5 Şubat 2012 Pazar

Ben bu hafta sonunda...

Evde C vitamini aldım...
Riva'da D vitamini... 
Yüzümü denize çevirip...
Bir süre dalga seslerini dinledim...
Prensim kalbimdeydi...
Canlarım yanımda...
Sonra izleri takip edip...
Bir mola noktası belirledik...
Hem yedik...
Hem yedirdik ;)
Sonra yolcu yolunda gerek dedik...
Rotamızı Polonezköy'e çevirdik... 
Biraz yürüyüş yaptık...
Biraz açık hava müzesinde dolaştık...
Favori heykelim bu oldu ;)
Bu ödev neden bitmedi, bu yemek neden yenmedi, neden sözüm dinlenmedi, bıdıdı dıdıdı vıdıdı...
Hazırda bir çocuk görünce hemen annelik denemelerine giriştim ;) Ama bendeki bu yumuşak yüzle sert anne olmak ıı-ııhhh biraz zor!
Sizlerin de yüzünde böyle kocaman gülümsemenin belirdiği bir hafta dilerim :)

4 Şubat 2012 Cumartesi

Köy Okulu için Kütüphane Projesi

Geçen gün Hatay'ın Reyhanlı ilçesinin Karasüleymanlı Uzunköy İlköğretim Okulu'nda öğretmenlik yapan bir öğretmenden bir e-mail aldım. Bu idealist öğretmen yazdığı mailde imkanların oldukça kısıtlı olduğu köy okullarında herhangi bir kütüphanenin bulunmadığını, öğrencilerinin kitap alacak durumda olmadığını, ellerinde bulunan 5-10 kitabı tekrar tekrar öğrencilere dağıttıkları için de çocuklarda okuma zevkinin kalmadığını anlatıyordu... Bu doğrultuda okullarında bir kütüphane kurma kararı almışlar. Ama bunun için desteğe ihtiyaçları var. Tek istedikleri hikaye, roman, dergi, ansiklopedi türü kitapların okullarına kargo olarak yollanması, hepsi bu... Ben evimizdeki kütüphaneyi hemen bir gözden geçirip çocukların ilgisini çekecek kitapları bir kenara ayırıp göndereceğim. Eminim sizlerin de evinde artık okumadığınız kitap ve yayınlar bulunuyordur. Eğer siz de benim gibi bu projeye destek olmak isterseniz aşağıdaki linke tıklayarak daha detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz...

http://www.kitapkolik.net/koy-okulu-icin-kutuphane-projesi

2 Şubat 2012 Perşembe

Elveda Paşa'm :(

Seni her zaman NJ'deki o tatlı ve iyi kalpli hallerinle hatırlayacağım...
Hoşçakal dostum...
:(

Bekle bizi Assos!

Kara kışa rağmen toparladık minik iki valizimizi ve gidiyoruz biz. Assos'a. 20. yüzyılın en büyük filozoflarından Witgenstein'ı konuşmaya, dinlemeye, öğrenmeye.Biraz da aşk tazelemeye, temiz hava almaya, keyfi etmeye. Ve elbette tüm aile..Hadi bize eyvallah. Dönüşte biraz da büyümüş, öğrenmiş ve sarj olmuş olacağız şüphesiz.

1 Şubat 2012 Çarşamba

KARDANADAM ÇEŞİTLEMELERİ: HORON TEPEN KARDANADAM:)

Kar böyle devam ettiği sürece çeşitlemelerimiz devam edecek:)


İşte horon oynayan kardanadam:)


IMG_1234 IMG_1248 IMG_1251

Karlı görüntülere devam...

DSC02816

Kardan melek

DSC02821 DSC02813

Yarın belki bizi biranda bırakıp gideceksin artacak sıcaklık ile...
Ama yine gel olur mu? Özlemişiz seni... Bu son gelişinde iyice anladık bunu...
Parmaklarımızın sayısınca çeşit çeşit kardanadamlar yapalım daha...
Gel yine gel sen...

KAR KAR KAR, KEK KEK KEK

Biz dışarda Can ile kardanadamı yaparken eve döndüğümüzde bizi bir süpriz bekliyordu. Dün 16.00dan beri kesik olan elektrikler 20 saat sonra gelmişti. Evimizi kek kokusu bürümüştü. Bize süpriz vardı eve girdiğimizde, kek kokuları karşıladı bizi...
Meyvelisi, çikolatalısı ile...
Ne güzeldi...
Ev soğuktu ama dışardan içeri girince ne sıcak geldi bize...

