hapis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hapis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2013 Pazartesi

Hayko Bağdat'a mektup

Hayko Taraf'ta bugünkü köşesinde yayımlamak için benden bir yazı istedi. Yazdım. Yayımladı sağolsun. Ama yayımlarken paragraf düzenini öyle altüst etmişler ki, yazıdan bir şey anlaşılmıyor.

Aslı burada.


*
Fazla abartmamak lazım. Sonuçta yasalara göre bir suç işlemişsin, usulüne az çok uygun olarak kovuşturulmuş, ceza verilmiş. Şimdi cezayı alan Sevan’dır diye bunun uygulanmasına karşı çıkmak hakkaniyete sığmaz. Adamına göre muamele edilirse esas o zaman itiraz etmek gerekir. Ne yapsın yani hakim? “Bu adamı beğenenler var, görmezlikten gelelim” mi desin?

“Herkes kaçak inşaat yapıyor, bir tek Sevan ceza alıyor” tezi doğru değil. Yakaladıkları herkesi çatır çatır yargılıyorlar, memleketin her ilinde inşaat suçlarından hapis cezası alıp yatan tonla insan var. Unutma ki gazetede okuduğun her “kaçak inşaat” haberi göründüğü gibi değildir; her dosyanın bir sürü inceliği vardır. Ayrıca bu suçları işleyenlerin büyük çoğunluğu bir kere işler, mevzuatın boşluklarını gözetir, dolayısıyla alırsa ufak bir ceza alır, o da eğer mükerrer sabıkalı değilse bir şekilde ertelenir ya da iptal edilir. Benim gibi otuza yakın sabıkası olan kimse yok bildiğim kadarıyla. İşlediği suçu alenen ve kanırta kanırta işlemiş olanlar da enderdir.

Verdikleri ceza orantısız veya akıl dışı bir ceza değil.  Toplam 21 ya da 24 yıl hapis cezam vardı, tam hesabını çıkartamıyorum. “Bu kadarı olmaz” dediler, bir çözüm yolu bulmak için epey uğraştılar. Sonuçta geçen Ekim ayında Sit Alanında İzinsiz İnşaat suçuna yeni bir düzenleme getirildi, benim hapis cezalarımın da yaklaşık 13,5 yıllık bölümü silinmiş oldu. Bunu görmezden gelmek doğru olmaz. Şimdi mesele bir yıl mı, üç yıl mı, beş yıl mı meselesi. Ve hangi koşullarda yatılacak meselesi. Benim yaşımdaki biri için bunlar önemsiz detaylar değil, ama kaldıramayacağım şeyler de değil.

Cezanın tamamını silemezler miydi? Silebilirlerdi bence, tam içyüzünü inan bilmiyorum. Bir nedenle silmediler. Belki “E canım hepsini affetsek olmaz, biraz yatsın kerata” dediler. Belki de bazı yazılarım birilerinin sinirine dokundu. Bilhassa sizin gazetede 6 Haziran’da çıkan “Her Başbakan İstifayı Tadacaktır” başlıklı yazım (http://www.taraf.com.tr/sevan-nisanyan/makale-her-basbakan-istifayi-tadacaktir.htm) tepki toplamış deniyor, belki nihai kararda etkisi olmuştur.

Olmuşsa olmuştur, hatta iyi olmuştur. Kimseye minnet borcu olmamak, bir sene fazla ya da eksik yatmaktan daha önemli bir şey bence.

*
İnsanın zaman zaman kendisiyle baş başa kalması lazım. Sosyalliğin fazlası iç disiplinini sarsıyor, düşünceni derinleştirmeni önlüyor.

Kaç senedir kafamda olmayacak cinsten bir hayal vardı, Venedik’teki Surp Ğazar Manastırına (http://en.wikipedia.org/wiki/San_Lazzaro_degli_Armeni) gidip “beni buraya alın birkaç seneliğine” desem acaba kabul ederler mi diye aklımdan geçiyordu. Geçen Ekim’de tam da bu nedenle Venedik’e gitmeye niyetlendim, hem oradaki değerli birtakım insanlarla sohbet etmek, hem de bunu biraz soruşturmak istedim. Olmadı, denk gelmedi.

