13 Ocak 2013 Pazar

Enzo'yu Beklerken...







Zaman hızla akıp gidiyor! Kendi baby shower kutlamam daha dün gibi aklımdayken (o günü tekrar tekrar yaşamak isterdim, canım ablama ne kadar teşekkür etsem az!), şimdi kızım kucağımda canım arkadaşımınkini kutluyor, minik prensin gelmesini heyecanla bekliyoruz!




Çok yakında bu fotoğraf karesini dörtleyeceğiz ne güzel :) Selin'im harika fotoğraflar çekiyor, onun eline asla su dökemem ama artık sıra bende! Minik prensin en özel en güzel anlarını ölümsüzleştirmek için sabırsızlanıyorum!!!




Tabii minişlerin sabrı buna elverdiği sürece hii hii :)




Canım annemmm ❤!




Canım Sevdoşummm! (Büyük teyzem ❤)




Canım Lebişimmm! (Küçük teyzem ❤)




Şimdi biraz boya vakti...




Hepimiz Enzo için tulumların üstüne desen çizdik, ben bunu yaptım :)




İki parçalı elbisem Twist'ten, ayakkabılarım Derimod'dan... Çantam Longchamp...


Bu arada bilmem farkediliyor mu ama güç bela 65 kiloya düşebildim! Tatlıyı çok sevsem de artık uzak duruyorum, zaten benim tatlım kucağımda ben onu yiyorum :)


Yok yaw bu tamamen palavra, tamam Nil lokum gibi bunu kabul ediyorum ama kahvenin yanında bir kekin bir kurabiyenin bir pastanın tadı da bir başka hani :P




Biz kanepeleri atıştırırken...




Nil'im boş durur mu ;) Üzgünüm açık büfe şu anda kapalı küçük hanım ;)


Sütüm az gelse de emzirmeye devam ediyorum, gittiği yere kadar devam edeceğim. Tabii bu hiçbir zaman tek başına yeterli olmadığı için mamaya da devam ediyoruz. Ek gıdamıza artık sebze püresi ve çorba da dahil oldu... Nil'de bağırsak tembelliği olduğu için kabız yapacak meyve ve sebzelerden şimdilik uzak duruyoruz. Meyve olarak armut, kivi ve suda bir gece bekletilmiş gün kurusu, çorba olarak tarhana veya yayla, sebze püresi olarak da patates, patlıcan, lahana, ıspanak ve bakla dışındakileri veriyorum. Doktorumuz sebzeleri buharda pişirmemi önerdi, biz de Tefal'in buharlı pişiricisini aldık, kullanımı çok pratik...




Sebzemiz var, meyvemiz var, çorbamız var, yoğurdumuz var, sütümüz var ama o parmaklar yok mu o parmaklar hiçbir şey onun yerini tutmuyor bizim minik vantuz balığımız için :) Cok cok cok cok o başparmak her daim ağızda!








Nil parmağına ben de saçıma takmış durumdayım! Saçlarım sanki asırlardır aynı boydalar, hiç uzamıyorlar :( Kestirmek için ölüp bitiyordum şimdi uzamasını dört gözle bekliyorum. Ahhh şu halime geri dönmek için neler vermezdim! Sanırım bunun için +1 yıl daha beklemem gerekecek fırk fırk!




Fazla kilolarım olabilir, saçım uzamayabilir, eskisi kadar makyaj yapamıyor olabilirim hatta eskisi kadar havalı gözükmüyor olabilirim ama ben yeni beni ve anneliği çok sevdim! Minik koalamı hayatımın sonuna kadar üstümde taşımaya hazır bir ağaç gibi dik ve güçlü hissediyorum kendimi! Hiç şüphesiz o her konuda bana güç ve mutluluk veriyor. Şu anda tek amacım onun huzurlu bir bebek olmasını sağlamak ve bunun için elimden geleni yapmaya çalışıyorum... Ve tabii onu bize bahşettiği için Allah'a her gün şükrediyorum!






Ne zamandır böyle dolu dolu bir post yapmamıştım, bak bu çok hoşuma gitti şimdi! Afferin Nonicik bu performansını tüm yıl sürdürmeni bekliyorum senden, hadi göriyim seni ;)








Hepinize harika bir hafta dilerim!


Veee...





Bu ayın çekilişine katılan herkese kocamaaan teşekkürleeeeeer!




Nil daha fazla yastığı mıncıklayıp canını çıkarmadan ben en iyisi hemen postalıyım :) Muhtemelen poşetin üstünde birçok minik parmak izi olacak hii hii :)




Katılan 103 kişiden kazanan isim 37. sıradaki ebygale oldu!




Kendisini tebrik ediyor yastığına sarılıp mışıl mışıl uyumasını diliyorum :)


Şubat çekilişi için de hediyelerim neredeyse hazır... Düzenlediğim bu çekilişlere hem sponsor olmak hem de ürünlerini okuyucularıma tanıtmak isteyen herkese de kapımın açık olduğunu belirtmek isterim ;) Ablam elimde mankenim mevcut, biraz boyu kısa ama olsun biz onu fotoşopla uzatırız sen hiç merak etme, fotoları çekecek kameramızda zulada duruyo, e iyi niyetimizde cepte, gel ablam gel çekilişe geeeel :) Bir bunu yapmadığım kalmışta haa haaa :) Şaka bir yana size ciddi bir sorum olacak; katılımcı listesinde bir hata olmaması için tüm isimleri önce excelde yazıyorum, sonra random.org sitesini kullanarak kazananı belirliyorum ama bu bir hayli vaktimi alıyor. Bunun daha pratik bir yöntemi var mıdır acaba? Tüm önerilerinizi bekliyorum.


Başka renkli çekilişlerde buluşmak dileğiyle!!!


Casillas & Xavi



7-8 yıl önce sanırım.. Güzelmiş!

Bizim ecdadımız hem savaşır hem sevişirdi

Birbuçuk sene önce icap etmiş, şöyle bir şey yazmışım. Dünkü harita üzerine bir sürü Urartu sorusu gelince aklıma geldi, paylaşayım dedim.

Hayır, Urartuların Ermeni olduğunu iddia etmiyorum. Sadece Urartuların Ermeni OLMADIĞINA dair yeterli delil yok diyorum. İkisi aynı şey değil. 


Peki çok umurumda mı? Yok canım. Spor olsun.

*
Urartu bir devlet adıdır. Dolayısıyla ülke adıdır. Ama “Urartular” diye bir halkın olup olmadığını bilmiyoruz. Misal: Osmanlı da bir devlet, hatta -- bir bakıma -- ülkedir. Ama Osmanlılar diye bir millet yoktur.
 .
Urartu yazıtlarında Xald’lar diye bir şey geçer (yani sert h ile Hald). Kimilerine göre Urartu devletinin esas halkı bunlardır. Ama aslına bakarsanız Xaldlar diye bir kavim gerçekten var mı, varsa kimdir, bunları da bilen yoktur. Yazılanların büyük bölümü tahmin ve spekülasyondan ibarettir. Mesela eskiden Gümüşhane ve Of bölgesine de Xaldia (Haldiya) adı verilirdi. Bu Hald ile o Hald aynı mıdır? Yoksa Anglosaksonca Welsh sözcüğü gibi "yabancı" yahut "kıro" anlamına gelen genel bir tabir midir? Bilmiyorum. Çok merak ettiyseniz, buyur konu, doktora tezi yazın.

Yabancıların Urartu adını verdiği devlet MÖ 890 civarında ortaya çıkmış. Van kalesini makam edinmiş. Bir kısmı bugüne kalan, teknik açıdan çok şaşırtıcı saraylar ve kaleler inşa etmiş. MÖ 590 dolayında batmış.

Kraliyet yazıtlarının çoğu, tarihçilerin “Urartuca” adını verdiği, doğru dürüst çözülememiş bir dildedir; bir kısmı da Asurcadır. Yani Ermenice DEĞİLDİR. Ama bundan Urartu devletini kurup yöneten vatandaşların Ermeni olmadığı sonucu ÇIKMAZ. Zira Ermeniler başka dilde yazı yazmaz diye bir kural yoktur. Urartuca yazıyorsa anadan doğma Urartuludur, başkası olamaz da diyemeyiz.

Eski zaman devletlerinin pek çoğunda resmi yazı diliyle konuşma dili ayrıdır. Misal: eski Pers imparatorluğunun yazıtlarının çoğu Elamca denilen apayrı bir dildedir; Persçe değildir. Sasaniler çağında İran halkı çoklukla Farsça konuşmuş ama resmi yazışmalar Aramice yapılmıştır. Macar krallığının bütün belgeleri 19. yüzyıla dek Latincedir; Macarca yazı yazmak kimsenin aklına gelmemiştir. Göktürk Kağanlığının ilk dönemdeki yazıtları Türkçe değil Soğdca adı verilen İrani dildedir. Anadolu Selçukluları da aşağı yukarı 1300 yılına dek 230 sene boyunca ilaç için tek kelime Türkçe yazı yazmamıştır. Bundan Selçukluların yahut Göktürklerin Türk olmadığı, ya da Macarların Macar olmadığı sonucu çıkmaz. Urartuca yazıt yazan adamların Ermeni olmadığı sonucu da çıkmaz.

Ermenilerin Ortaçağda kaleme aldığı tarih kitaplarında Urartu kralları milli tarihin başlangıcı olarak anlatılır. Bunlara Urartu yahut [aynı kelimenin Aramicesi olan] Ararat adı verilmez, Hay adı verilir. Ermeni milletinin atası sayılan efsanevi kral Hayk, bariz bir Urartu şahsiyetidir. Yurdu Van’ın az güneyindeki Gürpınar vadisidir. [Bu vadinin adı Ortaçağ Ermeni kaynaklarında Hayots Tsor, yani Hayk Deresi, son devir Osmanlı resmi kayıtlarında ise Hayasor’dur. Günümüzde Kürtler arasında Havasor diye geçer.] Bugün Çavuştepe adı verilen köydeki antik Urartu kalesi Hayk Sarayı olarak bilinir. Ortaçağ başlarına dek Malazgirt, Erciş ve Pasinler/Hasankale’de hüküm süren üç Ermeni bey sülalesi, Horenli Movses'in aktardığı Mar Abas Katina vekâyinamesine göre Hayk’ın üç torunundan türemiştir. Hayrettir, üç yerde de Urartu'dan kalma arkeolojik kalıntılar var.

