10 Aralık 2012 Pazartesi

Mutluluk filan..




Dedim ki bugün masada ben... geleceğe dair kurgulanan bütün iyi yaşam koşullarının mutluluk getireceğine artık inanmıyorum..

2000’li yılların başında cm oynardım. Bir gün ekşi sözlükte çok değerli bir yazar olan Cyrano’nun cm ile artan kültür birikimi başlığını görünce yerlere yattım gülmekten. Bu kadar mı olur dedim? Aynı şeyleri yaşar mı insan bu kadar?

Almışım oyuncuları, Pirlo İnter’de kiralık..  Cassano Bari’de.  Tsigalko dahi yok piyasada. Lunden’ler, Kallstrom’lar, Elmander’ler, Cernat'lar, Sharbel Touma'lar  yok.  Benimkileri dizmişim bir güzel sahaya, vermişim taktiği, başlamışım maçı beklemeye. Benim maç Pazar günüydü. Cuma’dan “continue” tuşuna bir bastığımda elime dergi, kitap ne varsa alırdım zira o maçlar altta tek tek geçerken ömür biterdi. İki dergi, bir gazete okurdun. Sezondan önce eline yeni aldığın kitap biterdi, sezon bitmezdi.  O maç günü gelesiye neler okurduk neler.. 

 Pentium II 32 MB Ram bu..

Oyuna öyle kapıldık ki dergiler, kitaplar bitti ama Continue’daki zaman geçmek nedir bilmedi.

Ağır işkence çekiyorduk. Beş dakika üç saatte geçmiyordu.

Bir gün paramız olunca PC’nin RAM’ini yükselttik. 

İşte arkadaşım, o zaman bağırdık evde 

"Hayat budur işte"

 mutluluk buydu.

O Continue’ya bastığında şap diye geçen hafta sonu’ydu.

Peki sorarım size, kardeşimin eline verdiğimiz milyon ışık yılı hızda bilgisayarda bizim aldığımız keyfi neden almıyor, neden o hızın değerini bilmiyor ve hatta yavaşlıktan şikayet ediyor?

Dedim ki bugün masada ben... geleceğe dair kurgulanan bütün iyi yaşam koşullarının mutluluk getireceğine artık inanmıyorum. Eğer bugün bazı koşulların daha iyi olması için mücadele ediyorsam da bu sadece bugün bu koşulların altında eziyet çekmiş insanların bundan sonraki yaşamının bir kısmında daha mutlu yaşamalarıdır. Ama bunu gelecekteki insanlık için ya da misal torunum için yapmam.

Dedem benim Balıkesir’den 81 km olan Akhisar yolunu yürürdü, ben arabayla giderdim torunum ise ışınlanacak ama hepimiz aynı oranda mutlu ya da mutsuz geçireceğiz yaşamımızı. Belki de torunum dedemden daha mutsuz olacak, ondan milyon kez daha iyi koşullarda yaşam sürecek olmasına rağmen.

Annanemin dedesi günde 16 saat çalışırmış, annanem 12 ben 8 torunum bütün gün balık tutacak değişen yine bir şey olmayacak.

O  ramleri yükselttiğinde sahip olunan hızın sevincine ancak o yavaşlığın eziyetini çekmiş olanlar erecek sadece. O da bir süreliğine.

Bu yüzden dedim sevgili iki arkadaşıma; Bir daha dünyaya gelecek olsam ve kendi elimde kendi yaşamımı kurgulama şansım olsa.. Önemi yok. değişen toplamda çok fazla bir şey olmazdı. Değil mi yeni Borges bugünün eziyetlerini çekmemiş olacak o zaman işte bugüne göre kurduğum yeni dünyada o en fazla bugünkü kadar mutlu ya da mutsuz olacak.. 

Neyin eksikliğini çekiyorsanız onun kepçe kepçe olduğu bir yaşamda sizi mutlu edecek olan aslında bugünkü eksikliğinden dolayı çektiğiniz karın ağrılarıdır. Onlarsız hayal kurmayın. Bir şekilde bugün çok mutsuzum. Ama biliyorum, yakın gelecekteki g mutlu anın başlangıç noktası burasıdır.

Cezası kalktı


Hakem kararları ve yönetim biçimi her yerde aynı değil midir?

Burada olan ve aynı zamanda olması gereken bizde neden olmaz ki?

Schmelzer'i haksız bir şekilde attığını açıkladı Wolfgang Stark.. Raporunda da bunu belirtti.

Cumartesi kırmızı kart gören Schmelzer, Pazar günü oynayabilecek. Cezası hakemin raporu doğrultusunda kaldırıldı.

Doğrusu da budur..

İş biter muhabbet bitmez..



Taktik'ten kalan bir alışkanlık, fırsat buldukça bir araya gelmeye çalışıyoruz. 

Uğur Meleke'yi tanıtmama gerek yok. Artık herhangi bir iş ilişkim olmadığım için daha rahat konuşabilirim. Gelecek güzel günlerden ziyade geçmişte yaşanılanlarla daha çok ilgileniyorum zira daha gerçek. 

Olmuş ve bitmiş. 

Ve çok güzeldi o zamanlar..

Uğur Meleke bu piyasada gördüğüm en mütevazı insanlardan birisi. Pek çok insanla ilişki içerisine girdim ama içimden saydırmadığım üç beş kişi arasında yer alır. O kadar da azdır. Böyle tanımlama yaparken sanmayın ki kendimi sıyırıyorum pek çok absürdlükten. Öğrenme ve kendimi değiştirme çabası içerisindeyim. 

Ben Hikmet Karaman'a en çok bir noktada saygı duydum. Atıyorum Yıldırım Demirören'le konuşurken nasılsa benimle de öyle. En ufak bir abartı yok. Röportaj esnasında Koşuyolu spor'un teknik direktörüyüm diye gelen adamı da beni de Başbakanı da aynı ölçüde ciddiye alıp konuşuyor. Bu sanılanın aksine çok zor bulunan bir saflığın ve iyi niyetin göstergesidir diğer pek çok olası olumsuz ayrıntının yanında.

Uğur Meleke'den de mütevazılığı öğrenme çabası içerisindeyim. Buna ciddiyet ve disiplini de ekleyebiliriz.
 
Hemen yanımdaki insanı ise az çok tanıyorsunuz.. SKY TURK'te Orta Saha programında  Mehmet Ayan ile Altan Tanrıkulu'nun zıttında durup  istatistiki verilerle sizi besleyen insanoğlu. 

Murat Fevzi Tanırlı.

 İnanılmaz bir adam! 

 Lig TV'de de Cumartesi sabahları  programı var.   Futbol konusunda farklı bir gözü var ve verilerle çalışır, delillerle.. Bunun yanında Taktik'te İspanya'yı yazıyordu ve Skorer'de de İspanya'yı yazmaya devam ediyor v.s.

Tek kelimeyle güzel adam.   Günde sizi beş ya da altı kez arayıp her seferinde hemen biraz önce yaşanmış orijinal eğlenceli bir hikaye ve ona yakışır bir ruh hali içerisindedir. Bizim gibi hayatının büyük bir kısmını depresyonda geçiren adamlar için ilaç gibi bir şey. 

