9 Temmuz 2012 Pazartesi

KARLSRUHE

Strasbourg'dan ayrılma vakti geldi...
Yolculuk önce Karlsruhe'ye, bir gece kalıp burada, sonrasında ise Heidelberg var rotada...

Planladığımız gibi öğleye doğru varıyoruz Karlsruhe ye. Otele giderken hemen yakınlarındaki Zoo tabelesi dikkatimizi çekiyor. Bir gidip görelim deyip eşyaları otele bıraktıktan sonra yürüyerek yol alıyoruz mekana, o kadar yakın otele. Ve tüm günü nerede geçireceğimiz belli oluyor böylece... Güzel olan bu tür parkların Almanya'da geç saatlere kadar açık oluyor oluşu. Oysa ki Europapark saat 18.00 da kapılarını kapatıyordu. İşin ticari boyutu farklı tabi... 

Karlsruhe'deki park sadece Hayvanat Bahçesi olmayıp aynı zamanda bir botanik bahçesi, mekan bizi büyülüyor. Barındırdığı çocuk parkları o kadar güzel ki Can burada kendini kaybediyor...
087-DSC00473 101-DSC00591


Ben de kendimi botanik parkında kaybediyorum. Japon bahçesi ile karşılaşınca bir denge pozu yapıyorum yogadan:) 
099-DSC00576




Burası o kadar büyük ki botanik parkının ortasında yapay da olsa bir akarsu geçiyor, parkı yürüyerek gezmek istemezseniz kayıkla da bu turu kısmen yapabilirsiniz.
095-DSC00558


Hayvanat bahçesinin güzelliği hayvanların çok yakınlarına kadar yaklaşabiliyor olmanız. İşin heyecanı başka bir boyut kazanıyor çünkü böylece. Teller yok, camlar var. böylece çok güzel fotoğraf kareleri yakalanabiliyor.
Bu ayının fotoğrafta küçük durduğuna bakmayın:) Ayağa kalktığında 2 metreyi çok rahat geçiyor. Pençesi insan kafası kadar... Kutup ayıları daha bir cüsseli oluyor sanırım.
094-DSC00547


107-IMG_7332

Bu tavuskuşunu çok sevdik. Güzelliğin sergilemekte fazlasıyla çömertti. Yakışıklılığını demeliydim sanırım. O bir erkek çünkü...


091-DSC00492 103-IMG_7304
Can herkes ile tatil boyunca konuştu durdu:) Ne onların kendisini anlamadığından şikayet etti, ne de onları anlayamadığından:) Her yerde hemen arkadaşlar edindi kendine...






088-DSC00475
Parkın diğer sevdiğim yanı, huzur içerisinde oturup dinlenmeye imkan vermesi.. Envai çeşit gülleri barındıran bu gül bahçesindeki banklarda otururken dünyanın en mutlu en huzurlu insanlarından biriydim sanırım. 








120-IMG_7411
Bu fotoğrafı da Can çekmiş, yatıp uzandığı yerden:) keyif adamı:)
121-DSC03980
Peki İpek böcüğü nasıldı bu geziler boyunca?
Uyumluydu, sesi çıkmıyordu, belli ki o da çok keyif alıyordu bu gezilerden:) Gezi boyunca piknik örtümüz defalarca kullanıldı... Yanımda götürmeseydim çok üzülecektik. Yeşile doymamızda katkısı büyük oldu...






123-DSC00692


Sıradaki gezimiz Heidelberg... 

Bir ihtiyarın Festival Günlüğü

Cuma günü Ayşe'nin de yer aldığı Tuborg Gold Fest'e gittik biz.Sabah erken denizotobüsüyle Kabataş, oradan Park Orman, bir heyecan mutluluk, saat tam 12 idi tüm aile buluştuk orada.



Ayşe sahneye çıktı, bir harika performanstı ki sormayın gitsin. Benim en eğlendiğim ve keyif aldığım performans o oldu açıkcası. Baba aşağıdaki fotoğrafta iş başında!



Zira 20 yıl aradan sonra tüm parçaları

8 Temmuz 2012 Pazar

Iska





Kabul ediyorum ben bir takı canavarıyım! Mutlaka ama mutlaka hoşuma giden bir takı karşıma çıkıyor. Aylar önce Moskova'da karşıma çıkan, fiyatı inanılmaz uygun plexiglass yakalar gibi... Ben mağaza nasılsa evimizin arkasında diye alışverişi başka bir güne saklamıştım... Ahhh kafam ahhh! Seyahat için toparlanmamdı oydu buydu derken o gün bir daha hiç gelmedi ve ben de o harika plexiglass yakalardan hiç alamadım :( Sizin de kararsız kalıp sonradan tühh ya keşke o anda alsaydım dediğiniz anlar çok oluyor mu yoksa basireti bağlanıp hedefi ıskalayan bir tek ben miyim?




İşte o yakalar aynen buna benziyordu, böhüüü ağlamak istiyorum :(






İstediğim yakalardan burada bulamayınca ben de hırsımı Forever New'daki bu incili kolyeden çıkardım ;)





Rengine ilk görüşte vurulduğum cam yüzüğüm de Evihan'dan ;) Bunu ıskalamadım işte!




Bunlar da Anthropologie'de beğendiklerim...



































Hepinize renkli ve fırsatları ıskalamadığınız bir hafta dilerim!



EUROPAPARK



Saf-i eğlence, macera, yeni keşifler, devr-i alem ve durmaksızın devam eden atraksiyonlar mekanı…

DSC00166 


Yalnız iş böyleyken çocuklu ailelere bonus saatler verilmesi, onlar için günün 24 saat ile sınırlı tutulmaması gerekmekte…
Zira 2 çocuklu bir ailenin bu kadar şeyi bir gün içerisinde keşfetmesi, deneyimlemesi mümkün olmamakta…
Gün sonunda “-Ne bitti mi gerçekten mi?” deyip şaşakalıyor insan… 

DSC00055

Bu tarz bir deneyimi yıllar yıllar evvel eşim ile henüz çoluk çocuğa karışmazdan evvel Paris-Disneyland’da yaşamış idik. Ona rağmen gün sonunda halen deneyimleyemediğimiz atraksiyonlar aa bu da mı varmış tüh yetişemedik söylemleri vardı. Sirk-gösteri kısmına hiç dahil olamamıştık. Disney kahramanlarının konvoy halinde yürüyüşünü kaçırmıştık. Birer fotoğraf çektirebilmiştik neyse ki kalanlarla…
Europa Park da Disneyland’a benzer bir mekândı, Almanya'nın en büyük Avrupa'nın ise en çok rağbet gören 3. eğlence parkı. İlki Paris'deki Disneyland tabi. 

