n
8 Haziran 2013 Cumartesi
Işık
Tam 1 yıl geçti üstünden... 1 yıl önce bu zamanlarda karnım burnumdayken prensin bypass ameliyatı ile tepetaklak olmuştuk. Sonra... Daha zor günler bekledi beni. Üst üste bir sınavdan geçer gibi... Ama çok şükür hepsi geçti.
Sonra Nil geldi...
Güneş gibi doğdu hayatıma...
Daha umutla bakmaya başladım dünyaya...
Aslında geriye dönüp bakmayı hiç sevmem ama...
Ne kadar güçlü biri olduğumu hatırlatırım kendime...
Çünkü hayat hızla akıp geçiyor...
O halde gülmeyi unutmamak gerekiyor...
Herkesin bir umut ışığı var bu hayatta, bu ışık benim için Nil, sizin için belki yanınızdaki bir kişi veya uzaktaki bir fikir... Her şekilde umut etmek güzel öyle di mi?
Ceket: Mango
Elbise: adL
Clutch: Bershka
Küpe: Bendis
Kolye: Koton
Saç: Syoss curl control (Watsons'larda bulabilirsiniz)
Çapulcu Homur Gezi Parkı'nda
| Atay Sözer- Coşkun Göle- Atilla Atala |
KATILIMCILAR
Adımizi
Asuman Küçükkantarcılar
Atay Sözer
Atilla Atala
Canol Kocagöz
Cemal Arığ
Coşkun Göle
Emre Yılmaz
Eray Özbek
Hülya Erşahin
Latuff
Mehmet Tevlim
Mustafa Bilgin
Mustafa Yıldız
Ömer Çam
Seyit Saatçi
Sezer Odabaşıoğlu
Taner Özek
Tayfun Akgül
Vahit Akça
Dalyarak Risalesi: AKP’li Macit Konuştu, Dilbilim Kazandı
Dalyarak ne kadar eskidir, kestirmek zor. Bula bula Engin Ardıç’ın 1987 tarihli bir makalesinde buldum, orada da yüzü tutmamış, “dalyaprak, daltarak” diye cilve yapmış. A. Fikri’nin Lugat-ı Garibe’sinde (1889), Mihailov’un İstanbul argosu sözlüğünde (1930), Osman Cemal Kaygılı’nın Argo Lugati’nde (1932) yok. Oysa benim çocukluğumun sokaklarında (1960’lar) yaygın bir deyimdi diye hatırlıyorum. Daltaşak versiyonu da ayrıca mevcuttur.
Dallama bunun az kibarize halidir. O biraz daha yaygın olarak matbuata yansımış. 1940’lardan örneğini buldum. 1990’lardan itibaren Cumhuriyet gibi ağırbaşlı gazetelere bile sızmış tek tük. 1940’larda dallama varsa, dalyarak daha eski olmalı diye akıl yürütebiliyorum.
Ahmet Vefik Paşa lugati (1876) daltaban’a yer vermiş, “pabuçsuz, ayak takımı” demiş. Sanırım burada dal+ birimini “yalın, çıplak” anlamında yorumlamış. Yaygın bir görüştür, ama bana pek inandırıcı gelmiyor. Bana sorarsanız daltaban da burada dalyarağın evcilleşmiş halidir. Yani Vefik Paşa zamanında daltaban varsa, dalyarak haydi haydi vardır bence.
Meninski sözlüğünde (1680) dalkılıç var, dal دال maddesi altında, “vibrato gladio” demiş, yani “kılıcını sallayarak veya çırparak”. Dalkavuk var, “kavuk sallayan, müdahin” diye Türkçe şerhetmiş. “Kavuk sallamak” Türkçede 20. yy’a dek yaygın deyimdir. “Evet efendim, haklı buyurdunuz efendim” diye kafa sallayarak amire yağ çekme anlamında kullanılır.
