29 Kasım 2014 Cumartesi

251.315!



Bayern München dünyanın en büyük kulübü oldu.

İlk defa geliri yarm milyar euronun üzerine çıktı. Üstelik 16.5 milyon euro da kar yaparak.

Daha da önemlisi o çok konuşulan bankadaki hazır parası da tam 405 milyon euro!

Bu dev kulüp İstese bankalardan tek kuruş kredi çekmeden 4 tane 100 milyon euroluk transfer yapar ve bunların hepsini peşin ödeyebilir!

Ne demek istediğimi anlayabiliyor musunuz?

Pek çok rakam var, hepsi inanılmaz ama bunlardan birisi bizim ülke futbolu ve Fenerbahçe'nin son dönem yapmak istediği ile ilgili.

Üye sayısı!


Son 12 ay içerisinde 233.427 olan üye sayısı 251.315' artatak rekor kırdı. Bu gelişmeyle beraber Barça'dan sonra Benfica'yı da geçerek dünyanın en büyük kulübü olmayı başardı. En fazla üye sayısına sahip kulüp Bayern München oldu.

Çeyrek milyon üyeye sahip..

Fenerbahçe'nin  1 milyon üye projesine bu açıdan da bakmak gerekir. Muhtemelen bu projeye ilerleyen zamanda diğer büyük kulüpler de katılacaktır.



Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın Avrupa'daki rakiplerine karşı çok ciddi bir avantajı var.

Almanya'da doğan her çocuk önce kasabasının takımını tutar. Sonra o kasabanın bağlı bulunduğu şehrin takımını..  Dünyanın en büyüğü olan Bayern München'in taraftar sayısı Almanya içerisinde milyon barajını zor geçer. Nürnberg, Augsburg gibi birinci Bundesliga kulüplerinin  İngolstadt, 1860 München, Fürth gibi ikinci Bundesliga kulüplerinin olduğu Bavyera  eyaletinin nüfusu İstanbul kadar yok.  Dahası Kuzey Almanya'da Bayern München taraftarından çok Bayern nefreti bulursunuz. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın Avrupa'nın dev kulüplerine karşı ellerinde olan tek avantaj aslında üye sayısı olmalıydı. 70 milyonluk ülkenin en az yarısı üç büyük kulüp taraftarı. Bunu paraya ve güce çevirme düşüncesi "temelde" doğrudur.  Bu avantaj kullanılmalıdır, üzerinde pek çok proje gerçekleştirilmelidir. Bu doğrudan yola çıkılmalıdır.

Peki bu büyük resimde doğru olan projenin eksik olan kısmı nedir?

70 milyonluk futbol ülkesi derken gerçekte futbolcu adayı olarak 10 milyonu bile bulmayan nüfusa sahip olduğumuzu nasıl görmüyorsak, burada da durum budur. Almanya'da her çocuk "yetenekli midir" taramasına girer iken 70 milyonluk futbol ülkesinin inanın bana sadece 7-8 milyonu taramadan geçer. Biz gerçekte 10 milyonluk bir futbol ülkesiyiz. Koşullarımız sadece nüfusumuzun kabaca 7'de birine göz atma ve futbolcu olma şansını tanıyor.

20 milyonluk şehirde 3 büyüklerin EN AZ 1.5 milyon taraftarı var olduğunu düşünelim. Bu rakam dahi Münih'in toplam nüfusundan fazladır. Yukarıda bahsedilen temel doğrudan hareket edersek eğer her büyük kulübümüzün tüm maçları tek bir kişinin dahi eksik olmadığı dolu statlarda oynanması gerekmiyor mu?

Formaları, kaşkolları taraftar sayısıyla doğru orantılı şekilde Avrupa'daki tüm devlerden daha fazla satması gerekmiyor mu?

Bayern Müchnen'in 10 yıldır stadında TEK BİR KİŞİ dahi eksik olmadan maçlar oynanırken bizde durum neden böylesine vahim?

Taraftar ayrımı yapılmalıdır. Taraftarlık kültürü de masaya yatırılmalıdır. Mahalle arasında, okulda, üniversitede takımına en ufak bir maddi kazanç sağlamadan destekeyen  kabalıkla her maç stada gidip formasını alıp çeşitli organizasyonlara katılım gerçekleştiren taraftar farkını ortaya koymalıyız. İşte bu açıdan bakıp kaç tane Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray taraftarı gerçekte vardır diye hesap kitap yapılmalıdır.

İstanbul'da yaşayıp da hayatı boyunca tuttuğu takımın maçına gitmemiş en az yarım milyon Fenerbahçe, yarım milyon Beşiktaş, yarım milyon GS taraftarı varsa eğer.. Sizce ülke çapında kaç kişi bin lirayı geçen maliyetlerle sevdiği kulübün üyesi olmak için çaba sarfeder..