Milliyet Taktik'in en güzel sonucu.

10-20-30-40 yıl sonra çok başka noktalarda olsak da sanırım bu iki insanı farklı şekilde anacağım. A çok kötü bir zamanında B ile tanışır.. B ise C ile.. Ama hep kötü zamanlarda.. Bizde de durum biraz böyle oldu.

Gelecekte ne olur ilgilenmiyorum, ama geçmişte bu ayrıntılar çok güzeldi. 

9 Aralık 2012 Pazar

Mehmet Erdem - Ben Ölmeden Önce



Fatih Erdemci'nin "Ben Ölmeden Önce" sini almış, yorumlamış sevgili Mehmet Erdem.

İlginçtir, bu şarkıyı bizde herkes severdi. Bir de o dönemin simgesi olması bakımından ayrı bir önemi vardır. her kim ki hatırlar, bilir, sever işte o biraz bizdendir. Güzel günlerdi. Mavi Sakal, Işığın Yasıması, İstasyon filan derken bir de bu vardı o dönemde.

Burada güzel ama bence bir de Fatih Erdemci'den dinleyin derim.

Bayern farkı!


Bayern Münih'in averajı(+ 37) geride kalanların toplamından(+36) fazla.. Sanırım ligi domine etmek böyle bir şey!

Ferdinand!


Taraftarın mesajı..


Ben buradan küçüçük madeni parayla isabet ettiriyorum siz orada dibinden..

Man U ile City aynı seviyede olur mu? Birinde "kazanma hırsı" denilen ayrıntı mevcut. Son dakilar kırmızıların zamanıdır.. Son saniyelere en az 3 fark önde giremiyorsan yenilgi kaçınılmaz olur. ama öyle ama böyle, sonuç..

Gzl!


Lise yılları



Antonella! 


Alvaro & Alba Arbeloa


İnsanlar sıklıkla kurgusal problemler yaşıyor bu hayatta. Güzel olan pek çok ayrıntıya sahip olmalarına rağmen kendilerinde olmayan ve olması da pek mümkün görünmeyen hayallerin peşinde "anlarını" kaçırıyor. Oysa basite almak bazen güzeldir. Gerçekleştirilmesi mümkün hayallerin peşinden koşuyorum ya da elimdekilere hak ettiği değeri veriyorum diyelim.

Şu resim çok güzel.. Alvaro Arbeloa kızıyla beraber ohh mis gibi geziyor.

Ben de hayal ediyorum, ablamın büyük kızıyla İstanbul'da gezip tozmayı. 

Bu ayın 23.'de dayımın oğluyla ablamın kızı geliyor. Ben ve iki velet.. Beş gün! İstanbul!!

Daha ne isterim? 

Bugün yaptığım işten ablamın kızıyla İstanbul gezisine kadar çok şeyin hayalini kurdum. En az sizin misal bir Ferrari'ye binmek istemeniz ya da villa'da oturma hayaliniz kadar büyük bunlar benim için..

Bir bir gerçekleştiriyorum.. 

7 Aralık 2012 Cuma

Kanuni ve Simpson'un başı belada


Dizi film Muhteşem Yüzyıl'da Kanuni'nin kaç yıl ata bindiği tartışma konuşu oldu. Başbakan fırçasını attı, diziyi cezalandırmak için yasa hazırlığına başlandı; bu arada çizgi film The Simpsons'un da bir bölüm RTÜK tarfından cezalandırıldı. Bu filmin sonunun nasıl biteceği merak konusu...

Ruhi Su Sergisi



RUHİ SU 100 Karikatür Sergisi Katılımcıları

Ahmet Ümit Akkoca
Aslı Yücel
Asuman Küçükkantarcılar
Aşkın Ayrancıoğlu
Atay Sözer 
Atilla Atala
Atilla Yakşi
Ayten Köse
Aytur Şahinbay
Bahar Dumanoğlu
Canan Bilge (Gravür)
Canol Kocagöz
Cemal Arığ
Cemalettin Güzeloğlu
Coşkun Göle
Çiğdem Demir
Ekrem Kılıç
Emre Kaleci
Emre Yılmaz
Eray Özbek
Erdoğan Karayel
Erhan Yaşar Babalık
Feriye Çekiçoğlu
Gülçin Çalışkan
Gülhan Sevinç
Halit Kurtulmuş
Hande Dilek Akçam
Harun Yücebaş
Hayati Boyacıoğlu
Hicabi Demirci
Hilmi Şimşek
Hülya Erşahin
Hüseyin Alpaslan
Hüseyin Soylu
İbrahim Göker
İlker Yatı
İsmail Cem Özkan 
İsmail Doğan
İsmail Kar
Kamil Yavuz
Kürşat Coşkun
Lütfü Çakın
Mehmet Ali Kaptı
Mehmet Kaan Sevinç
Mehmet Karaman
Mehmet Saim Bilge
Mehmet Zeber
Melahat Coşkun (Maskot kukla)
Menekşe Çam
Mine Yörük Aygün
Muammer Olcay
Muhammet Bakır
Murat Yağan
Murteza Albayrak
Mustafa Bora
Mustafa Yıldız
Nevzat Varhan
Numan Seven
Önder Vurgun
Rasim Abay
Raşit Yakalı
Saadet Demir Yalçın
Sadık Öztürk 
Semih Poroy
Serpil Kar
Sevdakâr Çelik
Seyit Saatçi
Sezer Odabaşıoğlu
Sonay Yılmaz
Şahan Noyan
Tayfun Akgül
Turgay Karadağ
Uğur Pamuk
Yaşar Kemal Turan
Zeki Bulut
Zülfü Varlı

5 Aralık 2012 Çarşamba

Alışverişte dikkat edilecek katkı maddeleri

Ben yazmayı düşünürken elime bu liste geçince ekler yaparak paylaşmak istedim. Herhangi bir ürün alırken etiket okumaya hem biz dikkat etmeli, hem de bilinçli ebeveynler olarak bunu çocuklarımıza öğretmeliyiz. Benim 4 yaşındaki kızım şekerin zararlı bir şey olduğunu ve kansere yol açtığını çok iyi biliyor. Eğer biri bir çikolata verirse ve onu çok yemek isterse anne bak bize zararlı bir şey var mı der. Eğer "evet bu madde var bunu yememelizi, bize zararlı" dersem anında bırakır. Biz de yerine ya kendimiz içeriği güzel bir kurabiye yapar ya da en azından organik bir çikolata temin etmeye çalışırız.


Şimdi alışveriş yaparken dikkat etmeniz gereken katkı maddelerine bakalım:

1.MISIR ŞURUBU (glikoz şurubu, fruktoz şurubu hepsi şeker yerine kullanılır, kanserli hücreleri besler)
Olası yan etkileri: Obezite, göbek bölgesinde yağ artışı, kalp hastalıkları.

