13 Ağustos 2013 Salı

Bir Karikatür Davası Daha


Karikatürlere dava açılması pek sık rastlanılan bir durum oldu artık. Bunun son örneği Yurt Gazetesi çizeri Serhat Günbilen oldu. Palasıyla etrafa saldırdıktan sonra serbest kalıp yurtdışına kaçan kişiye gönderme yapan karikatüründen dolayı dava açıldı...

Yurt Gazetesi'nin haberi şöyle:

AKP, basın üzerindeki baskılarını sürdürüyor. Gazetecileri cezaevlerine dolduran, muhalif yazarların seslerini kısan AKP iktidarı her gün yeni bir tahammülsüzlük örneği ile karşımıza çıkıyor.

Mizah yoluyla muhafazakar yapısında sarsıntılar yaşayan AKP, son olarak gazetemizi muhalif çizgileriyle tanınan karikatüristini hedef aldı.

AKP Genel Başkanlığı, Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde gazetemizin sahibi Durdu Özbolat ve karikatüristimiz Serdar Günbilen'e dava açtı. Günbilen'in 8 Temmuz 2013'te gazetemizde yayınlanan ve üzerinde “AKP'den orantısız zeka atakları: sopalı adam'dan sonra satırlı adam” yazan karikatürü dava konusu olurken, 30 bin TL manevi tazminat talep edildi.

Sanatçıyı hedef göstermekten, sanat eserini ucube olarak nitelemekten çekinmeyen AKP, dava dilekçesinde Günbilen'in karikatürü için “Dava konusu karikatür haksız ve hukuka aykırı ağır bir saldırıdır” ifadelerine yer verildi. Karikatürün yer aldığı yayının ise basın özgürlüğü ve hoşgörü sınırlarını aştığı belirtildi.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

The One Percent

The JEP Symposium on The Top One Percent is now available online.

12 Ağustos 2013

Söze geçmiş bayramınızı kutlayarak başlamak istiyorum. Verilen aralar giderek uzuyor, yazacak şey çok ama başına geçip cümleler kurmak zor. Burada ne bir nokta koyabilmek ne de postlar girip devam edebilmek mümkün değil. Şimdilik iki arada öylece duruyorum. Alışkanlıklarıma epey bağlıymışım meğer. Önümüzdeki günlerde yapmayı planladığımız seyahat şu ara beni heyecanlandıran yegane şey, hala bir yer belirlememiş olsak da. Çok şey gelip-gidiyor içimde, çabucak değişiyor bazen herşey. Ben peşinde yakalamaya çalışıyorum hala alışabilmiş değilim belki de bu yüzden yazacak birşey bulamıyorum. Güzel kareler peşindeyim onlarla burada olmaya çalışacağım, yeniden görüşmek güzel, sevgiyle kalın ....

11 Ağustos 2013 Pazar

Nil'im 1 Yaşına Girdi!





Canım ablamları yolcu ettim, bayram tatilini bitirdik sanırım artık doğum günü postuna geçebilirim :) Nilimizin 1 yaş kutlaması için gerçekten çok düşündük, dışarıda bir mekanda kalabalık şekilde bir parti mi organize etsek yoksa aile arasında sade bir kutlama mı tercih etsek diye... Sonra "Ay Ay Bebeğiniz" kitabında şu satırlar dikkatimi çekti:





"Eğer bebeğinizin ilk doğum günü için bir parti vermeyi düşünüyorsanız, unutmayın ki kutlama, bebeğiniz için değil, sizin içindir. Bebeğiniz yeni oyuncakları olmasından ve arkadaşları ve ailesi ile vakit geçirmekten (hepsi bir anda değil) keyif alacaktır ancak doğum gününün ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmayacaktır. Eğer bebeğinizi güzelce oturup pastasını yemesi ve hediyelerle oynaması için zorlayacak olursanız partiyi mahvedebilir. Bu kargaşa 1 yaşındaki bir bebek için çok fazla gelebilir ve eğlence yerine gözyaşı ve üzüntüye dönüşebilir. Eğer diğer bebekleri de çağırdıysanız, onlar da şaşkına dönebilirler.





Bebeğiniz uyuduğunda sizin için harika bir dönüm noktasını ve bebeğinizin ilginç bir yeni evreye girmesini kutlamak için bir şişe şampanya açmanız daha doğru olacaktır. Bu nedenle partiyi mümkün olduğunca basit yapın ve mükemmel bir parti için planlarınızı sonraki senelere saklayın."





