St. Petersburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
St. Petersburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2011 Perşembe

Cafe Venezia, St. Petersburg

Bir akşam prensimin canı dondurma çekince hemen i-phone'lara davranıp St. Petersburg'daki en iyi dondurmacının nerde olduğuna baktık, karşımıza bir adres çıktı, hadi dedik bulup bir bakalım... Troika gibi bir fiyaskoya rağmen azimliyiz, bu sefer içgüdülerimize sonuna kadar güveniyoruz :)
Venezia küçücük bir dondurmacı, o kadar ki içerde 3 bilemediniz 4 masa var... Şanslı günümüzde olmalıyız ki kendimize hemen oturacak bir yer buluyoruz.
Aaaa o da ne?! Masamızdaki camın altından canım Atatürk'üm bize göz kırpıyor, bu ne güzel bir tesadüf böyle! 4 Kasım 2010 tarihinde saat 23.00'te Mustafa-Pınar, Ahmet-Nurgül, Bayram-Mine çifti aynen bizim gibi buraya gelmiş, aynı masada oturmuş. O gün bizi gülümsettikleri için burdan onlara selam gönderiyorum ;)
Prensim devasa dondurmasına, soğuktan üşüyen ben de (üşüdüğüm zaman hayatta dondurma yiyemem ama burda Ruslar kışın da inanılmaz dondurma tüketiyor) naneli çayıma kavuşuyorum. İkimiz de mutlu mu mutluyuz ne de olsa bu sefer görev başarıyla tamamlandı ;)
Cafe Venezia

Adres: Nevskiy pr.107, St. Petersburg, Russia
Harita için tık tık...

21 Eylül 2011 Çarşamba

Tırışka

St. Petersburg Marriott otelindeki konaklamamız oda-kahvaltı şeklinde olduğu için akşamları yemek için farklı mekanları tercih ettik. Eğer bir şehirde nereye gideceğimi bilmiyorsam seyahat acentalarının sitelerine bir göz atar, günlük gezi programlarına bakarak fikir almaya çalışırım. Yine böyle göz attığım bir günde gayet bilindik bir turun müşterilerini götürdüğü Troika isimli restaurantı gördüm daha doğrusu görme gafletinde bulundum! St. Petersburg'da bir akşam da burayı deneyelim diye gittik ama kaba saba bir garson, berbat bir servis, sıradan yemekler, komik ötesi bir şov ile nerden düştük buraya dedik! Bir de gecenin sonunda garsonun bahşişini beğenmemesiyle şok olduk, sanki çok haketmiş gibi! Siz siz olun aman bizim düştüğümüz hataya düşmeyin, paranıza gerçekten yazık olur, benden söylemesi... He bir sürü yavruşka totosu görmek isterseniz o ayrı tabii :)


Biz üst katta balkon kısmındaydık... Servisimiz garsonun paşa keyfine kaldığı için uzun süre yemeklerimizin gelmesini bekledik...
Yan masamız ve alt kat Türk turistler ile doluydu... Çok şükür bu hataya düşen tek yavri ben değildim :)
Bir süre sonra perde açıldı ve şov başladı.  
Gösteri tatil köylerinin animasyonlarından farksızdı...
Yavruşkalar başta pek bir hanım hanımcıklardı da sonradan bayağı açılıp saçıldılar ;)
Tanrım bu kadını boğasım geldi, dansın her anında çok itici bir çığlık atıp durdu, benim de ciyakkk kurtarın beni diye çığırasım geldi ama nafile :) Sen misin seyahat acentalarına güvenen :)
Heh işte şimdi şov biraz eğlenceli hale geldi. O ciyaklayan kadın gitti ya önüme tavuskuşu bile koysalar sevinçten  alkışlardım kesin!
Yok yooook boşuna incelemeyin bunlarda gram selülit yok!
Bu grup çalmaya başlarken bu kadar eğlence bize yeter diyip bu tırışka mekandan hızlı adımlarla uzaklaştık...
Saat gece 11 ama hava hala aydınlık... Kulağımda hala dansçının tiz çınlamaları, beynimde hiç mi selülit olmaz kardeşim bu nassı iş ya sorularıyla döndük otelimize...