2.TRANS YAĞLAR (nebati hidrojenize bitkisel yağlar, ısıl işlem görmüş tüm sıvı yağlara dikkat)
Olası yan etkileri: Kalp hastalıkları, kanser ve diyabet.

3.YAPAY KOKU VEREN MADDELER (doğal bitkisel ve mineral yağlar dışında kalanlar)
Bu 100 adetten çok kimyasal katkı maddesini içeriyor.
Olası yan etkileri: Alerjiler, davranış bozuklukları

4.MONOSODYUM GLUTAMAT (MSG) (tuz yerine konup, paketi bitirttirir)
Bazı gıda reklamlarında geçiyor, "içine MSG katmıyoruz" diye. Neyse ki, böyle reklamlar başladı...
Olası yan etkileri: Baş ağrısı, göğüz ağrısı, tad almayı uyardığı için daha fazla yemeye yol açar.

5.YAPAY TATLANDIRICILAR (sakıza hiç baktınız mı? diyet kola ve enerji içecekleri çok tehlikeli)
Aspartam:
Olası yan etkileri: Sinir sistemini etkiliyor. Baş ağrısı, baş dönmesi, hafıza kaybı.
Sukraloz:
Olası yan etkileri: Bağırsaklardaki faydalı bakterinin azalmasına yol açar.
Sakarin: Hayvanlarda kansere yol açtığı kanıtlandı.

6.YAPAY BOYALAR (yapay herşeye dikkat)
Olası yan etkileri: Alerji, sinüslerde tıkanıklık, çocuklarda hiperaktivite.

7.KORUYUCULAR (raf ömrü bir kaç aydan fazla olan, yiyemeyeceğiniz maddeleri içeren ürünleri almayınız)
Olası yan etkileri:
TBHQ: kulak çınlaması, mide bulantısı, kusma
Sodyum Benzoat: Alerjik tepkiler, kanserojen
Sülfitler: Allerjik tepkiler-özellikle astım için
BHT/BHA: Karaciğer ve böbrek problemleri..

Resim:  http://www.healthyfoodssite.com/health-tips/healthy-grocery-shopping

4 Aralık 2012 Salı

Acımtrak













Saat gece 3 buçuk hatta 4 oldu bile... Prensesimin başında ateş nöbetindeyim :( Bugün sağlık ocağına gidip 4. ay aşımızı olduk. Miniğim gözlerimin ta içine bakıp kurtar beni dercesine ağladı. Hiç kıyamıyorum ona ama herşey onun iyiliği için... Biz Kozyatağı Sağlık Ocağı'na kayıtlıyız. Doğum yaptıktan birkaç gün sonra kapım çalınıp karşımda hemşireleri görünce şaşırmıştım doğrusu... Nil'in aşılarını sağlık ocağında ücretsiz yaptırma fikri başta beni düşündürmüştü ama hemşirelerin sık sık arayıp hem benim hem de bebeğimin sağlığını sormaları, gösterdikleri yakın ilgi, sağlık ocağının alarmlı sistemle korunan soğuk zinciri (aşıların korunduğu buzdolabının ısısında herhangi bir değişiklik olduğunda hemşireler cep telefonları ile bu durumdan hemen haberdar oluyorlarmış) neticesinde ikna oldum. Her sağlık ocağı böyle güzel hizmet veriyor mu bilmiyorum ama ben hemşirelerin özellikle Aycan Hemşire'nin gösterdiği ilgi ve alakadan çok memnunum... Kendisine burdan teşekkürlerimi gönderiyorum.




Ateşimiz 38'den 36'lara düştü çok şükür! Hardal gibi hafif acımtırak olan tadım tatlanmaya başladı neyseki...




İyi sabahlar!


C neden C oluyor da K veya S olmuyor?


Birileri sordu ben de cevapladım.

Latice C harfinin orijinal değeri /k/dir. Fenikece ve Aramice kaph כharfinin sağa doğru yazılmış halidir. Yunanca kappa ( Κ ) ve Arapça kef ( ك ) eşdeğerdir. Arapça harf esasen sola dönük kepçe iken, üst tırnağı zamanla uzamıştır. Yunanca harf esasen sağa dönük kepçe iken arkasına fazladan bir dikey hat eklenmiştir. Kaph/kaphâ zaten “çanak” veya “kepçe” demektir. Sola doğru yazılan alfabelerde sola, sağa doğru yazılan alfabelerde sağa bakar.

Emperyal dönem halk Latincesinde ince ünlülere bitişen /k/ sesi palatalize edilir. Yani artikülasyon noktası art damaktan ön damağa doğru kayar. Sebebi basittir. /Kitap/ yerine /çitap/ deyin anlarsınız. /e/ ve /i/ gibi ince sesliler ağzın ön kısmında telaffuz edildiğinden, buna bitişen /k/ sesinin kapanma noktası da doğal olarak öne kayma eğilimi gösterir. İtalya lehçesinde sonuç /ç/ sesidir: /kesar/ > /çezar/. Kuzey Fransa ve ona bağlı Batı Germen lehçelerinde, daha karmaşık bir süreç sonunda /kesar/ > /tsezar/ görülür. Fransızcada /ts/ sesi 9. yüzyıla doğru çözülerek /s/ halini almıştır. Dolayısıyla Franszıcada (ve onu taklit eden İngilizcede) /kesar/ > /sezar/ olur.

Sonuç olarak Latin alfabesindeki C harfi, e ve i seslerinden evvel İtalyancada /ç/, Fransızca ve İngilizcede /s/, Almancada /ts/ telaffuz edilir. Alfabeyi Almanlardan alan Leh, Çek, Macar, Hırvat ve Sloven dillerinde ise C harfi her koşulda /ts/ okunur; /k/ sesi için tutarlı bir şekilde K harfi kullanılır. 1913’te İstanbul’da icat edilen modern Arnavut alfabesi de aynı yolu izler.

Yeni Türk alfabesinde C harfinin değeri neden /dʒ/ olmuş? Emin değilim. Sanırım Balkan dillerinde var olan /ts/ sesi Türkçede olmadığından, buna karşılık Türkçede yaygın olan /dʒ/ sesinin Batı alfabelerinde tatmin edici bir simgesi bulunmadığından, işlevsiz kalan C harfi oraya yakıştırılmış.

Bir olasılıkla Yeni Türkçe Ç harfi Arnavut alfabesinden alınırken, aynı harfin kuyruksuz halinin de, aynı sesin ötümsüz (“yumuşak”) halini belirtmesi uygun görülmüş. Ki bence de mantıklı bir yol.

3 Aralık 2012 Pazartesi

2. takasta en çok parçayı ben götürmüşüm

Son iki aydır en gözde konum evdeki eşyaları sadeleştirmek adına elemek, vermek, elden çıkarmak, takas yapmak bazılarını da satmak :D Yatağın altını dolduran küçülen çocuk kıyafetlerimiz yeni sahiplerini buldu. Çocukların kendilerinin izni ile elediğimiz oyuncaklarının birazı LÖSEV'e gitti, bir kısmı arkadaşlarına hediye gitti, bir kısmı organik pazarda kurulan takas şenliğine ayrıldı, bir kısmı da internetten satılıyor kumbaralarına gelir olmak üzere.