İşte bu satırları okuduktan sonra kızımızın bir yaşını aile arasında küçük bir parti ile evimizde kutlamaya karar verdik. O gün için neler yapabilirim diye Pinterest'te bayağı bir gezindim ve ne yalan söyliyim yabancıların yaptığı muhteşem kutlamaları görünce moralimi bayağı bir bozdum. Ama bu işin sonu yok, ne yaparsanız yapın birileri sizden çok daha güzel bir kutlama yapabilir. Bu gerçeği kabullendim ama sıradan bir kutlamaya dönmemesi için de ufak tefek detaylara özen gösterdim. Güzel bir pasta ve ileride Nil'e hatıra olması açısından güzel bir fotoğraf çekimi ile de kutlamayı taçlandırdık. Şimdi gelin hep beraber Nil'in doğum günü detaylarına bir göz atalım :)




Doğum gününün olmazsa olmazı kağıttan ponponlar :) Bunları peçete veya renkli kağıttan yapabilirsiniz veya parti malzemeleri satan yerlerden satın alabilirsiniz. Ben Atatürk Caddesi'ndeki Parti Sepeti'nden aldım.




Yine aynı mağazadan plastik çatal bıçakları alıp elimde bulunan yapışkanlı boncuklar ile süsledim, bu fikir için canım ablama teşekkür ederim :)




Kavanozlara da kurdele geçirip ortasına kağıttan papatyalar koyup üstüne inci boncuklar yapıştırdık.




Aynı papatyaları limonata şişelerinde de kullandık. Bu arada sanırım 2 hafta boyunca her yerde bu şişelerden aradım ve aradığımı en sonunda Yap Yapıştır'da buldum. Instgramdan takip ediyorsanız görmüşsünüzdür Yap Yapıştır harika doğum günü partileri düzenliyor. Eğer bir gün büyük bir kutlama düzenlemek istersem kesinlikle onları tercih edeceğim...


Biraz da doğum günü kızından bahsedelim di mi ama :) Tezcanlılığım sağolsun Nil'in doğum günü kıyafetini henüz iki aylıkken almıştım. 10 aylık sabırlı bir bekleyişin ardından nihayet üstünde görebildim :) T-shirt ve taytlı tütü takımı Deniz Akkaya'nın mağazası Chic Frog'dan, taç ise B&G'den...




Zaman o kadar hızlı akıp geçiyor ki hala inanamıyorum meleğimizin artık yaş aldığına! Canım kızım hayatta hep emin adımlarla yürüsün ama attığı o adımlar yanlış olsa bile korkmasın, anne babasının her koşulda yanında olduğunu bilsin... Bir anne olarak tek beklentim bu benim...




Balonlar Kozyatağı'ndaki Balon Evi'nden... Canım yeğenlerim de o gün Nil ile uyumlu olmak istediler, kıyafetlerini LC Waikiki'den birlikte aldık :)




Biz Nil'de Hayat'ın bebek suyunu kullanıyoruz, gelen misafirlere için de bu suları hazırladık. Pinterest'te su şablonu bulmuştum (water bottle label diye arama yaparsanız birçok örnek çıkıyor), onun içine yazı yazıp ozalitçiye yapışkanlı etiket olarak bastırdım.






Ozalitçi demişken içinde bol biiipppp bulunan kelimeler sıralamak istiyorum izninizle! Benim Anadolu Yakası'nda bildiğim tek ozalitçi maalesef Kozyatağı'ndaki Cemil Ozalit... Maalesef diyorum çünkü ben hayatımda işini bu kadar nefretle yapan, lanet ederek çalışan elemanları bir arada hiç görmemiştim! Sağolsun Cemil Ozalit bana bunu gösterdi! Etiketlerin basımı ve mıknatıslar için beni verem ettiler diyebilirim, bir daha da hayatta kapısından geçmem, müşterisine saygısı olmayan her şirket benim için anında biter. Bak yine sinirlendim şimdi neyse konumuza dönelim biz! Doğum gününe gelen misafirlerimize hatıra olarak doğal taş üzerine Nil'in fotoğrafının basılı olduğu bu magnetlardan verdik.




Magnetları Eminönü'ndeki favori mağazam Box City'den aldığım bu kutulara koydum.








Gelelim menümüze:





~ Tuzlu ~


Peynirli & Kıymalı Börek


Zeytinyağlı Yaprak Sarması


Patates Salatası


Maş Fasulyesi Salatası


Kısır


Simit & Peynir





~ Tatlı ~ 


Pasta & Cupcake


Karpuzdan Beşik


Şekerler





~ İçecekler ~


Çay & Kahve


Limonata


Su




Sofranın maskotu hiç şüphesiz karpuzdan beşikti :) Yapılışı için hobi bloguma bakabilirsiniz...


Kısırları da yenmesi kolay olsun diye Eminönü'nden aldığım kaplara koydum...






Simitlerin de sunumu hoş olsun diye renkli kağıttan huniler yapıp IKEA'dan aldığım saksılara koydum.






Kalpli tahta servis tabağı Mudo'dan...




