23 Ekim 2013 Çarşamba

Taraftar gibi Taraftar!


Emirates'de farkını ortaya koydu Dortmund taraftarı.. 


Nasıl derler: Taraftar gibi taraftar..

23 Ekim 2013

El işi anlamında bir hevesliyim ki sormayın fakat çok şey yapmak isteyip hiçbirşey yapamıyorum,
Deneyeceğim diye kaydettiğim modelleri deniyorum,
 Dolgusu olmadığı için çok çabuk ilerliyor bu model, hangi birini yapsam bilmiyorum.
 Telefon kumbarama Çınar el koydu. Üzerine bir de dantel attık mı tam oldu.
Sabahları özgürüm, okulda öğle yemeği tatiline kadar, sonrası hep aynı rutin, ödev boğuşması vs. derken şimdiden biraz daral geldi, hayırlısı.

22 Ekim 2013 Salı

The median voter changes his mind

click on graphic to enlarge

İşte Bu Yüzden!


Dortmund harika bir kontra sonucu Lewandowski'nin bitiriciliğiyle deplasmanda Arsenal'ı devirdi.

Bayern Münih'e gitmek için Lewandowski tüm gücüyle çalıştı. Başaramadı. İşin enterasan olan tarafı ise sene sonunda sözleşmesi sona erecek olan Lewandowski'den yaklaşık 20 milyon euro'nun üzerinde gelir elde edecek olmasına rağmen bu paradan vazgeçen Dortmund'un tavrıydı. Herkes neden diyordu.. Seneye bedavaya gidecek, 20 milyon neden çöpe atılıyor?

İşte bu yüzden..

Dortmund'un felsefesi güzel. Arsenal'a 40 milyona satmadı Götze'yi. Yetenekli oyuncu sözleşmesini ancak 37 milyona serbest kalır maddesi olursa uzatacaktı, uzattı. Belki sonra Bayern'e gitti ama oraya gelen 80 bin insanına her zaman güzel futbolu "güzel futbolcularla" oynatmak için sonuna kadar çabaladı. Milyonların önemi yok, asıl olan güzel futbol ve futbolcu.

Bayern Başkanı Hoeness de Audi Talk'ta Dortmund'un bu tavrını beğenmiş, övmüş ve kendisinin de zamanında Ribery'i 86 milyon euro'ya satmadığını dile getirerek sözlerini şu şekilde sona erdirmişti:

"Biz banka değil futbol kulubüyüz. Aslolan güzel futbol ve futbolcuyu taraftara izlettirmek.."

The Normal One


Schalke teknik direktörü Jens Keller'i severim lakin mevzu o değil. Schalke-Chelsea maçı öncesi 11Freunde'nin attığı başlık ve koyduğu resim bu. 

Güzel yaklaşım..

Atan-Tutan Dostluğu


The Government Shutdown

The CEA analyzes its economic impact.

22 Ekim 2013

Nabız ölçüyorum renklerle ilgili, her postta istisnasız ekleyeceğim galiba bu resimleri,
 Hangi renkle devam edeyim, sıraları neye göre tayin edeyim, akşamları fırsat buldukça yapıyorum,
Bloğunu anlatımından fotoğraflarına  keyifle takip ettiğim ibeking bloğu sahibesi dükkan açmış, sevimli ve şirin olan herşey var. Benimde geçtiğimiz gün bir siparişim oldu, çok çabuk şekilde de elime ulaştı, kurumsal, ciddi bir firma olmasına karşın o naif ve samimi yanını hiç kaybetmemiş ve güzel bir sürpriz hediyeyle bana yollamışlar. Teşekkür ederim, dükkanınız bol kazançlı ve keyifli olsun..

New Research on UI

The abstract of a recent NBER working paper (emphasis added):
We exploit a policy discontinuity at U.S. state borders to identify the effects of unemployment insurance policies on unemployment. Our estimates imply that most of the persistent increase in unemployment during the Great Recession can be accounted for by the unprecedented extensions of unemployment benefit eligibility. In contrast to the existing recent literature that mainly focused on estimating the effects of benefit duration on job search and acceptance strategies of the unemployed -- the micro effect -- we focus on measuring the general equilibrium macro effect that operates primarily through the response of job creation to unemployment benefit extensions. We find that it is the latter effect that is very important quantitatively.

