18 Aralık 2012 Salı

Rakamlara Bundesliga!


Bundesligada ilk yarı sona erdi. İlk yarının bazı istatistiki verilerine bakmakta fayda var.


En çok gol atan oyuncu: Stefan Kiessling

Geçen sezon Hyypia ve Lewandowski ikilisi geldiği andan itibaren Kiessling ve takım kaptanı Rolfes bir başka oynuyordu. Özellikle Kiessling "defansif forvet" tanımına oturan oyun yapısı bir yana attığı gollerle de dikkat çekiyordu. Eğer vaktim olursa ilk inceleme altına alınacak takım bu sene her açıdan bundesligada "marjinal" kalan dizilimi ve oyun felsefesiyle Leverkusen olacaktır zaten.

En çok koşan takım: Stuttgart:  maç başına 119.9 km!

Sezona çok kötü bir başlangıç yaptılar. Labbadia yönetimi altında 7 maç üst üste kazanamadılar ilk defa ve fakat sonra düzeldi işler. Çok koşmasına rağmen topa az sahip olan bir karaktere sahip. Çok önemli ayrıntı "rakibi hücum pozisyonunda hazırlıksız yakala" prensibini işleten takımların başında geliyor. Çok koşuyorlar, topa sahip olma oranları düşük ve fakat olabildiğince de golcü bir takım..

En "sprinter" takım Borussia Dortmund: Maç başına 188 Sprint!

Oyunun felsefesi buraya bağlı biraz. Topa sahip olduğun anda çok hızlı bir şekilde atağa kalkmak. Rakipler henüz yerleşim almadan da fişi çekmek. Kenar forvetleri takımın yıldızları olduğu gibi savunmanın da asli unsurları. Götze kenarda beklemiyor, Reus ileride durmuyor. Takım savunmasına katılıyorlar ve topa sahip olduklarında ise her şey çok kısa süre içerisinde değişiyor.


En fazla faul yapılan oyuncu: Diego 63

Yıldıray Baştürk'e benzetiyorum bazen. Kalçasını, omzunu velhasıl vücudunun her yerini çok iyi kullanıp topu ancak faul ile alabilecek konuma getiriyor.  Özellikle Magath'ın gidişi sonrası form grafiğindeki artış inanılmaz. Daha da iyi olacak gibi..


           En iyi sprinterler    1. Harnik (Stuttgart) 478
                                          2. Inui (Frankfurt) 467
                                          3. Piszczek (Dortmund) 446

Bu size aslında Dortmund ile Stuttgart arasındaki benzerliğin şifrelerini de verebilir. Stuttgart presi Dortmund kadar etkili değil ve daha stratejik ve belirleyici zaman ve alanları kapsıyor. İstediği anda istediği bölgede.. Dortmund ise rakip takımda top bir saniye dahi kalmasın felsefesiyle hareket ediyor. İkisinin de hücum gücü hızlı oyuncular sahanın hızlı bir şekilde kat edilmesine bağlı. Harnik Bundesligadaki en underrated oyuncuların başında geliyor zaten. Her şeyi ortalama olan bir oyuncu bu kadar nasıl verimli olur, inanılması güç. Çok ama çok iyi bir kenar forvet. Misal Galatasaray'ın böyle bir kenar adamına ihtiyacı var. Bir golcüden daha fazla etkili olabiliyor skor anlamında... Keza sezon başında "bir milyon euro" bedeli olan İnui'yi alıp Amrabat'a 8 mily. vermeselerdi hayat hem sportif hem de ekonomik açıdan Galatasaray için çok daha iyi olabilirdi.

En güzel kontra oyuncuları:
                                             1. Schürrle (Leverkusen) 10
                                             2. Ibisevic (Stuttgart) 9
                                             3. Arnautovic (Werder) 8

Kontra atakların sonucunda kaleye isabetli şut çeken oyuncular bunlar.  Leverkusen ve Stuttgart'ın bir anlamda oyun anlayışı biraz buna yönelik. Pek çok Leverkusen atağı hali hazırda kendi yarı sahasından başladığıve Schürrle'nin hızını da eklediğinizde  bu listede liste başı olması kadar olağan bir durum yok. 4'lü defansın önündeki 3'lü defansif orta saha sıklıkla kendi yarı saha çizgisinde hücum planını kurgular.  İbisevic de keza aynı şekilde Stuttgart'ın oyun felsefesi sonucu.. Şaşırtıcı olan Arnautovic. Bu sezonki Bremen belki de Schaaf'ın geldiği günden bu yana en "farklı" takımı oldu. Stratejisi ve oyun anlayışı neredeyse baştan aşağı değişti. Onun bir sonucu da Arnautovic'in bu kenardan boş alanda ilerleyip kaleye yönelmesidir.
                                          
En savaşçı oyuncular:
                                                   1. Kiessling (Leverkusen) 656
                                                   2. Szalai (Mainz) 536
                                                   3. Lewandowski (Dortmund) 526

İşte bu "yeni futbol". Savunma önde başlar felsefesinin en önemli göstergesidir. Üç forvet geçen 17 maç içerisinde en fazla ikili mücadeleye girmiş oyuncu oluyorsa oturup düşünmek gerekir. Mario Mandzukic ile Mario Gomez arasında fark yok derler ama bu büyük bir yanılsamadır. Mandzukic de her maç on bir çıksaydı bu listeye girerdi ya da Bayern topa o kadar çok sahip oluyor ki bu rakamlara ulaşması zor olurdu lakin Gomez ile farkı burada. Artık forvetler savaşmak zorunda ve takım savunması kesinlikle hücumdan başlar.!  Ki zaten yıllar yıllar önce Kiessling'i Galatasaray'a Hakan Şükür'ün devamı niteliğinde fazlasıyla istemiştim.. Çok iş yapardı, çoook..

En iyi savaşçılar:       
                                1. Stranzl (Gladbach) 74,8 %
                                2. Papadopoulos (Schalke) 70,0%
                                3. Naldo (Wolfsburg) 69,7 %

Burada ise ikili mücadele kazanma oranı en yüksek üç oyuncu bulunuyor. Hummels'in listede olmaması ilginç. Naldo'nun sakatlık belasından kurtulup istikrarlı bir şekilde oynaması ve bu oranı yakalaması güzel. Papadoupoulos ise zaten geleceğin stoperleri arasında yer alıyor.

Bir maçta en fazla topla buluşan oyuncular:
                                                                  1. Schweinsteiger (Bayern) 93,2
                                                                  2. Ribery (Bayern) 88,8
                                                                  3. Lahm (Bayern) 88,4

Şaşırdınız mı? Hayır. 3 tane Bayern Münih oyuncusu. Topla oynama konusunda Barça seviyesine yaklaştı derken bunu söylüyorduk. Yense de yenisle de topa sahip olma oranı değişmiyor. Dağıtıcı rolündeki Schweinsteiger zaten her sene bu listenin başında yer alıyor ama sağdaki Ribery ile solda atakların büyük bir kısmını başlatan bek Lahm'ın ilk üçün içerisinde olması da sanırım Bayern'ün neresinin güçlü olduğunu yeterince iyi anlatıyor.

Sezonun Bild'e göre en iyi ortalamaya sahip futbolcuları ise Frank Ribery, Mario Götze ve Frankfurt kalecisi Kevin Trapp

Tuchel --> Schalke!


Schalke bana göre büyük bir hata yaparak Stevens'ı gönderdi. Şimdi yerine ne büyük aday bu akşam kupada rakibi olan Mainz'ın başarılı teknik direktörü Thomas Tuchel.! (Tomas Tu'hıl)

Mainz tarafı anlaşmanın feshi için 30 istiyordu ama şimdi biraz daha yükseltmişler. 60 milyon euro diyor 2015'e kadar sözleşmesi bulunan Tuchel'in serbest kalabilmesi için!

Elbette bunlar gerçek dışı rakamlar ama Tuchel oldukça iyi bir alternatif. O Schalke kadrosuna çok iyi gelir ve fakat o tarafın asıl sorunu devre yaklaştıkça transfer görüşmelerini arttıran Huntelaar, Farfan ve Holtby'dir.

Tuchel giderse ilginç olacak zira Ruhr derbisinin iki ezeli takımına Mainz teknik adam servisi yapmış olacak. Önce Klopp'u Dortmund'a gönderdiler şimdi de Tuchel'i Schalke'ye gönderecekler.. 

Dortmund kadar sabır gösterebilir mi Schalke bir teknik adama, asıl mesele budur.

Devre arası hem ülkemizde hem Avrupa'da geçmiş yılların aksine çok daha hareketli geçecektir diye düşünüyorum. 

Bekleyip görelim..

Bundesliga..


Logo'su gibi mübarek..

Fırsat eşitsizliği

Bir insan anne veya baba olduğunda tüm duruşu değişebiliyormuş, hayattan beklentileri, öncelikleri, aldığı kararlar. Ben bunu anne olunca anladım, şu anki en büyük endişem iyi bir evlat yetiştirmek, memleketimin şartları ortada, devlet okuluna vermek idealimdi, ancak şu anda yaşı itibari ile özel bir okula gidiyor, üstelik bu okul geleneksel Türk şartlarının tamamen dışında bir okul ama en fazla

17 Aralık 2012 Pazartesi

Eyvah çocuğum ateşlendi!