Yeryüzü Derneği ve Zumbara'nın ortak düzenlediği ilk takas şenliğini kaçırmıştık, ancak bu sırada evdeki tüm eşyalarımı, çoluk çocuk tüm kıyafetlerimizi, oyuncaklarımızı gözden geçirip bir kenara ayırdık. Öyle ki 3 jumbo poşet dolusu eşya çıkmış. Maltepe Organik Pazar mekanında 18 Kasım'da yapılan takasta en fazla eşyayı götüren ben olmuşum :P

37 parça bebek kıyafeti
21 parça oyuncak
12 ayakkabı, terlik
71 kıyafet ve bir kaç parça eşya

Toplam 141 parça
karşılığında bana üzerinde 1-2-10-20 adet diye yazan kartlardan verdiler. Eşyalarımızı güzelce tezgaha dizdikten sonra kayıt sırasına göre çağrıldık ve tezgahtan elimizdeki kartları vererek beğendiğimiz eşyaları aldık. Ben zaten evde eşya azaltmaya çalışıyor olduğum için pek bir şey almadım. Ancak içlerinde 4 tane organik çilek fidesi, bir koca kutu kuru dağ nanesi, bir bez çanta, bir pantalon, bir etek, bir kaç kitap ve CD aldım. Çocukların verdikleri oyuncakları nerdeyse hemen seçildi. Kalan mallar Bolu'da yanan bir köye gönderilecekti. Oyuncakları alan çocuklar mutlu mutlu oynasınlar. Bu arada benim de 25 senedir sakladığım barbie tipi Fatoş ve Sindy bebeklerim de yeni sahiplerine gitti.

Takas sırasında bir de benim getirdiklerimi kim alıyor diye bakmaktan kendimi almadım. Bir hoş bayan baktım benim sweatshirt, bebek slingimi, bir iki parça eşyamı seçmiş. Dayanamadım bunları ben verdim dedi, orada hemen tanıştık, aynı okuldanmışız ve aynı zevklere sahipmişiz, karşılaştığımıza çok memnun olduk.

Hoş tanışıklıklarla geçen 2. el takası çok güzeldi. Hatta bu konuda evde devamlı konuştuğumuzdan büyük kızım bir arkadaşına bir pelüş kedi hediye etti. Buna çok sevinen arkadaşı da ona 5 tane ufak Miniş oyuncak verdi. Böylece ilk defa takası kendisi de deneyimlemiş oldu. İki çocuk da ne kadar mutlu oldular size anlatamam :)

Her ay yapılacak bu takasları kaçırmayın derim. Bazı şeyler parasız da alınabiliyor :) Sıradaki takas 9 Aralık'ta yapılıyor. Bakalım benim rekorumu geçecek sayıda eşya getirecek olacak mı?

Türkü - Nomads Of The Silk Road

Amerikalılar Fidayda'ya, o Türklere hayran

13.02.2011
Beş ABD vatandaşından oluşan "Türkü", tam 15 yıllık bir müzik grubu. Anadolu'nun yüzlerce yıllık ezgilerini, ABD'nin dört bir yanında verdikleri konserlerde seslendiriyorlar. Grubun kurucusu Ted Monnich, kendini "Etnik olarak Türk değilim. Ama kalbim ve ruhum kesinlikle Türk" sözleriyle anlatıyor. Konserlerinde İstanbul'un fethini canlandıran grup, Amerikalıların en çok Fidayda ve Misket'i beğendiğini söylüyor. İşte bu ilginç grubun hikâyesi

Amerikan halkı sizi Türk müziğinin temsilcileri olarak tanıyor. Türkiye'ye ilginiz nasıl başladı?

Yıllar önce bir gün Türkiye'yi ziyaret ettim ve hayatım değişti. Kültürünüze ve insanlarınıza aşık oldum. Ziyaretim sırasında satın aldığım sazı çalmayı, ABD'deki Türk hocalardan öğrendim. Arkadaşlarım o günden sonra bana "Türk" lakabını taktı. Grubu 1996'da kurduk. Amerika'nın dört bir yanında konserler verdik. Ancak 11 Eylül saldırıları grubumuzu da olumsuz etkiledi. Müslüman bir ülkenin müziğini icra ettiğimiz için konserlerimiz iptal edildi. En çok ilgi çeken turnemiz, 2004'te yayımlanan "Özlem" albümünün ardından kale dekoru ve ateş dansçılarıyla İstanbul'un fethini canlandırdığımız turne oldu.

Türkü'nün logosu, Anadolu'nun simgelerinden Hitit Güneşi. Anadolu sizin için ne anlam ifade ediyor?

Etnik olarak Türk değilim ama kalbim ve ruhum kesinlikle Türk. Özlem, neşe, hüzün gibi etkileyici duyguların hepsi Anadolu'da var. Bu yüzden Anadolu beni kendine çekiyor. Örneğin Havada Bulut Yok türküsünü her dinlediğimde hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Anadolu'nun ezgileri ABD'lileri de etkiliyor. En çok Fidayda ve Misket'i beğeniyorlar.

Sizi en çok etkileyen Türk müzisyenler hangileri?

İstanbul'a her geldiğimde 100'e yakın albüm satın alıyorum. Arif Sağ, Erdal Erzincan'a hayranım. Neşet Ertaş'ın müziğindeki ruh ve samimiyet de beni çok etkiliyor. Kargo, Kıraç, Aynur gibi sanatçı ve grupları da yakından takip ediyorum. En çok birlikte çalışmak istediğim sanatçı ise Mercan Dede. Diğer yandan biz ABD'de Türk kültürünün temsilciliğini de yapıyoruz. Türkü'nün konserlerini izleyen ABD'li çok sayıda genç kadın oryantal dans dersleri almaya; genç erkeklerse saz öğrenmeye başladı.

Bugüne kadar neden Türkiye'de konser vermediniz?

