18 Ekim 2013 Cuma

Schweinsteiger-Müller-Lahm





Misal Schalke'nin geçenlerde Türkiye'yi seçtiğini açıklayan genç yeteneği 1994 doğumlu Kaan Ayhan Mavilerin en eski futbolcusu. Matip bile ondan bir yıl sonra Schalke'ye geldi.  Weidenfeller'in yokluğunda kaptan olan Hummels ise Bayern altyapısında yetişti. Bayern ile Schalke ya da diğerleri arasındaki fark biraz da burada yatar. 

Her sene yıldız bolca yıldız transferi yapan, ülkenin en yeteneklilerin sıklıkla buluştuğu bu takımda dahi altyapıdan sürekli bir oyuncu akışı sağlanıyorsa diğerleri oturup bu işi neden yapamadığını masaya yatırması gerekiyor.

Kupa kazanması, başarılı olması için değil taraftarları için bu ayrıntılara önem vermeleri gerekiyor. Kimlik adına..

23 yaşındaki Thomas Müller 2000 yılında bu yana Bayern'de oynuyor. Bastian Schweinsteiger 1998.. Lahm ise 1995 yılında Bayern'in kapısından içeri giriyor.

Badstuber desen öyle. Alaba dahi 17 yaşında geliyor Bayern'in ikinci takımına..  Alttan besleniyor sürekli..

Biraz daha geriye gidersek.. Uli Hoeness 1971 yılından bu yana orada.. Rummenigge filan..

Gündüz Vassaf "Taraftar olunan sürekli değişim içinde. Taraftarlık değişimin inkarı” demişti.  Bu yüzden olsa gerek, bu takımları hayranlıkla izliyorsunuz. Bir de böyle başarı olunca.. 

Barça-Bayern en şanslı taraftarlara sahip kulüpler..

17 Ekim 2013 Perşembe

General Bırakıyor




Ferguson'dan sonra O'nun kankası Hitzfeld de bırakıyor. Güzel adamlar bir bir kenara çekiliyor.. İsviçre'nin başında bulunan Hitzfeld Dünya Kupası sonrası teknik direktörlüğünü bırakacağını açıkladı.

O’nunla 5 yıl boyunca çalışmış olan Tarnat der ki “Bir kez olsun Hitzfeld’in oyuncularına bağırdığını görmedim”.

Böyle “klas” bir teknik adam 30 yıl sonra mesleği bırakıyor.  Mourinho’lardan, Van Gaal’lardan en önemli farkı belki de sayısız başarısına rağmen mütevazı kimliği. Belki arkasından Pep Guardiola gelir ama sayısı azdır bu insanların..

Futbolculuğu da İsviçre ve Almanya’da geçer teknik direktörlüğü de.  Jupp Heynckes o dönem Real Madrid’e aslında Hitzfeld hayır dediği için geçiş yapar. En büyük hayranı Ferguson’dur.  İlk bıraktığı zaman Manchester için teklif yine Hitzfeld’e gelir.  Demem o ki Madrid’leri, Manchester’ları yenmekten bıkmamış hem Dortmund hem Bayern Münih ile Şampiyonlar Ligi’ni kaldırmış bir adam.. UEFA Kupası da var say say bitmeyecek şampiyonlukları da.. 

Borussia Dortmund ile 2.. Bayern Münih ile 5 kez.. Toplamda 7 Bundesliga Şampiyonluğu.. Öncesinde giderseniz  2 kez de İsviçre’de Şampiyonluk.. Ivır zıvır kupaları bir yana..

97’de yaşadığı Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu bir yana asıl önemli olan belki de öncesinde kazandığı UEFA Kupası. Çünkü Borussia Dortmund’un başına düşme potasında geçer.  Dortmund'un öncesinde de Avrupa başarısı filan yoktur, lig başarısı da. İkinci dünya savaşına gidersiniz Dortmund'a dair başarı için..  Dortmund'u önce o çukurdan çıkarır, UEFA Kupası’nı aldırır. Kazanılan parayla da Reuter’ler, Möller’ler, Sammer’ler filan gelir. Sonrası malum.. Bayern'e gider daha fazlasını yapar.. İsviçre ile Dünya Kupası'nda daha fazlasını yapması da bir hayli mümkün.

Bundesliga’nın maç başına puan ortalaması en yüksek teknik direktörüdür. DK'sında bir sürprizle vedası daha da anlamlı olur..

İlk ŞL Maçı


"..Kasım 2002'de Lens'a karşı ilk defa Bayern formasıyla Şampiyonlar Ligi maçında oynadım. 88. dakikada oyuna 29 numaralı formayla girdim. Bayern ben girmeden az önce  golü atmış ve 3-2 öne geçmişti. İki dakikada kendimi gösterebilir miydim ki? Hayır ama para kazanacaktım. Primden faydalanacaktım. Önemliydi bu.. O prim benim o zaman Bayern amatördeki aylık maaşımdan bile yüksekti. Son iki dakika kala oyuna girmiştim ve şok! 