Peterhof Sarayı



St. Petersburg tatilimizin üstünden uzun bir zaman geçmesine rağmen anılarım dünkü tazeliğini korumakta... Metroda başımıza gelenler, havanın devamlı yağmurlu olması vs... nedeniyle burayı hala aynı sevimsizlikte hatırlıyorum, belki de benim yaptığım bu güzel şehre büyük bir haksızlık ama insanın kafasında oluşan ilk izlenimi yıkması pek kolay olmuyor... Hazır orda yaşayan arkadaşlarımız bizi davet ediyorken bu şehre ikinci bir şans vermeliyiz ama bu adımı atmak ne benim ne prensimin içinden hiç gelmiyor... Neyse... Rusya'da geçireceğimiz daha çok zaman var, belki gelecek yaz anılarımızı resetler ve şehre başka bir açıdan bakmaya çalışırız. Şimdi gelelim bugünün post konusu olan Peterhof Sarayı'na...
Peterhof Sarayı'na kara veya deniz yoluyla ulaşabiliyorsunuz. Biz daha kısa sürdüğü için Hermitaj Müzesi'nin önünden kalkan deniz otobüslerini (hidrofil) tercih ettik. Otel çalışanları dönüşte deniz otobüsleri çok dolu olabiliyor, otobüsle dönmek zorunda kalabilirsiniz diye bizi uyardıkları için biletimizi gidiş-dönüş olarak aldık.
Deniz otobüsü ile yolculuk 45 dakika sürüyor...
Yolculuk esnasında kaldığımız otel olan Marriot Courtyard'ın önünden de geçtik. Otel şehir merkezinin biraz dışında kalsa bile biz çok memnun ayrıldık. Odalar çok temiz, personel güleryüzlü ve yardımcıydı. Sabah kahvaltısı çok zengin olmasa da akşamları a la carte olarak hizmet veren restaurant'ın yemekleri oldukça başarılıydı. Biz ne yazık ki bunu son gecemizde keşfetmiş olduk, bilseydik her akşam farklı yerlerde yemek yerine bir tek otelin restaurantını tercih ederdik. Hele bir akşam Troika diye bir maceramız oldu ki aman aman, onu bir sonraki posta saklıyorum ;)
Dışarda oturma yeri yok, sadece küçücük bir bölümde durup hava alabiliyorsunuz, zaten rüzgar o kadar şiddetli ki hemen kendinizi içeri atıyorsunuz ;)
Deniz otobüsü sarayın önüne yanaşıyor ve yolculuğumuz burda sona eriyor.
İner inmez girişten biletlerimizi alıyor ve saray meydanına giriş yapıyoruz. Akabinde fotoğraf makineleri de çıkıyor meydana, çizzzz :)
Dileyen bizim gibi serbest, dileyen de dönem kostümleri giymiş kişilerle fotoğraf çektiriyorlar...
Bahçe içinde keyifli bir yürüyüşün ardından sarayın önüne geliyoruz.
Büyük Petro, Peterhof Sarayı'nı İsveçlilere karşı kazandığı zaferden sonra yaptırmaya karar vermiş. II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin tahribatına uğrayan saray restore edilmiş ve bugünkü ihtişamlı görüntüsüne kavuşmuş.
Dünyanın en görkemli bahçeleri arasında yer alan sarayın önünde 64 çeşme, 37 yaldızlı bronz heykel ve 142 fıskiye bulunuyor.
Bu fıskiyede Büyük Petro'ya yenilen İsveç aslan şeklinde tasvir edilmiş...
Kafamı nereye çevirsem bir fıskiye görüyorum... Büyük Petro bu ihtişam olayını biraz abartmış mı ne?!
Hava bir açıyor bir kapıyor, önce güneş çıkıyor sonra kara bulutlar kaplıyor, birkaç damla yağmur serpiştiriyor ve yine güneş yüzünü gösteriyor... Bu kararsızlıkta biz de sersem sepelek oluyoruz!
Bu büyük bahçenin içinde dolaşmak o kadar zaman alıyor ki... Sarayın iç kısmına girip bakmak istesek bile kapıdaki büyük kuyruk bizi derhal bu fikirden vazgeçiriyor çünkü deniz otobüsü ile dönüş saatimizi kaçırmak istemiyoruz.
Ve sarayı gerimizde bırakarak dönüş yoluna geçiyoruz...
Hiç şüphesiz Peterhof Sarayı St. Petersburg'da beni en çok etkileyen yerlerden biri olarak kalıyor.

19 Eylül 2011 Pazartesi

невесты в Санкт-Петербурге

это мои первый письмо по русский язык ;) я говорю и понимаю чуть чуть по русский но это очень трудна писать. я была в Санкт-Петербурге летом. я фотографировала там, как это. Всё, пока :)
Rusça derslerim uzuun bir aradan sonra bu ay yeniden başladı. Ahhh bu dil mi çok zor yoksa benim dil öğrenme yaşım (veya isteğim) mı çoktan geçti bilmiyorum ama şu bir gerçek ki ben bu dili çok zor öğreniyorum. Rus öğretmenimle derslerimiz daha çok güncel konularda karşılıklı konuşma şeklinde geçiyor, di'li geçmiş zamanlara bile geldik ama ne var ki bir cümlenin sonunu getirmem 10 dakikamı aldığı için 3-5 cümlede ben ne olduğunu anlamadan ders bitmiş oluyor bile :)  İki ihtimal var; hocam karşısında onu hiç zorlamayan bir öğrenci olduğu için ya beni çok seviyor ya da dersimiz karınca hızıyla ilerdiği için benden nefret ediyor :) Neyse en azından hala pes etmiş değilim, bu da bişeydir öyle di mi ;) 
Bilgisayarımdaki fotoğrafları elden geçirirken St. Petersburg'da çektiğim birçok fotoğrafı sizlerle paylaşmadığımı farkettim. Bu gelin de onlardan biri... Peterhof Yazlık Sarayı da bir sonraki posta kalsın bari... Yeniden görüşene dek paka :)