Hayat hepimizi farklı bir şekilde sınıyor... Bizlere güzel sürprizler hazırladığı gibi önümüze engeller, güçlükler de koyabiliyor... Çok sevdiğim arkadaşım Nuray da bir sınavla karşı karşıya şu anda... İkinci bebeğine hamile kaldıktan sonra meme kanserine yakalandığını tesadüfen öğrendi... O çok güçlü bir kadın olduğu için bu sınavı başarıyla geçeceğine adım gibi eminim ben. Nuray istiyor ki hikayesini herkes bilsin, kimse hamileyken hastalıklar benden uzak durur diye düşünmesin, her kadının algısı açık olsun ve bedenindeki değişikliklerin farkına varabilsin... Tüm bu süreci Bir Hastalık Üç Melek isimli blogunda kaleme alıyor şimdi. Onun paylaştıkları benzer süreçlerden geçenlere de ışık tutacak, destek olacaktır buna eminim. Tüm dualarım seninle arkadaşım...
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Mart 2014 Pazartesi
Bir Hastalık Üç Melek
Hayat hepimizi farklı bir şekilde sınıyor... Bizlere güzel sürprizler hazırladığı gibi önümüze engeller, güçlükler de koyabiliyor... Çok sevdiğim arkadaşım Nuray da bir sınavla karşı karşıya şu anda... İkinci bebeğine hamile kaldıktan sonra meme kanserine yakalandığını tesadüfen öğrendi... O çok güçlü bir kadın olduğu için bu sınavı başarıyla geçeceğine adım gibi eminim ben. Nuray istiyor ki hikayesini herkes bilsin, kimse hamileyken hastalıklar benden uzak durur diye düşünmesin, her kadının algısı açık olsun ve bedenindeki değişikliklerin farkına varabilsin... Tüm bu süreci Bir Hastalık Üç Melek isimli blogunda kaleme alıyor şimdi. Onun paylaştıkları benzer süreçlerden geçenlere de ışık tutacak, destek olacaktır buna eminim. Tüm dualarım seninle arkadaşım...
23 Nisan 2013 Salı
Yardımınıza ihtiyacımız var !!!
Canım arkadaşım biricik pırpırım geçen hafta kanser şüpheli nodül nedeniyle ameliyat oldu ve tüm troidleri alındı. Doktoru ameliyat sonrasında geçici süreliğine ses kısıklığı yaşanabilir demişti ama bu tip ameliyatlarda ses felci ihtimali de var demedi! Ve ne yazık ki arkadaşımda ses felci oldu hem de çift taraflı :( Gittiği doktorlar hasar tespitini tam olarak yapabilmek için 5 haftalık bir sürenin geçmesi gerektiğini söylüyorlar. Bu süre zarfında sosyal ortamlardan uzak duracak, yediklerine içtiklerine dikkat edecek, spor yapmayacak ve stresten uzak duracak. 5 hafta sonunda doktorlar bakıp bu durumun kalıcı mı yoksa geçici mi olduğuna karar vereceklermiş. İyileşme süresi 6 ay bile olabilirmiş. Ses felcinin tek taraflı olması durumunda ses terapisi ile durum düzelebilecekken çift taraflı olunca işler değişiyormuş. Arkadaşımın sesi çok kısık çıkıyor, kendini ifade ederken bir hayli zorlanıyor, onu neyin beklediğini bilmiyor, bu durumun kalıcı olmasından korkuyor, haliyle morali çok bozuk. Bizler ona destek olup moral vermeye çalışsak da o bu durumu yaşamış olan kişiler varsa bir de onlardan iyileşme hikayelerini duymak ve yüreğine birazcık su serpmek istiyor. Bu konuda yardımlarınıza çok ihtiyacımız var. Eğer çevrenizde troid ameliyatı olup ses felcine uğramış kimse varsa buraya yorum bırakabilirse veya bana mail atabilirse gerçekten minnettar oluruz. Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler... Hepinize sağlıklı günler dilerim...
Güncelleme! Arkadaşım çok şükür sesine kavuştu! Geçirdiği süreci bu videoda anlattı, benzer durumdan geçenlere bu videonun ışık tutacağını umuyorum, yardımlarınız için çok teşekkür ediyor, tüm hastalara Allahtan şifa diliyorum...