Belki de iyi oldu. Manastırın vicdani bir bedeli var. İnanmadığın şeylere inanırmış görünmen, ya da en azından suskun kalman lazım. Hapishane o açıdan daha iyi. Manevi borcun olmuyor. Sadece bedenini bağlıyorlar, içine dokunamıyorlar. Alelade sosyal hayattan bile daha özgürsün bir bakıma.

Bilgisayarıma, kitaplarıma, bir de yalnızlığıma dokunmasınlar, gerisi çok mühim değil. “Elimden bir şey gelir mi” diye soruyorsan, bunu düşün derim.

*
Tabii ki konu bunlardan ibaret değil. Bunlar işin bana ve bu somut olaya müteallik olan kısmı. Bir de hadisenin arka planı var. Bu ülkenin yönetim biçimine, hukuk sistemine, önyargılarına, nankörlüğüne, ufuk yoksunluğuna ilişkin boyutları var. Suçu elbette durduk yerde işlemedim. Zevk için, ya da kazanç için de işlemedim. Sen bakma Eyüp Can’ın dediklerine, deli filan değilim. Daha ciddi bir şeyin mücadelesini veriyorum.

Ama o mevzuya girsem bu mektup bitmez. En iyisi burada keseyim, devamını Blogumda getiririm bir ara.

Gözlerinden öperim. Gezi’deki tavrını çok takdir ettim. Bedeli ne olursa olsun, o duruştan geri adım atmayacağından eminim.


14 Aralık 2013 Cumartesi

Zaten bundan fazla ne yapabilirsin ki hayatta

Agos Gazetesinden Emre Ertani'nin soruları

Şirince’de yaptığınız hangi işten dolayı ceza aldınız?
2008’de yaptığım küçük inşaatlardan birinde ‘mühür bozma’dan dolayı iki yıl hapis cezası aldım. Benim kaygım bunun ardından birkaç tane daha ceza gelmesi. Şirince’de yaptığım çalışmalardan dolayı yerel mahkemede sonuçlanıp Yargıtay aşamasında olan 19 davam var. Bunlardan 9 tanesi sit alanında kaçak inşaattı. Geçen Ekim ayında yapılan bir yasal düzenlemeyle onlarda hapis cezasını ortadan kaldırdılar. Dolayısıyla benim toplam 21 yıl olan cezam 7-8 yıla düştü. Birkaç gün önce savcılıktan gelen tebligatla öğrendim cezaevine gireceğimi. 10 gün içinde teslim olmam gerektiği bildirildi.

Peki, bu tuhaf değil mi? İstanbul’un yüzde 70’i kaçak ama kimseye ceza verilmiyor. Ama size…
Herkesin bildiği bir gerçek var, bu olay kaçak inşaat meselesi değil.

Nedir mesele?
Kendisine biçilen bir rolü oynamayan oyuncunun cezalandırılması meselesi. Sistemin kabullerini sorgulayan, bunun ötesinde birtakım iddialarla ortaya çıkan ve üstelik de Ermeni olan bir adamın yıldırılması hadisesidir bu. Yıldırma mekanizması yeni değildir. Bir yerden bir kararla olmuyor bu, aynı anda onlarca noktadan harekete geçiliyor. Ondan sonra da ancak işin ayrıntısı üzerinden kavga verebiliyorsun.

Siz ideolojik olarak da birçok cephede savaş veriyorsunuz…
Türkiye’de var olan siyasi kampların hiçbirine oturmuyorum. Herhangi bir kampın adamı değilim, beni destekleyen bir zümre yok arkamda. Bu bir bakıma da bana özgürlük kazandırıyor. Birçok insan bana söverken bir yandan da bağımsızlığımı seviyor. Ben her şeye rağmen sevenimin çok olduğunu düşünüyorum.

Sosyal medyada, eşinizle yaşadığınız olayı gündeme getirip ceza aldığınız için “Oh olsun” diyenler var…
Kimileri Ermeni demekten utandığı için başka şeyleri gündeme getiriyor, dillerinin altındaki bakla başka. Kendilerinin de açıklayamayacağı derin bir nefret var bilinçaltında ve bunu başka yollardan ifade ediyorlar.  Ayrıca eşimle yaşadığım olayda kimin haklı olduğuna dair bir bilgi yok ki kimsede. Haklı mıydı bu adam haksız mıydı sorusunun yanıtı verebilen kimse yok. Bu konuda ne ben ne de karım konuştu. Ayrıca Müjde hala en yakınımdır, mesela şimdi Nişanyan Oteli’ni ona devrediyorum.