Yarak, malum, Türkçe: “1. her türlü gereç, donanım, armatür,” dolayısıyla “2. silah, kılıç,” dolayısıyla, 3. güncel anlamı. Dalyarak o halde aşağı yukarı dalkılıç ile aynı anlamda. Dalyatağan da var, misal Enderunlu Vasıf’tan: “Daye-i Cezair-i nazmım ki felekte/keşti-i beyanımda suhan dal yatağandır”. Eski zaman megalomanları bugünkülere fark atarmış, breh.
Peki dal ne demek? Ağaç dalındaki dalla alakalı olmadığı belli. Ama ne?
*
Türkiye Türkçesindeki dal Eski Asya Türkçesinde tal olur, oradan arayalım. Talmak, Divan-ı Lugat-i Türk’te (1070) yok. Clauson’a göre Eski Uygurcada “bayılmak, bilincini yitirmek” anlamındaymış. Çağataycada (15. yy) “hasta olmak, bitap düşmek.” Kitab-ül İdrak adlı Kıpçakça sözlükte (1312) yine “bitap düşmek”. Ama Rumîler (yani Anadolulular) “suya dalmak” anlamında da kullanır diye ayrıca belirtmiş yazar. Buradan bize ipucu çıkar mı? Çıkmaz, sanmam.
Ama Divan-ı Lugat-i Türk’te başka şeyler de var. Mesela. Talğan: tutarık adı da verilen sara hastalığı, ki titreme ve çırpınmayla gelir. Talğurmak: içi bulanmak, midesi altüst olmak. Talbınmakveya talpınmak: kuşun veya suyun çırpınması. Talpışmak, kanat çırpışmak veya deniz dalgalanmak. Talkıtmak: hayvanın sırtındaki yükü dürterek yerleşmesini sağlamak demekmiş; ayrıca defetmek, savmak, bir işi önemsemeyip ertelemek. Hımm, bizim “sallamak” dediğimiz şey değil mi? Talka: koruk, veya koruk salkımı. Acaba bunun da esas anlamı salkım mıdır, Farsça âveng karşılığı, sarkan ve sallanan şey?
Bunların hepsinin ardında ben “sallamak, çırpmak” anlamına gelen bir *tal- fiili görüyorum, acep yanılıyor muyum? Orta Asya Türkçesinde 11. yy’dan önce kullanımdan düşmüş, ama belli ki türevleri kalmış.
Nitekim ahanda burada, Tarama Sözlüğü II.983, 15. yy’dan Anadolu Türkçesi örneği: “Bir nesneyi el ile yukarı kaldırıp dalmak? (dallamak? طالمق) ve sallamak, ağır mı veya yeğni mi göreyin deyü”. Deyim dallamak ve sallamak, eline alıp tartmak demekmiş. Yeğni, “hafif”in Türkçesi.
O halde: dalkavuk = kavuk sallayan. Dalkılıç = kılıç sallayan. Dalyarak = yarak sallayan. Ki güzel Türkçemizde buna salak veya sallak da denir. Meninski, col. 2922, bu son sözcüğü “priapus” diye çevirmiş,ki tam manasıyla uyar.
*
“Denizde çalkantı” anlamında dalga sözcüğü Türkiye Türkçesine mahsus. En erken örneklerde dalaz/talazgörülüyor: “geldi ol gemilere bir katı yel ve geldi anlara talaz/dalaz her taraftan,” yaklaşık 1430’lardan. Dalazlanmak/talazlanmak“dalgalanmak” 19. yy’a kadar yaygındır; Anadolu ağızlarında hala tek tük kullanılır. Yine 15. yy’dan itibaren dalğa/talğa: “fetret ola dalğalıkdur rûzigâr / âdemî endîşe kılur hûr u zâr”. Kitabül İdrak’ın 15. yy’da yazılmış Kıpçakça haşiyesinde de talğageçiyor. Bunlarla çağdaş Çağatay Türkçesinde tercih edilen biçim ise talğak: “talğak ve tûfan ve yağın ve çapkun bolur”.