31 Mart 2013 Pazar
Nil'in Beslenme Çantası :)
İyi haftalar! Ohhh artık İstanbul'dayız, çok şükür Nil yolculuk boyunca uslu bir bebiş oldu ve anne babasını üzmedi. Gelir gelmez bizi harika bir hava karşıladı, bol bol D vitamini aldık ve yeni bir hafta için enerji depoladık! Bundan iyisi can sağlığı ;)
Gelelim bugünkü post konumuza... Aslında çok önceden yazmıştım bunları ama blogger bana kelek yaptı ve yazdığım herşey puf diye uçtu gitti. Sil baştan aynılarını yazıyorum şimdi... Bildiğiniz gibi Nil doğduğu günden beri %100 anne sütü ile beslenen bir bebiş olmadı, Aptamil takviyesi ile gittik ve 3 buçuk aydan itibaren de yavaş yavaş ek gıdalara geçtik. Sırf anne sütü ile beslenen bebişlerde ek gıdaya bu kadar erken geçilmediğini belirtmek isterim. Nil 6 aylık olunca da aşağıdaki gibi bir ek gıda uygulamasına geçtik:
Sabah 08:00 (veya uyanınca)
Multitabs A-C-D vitamin ve Ferrum demir (aç karnına)
100 ml Aptamil mama
1/2 haşlanmış yumurta sarısı
1/2 kibrit kutusu keçi veya tuzsuz lor peyniri (Nil peynirler arasında en çok Baltalı'nın %100 keçi sütünden yapılmış Büş marka peynirini sevdi...)
1 çay kaşığı pekmez
1 çay kaşığı ceviz (Nil'e biraz dokunduğu için ben vermiyorum)
Çavdar veya yulaf ekmeği (Doktorumuz Halk Ekmeği'nkini önerdi)
Tüm bunları karıştırıp da verebilirsiniz ama Nil bulamaç türü şeyleri pek sevmediği için ben peyniri ve yumurtayı ayrı ayrı yediriyorum...
Öğlen 11:30
Haşlama balık (çipura, levrek, mezgit, çinekop gibi)
Sebze püresi (kereviz, maydanoz, kabak, pazı, kara lahana, taze fasulye, ebegümeci, marul, enginar, bamya, brokoli, soğan, sarımsak, mantar, soya filizi gibi)
1 çay kaşığı zeytin yağı
Nil kabızlık sorunu çeken bir bebek olduğu için onun sebzeleri daha çok bağırsaklarını çalıştıracak şekilde düzenlendi... Bu yüzden menüde lahana, bakla yer almıyor. Ayrıca doktorumuz patlıcan ve ıspanağı hiçbir faydası olmadığı için kullanmamı önermedi. Kışın yaz sebzeleri kullanacaksam da dondurulmıuş olanları tercih etmemi söyledi. Sebze püresi için Tefal'in buharlı pişiricisini kullanıyorum, buhar haznesi biraz küçük ama kullanımı çok pratik ve hızlı pişiriyor. Ben yaptığım bir yemeği 3 günden fazla vermiyorum ve bir kere piştikten sonra bir daha ısıtacaksam Avent'in biberon ve mama ısıtıcısını kullanıyorum...
Akşam üstü 15:00
1 armut
1 dilim kivi
1 kase yoğurt
1 adet gün kurusu
Armut ve kiviyi cam rendede rendeliyorum. Yoğurdu Atatürk Orman Çiftliği'nin keçi sütünden mayalayıp yapıyorum. Kayınvalidem Esenso'nun minik renkli kavanozlarından oluşan yoğurt makinasını almıştı, çok memnunum harika yapıyor yoğurdu ama artık satışta değil sanırım... 1 kase yoğurdun içine bir gün önceden sıcak suda bekletip yumuşattığım gün kurusundan rendeliyorum. Dilerseniz meyve, yoğurt ve gün kurusunun hepsini karıştırıp verebilirsiniz ama bizim küçük hanım herşeyin tadına ayrı ayrı varmak istediği için ben karıştırmadan veriyorum ;)
Akşam 19:00
Yayla, tarhana veya kırmızı mercimek çorbası
Doktorumuz çorbayı kemik suyu ile yapmamı önerdi. Kuzu kemiklerini 2 saat kaynatıyorum, soğuduktan sonra üste çıkan yağlarını bir süzgeç yardımıyla atıyorum. Kemik suyu fazla olmuşsa bir kısmını ayırıp buzlukta saklıyorum.