Tarihi kayıtlardaki Urartu kralları 300 sene boyunca sabah akşam Asur'la savaşmışlar. Efsanelerdeki ilk Ermeni kralları da, aynı şekilde, hiç durmadan Asur'la cedelleşmiş. En ünlüsü, destanlara konu olan güzel yüzlü Ara'dır. Bir çatışmada Asur kraliçesi Şamiram’ın askerlerince öldürülür. Ama kraliçe çocukluktan tanıdığı Ara’ya feci surette aşıktır. Sinir krizleri geçirir, bağrını paralar. Ara'nın cesedini Aralezk tepesine taşıtıp orada – belki canlanır ümidiyle – kutsal köpeklere yalatır. Hatta 500 sene sonra Eflatun'un Devlet kitabında aktardığına göre, başarır da. Aralezk şimdi Van kenti sınırları içinde kalan Kalecik’tir; Urartu’dan kalma kalesi vardır.

Urartu adı Asurcadır; yani eksonimdir, yabancıların verdiği isimdir. Aynı adın Tevrat'ta geçen İbranice [ve Aramice, Süryanice] karşılığı Ararat’tır. Ermeniler Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra Kutsal Kitap’ta geçen bu adı kendi ülkelerinin adı olarak benimsemişler ve Ararat ülkesinin en yüksek dağı olan Ararat Dağı’nı bir tür ulusal simge saymışlardır.

Bunlardan Urartuların Ermeni olduğu sonucu çıkar mı? Çıkmaz.  Ama a) Ermenilerin Urartu krallarını kendi ataları saydığı, b) bey sülalelerini Urartu’dan türettiği ve c) Urartu krallığını kendi ilk devletleri kabul ettiği sonucu çıkar. Ki bir şekilde bir doğruluk payı olmalı.


12 Ocak 2013 Cumartesi

Bülent Korkmaz'a Sorusu oLan?


Pazartesi günü bu sorularınızı kendisine iletebilirim..

Edit: Kewell'ı stoper oynatması, Lincoln ve Gençlerbirliğinde gol sevinci gibi sorular sorulacaktır. Gelen yorumları siliyorum zira aynı soru çok kişi tarafından sorulmuş. Farklı içeriği olanı alalım buraya.

Pep!!


Çok ama.. çok güzel bir fotoğraf..

Baba, Oğul ve Kutsal Roman - Murat Gülsoy


Şöyle bir alıntı yapayım.

" Zamanda kaybolan Tanpınar, oyunda kaybolan Oğuz Atay, rüyada kaybolan Borges, şehvette kaybolan Nabokov, davasında kaybolan Kafka, kendi hikâyelerinden kaçıp gelen Olric, Gollum, Doktor Ramiz.."

Eğer bu isimler ve karakterler size tanıdıksa muhteşem bir roman sizi bekliyor demektir.  Tüm bu incelemeler bittiğinde ayrıntılı bir şekilde yazarlaıyla beraber burada çok güzel bir şekilde ağırlanacak olan bu isimlerden misal Ayhan Geçgin'in "Gençlik Düşü" ya da şairane bir dile sahip olan Aslı Erdoğan'ın  "City of God" filmi kadar güzel bir Rio anlatımı olan "Kırmızı Pelerinli Kent"  gibi eserlerden en önemli farkı hikayesinin sürükleyiciliğidir.

Basite indirgemiş ve kurgusu güzel bir hikaye ile yediriyor yazar bütün güzelliklerini. 

Bu eser beni çok zor bir durumda yakaladı ve o an için içerisinde bulunduğum koşullarımdan çıkarıp kendisine bağlamayı başarmıştır bir alt postta da anlattığım gibi. 

Keza yukarıdaki yazarları okuyan insanlarla ortak paydasının bir hayli fazla olduğunu belirtmeme gerek yok. 

 Gollum'a da bayılacaksınız, Olric'e çok sağlam bir rakip. 

Daha sonra daha ayrıntılı bir şekilde. Bu sadece minik bir teşekkür..

"..hayatı akıp giden zaman olarak değil devinip duran bir mekan olarak hayal edin. Mazi ve geleceğin aynı anda görülebildiği bir harita gibi..”

Memik Oğlan



Birden her şey anlamsızlaşıveriyor. Kısa süreliğine olduğunu düşünerek zamanın geçmesini bekledim, zaman geçti sıkıntı arttı. Sanki içime doğmuş gibi. Önce biri sonra diğeri derken haberler üst üste bombardıman etti üzerime.  ..nedensiz olan sıkıntıların içlerini doldurdular. Hiç durmuyor, sürekli üst üste kötü haberler.. En son bıraktığımda akrabam Almanya'da sokak ortasında bir başka insanı cadde üzerinde gündüz vakti bilmem kaç kez bıçaklayarak öldürmüş.

..bu insanla ben hayatımdaki tek bisiklet kazasını yapmıştım. İlk defa Almanya'ya gittiğinde benim yaz dönemi tatil ziyaretime denk gelmiş ve hayatında bisiklete binmediğini söylediğinde şaşırmıştım çok.  Ben de ona bu ilki yaşatmaya karar vermiş ve onu gezdirirken iki insanı yönetmenin zorluğunun farkında olamadan pat yere yokuş aşağı düşüp yuvarlanmıştık.

Çocukluk anısı.. Gülmüştük çok.

Onca sene sonra böyle bir haberle tekrardan hatırlamak durumunda kaldım.  Düğünlerde filan görüşürdük sadece.

Üzüldüm. O'na ve canını aldığı insana.

Elimde olmadan sürekli empati yapıyorum. Nasıl bir cinnet hali bu insanı bu konuma getirir ya da diğerini? Ölen insanın babası bu olayı duyduğunda kalp krizi geçirmiş, onun yerime kendimi koyuyorum. Battıkça batıyorum.. ordan çıkınca başka yere giriyorum, en az burası kadar karanlık..

Orada durdum artık.

Düşünmedim hiçbir şeyi ve Albert Camus'nun yabancısı'nın "bencebir" olan cevabının boşvermişliğine ruhum erişmişti.

 Büyük bir şevkle yapmaya çalıştığım işten tutun da eylediğim her edime anlam vermeye çalıştım ve her şey anlamsızlaştı birden. Tüm anlamların yadsınmasından olan anlamsızlığın dışında elimde bir şey kalmadı. Herkese olur, zamanla geçer mottosuna sığındım ama geçmedi, sağa sola ergen gibi depresyondayım sanırım yazmaya bile başladım.

Bir yardım edin lan çağrısıydı aslında..

Bu gibi durumlarda sizinle beraber günü yaşayan insan bu bunalımlı sürecin istemeden de olsa parçası oluyor.

Uzaklarda birilerine ihtiyacım vardı.

Ankara'da bir arkadaşım var yıllar sonra onu aradım. Havadan sudan bahsettik ama olmadı. İzmir'de geçmiş dönemin ve lise yılların en önemli iki arkadaşından birisi olan sevgili Onur'umu aradım olmadı. Eski sevgiliden ziyade bir dönem hayatı paylaştığım insanı aradım, onun derdi haliyle çok başkaydı. Haklı tabi. Eski sevgiliden umudu her türlü keseceksin. 15 yıl önce ufak bir ilişkinin olduğu insanla dahi konuştuğumda konu ve tepki hep aynı. Sevgili dediğin 20 yıl sonra dahi sadece sevgili olarak var olurlar.  Dil kursundan tanıştığım Fransız arkadaşımda ise aradığım "zamansızlığı" buldum ve beklediğim tepkiyi onda buldum ama almancayı unuttuğu için konuşmamız fazla ilerlemedi. Diğerine yalan söyleyemedim, aynı şekilde kısa sürdü.  8 yıldır görüşmediğim bir başka insanı aradım. Lakin tüm bu aramalarda en ufak bir giriş yapmadan n'aber nasılsın diye girişiyor, karşımdakini şaşkınlıktan öldürüyorum ama istediğim sadece bir şeye konsantre olmak, bir şeyi merak etmek iyi ya da kötü bir yol kat etmek..  Tüm bu konuşmaların girizgahında "ben kimim" sorusunu sorup karşı tarafın beni tanıyasıya kadar olan kısmında çeşitli geyikler yapmak elde kalan tek kazanımdı.

Hayır ne oldu, neden aradından anan babana bi şey olmadı ya gibi abartı tepkilerden konuya giremedik ki. En son istediğim şey sıkıntıları anlatmak. anlattıkça azalmıyor, paylaştıkça yok olmuyorlar. Zaten anlatabilecek ya da anlaşılacak türden şeyler değil.

Hakkını vermezsem ayıp etmiş olurum. Az biraz tanıştığım, ölmez de sağ kalırsak yeni projede faydalanmak istediğim yazar Murat Gülsoy ve harika kitabı "Baba, Oğul, Kutsal Roman" yine bu zamanda elimden tutan ikinci kahramanım oldu. Birincisi ise telefona "Çok kötü gün geçiriyordum, iyi ki aradın ya " diyen zamansız bir insan..  Beni dirilttiği yetmezmiş gibi sanki ben ona iyi gelmişim gibi "bir daha arayacak mısın beni" diyordu. Farkında değil, beni nasıl kurtardığının..

Benim tam zıttımda duran, anı yaşayan, heyecan sahibi ve tepkisel insanları sevmenin dışında yaşamımda bir ihtiyaç gibi hissediyorum. Onlar kendilerini yaşıyor ve öyle bir coşkuyla bunu gerçekleştiriyorlar ki siz kendinizi unutuyor, onun akıntısına kaptırıyorsunuz bir şekilde.

Ardından işe koyuldum.

Bülent Korkmaz'ı aradım, randevulaştık ve şimdi röportajlaşacağız.. En az diğer ikisi kadar beni dirilten sanırım teknik direktörlüğünü fazlasıyla eleştirdiğim, bir çok sorumun da cevabına sahip olan çocukluğum ve aynı zamanda gençliğimin de kahramanlarından Bülent Korkmaz ile yapılacak olan röportaj oldu.

