınası durumdur. "Valla ben 12 yıldır dersime çalışmıyorum ve hep kalıyorum" diyerek tutarlı olmanın neresi övülebilir?  Bu ülke muhalefeti maalesef size mahkum. Bu aynı zamanda daha başka bir muhalefeti yaratamayan benim gibilerin de şüphesiz başarısızlığıdır, ona da sözüm yok. 

Lakin şu kesin ki AKP iktidarının zulmü karşısında sizlerin diğerine karşı empati yoksunluğundan doğan faşizan yaklaşımınıza ortak olmak istemediği açık. Tarihsel bir araştırmaya konu olan Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'in Ermeni olma ihtimaline dahi topyekun saldıracak kemalist faşizanlığınızdır AKP iktidarının oluşumu. Sadece şu araştırma nedeniyle Hürriyet gazetesi ve elbette Emin Çölaşan Agos ve Hrant Dink'e savaş açmıştı. Yine aynı gazete Ahmet Kaya'yı Kürtçe şarkı söyleyeceğim dediği için.. Yani bir tarafınız modern yaşamın içerisindeki medeni unsurları AKP'ye karşı haklı bir şekilde savunurken öte tarafınız Hitler'e yanaşıyor. Daha da kötüsü inanılmaz tutarlı, asla yolundan dönmeyen ve 11 yıl değil 25 yıl AKP iktidarda kalsa 25 yıl önceki mentaliteyi değiştirmeyecek ölçüde kabuk bağlamış zihniyetiniz..

Bunu da gururla.. 11 yıldır bir iktidara gram zarar verememiş olmanın neresi gururdur, kimse sormaz. O Gezi'nin ruhu "Mustafa Keser'in Askerleriyiz"dir. Unutmayın. Atatürk'e saygı duymak başkadır onu faşizan göstermek çok başka. Başıörtülülerle iftar açmaktır, inanmayan insanın dahi Kandil'de içki içmemesidir Gezi Parkı Direnişi.  

Zamanında twitter üzerinden 3 Temmuz şike sürecinin ortalarında bu süreçle yıldızı parlamış Lube Ayar’a bir kullanıcı şu soruyu sormuştu:

“Bu sürecin kazananları ve kaybedenleri var. Siz hangi taraftasınız?”

Benzer soruyu ben sormak istiyorum.

AKP İktidarının kazananları ve kaybedenleri var.  sizler-dürüst olun- hangi taraftasınız?

Ana & Oğul


Son dönemin Bundesligada en dikkat çeken golcüsü Pierre-Michel Lasogga ve Annesi. Anne aynı zamanda menajeri ve bugünlerde onun vereceği karar çok önemli.

Blogu daha sık yazdığımız dönemlerde Hertha Berlin'deki muazzam çıkışı üzerine çok kez yazı yazmıştık.  Sezon öncesi atıyor da atıyordu Babbel teknik direktör olduğu zaman. Tam lige başlamadan önce  sakatlık girdi araya ve yeniden dönüşü ikinci ligde Berlin'in ikinci takımında oldu. Ordan yükseldi.. İkinci ligde Ramos ile müthiş uyum yakaladı ve ikisi beraber 28 gol attı. Bu sezon ilk golünü Berlin formasıyla ligin üçüncü haftasında atmıştı.

Hertha  Berlin'e bir orta saha gerekiyordu Hamburg'a ise forvet.. Luhukay bu eksikliği gidermek için hali hazırda Ramos'u da olduğundan Lasogga'yı Hamburg'a verip karşılığında Skjelbred'i aldı. Nihayetinde ikisi de karlı çıktı ama sanki Hamburg çok daha karlı.. Zira onların orta sahasında ikisi bizden olan pek çok yetenek var ama forvetleri yoktu. Muhteşem bir oyuncu kazandılar.. 

Hollandalı hoca Bert Van Marwijk'in Hamburg'a gelmesiyle Lasogga coştu.  9 maçta 8 gol! Üstelik golleri de görmelisiniz.. Hiç şaşırmadım.