Eski Ortaasya Türkçesinde bunlara yakın veya eşdeğer bir sözcük yok. Sonradan çıkmış bir tabir diyeceğiz, ama yok, o da değil. Çünkü Moğolca dolgiya= dalga. Dolgi- fiili “dalgalanmak, sıçramak, çırpınmak”.
Türkçe sözcüğün Moğolcadan alıntı olması akla yakın değil, Moğolcanın Türkçeden alınmış olması daha bir mümkün. Eee, o zaman? Oğuzca ve Kıpçakçanın atası olan Eski Batı Türkçesi ile Moğolca arasında bir köprü mü var? Orta Asya Türkçesini nasıl baypas etmişler? Anlamak zor. Hem bu tek örnek değil, sekiz on tane daha sayabiliyorum böyle, Oğuzca ve Anadolu Türkçesi ile Moğolca arasında ortak olup, Eski Orta Asya Türkçesinde bulunmayan kelime.
6 Haziran 2013 Perşembe
Bir ♔
Son 1 haftadır neler yaptınız? Kiminiz Gezi'deydi, kiminiz başbakan gibi başka gezilerdeydi, kiminiz elinizde kepçe tencere tava çaldı, kiminiz bir cafede aman bana ne diyip yemesine içmesine daldı. Her ne yaptıysanız hepsi kabulüm, neden mi? Çünkü herkes kendi doğrularına inanma özgürlüğüne sahip bu ülkede... Ben kişinin yüreğinde hissettiği doğru ne ise o şekilde yaşamasından yanayım. Ama kendi doğrularını uygularken farklı düşünenleri yargılamasın, farklı yönlere bakanlara da saygılı olsun, yüreğinde kibir ve öfke değil empati ve sevgi yer alsın, aynı topraklarda yaşayan herkesin (ister çapulcu olsun ister tutucu) eşit şartlar altında olduğunu dolayısıyla eşit saygıyı hak ettiğini unutmasın. Buna ister demokrasi densin ister hümanizm, bence yapıştırdığımız etiketlerin hiçbir önemi yok, çünkü hepimiz Allah katında biriz, o halde neyin kavgasını etmekteyiz?
Daha önce hiç bir ağacı kucaklamış mıydınız? İnandığınız her ne ise hiçbir maksat gütmeden kafanızda hiçbir protestoyu düşünmeden sadece sevgiyle bunu yapın bence, inanın kendinizi çok iyi hissedeceksiniz!
Yıllar sonra eski bir dostla karşılaşırsınız ve vaaayyyy kimleri görüyorum diye sarılırsınız ya işte ben de böyle eski dostumu bulmuş gibi hissettim kendimi! Bana çok iyi geldi!
Şimdilik bu kadar, hadi bana eyvallah!
Vallahi korka korka post yaptım, beni topa tutmayın olur mu? Napıyım özlemişim buraları!
Olayların Kısa Tarihi
Taksim Gezi Parkı olaylarını irdeleyen Tayvan yapımı bir animasyon... Nasıl oldu da bu duruma geldik? sorusunu çok çarpıcı biçimde anlatıyor... Tutuklu gazeteciler, pasifize edilen asker, Yavuz Sultan Selim, içki yasakları, internete baskı, çevre yağması, Avm'ler, eylemler, biber gazları, orantısız güç, alelacele düzenlelen Afrika gezileri, GS-FB-BJK, Tomalar, kepçeler, penguenler ve Türkiye'nin nasıl kurtarıldığı ve daha pek çok şey bu kısacık filmde...
![]() |
| İngiliz The Economist Dergisi'nin son sayısında da konu Taksim direnişi |
5 Haziran 2013 Çarşamba
3 Haziran 2013 Pazartesi
Doğal Anneyim Grubu tekrar açıldı! (ve kapandı)
Bugün Doğal Anneyim Facebook açık grubum bana haber verilmeden bilmediğim tam olarak bilmediğim bir sebeple kapatıldı.