Hayat kaldığı yerden ufak bir kesikliğe rağmen devam edecek ama gizliden de korkuyor insan tekrar eder mi diye? Pazartesi gününden itibaren tam gün çalışmaya başlayacağım için biraz daha kendimden uzakta kalmak sanırım "kendime" de iyi gelecektir.

Memik oğlan ise lise ile üniversite arası bir dönem benim uykusuz hastalığına kavuştuğumda uyumamı ve zor koşullarda sakinleşmemi sağlayan türküdür. Nedendir bilmem uysallaşırdım bunu dinlediğimde.. Şarkı uysallaştırmıyor şimdi eskisi gibi amma velakin o günleri düşünmek biraz olsun ruhuma iyi geliyor. Yine ben tam o cinayet anını düşünüyorum, babasının acı haberi aldığı ilk anı aklıma getiriyorum ama artık  en başında üzerime çullananlar da dahil bu gibi durumlarla  baş edecek gibiyim sanki.

Öyle olmasını ümit ediyorum.

Türkiye haritalarından bir demet



Harita 1: 1960 itibariyle Türkiye'de Ermenice yer adları. (Tam boy için haritanın üstüne tıklayın.)

Harita Index Anatolicus sitesinden mekanik olarak üretildi. Her nokta bir yerleşim (kasaba, köy veya mezra) gösteriyor. Sadece İçişleri Bakanlığının resmi listelerinde geçen adlar göz önüne alındı. Sadece Ermenice olduğundan az çok emin olduğum adlar gösterildi. (Ermenice olduğunu tahmin ettiğim ama emin olamadığım yer adları bir bu kadar daha tutuyor; ama onları ekleyince coğrafi dağılım pek değişmiyor.)

Not 1: Bu harita "Ermeni köyleri" haritası değildir; Ermenice yer adları haritasıdır. İkisi farklı şeydir. Gösterilen yerlerin yaklaşık yarısı, 20. yy. başında Türk veya Kürt yerleşimi idi. Buna karşılık, Orta ve İçdoğu Anadolu'daki yüzlerce Ermeni yerleşiminin pek çoğunun sadece Türkçe adı vardı. Mesela Yozgat'taki 30'a yakın Ermeni köyünün hepsinin adı (baştan beri) Türkçedir.

Not 2: Sivas-Kayseri-Malatya-Ergani-Adıyaman-Maraş-Osmaniye-Adana kuşağı 11. yy'dan itibaren yoğun Ermeni yerleşimine tanık olduğu halde, bu bölgedeki Ermenice yer adları seyrektir. Bir başka deyimle, gösterilen adların çoğunluğu bin yıldan daha eski olsa gerek.

Not 3: İki yoğunluk alanının ortasından geçen Ağrı-Güney Erzurum-Bingöl kuşağı 17. yy'dan itibaren Kürd yerleşimine sahne olmuştur. Bu kuşakta bulunan Ermenice yer adlarının birçoğu, en geç 1828 göçünden sonra silinmiş olmalıdır.



Harita 2: Urartu Krallığı, MÖ 9.-7. yüzyıllar.

Wikipedia'dan kopyalayıp benim haritaya ekledim. 2500 yıl önce yıkılmış bir devletin sınırlarını belirlemek riskli şüphesiz. Bunun yerine, a) Urartu arkeolojik sitlerini ve, b) Urartu yazıtlarında zikredilen yerleri gösteren noktasal bir harita daha iyi olurdu. Ama öyle de yapsam dağılım pek değişmiyor.

Urartu yazıtları, "Urartuca" adı verilen ve pek iyi çözümlenememiş bir dildedir. Ancak bu olgudan, Urartu devletine tabi halk(lar)ın nece konuştuğuna dair bir sonuç çıkaramayız. [Mesela Macaristan'da 19. yy ortalarına dek tüm yazıtlar ve resmi belgeler Latince yazılırdı; ama bundan, Macarların Latin olduğu sonucu çıkmaz.]

Erzincan-Bayburt-İspir hattının Urartu egemenliği dışında kalmış olması ilgi çekici.


Harita 3: M 387 yılında Ermeni Krallığının Paylaşımı.

Bunu da Robert Hewsen'ın atlasından kopyaladım. Pembe olan alan Miladın ilk dört yüzyılında Arşakuni/Arsacid soyundan krallarca yönetilen Armenia krallığının sahasıdır. Palahovit (Balabitene) ve Dzopk (Sophene) gibi dönem dönem bağımsız olan beylikleri dahil ettim. Buna karşılık krallığa hiçbir tarihte tam bağlanmayan Andzit, Angeğdun, Nprgerd, Sanasunk ve Ardzn gibi dış beylikleri dahil etmedim. Hewsen'da idari birim, kale ve piskoposlukların da listeleri var. Onları kullanıp noktasal bir harita çıkarabilirdim belki.

Kırmızı hat 387 yılında Bizans ile Sasani İran'ı arasında yapılan anlaşmayla tesis edilen sınır hattıdır. Bunun batısında kalan kısım bu tarihte Bizans'ın doğrudan egemenliği altına gidi. Doğuda İran'a bağımlı kukla bir kırallık 421'e dek sürdükten sonra lağvedildi.

Pembenin batı sınırı Fırat nehridir. Fırat'ın Batı yakasındaki yoğun yerleşim hattı (Kangal-Eğin-Arapkir-Harput-Ergani) esasen bu haritadan yaklaşık 600 yıl sonra, Bizans'ın ikinci büyük yayılma dalgası sırasında oluşmuş gibi görünüyor.

11 Ocak 2013 Cuma

Evine döndü


Nuri geri döndü.

Yazarak iyileşir insan diye  düşünerekten devam edeyim.

Nuri Şahin'in geri dönüşünde kullandığı bir ifade süreci ve belki de Jürgen Klopp'u  iyi tanımlıyordu. Ben sadece burada mutluyum ve sanırım sadece Dortmund'da işlerlik kazanıyorum. Belki de şunu söylemelidir: Jürgen Klopp'un takımında bir başka oynuyorum ben.  Zira ilk yılında Nürnberg'deki performansını da yakından takip ettiğim İlkay'ın 8 ay sonra yaşadığı dönüşüm ve gelişimi inanılmazdı.. 


Madrid'de 10 maç oynadı 10 galibiyet. Keza Liverpool'da da Arsenal yenilgisi hariç oynayıp da kaybettiği maç yok ve buna rağmen iki takımda da yeterli şansı bulamadı.Madrid'de  sorun sezon başı sakat olup takım içerisinde oynayacak boşluğu bulamamasıydı. Liverpool'dan ziyade Ada Futbolu'nun ona biçtiği role uygun olsa dahi o şablon içerisinde "yıldız" olup fark yaratabilir mi bu konuda "artık" şüpheliyim.  

Ben yanıldım Nuri Şahin hakkınıda. sakatlığı, uygun olmayan takıma gidişi derken böylesine bir kariyeri onun için düşünmemiştim. 

O artık Dortmund'un değerini biliyor. Yine de taraftar az da olsa bir kırgınlık hissedecektir. Üstelik buraya gelirken bir miktar paradan vazgeçmiş olsa da taraftarın gözünde onları bırakmış bir Nuri Şahin olacak. Ama bu adam öyle pozitif ve sevimli ki sanırım kırgınlık kısa sürede aşılacaktır. Sorun bu sistemde nerede oynayacağı?


Bu benim Bayern'den, Almanya Milli Takımı'ndan ve sonunda Dortmund'dan beklediğim bir gelişme. Bir üst aşama bu olmalıdır.  Barçalaşmak da diyebiliriz. Özellikle Reus bu sahte dokuz formasyonuna olabilecek en uygun isimlerin başında geliyor. Keza zorlarsanız Götze..

Bild'in bu öngörüsüne "kabaca" katılıyorum ama merkezde ben Nuri'nin olacağını düşünüyorum. Ön alanda ters ayak etkili olsa da Nuri ve Kehl'in orta sahada  ters ayaklı oynamasını da çok mantıklı bulmuyorum. Kehl'in verimliliği, oynadığı maç sayısı değişebilir. Daha çok Nuri-Bender'in hemen önünde İlkay ya da geride Busquets rolünde Bender'in önünde solda Nuri sağda İlkay olabilir.

Artık bekleyip göreceğiz ama şu kötü  günün güzel haberidir Nuri'nin dönüşü.

10 Ocak 2013 Perşembe

Games of Thrones


Mourinho gitmek istiyor ve 20 milyon euroluk tazminatı için zorluyor iddiası bana pek inandırıcı gelmiyor. 

Daha çok bir güç savaşı. Başlarda belki farklı nedenleri vardı ama eninde sonunda iş "ben daha güçlüyüm" kısmına gelecektir.

Mourinho dediğin adam Premier Lig'de oyuncularıyla yaptığı ilk görüşmede "Benim iki Avrupa Kupam var, sizin neyiniz var" diyerek çizgiyi gösteren karakter.  Keza "Special One" geyiği de sonuna kadar hak ettiği saygıyı gerekirse kendisi başarılarının altını çizerek elde etmek istediğinin göstergesidir.

Burada "başarılı" bir antrenör ile dünyanın en gözde kulübünün en sevilen karakterinin güç savaşı söz konusu. 

İspanyollar ve Portekizliler olarak ayrım zaten yapılmıştı. Mourinho'nun getirdiği kaleci antrenöründen başlayan savaş çeşitli alanlarda devam etti. 


İspanyol grubun ele başları bunlar. Diğer tarafta Ronaldo, Pepe, Coentrao, Carvalho diye giden bir başka ekip var. Hiç şüphe yok ki Mourinho ile en iyi anlaşan insan Cristiano Ronaldo. Son maçta goller sonrası Mourinho'ya koşma yanlışını yapacak kadar çok seviyor ki Mourinho dahi bunu engelleyemedi. Pek çok maç sonrası takımı soyunma odasında haşlayan Mourinho "Ronaldo hariç" cümlelerini sık sık kurdu. Savaş kızıştı..

 Almanlar Mesut'un "artık" İspanyollara yakın olduğunu belirtiyorlar. Ramos'un formasının altına Mesut'un formasını giymesi ve açık bir şekilde hem Mesut'a destek çıkıp hem teknik direktöre savaş açmak istemesi de bunun zaten en önemli kanıtı.