3-3!

..gitti prim"

Philipp Lahm "Der feine Unterschied"

İlk Transfer


"Trabzon'un eski sahasında; koltuğunun altında parçalanmış gazete kağıdına sarılı, eski ve yine parçalanmış yazlık spor ayakkabılarıyla bir genç. O zamanlar Trabzon kümede oynayan, Erdoğdu takımının ünlü antrenörü Beykoz, topçuları izliyordu. Yanına geldi Beykoz abinin "abi" dedi parçalanmış ayakkabılarnı gösterip ; "Bir ayakkabım bile yok.." Beykoz "Biz sana bir ayakkabı veririz" dedi. "Yarın Erdoğdu'ya kulübe gel". Bir ayakkabı lafını duyunca sevindi. "Sağol abi" dedi, "Yarın gelirim". Bu çocuk Şenol Güneş'ti, bu onun ilk transferiydi.."

Nihat Genç

Gündüz Vassaf


Henüz Almanya'ya gitmeden "Cehenneme Övgü" kitabını okumuş, sarsılmıştım. Muazzam bir kitap yazmış dedim ve her satırını kıskandığım nadide yapıtlardan.. Birbirlerinden ilginç konuları ve aslında bilimsel gerçekleri kurgusal hikaye olarak yedirmesi çok hoştu. Hayran kalmıştık..  Bilgehan Uçak'ın "Futbol mu? Yok daha neler" adlı röportajları içeren kitabında onunla da konuşulmuş. O kitabın pek çok pasajını buraya almayı düşünüyorum ama Gündüz Hoca ile başlamalı..

“Taraftar olunan sürekli değişim içinde. Taraftarlık değişimin inkarı” Gündüz Vassaf

Sporla alakanız..

Birçok sporu yaptım. Beyzboldan koşuya, buz hokeyinden bowlinge, futbola.. Hatta Amerika’dayken lisedeyken aldığım vasat koşu derecesi, Türkiye gençlerrekoruydu!
Tabii taraftar da oldum. Ankara’da ilkokula giderken Galatasaraylı’ydım. Sebebi de şu: Bir gün maçı sahanın kenarında izliyorum. Kalede Turgay Şeren, benim kafamda şapka var. Bir anda Turgay geldi, şapkamı aldı maça öyle devam etti.  İşte beni Galatasaraylılığa kısa bir süreliğine iten olay..

...

Engellilerin futbol, basketbol oynamasıyla..

Sakat insanlara futbol, basketbol oynatıyorlar. İnsanın eksiği üzerinden eşitlik kurmaya çalışıyorlar. Seyredenler maçın değil garip bir görüntünün izleyicisi. Doğal eşitsizlik üzerinden eşitlik kurma ameliyesi, egemen düzenin değerleri üzerinden kurulmuş şekilci demokrasi anlayışı. Boğaziçi’nde “bireysel ayrılıklar” dersi verirken kör bir öğrencim vardı, adı Emin. Bir gün derste “Öyle bir an gelebilir ki, Emin hariç hepimiz azınlık oluruz” demiştim.  O yaz Bodrum’da bir mağarada kaybolduk. Yanımızda Emin var. Hiçbirimizin bulmadığı yolu o buldu. Normlar da, tuttuğumuz taraf gibi her zaman değişkendir. Körlere ses çıkaran topla basket oynatmak yerine yeni sporlar bulmak gerekiyor, engellilerin, engellerine rağmen yapmak zorunda kalmadıkları.

16 Ekim 2013 Çarşamba

OKTAY EKİNCİ'NİN SON YAZISI

Değerli mimar, gazeteci, yazar, karikatürist dostumuz Oktay Ekinci'nin son yazısı kendine yakışan bir mizah yazısı oldu. Hepimize güler yüzlü bir şekilde veda etti...
Seni hep bu şekilde anımsayacağız...


'Ayhavar Hastahana'dakilere

Hörmetli ohurlar, bilirsiz, “anadilim”de galeme aldığım bu yazılarımda, Kars’ta 1950’lerde “Ekinci Pedalhanesi”nde basılıp neşredilen “Ayhavar” (yetişin-imdat) “mizah gazeti”nden elham alıram.
İndi de istedim ki hastahanade geçen bir neçe günü anadilimde sizlerle dertleşim...
Bu bayramı hastahanada garşılamah, hetta hastahanada keçirmeh nasip oldu.
Şükürler olsun, bele de nasip olmayabilerdi... Alman hastahanası’nın nöroloji servisi, meni acil servisten yoğun bakıma alıp yüksek tansiyon darbesiyle ganayan beynime el goyanda, dohtorun ifadesine göre tehlikeyi ucuz atlatmışam...
İndi bu yazıyı da hastahana odasında meni ziyaret eden bir yoldaşımın kömeğiyle (yardım) galeme alabilirem...