Ana Alcaide Discography

İndirme Linklerini sınırsız yapan 3 ayrı çevirici site. Zaman zaman kapalı olsa da oldukça işe yarıyor.

Viola De Teclas

Como La Luna Y El Sol

La Cántiga Del Fuego

21 Ekim 2013 Pazartesi

Yes, Economics is a Science

Says my Harvard colleague Raj Chetty.

An interesting article, which raises the following questions in my mind: Is the younger generation of economists like Raj skipping some of the big questions of economics because some smaller questions are easier to answer?  If so, is that optimal from the standpoint of society as a whole?

FutbolBurada Hakkında


Bir site açılacaktı bana geldiklerinde. Fikir güzeldi.

Ben sadece herkesin futbol üzerine içerik üretebileceği, isteyen herkesin katılımcı olacağı bir platform geliştirme işini benimsemiştim.  Günden güne azalan ve yazma sıklığı düşen blogların birbirlerini destekleyeceği bir platformu inşa etme fikri heyecanlandırdı.

Benimle çalışır mısın dedi.

Önce bir bakarız,  yarım gün deneriz, olursa devam ederiz birlikte dedim.  O dönem BirGün’deyim, Milliyet Taktik ve daha başka işlerde filan çalışıyordum. Hayatım Futbol’a arada yazıyor, Misli’ye her hafta sonu. Tam bu dönemde FourFourTwo’nun özel çıkardığı eke 8 sayfalık 6 takım analizi de yapınca sanırım “eee yeter be” çığlığı yükseldi. Parça parça on beş yere bölünmek zor geldi. Sabahları BirGün ofisi.. Öğleden sonra da Eminönü’nde Futbolburada ofisi.

Baktım ki çok ciddi bir emek var, küçümsenemeyecek bir sermaye yatırımı söz konusu. Tamam dedim..

Başladık!

Sitenin açılışı ve diğerlerini teşvik etmesi adına  yazı konusunda iyi  olduğunu düşündüğüm arkadaşlarımdan yardım istedim.

Sağolsunlar.. Uğur Meleke’den Ali Ece’ye.. Cem Dizdar’dan Banu Yelkovan’a.. Bağış Erten’in muhteşem CM Yazısı. Ali Murat Hamarat'ın(Arvo) hikayesi. Saymaya başlasam o kadar çok ki..  İtaatsiz’den(Erkan Şimşek)  rrr’e(Erdem Aksakal)..  Onur Erdem’den Hayatım Futbol ekibinin eksiksiz her üyesine. Kenan Başaran’dan Uğur Vardan’a..   Çağrı Develioğlu’ndan  Barış Gerçeker’e..  Elif Durgun’a..  Nice güzel insan. Huzurlarınızda hepsine bir kez daha teşekkür ediyorum. Sadece iki insan “evet yazarım” deyip sonradan yazamadı ama onlar dahi farklı şekilde destek verdi. Dedim ki; Güzel insanlar..  Asla da unutmam “bana” yaptıkları bu güzel yardımı.

Çok da güzel başladı. Gezi Direnişi araya girince bir duraklama oldu ama o gün de bugün de bunun için üzülmedim. Taksim’den başka bir şeyi gözümüz görmüyordu ki o dönem hayatımın yine unutulmayacak anılarına sahne oldu.

Liglerle beraber yine devam etti.

Lakin araya bir tahmin edilemeyen haber kısmı girdi.

İşin devasa masraf kısmını oluşturan bu haber kısmıydı. 7/24 yüzde 90’ı kopy-paste haberleri girmesi için bir ekip oluşturuldu. Bu da aslında sitenin çehresini değiştirdi. En başta da “haber ve içerik” olarak belirtilmişti ama bu haliyle olacağını ben düşünememiştim. Bir yandan siteye gelen kitleyi her açıdan beslemek adına çok güzeldi ama diğer taraftan tahmin edilenden çok daha masraflı ve zordu. 

Daha düşünemediğim çok şey gerçekleşti.

Bugün dile getirmenin çok da etik olmadığı sorunlar çıktı.

Nihayetinde FutbolBurada iki ana parçadan oluşuyordu. Makale ve Haber kısmı. Haber içeriği benden bağımsız çok daha kalabalık bir editör ekibinin işiydi. İçerik ve makale ise.. Uzunca süre tek başıma idare ettikten sonra “12 ay site bir getirisi olmasa bile devam edecek” sözü üzerine iki nitelikli arkadaşımı da içeriye dahil ettik. Üçüncü ayında kapanıyor haberi geldi.