Altyapı kulubü Altıntop'ları kazandıran Wattenscheid. Ordan ilk Wolfsburg'a geliyor 750 euro bonservis bedeli karşılığı. Sonra Leverkusen olmadı Berlin.. En son Berlin'de 2015'e kadar sözleşmeyi uzatmıştı. Hamburg onu haliyle bırakmak istemiyor. Satun alma opsiyonu 8 milyon euro. Pazarlık yapmak durumundalar..  Wolfsburg da geri istiyor. Hamburg'un pazarlık şansını sonlandırabilir.  Berlin ne yapacak kimse bilmiyor ama annnesi artık kararın bir an önce verilmesini istiyor. İşte şu anne her şeyin belirleyicisi olacak zira menajeri olan anne Lasogga Pierre'in her kararında belirleyici olan isim röportajdan anladığım kadarıyla..

Hakeme Augsburg Yasağı


Hatırlarsanız eğer şurada Augsburg'un hakem Gagelmann'a oyunculara hakaret ettiği gerekçesiyle dava açtığını yazmıştık. Alman Federasyonu bu gelişmelerin ardından bu hakeme Augsburg yasağı koydu. Artık Gagelmann Augsburg maçlarını yönetmeyecek.. Ülkemizde yorumculuk yapan Markus Merk'in Bayern maçında 90 + 4'de çaldığı faul nedeniyle (Schalke şampiyonluktan olmuştu) bir daha asla Schalke maçı yönetmemişti. Buna benzer uygulamalar aslında ülkemizde de olabilir ama öte yandan yasaklı hakem listesi o kadar çok ki kulüplerin.. Hakem yetiştiremezsin maçlara..

İlkay'a ne oldu?


Bazıları der ki sakatlıklar öncesi Dortmund'un yaşadığı savunma problemlerinin yarısı İlkay'ın yokluğundan kaynaklanıyor. Bir diğeri Ocak'ta Real Madrid'e imza atacağını dile getiriyor. Arsenal'da Ocak ayı transferinde İlkay'a alacağı dedikodu olmaktan çıktı zira bazı bahis siteleri 1'e 5 veriyor. Geriden öndeki dörtlüyü besleyecek daha güzel adam yoktur belki. Lakin bazıları da diyor ki İlkay'ın sakatlığı kariyerini dahi sonlandırabilir.

Son dönem sırt ağrılarından şikayeti vardı. Üstelik uzmanlar net bir teşhis de koymuş değil. Günlük hayatı dahi zorluyan, tek başına ayakkabısını dahi giyemeyecek durumdaydı. Şimdi biraz biraz kendisine geldi ama dikkatli olmak gerekiyor. Sakatlığı ciddi. Geri dönüş için net bir zamanı ne doktorları ne de İlkay verebiliyor. Sadece bütün gün yatmak zorunda olmaktan kurtulmuş, günlük hayatı normale dönmüş.

Transfer dedikoları

İlkay'ın kontratı 2015'te bitiyor. Dortmund sakatlık öncesi üç kez görüşme yaptı ama bunlar daha çok ortamı yoklamak üzereydi. Yazın İspanya ve İngiltere'den önemli kulüpler İlkay'ın kapısını çalmış. Bunlardan birisi de geçtiğimiz günlerde AS'a kapak olacak derecede ciddiyet kazanan Real Madrid. Watze diyor ki "Bizim belki de en iyi ilişkide bulunduğumuz kulüp Real Madrid. Bize haber vermeden böyle bir şeyi onlar yapmaz. Ayrıca bize başvuruda bulunan başka kulüp olmadı". Öte yandan İlkay bu dönemde sözleşme üzerine konuşmak istemiyor. İyileştikten sonra önce Dortmund.. Sonra diğerleri.  Lakin ikinci devreye yetişir mi onu dahi kimse bilmiyor. Yöneticiler Hummels, İlkay ve Schmelzer'in ikinci devrenin ilk maçına hazır olacağını söylüyor. İlkay'ın çekincesi ise geri döndükten sonra yeniden aynı yerden sakatlanmak...