Bugünlerde İstanbul’da havalar sıcak sonbahar havasından bir anda 10 derece düşerek buz gibi kış havasına büründü. Benim ve arkadaşlarımın çocukları da bundan bir anda etkilendi tabii. Parkta hırka ve polar ile gezmeye alışan çocuklar bir anda soğuk ile giyinmek istemediler. Biz bile bir anda bu hava değişimine alışamadık. Büyük kızım bir gece çok yüksek ateşlendi. Ateşi ilaçsız nasıl atlatıyoruz, ben de sizinle kendi bitkisel, homeopatik bağışıklığa müdahale etmeyen ama destekleyen uygulamalarımı paylaşmak istedim. Bir başka blogumda da hastalanmayan çocuk yetiştirmekten bahsetmiştim.


Çocuk doktorumuz bize ateşi çok güzel anlatmıştı: “Ateş vücudun savunma sistemidir, ilaçla veya duş ile müdahale etmeyin. İşi bitince kendiliğinden düşer. Sadece gece uyuması açısından, uyuyamaz sayıklarsa o zaman düşürebilirsiniz, suya sokun, rahatlatın.” demişti. Tabii ateşi düşürmek anne ve babanın gece herkesin uyuyabilmesi ve ertesi gün de rahat etmesi açısından ilk başta iyi gözüküyor. Ancak bağışıklık sisteminin işine karışılmazsa ateş genelde bir gece en yüksek şiddette sürer ertesi güne düşmeye başlar, yine de ufak dalgalanmalar 4 güne kadar sürebilir. Ben genelde uyumama pahasına ateşe 40 derecede bile düşürme adına müdahale etmiyorum. Sadece doğal ilaçlarla destekliyorum.

Kitap bilgilerine göre, ateş vücudun çoğunlukla viral ya da bakteriyel bir enfeksiyona karşı tepkisidir. Buna yol açan şeye karşı kendini koruma mekanizmasıdır. Genelde yüksek ısılarda enfeksiyona yol açan bakteri ve virüsler yaşayamaz. Yüksek ateşte enfeksiyonla savaşan beyaz kan hücreleri sayısı, savaşma gücü ve hızı artar. Yetişkinlerde ateşin yüksekliği hastalığın şiddetini gösterirken çocuklar 40.5 derecede sıradan bir grip atlabilir veya 37.5 derecede ciddi bir hastalık atlatıyor olabilir.

Ateş sırasında eğer çocuğunuzda kırmızı lekeler, şiş lenf bezleri varsa çocuk hastalıklarından şüphelenebilirsiniz.

Yüksek ateşte havale ise tüm annelerin korkulu rüyası haline gelmiş. Aslında havale yüksek ateş gibi düşük ateşlerde de görülebilir. Doğal Anneyim Facebook gurubumda bunu yaşayan anneler var. Elimdeki favori çocuk hastalıkları kitabımda (Smart Medicine for a Healthier Child, , M.D.Robert Roundtree, MSN. Rachel Walton) ise ateşin hızla yükselip düşmesinden ziyade çok düşük bir yüzdedeki çocuklarda özel durumlarda yatkınlık yüzünden havale olduğu yazıyor. Bu çocuklar bir kere havale geçirince %50’si tekrar geçiriyor, bunların da %30’u 3. defa geçirebiliyor. Ben de çocukken iki kere havale geçirmişim. Havale geçirmekte olan bir çocuk görmek çok zorlu bir deneyim olsa da, havalenin kalıcı bir hasara, ya da bunun epilepsi ya da başka kasılma rahatsızlıklarına yol açtığı hakkında bilimsel bir kanıt yok. Yine de havale geçiren bir çocuğunuz varsa, mutlaka acilen doktorunuzla görüşüp sebep olan şeyin incelenmesi ve tekrarlanmaması için önlem alınmasında fayda var.

Doktorunuzla görüşmeniz gereken durumlar
Eğer çocuğunuz;
*6 aylıktan küçük ve ateşliyse,

*6 aylık-3 yaş arasında ve 39 derece ve üstü ateşi varsa,

*3 yaş üstünde ve 40 derece ve üstü ateşi var, normal ateş düşürme yöntemleri işe yaramıyorsa,

*yaşının önemi olmaksızın tepkisiz, kendinden geçmiş, sıradışı uykulu, aşırı rahatsız, boynunda tutulma, nefes almada güçlük, idrara çıkmada azalma ya da size göre bir terslik var ise mutlaka doktorunuzu arayın.

Konvensiyonel ilaçlar ile ateş tedavisi
Dört senedir çocuklarımda hastalandıklarında doğal yöntemleri kullanıyorum, çok şükür ki antibiyotik kullanımı hiç gerekmedi. Her seferinde doğal destekler, bitkiler ve homeopati yardımımıza koştu. ilaçların aşağıdaki yan etkilerini bilmekte fayda var.

*Asetominofen (Tylenol vb.) ateş düşürür, ağrıları dindirir. Ancak yüksek dozda karaciğer rahatsızlıklarına yol açabilir.

*İbuprofen ateş düşürür, ağrı keser. Mide rahatsızlığını önlemek için yiyecekle birlikte verilmelidir. Yan etkilerini prospektüsten okuyun, ben bakınca çok rahatsız olmuştum.

*Parol, parasetamol gibi ilaçlar karaciğere toksik olduğu için kullanılmamalıdır. Bu ilaçların kalp hastalarında kalp krizi riskini artırdığı gözlenmiştir.

*Aspirin sakın vermeyin. Ateş genelde viral sebeplerle olur. Virüs enfeksiyonlarında aspirin kullanımı Reye’s Sendromuna, çok tehlikeli bir karaciğer hastalığına yol açar.

Beslenme
Hastalık anında vücudumuz enfeksiyonla savaşmak adına çok enerji harcar. Bu sebeple yenen yiyecekler sindirimi kolay ama vitamin ve mineral açısından zengin olmalıdır. Hastalık hallerinde hayvansal gıdalar sindirimi zor olduğu için tüketilmemeli, daha çok bitkisel besinler, içme suyu, bitkisel çaylar, sebze çorbaları ve sulandırılmış meyve-sebze suları yenip içilmelidir. Şeker ve hayvansal yağlar iç toksisite yarattığından, süt ve süt ürünleri mukusu artırdığı için uzak durulmalıdır. Açlık, genelde hastalık anında çocukların canları bir şey istemediği için uygulanabilecek başka bir yöntemdir. Çocuk istemezse zorla yemek verilmez. Vücut iyileşmek için mevcut depolarını kullanır, kilo kaybı olsa da hastalık sonrasında çocukların iştahı yerine gelir.

*Vitamin C’nin enfeksiyon önleyici özelliği vardır.

Bitkisel tedavi
*Titremeleri azaltmak ve terlemeyi artırmak için bitki çayı: oğulotu yaprağı (sakinleştirici, terlemeyi artırıcı), papatya (rahatlatır), nane yaprağı (ateşi düşürür), meyankökü (tatlandırır, boğaz enfeksiyonuna karşı, diğer bitkilerin etkileşimini artırır). 2 yaş üstüne günde yarım bardak 4 kere verilebilir. Emziren anneler bir gün boyunca 4 kere 1 bardak mümkün olduğu kadar sıcak içerse, sütünden bebeğine geçecektir. Çayı tatlandırmak için bal kullanmayın, balın 36derece üstüne ısıtılmaması gereklidir, içeriği bozulur.

*Baldırları limon suyuna batırılmış kumaş ile sarmak ateşi düşürür. Bir bardak kaynama noktasında suya bir limon suyu eklenir. Kumaş veya çorap bu suya batırılır. Ilık dereceye inince baldırlara sarılır, üzerine kuru bir çorap giydirilir ve battaniye örtülür. 20 dakika bırakılır.

*Ekinezya ve altınmühür (goldenseal) formülü bağışıklığı artırır, enfeksiyonla savaşma gücünü artırır. Her iki saatte bir doz, 8 saat boyunca verilebilir. Sonra bu günde 3 doza indirilir, bir hafta boyunca devam ettirilir.

*Sarımsak antibakteriyel özelliği itibariyle enfeksiyonu düşürür. Toz kapsül halinde ya da çorbada verilebilir.

*Zencefil çayı soğukalgınlığı kaynaklı ateşte etkilidir. Titremeleri azaltır, terlemeyi artırır. Çocuğunuza yarım bardak, günde 4 kere verebilirsiniz. Çok acı gelirse, meyve suyu veya su ile seyreltin.