Gece 22:00-24:00
Milupa, Humana veya Nestle'nin sütlü pirinçli muhallebisi
Bu menü sayesinde benim bütün günüm mutfakta geçiyor deeermişim :) Neyseki artık herşeyin kolayı var, yoğurdu yapan makinalar, sebzeyi püre haline getiren buharlı pişiriciler, mamayı ısıtan ısıtıcılar sayesinde biz annelerin işi artık daha kolay. Ben herşeyi elimin altında olacak şekilde hazır ediyorum ve dışarı çıkacaksam mama ıstıcısında ısıtıp Chicco'nun thermal termosuna koyuyorum, iyi ki almışım dediğim ürünlerden biri de kesinlikle bu termos...
Tabii hepsi bir yana doktorumuzun da yardımlarını unutmamak gerekiyor, bugüne kadar herşeyi onun önerileriyle yaptık ve hiç pişman olmadık. Nil'in rahatsızlıklarını (geçmeyen ishali, sonra kabızlığı, ateşlenmesi, diş çıkarma dönemi vs...) onun tecrübeleriyle atlattık, kendisine gözüm kapalı güveniyorum diyebilirim. Eğer bebeğiniz için Anadolu Yakası'nda güvenebileceğiniz bir doktor arayışınız varsa Dr. Özcan Aysal'ı kesinlikle tavsiye ederim!
9 Temmuz 2012 Pazartesi
Kordon Kanı
35. haftanın içindeyim. Geriye kaldı 22 gün! Geceleri hem heyecandan hem de bebişin tekmelerinden artık uyuyamaz oldum :) Şu anda bu yazıyı da yine o uykusuz gecelerin birinde yazıyorum. Bugüne kadar kendimi anneliğe hazır hissetsem de zaman yaklaştıkça içim içimi kemirir oldu; Nil'e iyi bir anne olabilecek miyim? Bunun altından kalkabilecek miyim? Yoksa çuvallayacak mıyım? Ya sandığım kadar hazır değilsem? Ya onu elimde olmadan çok şımartır ve ipin ucunu kaçırırsam? Dengeyi nasıl kuracağım? Gibi gibi birçok soru beynimde dolaşıp duruyor. Tüm bu endişeleri eminim anneliğe adım atan herkes yaşadı, ben ne ilkim ne de son... Her ebeveyn gibi biz de bebeğimiz için en iyisini istiyor, bunu düşlüyoruz. Bebeğimizin kordon kanını saklama fikrimiz de onun sağlığı için en iyisini düşünmemizden yola çıkarak oluştu. Doktorumuza danıştık, kendi kızının kordon kanının da saklandığını, Türkiye'de bu işi ciddi ve güvenilir bir şekilde yapan firmanın Onkim olduğunu söyledi. Biz de hemen Onkim'in müşteri temsilcileriyle irtibata geçtik, kendilerinden daha detaylı bilgi aldık ve kızımızın kordon kanının saklanması için kaydımızı yaptırdık. Oluşabilecek erken doğum riskine karşı hastaneye giderken yanımızda götüreceğimiz toplama kiti ertesi gün evimize gönderildi. Doğumun olduğu gün kordon kanı alınacak ve laboratuvarda yapılacak bir takım testlerden sonra sonuç temiz çıkarsa saklanacak. Kordon kanı ile ilgili daha detaylı bilgiyi aşağıda bulabilirsiniz:
Kordon Kanı Nedir?
Anne karnındaki bebek, göbek kordonu ile plasentaya bağlıdır. Doğumdan hemen sonra görevini tamamlayan plasenta rahim dışına atılır. Kordon kanı ise bebek doğduktan sonra göbek kordonu içinde kalan kandır. Kordon kanı ile bebeğin damarlarında dolaşan kan birbirinden farklıdır. Kordon kanı, kan üretiminde görev alan kök hücreleri içermektedir.
Kordon Kanındaki Kök Hücrenin Avantajları Nelerdir?
Kordon kanı kök hücreleri sadece doğum esnasında toplandığından dolayı oldukça değerlidirler. Bu nedenle toplama işleminin uzman hekimler tarafından yapılması ve uzman kişiler tarafından uygun koşullarda işlenerek saklanması gerekmektedir. Kordon kanı toplama işlemi oldukça basit ve acısız bir işlem olup, anne ya da bebeğe herhangi bir zararı kesinlikle bulunmamaktadır. Bebekten toplanan kordon kanı sadece otolog değil, doku uyumu gerçekleştiği takdirde ailenin diğer fertleri için de kullanım alanına sahiptir. Bu özellik, aile bireyleri arasında kordon kanı nakli gerçekleştirilmesine de olanak sağlar. Saklanmış olan kordon kanı kök hücreleri, istenildiği takdirde herhangi bir işleme tabii tutulmadan ve hastalığın ilerlemesine fırsat vermeden kullanılabilir.