Kürdanların bayraklarını ablam renkli selobantlardan yaptı ;)






Şeker kavanozlarını Migros'ta buldum, kurdele bağladım. Üstlerindeki etiket şablonunu da pinterestte görmüştüm, bilgisayarda yazdım ve meşhur ozalitçiye etiket olarak bastırdım.






Mutlu Dükkan'ı çok uzun süredir instagramdan takip ediyordum, Zeynep Hanım'ın yaptığı pastalar hayallerimi süslüyordu desem abartmış olmam heralde :) Kızımın doğum günü sayesinde hayallerim gerçek oldu :) Pasta hem görsel hem de tat olarak kalbimizin tam orta yerine kondu!




Yediğim en lezzetli pastaydı, üfff keşke olsa yine yesem!




Pastamız enfesti ama cupcake'lerimizin keki çok sert ve kuruydu :( Doğum gününden sonra Zeynep Hanım'a bunun nedenini sordum; yeni aldıkları fırının ayarından kaynaklanmış olabileceğini söyledi, olmaması gereken bir hataydı ve Mutlu Dükkan'a yakışmadı bence ama artık yapılacak bir şey yoktu maalesef :(






Nil sabahları verdiğim pekmez dışında ilk tatlısı ile böylelikle tanışmış oldu :) Herkesin kendi tercihi tabii ama biz, en azından şimdilik bizim kontrolümüz altında olduğu için, kesinlikle pasta ve şeker gibi gıdalarla tanışmasını istemiyoruz, belli bir yaşa gelip bizim kontrolümüzden çıktığında zaten bu durumun önüne geçemeyeceğiz, en azından şimdi uzak durmuş olsun...






Aile arasında bir kutlama bile olsa o gün telaştan ve koşturmaktan fazla fotoğraf çekememişim, çektiklerimi bilgisayara aktarınca farkettim bunu...








Allahtan Elif Hanım yanımızdaydı o gün :) Burada birkaç tanesini gördüğünüz doğum gününe ait fotoğraflarımızı Elif Yaşar çekti. Hatırlarsanız doğum fotoğraflarımız da onun objektifinden çıkmıştı. Elif Hanım çektiği fotoğrafları büyük güzel bir albümde topluyor ve o şekilde teslim ediyor, cep telefonları ve fotoğraf makineleri sayesinde bilgisayarımızda binlerce fotoğraf birikiyor ama insanın elinin altında böyle özel bir albümün olmasının yeri bambaşka, dileğimiz Nil'in her yaşında bu albümden hazırlatmak :)






Biricik Nil'imizin bir yaş kutlaması böyle geçti... Aslında hepsi çok pratik ve uygulaması kolay şeyler... Belki içlerinden size de ilham veren bir fikir çıkar diye detaylıca yazmaya çalıştım. Umarım çok sıkmamışımdır. Hepinize şimdiden harika bir hafta dilerim!


10 Ağustos 2013 Cumartesi

Marjinal kelimelerin izinde: güren, zoğal, hindiba

Kızılcığın Anadolu ağızlarındaki diğer iki adı zoğal ve güren. Her ikisi de TDK Derleme Sözlüğü'nde mevcut. Hamit Zübeyir Koşay'ın Anadilden Derlemeler'inde de var. Güren Rumeli’nden Antep’e uzanan geniş bir alanda yaygınmış. Zoğal Çorum ve Merzifon’dan başlayıp Sivas-Erzincan’a uzanan kuzey Anadolu hattında kaydedilmiş.

Kızılcığın Ermenicesi de zoğal զողալ’dır. Acaryan 2.102’de “Doğu Türkçesinden” alıntıdır diyor, ki sanırım Azericeyi kasdetmiş. Farsçası da zoğal زغال imiş, Steingass’ın sözlüğünde var. Bazı Kafkas dillerinde de kullanılırmış. Nihai kaynağına dair bir şey bulamadım.

Sivas Zara’da bir Zoğallı, Tokat Erbaa’da da Zoğallıçukuru köyü var. İkisinin de adı eski. Erbaa’daki 20. yüzyıl başına dek Ermeni yerleşimiymiş, ama Zara’dakine dair bilgi bulamadım.

Güren besbelli Yunancadan alıntı. Kráneia (kızılcık ağacı) Homeros’tan beri kayıtlı, kránonκράνον (kızılcık yemişi) MÖ 4. yy’da Theophrastos’ta geçiyor. Latincesi cornus. Fransızca cornouille, İngilizce cornel, Almanca Kornel-beere oradan alınmış. Chantraine s. 577 ve Frisk II.7, Hintavrupa kökünü *krnom şeklinde inşa etmişler. Ernout & Meillet 2.257, Hintavrupai değildir, bir Akdeniz veya Anadolu dilinden alıntı olmalı diyor, kérasos = kiraz ile bağlantılı olabileceğini belirtiyor.