Ramos da yedek bırakılarak cezalandırılmıştı zaten.. 


Ben olayın iç yüzü hakkında bilgi sahibi olmadığım halde oyumu direkt Casillas'tan yana kullandım. 5 kez üst üste dünyanın en iyi kalecisi ünvanını alması, uzun süre istikrarını koruması ya da Avrupa ve Dünya Şampiyonu olurken ispanya, buna etki etmesi ya da kısaca üst düzeyperformansı değil. Penaltıları kurtardığı anda dahi sakinliğini koruyabilmesi, rakiplerine her zaman saygı duyup aşırı olan tavırlardan kaçınması, agresyonun yükseldiği zor koşullarda dahi "insan" kalabilmesi gibi pek çok detay var. Rakip futbolcuların röportajları da zaten ona hakkını her daim verir..  Buradan Uli Höness dahi "çok iyi kaleci" ayrıntısını bırakıp " çok iyi insan" olduğu için onu isterdim diyebiliyor.

Başka açıdan sorun da bu karakteri oldu.



Mourinho'nun en önemli sorunu Barça'yı yenmekti. Bunun için sahayı savaş alanına çevirdi zira buradan ürettiği enerji ile Barça'nın presini kırmak ya da Barça'yı presle kırmak istedi. Bunu başardığı zamanlar da oldu ama özellikle İspanya milli takımı ile başarılar kazanan kadronun birbirlerine düşman kesilmesi İspanyolları endişelendirmeye dahi başlamıştı. İşte tam bu zamanda Casillas çok da iyi arkadaş olduğu Xavi ve Pique'yi arar. Sorunları giderecek  şekilde uzun uzun konuşurlar. 11Freunde'de okuduğuma göre Xavi'nin babası da bu telefon görüşmesini onaylar. "Tam da zamanında edilmiş bir telefondu bu" der.. Savaşı sona erdirir, buzları eritir. Mourinho'nun felsefesine  ya da ulaşmak istediği hedefe istemeden de olsa darbe vurur.  Barış havası Jose'nin istediği değil yok etmek için uğraş verdiğidir. Futbol sahasına yansıması olumlu olmayacaktır ona göre.  Mourinho bunu öğrendiğinde Casillas'ın kaptanlığını dahi almak ister, çıldırır.

Ekim 2012'deki derbide Casillas meydan okurcasına  Camp Nou'da maç sonrası katalanları alkışlar, onların kalbini kazanır ama Mourinho'nun da nefretini.  Portekizli teknik adamın tepkisi oldukça serttir 

"..bir dahaki sefere eve onlarla gidersin"

Bu kavganın pek çok boyutu var. yutupta Casillas'ın Ronaldo'nun ilk zamanlarında gollerine en ufak bir tepki vermediği gol sonrası anlarını da görebilirsiniz zira Sara'nın başlarda "Ronaldo çok bencil" açıklaması sonrası ikili arasındaki sorun büyümüş, mesafeler artmıştı. Akabinde kaleci antrenöründen ve Portekiz birliğine kadar pek çok ayrıntı gruplaşmayı doğurdu. Sahada olduğu gibi saha dışında da sert çıkışları olan Ramos olayı biraz daha abarttı. Onun da cezası yedek bırakılmak oldu. 

..öyle oldu ki  Casillas teknik direktörüne "Mister bizde insanlar yüzlerine konuşur, arkadan değil" diyecek kadar ileri gidebildi. Ne de olsa o Madrid'in dokunulmazları arasında bulunuyordu ve "Aziz" İker Mourino'nun daha önce karşılaştığı rakiplere de  pek benzemiyordu.

Mutlaka ki her kavga bir yerde bir fikir ayrılığı üzerinden başlar. Lakin teknik direktör ve oyuncular arasında olan yetki farklılığı bu kavgayı ister istemez güç savaşına dönüştürür. artık mevzu Casillas'ın neyi doğru neyi yanlış yaptığı değil Mourinho'nun istediğinin oyuncular tarafından gerçekleştirilmemesi. Bunu da güç savaşına dönüştürmesi.



Futbolda sadece 1 takımın formasını giydi. 13 antrenör de ondan vazgeçmedi. Üst üste 5 kez yılın kalecisi ödülünü aldı. İspanya 2008-2010 ve 2012'de kupayı kaldırırken mutlaka ki ondan yardım aldı. Real Madrid'in geçen sezon Bayern'e elendiği penaltılarda dahi o görevini yaptı. 17 yaşında bugüne göre çok daha büyük olan baskıyı kaldıran "Aziz" Casillas artık ermiş durumda. Bu kalecilerde sıklıkla görülen bir durumdur zira "baskı koşulları" tecrübesi bir futbolcuya göre en az on katı daha fazladır. Rüştü'de de buna benzer bir ruh hali mevcut.  Kaleci için en iyi yaşında "yeterince iyi değil" diye yedek bırakılmasına kimse inanmıyor. Mourinho'nun derdi de bu bahaneye inandırmak değil, daha güçlü olduğunu ya da olması gerektiğini göstermek..

Bu zor durumu Casillas olabilecek en iyi şekilde yönetti. Antrenörün kararına saygı duyuyorum dedi. Daha fazla çalışmalı ve onu daha iyi olduğuma ikna etmeliyim derken aynı zamanda yerine oynayan kaleciye saygı duyulması gerektiğinin de altını her zaman çizdi. Maç içerisinde kendisine uzatılan kaptanlık bandını da Ronaldo'ya teslim ederek en azından görüntüde yedek bırakılması karşısında  Mourinho'yu alt edecek her türlü eylemi gerçekleştirmiş oldu. Ne bir isyan, ne bir saygısızlık ne de profesyonelliğe yakışmayacak bir  davranışı oldu.

Çok ama gerçekten çok akıllı hareket etti. 

Bugün Mourinho'nun elinde kişiye göre değişebilir performans ölçüsünden başka Casillas'ı medya önünde suçlayacak tek bir argümanı dahi yok.

Bu yüzden As'ın Marca'nın yaptığı anketlerde %80 gibi ezici bir çoğunluk Mourinho hemen gitmelidir diyor. Sociedad maçı öncesi Mourinho ıslıkllandı, Casillas alkışlandı. Yukarıdaki de boş durmadı, kırmızıyı çıkartarak işi daha da kızıştırdı. Ya da hak edene hak ettiğini farklı şekilde de olsa verdi diyelim.

Mourinho'yu yine Magath'a bağlamak gerekirse..  Benzer şekilde Schalke'liler de Magath'ı gönderdi. üstelik Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline erişildiği noktada.. Üstelik parasızlığın ayyuka çıktığı, borçların konuşulduğu ve rezil geçen sezonların ardından ilk defa zirveye oynayıp başarılar elde edildiği zaman diliminde.. Geleneği olan kulüplerin taraftarları için başarıdan önemli kriterler ya da değerleri vardır.. Real Madridliler de Aziz'lerini koruyor, Casillas'a sahip çıkıyor ve bu işin sonu ayrılıkla sonuçlanacak gibi duruyor.

Mourinho gidecek ya da Casillas ile anlaşacak.. Başka yolu yok bu işin zira bu rakip Mourinho'nun başarılarının da üzerinde bir güce sahip.. 

Diğer taraftan Jose Mourinho'nun kaybedeceği hiçbir şey yok. Kovulursa 20 milyon Real'den alır bir o kadar da yıllık şeyhlerden alarak mesleğine devam eder. Teknik direktörlüğünün zirvesinde olan bir adam, dünyanın bir numarası olarak algılanıyor. Casillas da sanırım daha ne elde edebilir ki bu dünyada? Mesele de zaten bu.. Bu yüzden iki başarılı insan geri adım atma gereği duymuyor... Herkes bildiğini yapıyor ve soru hep aynı: Kim daha güçlü?

Luis Suarez ve Delfina "You'll Never Walk Alone"



Suarez feat. Kızı Delfina.. "You'll Never Walk Alone"

Çok iyi;)

Birsen Köroğlu Anısına

Karikatürcü dostumuz Muhittin Köroğlu'nun 2012'nin son gününde bizlere veda eden eşi, sevgili dostumuz Birsen Köroğlu için bir anıları paylaşma sergisi düzenlenmiştir. Çoğunluğu Birsen Köroğlu tarafından çekilen fotoğraflardan oluşan sergi 17-18-19 Ocak tarihlerinde Kadıköy Tatbiki Sanat Atölyesi'nde izlenebilir.

SÜPER LİG İLK DEVRE HAKEM DEĞERLENDİRMESİ




Futbolun gerek saha içindeki yorumunu, gerek istatistiksel analizlerini, gerek de bu verilerden çıkan sonuçlarına dair farklı çalışmalarını yapıyorum. Diğer yandan da eski bir hakem olarak, Süper Lig'de oynanan müsabakalardaki hakem hatalarını değerlendirip, takımların "Hakem Puan Cetvelleri"ni oluşturma gayreti içersindeyim. Amacım; ülkemizde hakemlere yapılan seviyesiz   saldırıların, arkalarında ciddi bir savunma gücü olmayışlarından kaynaklanan yerden yere vurulmalarının, en kolay yoldan günah keçisi ilan edilmelerinin eleştirisinin ötesinde farklı bir boyut katabilmek ve aslında işin matematiğinin sezon sonunda “Aldım‐Verdim”den öte olmadığını ispat etmektir.  

Bu kapsamda da ana olarak yol gösterici cümlem “Herkese Göre” kriteri. Yani, maçtaki herhangi bir kritik pozisyon, hem kamuoyu nezdinde, hem de futbol otoriteleri gözünde “%90 oranında hemfikir” olunan bir pozisyon ise maç listemizde etkiyen olarak büyük olasılıkla yer alıyor. Elbette, ilgi çekmek ya da sadece sıradışı yorum yapmış olmak adına anlamsız değerlendirmeler yapan, işin içine fanatizmi katmak isteyenler medyamızda, kulüplerimizde, taraftarlar arasında olacaktır. İşte bu yüzden %90 diyerek, onları %10’luk dilime ve Allah’a havale ediyorum. 