IMG_1229


Dışarda kar kar kar, evde kek kek kek ikisi de aynı harfle başlıyor aynı hecede :)
Başlığımız bu olsun gayrı...

Meyvelisinin hamurunda hindistancevizi, portakal kabuğu, limon kabuğu, limon suyu ve kuru üzüm var. Kakaolusunda ise bunlara ek olarak kakao, üstüne de ekstra kuru üzüm ve fındık kırığı var... Tamamen doğaçlama...

Yapın siz de içinizden geldiği bir kek,
Dışarda karı seyrederken kahve-çay beraberinde yemenin keyfi sarsın sizi...


IMG_1205 IMG_1194

31 Ocak 2012 Salı

KARDANADAM YAPMANIN AŞKI...

Kar yağınca, her yer bembeyaz olunca benim canım en çok bloğa yazı yazmak ister...
Yazmak, yazı üstüne yazı yazmak, yazamadığım ayların haftaların acısını çıkarmak...


Haftada bir gün süt izni kullanıyor olmama ve bakıcımızın o gün de bize eşlik ediyor olmasına rağmen hiç fırsatım olmadı, zaman bir koşturmaca içinde geçiyor. Az önceki yazımı bile çok önceden hazırladığım halde bloğa yükleyememiştim.
Şeytanın bacağını bir yerden kırmak gerek, paylaşmak, yazmak...
Yazacak çok şey var belki ama kısadan ve kestirmeden gidip hedefe ulaşmak benim niyetim... En son yapılan şeyi ilk yazmak en kolayı belki... İşte karların getirdiği bir aşk...

IMG_1145

Karadanadam yapmanın aşkı...
En son yaptığımız kardanadam geçen sene bu vakitler İsviçre'de bıraktığımız idi... Şimdi ise evimizin karşısında... 1 saat önce yapıldı. Pencereden kafamızı uzatıp uzatıp bakıyoruz ona halen... Yılın ilk kardanadamı... Ve kış böyle giderse daha çok kardanadam yapacağız biz...

IMG_1153

KIŞ GELİNCE...

GRİP

Ne güzel gidiyorduk, ilk altı ay hastalıksız ilaçsız misler gibi geçmişti, gezmenin tozmanın alasını yaptık minik serçemizin ailemize katılmasıyla. O sanki anne karnındaymışçasına devam etti yolculuğuna…
İki çocuklu da ne güzel geziliyormuş dedik. Hiç olmadığı kadar çok gezdik İpek geldikten sonra.

İpek kız 6 aylık oldu ve aşılarımızı olmaya gittik. Aşıyı yapan hemşirenin kızarık burnu, yaşlı gözleri bana eyvah dedirtti. Aşıdan 2 gün sonra gripten sebep Larenjit oldu. Ucuz atlattık ve soğuk su buharı ile tedavi ettik doktorun tavsiyesiyle ilaçsız. O bitti derken abimiz hasta oldu bu kez. Öksürüksüz gecemiz geçmedi. O iyileşti, serçede başladı bu kez boğaz enfeksiyonu. Kan tahlilinde tespit edilen bakteri sebebiyle antibiyotiğimizi aldık gayri itiraz etmeden.
Umarım bu açılış böyle devam etmez. Son 20 gündür ev revir misali… Diyet filan boşmuş, anne için çocuklarının hasta olması yetermiş. Doğum sonrası kalan 5 kg mun 3 ü uçtu gitti bu 20 günde. 2 kg da kalsın yanımda, daha kışın kalan yarısı var ne de olsa…

Böyle hayal etmemiştik biz kışı…Biz bu vakitler karın içinde debelenmenin, kızak kaymanın, kardan adam yapmanın planını yapmıştık. Planlar iptal oldu biz kaldık, babamızı elçi olarak gönderdik mekana sadece…

Ev hapsi bize göre değil. Gelsin bahar biran önce, doğsun güneş, ısıtsın içimizi, çıkalım ormana, yaylaya yine…
Bekle bizi Kaplıca
Bekle bizi Bursa
Bekle bizi Büyükada
Bekle bizi Ankara-Beypazarı
Bekle bizi Baba ocağı
Bekle bizi Trakya
7 gezi planımız var bahar mevsimine
Yaza ise daha çok plan var…
Kamp yapmak bol bol
Menekşe’de, Yedigöller’de, İsviçre’de, Dedetepe’de…
Kısmetimiz olsun hepsi tek tek, es geçmeyelim…
Buraya keyifle aktarılsın gezi notları…
Rast gele…
Şifa yoldaşımız ola…





30 Ocak 2012 Pazartesi

Buluştuk yuvarlandık biz

Twitterın 140 harf sınırına takılmadan sohbet edebilmek için kurduğumuz İnternet anneleri grubunun ilk buluşması bu pazar bizim ashram'da gerçekleşti. Bebekler bir mutlu mesut, sen oyuncağını ver, ben sana benimkini vereyim, bazen hiçbirini vermeyeyim, aa benden küçükleri de varmış, ooo benden büyük bebekler de varmış hayret bakışları arasında, biz 8 kadın ve bebeklerimiz bir araya

Bebişimize Giden Yolda...