Kordon Kanı Nasıl Alınır?
Bebek doğar doğmaz göbek bağı kesilir. Göbek bağı alkolle iyice temizlenir. Kordon kanı, kesilen göbek bağının plasenta tarafında kalan bölümünden alınır. Bu kan, toplanmadığı tüm durumlarda plasenta ile birlikte atılır. Bebek doğduktan hemen sonra göbek kordonu bağlanıp ayrılır ve plasentaya bağlı olan kordonun içindeki kan özel bir sistem yardımıyla pıhtılaşmayı önleyici madde içeren steril kan torbası içine toplanır. Yaklaşık 35 - 120 mililitre kan alınabilir. Toplanan kan 48 saat içinde kordon kanı bankası laboratuvarına gönderilir.
Kordon Kanı Hangi Hastalıklar İçin Kullanılır?
Çocukluk çağı lösemi ve lenfomaları
Thalessemi (Akdeniz anemisi)
Aplastik anemiler (kemik iliğinde hücre üretiminin olmaması)
Orak hücreli anemi (Sickle cell anemi)
Amegakaryositik trombositopeni
Nöroblastoma
Tip I Diyabet
Serebral Palsi
Toplanan Kordon Kanının Miktarı Ne Kadar Olmalıdır?
Toplanan kordon kanının en az 60 mililitre olması gereklidir.
Doğum Şekli Kordon Kanı Alımını Etkiler mi?
Hem normal doğumlarda hem de sezaryen doğumlarda toplama işlemi uygulanabilir.
Kordon Kanı Ne Kadar Süreyle Saklanabilir?
Kordon kanı bugünkü veriler ışığında 15 yıla kadar sağlıklı olarak saklanabilmektedir.
19 Haziran 2012 Salı
Benim Sevgili Diyabetik Diyetim
Bugün Defne ve merak eden diğer hamişler için diyabetik diyetimden bahsetmek istiyorum. Tatlıları, meyveleri löpür löpür götürürken iyiydi de sonrasında duvara fena tosladım! Geçtiğimiz ay doktorum şeker yükleme testi (tüm hamilelerin bu testi 24.-28. gebelik haftaları arasında yaptırmaları gerekiyor) yaptı ve bu testte şekerim oldukça yüksek çıkınca beni bir diyabet uzmanına yönlendirdi. Yapılan testler ve 3 saatlik şeker yükleme sonucunda bendeki şekerin hamileliğe bağlı olduğu ortaya çıktı. Böylece hem diyabet hem de diyet uzmanı eşliğinde hamileliğimin sonuna kadar uygulamam gereken diyet belirlenmiş oldu:
09:00 Kahvaltı
2 dilim beyaz peynir veya taze kaşar veya dil peyniri
1 yumurta (ben normalde ağzıma yumurta süremem ama bebişim için zorla da olsa haftada 3 kez omlet şeklinde yiyorum)
6 adet tuzsuz zeytin
2 dilim kepekli veya çavdarlı ekmek
Domates, salatalık, maydanoz, biber
Bitki veya meyve çayı (ıhlamur, elma gibi...)
11:00 Ara Öğün
2 porsiyon meyve
4 ceviz veya 10 fındık veya 10 badem
13:30 Öğle
1 kase çorba
4 köfte kadar et (kırmızı et, tavuk veya balık)
1/2 kase yoğurt veya 1 su bardağı ayran
2 dilim kepekli ekmek
Salata (sadece 1 tatlı kaşığı sıvı yağ kullanılmalı!)
* 1 kase çorba yerine 1 dilim ekmek yenebilir. Veya 1 dilim ekmeğin yerini 3 yemek kaşığı bulgur pilavı, makarna, kuskus veya erişte alabilir. Ama pirinç pilavı kesinlikle yasak!
16:30 Ara Öğün
1 dilim beyaz peynir
1 dilim kepekli veya çavdarlı ekmek (veya 2 adet grissini)
Domates, salatalık
19:30 Akşam
6 yemek kaşığı sebze yemeği (patates, bezelye, havuç yasak!)
1 kase yoğurt
2 dilim kepekli veya çavdarlı ekmek
Salata
* 1 kg sebze yemeği yarım çay bardağı sıvı yağ ile pişirilmeli!