Şu an itibariyle grup tekrar açıldı. Tüm facebook üzerinden destek olan takipçilere çok teşekkür ediyorum. Umarım uzun bir süre daha birlikte olacağız.
Güncelleme: Bu blogu yazdıktan bir kaç saat sonra tekrar kapatıldı. Şaka gibi bir şey. Facebook malesef yazdığım 3 tane şikayet mektubuna ve daha onlarca arkadaşlarımdan giden şikayetlere geri dönmüyor.
Şu an itibariyle grup tekrar açıldı. Tüm facebook üzerinden destek olan takipçilere çok teşekkür ediyorum. Umarım uzun bir süre daha birlikte olacağız.
Güncelleme: Bu blogu yazdıktan bir kaç saat sonra tekrar kapatıldı. Şaka gibi bir şey. Facebook malesef yazdığım 3 tane şikayet mektubuna ve daha onlarca arkadaşlarımdan giden şikayetlere geri dönmüyor.
Doğal Anneyim grubum şaşırtıcı bir şekilde kapatıldı
Bazen Doğal Anneyim grubum o kadar vakit alıyordu ki kapatsam mı diye düşünüyordum. Artık 3 saat sonunda daha fazla yorum okumak istemiyordum. Grubun üye sayısı 3800'ü aşmıştı. Evde akşamları daha fazla kitap okumak istiyorum, kızlarımla gündüz FB'da ne var grupta diye bakmak yerine daha fazla ilgilenmek...
Artık beni internetten bağımı koparmak ve hayatımı sadeleştirmek için bir işaret mi yoksa her şeye rağmen devam mı etmeliyim henüz bilemiyorum. Taksim Gezi Parkı'nda başlayan halk hareketinin bir ucu benim grubuma da dokundu sonunda. Ben de facebook profilimde bir açıklama yapmak ihtiyacı duydum. Burada da yayınlıyorum.
Doğal Anneyim Grubunun kapatılması hakkında:
İki kızımı da normal doğurdum, toplam 4.5 sene emzirdim. Hiç ilaç kullanmam, alternatif bitkilerle ve homeopati ile iyileştirmeye çalışırım. Kendime vücuduma zarar verebilecek her türlü yabancı maddeyi içeriden ve dışarıdan kullanmam. Tam da kendimi senelerdir etrafıma sadece anlatıp yanlız hissettikten sonra Doğal Anneyim Blogumu ve Doğal Aneyim Grubumu kurdum. Yaptıklarımı onaylayan insanlarla biraraya gelebildim. Son iki senedir binlerce annenin katkısı ile grup büyüdü, 60 kadar dosyada ilk giren annelere doğumdan, bebek beslenmesine, doktorlardan her türlü ihtiyacına kadar bilgi birikti.
Son günlerde Taksim'de bebeğinden yaşlısına kadar yeşil alanını korumaya gelmiş halkıma yapılan şiddete ve insanlık ayıbına göz yumamazdım. Grupta son derece hızlı tüm olaylar paylaşılmaya başladı ve şimdiye kadar engelleyebildiğim kutuplaşma ve aşırı tartışmalar da beraberinde geldi. Benim senelerdir uykudan, kızlarımın vaktinden çalarak saatlerimi verdiğim, 3800 kişiyi teker teker tıklayarak eklediğim grubumu facebook sanırım tartışmalardan hırslanan kişilerin şikayetinden kapattı. İnanın çok üzgünüm. Beni tanımadan grubumda ayıp konuşanlara laf edenler, internette grubum hakkımda konuşulanlar beni çok daha şaşırtıyor. Ben zaten evdeki kitaplarımla, internet araştırmalarımla idare ediyorum. Ama binlerce anneyi anında ihtiyaç duyduğu bilgileri sunan gruptan mahrum ettiler. Çünkü tüm bilgileri bloguma taşımam mümkün değildi. İşte buna çok üzülüyorum. Kendim şimdiye kadar hiç bir yazımdan ve gruptakilerden ticari kazanç sağlamadım. Tersine girenlerin işlerini tanıtmaları için destek verdim. Bu kişilerin paylaşım platformu yıkılmış oldu.