Tecrübeliydik bu kez aksiyonları hızlıca gezecektik, vakit kaybı olmamalıydı ancak hesabı şaşırtan değişiklikler vardı yanımızda. Bir bebek ve 5 yaşında bir çocuk!
Bebek slinge atılır, çocuk arabası 5 yaşındaki çocuk ile bebek arasında pay edilir zaman zaman uyku ve dinlenme ihtiyaçlarına göre…
Çocuk kendi zevkinde ve binebileceği(her aksiyon için boy ve yaş sınırı var) atraksiyonlara tekrar tekrar binmekte ısrar eder.  
Ebeveynler olarak bizler ise gözü aç birer tavuk gibi etrafı seyreder.
Roller coasterlar şovlar, hızlı trenler, rafting ve su aksiyonları önümüzde dizi dizi ama biz bakıyoruz. Çocukları bırakabileceğimiz kimseler de olmadığından eşimle nöbetleşe gittik geldik aksiyonlaraJ Yanımızdaki telsizlerle de sürekli irtibat kurarak birlikte biniyor olmasak da tecrübe ve heyecanlarımızı canlı olarak paylaştıkJ
Birlikte biniyor olmanın verdiği keyfi tam olarak yaşayamasak da telsiz ile haberleşiyor olmak teselli etti. 

Her aksiyon için boy ve yaş sınırı var. Can için olanlar bir hayli kısıtlı oluyor haliyle, 108 cm boyu ile 110 cm şartı olanlara dahi binemedi. 100 cm ve altı ile idare etti ve tabi binebildiklerinin hepsine tekrar tekrar binmek istedi.
DSC03880DSC00212


Süre kısıtlı olunca, mekan da büyük olunca ve tatmin olmayı bekleyen 3 birey olunca herkes payına düşenle idare etti. Yanımızda getirdiğimiz telsizlerimiz burada çok çok işe yaradı. Eşimle sürekli koordineli olarak alana dağılmış vaziyetteydik:)

Saatler dolmaya yakın ben tercihimi buzdansından yana kullandım.  Eşim roller coaster lara yöneldi. Buzdansı sonrası koltuklarda uyuyakalmış Can ve kucağımda uyuyan İpek ile kalakalmıştım. İpek slinge atılır hemen, Can da çocuk arabasına kaydırılır ve tamamdır…

Burası muhteşem bir yer, onlarca ülkeye ait sokaklar var burada, 
Yunanistan'da bir otel önü masasında oturuyorken bir anda İsviçre Wallis'de ünlü kayakçıların çıktığı şehirde bulabilirsiniz kendinizi... Sadece yaratılan ortamın dışında ülkelerin atmosferleriyle birlikte donatılmış eğlence aksiyonları da bulunuyor. Ve bunlar sadece iki ülke ile sınırlı değil. Kendinizi başka nerelere gitmiş hissedebilirsiniz buraya gelince? Norveç'de, İspanya'da, Almanya'da, Rusya'da, İtalya'da, Fransa'da, İskandinavya'da, Portekiz'de, Hollanda'da, İngiltere'de, Avusturya'da ya da İzlanda'da...
Ne çok ülke saydım değil mi? Biz bunların yarısını göremeden ayrıldık:( 
Gün 48 saat olmamalı mı sizce de?



DSC00188DSC00171 


İsviçre'de Wallis sokakları...


  DSC00126 


 İngiltere'de İngiliz taksilerinde(caps) 
DSC00061


Mekanı bırakıp ayrılmak zordu haliyle... 


Bir sonraki durağımız Heidelberg...
Almanya'nın en güzel şehirlerinden biri. 
Tarih ve doğa içiçe...
Tekrar tekrar gidilesi mekanlardan birisi...


Heidelberg öncesi bir durağımız Karlsruhe ise bizde muhteşem izler bıraktı.
Hayatımın en güzel hayvanat bahçesi ve botanik bahçesi gezilerinden biriydi sanırım... Her ikisini birlikte barındırdığından sebep ayrı bir yeri var Karlsruhe'nin...


Parklar konusunda Almanya bizi gönlümüzden fethetti. Her günümüz ayrı güzeldi. Bundan en çok memnun olan ise Can idi sanırım... İstanbul'da döndükten sonra bile halen parklardan bahsediyordu:)

5 Temmuz 2012 Perşembe

Kraliçe












Ayy ayy ayy bıraktığınız yorumların hepsini döne döne tekrar tekrar okudum, şimdi havamı görmeniz lazım, tek kaşım havaya kalkmış durumda, ben Noniyim işte o kadar edalarıyla kraliçe gibi salınmaktayım ;) Yalnız üşenmedim eski yazılarıma bir baktım, ben 2007'den beri istisnasız her sene (genellikle yılın 2. yarısında) blogumu kapatma naraları atmış ama yine de kuzu kuzu yazmaya devam etmişim. Görünen o ki ben yılda bir kez pohpohlanma ihtiyacı duyuyorum, yassık banaaa! Blogumu kapasam mı ay bilmem kiii diye yazdığım sürece benden korkmayın yavrilerim, Noni yine kuru sıkı atıyor diyin geçin :) Ama beni her şekilde bağrınıza bastığınız için sizlere çok teşekkür ederim, bu güzel yorumlar yazma konusunda gerçekten beni teşvik ediyor, bana enerji veriyor!




Bakalım bu ayki hediyemizin içinde neler varmış:




Diva'dan seçtiğim küpe...




Ve bilezik...





Peki kazanan kim olmuş?




Bu takılar Kraliçe'den (öhöm öhöm o ben oluyorum) bir başka kraliçeye yani Ece'ye gidiyor :) Güzel günlerde kullanman dileklerimle Ece!


Bu arada sizlerin de tahmin ettiği gibi yakında minik prensesim doğacağı için blogumu sık sık güncelleme fırsatı bulamayabilirim, bu nedenle Ağustos ayının çekilişini bu ayın sonunda yapacağım, katılmak isteyen herkesi yine beklerim ;)




Veee ayna karşısında kendimi böyle hayran hayran seyretmemi sağlayan tüm okuyucularıma teşekkürü de bir borç bilirim :) Sizi sevoorummm!