21:30 Ara Öğün
2 porsiyon meyve
1 su bardağı süt
* Şekerin kana karışmasını yavaşlattığı için süt ve meyve mutlaka aynı anda alınmalı!
Gördüğünüz gibi reçel, bal, şeker, tatlı, çikolata, dondurma, pasta vesaire yokkk! Onlar artık cıssss! Tabii meyveler de öyle eskisi gibi bol kepçeden değil. Porsiyon miktarlarına bakacak olursak;
1 porsiyon meyve =
Elma - 1/2 büyük boy (100gr)
Kayısı - 4 adet (120gr)
Kiraz - 15 adet (85gr)
Yeşil erik - 10 adet (100gr)
Kırmızı erik - 5 orta boy (85gr)
Çilek - 10-12 adet (180gr)
Yeni dünya - 6 adet (125gr)
Şeftali - 1 orta boy (150gr)
Nektarin - 1 orta boy (125gr)
Armut - 1 küçük boy (100gr)
Portakal - 1 orta boy (130gr)
Ananas - 1 dilim (110gr)
Kivi - 1 orta boy (150gr)
Muz - 1/2 orta boy (75gr)
Taze incir - 1 küçük boy (75gr)
Karpuz - 2 dilim (200gr)
Kavun - 2 dilim (250gr)
Üzüm - 15 iri/30 küçük (90gr)
Kuru kayısı - 4 adet
Kuru erik - 5 adet
Kuru incir - 1 adet
Tüm bunlar 1 porsiyon meyve olarak geçiyor. Örneğin saat 11:00'deki ara öğünde 15 kiraz ve 2 dilim karpuz yenebilir... Muz, incir, kavun, karpuz, üzüm, kuru kayısı, kuru erik, kuru incir, kuru üzüm gibi meyvelerin glisemik indeksi yüksek olduğu için tüketirken 1 porsiyondan fazla almamak gerekiyor.
Günlük su tüketimi 2 litre civarında olup her yemek öncesi 1 bardak su içmek gerekiyor. 3 ana ve 3 ara öğünden oluşan bu diyet sayesinde sık sık yediğim için hiç aç kalmıyorum. Diyette ana öğünler arasında yer değiştirmek de mümkün yani öğlen sebze yemeği tercih edip akşam ızgara et yenebilir. Kızartma kesinlikle yasak! Burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey porsiyonlar... Bir de öğün aralarının 2 saatten az, 3 saatten fazla olmaması gerekiyor. Canımın çektiği şeyler de oluyor tabii, özellikle TV'deki reklamlar bu konuda inanılmaz özendirici oluyor ama kendimi tutuyorum, tutmak zorundayım! Herşeyden önce bebişimin sağlığı geliyor! Yine altını çizmek isterim ki benim uyguladığım bu diyet hem ortaya çıkan hamilelik şekerini düzenlemek hem de hızlı kilo alımımı yavaşlatmak amacıyla doktor kontrolünde verilmiştir, sizler de hamileliğinizdeki en ideal beslenme programı için kendi doktorunuza danışmayı unutmayın ;) Bebek bekleyen tüm hamişlere sağlıklı bir hamilelik süreci diliyorum!
30 Mayıs 2012 Çarşamba
Prensim...♥
Son 1 haftadır hayatımın en zor günlerini geçiriyorum.
Canım prensim benim biriciğim şu anda hastanede :(
Önce acilen anjiyo ardından bypass...
34 yaşında ağzına hiç sigara sürmemiş, içkiyi az tüketen, düzenli hayatı olan birinin altın kalbinde sorun olabileceğine inanamadık.
Çok şükür ameliyat iyi geçti. O ilk şoku atlattık.
Ve şükrettik! Ne kadar şanslı olduğumuzu düşündük. Bu durumu İstanbul'da öğrenmemize, durum bu kadar ciddiyken daha kötü sonuçlanmamasına, Moskova'da tek başınayken başına birşey gelmemesine, benim doğumuma daha zaman olmasına ve daha birçok neden bulduk şükredecek.
Yeter ki Allah dermansız dert vermesin kimseye...
Şimdi tüm ilgimi alakamı prensime vermem gereken bir dönemdeyim. Bu süreçte minik kızımın varlığı da bana güç veriyor, bu zorlu dönemi de atlatacağımızı ve 2 ay sonra bu sefer çok mutlu bir nedenle hastanede bulunacağımızı biliyorum.