Nihayetinde Fenerbahçe projesi bir gelişim ve büyümeyi vadeder ve oldukça mantıklıdır. Zarar ıyoktur, mutlaka bir ölçekte büyümeyi de sağlar. Büyük resimde doğru bir hamledir ama beklentileri biraz da bu gerçeğe göre belirlemeliyiz.

Gerçekten üç büyük kulüp bu avantajını maddi ve manevi büyüklüğe çevirmek istiyorsa elbirliğiyle memleketteki futbol kültürüne katkı yapmak adına ortak adımlar atmalıdır. Tüm bu kaostan tek başına sıyrılmak mümkün değil, bunu hepsinin anlamaları gerekiyor.

Bayern München kulübü yayın ihalesinde havuzdan çıkarsa Sat 1'in araştırmasına göre senelik kazancı 200 milyon euro olacak şekilde alıcı bulabiliyor. Bugün bunu hiç düşünmediler ve yıllık kazancı şampiyon olurlarsa eğer her şey dahil maksimum 36.5 miylon euro! Onları büyüten ülkedeki gelişmiş futbol kültürünün bir parçası olmasıdır.

28 Kasım 2014 Cuma

Winner-Looser


Winner.. "Kazanan" diyor yani.. Kaybedenin bir fazla denemiş olanı.

Kaybede kaybede kazanacaksınız diyor.. denemekten asla vazgeçmeyin diyor. En son kazandığınızda diyor geçmişte pek çok kaybediş geçmişiniz olacaktır diyor. "Kaybeden" den "Kazananın" farkı diyor sadece diğerinin bir fazla denemiş, pes etmemiş olması diyor..

da diyor...

.


.
Tam bu dönemde aşık olduğunuzda o kıza hava attığınızı sandığınız zamanlar vardır. Ben mesela bu yaşlarda delicesine aşık olduğum kızı gördüğüm zaman tam da onun önünden geçecek şekilde çılgınlar gibi koşardım. Büyük bir gururla..

Hiç unutmam, yine o oyunu oynuyorduk. Bir  sınıf ikiye bölünmüş ve karşılıklı düz çizgi çekmişti. Her grup yanındaki ile kenetlenerek sıkı bir hat oluşturup karşı gruptan bir ismi çağırarak hızlıca koşmasını ve o hattı delip geçmesi için teklif yapardı. Geçerse o gruptan bir kişi alıp karşıya götürür, geçemezse o gruba katılırdı..

Aklımda kaldığıyla böyle bir oyundu.

Benim ismim de çağrıldı sonunda.. Hedef belli: Nilay'ın olduğu yere girip tam onun elleriyle yanındakini tuttuğu noktadan geçip kirişi kırmak, Nilay'ı da kendi grubumuza kazandırmak.

Koştum ağa.. Öyle hızlı, öyle kendini bilmez bir şekilde koştum ki hattı geçip karşıdaki duvara toslayıp kafamı kırdım. Oyun yarıda kesildi, her şey kafadan akan kanlarla son buldu İzmir Fatih Kolleji, 1988, 89 zamanları..

Reus & Aubameyang


Fenerbahçe on Tour



Harika..

Sevgili @Ygtylmz aracılığıyla izledim.

Engin Ardıç & Perran Kutman


Enteresan bir çift.

20 Kasım 1978 tarihli bir TV dergisinin kapağında yeşilçamın unutulmaz yıldızları arasında yer alan Perran Kutman ile sıfat takmakta zorlandığım Engin Ardıç'ın nişanlanıyoruz haberi.

Hüseyin Kutman'dan boşanan Perran Kutman ikinci evliliği ile arasına bu ilişkiyi sıkıştırmış. Perran Kutman'ın yaşam öyküsü olağan seyrinde gidiyor ama Engin Ardıç'ın nerede ve ne zaman karşınıza çıkacağını kestiremiyorsunuz. Kah Oğuz Atay'ın yaşam öyküsünde onun çok da okunmayan Tutunamayanlar'ı okuyup da yazarı görmek için gelen genç edebiyatçılar arasında çıkıyor kah Perran Kutman ile nişanlı olmuş genç metin yazarı..


TürkNostalji.com'un haberlesştirdiği bu ilişkide dikkat çeken bir başka detay ise Engin Ardıç'ın yıllar sonra ilişkiye bakış açısını yansıttığı alıntı. 