4 Temmuz 2012 Çarşamba

Temmuz Ayının Sürpriz Çekilişi









2006 yılından beri tuttuğum blogumda toplamda 1017 post yazmışım, vay be istikrara bak! 2009 yılından beri devam eden çekilişlerimin bugün 37.sini düzenliyorum... Şöyle bir dönüp eski yazılarımı karıştırdığımda neler neler yaşandı diyorum, dile kolay! Aklı bir karış havada Noni, aşık Noni, kedisever Noni, hobileriyle meşgul olan Noni, ailesini seven Noni, işte bir türlü istediği mutluluğu yakalayamayan Noni, sanatla mutlu olan Noni, keşfeden Noni, hamiş Noni... Noni de Noni :) Tüm bu yazılarda yapmak istediğim tek şey kendim olmaktı, yaşantımı yansıtmaktı, ehh bunu da az çok başardım sayılır ;)




Ama nereye kadar?


Bu ayki çekilişimin sorusu işte tam olarak bu yavrilerim :)


Moda blogu, anne-bebek blogu, yemek blogu, dekorasyon blogu, makyaj blogu vs... O kadar çok blog var ki artık kendimi kocaman bir okyanusta minik bir balık (muhtemelen suda ağır ağır ilerleyen bir deniz anası!) gibi görüyorum :P Artık yerimi gençlere bırakmanın vakti geldi gibi geliyor :) Bir de sizlere de ayıp ettiğimi düşünüyorum çünkü ciddi bir takip sorunum var. Beni izleyen, yorum bırakan birçok arkadaşım var ama ben onlara iade-i ziyarette bulunamıyorum bir türlü... İnat ettim bir gün tüm zamanımı ayırıp herkese yorum bırakmayı denedim ama günün sonunda beynimi az kalsın klavyenin üstünde bırakıveriyodum :P O kadar çok blog var ki yetişmek ne mümkün! Eee yorum bırakmam, bloglara nadiren girerim, sadece kendi çapımda yazar söylerim, bu da nereye kadar, bunun sonu yok ki! Mutlaka keşfedeceğim yeni mekanlar, gideceğim yeni yerler, hayatın gidişatı içersinde yazacağım yeni konular çıkacak ki bu yazılar muhtemelen Ağustos'tan itibaren Nil odaklı olacak, belki de devamlı bebişinden bahseden sıkıcı annelerden olucam, kimbilir?! Ay ne çok konuştum! Sadede gelelim... Bu ayki çekilişte spot ışıklarını tamamen kendime çeviriyorum ve blog konusunda girdiğim bu çıkmazda sizin fikir, eleştiri ve önerilerinizi bekliyorum ;) Kazananı her zamanki gibi random.org sitesi aracılığı ile belirleyeceğim. Merak edenler için kutunun içinde Diva'dan bir okuyucum için seçtiğim sürpriz bir ürün saklı!




Uyarı!!! Çekilişe katılabilmek için soruma da cevap vermeniz gerekiyor, ehhh birazcık yorucam sizi artık napalım ;)



Ada günleri

Oooo uzundur yazmıyormuşum. Neler oluyor neler. Biz adaya geçtik artık, oğlan dünyanın en mutlu insanı, adada gerek çıplak ayak dolaşması gerekse güneşten iyice sararmış saçları ile gününü gün etmekle meşgül.Bayağı insan oldu konuşuyor, en çok şaşırdğım kelimeleri ise, elbette, tabi ki, acaba,sadece ve galiba. O minicik yaşına rağmen yerli yerinde kullanabiliyor bu kelimeleri.2 yaşını geçmiş

Bugaboo


Noniciğime fıstık gibi bir Nil bebek gelecek ya, Moskova'dan geldiğinde aradı, Bugaboo istiyoruz ne dersin diye, aman efendim bu soru bana sorulur mu diye, övdüm anlattım, zaten Bugaboo'ya vurulmuş olan Noniciğime ve yakışıklı Prensine hemen Leomio'dan bir Bugaboo gönderiverdik. Keyifli günlerde kullansın Nil Bebek. Nil Bebek'in arabası aşağıdaki gibi oldu.




Bugaboo benim çok beğendiğim bir

3 Temmuz 2012 Salı

Organik Çilek ve Nar Ekşisi

Zaman zaman organik pazarlardan dayanamayıp çilek alıyorum, çocuklar istiyor. Ancak Temmuz 2010 tarihli bir mesajında İpek Hanım Çiftliği sahibi Pınar hanım çileklerin nasıl organik pazarlara gittiğini anlatmıştı. Bu mesajın bir kısmı aşağıda. Sonunda bu sene balkon bahçeme iki tane çilek fidesi aldım yan yana diktim, ancak henüz 2 ay geçmesine rağmen bir mahsül alamadım. Satıcıya sorunca ancak seneye verir dedi :(

"Genelde Bursa'da bulunur organik çilek sertifikası almış üreticiler. Yöntem hep aynı... Ellenmemiş temiz bir bahçeye yirmi - otuz fide dikerler. Bu fideler dikildikten sonra sertifika kuruluşlarından birini çağırırlar.
Numune alınıyor, kontrol laboratuvarına gidiyor, haliyle sağlıklı çıkıyor. Yüklüce bir ödeme de yapıldıktan sonra sertifika ellerine geçiyor. Sonra kim tutar sizi..! Önce gidip bir organik pazara kaydınızı yaptırın, ya da son zamanlarda pıtrak gibi çoğalmış organik ürün dükkanlarından biri ile anlaşın. Sonra doğru Bursa Hali'ne! Doldurun bir kamyon, yığın organik ürün pazarındaki tezgaha. Bir elinizde üzerinde ''Organik Çilek'' yazan sertifika var, önünüzde de kasa kasa kırmızı çilek... Alış bir lira, satış beş. Satın satabildiğiniz kadar. Elinizdeki sertifikada üretimin yapıldığı metrekare ile sattığınız çilek miktarı arasında mantık kurabilecek bir kurum, kuruluş var mı? Yok. Organik pazarlara gelen malı numune alarak düzenli olarak kontrol ettiren bir mekanizma? O da yok.

Benim beş kilometre yanımda Türkiye'nin çilek cennetlerinden biri: Atça... Her gün organik pazarlara kamyonlarla çilek yolluyorlar. Kilosu elli kuruş'tan. Tek bir üretici görmedim ki yetiştirdiği çilekten bir tane yesin ya da kendi ailesine yedirsin. Ben çilek yetiştirmeye çalıştım. Azami özen, azami çalışma ile bir dekar yerde elli kilo çıktı. Reçel yaptık. Hepsi bu." 