Sizler de kendinize iyi bakın. Kolunuzda bir uyuşma, kalbinizde sıkışma olursa lütfen bunu hafife almayın! Ailenizde yüksek tansiyon ve kolesterol sorunları varsa kontrollerinizi düzenli olarak yaptırın ve çok geç olmadan önleminizi alın. Ben gencim bana bir şey olmaz diye asla düşünmeyin! İnanın herşeyin başı sağlık, o gidince hayatınızdaki tüm önceliklerin sırası da yer değiştiriyor.
Yeniden buluşana dek sağlıcakla kalın...
30 Ocak 2012 Pazartesi
Bebişimize Giden Yolda...
Bir mumdur iki mumdur üç mumdur
Dört mumdur on dört mumdur
Bana bir bade doldur
Bu ne güzel düğündür ha ninnah
Ha ninnah ha ninnah
Ay bu postu hazırlarken aklıma bu şarkı geldi ne alakaysa hii hii :) Neyse makarayı kakarayı bırakalım gelelim ciddi konulara... Öncelikle güzel dilekleriniz ve dualarınız için hepinize sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum. Bir çoğunuz beni tanımadığınız halde sevincim sizin sevinciniz oldu, üzüntülü anlarımda moral verici yorumlarınızla destek olduğunuz gibi mutlu anlarımda da en içten mesajlarınızla buna ortak oldunuz, beni kendinize böylesine yakın bulduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim... Tamam daha fazla devam etmiyim hormonlarım yüzünden zaten zırlamaya dünden hazırım bir ağlarım beni zor susturursunuz ha :)
Şimdi gelelim bizim bebişin ön fizibilite çalışmalarına :) 1 yıl boyunca hamile kalma çalışmalarımızın sonucu düşükle sonuçlanınca prensimle daha fazla zaman kaybetmek istemediğimize karar verdik. Aslında doktorum bu süreci biraz daha doğal akışına bırakmamızı önerdi ama biz o kadar sabırlı değildik, bu yüzden tamamen kendi isteğimizle tedaviyi tercih ettik. 5 yıldan uzun bir süredir tanıdığım doktorum Dr. Aykut Coşkun'un (Feminart) esas uzmanlık alanının tüp bebek olması da bizim için büyük bir şans oldu doğrusu... Bence tüp bebek tedavisinin en önemli kısmı çiftlerin her ikisinin de bunu gönülden istemesi, birbirlerine destek olması ve güven duyacakları bir doktorla yola çıkmaları çünkü bu süreçte en önemli şey anne adayının minimum stres yaşaması...
Prensimle biz tedavi konusunda kararımızı çok önceden verdiğimiz için gerekli önlemleri de baştan aldık. Sağlıklı yemeye gayret ettik, içki içmedik, sigara zaten hayatımızda yer almıyor. Ayrıca ben rutin kontrollerimi aksatmadım. Tabii anne adayının ne kadar sağlıklı olması gerekiyorsa aynı şey baba adayı için de geçerli bu yüzden tedaviye başlamadan önce eşlerin de spermiogram testinden geçmesi gerekiyor.
Böylece uzun bir süreliğine kalmak üzere Türkiye'ye ayak bastım. Doktorum tedaviye adetimin 2. günü başlayacağımızı söyledi, bu doğrultuda ikinci gün olur olmaz kliniğe koştum.
İlk etapta hormon testi için kan verdim. Aynı gün çıkan test sonuçlarına göre kendime (göbek deliğinin 3 parmak sağına ve soluna) yapacağım iğnelerin miktarı belirlendi. Bu iğneler sayesinde yumurtalarımın kalitesi arttırıldı...

Ne zaman kan versem veya aşı olsam hayatta iğneye bakamam, ellerimi yumruk yapar sıkarım kendimi, düşünün canı bu kadar tatlı biri kendine iğne yapıyor! Neyseki iğnenin ucu çok kalın olmadığı için fazla can yakmadı. İğneler önceleri günde bir defaydı ama daha sonra bu iğnelerin sayısı günde 3'e çıktı. Sürprizzz :) Evet bu aşamada göbiş biraz süzgece dönüyor ama bebiş için herşeye değer :)
9 gün boyunca her gün aynı saatte bu iğneleri kendime yaptım. Tabii bu zaman zarfında doktorum sık sık muayene edip yumurtalıklarımın durumuna baktı. Yumurtalar istenilen duruma gelince (10. günün akşamı) yumurta çatlatma iğnesini vurarak iğnelere son noktayı koydum.