Kapatacak olan insana da arkada bıraktığı devasa emek ve masraf nedeniyle bir şey diyemiyorum.
Olan biten tam olarak nedir bilmiyorum. Bildiğim şu: Site her ay bir önceki ayı katlayarak ilerliyordu. Girdilerin yüzde sekseni makale kısmına aitti. Elbette zaman zaman Avrupa Futbolu’na dair haberler de yaptım ama haber kısmı benden bağımsız bir ekibin işiydi.

Bir tık sitesi olarak düşünmedim.  İstedim ki Elazığ-Torku Konya maçının taktiksel içeriği olsun. Anıl Demirci, Onur Özgen gibi ismi duyulmamış nice cevherleri insanlara tanıtsın. Umutation gibi analizler yazıp yollasın insanlar.

Yüzeysellikten, tivitır üzerinden iki satır haberi okutmak için uyandırılacak merakın getirdiği insanlar yerine dolu dolu yazılar, makaleler olsun.

Oldu da..

Ama yetmemiş olacak ki kapandı.  Bir de bu çaba için eleştiriler geldi.

Emek Sömürüsü Klişesi

Ben bu işe başladığım günden bu yana sıklıkla övgü dolu güzel tepkiler aldım. Yalnız bazen “emek sömürüsü” olarak da algılandığına da şahit olduk.  Bir bakıma görüntüde haklılar. Birileri yazacak, birileri kazanacak.. Bu ne kadar doğru?

Gerçekten yazan insan kazanmıyor mu ya da arkadaki kitlenin emeği yok mu? Adam bloğuna yazıyor devasa  emek isteyen bir yazı. 50-60 kişi okuyor bu nitelikli yazıyı. Oysa sıklıkla bize düz metin şeklinde bir yazı geliyor. Bu yazının editörlüğünü yapıyoruz. Resimlerini koyuyoruz. Tamamen futbolseverlerden oluşan takipçilere bu yazıyı olabilecek en güzel şekilde sunuyoruz. Öyle oluyordu ki yazıyı yazandan yazı sunma eylemi içerisinde daha fazla emek harcadığımız oluyordu. Nihayetinde yazısını yazıp gönderen insana verilen bu emek değil midir ki? Bence karşılıklı bir çıkar olmasını başarmıştık. Tek taraflı kazançtan ziyade herkesin kazancı olduğu ama nihayetinde futbol üzerine en azından benim kriterlerime göre içerikli ve güzel haberlerin olduğu, futbolu daha çok yönlü bir şekilde yaşatan bir site olacaktı.

Erciyes-Elazığ maçına dair detaylı taktik analiz sunmak kötü mü? Yüzeysellikten boğulacak yorumlardan ziyade içerikli futbol analizlerinin yaşaması çok mu büyük çakallık? Her yazı yazanın ismiyle, cismiyle yer aldığı bir yerde neyin sömürüsü ki bu?  Emek verip yazdığı yazıyı kitlesine ulaştıracak bir organizasyon içerisinde bulunduk.. 

Bir futbolsever olarak böyle bir organizasyonun yaşamamasının keyfi nedir? 

Nihayetinde..

Ben ne yaptığımın farkında olarak gerçekleştirmeye çalıştığım fikir konusunda son derece rahatım. Lakin benimle beraber çalışması için ikna ettiğim arkadaşlarımın maruz kaldığı çeşitli sorunlardan dolayı kendimi sorumlu hissediyor, bu açıdan onlara karşı da biraz borçlu olduğumu kabul ediyorum. Bunca emeğin bir anda çöpe atılacak olması en başta kendi verdiğim emeği düşündüğümde fazlasıyla üzücü.  Nihayetinde benim misyonum bir noktada sonlanacaktı ve fakat gelin görün ki o futbolburada yaşayacaktı ki ben “tamam lan güzel bir şey gerçekleştirdik” diyebilecektim. Olmadı. Belki başka birisi devam ettirebilir, en büyük beklentim bu. Lakin benim misyonum orada sonlandı. Okuyan, tanıtan, en çok da yazı yazan herkese çok çok teşekkürler..

FutbolBurada Sonrası..