Akşam'dan Şebnem İyinam'a Perran Kutman'la niçin ayrıldıklarını şöyle anlatmış: "Perran'ın iki kocasının arasında ben varım. 1978, 79 yılları arasında... Bir süre birlikte olduk, nişanlandık, evlenmeyi düşündük. İyi ki de evlenmemişiz, çünkü mümkün değildi. Ben o tarihte metin yazarlığı yapıyordum. Sabah dokuz, akşam altı. Benim işten çıkıp eve geldiğim saatte, o hazırlanıp işe gidiyordu. Gerçi hiç aynı çatı altında yaşamadık, ikimiz de ailelerimizin evinde kalıyorduk. Perran tiyatro artı gazino yapıyor, işi sabaha doğru bitiyordu. Gidip alayım, yanında olayım dedim, ama saatler taban tabana zıttı. İkincisi, ben ayda 10 bin lira kazanıyordum, o yedi bin 500 lira kazanıyordu. Sonra Perran, gecede 25 bin lira kazanmaya başladı. Ben hala 10 bin lira. Bu durumda yürümezdi o iş, mümkün değil"...

Peki Perran Kutman tarafı ayrılığı nasıl yorumlamış?


Sonra adam neden böyle.. E yani..

Hamza Hamzaoğlu Tercihi



Benim hikayem Hamza Hoca ile ilkokul yıllarında başlar. Buradaki kimi yazılara da konu olan okulun şöförü Emin Abi ile olan ilişkisi, okula gelmesi ve sonrasında benim Akhisar'a röportaj için yolculuk etmeme kadar ilerleyen bir süreç.

Mancini gider gitmez ilk attığım tweet sezon başında takıma Hamza Hamzaoğlu'nun getirilmesi gerektiğiydi. Üstelik bugüne göre çok daha doğru bir hamle olurdu zira Hamza Hoca sistem inşa eder, pratik çözümlerden, kaos yöneticiliğinden öte. Sezon başı takımın başına getirilmesi gerekir, arası değil.

Sonra Tuchel dediler.. Çok iyi olur dedim.

Sonra Prandelli oldu, ne yalan söyleyeyim: Çok sevindim.. Çok doğru bir karar olarak alkışladım ellerim patlayasıya kadar. Prandelli'nin asli sorunu İtalyanca dışında bir dil bilmemesi ve teknik olarak yeterliliğini saha içerisine yansıtacak iletişim araçlarından yoksun olmasıdır. Buradan sonra gittiği yerde başarı sağlayacağını düşünüyorum.

Yalnız ilk tercihimin Hamza Hoca olmasının sebebi ise tercüman kullanmayacak bir teknik direktörün yüksek başarı için kaçınılmaz olduğunu düşünmemdir. Eğer bir kulübün sportif yönetiminde yer alsaydım çok istisnai durumlar hariç yerli teknik adamdan vazgeçmezdim her ne kadar memlekette yerli teknik direktör kıtlığı yaşansa da.. Her ne kadar hayran olduğum teknik direktör sayısının yok denecek kadar az olsa da.

Sezon başı Hamza Hamzaoğlu tercihi ne kadar doğruysa bugün "pratik çözümlerin" başrolde olduğu kaos ortamında Hamza hoca tercihi de o kadar yanlış. En azından altı aylık süreç için Hikmet Karaman şıkkı da dikkate alınmalıydı zira Hikmet Hoca'nın uzmanlaştığı alan bu kaos ortamlarından en iyi sonucu çıkarmasıdır. Üzüntüm hem bu sezonun kaybı ihtimali hem de Hamza Hoca'nın yanlış bir zamanda takımın başına geçerek bir ömür kalabileceği noktadan hızlı bir şekilde uzaklaşmasıdır.

Hamza Hamzaoğlu uzun süreçte yine de doğru hamle ve fakat eksik.. Hakan Şükür de gelmelidir sportif/futbol direktörü olarak. Ben Galatasaray'ın en büyük ve doğru hamlesinin Hakan Şükür'ün sportif direktör olarak profesyonel bir adımın atılması olacağını düşünüyorum.

İkisi hem iyi anlaşır, hem iyi dosttur hem de Galatasaray'ın uzun zamandır eksik olan futbol aklı Hakan Şükür ile doldurulmalıdır.

Lütfen kişisel kin ve nefretleri bir kenara bırakarak yaklaşım gösterin bu fikirlere.

Akhisar'ı lig sonuncusu olarak ziyaret edip geldiğimde geleceğin "Galatasaray teknik direktörü" dediğim zaman kıs kıs gülenler, oha diyenler, abartıyorsun yaklaşımları..

"Prandelli iyi bir teknik direktördür, koşullar gereği ise Hamza Hamzaoğlu doğru tercihtir".

Nasıl ki Lucien Favre Basel'de inanılmazları başarsa da hiçbir zaman Tottenham'ın aday teknik direktörleri arasında yer almıyorsa.. Nasıl ki Galli bir hoca için Bundesliga hiçbir zaman söz konusu değilse ya da Güney Amerika başarısı sizi o dilin konuşulduğu İspanya hariç Avrupa'ya taşıyamıyorsa.. aynı şekilde Prandelli İtalya takımları için doğru Hamza Hamzaoğlu da Galatasaray için olması gerekendir. (Bu konuyla ilgili daha uzun yazı buradadır tıklayın)

27 Kasım 2014 Perşembe

Biz nerede yanlış yapıyoruz?