Güren adında iki yer var. Biri Bulgaristan’da, eskiden Türklerle meskûn olan bir kasaba. Diğeri Cide’nin dağlarında bir bölge adı. Güren soyadı meyveden ziyade bu iki yerden biriyle alakalı olmalı.

*
Hindiba bizim buralarda güneyik dedikleri çayır bitkisidir, Rumcası halk ağzında (radika değil) radikya. Salata olarak geliştirilip kibarlaştırılmış biçimine İngilizce endive, Almanca Endivien derler.

Merak edip bakınca bunların Latince intubusveya intybus ve Geç Latince intibea biçiminden bozma olduğunu öğreniyoruz. (Nitekim hindibanın resmi adı chichorea intybus.) Bütün sözlükler Latincenin Yunanca éndybon ἔντυβον’dan alıntı olduğunu söylemiş. Halbuki Yunanca sözcük  10. yy’dan önce kaydedilmemiş. Latincesi ise daha 1. yy’da Pomponius Mela’nın coğrafyasında geçiyor... 

...muş, daha doğrusu, teyit edemedim. Üşenmeyip internetten Pomponius'un De situ orbis libri tres'ini bulup indirdim. Ama epey uğraşmama rağmen aradığımı bulamadım. Yanılmış olabilirler mi? Başka bir Pomponius metni mi var? Intubus/intybus ile geç latince intibea/hindiba aynı şey midir sahiden? Bunlar Şerlok Holmes'in tasvip edeceği sorular, çünkü eğer Latince sözcük (Yunancası gibi) Ortaçağda zuhur etmişse, her ikisinin de Arapça hindibâ هندباء adından alıntı olduklarına gönül rahatlığı ile hükmedebiliriz. Klasik devirde sağlam kaydı varsa o zaman Arapların hindibayı Rum'dan öğrendiğini, ya da her iki tarafın da daha eski bir ortak kaynaktan beslendiğini kabul etmemiz gerekecek.

Nişanyan sözlüğünde “belki Eski Mısır dilinden” diye bir ibare düşmüşüm, ama inanmayacaksınız, neye dayanarak bunu yazdığımı şimdi notlarımda bulamıyorum.

***
12 Ağustos, ilave:

Hindiba konusunda klasik literatürün verilerini Emre Coşkun tamamladı. Latincede M 1. yy'dan itibaren gayet net intibum/intybum örnekleri varmış. Virgilius, Georgicon 1.120: "Strymoniaeque grues et amaris intyba fibris...". Yunanca íntybos veya entybion keza. Bkz Galenos, De alimentarum facultatibus 6.628: "οἱ δ’ οὖν ἴντιβοι ταῖϲ θρίδαξι παραπληϲίαν ἔχουϲι δύναμιν". Ayrıca Diocletianus fermanının hem Latince hem Yunanca versiyonunda geçiyor, M 3. yy sonu.

Mamafih konu orada bitmiyor, buyurun Aramice. M 350 civarında son şeklini alan Yeruşalmi Talmud'da antubîn אַנְטוּבּין "hindiba". 11. yy'a ait Raşi tefsirinde hindivey "hindiba", ama bunun Arapçadan etkilenmiş olması muhtemel.

Jastrow Aramiceden bir etimoloji vermeye çalışmış, ama Aramice sözcüğün de Yunancadan alıntı olması bence daha kuvvetli olasılıktır. Nihai kökeni belirsiz bir isim diyeceğiz. Milat döneminde, belki daha önce, bellibaşlı Akdeniz dilleri arasında top gibi gidip gelmiş. Türkçeye ağırlıkla Arapçadan alınmış olması normal, çünkü Türk kültüründe tıbbî bitkilere ilişkin literatür Arapçadır, hindiba da oradan öğrenilmiş olmalı.



Wisdom from Raghu Rajan

"For economists who actively engage the public, it is hard to influence hearts and minds by qualifying one’s analysis and hedging one’s prescriptions. Better to assert one’s knowledge unequivocally, especially if past academic honors certify one’s claims of expertise. This is not an entirely bad approach if it results in sharper public debate.
"The dark side of such certitude, however, is the way it influences how these economists engage contrary opinions. How do you convince your passionate followers if other, equally credentialed, economists take the opposite view? All too often, the path to easy influence is to impugn the other side’s motives and methods, rather than recognizing and challenging an opposing argument’s points. Instead of fostering public dialogue and educating the public, the public is often left in the dark. And it discourages younger, less credentialed economists from entering the public discourse."

Read more at http://www.project-syndicate.org/commentary/the-declining-quality-of-public-economic-debate-by-raghuram-rajan#Xlo2wzGUe2FcbYDZ.99

Yasmine Hamdan - Ya Nass

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Mutlu Bayramlar!