Türkiye'de sahne almayı çok istiyoruz. Yedikule Zindanları'nda sahne almak en büyük hayalim. ABD'de bizi Türk müziğinin temsilcileri olarak tanıyorlar, ancak Türkiye'de neredeyse hiç tanınmıyoruz. Birkaç kez Unkapanı'na gelip plak şirketleriyle görüşmeyi bile düşündüm!

http://www.reverbnation.com/turkunomadsofthesilkroad

Piyano dersleri veriyorum

Tüm doğal anne ve babalar, bir süreliğine ara vermiş olduğum çok zevk aldığım piyano derslerini tekrar vermeye başladım. 
Piyano eğitimi geçmişim:
İlkokul 2. sınıftan beri 16 sene Ankara ve İstanbul'da bir çok konservatuar öğretmenlerinden özel piyano dersi aldım.
2 sene pek çok ünlü müzisyenin hocası Prof. Jrayir Arslanyan'dan armoni dersleri aldım. Kendisi benim özel ders vermemi desteklemiş, hatta yurtdışında müzik okumamı istediğini hep dile getirmişti.  Hocamı buradan sevgiyle anıyor, öğrettiklerini öğrencimlerimle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. 
Ders tecrübelerim:
*Sarıyer'de özel bir yuvada 2.5 yaş gruplarına piyano, müzik dersleri verdim.
*4 yaştan itibaren çocuklara piyanoya başlangıç, klasik müziği sevdirici interaktif dersler veriyorum. 
Derslerin içeriği:
*Müzik aleti çalma racılığıyla hayatta stresi atabilecek bir yol tanınması
*Hayatın sesinin bir ifadesi olarak piyano (çocuğunuz başka müzik aletinde daha başarılı olabilecekse yönlendirilir)
*Nota okuma, solfej, nota yazma
*Temel armoni kaideleri
*İnteraktif çalışmalarla müzik tarihi bilgisi
*Velilerin öğrencinin gelişimi konusunda düzenli bilgilendirilmesi
*Piyano alma ve zamanı konusunda yönlendirme yapılması
İlgilenen anneler varsa 4+ yaş için başlangıç, müzik sevdirme, piyano, solfej, nota yazma konularında İstanbul Anadolu yakası Göztepe bölgesi  için e-posta adresime mesaj atabilirsiniz. Sevgi, müzik ve ışıkla kalın.

Swami Saraswati'nin İslam Eleştirisi (kısım 5)

[[Madde numaraları (85. ve devamı) Saraswati'nin Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) adlı kitabındaki konu başlıklarıdır. İtalik dizili olanlar Kuran ayetleridir. Parantez içinde sure ve ayet numarası (9.88 ve devamı) gösterilmiştir. www.kuranmeali.org adresinde her ayetin Türkçede yayımlanmış otuz ayrı çevirisi karşılaştırılabilir. Cevap başlığı altında, 19. yüzyılda yaşamış bir Hindu derviş ve alimi olan Swami Dayananda Saraswati'nin itirazları verilmiştir. Cevapları Hintçe aslının İngilizce tercümesinden Türkçeye çevirdim. Gerekli gördüğüm yerlerde SN notu başlığı altında kendi yorumlarımı ekledim.]]

85. “Fakat Resul ve müminler, ki mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler, hayırlar onlarındır; kurtuluş onlarındır.” (9.88) “Sana mazeret bildirip savaştan kaçanlara gelince, Allah onların kalbini mühürlediğinden onlar bilmezler.”(9.93)

Cevap: Muhammed’e inanıp onunla beraber savaşanlar iyi, diğerleri kötü. Diğerlerinin kalbini Allah mühürlemişse, işledikleri günahtan sorumlu tutulabilirler mi? Kalplerini mühürleyerek iyi olmalarını engelleyen Allah ise, sorumlu olan da Allah değil midir? Böyle adaletsizlik olmaz.

86. “(Savaşa katılmayanların) mallarından sadaka al, onları arındır ve temize çıkar. Onlara dua et, senin duan onlar için güvendir.” (9.103) “Allah, kendisi yolunda öldürmeleri ve öldürülmeleri halinde onlara vaadettiği cennetin karşılığında, müminlerin canlarını ve mallarını satın aldı. (…) Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim var? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; kârı (ödülü) pek çoktur.” (9.111)

Cevap: Maşallah bu Muhammed’in Gokul dervişlerinden bir farkı yok! Onlar da saf halkın varını yoğunu alıp günahlarından arındırma işini iyi bilirler!

Günahsız insanların canını almayı kâr hanesine yazan bu ticari işletme de güzelmiş doğrusu! Müslümanların tanrısı adaletten de merhametten de elini çekmiş, günahsız insanları Müslümanlara öldürtüp karşılığında cennet vaat ediyor! Tanrının adına bundan büyük leke sürülebilir mi? Bilge ve erdemli insanlar nezdinde bundan daha aşağılık bir şey düşünülemez.

SN notu: Gokul dervişleri (Gosains of Gokul) hakkında bilgi bulamadım. Uttar Pradeş eyaletindeki Gokul kasabasında, tanrı Krşna’nın en kutsal sayılan tapınaklarından biri vardır.


87. “Ey müminler, kâfirlerin size yakın olanlarıyla savaşın (onları öldürün); sizdeki kararlılığı (şiddeti) görsünler.” (9.123) “Her yıl bir veya iki kez sınandıklarını görmüyorlar mı ki, tövbe etmezler ve hatırlamazlar?” (9.126)

Cevap: Allah burada Müslümanlara hainliği emrediyor; kendi dinlerinden olmayıp komşu ve yakın oldukları veya hizmetinde bulundukları insanları fırsat bulduklarında öldürmeyi veya onlarla savaşmayı öğütlüyor. Nitekim Müslümanlar çoğu zaman Kuran’ın bildirdiği şekilde davranmışlardır. Müslümanlar Kuran’ın övdüğü kötülükleri anlayıp ondan yüz çevirseler iyi olur.

SN notu:  قَاتِلُواْ الَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ الْكُفَّارِ ibaresi “kâfirlerden size yakın olan (yakınınızda olan)ları öldürün” veya “onlarla savaş edin” anlamına gelir. “Biz eskiden Ermenilerle çok iyi komşuyduk” ifadesi, ister istemez, akla gelecektir.

88. “Şüphe yok ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra tahtına oturan Allah’tır.” (10.3)

Cevap: Allah dünyayı altı günde mi yarattı? Bu doğru olamaz, çünkü daha önce Allah “ol!” dediğinde dünyanın olduğu söylenmişti.

Tanrı eğer sonsuz ise neden göklerin üstündeki tahtında oturuyor? Her yerde olan, belli bir yerde olabilir mi? Eğer kastedilen şey dünyayı yönetmesi ise, o zaman Allah tıpkı bir insan gibi davranmaktadır. Her şeyi bilen tanrı, tahtında oturup hangi kararları verecek? Kuran adı verilen kitabın, tanrı kavramını idrak etmekten aciz birtakım cahiller tarafından yazıldığı yeterince açıktır.

SN notu: Alim-i mutlak olanın öğreneceği bir şey olmadığı gibi, vereceği bir karar da olamaz. Dolayısıyla tanrı, tahtında oturmakla, boşa vakit geçirmektedir. Ya da müdahale edemeyeceği bir süreci izleyerek kendi kendini öfkelendirmektedir.


90. “Sizi imtihan etmek ve hanginizin en güzel amel edeceğini görmek için altı günde gökleri ve yeri yarattı (…) Ölümden sonra şüphesiz dirileceksiniz.” (11.7)

Cevap: Tanrı sınav yapıyor ve işlerin sonucunu bekliyorsa mutlak-bilen olamaz. Ancak bilgisi noksan olan biri karar için imtihan sonucunu bekler. Hüküm için kıyameti bekliyorsa, adaleti geciktirmekte ve haksızlığın egemenliğine göz yummaktadır.