Cesare Prandelli yakın zamanda iyi bir takımda başarılar elde eder. Biz de bugünleri unutup teknik direktöre gereken değeri vermedik diye mızmızlanırız. 

Biz nerede yanlış yapıyoruz?

Çok değil sadece birkaç ay önce Roberto Mancini hakkında yapılan yorumlara göz atmakta fayda var.  “Formsuz” ve “Başarısız” nitelemeleri Avrupa’nın en iyi teknik direktörleri için dahi kullanılır ve fakat bizde öyle mi? “Adam teknik direktör değil”. “O hocaysa ben de x’im” ve daha neler neler.. Bunları bizzat hayatını futbol yazarak kazanan insanlar dile getirdi.

Ne oldu peki?

Dünyanın en saygın on kulübü içerisinde yer alan İnter kendisine teknik direktör olarak Roberto Mancini’yi seçti. Şu an “hoca değil” denilen isim İnter’in başında.

İşin enteresan tarafı ise burada yaptığı hamlelerin zaman zaman gerçekten problemli olmasıdır.

Cesare Prandelli.

Prandelli bugün olduğu gibi “başarısız” olabilir, formsuz ya da koşullara uyum sağlamakta zorluk çekebilir ama iyi bir teknik direktördür.  Daha birkaç ay önce ESPN Dünya’nın en iyi 20 teknik direktörü sıralamasında 17. Sıraya yerleştirdi. Guardiola’larla, Mourinho’larla, Ancelottilerle aynı listenin içerisinde yer aldı. İyi ya da kötü olmasını belirleyenTürkiye Süper Ligi’nin herhangi bir takımında geçirdiği üç ya da dört aylık süreç  olmuyor.

Öte yandan haklısınız, devasa büyük hatalar yaptı ve gerçekten de burada “başarısız” olduğunun altını çizebiliriz. Başarısız ne demek, ligde lider olduğu zaman dahi tek bir iyi maçı olmadan bu ülkeyi terk etti dersek kimse yanlış yapmaz.

Örnekler çoğaltılabilir.

Dünya futbol otoritelerinin “iyi” olarak belgelediği teknik direktörler bu yakada neden başarısız performanslar gösteriyor. İnanın bana bunun cevabı ülkenin futbol zihniyeti ya da anlayışı değil ya da sadece “bu” olamaz.

Peki nedir sorun?

Size de bazı ayrıntılar garip gelmiyor mu? Neden hiç Galli ya da İskoç teknik direktör Bundesliga’da çalışmıyor ya da İsviçre ve Avusturya liglerinde başarı kazanmış teknik direktörler Premier Lig’de iş bulamıyor?

Neden Güney Amerika’dan geçiş Premiler Lig ve Bundesliga’ya olmazken La Liga sürekli buradan besleniyor..

Neden Guardiola 6 ay içerisinde Almanca öğrenmek zorunda kaldı? Bakın bu bir tercih değil zorunluluktur. Almanya’da “Almanca” bilmeyen hiçbir teknik direktör iş bulamaz. En son örneği altı ay içerisinde kovulan Steve McClaren’dir ki o da yılların “tek” istisnadır.

Daha geçen gün Jürgen Klopp’un röportajındaki o cümlenin sırrı nedir:

“Ben Bundesliga hariç sadece Premier Lig kulüplerinde görev alabilirim çünkü Almanca’nın yanında sadece İngilizce konuşabiliyorum.

Peki bu Mourinho’ya sorulan “Bundesliga’da takım çalıştırır mısınız” sorusuna verilen cevap neyi işaret ediyor?

“Çalıştırmak isterim ama şu an mümkün değil çünkü Almanca bilmiyorum”

Modern futbolda takımların gücü birbirlerine yakın. Tercüman kullanmak teknik direktör performansını yüzde otuz azaltır. Hiçbir takım bu eksikliği giderecek farkı yaratacak bir teknik direktör olduğuna inanmıyor.

Uganda'ya giden bir Alman fark yaratabilir ama Mourinho dahi dil bilmediği ülkede sıradanlaşır.  

Prandelli'nin çok önemli ve değerli bir teknik direktör olduğunu belirtmeden hemen önce Galatasaray'ın Mancini sonrası yerli ve gelecek vaad eden bir teknik direktörle anlaşması gerektiğini dile getirmiştim.



Mancini kötü bir teknik direktör değildir.  Nitelikli olması her koşulda başarılı olmasını şart koşmuyor. Bir gün dilini konuşamadığınız yabancı bir ülkeye gittiğiniz takdirde beni ve Avrupa'nın büyük liglerinin "dil bilmeyen çalışamaz" prensibini çok daha iyi anlayacaksınız...