 Fotoğraf: Elif Yaşar


Anadolu tarihinde gezintiler: Derbe, Darbısak Kalesi

Derbe, Hz. Pavlos’un Anadolu’da Hıristiyanlığı ilk tebliğ ettiği kentlerden biri (bkz. Elçilerin İşleri, 14:20). Toros geçitlerinden Anadolu düzlüğüne ilk çıktığın noktada kurulu mühim bir yermiş, şimdi Karaman’ın hemen bitişiğindeki Çakırbağ köyü. Osmanlı kayıtlarında Derbeyndiye geçiyor, muhtemelen “iki Derbe’ler” anlamında, herhalde aşağı ve yukarı Derbe, yahut Kale-Derbe ile Köy-Derbe gibi bir şey olmalı. 1928’de Cumhuriyet kayıtlarında Dilbeyan olmuş. Ahaliye sorsan anlatırlar bir şeyler, eskiden Horasan’dan gelme bir şeyh varmış, dili sohbeti pek güzelmiş, o yüzden Dilbeyan Dede derlermiş, vesaire. İnanma.

Arapçada derb ve derbe “kapı, geçit” anlamında. Klasik Arap sözlüklerinin hepsi bunun muarreb, yani yabancı dilden alınma bir sözcük olduğunu belirtmişler, ama kaynak bildirmemişler. İslam-öncesi Arap şairlerinin en büyüğü sayılan İmrül Kays Konstantinopolis’e seyahat ederken burada Rum’un kudretine tanık olup kederlere gark olmuş:

 بَكَى صاحِبِى لَمَّا رَأى الدَّرْب حَوْلَهُ
“etrafını saran boğazı [kapıyı, derba] görüp ağladı”.

Belki de Derbe kasabasını değil de, bir ucu orada biten Silifke-Mut geçidini kastediyor, bilemedim. Hire ve Şam’dan gelen biri için Ortadoğu’nun bittiği, başka bir coğrafyanın başladığı kapıdır. Hele kışın seyahat ediyorsan, ayrı bir gezegene gelmiş gibi hissetmen kaçınılmaz.

(İmrül Kays o yolculuğun dönüşünde Ankara’da hastalanıp ölmüş. Şimdi Hıdırlık adı verilen Bizans yapısının onun türbesi olduğu söylenir.)

*
Farsça der “kapı”, derbân “kapıcı”, derbend“kapı, geçit, geçit yerini tutan müstahkem yer”. Yeni Farsçada dervâze “büyük kapı, portal” anlamında, o da Orta ve Eski Farsça *darbâçagbiçimini gerektirir, ama bunu sözlüklerde bulamadım. İranlılar MÖ 540’lardan 330’lara dek Anadolu’nun hakimi idiler, bu derece stratejik bir noktaya illa ki bir derbend yahut dervaze kurmuş olmaları lazım. Tahmin elbette, ama kuvvetli tahmin. Silifke ile Gülnar arasında bir yerde Perslerden kalma bir kale kalıntısı var, Türkiye’deki ender eski İran eserlerindendir. Oraya kale yaptıran, geçidin öbür ağzına da haydi haydi yapar.

Ermenice darbas դարպաս ve darbısak դարպսակ “saray”. Acaryan (I.634) Orta Farsçadan alıntıdır diyor, ki mantıklı. Şark kültürlerinde Ulu Hazretin makamı daima kapı (eşik, bâb-ı ali, atebe-i ulya) diye anılır. Gürcüce darbazi დარბაზი orijinal anlamı “konak, büyük ve muhteşem ev”. Tiflis’e gittinizse bilirsiniz, oraya mahsus muhteşem bir çatı türü vardır, ahşaptan bir tür kubbe, darbazi işi adını verirler. Türkçesi meğer kırlangıç kırmanı imiş, bu vesileyle öğrendik. Türkiye’de bildiğim tek örneği Bayburt’un Hart (Konursu) köyündeki tarihi camidir. 1892’de yapılmış, Allah bilir ustayı nereden tedarik etmişler.

*

Bir de Hatay Kırıkhan yakınında bir DarbısakKalesi  var, Derbisek ve Telbizek diye de geçiyor, şimdiki adı Alaybeyli. Yine geçit kapısı, Antakya-İskenderun’u Kırıkhan ve Antep’e bağlayan dağ geçidinin çıkış noktası. Kaleyi Haçlılar inşa etmiş, bir ara Kilikya Ermenilerinin, sonra Arapların ve Türklerin eline geçmiş, içinde Hz. Bayezid-i Bestami’ye atfedilen bir türbe var.  Şimdi bu isim Ermenice Darbısak (saray) mıdır, yoksa iddia ettikleri gibi Arapça darb el-sakk (dağyolu-kapısı) mıdır? İşin yoksa düşün dur!