Ve tabii sonunda Çilek Yemeyin diyor. Nasıl olacak bu iş şaşırdım valla :(

*************************

Bir de Nar ekşisi yapımı tarifi vermiş Pınar hanım, nar ekşisi normalde biraz sulu olmalıymış:

"Nar ekşisi normal nardan yapılmıyor. Deli nar, ekşi nar'dan yapılıyor. Çok az kaldı bu ağaçlardan artık. Toplanıyor, ikiye yarılıyor, kabuğundan tokaç ile vurularak dökülüyor, taneler sıkılıyor ve yayvan bir bakır leğende bu tanelerin suyu sıkılıyor. Sonra ateşe konuluyor ve kaynatılıyor. Maksimum dört saat... Bu sürede suyu uçar ama yine de gayet akışkan kalır. Bir dakika daha fazla kaynatırsanız yanar. İşte tam bu noktada iki seçeneğiniz var. Ya beş kilo nardan çıkarabildiğiniz 200 gram'lık sıvıya razı olacak ve bu zahmetli işin ürününü gerçek ekşiyi bilenlere satacaksınız; ya da ''Nar Ekşisi Yapma Formülü'' yazacaksınız Google'a, karşınıza çıkacak ekstretli, enzimli, glikozlu, kıvam arttırıcılı formüllerden birini uygulayacaksınız. Siyah, yapış yapış, ağza tatlımsı gelen şeyi bulduğu için alıcılar size teşekkür bile edebilir bunu yaparsanız hem :)"

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Domates'te Tuta Absoluta hastalığı

İpek Hanım Çiftliği sahibi Pınar Kaftancıoğlu aşağıdaki Temmuz 2010 mesajında domateslerin nasıl üretildiğini ve nasıl ilaca boğulduğunu anlatıyor. Tüketici olarak üreticilere ilaçsız ürün almak konusunda talebimiz olmalı ki üretici daha doğal yöntemlere geçsin.

****************************************************

Gazetelerde domates güvesi ilaçlarının tam sayfa ilanını görenlerden, köyde yaşayan akrabaları ile görüşenlerden, gıda sektöründe çalışanlardan Tuta Absoluta ile ilgili çok fazla soru geliyor şu ara. Ziraat mühendisi değilim elbette ancak işin tam göbeğindeyim. Görerek, izleyerek, Ziraat Odası'ndan, yetiştiricilerden dinleyerek öğrendiklerimi yazmak istedim.

Türkiye'nin domates ihtiyacının %90'ı, salça endüstrisi ihtiyacının ise %100'ü açık tarla domateslerinden karşılanıyor. Dikimler ağırlıklı olarak Ege'de, Çanakkale'de, Antalya'da, Afyon - Burdur - Denizli Yöresi'nde ve Bursa civarında yapılır. Birkaç senedir ''geliyorum'' deyip yavaşça süzülen, ancak bu yaz itibariyle açık tarla domateslerinin %80'ini vuran bir hastalık var artık. Tuta Absoluta bu... Güney Afrika'dan dünyaya yayıldığı rivayeti olan, komplo teorilerine inananlar için ise laboratuarda geliştirilmiş bir böcek türü... Başa çıkılmaz bir yaratık. En çok domatesi seviyor. Kabuğun altına girip orada larva bırakıyor. Kabuğun altında kendini korumaya aldığı için bugüne kadar kullanılan tarım ilaçları bile işe yaramıyor. Feromon, bu böceği yiyen bir başka tür böcek ve yüksek miktarda tarım ilacı ile üçlü bir yöntem uygulanıyor. Çiftçiler ise daha korunaklı bulduğu için domatesleri seralarda yetiştirmeyi tercih ediyor şu ara. Elli yıldır yaz aylarında dinlendirilen seralar bu yaz ağzına kadar domates dolu. Alan tamamen kapatılıp gazla birlikte ilaç sıkılıyor. İhracat kapılarından dönme hikayeleri de bu ilaçlar nedeniyle çoğaldı şu günlerde. Rusya, Ukrayna, Almanya ve Bulgaristan'ın ilaç testlerini geçemeyip geri dönen bütün ürün iç piyasaya sürüldü. Kilosu 25 kuruş'tan bile domates bulabilirsiniz şu anda, yanlış okumadınız.

Bu sene üretilecek neredeyse bütün ketçaplar, salçalar... bu domatesleri içerecektir. Çiftçi bir yandan mahsül toplayıp bedavaya yakın fiyata satış yaparken diğer yandan korkusundan tarlasını akıl almaz bir kuvvetle ilaca boğuyor. Domates domates olalı hiç bu kadar tarım ilacı yememiştir, inanın.

Yakın köylerin tamamını gezdim. Yenipazar, Donduran, Altıntaş, Bozdoğan, Çine, Atça, İsabeyli... Tüm Menderes Ovası hastalıktan kırılıyor. Tarlalara koca TIR'lar yanaşmış, kopan domates acilen dorselere atılıyor. Çiftçiler bu senenin zararını sineye çekecek ve seneye bunu yaşamamak için tarlasını böceklerden en kuvvetli zehirlerle arındıracak. Tonlarca ilacı toprağa gömecek ne olduğuna, ne sonuçlar doğurabileceğine bakmadan.

Tuta Absoluta bugün domateste yaygınlaştı. Yakın gelecekte patlıcan'da, kabak'ta, armut'ta, elma'da ne olacağının garantisi yok. ''Tarım ilacı satmak'' dışında belirgin bir tarım politikası yok ortada. (Tarım ilacı demişken özellikle söylemek istedim. Şu ilaç arındırma sıvılarından uzak durmaya çalışın. İlacı ilaçla arındırmak mantıksız geliyor bana. Eğer amaç arındırma ise bol suyla yıkanmış sebzeyi bir leğene koyun, bir kapak gerçek sirke, bir kapak da tuz atın. On dakika kalsın, durulayın.

Tüm bu hastalığın ortasında temiz ne kaldı derseniz, sadece yayla malları... Yüksek rakım doğal olarak koruyor meyve ve sebzeyi her türlü hastalıktan. Elbette satıcılar da bu işe uyandı, kime sorsanız ''yayla malı'' satıyor. Tatile gittiğiniz yerlerde, mesela Ayvalık, Kazdağları'nın dağ köylerinde inen domatesleri almaya çalışın. Yayla ürünleri tatlarıyla ve kokularının aşırı keskinliği ile tanınabilir. Güvendiğiniz insanlardan alın.

1 Temmuz 2012 Pazar

Yaz sebzeleri yemek tarifleri ve bilgiler

İpek Hanım Çiftliği sahibi Pınar hanım bir mesajında bu faydalı bilgileri paylaşmıştı, biraz düzenleme ile sizinle paylaşıyorum. 


****************************************
Raf de Casi Domates
Etenesi yumuşacık, çekirdekleri hafifçe yeşil... İyice olgunlaştığında ağızda dağılıyor. Hafif ekşili bir tadı var. Tek başına söğüş olarak, bol sulu bir çoban salatada ya da elma gibi ısırarak yemek için ideal.