Nitelikli yerli teknik direktörün yeter sayıda olmaması elbette büyük bir sorun. Lakin orta karar bir yerli teknik direktör dahi  buraya geldiği takdirde performansının en az yüzde 30'unu kaybedecek olan "yabancı" teknik direktörden daha başarılı olma ihtimali fazladır. Zira futbolda geçmişe göre takımlar ve ligler arası farklar azalmış, yüzde 30 gibi büyük bir farkı kaldırabilecek ortam kalmamıştır.  En iyi teknik direktör 100'se Türkiye'deki ortalama bir teknik direktör de 75'dir. Bu ciddi bir farktır elbette ve fakat tek başına "yabancı dil" ve "tercüman" aracılığı ile konuşma zorunluluğu bu farkın da üzerinde bir eksikliğe neden oluyor.

Türkiye Süper Ligi'nin son dönem şampiyonluk yarışı veren takımların hepsi yerli antrenörlerdir. "yerli" olarak burada üç ya da daha fazla yıl futbol oynamış eski futbolcuların da girmesi gerekirdi eğer ki diğer ülkelerde olduğu gibi buradaki yabancılar da burada kaldığı zaman bu dili öğrenme hevesi içerisinde olsaydı..

Mancini gittiği zaman dile getirmiştim "Yerli şart. Tek adayım Hamza Hamzaoğlu". 

Zira ben Jürgen Klopp'un elinden almancasını alırsam hocanın yüzde 50'sini çöpe atmış olurum. Bu yüzden takımlarımız artık yerli antrenörlere doğru bir yönelim içerisinde olması gerekiyor. En azından birilerine şans verme zamanı geldi de geçiyor.


Toyota Verso 1.6 Premium Navi


Japon üretici Toyota'nın küçük MPV modelleri arasında yer alan aracı Verso blogun test konukları arasına girdi. İlk olarak 1997 yılında piyasaya çıkan otomobil üç nesil boyunca Corolla Verso ismiyle üretildi. Üçüncü nesil örnekleri Türkiye'de üretilen araç daha sonra isminde yer alan Corolla ekini kaybederken üretim de Türkiye ile birlikte Çin'e de verildi.

Türkiye pazarında 1.6 ve 1.8 litre hacimli benzinli motorların yanında Aralık ayında tanıtılan 1.6 litre hacimli turbo Diesel üniteyle de satışa sunulan aracın dört farklı donanım paketi bulunuyor. Avrupa pazarlarında satılan 2.2 litre hacimli turbo Diesel motorsa yüksek vergiler nedeniyle ithal edilmiyor. Testime konuk olan Verso'da 1.6 litre hacimli benzinli motor ve en üst donanım paketi bulunuyor.

Makalenin Devamı »

26 Kasım 2014 Çarşamba

Geldimmmm!





Ben geldimmm :) 1 haftalık bir aranın ardından yine aranızdayım. İzmir tatilimde sevdiklerimle hasret giderdim, boyozundan lor kurabiyesine, Reyhan'ın balka'sından Sevinç'in lavantalı kurabiyesine varana dek tüm tatları lüplettim (benim rejim gitti yine!), tesadüfen karşımıza çıkan bir gemi-müzeyi gezdim (fotoğrafları blogumda ayrıca paylaşacağım), Elfony'ciğim ve Doorstepping ile buluştum, bir de çok sevdiğim bir takıcıyı sizler için fotoğrafladım. Kaldığım son günü saymazsak İzmir'de çok güzel bir hava vardı, ara ara güneş yüzünü gösterdi kemiklerim bayram etti, neyse ki son gün soğudu da aklım kalmadan döndüm İstanbul'a :)




Bırrrr bu ne soğuk! Moskova'nın buz gibi havasını solumuş - hatta burnundaki kıllar dona dona solumuş - biri olarak (eksi 22'yi bile gördü bu beden!) bunu söylemem komik ama ben ütüyommmm! Kihhh kihhh iki yaşında bir bıdıkla  24 saat birarada olunca bebek dili kaçınılmaz oluyor, beni mazur görünüz efenim, inşallah ben de güzel Türkçe'mizi pek yakında ona öğreteceğim yani öyle umuyorum :)




Güzel Türkçe'miz dedikten sonra ardından oversized kaban dersem haklı olarak beni topa tutarsınız di mi :) O yüzden asla öyle bir şey demiyorum ;) Bu kış için bol bir kaban istiyordum, aslında gözüm ne zamandır bu mor kabandaydı ama ben karar verene kadar tükendi :( Ben de ona benzeyen bu gri renkli kabanı seçtim... Ayakkabılarımı da bu son gidişimde Bostanlı'da sevdiğim bir ayakkabıcıdan aldım.