91. “Ey kavmim, Allah’ın bu (dişi) devesi sizin için bir ayettir (mucizedir). Bırakın Allah’ın arazisinde otlasın. Ona kötü niyetle yaklaşmayın, yoksa size azap olur.” (11.64)

Cevap: Allah’ın dişi devesi varsa mantıken erkek devesi de vardır. Dolayısıyla filleri, atları, eşekleri ve diğer hayvanları da olmaması için bir sebep bulunmaz. Allah’ın devesini çayırda otlatması ne hoş bir şey! Acaba bazen ona biniyor mudur? Her davar sahibi gibi, hayvanlarına göz kulak olan hizmetkârları da vardır mutlaka.

SN notu: Kuran’daki anlatıma göre Allah Samud kavmine Salih peygamberi göndermiş ve Salih’in peygamberliğine kanıt olarak mucizevi bir dişi deve bağışlamıştı. İslam-öncesi Arap mitolojisine ait olan bu hikâye, Kuran’ın yararlandığı diğer tarihi kaynaklarda mevcut değildir.


92. “Bedbahtlar cehennem ateşindedir, orada sızlayıp inlerler. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar (…) Mutlulara gelince, gökler ve yerler durdukça onlar da cennette kalıcıdır.” (11.106-108)

Cevap: Herkes kıyamet gününden sonra cennete veya cehenneme gideceğine göre, gökler ve yeryüzü neden varolmaya devam etsin? Cennette ve cehennemde kalış süresinin limiti göklerin ve yeryüzünün varoluş süresi ise, o zaman cennette ve cehennemde ikametin sonsuz olacağını söylemek çelişkidir. Sadece cahiller sözün önünü ardını düşünmeden böyle dikkatsizce konuşur.

93. “Yusuf babasına: 'Babacığım! 'Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm' demişti.” Ve devamı (12.4-59)
 
Cevap: Yûsuf suresinin tamamı Yusuf ve kardeşleri hikâyesini içeren baba oğul diyaloğundan ibarettir. Bu zaten halk arasında yaygın olan bir hikâye olduğuna göre, Kuran’ın tanrıdan gelen bir vahiy eseri olduğu söylenemez. Birisi, insanlara ait bir rivayeti aktarmıştır.


94. “Allah, görünmez direkler üzerine gökleri yükseltti, sonra arş’a kurularak (oturarak) güneşi ve ayı buyruğu altına aldı. Hepsi belirlenmiş vadeye dek dönmeyi sürdürür, ve O onları idare eder. (…) Yeryüzünü seren, orada dağları ve nehirleri ve tüm mahsulleri ve dişi ve erkek (mahlukları) yaratan O’dur.” (13.2-3) “O gökten suyu indirdi, ve böylece dereler (kendileri için takdir edilen ölçüde) aktı.” (13.17) “Aynı şekilde, Allah dilediğinin rızkını genişletir, dilediğini ise kısar.” (13.26)

Cevap: Müslümanların tanrısının bilimsel gerçeklerden haberi olmasa gerek, yoksa göklerin görünmez direkler üstünde durduğunu yazmazdı. Allah eğer arş adı verilen bir yerde oturuyorsa aynı zamanda her yerde olamaz.

Allah’ın bulutlar hakkında biraz bilgisi olsaydı, suyu yukarıdan aşağı indirdiği gibi aşağıdan yukarı çıkardığını da yazması gerekirdi. Kuran yazarının bulutların oluşumu hakkında bilgisi olmadığı anlaşılıyor.

Allah rızkı ve kederi insanların iyi ve kötü eylemlerine göre değil keyfine göre dağıtıyorsa, adaletten yoksun bir zorbadır.

95. “Allah dilediğini yoldan saptırır ve kendisine yöneleni hidayete erdirir (doğru yolu gösterir).” (3.27)

Cevap: Allah insanları yoldan saptırıyorsa Allahın şeytandan farkı nedir? Şeytan şayet insanları yoldan çıkarmakla suçlanıyorsa, Allah aynı şeyi yaptığında neden kendisinden hesap sorulmaz? İnsanları kötü yola düşürenlerin cezası cehennem ise, Allah’ın da cehenneme gitmesi gerekmez mi?


96. “Bu yüzden biz Kuran’ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu bilgiden sonra onların heveslerine uysan, Allah da seni gözetmez.” (13.37) “Tebliğ senin, hesap sormak bizimdir.” (13.40)

Cevap: Kuran hangi istikametten indirildi? Eğer yukarıdan indirildiyse Allah belli bir yöndedir ve evrenin rabbi olamaz. Mutlak ve sonsuz olan tanrı, her yerde eşit olarak mevcuttur.

Mesaj iletmek ulağın ya da postacının işidir. Haber iletmek için ulağa ihtiyacı olan kimse mutlak değil sınırlıdır, belli (sınırlı) bir yerdedir.

Hesap sormak ve muhasebe defterini kontrol etmek mutlak-bilen olan tanrının değil, gücü ve bilgisi kısıtlı olan insanın işidir. Kuran adlı kitabı, kısıtlı bilgisi olan bir insanın yazdığı anlaşılıyor.

97. “Devamlı dönen güneşi ve ayı sizin hizmetinize sundu, ve geceyi ve gündüzü sizin için yarattı. Ondan istediğiniz her şeyi size verdi. Nimetlerini saymaya kalkarsanız sayamazsınız. Bu yüzden insanoğlu nankör ve günahkârdır.” (14.33-34)

Cevap: Dönen güneş ve ay değil dünyadır. Kuran’ı yazan kimse bu basit gerçekten habersiz görünüyor.

İnsanoğlu günahkâr ve nankörse ona Kuran vasıtasıyla yol göstermenin boşuna olduğu söylenmiş. Zira kötü yolda olan insan zaten Kuran ne dese yolundan dönmeyecektir. Oysa gerçek dünyada insanların her zaman erdemli ve günahkâr (hem iyi hem kötü) olduğunu görüyoruz. Bu yüzden, iyiliği öğreten bir kitap bu yanlış öğretiyi savunamaz.

SN notu: Filozoflar ve erdemli insanlar, insanoğlunun hem iyi hem kötü olduğunu bilenlerdir. Cahiller ve mücahitler, insanı sadece dost veya düşman olarak görür. Muhammed ve kitabı, ikinci yolu seçmekle hata etmiştir.


98. “Rabbin meleklere ‘Ben kuru çamurdan bir insan yaratacağım, onun içine ruhumdan üflediğimde ona secde edin’ dedi.” (15.29) “İblis ise, ‘Rabbim, madem sen beni yoldan çıkardın, ben de onların hepsini yoldan çıkaracağım’ dedi.” (15.39)

Cevap: Tanrı ruhunu Adem’e üflediyse Adem’in de tanrı olması gerekir. Adem tanrı değilse Allah neden ona secde edilmesini emrederek kendi kendine şirk koştu? Allah şeytanı yoldan çıkardıysa neden şeytanın şeytanı, ya da onun yol göstericisi sayılmasın? Müslümanlar şeytanı “yoldan çıkarıcı” olmakla suçluyorlar. Eğer Allah Şeytanın yoldan çıkmasına izin verdiyse ve onun insanları yoldan çıkaracağını bildi ise neden onu engellemedi? Neden onu cezalandırmadı veya hapse atmadı? Neden yok etmedi?