Varmak istediğim noktalardan birisi de, hakemin oyun esnasında herhangi bir sebeple göremediği veya konsantrasyonunu kaybettiği anlarda, yerinin yanlış  olması sebebiyle süzemediği pozisyonlarda, yardımcı hakemlerin ofsayt belirlemede verdikleri yanlış  işaretlerle maçların sonucunun ne ölçüde değiştiğinin veya değişme ihtimalinin olabileceğinin kısmen de olsa ölçülebilir bilimselliğine taşıyabilmeye çalışmak.

Değerlendirme kriterleri olarak "Hatalı Penaltı Golü", "Ofsayttan Gol", "Sonuca Tesir Edebilecek Hatalı Ofsayt Bayrağı", "Hatalı Kırmızı Kart",   herhangi bir sebepten dolayı(‐‐  elle oynama, faulle atılması gibi‐‐) "Hatalı Atılan Gol", "Ofsayt Olmayan Gol" vb. gibi kriterlerimiz olacak.


Tabii bu kriterler sonucunda bir yargıya varacak ve maçın galibini ya da mağlubunu ya da berabere bitme ihtimalini hakemin etkileyip etkilemediğini, subjektif de olsa bir yapıya oturtmaya çalışacağım. Böylece hakemler, dünyadaki futbolun doğasında olan hataları sayesinde puan cetvelindeki takımların sıralamasını nasıl etkiliyor, bunu bir nebze değerlendirmiş olacağız. 

Meraklılarına ve değerlendirmelerime katkıda bulunmak isteyenlere email adresim murat.tanirli@iddaaburda.com  her zaman açık! Çok da mutlu olurum! Hakemlerimize İngiltere’deki sempatinin ve medeniyetin bakış açısının gelmesi dileklerimle…

Murat Fevzi TANIRLI




1.HAFTA 

ESKİŞEHİR‐AKHİSAR

Sertan’ın mükemmel asisti, devamında da Güral’ın golü çok güzel. Bikoko’ya son adam olarak yapılan hareket nizami, hakemin devam kararı doğru. Hakem İlker Coşkun’un avantaj uygulamaları nefisti. Hakemler açısından gayet temiz bir maç. Seyircinin “Ersun istifa” tezahüratı ise ilk hafta saçmalığı.

 ***KAYSERİ‐BURSA

 Kayserispor lehine verilmeyen net 2 penaltı var.  İlki, kornerden gelen ortada Bursalı defans oyuncusu sol elini açarak topun geçmesini    engelliyor. Diğerinde ise Riveros’u ceza sahasının köşesinde Hakan Aslantaş  çelmeleyerek düşürüyor. Hatta Riveros’u düşüren Hakan Aslantaş, 80.dakikada atıldı belki ama, 80. dakikasında değil, penaltıyı yaptığı dakikada 2.sarıdan atılmış  olabilirdi.Ancak diğer yandan da  Hakan Aslantaş’ın 2.sarıdan kırmızı kart gördüğü pozisyon ise sarı kart verilmemesi gereken bir pozisyon. Maçın geneli itibariyle düşünüldüğünde ve başroldeki oyuncular göz önüne alındığında Kayseri 3 puan kaybetmiş, Bursa fazladan 3 puan almış gibi gözüküyor.

MERSİN‐ORDU

 Yardımcı hakem Serkan Akarca tarafından iptal edilen Orduspor golündeki ofsayt doğru. Faul nedeniyle verilmeyen Ordu golünde de hakem Çağatay Şahan itmeyi iyi tespit etmiş.

 GBİRLİĞİ‐ANTALYA

 Yardımcı hakem Alpaslan Dedeş’in G.Birliği kalecisi Ramazan’ın topla ceza alanına çıktığı işareti yanlış.  Neyse ki serbest vuruş golle sonuçlanmadı.

2.HAFTA 

SİVAS‐MERSİN

 Maçta hakem adına herhangi bir tartışma yok ise sorunsuz maçları listemize almıyoruz. Ancak 3‐3 biten bir maçta, 6 golün herhangi birinde tartışma olmaması nedeniyle, tüm gollerdeki hakem triosunun dikkati ve becerisinden dolayı tebrik etmek adına listemize aldık. Hakem Serkan Çınar’ın genel performansı gayet iyi.

ORDU‐ESKİŞEHİR 

 Hakem Hüseyin Göçek’in Hürriyet’e kırmızı kartı ve penaltı kararı doğru. 

F.BAHÇE‐G.ANTEP 

Mehmet Topal’ın maçı 1‐0’a getiren ilk golünde elle oynama var. Halis Özkahya’nın eli süzmesi çok zordu.F.Bahçe farklı kazandı. Mehmet Topal’ın golü geçersiz sayılsa dahi oyun ve goller ev sahibinin kazanacağı  şekilde gidiyordu. Dolayısıyla hakemin maçın galip‐mağlup tarafına etkimediği kanaatindeyiz.

BURSA‐İBB

 Bursa’nın bu sezon klasikleşen çok gol kaçırma performansı maçlarından biriydi. Futbolun cilvesi bu maçta bizlerleydi. Webo bir korner topu ile 3 puanı alıp götürdü. Yardımcı hakem Asım Yusuf Öz, 2.yarıda Bursa’nın sağ kanattan getirdiği pozisyonda kritik bir ofsayt hatası yaptı.

***BJK‐GS 

Hamit, net bir  şekilde,    Cenk’in yere yatmasından faydalanarak, hiç temas olmadığı halde kendisini yere bıraktı. Bülent Yıldırım penaltı vermemekle birlikte, sarı kartı atlayıp sadece aut ile başladı.    Yardımcı hakem    Erdinç Sezertam’ın, Fernandes ofsayt olduğu için iptal ettiği pozisyon doğru. Son dakikada Burak Yılmaz’ın düşüşü hem ceza sahası dışında, hem de aldatmaya yönelik hareket.Maçın bitimine çok yakın hatalı penaltı kararıyla GSaray fazladan 1 puan alırken, BJK ise 3 puan yerine 1 puan alıp, 2 puan kaybetmiş gibi gözüküyor.

ANTALYA‐KAYSERİ

  Riveros ve Diarra’nın rakip cez alanındaki hakemi aldatma hareketlerine Cüneyt Çakır doğru sarı kartlarla cezalandırdı.

3.HAFTA

G.BİRLİĞİ‐ORDUSPOR

 Ordu’nun ilk golünde yardımcı hakem Erdem Bayık ofsayt olmayan pozisyonu mükemmel oynatmış  ve gol gelmiş. Lekic’in attığı ve ofsayt gerekçesiyle iptal edilen golde de karar doğru. Cüneyt Çakır ve ekibi iyi maç çıkardı.

KAYSERİ‐AKHİSAR

 Hakem Fırat Aydınus’un ilk golden önce çaldığı faul doğru,net faul ancak oyuncunun abartılı atması izleyicileri yanıltıyor. Futbolcuların bu tarz abartılarına karşı tüm hakemlerin dikkatli olması gerekir. Akhisar lehine 94.dk’da verilen penaltı doğru. Yardımcı hakem Kemal Yılmaz’ın iptal ettirdiği Kayseri golünün başlangıcındaki ofsayt tespiti de doğru.

GS‐BURSA

 Umut Bulut’tan bir Fair‐Play davranışı, güzel ve hoş bir hareket. Attığı gol sonrasında kale ağlarının yırtıldığını hakem Özgür Yankaya’ya söylemesi çok centilmence bir hareketti.

G.ANTEP‐TRABZON

 Hakem Süleyman Abay’ın Cenk Tosun’a aldatmadan verdiği kart doğru. Trabzon ceza alanında Antep’li Serdar’ın eline çarptığını zannettiği pozisyonda top Trabzonlu Bamba’ya çarptı, yanlış  degerlendirdi ancak bu elle oynama da asla penaltı olmazdı zaten. Maçın tek golünün geldiği G.Antep lehine verilen penaltı ise doğru.

 4.HAFTA 




BURSA‐KARABÜK

 Bursaspor’un atağında Abdullah Yılmaz, Karabüksporlu oyuncuların kaleciye pasını çözemedi ancak yardımcısının desteğiyle doğru bir uygulamaya imza attı. Pozisyonun golle sonuçlanmış  olması hakem adına olumlu. Bursa lehine verilen penaltıda itme tespiti doğru.Kartın rengi ise tartışılır.Yardımcı hakem Cemal Bingül’ün Pinto’nun iptal edilen golündeki ofsayt tespiti doğru.

 TRABZON‐SİVAS

Halil’den mükemmel vole golü. Hakemlik bir sıkıntı yok. Özgür Yankaya başarılı bir maç yönetti.

F.BAHÇE‐MERSİN 

Hüseyin Göçek’in F.Bahçe’nin 2. golü öncesinde 4.hakemi Suat Arslanboğa’nın uyarısıyla geç de olsa çaldığı faul kararı doğru. Ben Yahia’yı attığı maç sonrası diyalogta ise söylenecek söz yok. ? ? ?

BJK‐ELAZIĞ 

 Faubert’e maçın ilk yarısında Sivok’un yaptığı faul penaltı ve kırmızı kart olmalıydı. Kuddusi Müftüoğlu uzun top olduğu için pozisyonu süzemedi. Oyunda kalan ve atılmayan Sivok maçın 2.yarısında gol de attı.Ancak subjektif de olsa, ligin en zayıf takımlarından Elazığ karşısında Beşiktaş  10 kişi kazanabilir miydi? Evet zor da olsa yetenekli ayaklarıyla kazanma  şansı yüksekti görüşündeyiz. Bu nedenle hakem hatasının galip tarafı belirlemede etkisi olmadığı kanaatindeyiz.

***ORDUSPOR‐KAYSERİSPOR 

Maçı 3‐2 kazanan Orduspor’un 3.golünde Barral’ın  şutunda top direkten döndüğü esnada ofsayt pozisyonundaki Stancu’ya çarpıp  gol oluyor. Gol vuruşun yapıldığı ilk anda Stancu ofsayt olduğu için gol iptal edilmeliydi. Yardımcı hakem Ahmet Şimşek atladı.Kayserispor bulduğu golle maçı dengeye getirmiş olacaktı.  Orduspor fazladan 2 puan alırken, Kayseri de 1 puandan oldu. 