Bence..

İlkay'ın Dortmund'ta kalması gerekir. İlkay önceden de iyi bir oyuncuydu ama böyle değildi. Hiçbir zaman dar alanda sıkışık pozisyonda 30-40 metreye ayağa paslar atacak oyuncu olarak onu görmedik. Ofansif orta sahanın muazzam bir defansif orta sahaya dönüşünü izledik. Zamanında ben "İlkay Nuri'nin rolünü beceremez" demiştim. Becermeyi bırakın, ondan da iyi oldu.  Çok değerli ve çok faza piyasası var yurt dışında. Madrid'inden Arsenal'ine ve hatta Barça'sına kadar.. Ama onun yeri Dortmund. Bazı oyuncular bence bazı kulüplere ve hocalarına bağlı olmaları kariyerleri açısından çok daha iyi.

26 Kasım 2013 Salı

Tatlı Duru'nun Doğum Günü





Yıllardır blog tutuyorum, blogum sayesinde sayısız dostluklara imza attım, kimi Türkiye sınırları içerisinde oldu, kimi yurt dışında, kimi mailleriyle destek oldu, kimi varlıklarıyla... Blogumun en sevdiğim yanı da bu zaten; bana kattığı güzel dostluklar... Geçtiğimiz aylarda düzenlediğim çekilişte Parti AVM'nin sponsor olduğu hediye çekini sevgili Esin kazanmıştı. Ve bir sonraki çekilişe de Esin'ciğim İrlan Takı olarak sponsor olup kendi yaptığı küpeleri bir okuyucuma hediye etmişti. Böylece güzel bir dostluğun temelleri atılmış oldu :) Pazar günü Esin'in tatlı mı tatlı kızı Duru'nun 1 yaş doğum günü kutlaması vardı. Üsküdar'daki Doğa Anaokulu'nda gerçekleşen bu doğum gününe ben de davet edilince pek mutlu oldum. Hem Duru ile tanışmak hem de Parti AVM'nin süslemelerini yakından görmek için bu fırsatı kaçırmak istemedim doğrusu :)




Ahhh minik prenses o kadar tatlıydı ki; annesine çekmiş hiç şüphesiz!




Doğum günü konsepti Micky Mouse idi :)




Benim yerinde bir dakika duramayan minik cadıyı prensime havale edip doğum gününden birkaç kare yakalamaya çalıştım. 
















Kağıttan ponpon gibi süslemelerin bir kısmını Esin kendi yapmış.


Banner, asma süsler, hatıra çerçevesi, cupcake çubukları, kağıt tabak, bardak ve peçete bantları gibi süslemeler ise Parti AVM'den...


Bu arada Parti AVM'nin sahibesi sevgili Özlem'ciğime de sevgilerimi gönderiyorum, tüm ürünleri doğum gününden önce eksiksiz ve zamanında teslim ettiği için ayrıca teşekkür ediyorum!






Pasta çok güzel görünüyordu!




Biz içeride doğum gününü kutlarken Niloş da anaokulunun bahçesinde fink atıp durdu :)






Ama Nil'i daha fazla zaptedemeyince erkenden kalktık, ahh ahhh aklım kaldı o pastada :)




Bu güzel aile ile tanıştığım ve mutluluklarına ortak olduğum için çok mutluyum. Minik prensesleri ile bir ömür boyu sağlıklı mutlu ve huzurlu günler geçirmelerini diliyorum!




Biraz da o gün giydiklerimle ilgili detay veriyim... Küpeleri Esin'ciğim kendi yapmış, çok güzel di mi? 




Bu çantayı yıllar önce Singapur'dan almıştım ve uzun süredir kullanmıyordum, neden kullanmadığımı o gün daha iyi anladım, klipsi devamlı açılıp durdu, çok severim klipsli çantaları ama kullandıkça klips yalama oluyor ne yazık ki...