99. “Her ümmete (kavme) ‘Allaha ibadet edin ve tağuttan sakının’ diyen bir peygamber gönderdik.” (16.36)

Cevap: Allah her ulusa kendi peygamberini gönderdiyse, onlardan birine (Muhammed’e) itaat etmeyenler neden kâfir oluyor? Kendi kavminin peygamberinden başkasına saygı göstermemek doğru mudur? Her ülkeye peygamber gönderildi ise Hindistan’ın peygamberi kimdir? Şüphesiz bu öğretide inanmaya değer bir taraf yoktur.

SN notu: Allah her ulusa peygamber gönderdiyse, hidayetin (cennetin) şartları arasında neden bunlardan sadece birine inanmayı saymıştır?

Her ulusa peygamber gönderilmiş ise, Muhammed’den sonra ortaya çıkan uluslara (mesela Kanadalılara, İsviçrelilere, Boşnaklara) da gönderilmiş midir? Gönderilmişse Muhammed son peygamber değil midir?

Arap kavmine gönderilen peygamber Türkler ve Fransızlar için bağlayıcı mıdır?


100. “Allah’a andolsun ki senden önce (diğer) kavimlere de peygamber gönderdik.” (16.63)

Cevap: Yemin etmek yalancılara has bir davranıştır, tanrıya değil. Dünyadaki tecrübelerimiz bize bunu gösterir. Doğruyu söylemeyi alışkanlık edinmiş biri neden yemin etsin?

Allah’ın Allah adına yemin etmesini anlamak mümkün değildir. Bu ayette “Biz” diyen kişi ile Allah’ın ayrı kişiler olduğu anlaşılıyor.

102a. “Cehennemi kâfirler için zindan kıldık.”(17.8) “Her insanın amelini boynuna astık. Kıyamet günü onu bir kitap gibi açıp göstereceğiz.” (17.13)

Cevap: Eğer göğün yedinci katında oturan Kuran tanrısına, onun kitabına, peygamberine, yargısına ve ibadetine inanmayanlar kâfir ise ve cehennem sadece onlar için yaratılmışsa, bu adaletsizliktir. Zira Kuran’a inanan herkes erdemli olamaz ve ona inanmayanların hepsi kötü olamaz.

İnsanlarına boynuna amel defterinin asmanın amacı amelleri ödüllendirmek ise, Allah’ın bazı kişilerin yüreğini ve gözünü mühürlemesi ve diğerlerinin günahlarını affetmesi, zalimane bir oyun gibidir.

Kıyamet gününde ortaya çıkarılacak olan defterler şimdi nerededir? Allah yevmiye defteri tutan bir muhasebeci gibi bu defterde kayıt mı tutar? Kişilerin önceki hayatları yoksa Allah onların kaderini neye göre belirleyebilir? Eğer onların (geçmiş hayatlardaki) amellerine göre kader biçmiyorsa, yaptığı şey adaletsizliktir. Zira insanlara, yaptıkları iyiliğe ve kötülüğe bakmadan elem veya mutluluk vermek adil değildir. “Allahın takdiri” demek bu durumu değiştirmez, çünkü hak gözetmeyen bir tanrı haksızlık suçlamasından kurtulamaz.

102b. “Nuh’tan sonra nice nesilleri helak ettik.”(17.16)

Cevap: Allah eski çağlarda yaşamış nesilleri, kabahatleri olmadığı halde helak ediyorsa Allah adil değildir ve adil olmayan biri tanrı olamaz.


103a. “Semud kavmine kanıt olarak (gözle görülen bir işaret olarak) bir dişi deve vermiştik, (fakat) ona zulmettiler. Oysa Biz ayetleri (işaretleri, mucizeleri) ancak korkutmak için göndeririz.” (17.59)

Cevap: Dişi devenin amacı eğer tanrının varlığını kanıtlamak ise ancak cahil insanlar böyle bir kanıta inanır. Yok eğer amaç insanların imanını sınamak ise, ancak bencil bir zorba böyle sınavlardan medet umar.

103b. “(İblis Allah’a isyan ettiğinde Allah ona) “Git” dedi, “Artık onlardan kim sana uyarsa, cehennem sizin hak ettiğiniz cezadır. Gücün yettiğince onları kandır, atlılarınla ve yayalarınla onlara saldır, mallarına ve çocuklarına ortak ol. Onlara vaad et. Ancak Şeytanın onlara vaat ettikleri ancak aldatmacadır.” (17.63-64)

Cevap: Allah eğer Şeytana insanları suça teşvik etme emri verdiyse, o halde Allah şeytanın amiridir. İnsanların işleyeceği suçların nihai sorumlusu odur. Ancak kavrayıştan yoksun insanlar böyle bir varlığı tanrı olarak kabul ederler.

103c. “O gün bütün insanları önderleriyle (imamlarıyla) beraber çağıracağız. O gün kitabı sağ eline verilenler o kitabı okuyacak, ve onlara zerre kadar zarar gelmeyecek.” (17.71)

Cevap: Herkes ancak kıyamet gününde hesaba çağrılacaksa bu nasıl adalettir? Bir yargıcın ilk görevi, adaleti mümkün olan en hızlı şekilde tecelli ettirmektir. Farzedin ki bir yargıç, hırsızlık yapan birine ilişkin tüm şikâyetleri elli yıl sonra dinleyeceğini ve o kişinin beraatine veya mahkûmiyetine o zaman karar vereceğini söylesin. Kıyamet gününün yargısı işte böyle bir yargıya benziyor. Hem düşünün ki geçmişte suç işlemiş biri ancak uzun bir zaman süresi sonunda ceza görüyor, oysa kıyamet günü yakalanan biri aynı gün cezalandırılıyor. Buna adalet diyebilir miyiz?

Suçluların yargı gününe peygamberleri (imamları) eşliğinde çıkması da Allah’ın bilgisinden veya tarafsızlığından kuşkuya düşmemize sebep olacak niteliktedir. Gerçek bir tanrının böyle bir aracıya ihtiyacı olabilir mi? Asla.

SN notu: İnsanların kıyamete peygamberleri (imamları) eşliğinde çıkacak olması, son yargıda bunların şefaatçilik ve/veya suçlayıcılık görevi üstleneceklerine, dolayısıyla bu dünyada onlarla iyi geçinmek gerektiğine işaret eder. Bu da Kuran dininin hakikati değil, aidiyeti (itaati) ön plana koyduğuna bir diğer delildir.


104. “Onlar için, içinden ırmaklar akan Adn bahçeleri (cennetleri) vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyer, taht (yüksek yastık?) üzerinde otururlar. Ne güzel bir ödül ve ne güzel yaslanma yeri!” (18.31)

Cevap: Bahçeleri, süsleri, kıyafetleri, yastıkları ve yatakları olan bu cennet ne kadar bayağı bir yerdir. Bilge insan bu cennetin adaletsizliğine isyan eder, çünkü insanın amelleri sonlu olduğu halde bu cennet sonsuzdur.