Tarla Domatesi
Nostaljik, kıpkırmızı, yemeklere çok güzel lezzet veren tatlı bir domates. Rendelemeye, sandviçlere ve barbeküye uygun...

Pembe Domates
Bu domatesin hayranlarının ve yetiştiricilerinin buluştuğu bir platform bile var. Pembe Domates Ağı (PDA)... Ne var ki her talebe fesat karıştırmayı seven yurdum insanı bu domatesin de çakmasını buldu. Kıbrıs'tan gelen pembe renkli bir fide iki – üç sene önce memlekete girdi ve tezgahları kapladı. Orijinalini en iyi lezzetinden anlarsınız. Çakması saman gibi bir şey... Orijinali güzel kokulu, yamru – yumru, şekilsiz, içine büzülen yerlerinde siyahımsı izler olan bir tür. Kesinlikle özel yasalarla korunması gereken bir tür..

Uzun Börülce
30 – 40 cm'lik boyuyla, sağlam kabuğu ile çok sevilen, dayanıklı, lezzetli bir börülce. En çok taratora yakışıyor. Ege'de ''Turşulama'' denen öğüler için ideal. Tarifi de şöyle: Börülceyi uçlarından azıcık kesiyorsunuz, üzerini geçecek kadar su ile haşlıyorsunuz. Sonra sıcak suyun içinde bir – iki dakika bırakıyorsunuz. Bu arada ayrı bir yerde 4-5 diş sarımsağı (biz 8-9 diş kullanıyoruz) dövüyorsunuz. İçine yarım çay bardağı zeytinyağı ve bir yemek kaşığı nar ekşisi... Bembeyaz bir köpük haline gelene kadar çırpıyorsunuz bunları. Sıcak suyundan çıkarıp kevgirde süzdüğünüz börülceye ekliyorsunuz hemen. Karıştırın, koyun buzdolabına, akşam yemeğinde buz gibi yiyin :)

Kısa Beyaz Börülce
Daha naif, incecik... Bir – iki gün içinde mutlaka pişirmeniz gereken çok lezzetli bir börülce...Kavurması ve yağlaması yapılıyor. Tarifi ise şöyle: Yemekten hemen önce börülceyi haşlayın. Kevgirden süzün. Kese yoğurdunu su ile azıcık açın. Bol dövülmüş sarımsak ekleyin, krema gibi bir kıvama gelsin. Ayrı bir tavada da tereyağı ve tatlı toz biber çevirin. Rengi iyice çıksın, köpürsün. Börülceyi bir Borcam'a koyun. Üzerine sarımsaklı yoğurt, en üste de yağı dökün. Püf noktası şu: Börülce iyice yumuşak haşlanmış olsun. Diri kalmasın. Tereyağını da bol tutun.

Topan Patlıcan
Kızartma, şakşuka ya da közleme yapacaksanız budur.

Taze Fasulye
İncecik, zarif ve kılçıksız. İçi boncuk boncuk dolu... Kokusu mis gibi. Derin dondurucu için uygun... Haşlayıp kevgirde süzdükten sonra doğrayın. Bir kelle soğanı da tavada bir yemek kaşığı tereyağı ile pembeleştirin. Faulyeyi atın içine, biraz daha pişirin. Tatlı toz biber ekleyin, biraz daha çevirin. İki – üç tane de yumurta kırın.

İkinci bir yöntem de aynen börülce gibi haşlayıp, süzüp sarımsaklı taratorunu yapmak. ...ki her sebze yazın bu şekilde turşulanır Ege'de. Et denen şeyi yedikleri yok. Sıcak yemek de yazın tercih edilmiyor. Turşula, buzdolabına koy, akşam yemeğinde yanında yufka ve karpuzla ye...

Uzun Patlıcan
Bu patlıcan karnıyarık yapılsın diye yaratılmış. Yanına şehriyeli pilav ve komposto olmazsa olmaz... Patlıcan doğranıp haşlanıyor, süzülüp sarımsaklı yoğurt ile yeniyor. Bu tarif zaman sorunu yaşayanlar için daha uygun.

Süt Darı
GDO'suz mısır bulmak denizde inci aramak gibi bir şey son yıllarda... Sanırım bir tek Karadeniz civarında kullanılıyor gerçek tohumlar. Üzerinde anormal şekilde oynanıyor mısırın... Süt ineklerine slaj olarak veriliyor, her eve kanseri sokuyor.... Tohumlar seri numaraları ile satılıyor Ege'nin her kasabasında. Eskiden adına ne denirdi, nereden bulunurdu tohumlar unutuldu gitti... Ne olur şu mısır konservelerinden, Corn Flakes'lerden uzak tutun çocuklarınızı. İnanın ''mutlaka yemesi gereken'' bir şey değil. Eksik olsun...Lütfen...

Kabak
''Kabak tadı vermek'' deyimi haksızlık ediyor buna. İftiraya uğramış bir sebzecik... Lezzeti olmayan bir şey değil kesinlikle ama tüm Türkiye kışın domates yetiştirilen Antalya seralarının kabakları ile besleniyor. Tam olarak da şöyle oluyor: Tüm kış aklınıza gelen her türlü ilaç ve hormon ile beslenen domatese benzer şeyler Haziran ayı'nda arz fazlalığından sökülüyor. Yerine büyük bir hızla büyüyen ve iki ayda meyve veren kabaklar dikiliyor. Toprakta ne mineral, ne kalsiyum ne başka şey... Amaç üç ay da olsa serayı boş tutmamak... Ne olursa olsun paraya çevirmek... Sizler, aileleriniz yakanıza yapışan hastalıklarla boğuşuyorsunuz, kime ne..? İşte bu nedenle kabak, yerli ve bahçe mahsülü olduğundan emin değilseniz asla almamanız gereken bir şey. Gerçeği sapından bile güzel kokusu çıkan, dolmasını yaptığınızda kokusu bütün evi saran, bağırsak tembelliği başta olmak üzere her derde deva bir sebze...Burada kullanılan özel bir tarif yok. Kilo sorunu yoksa mücver yapılıyor, kilo varsa dolma :) Dolmayı Nazilli usulü etsiz yapmak istiyorsanız da harcı şöyle oluyor: Pirinç, soğan, az şeker, bir yemek kaşığı tereyağı, az karabiber, az salça... Zeytinyağında kavurun biraz, sonra kabakları doldurun. Üzerine de domates rendesi ve tereyağı karışımından sos yapın. Tencerede sıralı dolmalara bunu dökün. Kısık ateşte pişirin.