Kırmızı berem ise blog arkadaşım sevgili Cansanat Tasarım'ın el emeği göz nuru! Cansanat Tasarım ile ilk kez Blogger Bazaar'da tanışmıştık. İkinci buluşmamız ise İzmir seyahatim öncesinde Cafe London'da oldu, öğlen molasında kahve içip sohbet ettik tabii Niloş bize izin verdiği müddetce :) Gülünce gözlerinin içi gülen, tatlı Tülay'cığıma bu güzel bere için çok teşekkür ediyorum, ellerine sağlık canım!






Bu arada gelir gelmez saçlarımı kestirdim :) Uçlardaki sarılar gitti, aslında kendi rengime dönmüş oldum ama gözüm pek alışamadı, belki gidip yine uçlarını açtırırım, bakalım hala düşünüyorum, ahh ne olacak benim şu kararsızlığım!








Hem yapmam gereken çok iş var hem de bloguma koymam gereken birçok yazı, ikisi bir arada nasıl olacak bilmiyorum ama en yakın zamanda bu sefer bir sergi yazısında buluşmak dileğiyle diyorum!






Kaban: Sheinside


Elbise: Front Row Shop


Bere: Cansanat Tasarım


Çanta: Zara


Oxford: Park Store (İzmir)



Škoda Fabia R5


Yeni nesil Škoda Fabia kendisini parkurlarda da gösterecek. Önceki senelerde yarışan Fabia Super 2000 yerine tanıtılan araç ilk olarak Essen'de görücüye çıkacak.

Rally araçlarında görmeye alıştığımız detaylara sahip olan otomobilde genişletilmiş çamurluklar, hafifleyen jantlar, ek hava giriş ve çıkışları, küçük yan aynalar, tavanda havalandırma girişi, bagaj kapağı üzerine eklenen ayarlanabilir spoiler, arka kapı camları üzerine eklenen havalandırma delikleri bulunurken egzoz çıkışı da arka tamponun ortasına alınmış.

Teknik detaylarının çoğunu rakipleriyle paylaşan araçta turbo beslemeye sahip 1.6 litre hacimli motor ve 5 ileri vitesli sıralı şanzıman görev yaparken ağırlık 1.230 kg'da sabitlenmiş.

25 Kasım 2014 Salı

Subaru Forester tS


Subaru'nun sınırlı üretime alınan modellerinden Forester tS yeni versiyonuna kavuştu. Yeni nesil Forester temelleri üzerine geliştirilen ve Japonya'ya özel 300 örneği bulunacak olan otomobilin sportif özellikleri ağır basıyor.

Ön tamponu altına bir splitter eklenen aracın STI logolu siyah ön panjurunda kırmızı süslemeler bulunurken jant çapları 19 inçe çıkmış. Yan aynalar ve spoiler de siyaha boyanırken arka tamponun alt kısmında metal koruma, kırmızı renkli ince şerit ve daha büyük egzoz çıkışları dikkatlerden kaçmıyor.


İç mekanda karbon fiber görünümlü kaplamalarla deri ve süet döşemeler kullanılan otomobilin deri kaplı, çok fonksiyonlu direksiyon simidi, gösterge paneli, koltukları, motor çalıştırma düğmesi ve vites topuzunda STI logoları görülebiliyor. Metal pedal setine de sahip olan aracın ön koltuk yan destekleri de yükseltilmiş.

Güçlendirilen fren sistemi Brembo imzası taşıyan Forester tS'in 15 mm alçaltılıp sertleştirilen süspansiyon sistemine ön kule gergisi eklenirken egzoz sistemi de yenilenmiş.

Önceki nesil modelin aksine 2 litre hacimli, turbo beslemeli bir motorla donatılan otomobil 280 beygir güç, 350 Nm tork üretebiliyor. Yeni bir yağ soğutucusuyla donatılan modelde sürekli değişken oranlı otomatik şanzıman (CVT) ve dört tekerlekten çekiş sistemi standart olarak sunuluyor.

Hyundai Grand i10


Hyundai'nin Türkiye'de ürettiği modeller arasında olan i10'un Hindistan'da üretimde olan biraz daha lüks donanımlı kardeşi Grand i10'un sedan gövdeye sahip versiyonu Xcent Meksika pazarında da satılmaya başladı.


3.99 metre boya sahip olan küçük sedan B sütununa kadar hatchback kardeşiyle eş görünüm sunarken ucu spoiler şekilli kısa yapılı bagaj kapağı bu bölümde farklı bir görünüm sunuyor. İç mekanı da 5 kapılı kardeşinden alınan otomobilin donanımı isteğe bağlı olarak biraz daha zengin olabiliyor.

Sadece 1.2 litre hacimli benzinli motorla sunulacak olan araç 87 beygir güç üretebilirken 5 ileri vitesli manuel şanzıman standart donanımda yer alıyor. Grand i10'da gelecekte otomatik şanzımanın da opsiyonel donanımda bulunması planlanıyor.