Neçe olacah?

Peki, yazıh beynim niye ganadı; meni bu hallere tüşürdü?
Dohtor dedi ki: “İnden bele (bundan böyle) beynini yormayacan, gafanı her şeye tahmıyacan...”
Men de dedim ki: “Başüste! Emma görek bu ne cür (nasıl) olacah?”
Bunu fikrederken gördüm ki odadaki televizyada “Balyoz” davasınnan söz açıp... hamı deyir ki: “Huguk galmadı.”
İndi deyin görüm ay dostlar, men bu yazıh beynime ne diyim; “Senin eyi olman üçün gerek heç oralı olmayasan, aldırmayasan” diyebilmeh golay mı?
İşte bele bir hastalığa yagalanmışam ki ya beynimi gandıracığam; ya da gerçehleri yoh gabul edecem...
Yazıh nörologlar da “iki arada bi derede” galıplar.. İstiyirler ki hem hestaları tezlikle eyileşsin, yaralı beyni daha fazla zerer görmesin; hem de olanı biteni doğru gavrayah, eyi anlayah…
Ay dostlar bu heberlerle bu mümkün olabiler mi? Bilen varsa menim nörologlarıma da anlatsa eyi olar...

Bayram sevinci

Ay dostlar,
Gazet yazılarının eyni zamanda “nağme” (mektup) yerine geçtiğini bilirim amma bir bu gadar yoh... Ara verdikten sonra hastahanadaki Boğaz manzaralı odadan söz eden yazı üzerine gedim ağabeyim mimar Niyazi Duranay bir mesaj gönderdi, eynen deyir ki:
“Oktay,
Bana bayram sevinci yaşattın, yazmaya başladın, nice bayramlara... Sevgilerimle...”
Men de buradan ağabeyime salam gönderirem... İnşallah hemişe yazaram...
Tüm dostların bayramı gözel geçsin, nice mutlu, sağlıklı bayramlara, hep birlikte... Galın salamat..
Not: 13 Ekim Çarşamba günü yayımlanan “Hastanenin Boğaz Manzarası” başlıklı yazımda “yazıh beynimin ezizliği”nden değil dizgideki teknik bir aksaklık nedeniyle paragraflar karışmış... Merak eylemeyen...

16 Ekim 2013 - Cumhuriyet


Semih POROY
Cumhuriyet

Aubameyang



(Sportbild'e verdiği röportajdan alıntı)

-Fransa ile Almanya arasında en önemli fark nedir?

Burada tempo çok yüksek. İlk günden itibaren fark ediyorsunuz bunu. Toplu ya da topsuz fark etmiyor sürekli koşmak durumundayız ve burada geriye çok daha fazla yardım etmek zorundayız, antrenör böyle istiyor. Pres, “gegenpressing”, “umschaltspiel” v.s.  Bunları burada öğrendim ben..

-Başka..

Bad Ragaz’da yaptığımız sezon önü hazırlık. Ömrü hayatım boyunca daha sert antreman görmedim, çok sertti.  Benim için alışılmadık sertlikteydi.

-Sizin de hızınız buradakiler için alışılmadık düzeyde.. En son hız bu mudur?

Henüz limitimin sonunda değilim. Kendi vücudumu iyi tanıyorum ve daha hızlı olabilirim.

-Şu ana kadar hangi takım arkadaşınız sizi etkiledi?

İnanılmaz, hepsi çok iyi. Marco Reus mesela.. O bir fenomen! Topla çok çok iyi! İlkay Gündoğan inanılmaz iyi bir oyuncu ve bu dünya üzerinde artık onun  kimseden korkmasına gerek yok..  Schmelzerçizgide maç boyunca bir ileri bir geri gidip geliyor ve daha böyle sabaha kadar size anlatabilirim..

Rüya 11’i: Taffarel;Thuram, Nesta, Baresi, R.Carlos ; Viera;Zidane, C.Ronaldo; Maradona, Ronaldo, Pele

15 Ekim 2013 Salı

16 Ekim 2013

Teknolojiden uzak kalmanın yolu hepberaber resim yapmaksa oturuyorum hemen masaya, bende özlemişim boyalarla kalemlerle uğraşmayı. Birde ödevleri bitirebilirsek tatilde bu işten alnımızın akıyla çıkmış olacağız.
Bende boş durmuyorum ufaktan bir heves geldi diyebilirim, tekstil kalemleriydi, dikiş makinasıydı, örgüydü derken bişeyler yaptım.
Kumaşı alırken çok düşündüm kazayağı mı olsun, bu mu diye sonra bu kumaşın döşeme kumaşına benzer yapıda tüysüz oluşu nedeniyle bunu seçtim, akşamına diktim. Ertesi gün çok sevdiğim bu sarı renk geçti elime, üzerine birkaç motif yaptım. Maşallah diyeyim devam edeyim..