Homeopati ile tedavi
Çocuğunuz ateşlendiğinde semptomlarına uygun homeopatik remediyi mümkün olduğunca erken vermeye başlayın. 30dk içinde bir cevap görmelisiniz. Genelde 1-2 doz sonra ateş düşmeye başlar. Eğer cevap alamazsanız başka bir remedi deneyin. 2 remedi denemiş ve etkili olmamışsa doktorunuzu ve homeopatınızı arayın. Homeopati desteği için Doğal Anneyim grubundaki homeopat önerilerine bakabilirsiniz. Ya da Türkiye Homeopati Derneği ile iletişime geçebilirsiniz.
Uygulama yöntemi: Ben çoğunlukla evde 30C ve 200C kullanıyorum. Bir granül bir bardak 160ml suda bekletilir. Eriyince bir çay kaşığı bu sudan verilir. Mümkünse ağızda 1 dk bekletilir sonra yutulur. Bir doz verilince 1 saat sonra iyileşme olmazsa ikinci doz verilir. İkinci doz öncesinde bardaktaki su 60cm yüksekten bir kitap üzerine ya da elinize kuvvetlice vurularak 10 defa çalkalanır (succussion) sonra bir çay kaşığı verilir. 3 maksimum 4 dozdan sonra yine iyileşme olmazsa başka remedi denenir. Her doz arasında 1 saat beklenir ve mutlaka çalkalama yapılır. Çalkalama ilacın gücünü artırır. Homeopatik ilaç dozu olarak 30X, 9C, 30C, 200C evde kullanılabilir. Homeopati ile ilgili  daha fazla bilgi için röportajıma bakabilirsiniz.

*ACONITE, ateş henüz başlarken ve ani ateşlerde etkilidir. Soğuk rüzgara maruz kalmış olabilir. Bir türlü rahatlayamadan, yatakta dönüp duran, sakinleştirilmesi zor, hiperaktif, belki de korkmuş çocuklara önerilir. İki doz sonrasında başka remediye geçin.

*ARSENICUM ALBUM, gece yarısı ile 02.00 arası ateş artınca kullanılır. Bu çocuklar huzursuz ve yerinde duramaz, bacaklarında ağrı vardır. Başında soğuk kompres ve bacaklarında battaniye ister.

*BELLADONA, ani ateşlerde kullanılır. Çocukta titremeler, kızarmış bir surat ve hararetli bir vücut vardır. Göz bebekleri genişlemiş, ses ve ışık rahatsız eder.

*BRYONIA, ateşli ve irritable çocuklarda, aşırı susama ve muhtemelen kabızlık varsa kullanılır. Çocuk dokunulmamak ve yalnız kalmak ister.

*CHAMOMILLA, diş çıkarma ilişkili ateşlerde kullanılır. Çocuk her türlü ısıda, sıcak odada, battaniye altında ve gece rahatsız hisseder. Bebekte bir sıcak ve kırmızı yanak, bir de soluk ve soğuk yanak vardır. Gece boyunca ağlayarak uyanır, gelmek üzere olan bir diş ateş sebebi olabilir. Kucakta dolaştırılınca rahatlaması kısa sürer. Bebeğin yanaklarının kızarıklığı gider ve kucak istemesi biterse ateşi FERRUM PHOSPHORICUM ile çözümlenebilir.

* FERRUM PHOSPHORICUM, orta seviyede ya da daha önce ACONITE veya BELLADONA ile düşürülmüş ateşte etkilidir. Ani oluşmayan, yüksek olmayan ateşte kullanılır. Çocuk soluk görünür ve güçsüz hisseder.

*GELSEMIUM, tüm vücudu ağrıtan ve kızartan ateşte etkilidir. Göz kapakları ağır ve yarı kapalı olur, susama olmaz.

*MERCURIS SOLUBILIS, ateş yanısıra kötü kokulu ağız kokusu, vücut kokusu, dışkı ya da idrar varsa etkilidir.

*PHOSPHORUS, öksürük veya üst solunum yolu enfeksiyonu olan ateşlerde etkilidir. Çocuk buz gibi soğuk içecek ister ama uzun süre midesinde tutamaz.

Akupresür (Acupressure) ile tedavi
Dört kapı uygulaması ile ateşi temizleyin, sakinleştirin ve çocuğu gevşetin.
Bunun için el ve ayak baş parmağı ile işaret parmağı arasındaki yumuşak kaslı dokuya, sıkıca iki taraftan baş parmak ve işaret parmağınız ile bastırın. Acıdan çok “iyi bir basınç” hissedilmeli. İlk önce sağ el ve ayağa aynı anda yapın, sonra öteki tarafa uygulayın. Uygulama iki şekilde yapılabilir. Bir ila üç dakika boyunca ağrı geçene kadar devamlı aynı basınç uygulanır. Ya da ikinci yöntemde 10 saniye basınç uygulanır, 10 saniye bırakılır sonra tekrar 10 saniye basınç uygulanır, 10 saniye bırakılır. Bu 10 kere tekrarlanır. 

Genel öneriler
*Dehidrasyonu önlemek için mümkün olduğunca sıvı tüketimi olmalıdır.

*Çocuğunuzu beline kadar ılık su dolu küvette sünger ile ovalamak ateşi düşürebilir. Bir kaç bardak ateş düşürücü bitki çayı banyo suyuna katılabilir. Papatya çayı gevşetir.

*Asla soğuk su veya alkol ile ovalamayın. Soğuk veya alkol kan damarlarını daraltarak ısının vücuttan atılmasını zorlaştırır.

Kaynak: Smart Medicine for a Healthier Child, , M.D.Robert Roundtree, MSN. Rachel Walton

oi va voi - hora



It's all about identity
Tamamen kişilikle alakalı
 Construction of a family
Bir aile kurmak
Of difference and simile
 Farklılıklardan ve benzerliklerden
 What I give you and you give me
 Sana ne verdim ve sen bana ne verdin

It's all about identity
 Tamamen kişilikle alakalı
This tribal sense of dignity
Asaletin bağlı olduğu bu duygu
Of tolerance and unity
Hoşgörü ve birlikten
Of prejudice and bigotry
Önyargı ve bağnazlıktan.

It's all about identity
Tamamen kişilikle alakalı
 A web of who we'd like to be
'Kim olmayı istiyoruz'un oluşturduğu ağ
Let's cut and paste our memory
Hadi hafızalarımızı kes yapıştır yapalım
 A dark and timeless industry
 Karanlık ve modası geçmeyen endüstri

It's all about identity
Tamamen kişilikle alakalı
 A strength and solidarity
Dayanma gücü ve dayanışma.
 A dazed, confused desire to find
Bir sersem ,şaşırmış arzuluyor bulmayı
A place and time in history
Bir yer ve zaman tarihin içinde.

It's all about identity
Tamamen kişilikle alakalı
Or how the sheer majority
Veya salt çoğunluğun size
Impose a predetermined badge
Önceden belirlenmiş bir yaka kartını nasıl empoze ettiğiyle
And wait to judge you silently
 Ve sessizce sizi yargılayışlarını beklemenizle.

It's all about identity
Tamamen kişilikle alakalı
A retrospective odyssey
Geriye dönük bir yolculuk
But where I live and who I meet
 Ama nerede yaşadım ve kimleri tanıdım
Are stronger in defining me
Bunlar beni tanımlamada etkisi büyük olanlar./ beni ben yapan şeylerdir.

Brezilyalı kaleci Evanildo (El Jaish) + Diamanti



Arkadaş bu nasıl serbest vuruş kullanmaktır ya? Bir de Brezilyalı.. Üzüldüm zira şu vuruş kendi kalesine gol olsaydı hak ettiği değeri görecekti derim ben.

Bir de bunun korner versiyonu var ki çok beğendiğim oyuncu olan Diamanti sahne alııyor.



Kafa vurmak için bekleşen oyuncuların hayal kırıklığı kadar taş düşsün başına Diamanti!

Fuat Çapa'ya sorular..


Perşembe günü Fuat Çapa ile görüşeceğiz. 

Sizin de sorularınız varsa çekinmeyin..


16 Aralık 2012 Pazar

Raul Meireles ve Hakemlerin Saygınlığı


Hakemlerin otoritesi, hakemlerin saygınlığı v.s.

Sizce kaç maç ceza alır? Kaç maç ceza alması gerekir?

Gerçekten merak ediyorum, burada bu harekete "yorum" nasıl olacaktır..

Hep beraber bekleyip görelim.

Meireles'in on ya da yirmi maç ceza alması kimsenin hoşuna gitmez. Rakip takım taraftarları için de söylüyorum bunu. Burada merak edilen, böylesine ilginç bir tepkinin karşıda nasıl bir yorumanacağı.

"gay" dedi bana dese ve mesela Meiereles çıkıp da "bu işaret aslında şudur" dese buna kim nasıl itiraz edebilir?

Diğer açıdan hakemin bana göre saygınlığını "sıfıra" indiren ve karizmasını her bakımdan biçen bir tavırdır. Ama iş resmiyete dökülürse çıkacak sonuç çok başka olabilir..  Bekleyip görelim

Meireles'den açıklama geldi:
 "Hakeme, bu maça kadar gördüğüm kırmızı kart sayısının sıfır olduğunu ima etmeye çalıştım. Ayrıca hakeme hakarette bulunmadım, küfür de etmedim" dediği öğrenildi.

Galatasaray-Fenerbahçe 2-1


Derbide koreografi  çok güzeldi. Atmosfer harikaydı. Maç içerisinde oyuncuların büyük bir bölümü oldukça iyi niyetliydi. Futbol için aslında ortam muazzamdı ama doksan dakika sonunda futbol sizi tatmin etti mi derseniz, hayır. 