Şimdilik grubumun kapatılması hakkında FBdan bilgi bekliyorum. Grupta barışı, birliği ve beraberliği tutmak pek kolay değil. Eğer Doğal Anneyim Grubunu kullanıyor ve kapatılması hakkında şikayette bulunmak isterseniz FB'da https://www.facebook.com/help/contact/243225585752893?rdrhc bu linke tıklayarak Doğal Anneyim https://www.facebook.com/groups/dogalanneyim/?fref=ts grup linkini vererek "Doğal Anneyim grubumun tekrar açılmasını istiyorum" şeklinde yorum bırakıp destek olabilirsiniz.
Benim size önerim internetten şahsen tanımadığınız kimseyi yazdıkları sebebiyle yargılamayın. Kimseye kötü niyetli düşünceler beslemeyin. Umarım sosyal platformlar istediğiniz kadar sizinle birlikte olur, güzel bilgiler paylaşılır. Biri gider yenisi gelir ama bilgiler kalır. Sadece insanların tavırları onlara ne kadar kolay ulaşabileceğinizi etkiliyor.
Sevgi, birlik ve barışla kalın.
Artık beni internetten bağımı koparmak ve hayatımı sadeleştirmek için bir işaret mi yoksa her şeye rağmen devam mı etmeliyim henüz bilemiyorum. Taksim Gezi Parkı'nda başlayan halk hareketinin bir ucu benim grubuma da dokundu sonunda. Ben de facebook profilimde bir açıklama yapmak ihtiyacı duydum. Burada da yayınlıyorum.
Doğal Anneyim Grubunun kapatılması hakkında:
İki kızımı da normal doğurdum, toplam 4.5 sene emzirdim. Hiç ilaç kullanmam, alternatif bitkilerle ve homeopati ile iyileştirmeye çalışırım. Kendime vücuduma zarar verebilecek her türlü yabancı maddeyi içeriden ve dışarıdan kullanmam. Tam da kendimi senelerdir etrafıma sadece anlatıp yanlız hissettikten sonra Doğal Anneyim Blogumu ve Doğal Aneyim Grubumu kurdum. Yaptıklarımı onaylayan insanlarla biraraya gelebildim. Son iki senedir binlerce annenin katkısı ile grup büyüdü, 60 kadar dosyada ilk giren annelere doğumdan, bebek beslenmesine, doktorlardan her türlü ihtiyacına kadar bilgi birikti.
Son günlerde Taksim'de bebeğinden yaşlısına kadar yeşil alanını korumaya gelmiş halkıma yapılan şiddete ve insanlık ayıbına göz yumamazdım. Grupta son derece hızlı tüm olaylar paylaşılmaya başladı ve şimdiye kadar engelleyebildiğim kutuplaşma ve aşırı tartışmalar da beraberinde geldi. Benim senelerdir uykudan, kızlarımın vaktinden çalarak saatlerimi verdiğim, 3800 kişiyi teker teker tıklayarak eklediğim grubumu facebook sanırım tartışmalardan hırslanan kişilerin şikayetinden kapattı. İnanın çok üzgünüm. Beni tanımadan grubumda ayıp konuşanlara laf edenler, internette grubum hakkımda konuşulanlar beni çok daha şaşırtıyor. Ben zaten evdeki kitaplarımla, internet araştırmalarımla idare ediyorum. Ama binlerce anneyi anında ihtiyaç duyduğu bilgileri sunan gruptan mahrum ettiler. Çünkü tüm bilgileri bloguma taşımam mümkün değildi. İşte buna çok üzülüyorum. Kendim şimdiye kadar hiç bir yazımdan ve gruptakilerden ticari kazanç sağlamadım. Tersine girenlerin işlerini tanıtmaları için destek verdim. Bu kişilerin paylaşım platformu yıkılmış oldu.