Taze Barbunya
En uygunu yaylalardan inen, çizgili değil de neredeyse tamamen kıpkırmızı kabuklu olan kınalı barbunya... Çiğ yediğinizde ağzınızda şekerli bir tat bırakır. Buradan anlayabilirsiniz... İri taneli, leziz mi lezizdir. Aklınıza gelen her türlü yemeği yapabilirsiniz. Çocukların sağlığı için haşlama suyunu kesinlikle dökmeyin. Kıymalı, salçalı, tereyağlı yemeği pek revaçta. Yanına da ev mayası yoğurt.... Size süper enerji! :) Temmuz ayı dondurucuya atmak için en uygun ay bu arada, bilginiz olsun...

Çarliston Biber
Anadolu'da eski tohumlardan çıkan bu türe ''beyaz biber'' deniliyor. Kırdığınızda mis gibi biber kokar. Mutfaktan salona taşar kokusu... Koca bir tarlada üç beş köken acısı olabilir. Acısı da acıdır hani... Hiçbir şeye benzemez. Hatırlar mısınız o zamanları bilmem... Hani anneniz pazardan biber alır, gelir, mutfak tezgahının başında biberleri doğramadan önce ucundan koparım bu parçayı dilleriyle tadarlardı sürekli. Acı çıkanlar kızartma yapılıp evdeki ''acı severler'' için kızartma yapılıp bir kenara kalkardı. Tatlı olanlar da yemeğe doğranırdı. İşte bu sahne laboratuarlarda her şeye hakim olunmaya başlandığında ortadan kalktı. 

Bezelye
Sıcak havayı sevmez. Rüzgarlı, ılık iklim idealdir. Bu nedenle hava acayip sıcak olmaya başladığında bende olmaz, kabuğu yanar hemen. Havalar serin gidiyorsa tarlada döker, o ara isteyebilirsiniz. Bu mevsimde İstanbul'a inen bezelyenin tamamı Bursa – Karacabey'den geliyor. Karacabey'deki tarımı ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Feribotla falan bir haftasonu gezmek için çok yakın aslında size. Bir gidin, görün.

Fidan Kereviz
Literatürde yaprak kereviz olarak geçiyor. Fideler aynı zamanda tazecik yemek için çok uygun. Tüm sos ve çorbalarda aroması ile, vitaminleri ile eşsiz... Daha da güzeli ekşili – nohutlu yemeği ki onun da tarifi şöyle:
Kerevizin yeşil yapraklarınız ayıklayın. Dallarını ve altındaki minicik topanını soyarak kesin. Dalları da parmak parmak doğrayın. Zeytinyağına önce pırasaları doğrayın, sonra kerevizleri... Sonra birkaç avuç haşlanmış nohut atın. Bol bol domates rendeleyin, az su ekleyin. Kapatın. Tatlı toz biberi de çok sever bu yemek. Pişince hiç açmayın, demlensin. Sıcakken üzerine limon sıkıp sofraya getirin.

Taze Asma Yaprağı
Üzümler olmadan toplanır. Hiç yıkamadan boş ve kuru bir kavanoza sımsıkı bastırın. Kapağını kapatın. Ne tuz ne bir şey... Bu şekilde hiç açmadan bir sene bile muhafaza edebilirsiniz. Yemek yapacağınız zaman açın, yirmi dakika kadar haşlayın. Harcını koyup sarın. Derin dondurucudan daha pratik ve sağlıklı bir yöntem. Bir kesekağıdı dolusu, bir tencere sarmaya yeter.

Enginar Kelle
Tarçınlı, kuş üzümlü, fıstıklı, soğanlı bir harç ile doldurulur, düdüklüde pişer. Taç yaprakları yumuşacık olur. Emerek, soyarak yenir. Ufak ve tazeleri uygundur bu dolma için.

Salatalık
Salatalığın bir özelliği var. Dalından kopar kopmaz çok büyük bir hızla, bir – iki saat içinde suyunu kaybeder. Hafifçe buruşur dış kısmı. Normalde çiftçiler bu aşamada soğuk su dolu leğenlere yatırır salatalığı. Soğuk suyun altında bir dakika kadar tutarsanız sertleşip dirildiğini görürsünüz.

Kapya Biber
Kırmızı yağ biberi... Güneşi en çok seven sebze bu. Havalar serin gittiğinde rengini almaz. Kabuklarını soyup salata yapabilirsiniz. Etsiz dolması için bol soğan, nane, salça ve -olmazsa olmaz- tereyağı ile pişirirseniz, etin eksikliğini hissetmezsiniz.

Dolmalık Yeşil Biber
İnce kabuklu, kabuğu kokulu.... Kabuğundan su kaybetme sorunu bu biberde de vardır. Hafif buruşsa da aldırmayın. Su içinde tutun, ya da doğrudan pişirin o şekilde. Kopardıktan hemen sonra suyunun uçması normalidir.

Yeşil Börülce
Uzun olana oranla daha ince ve daha zarif... Haşlayıp kevgirde süzerek bırakın. Başka bir yerde domates ve sarımsağı zeytinyağı ile öldürün. Suyunu iyice çekince börülceyi karıştırıp bir – iki dakika çevirin. Soğutun. Tek tük kılçığı vardır. Haşlanırken kılçık börülceyi bırakır. Sıcak suyun içine elinizi sokup pıt pıt almanız lazım. Doğalı bu... ''GDO'' denen şey en çok ''kılçıksız börülce'' falan isteyen ev hanımlarından çıktı inanın :)

Narpuz (Yarpuz)
Tertemiz su kaynaklarının yanında olur. En keskin kokulusu yaylalardakilerde olur. Yaşar Kemal romanlarında hep betimlenir ya, o işte :) Yapraklarını lif gibi kullanıp üzerine sabun sürerek kullanın. Vücutta mentollü mis gibi bir koku bırakır.

Taze Nane
Bol bol alın. Bir gazete kağıdına dallarını serseniz yeter. Hemen kurur. Hile karışmamış mis gibi naneniz olur. İsterseniz ayranda, limonatada, salatada kullanırsınız kıyıp.

Pırasa
İncecik kıyıp marul ile birlikte bol limonlu salatasını yapabilirsiniz. Pırasa mücveri, pırasa böreği, pırasa ile hazırlayacağınız otlu iç...

Taze Soğan
İki tipi var. Birinin kelleleri iri. Kellesini alıp, kesip ayrıca yemekte kullanabilirsiniz. Yeşil yapraklarını ise salatada... Diğeri taze soğan...