Daha iyi olan kazanmadı daha az isteyen kaybetti. Fenerbahçe taraftarları maç içerisinde oluşan ayrıntılarla ilgilenmek yerine 90 dakika içerisinde rakip kalede üretebildiği pozisyonları saymaları gerekir. Galatasaray ise önemli bir galibiyet elde etti ve bu sezonun ilk maçlarının ardından elde edilen bütün başarılara rağmen saha içi yeterliliği gelecek adına umut vermiyor. Konum olarak çok daha iyi oynadığı maçların arkasından dahi ede edemediği bir yerde.  Bu açıdan yeni yıl için umut fazlasıyla vardır ama yapılacak olan transferler ve oyun içi hameleri önemli.

Terim'in talebeleri "sonuç" alıyor, Bu açıdan her kulvarda istediğini almış durumda ama futbol olarak her şeye rağmen tatmin etmiyor.

Galatasaray açısından  derbiye bakarsak eğer;

Melo harika oynadı. Defansın önünde savunma konusunda üstün gayreti değil top dağıtımı konusunda bu maç özelinde Selçuk’tan daha iyiydi. Hamit sadece garanti anlayışı ve topa sahip olma yeteneği değil aynı zamanda topla çıkışı ve o bölgeden Eboue ile beraber yaptığı savunma ve pres de maçın fark yaratan ayrıntılarından birisiydi.

Galatasaray önde bastı, rakibi uzun topa zorladı ve oyun kurdurtmadı. Bu konuda oldukça başarılıydı. Takım savunması  zaman zaman aksaklıklar olsa da rakibin organizasyonu çok güçlü olmadığı için motivasyonları topu kazanmaya yetti. Sorun şu ki kazanılan toplar etkili bir şekilde kulllanılmadı. 

Nedenleri çoktur ama benim görebildiklerim şunlar:

Hamit ve Amrabat yanlarına yaklaşan bekler ve orta saha ile beraber komibasyon futbolunun merkezi olma konusunda yetkin değiller.  Pozisyon üretme başarısı gösteremediler. Zaman zaman başarılı olan pas organizasyonlarında çizgiye doğru demarke vaziyette inseler dahi kaliteli pas ve orta konusunda yine iğstenilen seviyede olamadılar.  Burak ve Umut rakip takımın oyun kurmasını ve topa sahip olmasının önüne geçti belki ama ileride etkili olduğu tek bir aksiyon dahi bugün ben hatırlamıyorum. Zaten iki gol de durnan top organizasyonundan geldi ama kaçan goller var mıydı bu da irdelenmesi gerekir. İşte bu yüzden 2 Santrforlu ama forvetsiz –Amrabat kenar forveti değilmiş- bir takım aslında tek santrforlu ve iki kenar forvetli ve hatta on numaralı sisteme göre çok daha defansif bir stratejiye sahip. Geçen sezon bu eksikliği Selçuk ve Melo'nun beklenmedik ofansif performansı kapatmıştı ama bu sezon fazlasıyla sırıtıyor bu. 

Maçın pek çok anında boşa kaçan ve golle burun buruna gelecek oyuncuya paslar atılmadı. Büyük emekler sonucu kazanılan paslar efektif bir şekilde değerlendirilemedi. Üstelik bunları söylerken Selçuk ve Melo'nun görevlerini de layığıyla yaptıklarını söyleyebiliriz.  Kaka ya da Diego bu takımın ihtiyacı. Bu şekilde 15 top kazanıp 2 tane etkili atak üretmekten ziyade 10 top kazanıp 5 etkili atak geliştirmesi gerekecek belki ama doğrusu budur. Eğer ki Amrabat yerine kenardan Villa, Podolski v.s. özelliklerine sahip bir başka oyuncu transfer edilseydi bu sistem kusurlarını gizleyebilecekti. Şu durumda Emre'den Engin'den çok bir farkı olmayan Amrabat ile Galatasaray "hücumda" sorun yaşamaya devam ediyor. 

Galatasaray’ın bu sorunları teknik direktörün çözmesi gereken “teknik” meselelerdir ve fakat iyi olduğu ayrıntı ise istekli oyunu ve tam saha presi en azından rakibine göre çok daha iyi bir şekilde kotarmasıdır. Top rakipteyken alanı kapama, rakibin oyun kurmasını engellemesi ve maçı isteyen oyunculara sahip olmasıdır. Bana göre maçın en iyi adamı Melo’dur. Hamit ve Semih’in yanı sıra Selçuk’un da görevlerini layığıyla yaptıklarını söyleyebiliriz. Selçuk ve Melo'nun katılımıyla beraber savunmada aksaklıklar oluşuyor. 

Fenerbahçe ise bana göre çok kötüydü. Takım olarak maçı bu kadar az isteyen bir topluluğu uzun zamandır görmedim. Belki bana kızacaklardır ama “Emre” bu maçın en önemli eksiğiydi diğer tarafta Melo bu maç özelinde en büyük artısı olduğu gibi. Orta sahada topu aldığınız vakit Fenerbahçe’de dikine gidebilecek tek bir orta saha yok. Top kenarlara aktarıldığı vakit ise Alex gibi topu saklayıp pozisyon üretecek yani atağın başlangıç noktası olabilecek bir oyuncusu yine yok. Bakın bu takım çok iyi reaksiyon verebilir  ama aksiyon üretme konusunda yetkin olması için eksik noktalarnı gidermeleri gerekir.


Mehmet Topal, Meireles ve Baroni.

Bu üçünün de her şeyden önce hırsı yeterli değildi. Hemen hepsi rakibi karşılamaya yönelik tavır geliştirebilir ama topa sahip olduklarında bu üç isim de ön alana topu süremez,  dikine ilerleyemez, yanındakileriyle üçgen oluşturup topa sahip olamaz. Topla ilişkiyi ele alırsak "lider" olamazlar.  Baskı kurabilirler, rakibi oynatmama konusunda başarılı olabilirler ama topa sahip olduklarında baskı karşısında direnemez. Topu tutma konusunda ise yetkin olmaları çok zor.   Fenerbahçe’nin bu açıdan tek seçeneği Gökhan Gönül ile Kuyt’un oluşturacağı sağ birlik.  Bu şekilde baktığınızda Kuyt bu takımın en vazgeçilmezidir sahip olduğu özellikler nedeniyle. Meireles ve Sow’un da katılımıyla bu sağ kenar aksiyonları güzelleşebilir ama tek seçenekli bir takım olmak aynı zamanda önlem alınması da oldukça kolay olur.  Mevzubahis konu ya da sıkıntı Meireles, Topal ya da Baroni değil üçünün de oynaması.

Alex sonrası özellikle Gladbach maçında Fenerbahçe çok iyi oynadı, çok fazla koştu. İki maçlık bir onur mücadelesi vardı. İnanırım ki Fenerbahçeli futbolcuların ve hatta teknik adamın deplasmandaki Gladbach maçına verdiği önemin onda biri ancak bu derbiye verilmiştir. Bu açıdan bir manipülasyon  ya da Alex’in gidişinin daha fazla can sıkmaması için oyuncuların ve teknik adamın ekstrem mücadelesi vardı orada. Bugün sahaya Fenerbahçe’yi yatırdığınızda bu orta üçlü oyun kurma ve topu tutma konusunda kaliteli rakiplere karşı sorun yaşar.

Şu kadro yapısı ve oyun anlayışı ile  üzerine doğru gelen rakipleri oyunu kenarlara taşıyarak sonuca gidip deplasmanda sıklıkla başarı kazanabilir. Avrupa Ligi’ndeki güçlü rakipler karşısında da bu geçerlidir ama Türkiye’de deplasmanda dahi kontrollü oynayacaklara karşı yine sorun yaşayabilir zira oyuncu motivasyonu konusunda sıkıntı yaşanıyor. Şu bir gerçek ki taraftarın dışında oyuncuları ayağa kaldırma konusunda Aykut Kocaman’ın performansı yeterli değil. Avrupa'da deplasmanda oyun anlayışı, içeride ise taraftarın motivasyonu takımı ayağa kaldırıyor ama Türkiye'de deplasman maçlarında özellikle geriye düştüğünde işi çok zor. 

Swami Saraswati'nin İslam eleştirisi (kısım 6)

[[Madde numaraları (107. ve devamı) Saraswati'nin Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) adlı kitabındaki konu başlıklarıdır. İtalik dizili olanlar Kuran ayetleridir. Parantez içinde sure ve ayet numarası (19.15 ve devamı) gösterilmiştir. www.kuranmeali.org adresinde her ayetin Türkçede yayımlanmış otuz ayrı çevirisi karşılaştırılabilir. Cevap başlığı altında, 19. yüzyılda yaşamış bir Hindu derviş ve alimi olan Swami Dayananda Saraswati'nin itirazları verilmiştir. Cevapları Hintçe aslının İngilizce tercümesinden Türkçeye çevirdim. Gerekli gördüğüm yerlerde SN notu başlığı altında kendi yorumlarımı ekledim.]]

...............