En geç Ocak ayında dijital ortamda yayına girecek olan çok daha başka bir fikir üzerine çalışıyoruz. Sanırım bu sefer ne zaman açılıp kapanacağı üzerine karar verebileceğiz. O zamana kadar yapmaktan en çok keyif aldığım işi yapacağım: Blog yazarlığı.

21 Ekim 2013

Hafta başladı, bende de örme isteği. Bugün ipcileri gezdim sevdiğim renkleri aldım, kocaman bir sepet ipim olmuş.
Bu modeli daha önce örmüştüm ince iplerden, örmesi keyifli, bir tane de motifli devam ediyor arada bir.
Sabaha erken başlamakta zorlanırım sanmıştım, günün ilk ışıkları, henüz hava aydınlanmadan kalkmak güzeldi, umarım böyle devam eder, yorgunluğa yenilmeden.

Anoushka Shankar – Traces of You (2013)

İndirme Linklerini sınırsız yapan 3 ayrı çevirici site. Zaman zaman kapalı olsa da oldukça işe yarıyor.

Traces of You

Diğer Albümleri

20 Ekim 2013 Pazar

Özgürlük Parkı





Bayram tatiliniz nasıl geçti? Güzelse hiç anlatmayın ve fermuarları kapatın zippp! Çünkü ben bayramın yarısını neredeyse bitkisel hayatta geçirmiş gibiydim; ateş, titreme, halsizlik, mide bulantısı, ağrı - daha saymamı ister misiniz?- ne ararsanız mevcuttu. Evden çıkamadım, evi bırakın yataktan doğrulamadım. Kendime hala gelebilmiş değilim :( Tatilinin çoğunu benim gibi yatakta geçirenler olduysa hepimize geçmiş olsun diyorum. Sağlık gibisi yok gerçekten! 




Bayramda sağlam kaldığım, hastalığın beni iki seksen yatırmadığı bir gününde hava da güzel olunca kendimizi Göztepe Özgürlük Parkı'na attık. Evli ve çocuklu bir çiftin özgürlüğü bu kadar işte, parka kadar :) 




Tamam kabul ediyorum burası dünyanın en güzel parkı olmayabilir ama Anadolu Yakası'nda gidilebilecek en güzel parklardan biri bence... Şehrin ortasında şehir karmaşasından çıkıp birazcık soluklanmak isteyenler için ideal bir yer.
























Fillere bir diyeceğim yok ama o arkadaki ağacın durumu ne yaa tövbe tövbeee :P












Bir sonraki postumda sizleri harika bir çekiliş bekliyor, bunu sakın kaçırmayın derim! Yeniden görüşene dek SAĞLICAKLA kalın!


İyi haftalar!





Elbise: İpekyol


Wedges: Diesel


Küpe: Diva





Pazar gezmesi

Haftasonunu ve bayram tatilini Harikalar Diyarı gezisiyle sonlandırdık. Buraya ilk gidişim, şu ara parkların, şehirlerin reklam vermesi moda oldu, Çınar da burayı reklamlarda görüp gitmek isteyince tatilin son gününü değerlendirelim dedik. Herkese iyi haftalar dileriz...

Videos in 7e

The seventh edition of my favorite textbook will be coming out in January. One of the new features available to users of the electronic version of the book is a group of video introductions to many chapters, featuring the book's all-too-geeky author. You can see the first one below.

19 Ekim 2013 Cumartesi

20 Ekim 2013

Bu kalpli keseyi her yapışımda merail's bloğu sahibesinin kulaklarını çınlatıyorum, artık yazmıyor kendisi ama belki arada bir gezinip okuyorsa ve denk gelirse buradan selamlar..
Uzun bayram tatili dedik o da bitiverdi, ben epey değerlendirdim bu zamanları, birkaç renk ip edinmiştim, onlarla henüz ne olacağına karar veremediğim işler başlayıp deniyorum, tatil bitiminde oyalanacak bişeyler arayacağımı sanmıyorum ama yine de elimde bir elişi olması beni her zaman mutlu ve huzurlu kılıyor.

18 Ekim 2013 Cuma

Oliver Kahn



Buradaki tavrı inanılmaz güzel.

“Ben yaşamıştım onu iki yıl önce diyor” 99 trajesini hatırlatarak.. Orada üstün bir performans göstermesine rağmen “yenilen takımın kalecisi” olarak ayrılmak ne demektir en iyi ben bilirim diyerek Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu’nun sevinci yerine arkadaşının üzüntüsüne odaklanır, teselli eder.