15 Ekim 2013

Evde olunca bir türlü fırsat bulamadığım işler için vakit yaratabildim. Büyük ve geniş yakalar, dekoltesi derin V'lere el attım. Büyük yakaları küçültme yöntemim evvelden beri, yakanın kendine uygun renginde kenarlarını tığlamaktır, dantel ipi, lif ipi, domino ipler hepsini kullanırım, bu sefer elimde birde derin bir V yaka vardı, karmaşık desenin avantajını kullanıp, içinden elbisedeki tonlara uygun rengi bulup yakayı düğme ile küçülttüm, kavanozlar dolusu düğmem bir işe yaradı.
Ufak tefek, olsa da olur olmasada işler gibi görünselerde ben onları son şekilleriyle yerlerine koyduğumda kendimi çok huzurlu hissediyorum.
Şimdi en çok istediğim şey, eskilerin "tel dolap" dedikleri gibi bir dolap bulmak, edinmek. Güzelim emayeler ve CK, GG desenli porselenlerin hepsinin bir yerde toplandığı, içine dantelli örtüler dikeceğim bir dolap. 

Bilgelik, hiçbir şey olmadığımı bilmektir,
sevgi ise her şey olduğumu bilmektir,
ve hayatım bu ikisi arasında gider gelir.
(Sevgili Noni'nin bloğunda paylaştığı güzel satırları bende çok sevdim ve onunla bitirmek istedim..)

İyi Bayramlar...



Oktay Ekinci'yi Kaybettik


Yaprak dökümü ne yazık ki devam ediyor; Tuncel Kurtiz, Turgut Özakman, 10 Ekimde değerli Tiyatro adamı Haşmet Zeybek aramızdan ayrıldı. 15 Ekim'de de Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı, değerli kültür adamı, yazar Yüksek Mimar Oktay Ekinci'yi beyin kanaması geçirmesi sonrası yoğun bakıma alındığı Alman Hastanesinde (bayramın ilk günü) kaybettik.
1952 Balıkesir doğumlu Oktay Ekinci bir dönem Mimarlar Odası başkanlığı da yapmıştı.
Bir dönem karikatür de çizmiş olan Ekinci'nin "İnsanlık Tarihi" adlı bir karikatür kitabı da vardır
yayınlanmış diğer kitapları:

Çevremiz de Demokrasi Bekliyor (1991)
Memleketimden Çevre Manzaraları (1991)
İnsan Hakları ve Çevre (1994)
İstanbul'u Sarsan 10 Yıl: 1983-1993 (1994)
Dünden Bugüne İstanbul Dosyaları (1995)
Bütün Yönleriyle Taksim Camisi Belgeseli (1997)
Yüzyılın Direnişçisi Küba Devrimi ve Tarih Bilinci (1997)
Çevreciliğin ABC'si (1997)
Şeriatın Kravatlı Başkanı (1998)
Rant Demokrasisi Çöktü: Deprem Yazıları (1999)
İstanbul'un "İslambol" On Yılı: Mart 1994 - Mart 2004 (2004)
Adanmış Yazılar Korumak Sevgidir! (2005)
Kars Kitabı (2006)

İyi bir karikatür sever olarak bilinen Oktay Ekinci Mayıs ayında Trabzon'da kaldırılan Homur karikatür sergisi üzerine bir yazı da kaleme almıştı. Onun anısına saygıyla bu yazıyı bir kez daha paylaşıyoruz...

Trabzon'a Yakışmadı

Trabzon’daydık... Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu’yla tüm şube yöneticileri, mimarlar ve çeşitli dallardan sanatçılarımız, 11 Mayıs’ta “Hammamizade İhsan Bey Kültür Merkezi”nde buluşmuştuk...
“Kent, Kültür ve Demokrasi Forumu”nda önce Genel Başkanımız Eyüp Muhçu ile Vali Recep Kızılcık, Karadeniz bölgemizin “sürdürülmesi” gereken zengin mimari geleneğini anımsattılar; bunu yaradanın, aynı zenginlikteki “yaşama kültürü” olduğunu belirttiler. Oturum ve tartışmalarda ise tarihsel ve doğal mirasa sahiplenme ile demokrasi arasındaki bağlar bölgeden mimari örnekler ele alınarak yorumlandı.
“4 bin yaşındaki Trabzon”un, sanat ve edebiyattaki köklü birikimleriyle böylesine önemli bir buluşmaya ev sahipliği yapması kadar anlamlı ne olabilirdi?
Çizim:Atay Sözer