The Latest from Merle Hazard

6 Ağustos 2013 Salı

A New Job for Raghu Rajan

He's becoming a central banker.

Anadolu tarihinde gezintiler: Arinç, -aric

Türkiye coğrafyasında Arinç adında dört yer bulabiliyorum. Muş merkeze bağlı Arinç köyü, en erken Hovhannes Mamikonyan’ın 905 tarihli vekâyinamesinde anılmış, vaktiyle önemli bir yermiş. Şimdiki adı Çöğürlü. Diğerleri Van Bahçesaray’a bağlı Arinç (Altındere), Siirt Baykan’a bağlı Arinç (Çamtaşı), bir de Hakkari Yüksekova’ya bağlı Arinç (Çatalkaya). Ayrıca Ermenistan’ın Kotayk ilinde bir Arinç köyü var, orası da 11. yy’dan beri kaydedilmiş.

Dört tane de Arinçik veya Arincikbuluyoruz. Muş merkeze bağlı Kıyıbaşı köyü, Suren Eremyan’ın yayınladığı 967 tarihli bir belgede Arnçig առնչիկ olarak geçiyor, ki “arinç-çik, küçük arinç” demek. 1960 yılında adı değiştirilinceye kadar da Arinçik kalmış. Muş Bulanık’a bağlı Bostancılar, Van Bahçesaray’a bağlı Çatbayır, Bitlis Hizan’a bağlı Oğlaklı köyleri Arinçik. Siirt merkeze bağlı Alenzok yahut Arinzuk köyü de tahminimce Arincik’tir.

Gerek sözcük yapısı gerek coğrafi dağılım açısından, Ermenice olduğu şüphesiz. Ama anlamından emin olamıyorum. Eski Ermenice ar’inç’ առինչ “ilişki, taalluk, bağlılık” anlamında soyut bir isim. Acaba buradaki kullanımı “bağlı yer, dependency, uyduköy” gibi bir şey olabilir mi? Olabilir ama emin değilim. Onuncu yüzyılda Mamikonyan Muş’taki Arinç’in adını açıklamak için mitolojiye başvurduğuna göre, o zaman bile sözcüğün anlamı belirsizmiş sonucunu çıkarabiliriz.

*
 Daha da sorunlu olan, aric’li yeradları. Türkiye’de bunlardan en az onyedi tane var. Aram Kosyan Հայկական Լեռնաշխարհի Տեղանուններ kitabında Ermenistan’dan da yedi sekiz tane saymış.

Türkiye’dekileri sayalım. Amariç (Bingöl Yedisu Ayanoğlu köyü), Çinanariç (Kemah Kemerkaya), Tavtariç (Çemişgezek Yemişdere), Havdariç (Bingöl Yayladere Güneşlik), Kaylariç (Erzincan Üzümlü Karakaya), Kinadariç (Elazığ merkez Gözebaşı), Kdariç (Mazgirt Güneyharman), Kmbariç (Elazığ merkez Tohumlu), Lusadariç (Pertek Yeğencik), Pakayariç (iki tane, biri Tercan Çadırkaya, diğeri Kemah Hakbilir), Ptariç (Erzincan Üzümlü Bayırbağ), Pazgariç (Erzurum Aziziye Düztoprak), Sivariç (Kiğı Eşme), Sngariç (Erzurum Aziziye Adaçay), Vanariç (Tunceli Merkez Suvat), Xağdoyariç (Aşkale Büyükgeçit ve Küçükgeçit), Zartariç(Elazığ Merkez Değirmenönü).

En meşhuru Tercan’daki Pakayariç, MÖ 1. yüzyıldan beri kaydedilmiş, Hıristiyanlık öncesi döneme ait önemli bir tapınak merkezi. Lusadariç ile Kdariç de antik çağdan beri bilinen yerler.

Aric առիճ ne demek bilmiyorum. İşin kötüsü, bilen kimse de yok. Ne Acaryan’da, ne Mkhitaryanların büyük sözlüğünde bu kelime yok. Hübschmann Ermenice yeradlarına dair klasik eserinde açıklamaya teşebbüs bile etmemiş. Kosyan da es geçmiş.

Çoğu örnekte adın birinci unsurunu Ermeniceyle yorumlayabiliyoruz: Sngariç = mantarlı aric, Ptaric = kör aric, Pazgaric = pancar aric, Kaylaric = kurt aric'i, Kinadaric belki üzüm-bağı aric. Tavtaric belki Davut’un aric. Diğerleri opak, ipucu vermiyorlar.

Binbeşyüz sene önce de kadim isimlermiş. Altıncı yüzyılda yazan tarihçi Agathangelos, Pakayaric adının her iki unsurunun Part (Eşkani) dilinde olduğunu belirtme gereği duymuş, başkaca açıklama vermemiş. Lakin ne Boyce’ta, ne Durkin-Meisterernst’in bir şaheser olan Orta Farsça ve Partça sözlüğünde buna tekabül edecek bir kelime bulamıyorum.