5.HAFTA

KAYSERİ‐ESKİŞEHİR

 İlk Kayseri golü öncesinde Eskişehir ceza sahasının köşesinde, hakem Süleyman Abay faul olmayan pozisyonda    yanlış  karar verdi.Bu tarz fauller her zaman tüm hakemler için olağan hataların yapıldığı pozisyonlardır. Bunu golle direkt olarak ilişkilendirmek yanlış  ve sağlıksız olur. Net pozisyonları harcayan Kayseri’nin oyun seyri düşünüldüğünde golleri bulacağının yine göstergesiydi. Hakem maçın galip/mağlup tarafına direkt etkimemiştir.

İBB‐ORDU

Halis Özkahya’nın Ekrem’i bariz gol şansından attığı pozisyon hatalı. Metin Depe’nin Barral’a ceza sahası içinde arkadan yaptığı itme net penaltı ancak hakem Özkahya  süzemedi. İki takıma karşılıklı yapılan kritik ve sonuca etkimesi muhtemel hatalar, berabere biten maçta bizi de beraberliğin bozulmayacağı görüşüne yönlendirmiştir. Herhangi bir tarafın kazanmamış  olması hakem adına şanslı bir durumdur.

MERSİN‐GBİRLİĞİ

 G.Birliği’nin attığı golde yardımcı hakem Hakan Yemişken’den ofsayt olmayan güzel bir pozisyon değerlendirmesi ve golle sonuçlanması izledik. 2.yarıda Mersin’in attığı ve ofsayt nedeniyle iptal edilen golde de doğru karar verdi. 3 oyuncu arasından ofsayt olanı seçmesi de ayrıca tebrik edilmeli. ELAZIĞ‐BURSA Elazığ’ın verilmeyen ilk golünde yardımcı hakem Serkan Akarca’nın ofsayt kararı doğru. Kamil Abitoğlu’nun Bursa lehine penaltı kararı doğru.

***SİVAS‐KASIMPAŞA 

Özer Hurmacı’nın atağında ev sahibi takımdan Navratil’in 2 kez eline gelen ve birinde eliyle oynadığı topta penaltı verilmeliydi.Karşılıklı gollerle beraber bitmesi muhtemel maçta Sivas hem maçı kazanmış  oldu ve bir puan yerine 3 puan alarak,    2 puanı fazladan hanesine yazdırdı. Kasımpaşa ise penaltısı verilmeyerek en ciddi gol bulma şansını kaçırmış oldu ve böylelikle en az 1 puandan oldu.

G.SARAY‐AKHİSAR

 Akhisarlı 9 numara Mert’e Eboue’nin yaptığı hareket penaltı tartışmalarına yol açtı. Penaltı verilebilir.Ancak bariz gol  şansı sözkonusu değil. Hakem Mete Kalkavan’ın bu pozisyonda yorumunu penaltı olarak kullansa dahi Akhisar’ın maçı kazanma ya da puan alma  şansı ilk haftalardaki görünümü ve maça çıkış şablonu adına pek yoktu.

6.HAFTA 

AKHİSAR‐KARABÜK

 Hakem Hakan Ceylan’ın endirekt serbest vuruşlar ve penaltı beklenen pozisyonlardaki kritik kararları doğruydu.

ANTALYA‐ELAZIĞ

  Ofsayt nedeniyle iptal edilen Elazığ golünde yardımcı hakem Kemal Yılmaz’ın ofsayt kararı doğru idi. Fırat Aydınus’un   Marvin Zeegelaar’ı direkt kırmızı kartla oyundan ihraç ettiği pozisyon ciddi faullü oyuna girmekte olup, doğru karardı.

 GBİRLİĞİ‐KAYSERİ

  Hurşut’un düşürüldüğü ve GBirliği’nin penaltı kazandığı pozisyonda hakem Hüseyin Göçek’e yardımda bulunup penaltı kararı verdiren yardımcı hakem Süleyman Özay başarılı bir yardımlaşma örneği gösterdi. Yalnız bu tip pozisyonlar yanıltıcı olabilir. Hakemin 1’e 1 olan mücadelelerde öncelikle kendisi de süzmeye çalışmalıdır.

 BJK‐SİVAS

 Sezon içersinde yaşanabilecek nadir talihsizliklerden biri meydana geldi. Yardımcı hakem Ali Saygın Ögel sakatlandı ve yerine 4.hakem Volkan Bayarslan geçti. Yardımcı hakem Orkun Aktaş’ın ofsayt nedeniyle iptal ettirdiği BJK golündeki tespit doğruydu.

7.HAFTA

 ???ANTALYA‐GAZİANTEP

Antalyaspor’un ve maçın tek golünde, Diarra topu almadan önce Binya’ya doğru yaptığı abartılı ve yüksek    ayak hareketi tartışmalara yol açtı. Ayak hareketi abartılı mıydı, endirekt verilmeli miydi, yoksa defans oyuncusunun zamanlama hatası, forvet oyuncusunun çevikliği ile aldığı topta yanılgıya mı düşürüyordu? Hakem Serkan Çınar açısından zor olan ise, atağın uzun atılan topla hem hızlı gelişmiş  olması hem de pozisyondaki 2 hızlı oyuncunun müdahale etmek istemesi idi. Hakemin kararına saygı duymak gerekir diyerek bu maçtaki kritik pozisyonu skoru etkileyen hata sınıfına sokmuyoruz.

***G.SARAY‐ESKİŞEHİRSPOR 

Eskişehirspor’un son dakikada bulduğu beraberlik golü net ofsayt. İlker Meral’in yönettiği maçta, yardımcı hakem Serkan Akarca’nın hatalı devam kararı Eskişehir’e fazladan 1 puan kazandırırken, G.Saray ise maçın son anlarında gelen golle 2 puan kaybetmiş oldu.

 F.BAHÇE‐BEŞİKTAŞ

 Hakem Özgür Yankaya, maçın genel kontrolünü elinde tutmayı başaramadı. Faullerde yanlış  kararlar maçın gerilimini artırdı. Veli’ye gösterilen kırmızı kart şeklen doğru olmakla birlikte maçıntansiyonunu ayarlayabilseydi oyuncu bu psikolojik hale gelmeyebilirdi. F.Bahçe’nin 3.golünde kaleci McGregor’un hemen önündeki Sow’un ofsaytta olduğu tespit edilemedi. Hakem ve yardımcı açısından çok zor bir pozisyon. Ancak maçın sonucunda kazanan tarafın F.Bahçe olması,maçın galibini ya da mağlubunu bu pozisyonların değiştirmediği kanaatine bizi ulaştırdı.

 8.HAFTA

 ***ORDUSPOR‐ELAZIĞSPOR 

Maç 2‐1 Elazığ galibiyetiyle sürerken, 7 numaralı Müslüm’ün 74. dakikada kendini yere bırakıp hakemi aldatmayla    bulduğu penaltıda hakem Bülent Yıldırım yanıldı ve Ordu lehine penaltı çaldı. Skor 2‐2’ye geldi. Dakikalar 74’ü gösteriyordu ve Elazığ, zor deplasmanda gayet iyi mücadele ediyor, özellikle sonlara doğru verdikleri pozisyon da azdı. 3 puan almaları işten değildi.  Ordu fazladan 1 puan alırken, Elazığ ise 2 puan kaybetmiş oldu.

9.HAFTA




 ELAZIĞSPOR‐ESKİŞEHİRSPOR

 Maçın ilk yarısında ev sahibinin penaltı beklediği pozisyonda herhangi bir müdahale yok, hakem Abdullah Yılmaz’ın devam kararı doğru.

 KARABÜK‐GBİRLİĞİ 

 Suat Arslanboğa’nın ev sahibi lehine penaltı beklenen pozisyonlardaki devam kararları doğruydu. Omuz omuza mücadelede ya da yan yana giderken hafif bir teması fırsat bilip kendilerini yere bırakmalarına prim vermedi. Yalnız 2.yarıda ceza alanının önünde Karabük’lü oyuncunun yerde kaldığı ve devam ettirilen pozisyon ise tam 18 yayı üzerinden net bir faul kullanmayı gerektiren bir pozisyondu.

 G.ANTEP‐ORDU

 Ev sahibinin 2.golü öncesinde Hüseyin Sabancı mükemmel 2 avantaj oynatarak, Antep yarı alanından itibaren pozisyonun doğmasını ve golle sonuçlanmasını sağladı. Tebrikler. ???

TRABZON‐BURSA

 Son saniyelerde Musa ile Bamba’nın “tehlikeli hareket miydi, değil miydi?” tartışmalarına yol açan pozisyonun devamında Trabzon’un hakem İlker Meral tarafından verilmeyen ve endirekt serbest vuruşla cezalandırılan golü geldi ancak bu pozisyon, hem kamuoyunda hem otoritelerde dahi iki zıt görüş ortaya çıkardığından 0‐1’lik Bursa galibiyetine hakemin bir etkisi   olmadığına kanaat getirdik.

10.HAFTA

 İBB‐G.SARAY

Maçın başında Webo‐Dany ikili mücadelesi çok tartışıldı ancak Webo’nun bir kol temasıyla direkt olarak kendini çabuk şekilde yere bırakması nedeniyle kritik bir hata olarak değerlendirilmedi. Bu konuda da Ulenberg eğitimlerinde hakemlere kendisini kolay yere bırakan oyunculara prim tanınmaması açıklaması baz alındı. Bu nedenle de Hüseyin Göçek’e eleştiri getirmiyoruz.

ESKİŞEHİR‐GAZİANTEP

 Ev sahibinin Servet ile bulduğu 2.gol ofsayt ancak 4 gollü rahat galibiyete ne gölge düşürür, ne de maçın sonucunu değiştirir.Kuddusi Müftüoğlu‐Şahan Yılmaz‐Samet Çavuş üçlüsü normal ve iyi maç yönetmişler.

AKHİSAR‐FBAHÇE

Hasan Ali’nin maçın 2.yarısında kalecinin önünde topu durdurduğu pozisyon kaleciye pas tartışmaları yarattı. Hakemlerin bu tip pozisyonlar için eğitimlerinde kullanılabilecek bir pozisyon.Yorum farkı çok çıkabilir. Bülent Yıldırım’a yorumu bırakalım.  