107. “Kuran kitabında Meryem’in hikâyesini hatırla. (…) Ruhumuz Cebrail’i ona gönderdik ve Cebrail olan kusursuz (tam) bir erkek olarak göründü. O, Cebrail’e “Senden Allah’a sığınırım, beni senden korusun. Allah’tan korkuyorsan bana yaklaşma” dedi. Cebrail, “Ben Rabbinin habercisiyim ve sana mukaddes bir oğul vermek için gönderildim” dedi. Meryem “Erkek eli bana değmediğine ve zina işlemediğime göre nasıl oğul doğurayım?” dedi. Böylece ona hamile kaldı, ve karnında bebeğiyle beraber uzak bir yere (ormana) çekildi.” (19.15-19 ve 21)

Cevap: Melekler eğer Allah’ın ruhu ise ondan ayrı olamazlar;  akıl sahibi bir insan öncelikle bunu düşünür.

Bakire bir kız olan Meryem’in, bir erkekle temas etmek istemediği halde hamile bırakılması haksızlıktır. Melek eğer onu Allah’ın emriyle hamile bırakmışsa, o halde Allah’ın davranışı adalete aykırıdır. Buradaki diğer uygunsuz şeylerden söz etmemek daha doğru olur.

108. “Kâfirleri günah işlemeye kışkırtmak için onlara şeytanları gönderdiğimizi bilmiyor musun?” (19.81)

Cevap: Eğer Allah kâfirleri günaha kışkırtmak için şeytanlar gönderiyorsa, o günahlardan kâfirler sorumlu değildir. Ne onlar, ne de şeytanlar bundan ötürü cezalandırılabilir, çünkü emri veren Allah’tır; dolayısıyla sonuçlarından da Allah sorumludur. Eğer Allah’ın adaleti varsa, günahın cezasını kendi çekmesi gerekir; dolayısıyla cehenneme gitmelidir. Eğer Allah’ın adalet kaygısı yoksa o halde Allah zalim bir zorbadır; dolayısıyla günahkârdır, zira adaletsizlik ve zorbalık günahtır.

109. “Tövbe edip inanan ve salih amel ettiği için hidayete (doğru yola) erdirilenlere karşı elbette affediciyim.” (20.82)

Cevap: Kuran’ın savunduğu tövbe ve af öğretisi özellikle cüretkâr ve pervasız insanları günaha teşvik edicidir. Dolayısıyla bu kitap, dünyada kötülüğü ve günahı artırıcı bir etkiye sahiptir. Böyle bir kitap tanrının eseri olamaz.

110. “Yeryüzü yerinden oynamasın diye (onun üzerine) sağlam dağları yerleştirdik; (insanlar) gidecekleri yere varsın diye onlara yollar açtık.” (21.31)

Cevap: Yeryüzünün hareketleri hakkında bilgisi olsa Kuran yazarı böyle cahilce şeyler yazmazdı. Dağların ağırlığı olmasa dünyanın yerinden oynayacağını kim düşünebilir? Dağların ağırlığına rağmen depremlerde yer nasıl yerinden oynuyor?

SN notu: Birçok edebî eserde buna benzer fantastik imgelere yer verilmiştir. Kuran şayet bir edebi eser ise, bu tür ifadeler şüphesiz hoş görülebilir, hatta beğenilebilir. Ancak edebi eserler a) bilgi kaynağı ve b) hukuk metni olarak değerlendirilemez. Eğer Kuran bir sanat eseri ise, dokunulmazlık ve eleştirilmezlik zırhına sığınması da doğru değildir. 

111. “Mahrem yerini koruyan o kıza (Meryem’e) ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu alemler için bir mucize kıldık.” (21.91)

Cevap: Edep sahibi bir insan böyle bir müstehcenliği kitabına yazmaz; hele Allah’a böyle sözler atfedilmesi büsbütün utanç vericidir. İnsanlar arasında dahi anılması uygun olmayan sözlerin, tanrısal sayılan bir kitapta yeri ne?

SN notu: أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا ifadesi, “dişilik organını koruyan, ona el değdirtmeyen” demektir. Ferc sözcüğü Türkçeye genellikle am olarak çevrilir. Ancak inceleyebildiğim Türkçe Kuran mealleri burada “ırzını korumak” veya “iffet ve namusunu korumak” ifadelerini tercih etmiştir. Sadece eski Diyanet İşleri meali “mahrem yerini korumak” deyimini kullanır.

Kısım 46
112a. “Şüphesiz Allah iman edip salih amel edenleri içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar altın bilezikler ve incilerle bezenecek, giysileri ipekten olacaktır.” (22.23)

Cevap: Altın bilezikleri ve incileri ve ipekten giysileri olan bu cennet ne kadar bayağı bir hedeftir! Bu cennetin bildiğimiz raca saraylarından ne farkı var?

SN notu: Aksi kanıtlanmadıkça herkesin sözünü düz anlamıyla kabul etmek zorundayız. Aynı şey Kuran için de geçerlidir. Kuran’ın cennete ilişkin bize sunduğu hayli ilkel vizyonun mecazi olduğunu savunanlar, yalnız bu iddialarını ispat etmekle değil, ayrıca Kuran’ın diğer ifadelerinin mecazi OLMADIĞINI da ispat etmekle mükelleftir. Cennet eğer mecaz ise, mesela domuz eti yasağı veya oruç farizası veya Allah ve peygamber neden mecaz değildir?

112b. “Bana hiç kimseyi ortak koşma; benim evimi, tavaf edenler (…) ve secde edenler için temizle. (…) Belirli günlerde orada Allah’ın adını ansınlar (kurban kessinler), onlara rızk olarak verilen hayvanları yesinler ve yoksulları doyursunlar. Sonra bedenlerini temizlesinler, adaklarını adasınlar ve Eski Ev’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (22.25-29)

Cevap: Allah’ın evi varsa o evde oturuyor olması gerekir. O zaman bu putperestlik değil midir? Buna inanan Müslümanlar başkalarının putperestliğini nasıl eleştirir?

Eğer Allah adak kabul ediyor, ziyaretçilerin evini tavaf etmesini emrediyor ve yemeleri için kurban kesmelerine izin veriyorsa, Yunan tapınaklarının tanrılarından veya Tanrıça Durga’dan bir farkı yoktur. Kâbe adı verilen tapınak, öbür putlardan daha büyük bir puttur. Purana’lara inananlar ve Jainler eğer küçük putperest ise, Muslümanlar büyük putperesttir.

SN notu: Tanrının herhangi bir maddi varlıkla özel olarak irtibatlandırılması, putperestliğin esasını oluşturur. Bu varlığın İslamiyetteki gibi bir yapı (Kâbe) veya bir meteorit (haceri esved), Hıristiyanlıktaki gibi bir insan (İsa), veya Hindu kültlerindeki gibi insan veya hayvan şeklinde bir tasvir olması arasında prensipte fark bulunmaz.

Bizans geleneğindeki ikon tartışmaları bu konuya dair zengin teorik malzeme içerir.  İkon savunucularına göre kutsal tasvirler, ruhun soyut ve sonsuz olana yoğunlaşmasına yardım eden birer “yol göstericidir”. Nitekim εικών sözcüğü “gösterge” anlamına gelir.

113. “Sonradan siz kıyamet gününde diriltileceksiniz.”(23.16)

Cevap: Ölüler kıyamet gününe dek mezarda mı kalacak, yoksa başka bir yere mi gidecektir? Eğer mezarda kalacaksa, çürümüş ve kokmuş bir bedende kalmaktan dolayı iyiler de günahkârlar kadar acı çekecek demektir. Bu da adaletsizliktir. Kokmuş ve çürümüş bedenlerin çoğalması salgın hastalıklara sebep olursa, Müslümanlar bunun doğuracağı acılardan ve kötülüklerden de sorumludur.

SN notu: Yazar Hindu geleneği uyarınca ölülerin yakılması taraftarıdır. Müslümanlar gibi ceset gömmenin hastalıklara yol açacağı kanısındadır.


115a. “Allah bütün canlıları sudan yarattı. Bunlardan kimi karnı üzerinde, kini iki ayak, kimi dört ayak üzerinde yürür.”(24.45)

Cevap: Canlı varlıkların yapısında sudan başka birçok başka madde vardır. O halde “sudan yarattı” demenin anlamı nedir? Sudan yarattığı kadar topraktan, etten, kemikten ve başka maddelerden yaratmıştır.

115b. “Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse (…) onlar mutluluğu tadacaktır.” (24.52) “Allah’a ve resulüne itaat edin.” (24.54) “Namaz kılın, zekât verin ve resule itaat edin ki size merhamet gösterilsin.”(24.56)

Cevap: Allah’a ek olarak peygamberine itaat etmek gerekiyorsa, peygamber Allah’ın ortağı olmaz mı? Öyleyse Müslümanlar neden Kuran’da bahsedilen Allah’ın ortağı (şeriki) olmadığını söylüyorlar?

SN notu: “Resul sadece Allah’ın elçisidir, dolayısıyla ona itaat etmek Allah’a itaat etmekle eş anlamlıdır,” tezi kabul edilemez. Zira kendi itikadınca tanrıya inandığı ve itaat ettiği halde Muhammed’e inanmayanlar, onun koyduğu yasa ve yasaklara uymayanlar, onun kurduğu dini ve siyasi cemaate ait olmayanlar dışlanmıştır. Dolayısıyla gerçek dünyadaki insanların büyük bir kısmı dışlanmıştır. Bu anlamda, İslam’ın “vahdet” öğretisi inandırıcılıktan yoksun bir iddiadır.