Aşkale’deki Xağdoyaric  muhtemelen Hald’lar (Xald’lar) aric’i anlamına geliyor. Hald/Xağd Ermenilerin Urartulara (ve dahi yakın çağda Gümüşhane civarının yerli halkına) verdikleri isim. Acaba oradan bir ipucu çıkar mı? Bilemedim.

*
Manisa’da Doğu kökenlilerin oranı nedir? Misal: 28.04.1706 tarihli bir Osmanlı belgesinde, “Simav kazası karyelerine göçen on bin kadar Kürd ve Türkmen taifelerinin [Kula civarında] ahali hudutlarına, bahçelerine ziyanları dokunduğundan menedilmesi...” mevzubahis ediliyor. “Türkmen” sözcüğü Osmanlı kullanımında genellikle Kürt ile eş anlamlıdır. Hadi bakalım, bu Kürtlere ne oldu?

Az daha güneyde, Alaşehir ile Sarıgöl ilçelerinde sekiz on köye sahip olan bir Caber aşireti yahut cemaati vardır. Kendilerine sorarsan öz be öz Türkmen olduklarını söylerler. Ama Suriye ve Urfa’daki Kürt olan Caberlerle alakasız olmaları muhtemel mi?

Komşu Kütahya’ya bakıyoruz. Mesela 26 Ocak 1919 tarihli Resmi Gazete’de çıkan yazıya göre Altıntaş nahiyesinin merkezi Kürtköyü adlı köye taşınmış, ki bugünkü Altıntaş kasabasıdır. Buyur buradan yak.

Aydın’da şimdiki adı Turanlar olan köyün eski adının Yenikürtler veya Asikürtler olduğunu da bir tarihte yazmıştım. Anadolu tekinsiz yerdir, deştikçe altından neler çıkar bilemezsin.

Beklenen Dava Sonuçlandı

Emre YILMAZ

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Ya ya ya!









Ya ya ya ya!


Ben en özel


Ya ya ya ya!


Ben en güzel


Ya ya ya ya!


Ben her şeyinizdim yaaaaaa




Ya ya ya ya!


Ben çok bilen


Ya ya ya ya!


Nille gezen


Ya ya ya ya!


Hava gazı aldım yaaaaa!




Bu ne diyor diye aranızda soranlar varsa hemen söyliyim ankette topu topu 80 oy alarak 2. oldum, bu bana yapılır mı üleeyyynnnnn :P Sanırım hayatımda katıldığım ilk ve son anket bu oldu, bir daha tövbeler olsun böyle bir işe kalkışırsam :) Her dakka bana oy verin diye çığırıp karizmayı çizdirdiğime mi yanayım yoksa yılların bloggerıyım diye hava atarken hava gazı aldığıma mı! Vallahi bir köşede unutulmuş eski yeşilçam emektarları gibi hissediyorum kendimi! Hey gidi parlak günlerim hey :)




Neyse bu anket sayesinde tatlı bir anne ile tanışmış oldum, anketi düzenleyen sevgili Buket'e buradan sevgilerimi gönderiyorum, hakikatli kızmış doğrusu o kadar rüşvet teklif etmeme, gel bu işi aramızda halledelim dememe rağmen kabul etmedi. Şaka yaaa şaka :) Ne demişler bükemediğin eli öpeceksin, kazanan arkadaşı da tebrik ediyorum bu vesileyle... Ve bana oy veren (denediği halde veremeyen) herkese de destekleri için teşekkür ediyorum...




Haaa bu arada... Bu deri görünümlü şortu aylar önce Bershka'da görüp 120 Lira olduğunu görünce almaktan vazgeçmiştim, geçtiğimiz gün indirimden 30 Liraya aldım, kırk yılın başı akıllıca bir alışveriş yaptım diye sevinirken giydiğim ilk gün (yani bugün) Nil'in pusetine takılıp arkasını yırttım. Cep delik cepken delik işte karşınızda bahtsız bedevi Nonik :P




Canım kızım biriciğim cuma günü 1 yaşına bastı, inanamıyorum hala buna! Karnım burnumda heyecanla onu beklediğim günleri hatırlıyorum, daha dün gibi... Ve saçları benim gibi kıvırcık olmasın diye ettiğim dualar daha dün gibi aklımdalar! Ama gördüğünüz gibi gidişat ortada :)






Bugün aile arasında kızımın doğum gününü kutlayacağız, sade bir kutlama olacak ama yine de fotoğrafları sizlerle en yakın zamanda paylaşacağım, o zamana kadar kendinize iyi bakın aaaa yok yok gelin bugün farklı birşey yapın ve kendinize kötü davranın, mesela şöyle bir iki şaplak atın kendinize, ya da kettle'da su kaynatıp elinizi daldırın veyahut dilinizi çıkarıp zımbayla zımbalamayı deneyin, olmaz mı? O zaman bana niye oy vermediniz üleyyynnnnnnn!