Şimdilik grubumun kapatılması hakkında FBdan bilgi bekliyorum. Grupta barışı, birliği ve beraberliği tutmak pek kolay değil. Eğer Doğal Anneyim Grubunu kullanıyor ve kapatılması hakkında şikayette bulunmak isterseniz FB'da https://www.facebook.com/help/contact/243225585752893?rdrhc bu linke tıklayarak Doğal Anneyim https://www.facebook.com/groups/dogalanneyim/?fref=ts grup linkini vererek "Doğal Anneyim grubumun tekrar açılmasını istiyorum" şeklinde yorum bırakıp destek olabilirsiniz.
Benim size önerim internetten şahsen tanımadığınız kimseyi yazdıkları sebebiyle yargılamayın. Kimseye kötü niyetli düşünceler beslemeyin. Umarım sosyal platformlar istediğiniz kadar sizinle birlikte olur, güzel bilgiler paylaşılır. Biri gider yenisi gelir ama bilgiler kalır. Sadece insanların tavırları onlara ne kadar kolay ulaşabileceğinizi etkiliyor.
Sevgi, birlik ve barışla kalın.
Adam Olacak Çocuklar...
Gezi Parkı haberleri konusunda medyamız muhteşem bir sınav verdi, hemen hemen hiçbiri olanları görmedi. Neden sonra görenler de olayı öyle bir yorumladılar ki şaştık kaldık. Başbakan bile beklemiyordu bu kadarını. Hangisini birinci seçeceğimize şaştık.
Barış Manço bir zamanlar yaptığı programında yarıştırdığı bütün çocuklara on puan verip birinci ilan ediyordu. Biz de adam olacak çocuklar olarak gördüğümüz Fatih, Yiğit ve Rasim yavrularımızı on puan, on puan, on puan diyerek hepiciğini birden birinci yapıyoruz… Yılmak yok yalamaya devam çocuklar…
2 Haziran 2013 Pazar
Kelly Dorfman kitabı hediyesi alanlar
1-2 Haziran 2013 tarihlerinde İstinye Cihangir Yoga "Beslenme Dedektifi" lakaplı Kelly Dorfman'ı ağırladı. Seminer haberini önceki blogumda vermiştim. Bu bloga yorum bırakanlar arasında 3 kişiye Kelly Dorfman'ın kitabını hediye ediyorum diye ilan etmiştim. Doğan Kitaba yolladıkları kitaplar için ayrıca çok teşekkür ediyorum.
Hediye seçimini random ile yaptım. 36 yorumdan kendi yorumlarım ve isim vermeyenleri eklemedim. 30 adet yorum vardı.
1. hediye: 12. sıradaki şu yorumuyla:
2. hediye: 21. sıradaki şu yorumuyla:
3. hediye: 10.sıradaki şu yorumuyla:
Kazananların bana adres ve telefonlarını profilimdeki e-postama mesaj atarak iletmelerini rica ediyorum.
Hediye seçimini random ile yaptım. 36 yorumdan kendi yorumlarım ve isim vermeyenleri eklemedim. 30 adet yorum vardı.
1. hediye: 12. sıradaki şu yorumuyla:
ipekkusgoz 29 Nisan 2013 23:52
Çok isterim kazanmak.1-2 Haziran için de tüm şartlarımı zorlayacağım.
2. hediye: 21. sıradaki şu yorumuyla:
Böyle durumlarda İstanbulda olsaydım yada gitme şansım olsaydı keşke diyorum. Sanırım kaçırdığım şeyler arasına bir yenisi daha eklenecek.
3. hediye: 10.sıradaki şu yorumuyla:
eren'in hediyesini kazanamadım, belki bu sefer şansım döner :)
Kazananların bana adres ve telefonlarını profilimdeki e-postama mesaj atarak iletmelerini rica ediyorum.
Harekete Geçmek
İsmet İnönü sorar "Kemal, sana göre dünyanın en zor işi nedir?"
Atatürk cevap verir: "TÜRK MİLLETİNİ ayağa kaldırmaktır. En çok bu konuda zorlandım" der.