Yakışmayan davranış

Forum içerik ve katılım zenginliğiyle gerçekten de Trabzon’la çok uyumluydu... Ne var ki tarihi kentimize çok yakışan “Kent, Kültür ve Demokrasi” ile asla yakışmayan “kültür yoksunluğu”nu birlikte yaşadık.
Bu düşünsel derinliğin “farkında olmayanlar” arasında meğer Trabzon Belediye Başkanı Orhan Feyzi Gümrükçüoğlu da varmış... Açılış konuşmasını yapmaya bile gelmeyen Başkan’ın yaşattığı “gerilim” inanılır gibi değildi.
Aslında, konukların kent içi ulaşımında “belediye otobüsleri”ni görevlendirecek kadar “forum destekçileri” arasındaydı; ancak, “HOMUR Mizah ve Karikatür Grubu”nun bir gün önce fuayede düzenlediği “çevre” konulu karikatür sergisini gece yarısı kaldırtmıştı!
Bir de açılışta “Karikatür sergisi nerede?” sorularına belediye temsilcileri “Programda yer almıyor” demesinler mi?
Bu yanıtın, derelerimize göz koyan HES’lerden nükleer santral dayatmasına dek güncel çevre olaylarını ele alan karikatürleri “toplatma kararı” için gerçeği yansıtmadığı herkesin ortak kanısıydı.
Trabzon’da “demokrasi”yi de temsil eden bir yerel yönetici, kendi “siyasî büyükler”ini de eleştiren yapıtlar nedeniyle bu talihsiz tutumu sergilemiş olmalıydı.
Nitekim HOMUR’un basın açıklamasında da deniyordu ki: “Gümrükçüoğlu bu davranışıyla halkın belediye başkanlığından iktidarın belediye başkanlığına geçiş yapmıştır.”
“Sakıncalı” karikatürleri ertesi gün Mimarlar Odası binasında sergileyen Şube Başkanı Sayim Adanur da bakın ne diyordu: “Trabzon’un demokratlığını, hoşgörüsünü konuşuyorduk. Ancak hoşgörüsüz bir olay yaşadık; misafirlere rezil olduk. Yanlış yönlendirilen Belediye Başkanım adına da çok üzüldüm.”

Bayramımız kutlu olsun

Bugün “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”mız... Bağımsızlık ve çağdaşlık için ulusal onurumuzla attığımız tarihsel adımı, Trabzon’da yaşadığımız türden “çağ dışı”lıklar nedeniyle son yıllarda hep “umut”la kutlar olduk.
Geleceğin 19 Mayıs’larını, Nasrettin Hoca’lardan Aziz Nesin’lere uzanan “eleştirel mizah” geleneğimizi hazmedebilen yöneticilerle kol kola karşılamak dileğiyle...

19 Mayıs 2013 - Cumhuriyet
Oktay Ekinci'den bir karikatür


Haşmet Zeybek
Ekim ayında yitirdiğimiz bir başka değerli kültür insanı





14 Ekim 2013 Pazartesi

The Nobel

Congratulations to Eugene Fama, Lars Hansen, and Robert Shiller.  A very well-deserved prize. All three have long been among the most highly cited economists.

Kazanan İsim :)

Katılan herkese çok teşekkür ederim. Vakit buldukça yaptığım işlerden böyle çekilişler düzenlemeye devam edeceğim inşallah. Kazanan isim "Neşeli Oyuncaklar" bizden ufak bir bayram hediyesi, bayramdan sonraki ilk gün hemen yola çıkacak. Mail adresime iletişim bilgilerinizi göndermenizi rica ediyorum ve tebrik ediyorum sizi, şansınız daim olsun...

13 Ekim 2013 Pazar

Kitap Günleri





Bebekli bir hayatım olduğundan beri benim için birçok şey artık lükse girer oldu; sinemaya gitmek, yeni açılan bir sergiyi gezmek, bir müzeyi keşfetmek, en basitinden bir kitabı açıp sakin bir kafayla okumak... Artık kitaplara o kadar az zaman ayırır oldum ki, bundan büyük bir rahatsızlık duyduğumu söylememe gerek yok sanırım. Nil tam bir enerji bombası, oturmayı reddeden pıtı pıtı yürüyen ve mümkünse her gün dışarı çıkartılmayı bekleyen bir bebek, sabahları uyanır uyanmaz yaptığı ilk iş kapıya gidip bir yoklamak oluyor çıkabilir miyim diye :) Bebeğimin her anını birebir yaşadığım için minnettarım ama kendimi geliştirecek aktiviteleri gerçekleştiremediğim için vicdanım rahatsız... Bu düşünceler içerisindeyken canım arkadaşım Evrim'in kitap okuma ile ilgili çok güzel bir yazısına denk geldim. Aklıma hemen Moskova'da katıldığım ayda bir düzenlenen, kitaplar üzerine sohbet ettiğimiz Literary Ladies grubu geldi ve böyle bir grubu kurarsa ilk üyesinin bizzat kendim olacağını söyledim :) Bu fikir alışverişi neticesinde canım arkadaşımın mihmandarlığında kitap günlerimiz başlamış oldu!