Obamacare versus the Faculty

I don't know how widespread this phenomenon is, but I thought I would share an email I received this morning:
I have been teaching multiple sections of economics for four years now at several Colleges and Universities in the State of Indiana. I have also been a frequent user of your texts in the classes that I teach.

With the implementation of the ACA (Affordable Care Act) these institutions are giving notification to their part-time faulty that their individual teaching schedules will now be limited to three sections. At the college this will likely result in the cancellation of 20-25% of the class sections in economics, and I would assume other areas will have a similar result. The students are not fully aware of the situation and many will be surprised that their desire to get a college education is now being impacted by the need to avoid the full implementation of the ACA.

Regardless if you are a Republican or a Democrat I would hope full-time faculty would voice their concern regarding the impact the implementation of the ACA could have on the attainment of higher education for the current student population and upon the lives of the dedicated part-time faculty that have been devoted to serving this student population.

My hope is that if faculty across the nation brought this to the public attention that we as a nation could have a more open and complete dialogue regarding the course we wish to set as a nation.
Update: Another example.

Ec 10 Bleg

As part of our "marketing" effort to get freshmen into ec 10, Harvard's introductory economics course, the ec 10 staff and I are trying to construct a list of famous alums of the course. Here is the list we have put together so far:

Steve Ballmer
Ben Bernanke
Lloyd Blankfein
Ryan Fitzpatrick
Jeremy Lin
Sheryl Sandberg
Eduardo Saverin
Chuck Schumer
Cameron Winklevoss
Tyler Winklevoss
Mark Zuckerberg

If you attended Harvard and have a famous classmate who you are sure took ec 10 (or its predecessor ec 1), please email me the information.

Ane Brun - Songs 2003-2013 (2013)

İndirme Linklerini sınırsız yapan 3 ayrı çevirici site. Zaman zaman kapalı olsa da oldukça işe yarıyor.

hani dalga sesleri kıyıya vururken, güneş tam evine doğru giderken, göz kapakların gittikçe ağırlaşmıştı ya... hafif bi esinti aslında sadece ürpertmemişti seni, huzuru da doldurmuştu ya içine... işte o esinti gibi bir şey ane brun.

şu big in japan yorumunu dinledim ve "müzik yedi nota, bu kadar beste nerden geliyor ya" sorusunu soranlara bunun bir cevap olabileceğini düşündüm. lan aynı şarkı, aynı nota e bu ne?(ekşi'den)

What I Want EP

2 Ağustos 2013 Cuma

Marta Topferova Discography

İndirme Linklerini sınırsız yapan 3 ayrı çevirici site. Zaman zaman kapalı olsa da oldukça işe yarıyor.

sanırım 2005 tarihli albümü la marea ile içime sıcak bir meltem üflemiş müzisyen. bir çek güzeliymiş kendisi. bana fazlası ile lhasayı hatırlattı albümü ve sesi.(ekşi'den)

2003 - Sueño Verde

2005 - La marea

2006 - Flor Nocturna

2009 - Trova

2011 - Other Shore

2013 - Milokraj

To Life! - Tasabasaba

1 Ağustos 2013 Perşembe

TA TA TA TAAAAAA


Arkadaşımız Ergun AKLEMAN  çok farklı bir çizgi bant hazırlamış; tamamen TA hecesiyle başlayan kelimelerden oluşan bu çalışmanın ilginizi çekeceğini sanıyoruz.

Sadece TA ile başlayan kelimeler kullanılarak hazırlanan bu hikaye bir yandan Türkçenin gücünü gösterirken, bir yandan da sadece aynı harflerle başlayan kelimeler kullanmak çizeri ilginç resimler çizmeye zorlayan beklenmedik görsel esprilerin üretilmesine yol açıyor. Hayal mahsulü olan bu hikayenin gerçek ve tüzel kişilerle ve de gerçek olaylarla hiçbir ilişkisi yoktur..

(Resmi büyük görmek için üzerine tıklayın)

Vote!

If you are a member of the American Economic Association, you probably received an email this morning about the election of AEA officers. Please vote. It is your patriotic duty, or something like that.

Information about the candidates is available here.

Malika Zarra Discography

İndirme Linklerini sınırsız yapan 3 ayrı çevirici site. Zaman zaman kapalı olsa da oldukça işe yarıyor.

Geleneksel Berberi ve Fas ezgilerini nefis jazz sounduyla birleştirmekle kalmamış farklı sesiyle de bir güzel süslemiş... Keyifli dinlemeler.

2006 - On The Ebony Road

2011 - Berber Taxi