116. “Kâfirlere itaat etme, onlara karşı büyük bir cihadla cihad et.” (25.52)

Cevap: Müslümanların Kuran’ı yeryüzünde barışı bozan ve kavgayı yücelten bir kitaptır. Bilge ve hak gözeten insanların onu reddetmesinin sebebi budur.

SN notu: Kuran soyut bir dünyada yazılmış teorik veya edebi bir eser olsa, yukarıdaki ifadeyi mecaz sayıp “manevi bir mücadeleden” söz etmek mümkün olabilirdi. Ancak Muhammed’in gerçek dünyadaki kariyeri böyle bir yoruma izin vermez. Giriştiği mücahedeler, dünyevi alemin savaş ve katliamlarıyla şaşırtıcı bir benzerlik arzeder.

119. “Ey Musa, ben aziz ve hakim olan (kudretli ve bilen) Allah’ım. (…) korkma, resullerim benim huzurumda korkmazlar.” (27.9-10) “Allah’tan başka ilah yoktur; O, büyük arş’ın efendisidir.” (27.26) “Allah’a karşı (Allah’ın huzurunda) büyüklük taslamayın, ve O’na Müslim olarak (benliğinizi teslim ederek) gelin.” (27.31)

Cevap: Bu Allah devamlı olarak kendini övmekte ve kendi büyüklüğünden söz etmektedir. Bilge insanların kendi kendilerine kaside düzmesi hoş karşılanmaz. Birtakım el çabukluklarıyla ve böbürlenmeyle kendini yücelten bu tanrı, ancak medeniyetten habersiz çöl insanlarını kandırabilir.

Allah’ın huzurunda büyüklük taslamak kötüyse neden Muhammed bu kitapta devamlı olarak kendini övüyor ve böbürleniyor? İnsan öldürmek, Allah’a karşı büyüklük taslamanın en kötü biçimidir. Muhammed insan öldürmekle kendi öğretisine karşı gelmiş ve gerçek teslimiyetin ne olduğunu anlamaktan aciz olduğunu göstermiştir. Kuran adı verilen bu kitap, buna benzer çelişkilerle doludur.

SN notu: Ağır darbe.

121a. “Musa bir yumruk vurdu ve adamı öldürdü. Musa: 'Rabbim, doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla' dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir.” (28.15-16)

Cevap: Hıristiyanların ve Müslümanların peygamberlerine bak! Musa adam öldürüyor ve tanrısı onu bağışlıyor. İkisi de hak tanımıyorlar.

121b. “Senin rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için ise seçim yoktur.” (28.68)

Cevap: Allah dilediğini dilediği gibi yaratabilir mi? Kimini kral kimini dilenci, kimini bilge kimini cahil yapmak yalnızca onun keyfine mi tabidir? Eğer öyleyse Allah adaletten yoksundur ve dolayısıyla tüm alemin tanrısı olamaz.


122. “Nuh’u kendi kavmine biz (peygamber olarak) gönderdik. Ve o, onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı.” (29.14)

Cevap: Allah dünyaya sadece peygamberleri mi gönderir? Diğer canlı yaratıkları da Allah göndermez mi? Hepsini Allah gönderdiyse peygamberlere ayrıcalık tanımasının gerekçesi nedir? Eski insanlar bin yıl yaşadıysa şimdi neden yaşamıyorlar? Bunlar yalan yanlış bilgilerdir.

SN notu: Allah tüm mahlukatın yaratıcısı ise, bunlardan bir kısmını düzeltmek için peygamber yollamasına ne gerek vardır? Peygamberleri olduran tanrı, diğer mahluklarını düzgün yaratmaktan aciz midir? Diğer mahlukları bozuk ise, peygamberlerin düzgün olduğuna nasıl güvence verebilir?

123a. “Allah önce yaratır, sonra tekrar diriltir. Sonunda ona döneceksiniz.” (30.11)

Cevap: Allah üç kere değil iki kere yaratıyorsa, ilkinden önce ve ikincisinden sonra boş duruyor demektir. Anlaşılan, gücü bu iki yaratış (diriltiş) eylemi dışında boşa gidiyor.

SN notu: Kuran’da anılan tanrının, bellibaşlı iki eylem (yaratılış ve kıyamet) dışında büyük ölçüde işlevsiz olması dikkat çekicidir. İki nokta arasında tanrı birtakım öfke krizleri, ciddi sonuç getirmeyen bazı müdahaleler ve intikam planları ile vakit geçirir.

Yaratılışın şayet tanrısal bir gerekçesi varsa Allah’ın neden yaratılışa son vermek isteyeceği ve kıyametten sonra neyle vakit geçireceği de yeterince açık değildir. 

123b. “İman edip iyilik yapanlar ise cennet bahçelerinde ödüllendirilirler.” (30.15)

Cevap: Müslümanların cenneti bir bahçede oturmak ve altın bilezik takmak ise, bu cennetin dünyamızdan farkı yoktur. Cennette eğer bahçeler ve bilezikler varsa, bahçıvanlar ve kuyumcuların da olması gerekir, ya da bu sanatkârların işini orada tanrı yapmaktadır. Bazılarına diğerlerinden daha az bilezik verilirse bunun sonucunda mutlaka hırsızlık da olur ve dolayısıyla suç işleyenlerin cehenneme gönderilmesi gerekir. O halde cennetin ebedi olduğunu söylemek çelişkidir.

SN notu: Cennet eğer gerçek ise, “bahçe”, “bilezik”, “ipek” ve “nehir” kavramlarının sahip olduğu mantıkî uzantılara da sahip olması gerekir. Cennet eğer mecaz ise, bunu savunanlar “Allah”ın da mecaz olup olmadığını açıklamakla mükelleftir.



124. “Bilmez misin ki Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir, ve belirlenmiş vadeye dek dönen ayı ve güneşi yönetir? Görmez misin ki gemiler denizde Allah’ın nimetiyle yürür?” (31.29-31)

Cevap: Gök cisimlerinin hareketi ve gemilerin suda yüzmesi doğanın düzeninin eseridir. Doğanın düzenini tanrının yaratmış olduğunu söyleyemeyiz, çünkü tanrı doğanın düzenine ve akla aykırı olan bir şey yapamaz. Geminin yüzmesi Allah’ın varlığına delil ise, batması Allah’ın yokluğunu mu gösterir?

SN notu: Doğa olaylarına ilişkin olarak çeşitli dinlerin tanrıya atfettiği güçler, genel olarak bilinmezliğin (bilmemenin) edebî dille anlatımından ibarettir. Gök cisimlerine, hayata, ölüme, canlılara ve fizik kurallarına ilişkin olarak (henüz) bilinmeyen her şey “Allah” isimli tanımsız bir varlığa atfedilmiştir. “Allah”, bu akılyürütmede, “bilinmiyor” deyimiyle eş anlamlıdır. Bilinmez olana bir ad ve bir irade atfetmek, bilgi dağarcığımıza bir şey katmaz. Gereksiz bir kelime oyunundan ibarettir.

Bilginin artması “Allah” tezini zamanla bazı alanlarda (mesela gemi mühendisliği alanında) gereksiz kılabilir. Ancak bilinmeyen (zorunlu olarak) daima bilinenden daha fazla olacağı için, “Allah” tezinin inananlar nezdindeki çekiciliği asla azalmayacaktır. Dolayısıyla “çağımızda bilim ilerledi o yüzden tanrıya gerek yok” minvalindeki görüşler fazlaca yüzeyseldir.

SN notu2: “Geminin yüzmesi Allah’ın varlığına delil ise, batması Allah’ın yokluğunu mu gösterir?” sorusu üzerinde düşünmekte fayda vardır. Geminin yüzmesi eğer tanrının dolaysız iradesinin eseriyse, batması mantıken YA tanrının aczini YA DA kötü niyetini kanıtlar. Yok eğer tanrının rolü doğa yasalarını tesis etmekle sınırlıysa, tanrının doğa yasalarına aykırı iş yapamayacağını, dolayısıyla doğa yasalarının tanrının iradesinden üstün olduğunu kabul etmemiz gerekir.

125a. “Gökten yere kadar tüm işleri O yürütür, sonra sizin hesabınızla bin yıla eşit olan o günde, bütün şeyler yeniden O’na yükselir. O, görüneni ve görünmeyeni bilendir.” (32.5-6)

Cevap: Eğer şeyler Allah’tan iniyor ve Allah’a çıkıyorsa, demek ki Allah sonsuz değildir, belli bir yerdedir. Yoksa inmek ve çıkmak söz konusu olmazdı. Melekler gönderdiğine göre Allah yine sınırlıdır. Kendisi her yerde olsa melek göndermek zorunda kalmazdı.

Melek rüşvet alıp adaleti bozsa veya ölmüş birini serbest bıraksa Allah bunu bilebilir mi? Allah her şeyi bilen ve her yerde varolan ise elbette bilebilir. Ama eğer öyleyse melek göndermesine ne gerek var? İnsan ancak kendi gidemeyeceği bir yere haberci veya elçi gönderir.

Allah eğer mutlak-güçlü ise, yargılaması neden bin yıl sürüyor? Neden melekler göndermekle vakit geçiriyor?   