Bir mumdur iki mumdur üç mumdur
Dört mumdur on dört mumdur
Bana bir bade doldur
Bu ne güzel düğündür ha ninnah
Ha ninnah ha ninnah


Ay bu postu hazırlarken aklıma bu şarkı geldi ne alakaysa hii hii :) Neyse makarayı kakarayı bırakalım gelelim ciddi konulara... Öncelikle güzel dilekleriniz ve dualarınız için hepinize sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum. Bir çoğunuz beni tanımadığınız halde sevincim sizin sevinciniz oldu, üzüntülü anlarımda moral verici yorumlarınızla destek olduğunuz gibi mutlu anlarımda da en içten mesajlarınızla buna ortak oldunuz, beni kendinize böylesine yakın bulduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim... Tamam daha fazla devam etmiyim hormonlarım yüzünden zaten zırlamaya dünden hazırım bir ağlarım beni zor susturursunuz ha :)

Şimdi gelelim bizim bebişin ön fizibilite çalışmalarına :) 1 yıl boyunca hamile kalma çalışmalarımızın sonucu düşükle sonuçlanınca prensimle daha fazla zaman kaybetmek istemediğimize karar verdik. Aslında doktorum bu süreci biraz daha doğal akışına bırakmamızı önerdi ama biz o kadar sabırlı değildik, bu yüzden tamamen kendi isteğimizle tedaviyi tercih ettik. 5 yıldan uzun bir süredir tanıdığım doktorum Dr. Aykut Coşkun'un (Feminart) esas uzmanlık alanının tüp bebek olması da bizim için büyük bir şans oldu doğrusu... Bence tüp bebek tedavisinin en önemli kısmı çiftlerin her ikisinin de bunu gönülden istemesi, birbirlerine destek olması ve güven duyacakları bir doktorla yola çıkmaları çünkü bu süreçte en önemli şey anne adayının minimum stres yaşaması...

Prensimle biz tedavi konusunda kararımızı çok önceden verdiğimiz için gerekli önlemleri de baştan aldık. Sağlıklı yemeye gayret ettik, içki içmedik, sigara zaten hayatımızda yer almıyor. Ayrıca ben rutin kontrollerimi aksatmadım. Tabii anne adayının ne kadar sağlıklı olması gerekiyorsa aynı şey baba adayı için de geçerli bu yüzden tedaviye başlamadan önce eşlerin de spermiogram testinden geçmesi gerekiyor.

Böylece uzun bir süreliğine kalmak üzere Türkiye'ye ayak bastım. Doktorum tedaviye adetimin 2. günü başlayacağımızı söyledi, bu doğrultuda ikinci gün olur olmaz kliniğe koştum.

İlk etapta hormon testi için kan verdim. Aynı gün çıkan test sonuçlarına göre kendime (göbek deliğinin 3 parmak sağına ve soluna) yapacağım iğnelerin miktarı belirlendi. Bu iğneler sayesinde yumurtalarımın kalitesi arttırıldı...



Ne zaman kan versem veya aşı olsam hayatta iğneye bakamam, ellerimi yumruk yapar sıkarım kendimi, düşünün canı bu kadar tatlı biri kendine iğne yapıyor! Neyseki iğnenin ucu çok kalın olmadığı için fazla can yakmadı. İğneler önceleri günde bir defaydı ama daha sonra bu iğnelerin sayısı günde 3'e çıktı. Sürprizzz :) Evet bu aşamada göbiş biraz süzgece dönüyor ama bebiş için herşeye değer :)

9 gün boyunca her gün aynı saatte bu iğneleri kendime yaptım. Tabii bu zaman zarfında doktorum sık sık muayene edip yumurtalıklarımın durumuna baktı. Yumurtalar istenilen duruma gelince (10. günün akşamı) yumurta çatlatma iğnesini vurarak iğnelere son noktayı koydum.