Sarımsak
Çin malı plastik gibi bembeyaz sarımsak oluyor.. Sarı – esmer, güneşte kurutulmuş doğal sarımsak olur.

Bamya
Bir baş soğanı incecik kıyın. Yarım çay bardağı zeytinyağı ile pembeleştirin. Bir iri domatesi rendeleyin bunun içine. Bu da suyunu çeksin. Yarım tatlı kaşığı tız biber atın. Bir adet kırmızı kapya biberi doğrayın. Varsa bir avçu haşlanmış nohut ve yarım çay bardağı kadar koruk suyu ekleyin. İyice köpürüp özleştiğinde ayıklanmış bamyayı da katıp yirmi dakika kadar ellemeyin. Demlensin.

Semizotu
Yabani... İstanbul'da herkes tohumdan dikilen ve seralarda yetişen yeşil yapraklıya alışık. Bu semizotu yabanidir. Sapları pembe olur. Kendiliğinden marulların arasında biter.

Acur
Uzun ve etenesi değişik bir salatalık. Kıtır kıtır yenilir. Cacık için salatalıktan daha uygundur lezzeti. Antakya mutfağının meşhur yemeklerinden ''Acur Dolması''nı yapabilirsiniz. Acuru oyup yağda kızartın. İçinin harcını firik, kıyma, sumak, salça, soğan ve baharatlar ile hazırlayın.

Taze Mancar
Kocaman topan olana pancar diyorlar. Tarifi şöyle: Topanları kesin. Atın tencereye. Haşlayın. Çatal girecek kadar pişsin. Kaynar suyun içinde birkaç dakika beklesin. Siz o arada dört – beş diş sarımsak ezin, yarım çay bardağı zeytinyağı ile bu sarımsağı köpürtün. Bembeyaz olunca içine tercihe göre koruk suyu, limon suyu ya da nar ekşisi ekleyin. Çırpmaya devam edin. Krema gibi olunca pancarları sudan çıkarın. Soyun. Halka halka kesin. Bu kremayı dökün, karıştırın, emişsin. Buzdolabına atın. Akşam yemeğinde yemeğin yanına getirin. Soğuk soğuk leziz olur. Tuzunu atmayı unutmayın.

Koruk – Koruk Suyu
O kadar fazla sağaltıcı yönü var ki saymaya sayfalar yetmez. Koruk, üzümün olmamışı, hamı değildir. Koruk asması orijinaldir. Bir tür deli asma... Aşılanırsa üzüm olur ancak. Ör. Yediveren Koruğu. Katı meyve sıkacağında suyunu sıkın. Bu suyu şişeye koyun. Ağzı kapalı şekilde altı ay rahat dayanır. Ekşili olmasını istediğiniz her yemeğe, her salataya, bamyaya, ekşili köfteye, patlıcan salatasına kullanın. Hatta en güzeli koruk suyunu bardağa koyun. Şekerle ezin. Buzlu su ekleyin ve çocuğunuza dünyanın en sağlıklı, arındırıcı, şifalı meyve suyunu verin.

Biber Salçası
Yağ biberi kesilip çekirdeği çıkarılıyor. Doğranıyor. Elli kilo bibere beş kilo kadar domates ekleniyor. İki saat kadar kaynıyor, özleniyor. Sonra kaynar halde kevgirden geçiriliyor. Bu sızan püre bir hafta kadar tül altında güneşleniyor. Sonra kavanozlanıyor. Biraz tuz atılıyor ve üzerinde de zeytinyağı gezdiriliyor.

Narpuz


Uzun bir süredir alışveriş yaptığım İpek Hanım Çiftliği'nden Pınar hanım'dan her hafta ilginç mesajlar geliyor. Biri de narpuz isimli bu bitkiyi tanıtıyor.

"Narpuz (Yarpuz) Bitkisi & Olabilecek En Güzel Vücut Kokusu


Yaylalardaki su kaynaklarının yakınlarında köylülerin ''narpuz'' veya ''sabun otu'' dedikleri mentol içeren bir bitki yetişiyor. Bir çeşit yabani nane... Aroması ile de nanenin ikiz kardeşi olarak biliniyor ve çoğunlukla nane yerine kullanılıyor.... Köy evlerinin hepsinde inek, eşek, koyun, keçi var ve bunlarla uğraşan insanların üzerine oldukça kötü bir koku siniyor. Normal sabunlar bu kokuyu asla çıkaramıyor, deodorantların bastırabileceğini de sanmıyorum. Narpuz burada işe yarıyor. Bir parça narpuzu topan haline getirip üzerine zeytinyağı sabunu sürüyorlar ve vücutlarını bununla yıkıyorlar. O ağır mı ağır sığır kokusu yerini mentol ile sabun karışımı çok kalıcı bir kokuya bırakıyor. Yörükler de bebeklerini üç yaşına kadar sürekli yarpuzla yıkıyorlar ve büyüdüklerinde terlerinin kötü kokmayacağına inanıyorlar."

Nazilli'nin Kutsal Otu: Eneç!

Eneci ilk defa İpek Hanım Çiftliği'nden almış ve aşağıdaki tarif ile denemiştim. Tadı biraz kuşkonmaza benziyor.

Çiftliğin sahibi Pınar hanım Eneç'i şöyle anlatıyor:

"Literatürde acı ot, kedirgen, tilki kuyruğu, sarmaşık, tilkişen gibi pek çok isimle geçse de Nazilli'de adına ''Eneç'' diyor insanlar. Neredeyse bütün Kuzey Ege'de büyük bir değer veriliyor bu ota... Öyle ki bu otun şifa verdiğine, bir çeşit ilaç olduğuna, bunu yiyenin hastalanmayacağına ve hatta kolay kolay ölmeyeceğine inanıyorlar. Zamanında Almanya'ya yaşamaya giden Nazillililere uçak kargosu ile gönderildiğine defalarca şahit oldum. Yamaçlarda, uçurum kıyılarında yetişiyor genelde ve bulması ''bildik gözler'' için bile hayli güç. Dikeni tanıyan kadınlar büyükçe bir sopa ile etrafındaki dikenleri kaldırıyor ve dibinde tek başına yetişmiş bu otu söküyorlar. Bir kadın tüm gün dolaşarak en fazla üç - dört bağ toplayabiliyor. Son derece bakir alanlarda yetiştiği için kesinlikle yıkanmıyor. Sadece silinerek kullanılıyor.... Has Enecin normal eneçten bir farkı var. Normal eneç için ''Baba Eneç'' diyor buralardakiler. Tek bir büyük ot ve dibinde birkaç tane yavrusu... Has Eneç ise tek başına yetişen bir tür. Enece göre en önemli farkı kesinlikle acı olmaması... "