Atatürk, İnönü'ye "Şimdi bana bundan daha zor bir şey var mı diye sor" der.
İnönü de sorar.
Ve Atam da cevap verir: "Harekete geçince bu milleti durdurmaktır." der.
Atamız ne kadar doğru söylemiş öyle di mi? Gerçekten de Türk milleti damarına basılınca tek yürek olup her şeye korkusuzca meydan okuyabiliyor. Bunu daha önce de hep birlikte yaşadık, hoş o zaman yapılan bu tepkinin bir etkisi pek olmamıştı ama dilerim bu sefer olur. Dilerim Türk halkının içinde barındırdığı bu gücü kimse küçümsemeye kalkmaz! Nil'den önce bu konulara bu kadar takılmazdım hayat bize ne sunarsa onu yaşarız diye düşünürdüm ama bir bebeğim olduktan sonra artık bu kadar umursamaz olamıyorum, onu güzel bir geleceğin beklediğinden emin olmak istiyorum. Ülkemi çok seviyorum, Türk insanının özünde ne kadar naif ve temiz olduğunu biliyorum, bebeğimin de bu güzel ülkede güzel şartlar altında yaşamasını istiyorum, parkta bir ağaca yaslanmış keyifle kitabını okurken hayal ediyorum onu, bir taş yığının içinde robot gibi dolaşırken değil...
Her başbakan istifayı tadacaktır.
Bu hükümetin memlekete büyük hizmetleri dokundu dedim. Açımlayayım.
BİR: Memleketi yeniçeri işgalinden kurtardı. Dünya durdukça hayırla yadedilecek bir iştir. Ülkeye yapılabilecek en büyük hizmetti. Allah kendilerinden razı olsun.
İKİ: Milli geliri üçe katladı. Evet konjonktür iyiydi, temelleri de Kemal Derviş attı, kabul. Ama bu hükümet de cesur ve büyük adımlar attı, bürokrat korkaklığına teslim olmadı. En önemlisi: yatırımdan korkmadı. Viyk viyk öten entel takımına çok kulak asmaması da iyidir bence. Yumurta kırmadan omlet yapılmaz.
ÜÇ: Kürt meselesini hale yola koydu – gibi. Gerçi çok gecikti, yol boyu saçma sapan işler yaptı. Halâ da mevzuyu nasıl bağladıkları tam belli değil. Ama eskilerin yapamayacağı işti, bunlar yaptı görünüyor.
DÖRT: Müsaadenizle bu da bence önemli. İlk kez bir TC hükümeti bu ülkenin gayrımüslimlerine düşman esiri muamelesi yapmadı. “Biz” demeye gönülleri razı olmadı gerçi, olmaz da, ama en azından “biz dostuz yabancı” moduna geldiler. Bu da az şey değil, şükranı hak eder.
*
İki tane de ölümcül zaaf var anılması gereken.
İlki yapısal. AKP kadrolarının malul olduğu İslamcı dünya görüşü, yapısı gereği anti-demokratik ve bölücü bir ideolojidir. Çoğulculuğu içine sindirmesi güçtür; tarihin anılarını üstünden atması daha da güçtür. Çare yok, buna alışacağız. Çünkü ufukta alternatif yok. Kâh dostluk ve irşad ile, kâh diş gösterip hırlayarak, zararı asgaride tutmaya çalışmaktan başka yol görünmüyor şimdilik.
İkinci zaaf konjonktürel. Başbakanın son kullanım tarihi geçmiştir.Son iki üç yıldır sergilediği tavırlar, gerçekle bağını koparmış bir iktidar hastası tablosunu çizmektedir. Herkes için tehlikelidir. Düzelme ihtimali yoktur. Sanırım bir çare bulma zamanı gelmiştir.