Steve Shehan & Nabil Othmani - Awailin 2009

1 Azruf Ed Oragh 5:22
2 Awalin 4:44
3 Ekmani Man 4:41
4 Iwitiyan (Intro) 0:44
5 Iwitiyan 3:15
6 Ilekuman 4:12
7 Tara Net (Intro) 0:39
8 Tara Net 3:54
9 Elqisa 5:34
10 Ta Hidgem 4:50
11 Menhey Edeg 5:53
12 Rokhi 2:26
13 Enhayé 4:14
14 Neq Areq Qem Hijazad (Intro) 1:38
15 Neq Areq Qem Hijazad (part 1) 3:20
16 Neq Areq Qem Hijazad (part 2) 3:23
17 Eliam 3:40


Mercedes-Benz CLA Shooting Brake


Mercedes, önden çekişli modellerinden CLA'nın ailesini genişletiyor. Şık görünümlü dört kapılı coupé'nin ardından şimdi de sıra birkaç aydır casus fotoğrafları yayınlanan Shooting Brake versiyona geldi.

Tasarımında büyük bir sürpriz bulunmayan otomobil B sütununa kadar dört kapılı kardeşiyle aynı görünüme sahipken bu bölümün arkasına geçilince de minyatür bir CLS Shooting Brake görünümü benimsenmiş.


Daha düz devam eden tavan sayesinde arka koltuk baş mesafesi artan aracın bagaj hacmi 495 litre olarak açıklanırken arka koltuk sırtlıkları dikleştirilerek bu hacim 595 litreye büyütülebiliyor. Koltuklar tamamen yatırıldığındaysa hacim 1.354 litre oluyor.

İç mekan tasarımı da dört kapılı kardeşininkinden farklız olan Shooting Brake'in motor seçenekleri de tanıdık. 2.1 litre hacimli turbo Diesel motor CLA 200 CDI'da 136 beygir güç, 300 Nm tork üretebilirken aynı ünite CLA 220 CDI'da 177 beygir güç, 350 Nm tork üretiyor.


1.6 litre hacimli benzinli motor CLA 180'de 122 beygir güç, 200 Nm tork üretirken CLA 200'de 156 beygir güç, 250 Nm tork üretebiliyor. 2 litre hacimli motorsa CLA 250'de 211 beygir güç, 350 Nm tork üretebilirken dört tekerlekten çekiş sistemiyle de alınabiliyor.


Ailenin en sportif üyesi CLA 45 AMG Shooting Brake'in 2 litre hacimli motoru 360 beygir güç, 450 Nm tork üretebiliyor. 7 ileri vitesli otomatik şanzıman ve dört tekerlekten çekiş sistemi sayesinde 0'dan 100 km/s sürate 4.7 saniyede ulaşabilen otomobilin maksimum süratiyse 250 km/s.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Carlsson CGA


Mercedes modellerinin modifikasyon işlemleriyle uğraşan firmalardan Carlsson küçük crossover GLA için geliştirdiği kitleri tanıttı. Sunulan seçenekler arasında Türkiye'de dikkat çekecek bir paketin bulunması da olumlu.

Otomobilin ön panjuruna kendi logosunu koyan Carlsson ön tamponun alt bölümüne splitter eklerken arka tamponun altına da küçük bir difüzör yerleştirilmiş. Yenilenen egzoz sistemi dört çıkışa sahipken jant seçeneklerinin çapları 18 ile 21 arasında değişiyor.

GLA 200'ün 1.6 litre hacimli motorunu 187 beygir güç, 300 Nm tork üretebilecek şekilde güçlendiren Carlsson GLA 250'nin 2 litre hacimli ünitesinden 253 beygir güç, 420 Nm tork alabilmiş.

MTM S8 Talladega


Audi'nin büyük sedan modeli A8'in en yüksek performanslı versiyonu S8, MTM tarafından modifiye edildi. Sıradan bir güçlendirme işlemi yapılmayan otomobilin sadece 25 örneği üretileceği açıklandı.

Bobby Unser'ın 1986 yılında Audi 5000 CS Turbo ile Talladega Speedway'de kırdığı ortalama hız rekoruna ithafen Talladega ismini alan otomobilin Almanya fiyatı vergiler dahil 189.708 Euro olarak açıklandı.


Süspansiyon sistemi alçaltılan otomobilde 21 inç çaplı jantlar kullanılırken gövde kitinde büyük hava girişlerine sahip ön tampon, geniş yan etekler, bagaj kapağı üzerine eklenen spoiler, difüzör ve çift çıkışlı egzoz sistemi görev yapıyor.

İç mekanda MTM logolu koltuklar ve karbon fiber kaplamalar görülebilirken kaput açıldığında motor üst kapağının da karbon fiberden üretildiği gözlerden kaçmıyor.