Şimdi gelelim bizim bebişin ön fizibilite çalışmalarına :) 1 yıl boyunca hamile kalma çalışmalarımızın sonucu düşükle sonuçlanınca prensimle daha fazla zaman kaybetmek istemediğimize karar verdik. Aslında doktorum bu süreci biraz daha doğal akışına bırakmamızı önerdi ama biz o kadar sabırlı değildik, bu yüzden tamamen kendi isteğimizle tedaviyi tercih ettik. 5 yıldan uzun bir süredir tanıdığım doktorum Dr. Aykut Coşkun'un (Feminart) esas uzmanlık alanının tüp bebek olması da bizim için büyük bir şans oldu doğrusu... Bence tüp bebek tedavisinin en önemli kısmı çiftlerin her ikisinin de bunu gönülden istemesi, birbirlerine destek olması ve güven duyacakları bir doktorla yola çıkmaları çünkü bu süreçte en önemli şey anne adayının minimum stres yaşaması...
Prensimle biz tedavi konusunda kararımızı çok önceden verdiğimiz için gerekli önlemleri de baştan aldık. Sağlıklı yemeye gayret ettik, içki içmedik, sigara zaten hayatımızda yer almıyor. Ayrıca ben rutin kontrollerimi aksatmadım. Tabii anne adayının ne kadar sağlıklı olması gerekiyorsa aynı şey baba adayı için de geçerli bu yüzden tedaviye başlamadan önce eşlerin de spermiogram testinden geçmesi gerekiyor.
Böylece uzun bir süreliğine kalmak üzere Türkiye'ye ayak bastım. Doktorum tedaviye adetimin 2. günü başlayacağımızı söyledi, bu doğrultuda ikinci gün olur olmaz kliniğe koştum.
İlk etapta hormon testi için kan verdim. Aynı gün çıkan test sonuçlarına göre kendime (göbek deliğinin 3 parmak sağına ve soluna) yapacağım iğnelerin miktarı belirlendi. Bu iğneler sayesinde yumurtalarımın kalitesi arttırıldı...
Ne zaman kan versem veya aşı olsam hayatta iğneye bakamam, ellerimi yumruk yapar sıkarım kendimi, düşünün canı bu kadar tatlı biri kendine iğne yapıyor! Neyseki iğnenin ucu çok kalın olmadığı için fazla can yakmadı. İğneler önceleri günde bir defaydı ama daha sonra bu iğnelerin sayısı günde 3'e çıktı. Sürprizzz :) Evet bu aşamada göbiş biraz süzgece dönüyor ama bebiş için herşeye değer :)
9 gün boyunca her gün aynı saatte bu iğneleri kendime yaptım. Tabii bu zaman zarfında doktorum sık sık muayene edip yumurtalıklarımın durumuna baktı. Yumurtalar istenilen duruma gelince (10. günün akşamı) yumurta çatlatma iğnesini vurarak iğnelere son noktayı koydum.
Evet iğnelerin görevi tamamlandı, şimdi Kızıltoprak'taki Florence Nightingale hastanesindeyiz, doktorumun gelmesini bekliyoruz...
Odama geldiğimde havam pek yerindeydi!
Ama ameliyat önlüğünü giyip tekerlekli sandalyeye kuzu gibi oturtulunca havamdan eser kalmadı, yusuf yusuf demeye başladım hii hii :) Ben ameliyat odasına götürülürken prensim de malum odaya sokuldu,hangimizin işi daha zordu inanın kestiremedim; anestezi ile uyutulan ve birşey hissetmeyen ben mi, yoksa herşeyin farkında olan o mu? Ama tek bir gerçek vardı ki bunu çok ulvi bir amaç için yapıyorduk!
Eveet operasyon sona erdi, yumurtalarım toplandı, açıkçası sandığımdan daha çabuk ve ağrısız oldu. Şimdi güzel annelerim başımda, prensim karşımda, bizim için artık heyecanlı bir bekleyiş başlıyor!
Sanırım bu işin en zor kısmı bu bekleme işi... Çok sabırlı olmak gerekiyor ama gel de benim gibi pimpirikli bir insana sabrı anlat! Neyseki laboratuvardan beklediğimiz haber çok geçmeden ertesi sabah çıktı, telefondaki ses müjdeli haberi verdi. Yumurtalardan 3'ü döllenmişti! "Transfer işlemi için yarın sabah sizi yine hastaneye bekliyoruz ama idrara sıkışık gelmeniz gerekiyor, sabah gelmeden önce bol sıvı alın ve tuvalete çıkmayın" dediler.