Evet iğnelerin görevi tamamlandı, şimdi Kızıltoprak'taki Florence Nightingale hastanesindeyiz, doktorumun gelmesini bekliyoruz...
Odama geldiğimde havam pek yerindeydi! 
Ama ameliyat önlüğünü giyip tekerlekli sandalyeye kuzu gibi oturtulunca havamdan eser kalmadı, yusuf yusuf demeye başladım hii hii :) Ben ameliyat odasına götürülürken prensim de malum odaya sokuldu,hangimizin işi daha zordu inanın kestiremedim; anestezi ile uyutulan ve birşey hissetmeyen ben mi, yoksa herşeyin farkında olan o mu? Ama tek bir gerçek vardı ki bunu çok ulvi bir amaç için yapıyorduk!
Eveet operasyon sona erdi, yumurtalarım toplandı, açıkçası sandığımdan daha çabuk ve ağrısız oldu. Şimdi güzel annelerim başımda, prensim karşımda, bizim için artık heyecanlı bir bekleyiş başlıyor!
Sanırım bu işin en zor kısmı bu bekleme işi... Çok sabırlı olmak gerekiyor ama gel de benim gibi pimpirikli bir insana sabrı anlat! Neyseki laboratuvardan beklediğimiz haber çok geçmeden ertesi sabah çıktı, telefondaki ses müjdeli haberi verdi. Yumurtalardan 3'ü döllenmişti! "Transfer işlemi için yarın sabah sizi yine hastaneye bekliyoruz ama idrara sıkışık gelmeniz gerekiyor, sabah gelmeden önce bol sıvı alın ve tuvalete çıkmayın" dediler.
Hıh tam adamına söylediler! Bacaklarımın duruşundan ve kara kara düşünmemden ne kadar sıkışık durumda olduğum malum zaten! Ona rağmen transfer işlemi düzgün yapılamaz diye su içtim de içtim afferin bana! Vur denince öldürmesem olmaz zaten! Bu işlemi yaptıracak olan yavriler siz benim gibi bu olayı abartmayın olur mu yoksa benim gibi amanin yapıyorummm yaptımmm yapacammm diye ağlarken bulursunuz kendinizi :) Hayatımda en son ilkokulda minnak bir yavruyken tuvalet yüzünden zırlamıştım sanırım...
Neyseki transfer işlemi anestezi olmadan 10 dakika içinde bitiyor. Bizim döllenen yumurtalarımızdan ikisi transfer edildi. (Eğer yumurtalarınızın kalitesi iyi ve sayısı fazlaysa bunları gelecekte kullanmak üzere dondurabiliyorsunuz.)
1 saat fazla hareket etmeden hastanede yattıktan sonra annemlere geçtim. Biraz ağrılarım oldu ama bunlar dayanılmayacak ağrılar değildi... Doktorum birkaç gün evde istirahat etmemi söyledi ama ben içimin rahat etmesi açısından bu istirahat süresini 1 haftaya çıkardım ve evden hiç çıkmadım hatta hep yattım diyebilirim size. Bu sürede canım annem sağolsun beni hiç yormadı, her isteğimi yerine getirdi, herşeyime koştu, annelerin hakkı gerçekten ödenmez!
Bu arada bir dip not daha; tüm bu tedavi süresince kullandığınız iğneler ve ilaçlar yüzünden biraz fazla şişiyorsunuz ama moral bozmak yok!
Embriyo transferinden 12 gün sonra kandaki β-hcG hormonu seviyesine bakılarak gebelik oluşup oluşmadığı belirleniyor. Kan vermek için doktorumun kliniğini ziyaret ettim. Bu heyecanlı günde canım arkadaşım Ayşe de beni yalnız bırakmadı, geçirdiğim bu süreçte beni en rahatlatan kişilerden biri de oydu, iyi ki varsın canım arkadaşım!
Ve bingooo :) İlk test sonucum pozitif çıktı. 2 gün sonra kan testini tekrar ettik ve değerlerimin normal şekilde arttığını gördük. Bu testlerden 1 hafta sonra doktorum ultrasonda muayene etti ve embriyolardan birinin tuttuğunu söyleyerek hamileliğimi onayladı. Ne yazık ki transfer edilmiş olan diğer embriyo tutunamadı ama çok şükür henüz hücre bazında olduğu için herhangi bir operasyona maruz kalmadım.
Yavaş yavaş normal hayatıma geri döndüm ama kendimi yormadan, ağır birşey kaldırmadan, yüksek yerlere uzanmadan, daha çok evde dinlendim... Doktorumun verdiği ilaçları ve her zaman kullandığım folik asitimi ihmal etmedim. Bu kadar dikkat etmeme rağmen 6 haftalıkken ufak bir tehlike atlattım, hafif kanamam oldu, ne kadar korktuğumu tahmin etmişsinizdir :( 10 gün boyunca evden hiç çıkmadan iğneler oldum, neyseki bu tehlikeyi de atlattık... Şimdi 3 ay bitti bile. Tabii siz gelin bir de bana sorun, hayatımın en uzun 3 ayıydı diyebilirim! Şimdi bir süre daha burdayım, doktorum Moskova'daki zor hava koşulları yüzünden risk almamızı istemedi, biraz daha burda kalıp kışı daha rahat geçirmemi önerdi, biz de onun sözünden dışarı çıkmadık, minişimizin sağlıklı bir şekilde büyümesi şu anda herşeyden önemli bizim için...
İşte bebişimizin 3 aylık serüveni bu oldu... Kendi geçirdiğim süreci detaylarıyla yazmak istedim çünkü etrafımda bizim gibi anne baba olmaya can atıp bu tedavi yöntemini düşünen ama neyle karşılaşacağını bilemeyen çok kişi olduğunu tahmin ediyorum. Onlara birazcık ışık tutabildiysem ne mutlu bana...
Harika bir hafta dilerim hepimize!