Kitabımız belliydi; Wayne W. Dyer'ın "Hayatını Değiştirmek için Düşüncelerini Değiştir" isimli kitabı... Önceden belli bir sayfaya kadar okuyup, aktivite gününde kitapta geçen Tao'nun öğretilerini kendi açımızdan nasıl yorumladığımızı konuştuk. Kitapta şu kısım benim çok hoşuma gitti:


Bilgelik, hiçbir şey olmadığımı bilmektir,


sevgi ise her şey olduğumu bilmektir,


ve hayatım bu ikisi arasında gider gelir.


Sabah başlayan aktivitemiz öğleden sonraya kadar sürdü ve inanın zaman nasıl geçti hiç anlamadım! Ve tüm bunları yaparken Nil'im de yanımdaydı, onu oyalayarak, uyutarak, eline eğlenceli bir oyuncak vererek durumu idare ettik :) Bir sonraki buluşmamızı iple çekiyorum doğrusu!




Bu kitap dışında şu anda - tabii zaman buldukça - okuduğum kitaplar ise Bir Psikiyatristin Gizli Defteri (yıllar önce de Bakırköy Akıl Hastanesi'nin Gizli Tarihi isimli kitabı okumuştum, psikiyatr hikayelerinin yer aldığı bu tür kitapları seviyorum), Bebeklikten Ergenliğe Pozitif Disiplin ve Ay Ay Bebeğiniz... Özellikle Ay Ay Bebeğiniz kitabını çok sevdiğimi belirtmek isterim, Nil doğduğundan beri hangi ayda ise o aya ait kısmı okuyorum, hem bebeğin aylık gelişimi ile ilgili hem de anne babalar için güzel bilgiler yer alıyor içinde...




Peki sizin bu aralar okumaktan keyif aldığınız kitaplar hangileri? Kitap tavsiyelerinizi bekliyorum :)


Hepinize iyi okumalar dilerim!




13 Ekim 2013

Ekim ayı kendimi şımartma ayı. Güzel kokular, hoş desenler..
Uzun zamandır ara verdiğim kağıtlı keki çok özlemişiz meğer, kuş üzümlü limonlu, bir partide kakaolu olmak üzere acısını çıkardık bu haftasonu, yanında miss ikisi bir arada kahveyle süper,

İsviçre notları

5-6 Ekim, Winterthur. Ermeni Tarihine Yeni Yaklaşımlar Konferansı. R. Hovannisian bayat klişeleri tekrarladı.[1]Buna karşılık Profesör Zekiyan bir şaheserdi.[2]Dört saat konuştu. Eski ve yeni Ermeni tarihinden örneklerle, Ermenilerin Doğu ile Batı arasındaki ikircikli konumlarını ne zaman ve hangi koşullarda avantaja çevirebildiklerini anlattı. Tanıştık. Heyecan duyduğumu söyledim. Venedik’e davet etti. Haftaya gelirim, bir iki gün sohbet ederiz dedim. Yazık ki vakit yetmedi, gidemedim.

İyi tarihçi, tarihte başkalarının göremediği detayları görebilendir. Ancak iyi bir tarihçi bugüne dair taze bir şey söyleyebiliyor sanırım. Ya da: geçmişe taze bir gözle bakabilen, bugüne de taze bir bakış getirebiliyor. Aynı yeteneğin belki iki ayrı tezahürü.

7 Ekim: Gimmelwald. 1300 metrede, İsviçre’nin en güzel köyü. Teleferikle çıkılıyor. Araba ulaşımı yok. Dört-beş pansiyon, bir tane bar ve herşeyci dükkânı, bazısı 1500’lü yıllardan yirmi-otuz çiftlik evi, birkaç yüz inek. 1990’dan beri birkaç kez gitmişliğim var.

Köyde hava bozuktu, ama yukarısı Alplerin en muhteşem yaylalarından biri, gök pırıl pırıl. Teleferikle 2677 metreye çıkıp oradan aşağı beş saatte yürüdük. Haşat olduk.