Hıh tam adamına söylediler! Bacaklarımın duruşundan ve kara kara düşünmemden ne kadar sıkışık durumda olduğum malum zaten! Ona rağmen transfer işlemi düzgün yapılamaz diye su içtim de içtim afferin bana! Vur denince öldürmesem olmaz zaten! Bu işlemi yaptıracak olan yavriler siz benim gibi bu olayı abartmayın olur mu yoksa benim gibi amanin yapıyorummm yaptımmm yapacammm diye ağlarken bulursunuz kendinizi :) Hayatımda en son ilkokulda minnak bir yavruyken tuvalet yüzünden zırlamıştım sanırım...
Neyseki transfer işlemi anestezi olmadan 10 dakika içinde bitiyor. Bizim döllenen yumurtalarımızdan ikisi transfer edildi. (Eğer yumurtalarınızın kalitesi iyi ve sayısı fazlaysa bunları gelecekte kullanmak üzere dondurabiliyorsunuz.)
1 saat fazla hareket etmeden hastanede yattıktan sonra annemlere geçtim. Biraz ağrılarım oldu ama bunlar dayanılmayacak ağrılar değildi... Doktorum birkaç gün evde istirahat etmemi söyledi ama ben içimin rahat etmesi açısından bu istirahat süresini 1 haftaya çıkardım ve evden hiç çıkmadım hatta hep yattım diyebilirim size. Bu sürede canım annem sağolsun beni hiç yormadı, her isteğimi yerine getirdi, herşeyime koştu, annelerin hakkı gerçekten ödenmez!
Bu arada bir dip not daha; tüm bu tedavi süresince kullandığınız iğneler ve ilaçlar yüzünden biraz fazla şişiyorsunuz ama moral bozmak yok!
Embriyo transferinden 12 gün sonra kandaki β-hcG hormonu seviyesine bakılarak gebelik oluşup oluşmadığı belirleniyor. Kan vermek için doktorumun kliniğini ziyaret ettim. Bu heyecanlı günde canım arkadaşım Ayşe de beni yalnız bırakmadı, geçirdiğim bu süreçte beni en rahatlatan kişilerden biri de oydu, iyi ki varsın canım arkadaşım!
Ve bingooo :) İlk test sonucum pozitif çıktı. 2 gün sonra kan testini tekrar ettik ve değerlerimin normal şekilde arttığını gördük. Bu testlerden 1 hafta sonra doktorum ultrasonda muayene etti ve embriyolardan birinin tuttuğunu söyleyerek hamileliğimi onayladı. Ne yazık ki transfer edilmiş olan diğer embriyo tutunamadı ama çok şükür henüz hücre bazında olduğu için herhangi bir operasyona maruz kalmadım.
Yavaş yavaş normal hayatıma geri döndüm ama kendimi yormadan, ağır birşey kaldırmadan, yüksek yerlere uzanmadan, daha çok evde dinlendim... Doktorumun verdiği ilaçları ve her zaman kullandığım folik asitimi ihmal etmedim. Bu kadar dikkat etmeme rağmen 6 haftalıkken ufak bir tehlike atlattım, hafif kanamam oldu, ne kadar korktuğumu tahmin etmişsinizdir :( 10 gün boyunca evden hiç çıkmadan iğneler oldum, neyseki bu tehlikeyi de atlattık... Şimdi 3 ay bitti bile. Tabii siz gelin bir de bana sorun, hayatımın en uzun 3 ayıydı diyebilirim! Şimdi bir süre daha burdayım, doktorum Moskova'daki zor hava koşulları yüzünden risk almamızı istemedi, biraz daha burda kalıp kışı daha rahat geçirmemi önerdi, biz de onun sözünden dışarı çıkmadık, minişimizin sağlıklı bir şekilde büyümesi şu anda herşeyden önemli bizim için...
İşte bebişimizin 3 aylık serüveni bu oldu... Kendi geçirdiğim süreci detaylarıyla yazmak istedim çünkü etrafımda bizim gibi anne baba olmaya can atıp bu tedavi yöntemini düşünen ama neyle karşılaşacağını bilemeyen çok kişi olduğunu tahmin ediyorum. Onlara birazcık ışık tutabildiysem ne mutlu bana...
Harika bir hafta dilerim hepimize!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