125b. “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak ve sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. Dileseydik elbette herkesi doğru yola döndürürdük. Fakat cehennemi hem cinlerle hem insanların bir bölüğüyle dolduracağım diye söz verdim.” (32.11-13)

Cevap: Can alma görevi ölüm meleğinin ise, o melek nasıl ölecek? Melek ölümsüzdür deniyorsa demek ki ölümsüzlükte Allah’ın ortağıdır.

Acı çeken ruhlar cehennemi doldururken bunu seyretmekle yetinen bir tanrı adaletsiz, acımasız ve ruhen kötüdür. Böyle merhametsizlik gösteren kimse bilge bir insan dahi olamaz, nerede kaldı tanrı.

126. “Ey peygamberin kadınları, içinizden biri fuhş (iffetsizlik, kabahat) ederse onun cezası iki katına çıkarılacaktır. Allah için bu pek kolaydır.” (33.30)

Cevap: Kadınların iffetsizliğinden erkekler de sorumludur. Kadınları iki misli ceza görürken Muhammed de cezalandırılacak mıdır?

SN notu: Yazarın bu yorumunu tam anlamadım. Kadınların iffetsizliğinden kocaları da mı sorumlu tutulmalı? Yoksa Muhammed’in iffetsizliğine gönderme mi var?

127a. “(Ey peygamberin kadınları,) Evinizde oturun ve eski cahillik zamanındaki gibi ziynetlerinizi ortaya saçmayın. Namaz kılın, zekât verin, Allah’a ve onun resulüne itaat edin.” (33.33)

Cevap:  Erkekler özgürce gezerken kadınların evde hapsedilmesi büyük adaletsizliktir. Kadınların canı da açık havada gezmeyi ve doğanın çeşitli harikalarını görüp bundan tad almayı istemez mi? Müslüman erkeklerin başıboşluğa ve şehvete olan meylinin altında yatan sebep işte bu kötü gelenektir.

Allah’ın emirleriyle peygamberinkiler bir midir, ayrı mıdır? Eğer birse “Allah’a ve onun resulüne itaat edin” demek gereksizdir. Yok eğer farklıysa, ayrıştıkları noktada birinin doğru ve diğerinin yanlış olması gerekir. Eğer biri tanrının iradesi ise, o halde diğerinin şeytanın iradesi olduğunu kabul etmek zorundayız.

SN notu: Yazar 19. yüzyılda Hindistan’da kadın hakları ve özellikle kadınların eğitimi konularında reform hareketine önderlik etmiştir.

İkinci paragrafta belirtilen konu önemsiz değildir. Peygamberin tanrıdan ayrı bir iradesi var mıdır, yok mudur? Eğer yoksa Muhammed tanrıdır. Eğer varsa, Muhammed günah işleyebilir ve şeytana uyabilir. Nitekim Ahzab 1 (“Ey nebi, Allahtan kork ve kâfirlere uyma”) bu ihtimali ima eder. Dolayısıyla Muhammed’e (kayıtsız şartsız) itaat etmek doğru değildir.

127b. “Zeyd eşinden ayrıldığında onu seninle evlendirdik, ki evlatlıklar eşlerinden ayrıldığında müminlerin onlarla evlenmesinde bir sakınca olmadığı bilinsin. Allah’ın kendisine farz kıldığı hususlarda nebi’nin sorumluluğu yoktur. (…) Muhammed, aranızdan kimsenin (hiçbir erkeğin) babası değildir.”(33.37-40)

Cevap: Ancak başkasının zararına kendi çıkarını kollayan insanlar bu tür hesaplara başvurur. Bu olay, peygamberin şehvete düşkün biri olduğunun kanıtıdır. Öyle olmasa kendi gelini konumunda olan evlatlığının eşiyle neden evlensin? Bu yetmiyormuş gibi Allah utanç verici bir işe tanık gösterilmiş ve suça ortak edilmiştir. Hiçbir toplumda bir insanın kendi gelinini baştan çıkarması iyi karşılanmaz.

Muhammed kimsenin babası değilse Zeyd kimin evlatlığıydı? Böyle olaya Kuran’da yer verilmesinin sebebi nedir?

127c. “Ey resul, ücretini (mihrini) ödediğin eşlerini, savaş ganimeti olarak aldığın cariyelerini, seninle hicret eden amca ve dayı ve hala ve teyze kızlarını, ve eğer dilersen kendini peygambere hibe eden o mümin kadını sana helal kıldık. Bunlar senin zorluk çekmemen içindir. Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (33.50) “Eşlerinden dilediğini yanına alır, dilediğini ertelersin. Uzak durduklarını dilediğinde yeniden yanına almanda sakınca yoktur. Onların sevinmeleri, üzülmemeleri ve senin verdiklerine razı olmaları için en uygun yol budur.” (33.51)

Cevap: Bu sözler, gemlenmez bir şehvetin ateşiyle yazılmıştır. Kendi gelinini bile eş almaktan çekinmeyen birinin, başkalarıyla da aşk oyunlarına girmemesi için elbette bir engel yoktur. Herhangi birinin eşinin, bir heves ve şehvet (gönül macerası) yüzünden evini bırakıp peygamberle evlenmesi hangi yasa meşru gösterebilir?

Peygamberin eşlerinden bazılarını dilediği zaman kendinden uzak tutabilmesi ve buna karşılık kadının ayrılma hakkının bulunmaması büyük bir haksızlık ve günahtır. Hiçbir yasa böyle bir adaletsizliği kabul edemez.

127d. “Ey müminler, size izin verilmedikçe peygamberin evlerine girmeyiniz.”(33.53)

Cevap: Nasıl kimse (şehvet duygularıyla) peygamberin evine giremez ise, kendisinin de aynı şekilde başkalarının evine girememesi gerekir. Peygamber dilediği kimsenin evine elini kolunu sallayarak girebiliyorsa halâ saygı görmesi mümkün müdür? Ancak akıl gözü körelmiş olan bir insan Kuran’ın tanrı sözü olduğuna ve bu kitabı yazan kişinin tanrının elçisi olduğuna inanabilir. Arapların ve diğer kavimlerin, akıldan ve ahlaktan yoksun bu kitaba iman etmeleri hakikaten büyük bir mucizedir!

SN notu: Yazarın son iki cümlesi, polemik bağlamından soyutlandığında, belki tahmin edilenden de daha derin bir noktaya temas eder. İman eğer aklın terk edilmesi üzerine kuruluysa, belki de Musa’nın ve Davut’un cinayetleri, İsa’nın akla seza doğumu ve ölümü, Muhammed’in Ahzab 30-53 ayetlerinde anılan kepazelikleri, belki de imanın en temel, en vazgeçilmez, bir bakıma en “mucizevî” unsurlarıdır. Akla ve edebe uygun olan şeylere kim olsa inanır; marifet aykırı olana inanabilmek mi acaba?

128a. “Allah ve resulünü incitenlere, Allah dünya ve ahrette lanet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.” (33.57) “Mümin erkek ve kadınları, yapmadıkları bir şeyden dolayı incitenler, iftira ve apaçık günah işlemişlerdir.” (33.58)

Cevap: Peygamberi incitmenin yasak olması doğrudur. Ama peygamberin de başkalarını incitmesi yasak olmalıydı. Kuran yazarının bunu düşünmemiş olması büyük eksikliktir.

İnsanların tanrıya kötü söz söylemesi tanrıyı incitir mi? Eğer incitiyorsa demek ki tanrı değildir.

Tanrıyı ve peygamberini incitmenin yasak olması, onların dilediklerini diledikleri gibi incitebileceği anlamına mı gelir? Kendilerinden olmayan herkese hakaretler yağdırmaları doğru mudur? Müslümanları ve onların kadınlarını incitmek kötü ise, Müslümanların başkalarını incitmesi de eşit derecede kötüdür. Bu hakikati kabul etmediği sürece, Kuran adı verilen bu kitabın savunduğu şey bir tarafgirlik öğretisi olmaya mahkûmdur.

128b. “(Münafıklara) lanet edilmiştir; nerede yakalanırlarsa acımasızca öldürülürler.” (33.61) “Yarabbi, onlara iki misli azap ver ve onlara büyük lanet et.” (33.69)

Cevap: Müslümanlar için “nerede yakalanırlarsa acımasızca öldürülecek” dense Müslümanlar bundan incinir mi incinmez mi? Kendi dinlerine inanmayanlara iki misli azap vermesi için dua eden insanlar ve bu duaya kulak veren bir tanrı, şüphesiz cani ruhludur. Öğretileri hak ve hakkaniyet duygusundan uzak bir tarafgirlik (hizipçilik) öğretisidir; ürkünç bir kötülükle beslenmiştir. Bu tür emirler yüzündendir ki bugün de Müslümanların bir çoğu din uğruna çeşitli kötülükler yapmaktan ve cinayetler işlemekten hicap duymuyorlar.

129. “O, cömertliğiyle, bizi ebedi (kalıcı) konutlara yerleştirdi. Orada bize yorulma yoktur, zahmet ve sıkıntı yoktur.” (35.35)

Cevap: Kısımlardan oluşmayan ev olmaz; kısımların birleşmesiyle inşa edilen hiçbir şey ise ebediyen kalıcı olamaz. Yorulmayan ve emek harcamayan beden hastalanır; eğer cennette beden varsa, emek ve yorgunluk da olmalıdır. Tek bir kadınla yaşayan insan bile ne zahmetler çekiyorsa, çok sayıda kadınla cinsel mutluluk vaat edilen kimse kim bilir ne kadar zahmet çekecektir. O halde Müslümanların cennetteki ikameti kalıcı mutluluk sunamaz.
  