Pansiyon sahibi Ollie esasen İsveçliymiş. Otuz sene önce buraya gelip yerleşmiş. Hayvancılık ve dağcılıkla uğraşıyor. Ayrıca kemancı ve insan hakları aktivisti. Ermenistan’dan birtakım rejim muhaliflerinin İsviçre’ye iltica etmelerine aracı olmuşlar. Uzun uzun onları anlattı.

8 Ekim: Lausanne Otelcilik Okulu.[3] Bir sürü güzel yüzlü genç, kusursuzluk eğitimi görüyorlar. Gıpta ettim. Sonra hüzün bastı. Sözde otelci ve restorancıyız, haybeye iş yapıyoruz, amatörüz duygusuna kapıldım.

Avrupa’nın iç halkalarına girince o duygu çöker insana. Çok çalışmışlar. Çok emek vermişler. Şimdi o emeğin esiri olmuşlar. Pygmalion gibi, yarattıkları esere aşıklar.

9 Ekim: Cenevre yakınında Coppet şatosu.[4] Mme de Staël’ın sürgündeki evi, salonu, yatak odası. Yanda “Avrupa’nın en güzel kadını” Mme Récamier’nin odası. Her ikisi de, benim en sevdiğim yazar olan Benjamin Constant’ın sevgilisi olmuşlar. Constant’ın de Staël’dan olan evlilik dışı kızı Albertine meğer Broglie düküyle evlenmiş. Şimdiki Broglie prensiyle[5]1999’da La Bourdaisière’de tanışmıştık, şatosunda kaldık. Albertine’in beşinci kuşak torunu imiş. Kendini deliler gibi bahçevanlığa vermişti, şatonun bahçesinde 200 farklı cins domates yetiştiriyordu. Şimdi de dünyanın en büyük böcek koleksiyonunu almış, Paris’te böcek müzesi kuruyormuş.

9 Ekim: Freney, Voltaire’in malikânesi.[6] İhtiyar tilkinin evi Fransa sınırının hemen içindeymiş. Arkadaki parkın içinden onbeş dakika yürüyünce, kimsenin ruhu duymadan İsviçre’desin, kralın adamları avuçlarını yalar. Yaşamı boyunca tutuklanma tehlikesiyle yaşayan biri için ideal konut.

10 Ekim: Cremona, kemanın anavatanı. Yeni keman müzesi geçen ay açılmış, bir modern müzecilik şaheseri. Antonio Stradivari’nin atölyesinin bütün aksam ve edevatı, hakiki, kokusu dahil. 1500 küsurdan beri dünyada bilinen tüm keman imalathanelerinin interaktif haritası, ses örnekleri dahil. Dünyadaki tüm Amati ve Stradivari kemanlarının ses örnekleri. Cremona keman yapımcıları loncasına kayıtlı tüm keman ustalarının interaktif katalogu. 50-60 tane güzel insan, fotoğraflarına bakmaya doyamadım.[7] 

10 Ekim. Salò ve Gargnano. Mussolini ve hempalarının son sığınağı. Çağı geçmiş bir aristokrasinin tohuma kaçmış şaşaası; gruplar halinde ihtiyar Alman turistler. Mussolini’yi düşünüyorsun: Mütevazı bir aileden gelmiş, yükselmiş, mutlak iktidarın şehvetini tatmış, kendisini ve sınıfını aşağılayanları tir tir titretmiş. Sonra düşmüş. Son aylarını onların mekânında kafese kıstırılmış, ölümü bekleyerek geçirmiş.

Bir yönüyle, sınıf atlamanın imkânsızlığı orada gördüğün. Diğer yönüyle, kendini ustaca savunan Avrupa medeniyetinin, kaskatı kesilip ölmesi.

Radyoda haber-analiz: İtalya’nın Alman azınlığının yaşadığı Südtirol özerk ilinde gençler askerliğini İtalyan Cumhuriyeti ordusunda yapmaktansa Südtirol il milis kuvvetinde yapmayı tercih ediyormuş. Anayasaya göre Südtirol halkı referandumla bağımsızlık ilan etmeye veya başka bir ülkeye katılmaya karar verirse, İtalyan ordusu 48 saat içinde il sınırlarını terketmeyi, polis ve jandarma birimlerini yerel yönetime devretmeyi vs. taahhüt etmiş.

11 Ekim: Müstair. Almanca-Rumanşça çift dilli bir dergi bulundu, sabaha kadar Rumanş dili çalışıldı. Dört beş seneden beri taktım bu dile, şimdi okuduğumun %80’ini iyi kötü anlayabiliyorum. Burada konuştukları lehçe 2008’e dek Vallader lehçesine göre yazılırmış. O tarihte imla reformu yapıp Rumantsch Grischun standardını benimsemişler.[8]Vallader lehçesine özgü ü ve ö harfleri kalkmış. Bütün seslileri diftongize etme eğilimi var (Münster yerine Müstair, vulp yerine vuolp). Bütün kalın k’lar Konyalılar gibi kh okunuyor (chasa chantunal = casa cantonale). Mardinliler gibi a’ları o yapıyorlar.

Köye adını veren Son Jon manastırı 780 yılında kurulmuş. O yıllardan kalma duvar resimleri halen duruyor. İçeride melek yüzlü dokuz ihtiyar rahibe, bir ihtiyar vekilharç, bir sürü inek. İbadetten arta kalan vakitte mandıracılık yapar, peynir üretirlermiş. Ayrıca köy çocukları için kreş, bir de misafirhane işletiyorlar.[9]

Gece 60 santim kar yağmış. Dağa daha da fazla inmiş, yollar kapanmış. Uçağı kaçırdık, sefil olduk. 400 euro fark ödeyip akşam uçağına zar zor yer bulabildik.


12 Ekim 2013 Cumartesi

On DC Discord

Click here to read my column in Sunday's NY Times.

Öneri





Manzara, çiçek (buradaki gülleri ve çocukları ben çektim mesela...), böcek fotoğraflarını ben, benim fotoğraflarımı çeken de genellikle prens oluyor. Bu konuda pek istekli olduğunu söyleyemem tabii, ahh erkekleri bilirsiniz işte kendi ilgi alanlarına girmeyen konular üzerinde hiç hevesli davranmazlar ;) Onu birazcık teşvik etmek için birkaç gündür beğendiğim blogları açıp "bak beni böyle çekebilirsin, şu açı çok iyi, bunu da deneyebilirsin" gibi önerilerde bulunuyorum. Bu öneriler işe yaramış olmalı ki bugünkü çekimler beni pek mutlu etti, siz de benimle hemfikir misiniz?








Saçlarım -nihayet!- eskisi gibi uzadı ve ben bu durumdan çok memnunum! Bir daha kestirmek mi aslaaa! Hadi büyük konuşmiyim, asla demiyim ama şu bir gerçek ki saçlarımın omuzlarıma değmesi fikri bana daha cazip geliyor!






Peki size bir itirafta bulunmamı ister misiniz? Ben bugüne kadar saçlarımı hiç boyamadım! Sadece yıllar önce bir fuarda saçlarıma geçici boya uygulanmıştı, o da 1 hafta içinde akıp gitmişti zaten. Bu yüzden boya nasıl birşey hiç bilmiyorum, arada sırada değişik bir renge boyatmak istiyorum ama boyanın bir süre kafayı kaşındırması, istenilen rengin tutturulamaması gibi durumlar nedeniyle hep öteliyorum bu düşüncemi... Aslında küçükken saçlarım daha kızıldı, o rengi çok seviyordum, Niloşumun da kızıl saçlı olması için çok dua etmiştim ama kızıl yerine bal rengi oldu miniğimin saçları...






Bir önceki postumda harika bir hafta sonu dilemiştim şimdi de harika bir pazar günü diliyim :) Sevgiler!





12 Ekim 2013

Bayram tatiline adım attık, darısı yarıyıl tatiline. Haftasonuna tam da olması gerektiği gibi başlamak istedim, çayım, sıcak simitim, gazete ve dergim üstüne de çikolatalarım.
Güllü yastık nihayet gerçekten yastık oldu, yamalı battaniyenin köşesinde ben niye buradayım der gibi sırıtıyor ve göze batıyordu, dolapları düzenlerken siyah astar kumaş geçince elime derhal çiçekli yastığın oldu.
Keyifli haftasonlarınız olsun...

All the Way

Last night, I saw Bryan Cranston in All the Way, the new play about Lyndon Johnson and the passage of the Civil Rights Act. It is a powerful play, with terrific acting.  Cranston is as compelling as LBJ as he was as Walter White.

MİNİK CAN'ın MACERALARI





Tayfun Akgül kaç zamandan beri çöplükleri karıştırıyordu; önceleri bunu profesörlük maaşının yetmediğinden dolayı yaptığı sanılmıştı. Ama gizli başka amaçları varmış meğer. Topladığı vida, somun, gözlük sapı, anahtar, çivi gibi çer çöpten tanıdığı dostlarının, yazarların, sanatçıların portrelerini yapmıştı.

Tayfun işi biraz daha ileri götürdü ve gene bu malzemelerden çocuklar için bir öykü kitabı hazırladı. Minik Can adlı karakterin maceraları devam edecek gibi gözüküyor. Türkçe, Yunanca, İngilizce dillerinde hazırlanan kitap Nesin Yayınevi’nden çıktı. Kitabın görsel tasarımı Tansel Akgül’e ait…