Çift turbo beslemeye sahip 4 litre hacimli v8 motoru 760 beygir güç, 945 Nm tork üretebilen otomobil 0'dan 100 km/s sürate 3.5 saniyede ulaşabilirken 200 km/s sürate ulaşması 10.5 saniye sürüyor. Aracın maksimum süratiyse 325 km/s'te sınırlandırılmış.

B&B Audi TT


Yeni nesil Audi TT'nin tanıtımının ardından otomobile uygulanan modifikasyon kitleri de ortaya çıkıyor. Aracın benzinli motorları için performans parçaları geliştiren B&B yürüyen aksamda da geliştirmeler yapmış.

Dış görünümde 20 inç çaplı jantlar dışında bir değişiklik bulunmazken fren ve süspansiyon sistemlerinde geliştirmeler yapılmış. İki farklı egzoz sistemini de aksesuarlar arasına ekleyen firma bu ünitelerin ilkinden 14, ikincisindense 20 beygir ek güç alabilmeyi başarmış.


Turbo beslemeye sahip 2 litre hacimli benzinli motor için hazırlanan ilk kit 1.198 Euro fiyata 300 beygir güç, 420 Nm tork sunarken bu paketin geliştirilmiş versiyonu 310 beygir güç, 435 Nm tork üretebiliyor.

3.950 Euro karşılığında alınabilen kit 326 beygir güç, 450 Nm tork sunarken 9.950 Euro değer biçilen paket 360 beygir güç, 500 Nm tork üretebiliyor. Otomobilini pistlerde zorlamak isteyen sürücüler için yağ soğutucusu 1.295 Euro karşılığında alınabiliyor.

DMC Huracán Affari


Lamborghini'nin yeni yıldızı Huracán için geliştirilen modifikasyon kitleri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Otomobilin görünümünü de farklılaştıran DMC'nin ilk denemesinde güç artışı az tutulmuş.

Aerodinamik paketinde ön tampona eklenen deflektörler ve splitter, yan etekler, sabit spoiler ve difüzör bulunan otomobilin ön aksında 20, arkadaysa 21 inç çaplı jantlar kullanılırken egzoz sistemi de yenilenmiş.

5.2 litre hacimli v10 motorunun elektronik kontrol ünitesi üzerinde de çalışma yapan DMC ünitenin gücünü 630 beygire yükseltmiş.

BRABUS C Serisi


Geçtiğimiz Ağustos ayında yeni Mercedes C Serisi için hazırladığı modifikasyon kitlerini tanıtan BRABUS şimdi de aynı otomobilin AMG paketli versiyonları için hazırladığı parçaları tanıtıyor. Üstelik bu sefer Türkiye'de satılan modellerin çoğunu ilgilendiren bir güç kiti de sunulmuş.


Ön tampon altına bir splitter ekleyen firma ön panjura da kendi ızgarasını uygularken yan etekleri de genişletmiş. Farklı tasarımlarda alınabilen 18, 19 ve 20 inç çaplı jant seçenekleri sunan aracın arka bölümünde ince bir spoiler, difüzör ve dörtlü egzoz çıkışları görülebiliyor.

Süspansiyon sistemi için 30 mm alçaltma kiti sunan BRABUS, C180 modeli için geliştirdiği modifikasyon kitini de tanıttı. Turbo beslemeye sahip 1.6 litre hacimli motorun gücünü 177 beygire, torkunuysa 300 Nm'ye yükselten paket sayesinde otomobilin 0'dan 100 km/s sürate ulaşması 8.4 saniye sürerken maksimum sürati 230 km/s olmuş.

23 Kasım 2014 Pazar

24 Kasım 2014

Söze değerli öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlayarak başlamak istiyorum.
Uzun zamandır hiçbirşey yapamamaktan şikayetçi olan ben sanırım bu haftasonu şeytanın bacağını kırdım ve bir battaniye başladım. Bir ara bu modelden örmüştüm ve o da sattığım battaniyeler arasındaydı, zaman zaman gördükçe, kalabalığı sevmem ama elimde bir tane de bundan olsun diyordum, başladım ve bu kadar oldu bakalım, umarım "bitirdim" postunu da yayınlamak kısmet olur. Yeni haftanız gönlünüzce olsun...

Trash Talking at the Harvard-Yale Game


23 Kasım 2014

Havaların soğumasıyla ve çok istediğim halde büyük bir projeye imza atamamanın da etkisiyle eldiven olayına sardım yine. Bu sefer önceki ördüklerime göre bilek ve el kısmı ile parmak kısmını elin genişlikliklerine göre ayarlamaya çalıştım. Şimdikiler ele daha iyi oturuyor diyebilirim.
Çabuk biten keyifli ve hiçbirşey yapmamak hissini azaltan bir iş. Kenarda hazır olsun istediğim ufak hediyeler hazırlamak şu ara yegane uğraşlarım.
İyi pazarlar..