130. “Hikmet dolu Kuran’a andolsun ki sen hakikaten doğru yolda (doğru yolu göstermek için) gönderilen resullerdensin. O, üstün güç sahibi ve rahim Allah tarafından indirildi.” (36.2-5)

Cevap: Kuran’ı yazan eğer Allah ise, kendi kitabı üzerine nasıl yemin edebilir? Kuran yazarının devamlı olarak kendini ve kitabını övmesi, pazardaki satıcı kadınlar gibidir; onlar da eriğim ekşi demezler.

Kuran’a inananların doğru yolda olduğu desteksiz bir iddiadır; zira doğru yol, hakkı (hakikati) söylemeyi, hakka (hakikate) inanmayı, tarafgirliğe taviz vermeden sadece hakka (hakikate) göre davranmayı, tüm insanlara karşı erdemli ve adil olmayı gerektirir. Oysa bu doğru yol anlayışını ne Kuran’da ne de onun tanrısında göremeyiz. Kendinden yana olmayanlara karşı hak gözetmeyen ve bilge bir insanın özelliklerinden yoksun olan biri, doğru yolun elçisi olamaz.

134. “Yeryüzü Rabbin ışığı ile aydınlanır, kitap açılır, nebiler ve şahitler getirilir, ve aralarında hak gözeterek ve haksızlık etmeyerek hüküm verilir.” (69.69)

Cevap: Allah eğer peygamberlerin ve şahitlerin tanıklığına göre karar veriyorsa mutlak-bilen ve mutlak-güçlü olamaz. Eğer hak gözeterek ve haksızlıktan kaçınarak hüküm verecekse, sadece insanların – geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki – eylemlerine göre hüküm vermelidir. Bazılarının günahlarının affedilmesi, kalplerin mühürlenmesi, doğru yolun gösterilmemesi, insanların Şeytan aracılığıyla kandırılması, yargının kıyamete dek ertelenmesi gibi adaletsizliklerden olduğu yerde adil bir hükümden söz edilemez.

137a. “Göklerin ve yerin hükümdarlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız dilediğine erkek (çocuk?) verir. Veya onları erkek ve kız olarak çift yapar, dilediğini kısır eder. Şüphesiz o her şeye kadirdir.” (42.49-50)

Cevap: Bu iddiaların, bilgisiz kadınları kandırıp onları tuzağa düşürmekten başka anlamı yoktur. Allah dilediğini yaratabiliyorsa başka tanrı yaratabilir mi? Yaratamıyorsa demek ki her şeye kadir değildir. Hoşnut olduğu insanlara kız ve erkek evlat veriyorsa, tavuklara, balıklara, domuzlara ve diğer çok doğuran mahluklara yavrularını kim veriyor? (Her şeye kadir ise) cinsel ilişki olmadan neden çocuk veremiyor? Neden keyfine göre bazı kadınları kısır edip onlara mutsuz ediyor?

SN notu: a) Mantık ve b) doğa yasalarının dışına çıkamayan bir tanrıya mutlak kudret atfedilemez.

137b. “Allah hiçbir insanla konuşmaz, meğer ki vahiy yoluyla yahut bir perde arkasından. Ya da O, bir elçi göndererek, izniyle ona dilediğini vahyeder.” (42.51)

Cevap: Allah eğer aracı kullanmadan dilediğiyle dilediği gibi konuşamıyorsa mutlak-güçlü değildir, yapabileceklerinin sınırı vardır. Sadece elçilerle konuşuyorsa, o elçilere ne söylediğini başkalarının bilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla elçiler istediklerini istedikleri gibi aktarabilirler. Allah eğer mutlak-bilen ve mutlak-güçlü ise, konuşmak veya insanlar hakkında bilgi toplamak için aracılara muhtaç olması, ya da insanların edimlerini kaydetmek için defter tutması anlamsızdır. Bunları yapan biri tanrı değildir; olsa olsa becerikli bir insandır.

SN notu: Ayette geçen bi-iznihi  بِإِذْنِهِ “izniyle” deyimi mantıkî bir anlam ifade etmez. Acaba doğrusu bi-uznihi بأُذْنِهِ  olabilir mi? “…bir elçi göndererek, onun kulağına dilediğini vahyeder?”

139. “Onu tutun ve cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başından aşağı azap olarak kaynar su dökün. (Deyin ki:) Tat işte, hani sen güçlü ve kerim idin? İşte inanmayı reddettiğiniz şey budur.” (44.47-50)
   
Cevap: Merhametli ve adil olan tanrının yaptığı işlere bak! Müslümanlar da tanrıları gibi davranmaya başlarsa vay insanlığın haline!

SN notu: Burada dile getirilen intikamcı ve işkenceci ruh hali ile, siret ve hadisin anlattığı, savaş esirlerini işkence ile öldürten Muhammed arasında bir paralellik olmadığı ileri sürülemez.  Karş. http://nisanyan1.blogspot.com/2012/11/sevan-nisanyandan-islami-bilgiler-nisa.html

15 Aralık 2012 Cumartesi

Guardiola & Pique


Akhisar Yolculuğu



Sevgili Ayşe Nur’la gittik İzmir’den Akhisar’a.

İzmir Garaj’ından “bir saatte oradayız” dediğimiz yol yaklaşık 2 küsur saat sürdü. Bindiğimiz otobüs meğer belediye otobüsünden beter bir işleyişe sahipmiş. O kadar çok durduk ki hareket edince tedirgin olmaya filan başladık. Dahası ilçeye vardığımızda hava kararmış ve saat 7’den sonra bu şehirler arası otobüs kılığındaki belediye otobüslerinin çalışmadığını öğrendik.. Geri dönememe ve hatta kaybolma korkusunu da hissettik. İkimizin de sabahın köründe işi var v.s. Yine de gittik, idmanın sonuna yetiştik. Çift kale maç yapıyorlardı, Hamza hoca da kenardan hem maçı hem de oyuncuları yönetiyordu.

Tesisleri gezdim.

Şöyle bir kıyasla derdimi anlatabilirim. Almanya’da bundan yaklaşık 15 yıl önce benim kaldığım beş bin kişi bile olmayan köye yapılan yaklaşık 12 milyon mark değerindeki tesisin üç sınıf aşağısında yer alır. Bizim o köyün futbol takımının birinci Bundesligaya gelmesi için gereken zaman her sene bir üst lige çıksa dahi 15 sene. Ki Hamza Hoca tek tek hangi ayrıntıları nasıl ve ne şekilde düzelttiğini anlattı. Bir buçuk yıl önceye göre üç sınıf birden atladığını düşünün dedi ama ben düşünmek bile istemedim. İleride çok başka bir binaya taşınıp bugün bulundukları binayı da altyapıya tesis edecekler. Bugünkü idman yapılan tesislerin hemen yanına stat ve karşısına da Spor Vadisi adı altında pek çok spor branşına hizmet edecek yeni projeler söz konusu. Takım belirli bir program dâhilinde Süper Lig’e çıkmış belki ama ilçe ve koşulları henüz buraya ait değil. Sporla yakından ilgilenen bir belediye başkanına sahip olmaları belki de Akhisar’ın şansı olsa gerek.

Hamza Hoca kulübün genel menajeri gibi çalışıyor ya da zaten öyle. On sene sonra verim alabileceği yatırımların peşinde. Sanki oradan hiç gitmeyecekmiş gibi. Kapının sağında ve solunda beyaz çiçekleri görüyor musunuz dedi bize.. Onları dahi biz getirdik. Baştan aşağıya yenilenmiş ama buna rağmen çok fazla eksik var. Şurada tribün var dedi. Taraftarlarımız idmanı izlemeye gelirlerse diye ben yaptırdım. Şurada çocuk parkı var dedi. Hem çocuklar için hem de bu futbolun aslında ne olduğunun hatırlatılması için. Şurada yeni fitness salonunun duvarlarının cam olduğunu görürsün dedi. Zira orada çalışan oyuncu arkadaşlarının idmanını izleyebilsin diye.. O kadar çok ayrıntı üzerinde durdu ki inanamadım.

Bir an şöyle düşündüm; bu ülkede teknik direktör olmak bizim sandığımızın ötesinde çok başka yetenekleri istiyor. Çok zor.

Röportaj bitti.

Beraber yemek yedik. Bizim endişeli halimizi gören hoca durumu öğrendi. Hemen bir telefon edip bize İzmir için vasıta ayarladı. Oraya kadar arabasıyla götürdü, bizimle beraber kahve içip otobüse binesiye kadar bekledi. İnanılmazdı. Bana bunu laf aramızda babam yapmaz, o yaptı.
 
Sonra bu röportajın arkasından sevgili arkadaşım Ayşe Nur’la İzmir’e doğru giderken gecenin karanlığında yol boyunca bu şarkıyı dinledik.. “Wenda” nın “Kayıp” anamına geldiğini bilmeden ve kaybolmanın eşiğinden dönerken..