Bu parantezi kapatıp devam edersek şunu merak ediyorum; cezaevine girmekten kurtulmak için yurt dışına gitmeyi düşünmüyor musunuz?
Bu yaşımdan sonra yurt dışına gidip sefil olamam. Ayrıca yurt dışına gitmem bir yenilgidir ve ben yenilgiyi sevmem, yenilgiyi kabul etmeyeceğim. On binlerce Ermeni pes edip Türkiye’den gitti. Çocukluğumda tanıdığım insanların yüzde 90’ı yurt dışına gitti. Gitmek demek yenilgiyi kabul etmek demektir, marifet burada kalıp mücadele etmek. “Bu memleket bizim, sana yer yok” diyorlar. “Ne münasebet, ben kalıyorum, istiyorsan sen git” diyebilmemiz lazım.

Cezaevine girmemeniz için kampanyalar da başlatılmış. 
Kampanyalardan bir şey çıkmaz. Cezanın ertelenmesi gibi bir durum da olmaz, bu kesinleşmiş bir ceza. Ama bunun ardından gelecek mahkûmiyetler var. Bir tane değil ki, 19 davadan söz ediyoruz. Bu davadan belli bir süre yatacağım, ne kadar olduğu da tam olarak belli değil. Bu beni çok rahatsız etmiyor fakat arkasından hangi cezaların geleceğini bilmemek çok kötü. Arzu ederlerse 9-10 yıl içeride tutarlar beni. Yoksa gidip birkaç ay cezaevinde yatmak beni rahatsız etmez.

Şirince’de yaptığınız evlerin yıkılması gibi bir durum söz konusu mu?
Şu anda öyle bir şey gözükmüyor. Hiçbir aşamada, hiçbir problemi çözmediler. Sadece ertelendi, sümenaltı edildi, bekletildi. Ama ne yapacakları belli olmaz bunların.

“Dini duyguları şey etmek davasından bir şey çıkacağını sanmıyorum. ‘Gözünün üstünde kaşın var’ davasından istediğin kadar hapse atabileceğin adamı din davasından içeri sokup başına dert almaya ne hacet?” diyorsunuz.
Çok mantıklı değil mi sence de? Kalkıp da dine ve peygambere eleştiri yönelttiğim için beni bir yıl üç ay hapse atacağına, ‘Gözünün üstünde kaşın var’ diyerek içeri atarlar, problem olmaz, elin Avrupalısının Amerikalısının eleştirisine maruz kalmazlar.

Ermeni olmanızın ceza almanızda etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
Bu süreçte benim Ermeni olmamın oynadığı rol apaçık. Türkiye’de sıra dışı herhangi bir şey yapan herkes cezalandırılır. İsterse soyadın Öztürk olsun, fark etmez. Sıra dışı veya kişilikli bir iş yaparsan cezalandırılırsın. Bir de üstüne Ermeniysen bu katmerlenir.

Sıra dışı olduğunuz için pişman mısınız?

Başka türlü olamazdım, bir insan kendini değiştiremez. Yapım bu, böyle olmaktan da zevk alıyorum, bunu değiştiremem. Gençlik yıllarında insanlar “Şu huyumu, bu huyumu değiştireyim, öyle değil, böyle olayım” der. Belli bir yaştan sonra fark ediyorsun ki, ne kadar çabalarsan çabala öylesindir. Buna alıştığın, kabullendiğin zaman hayat daha kolay gelmeye başlıyor insana. Yaptıklarımdan gurur duyuyorum, düzgün işler yaptım. Gerek bu köyde yaptıklarım, Nişanyan Evleri, Küçük Oteller hadisesi, gerek Matematik Köyü, Tiyatro Medresesi, bilimsel çalışmalarım, etimoloji sözlüğüm, Yanlış Cumhuriyet, kamusal tartışmalara katkılarım açısından düzgün ve temiz bir iş yaptığımı düşünüyorum. Bu ülkede insanlara faydası olan işler yaptığımı, aldığımdan fazlasını bu topluma verdiğimi düşünüyorum. Bu bana çok iyi geliyor, zaten bundan fazla ne yapabilirsin ki hayatta?