G.BİRLİĞİ‐ELAZIĞ 

Karşılıklı olarak tartışılan elle oynama ve ceza alanı çevresindeki kritik pozisyonlar var. Hakem Hüseyin Sabancı’nın genel yorumları doğru idi, spesifik hata yapmadı.

 ***BURSA‐KASIMPAŞA

 Maç 0‐0 iken Yalçın’ın elleri açık pozisyonda topun eline geldiği an net penaltı. Özgür Yankaya devam dedi.Maç sonunda 1‐2 kaybeden ve maçta 0‐1 yenik duruma düşen ev sahibi takım, halbuki maçın başında ciddi bir fırsatla  1‐0 öne geçme şansı yakalayacaktı. Bursa’nın evinde öne geçme avantajı en azından 1 puanını getirebilirdi. Ev sahibi en az 1 puan kaybederken, Kasımpaşa 2 puan fazladan almış oldu.

 11.HAFTA 

BEŞİKTAŞ‐BURSA 

Her iki yardımcının da her iki takım lehine attırdıkları 1’er ofsayt gol var. Olcay’ın attığı gol öncesi hakem Fırat Aydınus sakatlık nedeniyle maçı durdurmuştu. Bu nedenle nizami golün engellenmiş  olduğu fikri bu kapsamda kabul edilemez. Maçın 3‐3’lük skoru dengeli olduğu kanaatini oluşturdu.

 SİVAS‐ESKİŞEHİR

 Hem Sivaslıların 2.yarıda, hem de Eskişehirlilerin ilk yarıda elle oyama nedeniyle bekledikleri penaltılar yersiz. Eller zaten vücuda yapışık. Serkan Çınar’ın kararları doğru.

KARABÜK‐İBB

 Hakem Mustafa Öğretmenoğlu’nun ev sahibi lehine verdiği penaltı doğru.

***GAZİANTEP‐GBİRLİĞİ

  Sosa’ya Mehmet Sedef’in yaptığı hareket net penaltı. Barış Şimşek devam kararı veriyor. G.Antep,kendi evinde 2‐3 kaybettiği maçtan  1 puan alabilirdi. GBirliği 2 puan fazla almış oldu.
 ***

MERSİN İY‐GSARAY

2.yarıda skor 1‐1 iken Amrabat’ın yaptığı hareket nedeniyle Mersin lehine penaltı verilmesi gerekirdi. İlker Coşkun atladı. İlk yarıda da yine Mersin lehine sol çaprazdan girilen pozisyonda Yekta’nın pozisyonu da tartışmalıydı,penaltı verilebilirdi. Mersin’in 2 puanı gitti, GSaray 1 puan fazladan aldı kanaatindeyiz.

ELAZIĞ‐KAYSERİ

  Kayseri lehine Mete Kalkavan’ın verdiği penaltı kararı doğru.3.gol öncesi avantaj gayet güzel.Aydın Karabulut’un atıldığı pozisyon net doğru ve Aydın gibi bir oyuncunun sarı kartı olduğu halde rakibin arkasından sarılıp ilerlemesini engellemesini anlamak güç.

12.HAFTA

İBB‐ELAZIĞ

Cüneyt Çakır’ın Metin Depe’nin eline çarpan topta verdiği penaltı kararı yanlış. Eli tamamen vücuduna yapışık ancak açı itibariyle Çakır’a oynamış gibi gözüküyor. Eduardo’nun penaltıyı kurtarması hakem şansı olarak maçtan akıllarda kalmış.

ESKİŞEHİRSPOR‐F.BAHÇE

 Sezonun Meireles’in cezası ile birlikte en çok konuşulan pozisyonu gerçekleşti.  Caner’in “ulan” gerekçesiyle Fırat Aydınus tarafından atıldığı maç çok tartışıldı. Eskişehirli Veysel maç günü “ben bir şey demedim” derken, ertesi gün “lan kelimesini ben dedim” diyerek açıklama yaptı. Caner’in atılması, oyunun gidişatı anlamında FBahçe aleyhine değil, lehine tezahür etti. Hakem Fırat Aydınus’un hatalı karar verdiği yargısı spor medyasında hakimken, Tahkim Kurulu üyelerinden birinin açıklamasıyla tekrar soru işaretleri gündeme geldi ve hakem lehinde gelişmeler oldu. İsmi bilinmeyen bir Tahkim Kurulu üyesinden medyaya sızan açıklamalar,  “Caner’in 10‐12 saniye konuşması var, kendisine buradaki konuşmalarını söyleyince kem küm etmeye başladı” şeklindeydi.

***

GBİRLİĞİ‐SİVAS

 Hurşut’un ceza alanı içinde Ziya tarafından düşürüldüğü pozisyon net penaltı.Hakem Hüseyin Göçek devam kararı verdi, dönen top ile  ofsayttaki Pedriel pozisyna girip, Sivas’ın golünü attı. Maç 1‐1 biterken, G.Birliği 3 puan alabileceği maçta 1 puan alarak 2 puan kaybetti. Sivas ise puansız çıkabileceği maçtan 1 puanla döndü.

KAYSERİ‐G.ANTEP

 Hakem Çağatay Şahan’dan ele çarpmalar nedeniyle beklenen penaltılar yersiz. Devam kararları doğru.

 13.HAFTA

 MERSİN‐KARABÜK

 Ivan de Souza’nın İshak tarafından düşürüldüğü pozisyonda Süleyman Abay’ın bariz gol şansı ve penaltı yorumu doğru karar. Her iki takım oyuncularına da aldatmaya yönelik penaltı beklentilerinden dolayı verdiği sarı kartlar doğru.

ELAZIĞSPOR‐G.SARAY

 Elazığspor lehine verilen penaltı ve  Muslera’nın atıldığı pozisyonda hakem Özgür Yankaya’nın bariz gol şansı doğru karar. 

BURSASPOR‐ANTALYASPOR

 Maçın genelinde iyi yönetim gösteren Barış Şimşek, özellikle her 2 tarafın da gerek el, gerek faul nedeniyle penaltı bekledği pozisyonlarda devam ettirmekte doğru yaptı. Kıdemsiz yardımcı hakemin en büyük hatası olan Aissati’nin maçın son anlarında atak sırasında yediği dirsekte Bursalı Serdar Aziz atılmalıydı. Sonuca tesir edecek bir hata olmadı.

 GAZİANTEP‐İBB

 Skor 2‐1 ev sahibi lehineyken Cenk Tosun’un düşürülmesiyle kazanılan penaltıda Bülent Yıldırım’ın kararı doğru. Ancak Cenk penaltıyı gole çeviremedi.

FBAHÇE‐G.BİRLİĞİ 

 Baroni’nin maçın başındaki bulduğu pozisyonda önce yere, ardından Gbirliği defansının eline çarpan topta penaltı beklentisine Yunus Yıldırım itibar etmedi. Sow’un golü öncesinde FBahçe yarı alanında Meireles’e yapılan faulü, avantaja çevirip oynatması güzel bir uygulama oldu.

TRABZON‐ESKİŞEHİR 

Maçın başında Halil’in tartışmalı bir penaltı pozisyonu var.Hakem Tolga Özkalfa’nın yorumu devam yönünde oldu. Servet’in çalımlarla attığı gol, hızlı bir kanat oyuncusu edasında sahalarımızda ender görülen defans oyuncusu gollerindendi.

14.HAFTA

 KARABÜK‐ELAZIĞ 

 Elazığ ceza alanında hava topuna yükselen Sedat’ın yüzüne gelen hafif bir darbe nedeniyle gözlerini kapatması, havalanan topun, gözlerine götürmekte olduğu ellerine çarpması ve oynuyor gibi gözükmesine biz de Halis Özkahya gibi çok sıradışı ve nadir görülebilecek pozisyonlardan biri olması sebebiyle aynı kanaatte düşünüyoruz.Kamuoyu da  penaltı ya da değil ayrımında yer aldı. Maçtan akıllarda kalan en önemli an ise Yılmaz Vural’ın maç sonundaki neredeyse 70‐80  metre deparıydı.

AKHİSAR‐BURSA

 Bursa’nın ilk golü öncesinde kıdemsiz yardımcı hakem Süleyma Özay, Bangura’nın pozisyonunda güzel bir ofsayt olmayan pozisyon oynattı ve devamı gol oldu. Ligin en bol pozisyonlu maçlarından biri olurken 2‐2’lik skorda ve tempolu maçta Mete Kalkavan’ın katkısı büyüktü.

***ORDUSPOR‐BEŞİKTAŞ

  İbrahim Toraman’ın golünde Ersan’ın da aktif alanda olması kaleci Fornezzi’yi de ciddi oranda etkilemiş, ayağını sokması ise tamamen pozisyonun içine dahil etmiştir. Beşiktaş’ın ilk golü ofsayt olarak değerlendirilmeliydi. Beşiktaş 2 puan fazla alırken, Orduspor 1 puan kaybetmiştir.

ANTALYA‐MERSİN İ.Y.

 Ömer’in attığı maçın tek golünde milimetrik bir ofsayt tartışması yapılabilir ancak yardımcı hakemin tespitine saygı duyulmalı. Pozisyon tekrarlarında bile vücutlar dahi eş gibi gözükmektedir.

KAYSERİ‐FBAHÇE 

56. dakikada Mehmet Topal, rakibinin direkt alt baldırına doğru bastığı pozisyonda kırmızı kartla atılmalıydı. Skora tesir etmeyeceği öngörüsündeyiz. Cristian Baroni ve 1 gol atan Bobo’nun kaçırdıkları inanılmaz pozisyonlarla akıllarda kalacak bir maç.

 GBİRLİĞİ‐TRABZON

 Trabzon 1‐0 öndeyken Petrovic’in kırmızı kartla atıldığı pozisyon Trabzon ceza alanında gerçekleşti ve oyuncu sadece    eliyle rakibinin yüzünü itti. Sahalarımızda bu tip pozisyonları sık yaşıyoruz. Hareketin şiddeti de düşünüldüğünde sarı kart yeterliydi. Ancak bu kırmızı kart maçın gidişatını ve Trabzon’un galibiyetini etkiledi demek Trabzonspor’un 4 gollü galibiyetine haksızlık olur.