Her gün tatlı yesen sonunda zehir olur. Sürekli zevk içinde yaşamak da Cennet sakinlerine sonunda eziyet olacaktır. Hakiki kurtuluş öğretisi, bir Büyük Devir (mahakalpa) boyunca mutluluğu tattıktan sonra yeniden dünyaya dönmeyi gerektirir.

SN notu: Hindu öğretisinde bir mahakalpa, 311 trilyon 40 milyar yıl olarak hesaplanmıştır. Yazar bu sürenin, mutluluğu eziyete çevirmek için yeterli olup olmadığı konusunda bilgi vermemektedir.

105. “Haksızlıklarından ötürü işte helâk ettiğimiz şehirler! Onları helâk etmeden önce vade biçtik.” (18.59)

Cevap: Bir kentin halkının tümüyle günahkâr olması mümkün müdür?(…) Vade biçtiğine göre demek ki suç işleyip işlemeyeceklerini önceden bilmiyordu. O halde bu tanrı mutlak-bilen değildir.


106a. “Çocuğun anne ve babası mümindi; onları inkâra ve azgınlığa sürüklemesinden korktuk. İstedik ki Rab onlara daha hayırlı ve daha merhametli bir başka (çocuk) versin.” (18.80-81)

Cevap: Vay o tanrıya ki korku ve vehimleri yüzünden suçsuz insanların canını alır! Suçsuz bir genci öldürmek için gösterdiği sebep de, anne babasının kendisinden (Allahtan) yüz çevirebilecek olması imiş. Adaleti değil tarafgirliği öğütleyen böyle bir tanrı olmaz olsun.

SN notu: Kehf suresindeki Hızır mesellerinin ikincisinde, Hızır suçsuz bir genci öldürür. Musa ısrarla açıklama isteyince, sabırsızlığından dolayı onu azarlar. Daha sonra bu açıklamayı verir.

Meselin mecazi/sembolik bir anlam taşıdığı savunulabilir. Ancak böyle olsa da mecazi anlamın ne olduğu açık değildir. Eğer kastedilen şey Allah’ın (veya peygamberlerin veya evliyanın) söz ve eylemlerine sorgusuz sualsiz itaat ise, bunun kötü bir öğüt olduğu şüphesizdir.

Diğer yandan, Kuran’daki Hızır mesellerinin 3. yüzyıla ait Rabbi Yoşua ben Levi ile İlyas Peygamber hikâyelerinden aktarılmış olduğu, dolayısıyla belki herhangi bir metafizik anlam gözetmeksizin popüler mitoloji çerçevesinde nakledilmiş olduğu da düşünülebilir. Bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Elijah#Rabbi_Joshua_ben_Levi

106b. “Güneşin battığı yere varınca onu bulanık (çamurlu) bir gözede batarken gördü ve orada bir kavim buldu. ‘Ey Zülkarneyn, onları ya cezalandırırsın, ya da onlara iyi davranırsın’ dedik.” (18.86) “Ey Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc yeryüzünde fesad etmektedir; o yüzden sana bir harc verelim, onlarla aramızda bir sedd inşa et.”(18.94)

Cevap: Kuran yazarı güneşin balçıklı bir gözede battığını zannetmektedir. Battığı yer göze değil havuz veya deniz de olsa fark etmez; yazarın coğrafya ve astronomiden habersiz biri olduğu muhakkaktır. Bilgisi olsa, olgulara bu kadar aykırı olan bir ifadeyi niçin kullansın? Bu tür bilgisizlikler, (günümüzde) Müslümanların da cahil kalmasına neden olmaktadır. Öyle olmasalar, bu kadar yanlış bilgilerle dolu bir kitaba nasıl inansınlar?

Sonra Allah’ın zulmüne bakın! Kendisi dünyanın yaratıcısı, hükümdarı ve yargıcı ise Yecüc ve Mecüc’ün dünyayı talan etmesine neden izin vermiştir? O talanı önlemek için kendisi tedbir alacağı yerde neden Zülkarneyn adı verilen kişiye duvar örmesi için malzeme vermiştir? Şüphesiz bunlar cahil insanların inanacağı masallardan ibarettir.

SN notu: عَيْنٍ حَمِئَةٍ  ‘ayn hami’a ifadesi “bulanık (çamurlu) kaynak (pınar)” anlamındadır. İslami literatürde bazen “deniz” veya “okyanus” olarak tevil edilmesi inandırıcı sayılamaz. Ancak bu yorum kabul edilse bile, dünyanın küresel yapısının Milat öncesinden beri Ortadoğu’nun bellibaşlı kültürel merkezlerinde bilinen bir husus olduğu göz önüne alınmalıdır. Yani “Muhammed zamanında insanlık cahildi” mazereti kabul edilemez.

Zülkarneyn ve Ye’cüc Me’cüc (Gôg ve Magôg) hikâyeleri, İran geleneğinden yaygın olan ve Tevrat’ın (sonradan eklenmiş) Danyal kitabında aktarılan İskender menkıbelerine dayanır. İskender’in “iki boynuzlu” olduğu efsanesi, belki Makedonyalının (tüm heykel ve portrelerinde özenle vurgulanan) saç yapısından ötürü, veya belki İran mitolojisinde adı geçen iki boynuzlu bir yaratıktan ötürü, öteden beri popüler olmuştur.

Yecüc ve Mecüc seddi muhtemelen Kafkasya’daki Darius seddini (MÖ 6. yy), veya daha kuvvetli olasılıkla Çin Seddini ifade eder. İskender Kafkasya sınırına seyahat etmemiştir, ancak Sogdiana seferinde iken o yörede göçebe (Türkî?) kavimlere karşı Çinlilerin inşa ettirmekte olduğu sedden haberdar edilmiş olması gerekir.

Öğrencilik Halleri

Ev hali; hani üniversitede okurken sevgiliniz vardır, aşık olup birde hamile kalmışsınızdır da erken evlenmek zorunda kalmışşsınızdır ya, tam olarak o halde, bir yanda oğlana yemeğini yedirip uyutan baba, anneeeee diye höyküren bir Leo, aaa ama biraz sessiz olun diyen benden oluşmakta son günlerde.

Sting biletimi feda ettiğim gece İstanbul Universitesi de beni feda etti. "Network sorunu

2 Aralık 2012 Pazar

OUT-fit





Ta-daaaa! Haftanın ilk gününde "Bugünkü Noni" postu ile karşınızdayım!


Ohhh bugünleri de gördüm ya artık ölsem de gam yemem :P


Durun şunun tadını bir doya doya çıkartıyım:




Bluz: Twist




Tayt: Topshop








Oxfords: Studio Rain






Çanta: Bebe




Bebe: Noni'nin Nil'i


Ben de alemim! Bu afetin karşısında hiçbir outfit'in şansı yok ki!


Yaniiii; Nil: In - Noni: Out 


Hi hii :)