“Gücünün doruğunda” demeyin bana sakın. Liderin kendinden en emin, kibrinin en şahlanmış göründüğü an, bazen en zayıf olduğu andır. Çavuşesku’nun son balkon konuşmasını anımsayın. Honecker’in Berlin Duvarında göstericilere ateş açma emrini verdiği günü düşünün. Macbeth’in ve III Richard’ın sonlarını okuyun. Aleme meydan okurken, ayakları altından toprağın kaydığını fark edemeyecek kadar körleşmişlerdi.
Dikkatle izleyin: ne kadar yalnızlaştığını görürsün. Cumhurbaşkanı ile köprüler atıldı. Zaman gazetesi muhalefete geçti. Siyasi rüzgârın her devir şaşmaz göstergesi, Nazlı Ilıcak, yön değiştirdi. Bülent Arınç kâh öyle kâh böyle konuşup araya gittikçe netleşen bir mesafe koydu. Öteki bakanlar, siyasi konularda mutlak sessizliğe gömüldü. Polisle başbakanlık arasında adı konmamış bir savaş var. Bisküvi devleri başbakanla selamı sabahı kesti. Partinin İzmir’deki tek umudu, Ertuğrul Günay, kazan kaldırdı. Taraf gazetesi kaybedildi. Cem Yılmaz’ından Baskın Oran’ına, Cemil İpekçi’sine dek dün her türlü hakareti göze alıp başbakanın yanında duran kanaat önderleri, üçer beşer, “buraya kadar” noktasına geldiler.
Sahibinin sesi kontenjanından Bekir Bozdağ hariç, yanında bir Allahın kulu kalmadıysa bu maçı nereye kadar götürebilirsin?
*
Yalnızlaşmanın sonucu ne olur? Arz edeyim.
Suriye politikan fiyaskoya dönüşür. Reyhanlı’da dünyayı kandırmaya yeltenip başaramazsın. Düne kadar besleyip palazlandırdığın grupları “terörist” ilan etmek zorunda kalırsın. Suriye’deki adamlarına Cenevre bileti dahi aldıramazsın.
Zihnin bulanır, alkol yasası gibi bir saçmalığa imza atarsın. Toplumun bir yarısına hiçbir tatmin ve menfaat sağlamadan, öbür yarısını kudurtmayı başarırsın. Tek hamlede, Türkiye’nin yabancı sermaye nezdindeki güvenilirliğini sıfırlarsın.
Aklın şaşar, yaptığın köprüye milletin bir yarısının Drakula saydığı birinin adını verirsin. Dostun düşmanın apışıp kalır; sen halâ marifetmiş gibi babalanmaya devam edersin.
Aklın şaşar, yaptığın köprüye milletin bir yarısının Drakula saydığı birinin adını verirsin. Dostun düşmanın apışıp kalır; sen halâ marifetmiş gibi babalanmaya devam edersin.
Taksim hadisesinde, basiretsizliğin dibini boylarsın. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın zarifane söylediği gibi, kırk yıl gelse bir araya gelemeyecek kaç tür siyasi akım varsa, LGBT’sinden BDP’sine, İslamcısından postalcısına kadar, birbiriyle buluşturursun.
Sevan Nişanyan’ı din şeysinden mahkûm ettirmenin akıl kârı olmadığını idrak edemezsin.
*
Yazık. Hiçbir zaman sevemediysek de, bir zamanlar takdir ettiğimiz bir politikacıydı halbuki.
30 Mayıs 2013 Perşembe
Dayan!
Dehşet içinde izliyoruz burada olup biteni, nefes almayı isteyen birçok farklı ideolojik görüşten insan bir araya gelmiş, ağacı, yeşili korumak için bedenlerini siper etmiş, kitap okumaları yapıp şarkılar söylüyor, ya sen ne yapıyorsun? Halkın olduğun söylediğin bu insanlara zarar veriyorsun, gözünü bile kırpmadan, olmaz olsun böyle din iman, olmaz olsun böyle iktidar.
Bu kadar uzaktan bile
Bu kadar uzaktan bile
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























