Lahm’ın kitabını bir daha okurken çok daha başka detaylar ilgi çekiyor. Satır aralarında görüyorsunuz aslında pek çok güzel ayrıntıyı.

Lahm dönemin milli takım antrenörü Rudi Voller’e sürekli giydirir.  Üstelik genç yaşında onu oynatmasına ve her maç sonrası takım kaybetse dahi “Sen çok iyiydin Lahm” diyerek pek çok övgüde bulunmasına dahi aldırmaz. Maç önü hazırlığı ve idmanların yetersizliğinden tutun da video ve rakip analizi olmadığına kadar.. Klinsmann da Lahm’ı sever, formayı sürekli verir ama ona da giydirir. Sürekli fitness antrenmanı yapıp taktik antrenmanı hiç yapmadığından bahseder..

Kahn’a gelince..

Bayern’de iken onunla beraber antrenman yapma şerefinden bahseder. Büyük titan der..  Ona duyulan saygıyı görürsünüz,  çok başka bir şekilde anlatır. Bir detay da şöyle..

2004 Avrupa Şampiyonası Lahm’ın milli takımdaki ilk büyük turnuvasıdır. Almanya’nın ise gruplardan çıkamadığı, rezaletin yaşandığı.. İlk defa Oliver Kahn ona doğru gelir ve konuşmak ister. Kahn  dönemin genç yeteneği Lahm’a gelip sadece şunu söyler:

“Senin suçun değildi.. Oldukça da iyi performans gösterdin”

Lahm der ki: Bu benim için o dönem teknik adamlardan aldığım pek çok övgüden çok daha önemlidir. Ve burada Kahn’ın o turnuva içerisinde ilk kez bu deneyimi yaşayan genç bir futbolcunun yaşayabileceği hayal kırıklığını düşünmesi, onu motive etmesi inanılmazdı..

Konuya hakim olmayanlar için şu özeti de geçmek gerekir: Effenberg, Kahn ve Ballack tarzı lider oyuncu tarzına ve sistemine karşı başkaldırmıştır Lahm. Görünen o ki Kahn'ı bunların dışında tutuyor. Aynı saygıyı kitabında başka bir insana duymadığını da görüyoruz..

Agnes Obel -The Curse

İstatistik!



Sportbild’de Jörg Hobusch’un araştırması oldukça dikkat çekici. 

Bundesligada geride kalan haftalar içerisinde alınan galibiyetlere dair ilginç istatistikleri derlemiş. En göze bayan detay ise 54 galibiyetin 27’sinde kazanan takım rakibinden daha az topa sahip olması! Tam bu noktada oyunu kontrol etmenin önemine dair cümleler kurulmuş ama ben pek çok takımın top rakipte olduğu halde oyunu kontrol edebildiğini de biliyorum. 2010 Hannover  ya da Mourinho’nun İnter’i buna çok iyi bir örnektir. Topa sahip olan her zaman oyunun kontrolünü elde tutmuyordur.

Savaşan her zaman kazanır mı?

İkili mücadelede ayakta kalmak kazanmanın yarısıdır diye bir cümle de vardır. Peki gerçekten öyle mi? Yine şu zamana kadar alınan 54 galibiyetin  27’sinde kazanan takımın ikili mücadele kazanma oranı rakibinden düşük.. Yüzde 50.. Peki belirleyici olan nedir?

Şutlar..

Alınan 54 galibiyetin 40’ında kazanan takımın çektiği şutların sayısı kaybeden takımdan daha fazla! (yüzde 74!)

Tüm bu istatistikleri doğrulayacak muazzam bir maç var ligin ilk haftasında oynanan..


Frankfurt ilk maçta HerthaBerlin ile karşılaştı. Topa sahip olma oranı yüzde 56! İkili mücadele kazanma oranı ise yüzde 53. İki alanda da rakibinden fazla Peki skor? 6-1 Berlin kazanıyor. Neden? 16-10 şutlarda üstünlük sağladığı için.. Bir başka örnek ise Bayer  Leverkusen.. Topa sahip olma oranları yüzde 45.7 ve fakat adamlar kulüp tarihinin en iyi sezon başlangıcına imza attılar..