27 Ocak 2012 Cuma

Artık Gerçekleri Açıklamanın Vakti Geldi!

Eveeet aylardır içimde sakladığım, kiminizin kilo sandığı gerçeği açıklamanın zamanı geldi artık :)
Ben 3 aylık hamileyim!!!
Yok olmadı bunu daha gümbür gümbür söylemeliyim:
Ben 3 aylık hamileyimmmmm!!!
Hıh tamam şimdi oldu :)
Bir kısmınız bunu çok önceden tahmin etmişti zaten, afferin benim akıllı bıdıklarıma :)
Biliyorsunuz yazın yaşadığım düşük beni çok üzmüştü... Yine aynı şeyleri yaşamaktan çok korktum, herşeyin iyi gittiğinden emin olana kadar, doktorumdan iyi şeyler duyana kadar beklemek istedim. Bu endişelerimi benim gibi kayıp yaşayanlar çok iyi anlıyordur...
Sağlıklı bir bebişe sahip olabilmek için bu sefer işi şansa bırakmak istemedik, bu yüzden biraz heyecanlı biraz stresli bir tedavi sürecinden geçtim (bizim gibi bebek sahibi olmak isteyen çiftler için bu aşamaları detaylı olarak bir başka postta yazacağım) ve doktorumdan okey alana kadar çenemi tuttum :)
Çok şükür şimdi herşey yolunda, bebişimiz inşallah yazın sağlıkla kucağımızda olacak.
İşte böyle arkadaşlarım, stresli geçen aylardan sonra şimdi arkama yaslanıp hamileliğimin tadını çıkartabilirim. Dilerim Allah isteyen herkese bu güzel duyguyu yaşatır...

25 Ocak 2012 Çarşamba

Ayse Saran

Ayse Saran sevgilinin büyük kızı, benim en yakın arkadaşım, ailenin müzisyeni, Leo Aliş ve Alara'nin şahane ablası, çok uzun zamandır "Rüyadan kaçış" albümünün çıkması için çalıştı, çabaladı, ticari zorlamalara hayır dedi, müziğinin doğru kitlelere uğraşması için hiç ödün vermedi, sancılı ama aynı zamanda keyifli bir süreçin sonunda albümü Sony Muzik etiketi ile bugün tüm müzik marketlerde.Ve

24 Ocak 2012 Salı

Oh be!

Şahane bir haftasonu geçirdik biz.Cumartesi gecesi biricik canımızı, oğlumuzu bize veren CAN'ımız doktorumuzun doğumgünü idi. Harika bir organizasyon ile bizleri ağırladı.Ben doğurduğum için zaten çok memnunum ama bu doğumumun bize böylesi bir dost kazandırması da ayrı bir memnuniyettir benim için. İyi ki doğdun doktorum! İyi ki varsın!Moda Deniz Klubünde gözlerimizi yuvalarından uğratıp, bizi

Büyük yatak

Sanırım bir ay önceydi, 22 aylık bebeklerin artık büyük bir yatağa gecebileceğini okumuştum bir yerlerde, bizde bu derttem muzdariptik. Oğlan henüz 20 aylıktı ama olsun varsındı, o kafes gibi şeyin içinde sağa sola dönerken uyanır olmuştu, odasına gidip uyutup yatağımıza döner olmuştuk. Bir sürenin sonunda yorulup yanımıza almaya başladık, bu sabaha karşı 5 civarı gibi idi, ancak gel zaman git