Salı sallanır, Noni yaylanır :)


Hoşçakalın!


p.s Anaa bugün çarşamba yahu ne salısı, bebekli yaşam insana hangi günde olduğunu bile unutturuyor sanırım hii hiii :)




Deri Ceket: Kenneth Cole


Kot: Mango


Babet: Marks & Spencer


Şapka: I Am



Çanta: Singapur'dan


27 Kasım 2013

Ankara yağmurlu, yağmurlu havalar hiç bana göre değil. Geçmiş yıllarda çok barışık olduğum hatta yağmurun altında gezinmeyi, ıslanmayı sevdiğim bir durumken şimdi köşe bucak kaçıyorum.
 Battaniye biraz ilerliyor, biraz duruyor. Renklerde de gözle görülür bir uyum var, umarım çabuk biter.
Öresim yoksa başka işlere bulaşıyorum evde, bunu henüz yapmadım ama bu tarz birşeyler geçiyor aklımdan.
Nostaljik emayeler, sizi seviyorum...

25 Kasım 2013 Pazartesi

Midyeli






İzmir'de bir akşam Nil'i babaanne ve dedeye bırakıp Bostanlı'dan vapura binip Alsancak'a gittik.

Rotamız belliydi...





Midyeli prensimin kuzeninin geçtiğimiz ay açtığı bildiğimiz midye keyfine yepyeni bir soluk getiren yepyeni bir restaurant!




Yurtdışına gittiğinizde örneğin Belçika'da, Fransa'da tencerede midye yiyebilirsiniz ama menülerinde midye dolma, midye tava gibi yerel lezzetlerimizi bulma şansınız sıfırdır. İşte Midyeli size her iki seçeneği birden sunuyor! İster dünya mutfağı isterseniz Türk mutfağından midyenin özel tatlarını yeme şansına ulaşabiliyorsunuz, hem de çok uygun fiyatlara!




Midyeli'nin sahibi sevgili kuzenimiz Metin Çiner o akşam bizlere; Fransa'ya gidip Michelin yıldızlı şeflerle birebir görüşüp onların mutfaklarını inceleyerek büyük bir titizlikle Midyeli'nin menüsünü oluşturduklarını anlattı.






Gelin şimdi Midyeli'deki midye lezzetlerine birlikte göz atalım:




Midye deyince aklımıza gelen ilk şey elbette midye dolması :) Karidesli, bulgur cevizli veya fıstık kuş üzümlü olarak 3 çeşidi bulunuyor. Biz başlangıç olarak fıstıklı kuş üzümlü midyeleri lüplettik. Bu arada belirtmek isterim midyeler Ege'nin üç bölgesinden günlük olarak geliyor. 




Zeytinli kaparili midyeli mezeye bayıldık!




Diğer bir klasik; midye tava! Tarator sosuyla harika :)




Bizim favorimiz midyeli graten oldu! Gratenin pestolu ve kremalı olmak üzere iki çeşidi mevcut, biz kremalısını tercih ettik, tadı harikaydı doğrusu! 




Domates ve şarap soslu midyeli tencereye de hayır diyemedik elbette ;)




Midyeli tencere yanında koca bir kovada ekmekle geliyor. Midyeleri mideye indirdikten sonra sosuna ekmek banabiliyorsunuz ;) O kadar doyurucuydu ki sadece bunu yesek bile olurmuş.




Midyeli'de midye çeşitleri yanında yerli ve yabancı pek çok bira çeşidi de bulunuyor.




Ben Corona'cıyım :)






Siz de benim gibi midyesever iseniz, midyenin her çeşidini bıkmadan yerim diyorsanız, hem yerel tatlara bağlı kalıp hem de değişik tatları denemekten çekinmiyorsanız o zaman doğru adrestesiniz; Midyeli hepsini birden önümüze hem de çok uygun fiyatlarla sunuyor :) Eğer yolunuz Midyeli'ye düşerse bir tane midye de benim için lüpletin lütfen olur mu?








Midyeli


Adres: Kıbrıs Şehitleri Caddesi, İrfan Boyuer 1444 Sokak, No:4/A, Alsancak, İzmir


Telefon: +90 (232) 422 22 26

Facebook: Midyeli


Foursquare: Midyeli