Aysal ve Mancini


                              Ünal Aysal yeni teknik direktörü Mancini hakkında şöyle demiş:

"Kariyerine baktığınız zaman İngiltere, İtalya liginde çok başarılı oldu ama Şampiyonlar Ligi’nde fazla bir şey yapamadı. G.Saray da onun Şampiyonlar Ligi’nde kendisini ispatlaması için iyi bir seçim."

Bu Türk basınında fazlasıyla dillendirildi: Şampiyonlar Ligi'nde başarısız..

1 Temmuz 2004'de Mancini İnter'in başına geçti. Bremen-Valencia-Anderlecht'den oluşan grubu İnter lider bitirdi.  Porto'yu da ikinci turda geçip çeyrek finale ulaştı.. Burada Milan'a elendi.

Bir sonraki sezon ise Rangers-Porto-Bratislava'dan oluşan gurubu yine İnter lider bitirdi.

İkinci turda ise Ajax'ı yine geçti. Çeyrek finalde ise "deplasmanda atılan gol" kuralı nedeniyle Villarreal'e yenildi. Nihayetinde üst üste iki sezon son 8 takım arasına kalmayı başardı.

Bir sonraki sezon ise Bayern Münih, Spartak Moskova ve Sporting Lizbon'lu grubu ikinci bitirerek gruplardan üçüncü defa üst üste çıktı. İkinci turda ise Valencia ile iki maçı da berabere bitirdi ama kendi evindeki maç gollü beraberlik olunca elendi..

Üç yıl üst üste gruplardan çıkan İnter ile Mancini dördüncü sezonda Fenerbahçe-PSV ve CSKA Moskova'lı grubu yine lider bitirdi.  İkinci turda Liverpool'a elendi.

Manchester City ile olan Şampiyonlar Ligi macerası ise belki bugün daha iyi anlaşılır. Bayern City'i evinde üstelik düşük bütçeli takımlar olan Villarreal ve Malaga ile esmiş gürlemiş Pellegrini takımın başında olmasına rağmen ezip geçti. 2004/05 sezonunun aksine Chelsea'nin masalsı şampiyonluğuna rağmen İngiliz takımları düşüşte.

Mancini Şampiyonlar Ligi'nde başarısız oldu demek için başarı kıstasını yarı final ve final olarak belirlemek gerekir. Zira İtalyan teknik adam İnter ile 4 kez gruplardan çıkarken 3'ünde de lider olarak bunu başardı.İki kez İnter ile çeyrek finale ulaştı.

City ile olan macerası ise iki ölüm grubundan çıkamaması. Bayern-Napoli-Villareal'li gruptan 10 puan çıkarmış olmasına rağmen çıkamadı. Dortmund-Real Madrid-Ajax'lı grup ise başarısız olduğu "tek" senesi..

Mancini ile Galatasaray sadece İnter'deki başarılarını tekrarlasa.. Yani efendim 4 kez üst üste katılıp 3'ünde lider olmak kaydıyla hepsinde gruplardan çıkarıp 2 kez de çeyrek final oynatsa yeter. O "başarısızlığa" razıdır pek çokları. Zira o parayla öküz alınır sonra..

A Trip to Korea

I have spent the past few days at the World Knowledge Forum in Seoul, Korea. While there, I gave a lecture on some of the challenges facing fiscal policy, joined Tyler Cowen in a public discussion of economic inequality, and participated in a panel on the global economic outlook (from which the photo below is taken).

18 Ekim 2013

Bayramı bayram yapan bir hediye aldım dün. Aynı kovadan, aynı desen anneminde vardı, o zamanlar henüz geçmişe ait, ona ait, en ufak bir parçanın dahi kıymetini anlamadığım günlerdi, ev dağıldığında kimbilir kime gitmişti. Ama bugün sevgili arkadaşım bana bunu hediye edince o kadar mutlu oldum ki, ona da annesinden kalmış ve benim ona iyi bakacağımı düşündüğü için bana hediye etmiş, çok mutlu oldum çok..
Örmek için bir sabırsılık hissediyorum içimde, bayram nedeniyle gezmelerden, tozmalardan vakit bulamadım ama en kısa sürede birşeylere başlamak istiyorum.
Çınar ödevleriyle boğuşuyor adeta, arada birde kafa dağıtıp resim yapıyoruz, oyun oynuyoruz bu da kuzumun baykuş yorumu.