16.HAFTA

ELAZIĞ‐G.ANTEP 

G.Antepli Binya, Zeegelaar’a yaptığı hareketle maçın ilk yarısında   direkt atılmalıydı. Serkan Çınar sarı kart gösterdi. 2.yarıda G.Antep’ten Yasin, benzer bir ciddi faullü hareketle bu kez atıldı.   Elazığ’ın net pozisyonlar üretememesi, buna rağmen muhtemel 9 kişi kalacak olan Antep’i geçip geçemeyeceği ihtimali netleşmediğinden 0‐0’lık skorla puanların paylaşılmasına ve hakemin etkimedğine karar verildi.

KARABÜK‐SİVAS

Hakem Çağatay  Şahan’ın penaltı beklentisi olan pozisyonlarda devam kararları doğru. Mesut Bakkal’ın kaçan gollerden sonra tepkisi esnasında düşmesi en ilginç enstantanelerdendi.

G.BİRLİĞİ‐BEŞİKTAŞ

 Hilbert’ten gelen topun, McGregor’ın bilgisi dahilinde olması ve Hilbert’in topu bilinçli olarak McGregor’a bırakması, aynı  şekilde McGregor’un da topu eline alması KALECİYE PAS olarak değerlendirilmeliydi. Derslik bir pozisyondu ancak hakem Suat Arslanboğa pozisyonu atladı. Sonuca tesir edip etmeyeceği bilinemeyecek bir pozisyon belki ama önemli bir uygulama örneği olabilirdi.

17.HAFTA 

AKHİSAR‐ORDU 

Ordu’lu Agus Iniwuez’e maçın hemen başında kendi ceza sahasının önlerine yakın bölgede yapılan hareket net kırmızı kart. Ancak hakem Hüseyin Göçek, hem maçın başı olması, hem de  defanstan oyun kurmak için topla oynamak isteyen bir oyuncuya böyle bir ciddi faullü oyun hamlesi geleceğini doğal olarak tahmin etmediğinden, muhtemel bir atak veya uzun pas için yerini almaya çalışıyordu. Akhisar maçın başında 10 kişi kalabilirdi. Ordu’nun bu sezonki kötü performansı ve maçtaki etkisizliği, acaba 10 kişi kalacak Akhisar karşısında ne yapabilirdi?   2.yarıda Fornezzi’nin elinden kaçırdığı pozisyonda nizami bir gol bulan Akhisar’ın golünün iptal edilmesi ise olası bir galibiyet  şansını engelledi. Bu maç için net bir karar vermek güç.  İki yanlış  kritik kararın maçtaki hakem hatalarını dengelediğini varsayarak skorun iki takıma da 1’er puan olarak gitmiş olmasını uygun gördük ve hakemi bir nevi kurtardık. Çünkü 10 kişi kalan Akhisar’a Ordu tecrübesinde bir takımın gol bulabilme ihtimali yüksekti. Ordu’lu Garcia’nın 2.sarı karttan atılması ise doğru kararlardan biriydi.

KASIMPAŞA‐İBB 

Webo’nun ayağını soktuğu pozizyona hakem Volkan Bayarslan’ın uzak olduğu halde penaltı çalması her ne kadar yanlış karar olsa da, maçın skorunun 2‐0 olması, oyundaki İBB etkinliği ve üstünlüğü düşünüldüğünde maçın misafir takım lehine bitme ihtimalini, Kasımpaşa’nın puan alabilme ihtimalinden, bu hatalı penaltıya rağmen daha yüksek bulduk.

BEŞİKTAŞ‐KAYSERİ 

 Kayserili defans oyuncusunun, kalecisi Ertuğrul’a dönerek topa gelişigüzel vurabilmesi, kalecisinin varlığının bilincinde olmasındandır. Dolayısıyla o pası kalecinin tutmaması gerekir. Tutması durumunda Halis Özkahya’nın endirekt serbest vuruş  vermesi gerekirdi, güzel bir kaleciye pas uygulaması atlandı.

***GAZİANTEPSPOR‐MERSİN İY

 Maç 0‐0 iken Binya’nın, kaleci ile karşı karşıya kalan Ben Yahia’ya arkadan yaptığı hareketin karşılığı net faul ve de dolayısıyla “Bariz gol  şansı+Kırmızı kart+Penaltı” olmalıydı. Hakem Mustafa Öğretmenoğlu, kale arkası çekimde düdüğü de ağzına götürmekle birlikte birden bire   karar değiştirerek maçın skoruna önemli ölçüde etkimiştir. Mersin en az 1 puan alma ihtimalinden olurken, Gaziantepspor ise fazladan 2 puanı hanesine yazdırmıştır. Diğer yandan, Turgut Doğan Şahin’in golünden önceki pozisyonda kaleci Özden topa tam hakim olamamıştır. Bu nedenle kaleciye faul itirazları yersizdir. Maçta penaltı almak için aldatmaya yönelik hareketlerde hakem genelde doğru kararlar vermiş olmakla birlikte, sarı kartını unutmuştur.

 ***BURSA‐G.BİRLİĞİ  

Tuncay’ın 2.yarıdaki ceza alanı içindeki pozisyonda, GBirliği oyuncusunun sol eliyle topu düzeltmesini hakem Tolga Özkalfa atladı ve Bursaspor’un penaltısı verilmemiş oldu. Bursaspor, inanılmaz pozisyonlar kaçırdığı maçta, penaltıyla olası 2 puan fazla alma  şansını kaçırırken, GBirliği ise berabere kalarak fazladan 1 puan almış oldu.





Ocak Ayının Sponsorlu Çekilişi :)





Kısa bir süre önce İzmir Alsancak'ta ilk mağazasını açan, websitesinde ve Instagram'da çizdiği rengarenk tabak ve yastıkları takipçileriyle paylaşan Cırtlak Pupe şanslı bir Noni okuyucusu için bir yastık tasarladı! Baykuşlu bu şirin yastığa sahip olabilmek için çekilişe katılmanız ve bu posta yorum bırakmanız yeterli!




Bu ayki çekilişime sponsor olan sevgili Ayça'ya çok teşekkür ediyorum!


Ahhh minik mankenimizi de unutmayalım tabii ona da kocaman bir aferin hii hii :)




Cırtlak Pupe'nin Alsancak'taki dükkanı Dokuz Eylül Rektörlüğü'nü geçer geçmez soldaki ilk sokakta yer alıyor ;)



Messi'den Gerd Müller'e!



"Gerd Müller için.. Saygı ve Hayranlığımla. Leo.. "

9 Ocak 2013 Çarşamba

Casillas & Barça


Casillas.. ve Barça! 

Пока!





İşte 2 yılın kısaca bir özeti! Çektiğim binlerce fotoğrafın sadece küçük bir bölümü... Moskova ile ilgili tüm detaylı yazılarım ve çektiğim fotoğraflar blog arşivimde duruyor zaten ;)








 Tüm bu fotoğraflara bakarken şu detaylar dikkatimi çekti, sizlerle de paylaşmak istedim. Sonradan azize kabul edilen Prenses Elizabeth'in kurduğu Marfo-Mariinsky Manastırı'nı gezerken burada dileklerin kabul olduğu anlatılmıştı. Ben ikonaların anlamını bilmediğim için yanlışlıkla ölüler için dua edilen yerin önünde durmuşum. Rahibeler bebeğim olması için Meryem Ana ve kucağında bebeğinin durduğu ikonanın önüne götürmüşlerdi beni. Mumu yakarken sağlıklı bir bebek dilemiştim...




Öğrendiğim bir diğer inanış da şuydu: İlk defa Borş çorbası içiyorsanız bir dilek tutmanız gerekiyormuş. Çikolata fabrikasını gezdiğimiz gün çorbamı içerken içimden bir bebişim olmasını dilemiştim ;) Bir gün yolunuz Moskova'ya düşerse bunlar aklınızda bulunsun istedim :)




Yaşattığın bu 2 güzel yıl için sana teşekkür ederim Moskova! Dilerim ilerde kızımla yine buralara gelir, yaşadığımız yerleri, yürüdüğümüz caddeleri ona gösterme fırsatını ve prensimle eskiyi yad etme şansını bulabiliriz!


8 Ocak 2013 Salı

Alaba & Katja


Çok güzel lan.. 2010'dan bir kare.

Sol bek tartışması esnasında söylemiştim. Sol veya sağ bek diye bir şey yok aslında. Dönüştürülüyor. Almanya ve Bayern'de yoktu sol bek.. Alaba'yı dönüştürdüler Riera gibi.. Lahm'ın artık başı döndü bir sol bir sağ.. Bazen milli takımda sağ kulüpte sol ya da tersi filan...  sonra Alaba geldi. Ofansif orta saha derken adam sol bek oldu ve Lahm sonrası ilk defa önündeki açığa verim katan bir oyuncuya sahip oldu. Bayern.. 

Geçen sene Şampiyonlar Ligi FFinal'inde oynamadı Alaba ve Heynckes'in en çok canını acıtan bu oldu. O yüzden "keşke Chelsea ve bizim bütün cezalılarımız bu finalde oynayabilse " dedi.. Sezon başı sakatlanınca normalde bir yıl daha altyapıda kendisini geliştirmesi gerekir dedikleri Emre Can'ı hemen A takımına aldılar.. Contento ile beraber aynı anda sakatlanınca..

Alaba muazzam bir yetenek değil ama sol bek mevkisindeki oyuncu kıtlığında Bayern gibi bir takımın vazgeçilmezi olup kilit role sahip oldu. Zira beklerin en önemli özelliği önündeki oyuncunun kaderine doğrudan etki etmesidir. Burada size Lahm'ın hangi kenara geçerse önündeki Ribery ya da Robben'in coşmasına sebebiyet verdiğini ayrıntılarıyla açıklamıştım. Stoperlere baskı neredeyse her takımın uyguladığı bir savunma stratejisi olunca beklerin oyunu daha da önem kazanıyor. Eboue varsa Hamit olur.. Alaba varsa Ribery döktürür.. Lahm nedeniyle Robben muazzam performans gösterdi v.s.. 


Mesut!









Sen işi biliyon aga..