Tarifi aşağıdaki gibi:

-Eneçleri kesinlikle yıkamayın. Sadece silin.
-Eneci elinize alıp hafifçe yay gibi gerin. ''Tık tık tık...'' hafifçe büküp bırakın. Sert kısmın sonuna geldiğinizde ''çıt'' diye kırılır kendisi. Sert kısımları ayırıp çöpe atın.
-Elinizde kalan filizleri en fazla birer santim olacak şekilde ince ince doğrayın.
-Bir tavaya bir çay bardağı zeytinyağı koyarak ısıtın.
-Üç adet soğanı kare kare doğrayın ve yağa atın. Birazcık yumuşayınca eneçleri de ekleyin.
-En fazla bir veya iki kere karıştırarak on beş dakika kadar kavurun. Eğer karıştırırsanız tadı acı olur.
-Yeşili tam ölmeden üzerine biraz tuz, biraz tatlı toz biber ekleyin ve üç tane yumurta kırdıktan sonra bir - iki dakika daha hafifçe dürtükleyerek pişirin. Bu şekilde servise hazır olur.

Sabun Tarifi

Eski yöntemlerle sabun yapmak isteyenlere İpek Hanım Çiftliği sahibi Pınar Kaftancıoğlu'ndan en basit tarifi sizinle paylaşıyorum.

"Doğal yöntemler ile sabun yapmak için dört şeye ihtiyacınız var: Kaliteli bir zeytinyağı, meşe odununun külü, kil ve kaya tuzu.


Kalaylanmış bakır kazanlarda kaynatılan zeytinyağına ayrı bir yerde kaynatılmış ve dinlendirilmiş kül ve kil suyu karışımı ilave edilir. Sabunlaşma görüldükten sonra kıvamının iyice yoğunlaşması beklenir ve içine kaya tuzu atılır. Kazanın üzerine çıkan sabunlar alınarak tavalara dökülür. Yaklaşık bir ay kadar kurutulduktan sonra kesilir. Kesilmiş sabunları serin ve ışık görmeyen bir yerde üç - dört ay daha kurutursunuz. Sonunda şekli bir şeye benzemeyen, birinin gramı diğerini tutmayan sabunlarınız olur. :)"

Artık bu tarifin yerini çoğu köyde sıvı kostik (sodyumhidroksit, NaOH, bazik bir madde) almış bulunuyor. İnternette ufak bir araştırma yapınca çıkan sabun yapımı videolarında bile yaşlı köylü teyzeler nasıl kostik koyduklarını ve bir günde sabunu kuruttuklarını anlatıyorlar. Kostik sabundan uçurulamıyor, zararları önlenemiyor. Ancak tahrişi önlemek için konulan miktar da çok önemli. Bazı zeytinyağlı sabun üreticileri de yurtdışından cilt ile en az tahrişi sağlayan özel bir kostik getirip kullandıklarını iddia ediyorlar. Yine de bulabilirseniz en güzeli doğal üretilmiş sabunlar. Ben sabunlarımı İpek Hanım Çiftliği ve Nerolinn'den alıyorum.


Pazarlık





Bu fotoğrafları birkaç saat önce Polonezköy'de çektik... Artık geri sayım başladı, bu yüzden midir bilmiyorum bu son hallerimi mümkün olduğu kadar karelemek istiyorum. Yakında yine diyetisyenime gidip bu sefer doğum sonrası uygulamam gereken diyeti konuşacağım, özellikle sütümün bol olması için neler yapmalıyım, günde 3 litre suyun yanında tüketmem gereken gıdalar neler olmalı bunları sormak istiyorum... Hmmm bir de tatlı konusunda kendisiyle sıkı bir pazarlığa oturmayı düşünüyorum :) En azından doğum sonrası ufacık tefecik bir keki veya istediğim bir tatlıyı lüpletme arzusu içindeyim! Bana şans dileyin!














Sivas Madımak 2012

Büyük resim için tıklayın
2 Temmuz... Sivas'da yitirdiğimiz aydınlarımızı saygıyla anıyoruz...

Tayfun Akgül'ün Çöp Karikatürleri

Tayfun Akgül otoportre

Karikatürist arkadaşımız Prof.Tayfun Akgül'ün çöpten topladığı malzemelerle yaptığı portre karikatürler sergisi geçtiğimiz günlerde Çekmeköy Gönüllüleri Derneği'nde açıldı.
O sergiden izlenimler aşağıdaki linkte...

TAYFUN AKGÜL ÇÖP KARİKATÜRLER

DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ


    
   

    AKP HÜKÜMETİ DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ İSTİYOR!

    AKP hükümeti emek ve demokrasi güçlerine yönelik saldırılarına azgınca devam ediyor. KCK operasyonu adı altında sabahın köründe sendikacılar gözaltına alınıp, sendika merkezleri polis baskınına uğruyor. Siyasi parti ve demokratik kitle örgütü yöneticileri gözaltına alınıyor, basın organları basılıp terör estiriliyor. Hükümet muhalefet güçlerini sindirerek, ülkeyi dikensiz gül bahçesi haline getirip sömürü ve talan düzenini emperyalizmin talepleri doğrultusunda sürdürebilmek niyetinde.

    Emperyalizmin kuklası haline gelen hükümet, ülkeyi savaşa sürüklemek isterken muhalefeti de yok etmek ve sindirmek gayretinde. Bir avuç kapitalistin çıkarları için ülkenin tüm doğal alanlarını sermayenin hizmetine sokup, suyu, ormanı, toprağı ve havayı metalaştırmayı hedefleyenler, Suriye’ye yönelik provokatif eylemleri ile yine sermayenin hizmetinde yoluna hızla devam ediyor.

    KESK’in, bu ülkenin en dinamik sendikası olarak bu ortamda hedef tahtası haline getirilmesi sermayenin partisi AKP açısından gayet normal. Kıdem tazminatlarına el koymaya, memuru ve işçiyi köleleştirmeye, eğitimi gericileştirip genç köle işçiler ordusu yaratmaya çalışanlara bunun cevabını emekçi halkımız mutlaka verecektir.

    Sermayenin ve onun iktidarının saldırıları her alanda sürüyor. Doğal alanlarımıza yapılan saldırı ile emek ve demokrasi güçlerine yapılan saldırılar at başı devam ediyor. Buna dur demek ve tüm saldırılara karşı topyekûn, tüm halk kesimleri ile birlikte mücadeleyi büyütmek artık ertelenemeyecek bir görevdir.

     
STHP
(Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu)