Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2014 Çarşamba

Hediye: Snowpark davetiyesini kim almış?

Snowpark'a davetiye verdiğimi önceki blogumda anlatmıştım. Yorum bırakan kişiler arasından rastgele seçtim. Hediyeyi alacak kişi aşağıda:

-  Biletler 3 kişiliktir
-  5 Nisan – 31 Mayıs 2014 tarihleri arasında geçerlidir.
- (resmi tatiller ve hafta sonları hariç)
Lütfen spam dahil posta kutunuzu kontrol edin ve mailimi aldığınıza dair bana teyit geçin. Eğer 15 Mayıs'a kadar mailime cevap alamazsam 2 adet yedek seçtim. Onlarla sırasıyla iletişime geçeceğim.
Mail gelmediyse benimle dogalanneyim@gmail.com adresinden iletişime geçin lütfen. Geçmişte verdiğim bazı hediyelerin sahipleri nedense bana geri dönmediler, şaşırtıcı ama hediyelerini talep etmeyenler de oluyor.

Hediye davetiyemi alacak kişi 6. sıradaki yorumuyla Hale. Hediye detayları ile ilgili size bir mail attım.
1. yedek: heidi
  2. yedek: Gülbin Karakaya
İyi eğlenceler!

Gel Oyna'da Anne Çocuk oyun grubu başladı!

Bostancı'da açılan Gel Oyna Tahta Oyuncak dükkanı ve oyuncak yapım atölyesi hakkında daha önce bir blog yazmıştım. Sahibi Şule Şenol ile doğal annelere her Perşembe ve çalışan anneler için her Cumartesi 13.30-15.00 arası yeni iki oyun grubu oluşturduk. Grubumuzda anneler ve çocuklar birlikte oynuyoruz, sohbet ediyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz. İnternet yerine gerçek hayata dokunarak, konuşarak sosyalleşmek isteyen tüm anne babaları ve çocuklarını bekliyoruz. Ben de her Perşembe katılmaya çalışacağım. Ücretler için lütfen Gel Oyna ile iletişime geçiniz.

Anaokulları için: Gel Oyna'da  hafta içi sabah saatlerinde okul grupları ile çalışmaları  başladı. Geçen hafta Çekmeköy'den İz Çocuk Gelişim merkezinden anaokulu çocukları, daha önce de ALEV okullları, Small hands, Utopia, Küçük Ağaç gibi okulların ana sınıfları Ümraniye'deki atölye ve dükkanı görmeye, aktivitelere katılmaya gelmişler. Okul grubunuzla Gel Oyna atölyesine  gelmek, aynı zamanda ahşap oyuncak zenginliğini görmek isterseniz Gel Oyna'yı arayabilirsiniz.

Adres: Gel Oyna, Şemsettin Günaltay Cad. Bostaniçi Sok. Birlik Apt. No:4A Bostancı-İstanbul Tel: 0216 363 38 44

12 Nisan 2014 Cumartesi

Davetiye: Karlar ülkesi Snowpark'a yolculuk etmek isteyen var mı?


Dev kardan adam

Karlar ülkesi filmini izleyeli beri kızlarım tüm oyunlarında ya karlar ülkesine gidiyorlar, ya da karlar prensesi, karlar kraliçesi oluyorlar. Torium AVM’deki Snowpark’a gideceğimizi duyunca çok mutlu oldular. Heyecanla büyük günü beklediler. Evimizden oldukça uzun süren yol boyunca uslu durdular.

Snowpark sıcak yaz günlerinde bile bir kar ülkesinde gibi hissedebileceğiniz, kayak dersleri alabileceğiniz bir kar merkezi. Bir benzeri ve daha büyüğü Dubai’de var. Bizim için de çok keyifli bir gezi oldu bu kışı kar oynayamadan geçirdikten sonra.

Gezimizi organize eden Luna Organizasyona teşekkür ediyorum. Gezimizi anlatmaya geçmeden önce sizin için bir adet hediye biletim var. Hemen bu blogun altına 23 Nisan 2014 günü sonuna kadar isim ve e-posta bırakanlar arasından bir kişiye, 3 kişilik 60 TL değerinde giriş bileti hediye ediyorum.Ancak elinizi çabuk tutun 10 gün içinde yorum bırakın. Davetiyenin kullanım süresi 31 Mayıs’ta bitiyor. Hediye alan kişiyi 23 Nisan’dan sonra Doğal Anneyim blogumda açıklayacağım. Ayrıca mail de atacağım. Hediye size çıkarsa lütfen almak için bana geri dönün. 3 gün içinde hediye sahibi bana geri dönmezse tekrar yeni bir kişiye vereceğim.

Snowpark giriş davetiyesi sizin olabilir

23 Nisan'a kadar yorum bırakan birine hediye ediyorum. Son kullanma tarihi 31 Mayıs.

Karlar diyarı Snowpark’a girince içeride ilk önce çocuklara ve bize uygun palto, pantalon ve bot aldık. Yetişkin olarak benim gibi kayak montu varsa pantalon da getirebilirsiniz. Ben kotla idare ettim. Ayakkabı olarak buzda kaymayan çivili botlar veriyorlar. Altını kontrol edin.

Heyecanla içeriye giriyoruz

Sıkıca kar kıyafetlerimizi giydikten sonra kar bölgesine girdik. Gerçekten de içerisi soğuk 0 ile -3 derece arasında. Sanki dağa gitmiş gibi bir serinlik hakim. Çocuklar için yedek eldiven ya da varsa su geçirmez eldiven getirmek lazım çünkü kar oynarken elleri hemen ıslanıyor. İçlerine de bir kat daha giydirmeyi unutmayın.

Kızlarım 4 ve 5 yaşlarında olduğu için onlara en uygun olan büyük ve küçük kaydıraklardan kaydık biz. Simitlere oturarak kaymaktan çok keyif aldılar. Buna snowtubing deniyormuş. Snowpark 4500m2 alana sahip ve tüm karlar gerçek kar. İsteyenlere 4 yaşından itibaren kayak, 7 yaşından itibaren snowboard dersi veriliyor. Biri 35m biri 100m olmak üzere iki kayap pisti var. 14 yaş üstüne ise kayak pistinde çeşitli zıplama numaraları ile kaymak mümkün.
Büyük kaydırak

Kızlar kaydırak yarışı yapıyor

Simitle kayarken çok eğleniyorlar

Ben de birlikte kayarak eğlenceye katılıyorum

Birlikte igloya giriyoruz
Snowpark’ta ayrıca kaydıraklar dışında kardan kale, iglo-buzdan ev, penguenler, kutup ayıları gibi gezilebilecek sergi bölümleri de var.

Orası çok mu soğuk? :)

Bir iglo ve arkada kutup ayıları

Eğer dağa kadar gidecek zamanınız yoksa, şehrin ortasındaki bu kar merkezini ziyaret etmenizi öneririm. Kar, soğuk, kayak ve kaydırak seviyorsanız Snowpark'ın hoşunuza gideceğini düşünüyorum.

Snowpark bilgi için: http://www.torium.com.tr/bi-eglence.html  Tel: 0212 699 69 70

8 Nisan 2014 Salı

Anne çocuk "Gel Oyna"da birlikte tahta oyuncak oynayın


Gel Oyna


Oyun oynamak büyük küçük herkesin çok sevdiği bir aktivite. Doğal ebeveynlikte de anne, baba ve çocuğun birlikte geçirdiği doğal oyun vakitleri çok önemli bir yer tutuyor. En çok doğal malzemelerden üretilmiş oyuncakları çok seviyorum. Daha önce çocuklarımın çok sevdiği logy manyetik ahşap oyuncaklarımızı yazmıştım. Bu sefer gittiğim özel bir tahta oyuncak dükkanını kızlarım çok sevdi. Hatta her hafta anne-baba-çocuk birlikte gidilebilecek bir oyun mekanı.

Bu doğal oyuncak dükkanının sahibi sevgili Şule Şenol’u yıllar önce fuar düzenlediğim zamanlardan tanıyorum. Projesini yürüttüğüm HOBİZ Keyifli İş ve Yaşam Fuarı’mıza 2004 yılında tahta oyuncaklarıyla katılımda bulunmuştu. Tahta oyuncak işini severek yıllardır yeni projeleriyle sürdürmeye devam ediyor. Şule hanım “Gel Oyna” adını verdiği dükkanında yüzlerce tahta oyuncağı anne, baba ve çocuklarla dükkanın atölye kısmında oyun oynatarak hatta tahta oyuncak yapmayı öğreterek buluşturuyor. Çocuk oyunları, montessori, waldorf gibi eğitim konularında oldukça bilgili olan Şule Şenol, okullara ve anne babalara oyuncak seçiminde danışmanlık yapıyor. Şule hanım’ın web sitesinde oyuna dair pek çok değerli yazısı da var. Dilerseniz www.ahsapoyuncak.web.tr üzerinden de dükkandaki oyuncakları alabiliyorsunuz.

"Hangi oyuncakla oynamak istersiniz?"
Sosyal sorumluluk projelerine çok önem veren ve oyunun halkın her kesiminde birlikte oynandığındaki birleştirici gücüne inanan Şule hanım senelerdir Meydan AVM’de açık alanda tahta oyuncak oyun atölyeleri düzenliyor. Ayrıca ekolojik pazarlarda da tahta oyuncaklı aktivitelerde bulunuyor. Etkinlikler için Facebook Gel Oyna sayfasına bakabilirsiniz. Sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirdiği oyun odaklı T-istasyonu projesinin de ayrıca bir T-istasyonu facebook grubu var.

Resimler için devamına bakın...


T-istasyonu Projesini dinlemek için resme tıklayın
İşte en sevdiğimiz oyuncak dükkanını ziyaretimizden bazı kareler:


Çocukken her zaman bayıldığım tahta atlar işte burada.


tahta yoyolar
Kızlar yoyoları seviyorlar. Bir dahaki sefere gittiğimizde yoyo almak istiyorlar.

Tahta oyuncaklar

Solda üstte waldorf için tahta birbirine geçmeli yarım daire oyuncak, tahta bebek evi, topaçlar, tahta arabalar...
Bulmaca küpleri ve tahta şekil bulmacaları.
 
 
tahta kutulu oyuncaklar
Çeşit çeşit tahta oyuncaklar... Altta yerde ufacık tuğlalardanev yapma seti inşaat yapmayı seven baba ve oğullar, kızlar için çok yaratıcı bir oyuncak. Tuğlaları mısır nişastası ve kum karışımından malç ile yapıştırıyor ve istediğiniz zaman tekrar su ile ayırabiliyorsunuz.

Ortada renkli nota çanları
Orf ve müzik grupları için çok eğlenceli.
 
Montessori blokları
 Montessori eğitimi için kendi setinizi oluşturabileceğiniz tahta bloklar, küpler ve üçgenler.


Minyatür çerçeve
 Tahta oyuncak yapım atölyesi şeklinde yapılmış bu çerçeveyi çok beğendim.

tahta bebek evi
Kadıköy Özgürlük Parkı içerisinde benim de iki senedir parkta çocuklara daha evvel blogumda paylaştığım üzere kitap okuyarak destek verdiğim KitapOkuyan Çocuklar Projesi neticesinde yeni açılan İnteraktif Çocuk Kütüphanesi’ne de bu oyuncaktan vermiş Şule hanım.

Atölye

Kızlar oyuncak yapım atölyesini geziyorlar.

oyuncak kesme aletleri


Şule hanım tahta oyuncak yapımında kullanılan tahtaları istenilen şekillerde kesen ve delen elektrikli aletleri tanıtıyor.

Basit kıl testere ile tahta kesiyoruz.


Çizdiğim sonsuz sembolünün kıl testere ile kesildikten sonraki hali.


Kızlar kukla yapmak istiyor ve masa başına oturuyorlar. 

kukla yapıyoruz
Deniz hanım kızlara tahta çubuk, tahta toplar, keçe, keten kumaş ve renkli boyalarla kukla yaptırıyor.







Minik ellerden canlanan tahta kuklalarımız.

Kızlarım bu eğlenceli aktivite dolu dükkandan bir sonraki sefere topaç ve yoyo alma hayalleri ile ayrılıyorlar. Çocukların en sevdiği ve değer verdiği oyuncaklar kendi yaptıkları veya sizin onlar için yaptıklarınız oluyor. Eğer çocuğunuza gerçekten yaratıcı oyuncaklar vermek istiyorsanız Gel Oyna’ya uğramanızı mutlaka öneririm.

Adres: Gel Oyna, Şemsettin Günaltay Cad. Bostaniçi Sok. Birlik Apt. No:4A Bostancı-İstanbul Tel: 0216 363 38 44



16 Aralık 2013 Pazartesi

Hayko Bağdat'a mektup

Hayko Taraf'ta bugünkü köşesinde yayımlamak için benden bir yazı istedi. Yazdım. Yayımladı sağolsun. Ama yayımlarken paragraf düzenini öyle altüst etmişler ki, yazıdan bir şey anlaşılmıyor.

Aslı burada.


*
Fazla abartmamak lazım. Sonuçta yasalara göre bir suç işlemişsin, usulüne az çok uygun olarak kovuşturulmuş, ceza verilmiş. Şimdi cezayı alan Sevan’dır diye bunun uygulanmasına karşı çıkmak hakkaniyete sığmaz. Adamına göre muamele edilirse esas o zaman itiraz etmek gerekir. Ne yapsın yani hakim? “Bu adamı beğenenler var, görmezlikten gelelim” mi desin?

“Herkes kaçak inşaat yapıyor, bir tek Sevan ceza alıyor” tezi doğru değil. Yakaladıkları herkesi çatır çatır yargılıyorlar, memleketin her ilinde inşaat suçlarından hapis cezası alıp yatan tonla insan var. Unutma ki gazetede okuduğun her “kaçak inşaat” haberi göründüğü gibi değildir; her dosyanın bir sürü inceliği vardır. Ayrıca bu suçları işleyenlerin büyük çoğunluğu bir kere işler, mevzuatın boşluklarını gözetir, dolayısıyla alırsa ufak bir ceza alır, o da eğer mükerrer sabıkalı değilse bir şekilde ertelenir ya da iptal edilir. Benim gibi otuza yakın sabıkası olan kimse yok bildiğim kadarıyla. İşlediği suçu alenen ve kanırta kanırta işlemiş olanlar da enderdir.

Verdikleri ceza orantısız veya akıl dışı bir ceza değil.  Toplam 21 ya da 24 yıl hapis cezam vardı, tam hesabını çıkartamıyorum. “Bu kadarı olmaz” dediler, bir çözüm yolu bulmak için epey uğraştılar. Sonuçta geçen Ekim ayında Sit Alanında İzinsiz İnşaat suçuna yeni bir düzenleme getirildi, benim hapis cezalarımın da yaklaşık 13,5 yıllık bölümü silinmiş oldu. Bunu görmezden gelmek doğru olmaz. Şimdi mesele bir yıl mı, üç yıl mı, beş yıl mı meselesi. Ve hangi koşullarda yatılacak meselesi. Benim yaşımdaki biri için bunlar önemsiz detaylar değil, ama kaldıramayacağım şeyler de değil.

Cezanın tamamını silemezler miydi? Silebilirlerdi bence, tam içyüzünü inan bilmiyorum. Bir nedenle silmediler. Belki “E canım hepsini affetsek olmaz, biraz yatsın kerata” dediler. Belki de bazı yazılarım birilerinin sinirine dokundu. Bilhassa sizin gazetede 6 Haziran’da çıkan “Her Başbakan İstifayı Tadacaktır” başlıklı yazım (http://www.taraf.com.tr/sevan-nisanyan/makale-her-basbakan-istifayi-tadacaktir.htm) tepki toplamış deniyor, belki nihai kararda etkisi olmuştur.

Olmuşsa olmuştur, hatta iyi olmuştur. Kimseye minnet borcu olmamak, bir sene fazla ya da eksik yatmaktan daha önemli bir şey bence.

*
İnsanın zaman zaman kendisiyle baş başa kalması lazım. Sosyalliğin fazlası iç disiplinini sarsıyor, düşünceni derinleştirmeni önlüyor.

Kaç senedir kafamda olmayacak cinsten bir hayal vardı, Venedik’teki Surp Ğazar Manastırına (http://en.wikipedia.org/wiki/San_Lazzaro_degli_Armeni) gidip “beni buraya alın birkaç seneliğine” desem acaba kabul ederler mi diye aklımdan geçiyordu. Geçen Ekim’de tam da bu nedenle Venedik’e gitmeye niyetlendim, hem oradaki değerli birtakım insanlarla sohbet etmek, hem de bunu biraz soruşturmak istedim. Olmadı, denk gelmedi.

Belki de iyi oldu. Manastırın vicdani bir bedeli var. İnanmadığın şeylere inanırmış görünmen, ya da en azından suskun kalman lazım. Hapishane o açıdan daha iyi. Manevi borcun olmuyor. Sadece bedenini bağlıyorlar, içine dokunamıyorlar. Alelade sosyal hayattan bile daha özgürsün bir bakıma.

Bilgisayarıma, kitaplarıma, bir de yalnızlığıma dokunmasınlar, gerisi çok mühim değil. “Elimden bir şey gelir mi” diye soruyorsan, bunu düşün derim.

*
Tabii ki konu bunlardan ibaret değil. Bunlar işin bana ve bu somut olaya müteallik olan kısmı. Bir de hadisenin arka planı var. Bu ülkenin yönetim biçimine, hukuk sistemine, önyargılarına, nankörlüğüne, ufuk yoksunluğuna ilişkin boyutları var. Suçu elbette durduk yerde işlemedim. Zevk için, ya da kazanç için de işlemedim. Sen bakma Eyüp Can’ın dediklerine, deli filan değilim. Daha ciddi bir şeyin mücadelesini veriyorum.

Ama o mevzuya girsem bu mektup bitmez. En iyisi burada keseyim, devamını Blogumda getiririm bir ara.

Gözlerinden öperim. Gezi’deki tavrını çok takdir ettim. Bedeli ne olursa olsun, o duruştan geri adım atmayacağından eminim.


6 Aralık 2013 Cuma

Jurassic Land dinozorları bizde bir fark yarattı!



Dinozorlar milyonlarca yıl önce yaşamış olmalarına rağmen pek çok çocuğun ilgisini çekiyor. İlk başlarda “kızlarım 3 ve  5 yaşında nasıl bu dinozolardan haberdar olacak, nasıl merak eder ki?” diye düşünüyordum. Derken dinozor kavramı TV’de izledikleri çizgifilmlerde, kitapçıda gördükleri kitaplarda karşılarına çıkmaya başladı. Hele benim çocukluğumda izlediğim Taş Devri çizgifilmine rastlayınca iyice meraklandılar. Tam bunun üzerine “Bi Fark Yarat” ajansından Forum İstanbul Alışveriş Merkezi’nde yer alan Jurassic Land gezisi davetini aldık. Böylece geçen Cumartesi dinozorlarla tanışma hayaliyle kızlarımızla birlikte yola düştük.

Jurassic Land, Forum AVM’nin en üst katında bulunuyor. Bir tema parkı olarak müze alanı, cafesi,  4 boyutlu 6 efektli sineması, dinozor laboratuvarı, dükkanı, laser oyun sahası ve çocuk aktivite alanı ile oldukça etkileyici ve kaliteli bir park olmuş diyebilirim.


Turumuzda bize tur rehberimiz ilk önce müzede dinozor kemikleri, dinozor çeşitleri üzerine detaylı bilgi verdi. Çocuklar dinozor kemikleri ve yumurtaları bulunan bir mağaraya tırmandılar.

Kızlar müzde bölümünde fosil bulma aktivitesi yaptılar. Bir mağarada fosil kemikleri gömülü kumlar arasında başlarında ışıklar, ellerinde küreklerle fosil buldular. Kaşif paleontolog sertifikası aldılar.

Müze sonrasında 6 boyutlu sinemaya girdik. Hayatlarında ilk kez sinemaya girmenin heyecanıyla üç boyutlu dinozorlardan korktular. Koltuklarda başlayan sinema keyfi kucakta sona erdi. Sinemada dinozor adasında gitmekte olan juracopter adında bir uçuş aracına biniyorsunuz. Üç boyutlu gözlüklere koltukların sallanması, bacaklarımıza hava üflenmesi, yüzümüze su fışkırtılması eklenince 6 yaş altındaki çocuklara göre oldukça ürkütücü bir sinema. İlkokul çocuklarının ise çok eğleneceğini düşünüyorum. Gözlerimiz kapalı sinemayı atlattıktan sonra dinozoların yetiştirildiği adaya varmış olduk.

Tema parkının jurakopterle gidilen ada bölümü sanki gerçek bir bilim merkezi gibi yapılmış.
Bu merkezde kuluçka odasını, yenidoğan ünitesini, tedavi odasını ziyaret ettik. Sonra uysal ve vahşi dinozorları gördük. Bu dinozorlar ses çıkarıyor, hareket ediyor ve sürpriz su fışkırtıyorlardı! Kızlar özellikle vahşi dinozorlardan korktular çünkü maketler çok canlı gözüküyordu. 6 yaşından küçük çocuklarıyla gelen ailelerin hazırlıklı olması gerekiyor.

Adadan geri döndükten sonra cafede bir şeyler atıştırdık. Sonra aktivite odasına geçtik. Orada çocuklar dinozor yumurtaları ve t-shirt boyayabiliyorlar. Biz de hediye yumurtalarımızı ve dinozor maketlerimizi aldık.


Kızlar Jurassic Land gezisi sonunda fosil keşfetme oyununu o kadar sevdiler ki, Jurassic Land’de bize hediye edilen tahta dinozor iskeletlerini önce rengarenk boyadılar. Sonra bir paket bulgur ile tepsilere koyduk. Allık fırçaları ile kemikleri kumda bulma oyunu oynadılar.

Jurassic Land gezisi o kadar etkileyici oldu ki bir hafta sonra halen “Anne gerçekten dinozor adasına gittik mi?” diye soruyorlar. Her seferinde bu gerçek değil desem de sonunda evet gittik deyince çok mutlu oldular.

Eğer bir hafta sonunda evde kalmayalım ailecek nereye gidelim diyorsanız bu tema parkını listenize alabilirsiniz.

13 Ekim 2013 Pazar

İsviçre notları

5-6 Ekim, Winterthur. Ermeni Tarihine Yeni Yaklaşımlar Konferansı. R. Hovannisian bayat klişeleri tekrarladı.[1]Buna karşılık Profesör Zekiyan bir şaheserdi.[2]Dört saat konuştu. Eski ve yeni Ermeni tarihinden örneklerle, Ermenilerin Doğu ile Batı arasındaki ikircikli konumlarını ne zaman ve hangi koşullarda avantaja çevirebildiklerini anlattı. Tanıştık. Heyecan duyduğumu söyledim. Venedik’e davet etti. Haftaya gelirim, bir iki gün sohbet ederiz dedim. Yazık ki vakit yetmedi, gidemedim.

İyi tarihçi, tarihte başkalarının göremediği detayları görebilendir. Ancak iyi bir tarihçi bugüne dair taze bir şey söyleyebiliyor sanırım. Ya da: geçmişe taze bir gözle bakabilen, bugüne de taze bir bakış getirebiliyor. Aynı yeteneğin belki iki ayrı tezahürü.

7 Ekim: Gimmelwald. 1300 metrede, İsviçre’nin en güzel köyü. Teleferikle çıkılıyor. Araba ulaşımı yok. Dört-beş pansiyon, bir tane bar ve herşeyci dükkânı, bazısı 1500’lü yıllardan yirmi-otuz çiftlik evi, birkaç yüz inek. 1990’dan beri birkaç kez gitmişliğim var.

Köyde hava bozuktu, ama yukarısı Alplerin en muhteşem yaylalarından biri, gök pırıl pırıl. Teleferikle 2677 metreye çıkıp oradan aşağı beş saatte yürüdük. Haşat olduk.

Pansiyon sahibi Ollie esasen İsveçliymiş. Otuz sene önce buraya gelip yerleşmiş. Hayvancılık ve dağcılıkla uğraşıyor. Ayrıca kemancı ve insan hakları aktivisti. Ermenistan’dan birtakım rejim muhaliflerinin İsviçre’ye iltica etmelerine aracı olmuşlar. Uzun uzun onları anlattı.

8 Ekim: Lausanne Otelcilik Okulu.[3] Bir sürü güzel yüzlü genç, kusursuzluk eğitimi görüyorlar. Gıpta ettim. Sonra hüzün bastı. Sözde otelci ve restorancıyız, haybeye iş yapıyoruz, amatörüz duygusuna kapıldım.

Avrupa’nın iç halkalarına girince o duygu çöker insana. Çok çalışmışlar. Çok emek vermişler. Şimdi o emeğin esiri olmuşlar. Pygmalion gibi, yarattıkları esere aşıklar.

9 Ekim: Cenevre yakınında Coppet şatosu.[4] Mme de Staël’ın sürgündeki evi, salonu, yatak odası. Yanda “Avrupa’nın en güzel kadını” Mme Récamier’nin odası. Her ikisi de, benim en sevdiğim yazar olan Benjamin Constant’ın sevgilisi olmuşlar. Constant’ın de Staël’dan olan evlilik dışı kızı Albertine meğer Broglie düküyle evlenmiş. Şimdiki Broglie prensiyle[5]1999’da La Bourdaisière’de tanışmıştık, şatosunda kaldık. Albertine’in beşinci kuşak torunu imiş. Kendini deliler gibi bahçevanlığa vermişti, şatonun bahçesinde 200 farklı cins domates yetiştiriyordu. Şimdi de dünyanın en büyük böcek koleksiyonunu almış, Paris’te böcek müzesi kuruyormuş.

9 Ekim: Freney, Voltaire’in malikânesi.[6] İhtiyar tilkinin evi Fransa sınırının hemen içindeymiş. Arkadaki parkın içinden onbeş dakika yürüyünce, kimsenin ruhu duymadan İsviçre’desin, kralın adamları avuçlarını yalar. Yaşamı boyunca tutuklanma tehlikesiyle yaşayan biri için ideal konut.

10 Ekim: Cremona, kemanın anavatanı. Yeni keman müzesi geçen ay açılmış, bir modern müzecilik şaheseri. Antonio Stradivari’nin atölyesinin bütün aksam ve edevatı, hakiki, kokusu dahil. 1500 küsurdan beri dünyada bilinen tüm keman imalathanelerinin interaktif haritası, ses örnekleri dahil. Dünyadaki tüm Amati ve Stradivari kemanlarının ses örnekleri. Cremona keman yapımcıları loncasına kayıtlı tüm keman ustalarının interaktif katalogu. 50-60 tane güzel insan, fotoğraflarına bakmaya doyamadım.[7] 

10 Ekim. Salò ve Gargnano. Mussolini ve hempalarının son sığınağı. Çağı geçmiş bir aristokrasinin tohuma kaçmış şaşaası; gruplar halinde ihtiyar Alman turistler. Mussolini’yi düşünüyorsun: Mütevazı bir aileden gelmiş, yükselmiş, mutlak iktidarın şehvetini tatmış, kendisini ve sınıfını aşağılayanları tir tir titretmiş. Sonra düşmüş. Son aylarını onların mekânında kafese kıstırılmış, ölümü bekleyerek geçirmiş.

Bir yönüyle, sınıf atlamanın imkânsızlığı orada gördüğün. Diğer yönüyle, kendini ustaca savunan Avrupa medeniyetinin, kaskatı kesilip ölmesi.

Radyoda haber-analiz: İtalya’nın Alman azınlığının yaşadığı Südtirol özerk ilinde gençler askerliğini İtalyan Cumhuriyeti ordusunda yapmaktansa Südtirol il milis kuvvetinde yapmayı tercih ediyormuş. Anayasaya göre Südtirol halkı referandumla bağımsızlık ilan etmeye veya başka bir ülkeye katılmaya karar verirse, İtalyan ordusu 48 saat içinde il sınırlarını terketmeyi, polis ve jandarma birimlerini yerel yönetime devretmeyi vs. taahhüt etmiş.

11 Ekim: Müstair. Almanca-Rumanşça çift dilli bir dergi bulundu, sabaha kadar Rumanş dili çalışıldı. Dört beş seneden beri taktım bu dile, şimdi okuduğumun %80’ini iyi kötü anlayabiliyorum. Burada konuştukları lehçe 2008’e dek Vallader lehçesine göre yazılırmış. O tarihte imla reformu yapıp Rumantsch Grischun standardını benimsemişler.[8]Vallader lehçesine özgü ü ve ö harfleri kalkmış. Bütün seslileri diftongize etme eğilimi var (Münster yerine Müstair, vulp yerine vuolp). Bütün kalın k’lar Konyalılar gibi kh okunuyor (chasa chantunal = casa cantonale). Mardinliler gibi a’ları o yapıyorlar.

Köye adını veren Son Jon manastırı 780 yılında kurulmuş. O yıllardan kalma duvar resimleri halen duruyor. İçeride melek yüzlü dokuz ihtiyar rahibe, bir ihtiyar vekilharç, bir sürü inek. İbadetten arta kalan vakitte mandıracılık yapar, peynir üretirlermiş. Ayrıca köy çocukları için kreş, bir de misafirhane işletiyorlar.[9]

Gece 60 santim kar yağmış. Dağa daha da fazla inmiş, yollar kapanmış. Uçağı kaçırdık, sefil olduk. 400 euro fark ödeyip akşam uçağına zar zor yer bulabildik.