1 Şubat 2008 Cuma

YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Dün işyerinde ki son günümdü.
Ve ben artık özgürüm.
Özgürlük güzel şey ama bazen batıyor sanki...
Pazartesi yeni bir işgörüşmesine gidiyorum:)
Evde olmak kesinlikle çok daha güzel, bu yüzden çalışmayı istemiyorum, oğlumla doya doya vakit geçirmek varken diyorum. Ama daha rahat koşullarda olabilmek için bir yandan da çalışmak hiç fena olmaz diyorum. Bunca yıl boşuna mı okuduk?
Daha güzel tatiller yapmak, gelecekte daha rahat edebilmek için yatırım yapabilmek, düşünmeden harcayabilmek.... Bunlar için bir yandan da çalışmak istiyorum.
Ama taleplerim yüksek, haftada bir gün olan süt iznimi kullanmak istiyorum. Cumartesileri çalışmak olmasın istiyorum. Evime yakın olsun istiyorum. İyi bir maaş+araba+masraflar...
O yüzden ben uzun bir süre özgür olacağım sanırım:)
Bir diğer fikrim home-office denilen evden çalışarak yürüteceğim bir iş. Diğer fikrim ise kendi işimi yapmak, bunun için önümüzde ki hafta matbaacıları dolaşıp fiyat almam gerek...

Evet ben özgürüm artık, baharın gelişini oğlumla kutlayıp, yaza birlikte merhaba diyeceğiz.
Mutfakta geçirecek daha çok vaktim ve bunları sizinle paylaşacak daha çok fırsatım olacak.

İşte ilk paylaşım, geçen hafta ki kahvaltı soframızdan görüntüler...

En yakın arkadaş çiftimiz Emel&Özgür ve Can'dan 7 hafta küçük arkadaşı Azra geldiler...

Mayalı hamurdan 3 çeşit çıkardım. Sade ve zeytinli açma ile peynirli poğaça. Gece yatmadan önce mayaladım. Sabah da şekil verip, pişirdim. Taze taze soframıza konuk oldular. Böylece lezzetleri doruk noktasında oluyor. Bekledikçe tadı kaçıyor mayalı hamur işlerinin...
Peynir tabağımız; Örgü, çeçil, kaşar, yörük, beyaz ve kızarmış hellim peyniri...
Babamız da portakal suyu sıktı. Kameraya en yakın poz veren konuğumuz da pırasalı börek, babaanne ürünü...

Yeni bir başlangıç benim için, mutluyum, huzurluyum...

25 Ocak 2008 Cuma

OTLU KEK

Gelecek tarif bir türlü gelemedi, bu bekleyişe bugün noktayı koyuyorum. E şimdi bir başka gelecek tarif bulmak gerek, hadi bakalım çık çıkabilirsen işin içinden Pınar Hanım. ( İç Ses: Neyine gerek senin gelecek tarif işine girmek!) Bu gelecek tarif işini başarıyla götüren Yasemin Kardeşi kutluyorum.


OTLU KEK

Malzemeler:



  • 3 yumurta

  • 1 p. kabartma tozu

  • 1 su b. yoğurt

  • 1 su b. sıvıyağ

  • 1 kase karışık peynir

  • 1 tutam dereotu

  • 1 tutam maydanoz

  • 5 sap taze soğan

  • Aldığı kadar un (çok koyu kek kıvamı)

  • Dilerseniz 10 tane siyah zeytin, kekik,kırmızı biber,karabiber

Yapılışı:
Yumurtalar iyice çırpılır. İçine sıvıyağ ve yoğurt ilave edilir. Daha sonra doğranmış dereotu,
maydanoz ve taze soğan da ilave edilir. Peynirler rendelenir, ilave edilir. Dilerseniz zeytin ve
baharatları da eklenerek un, kabartma tozu ile hamuru
hazırlanır. Ben dilimlenmiş zeytin ve baharatları ilave etmiyorum. Koyu bir kek hamuru olacak şekilde un eklenir. Mayalanmış ekmek hamuru kıvamını tutturmalısınız. Hazırlanan kek hamuru kek kalıbına alınarak üzerine bir miktar kaşar rendesi serpilir. 180 derecede üzeri kızarıncaya kadar pişirilir. Kürdan testi yapmayı ihmal etmeyin, fırındayken sapladığınız kürdan temiz çıkıyorsa pişmiş demektir.


Bu tarifi biraz daha koyu yaparak Selen'in yaptığı otlu çöreklerden elde edebilirsiniz. Ben bir sonraki denemeyi bu şekilde yapmayı düşünüyorum.


Afiyet Olsun.


Tarif Oktay Ustadan...

21 Ocak 2008 Pazartesi

YASEMİN'İN BEBEĞİNE HOŞGELESİN PARTİSİ

Bu haftasonu Yasemin kardeşin bebeğine hoşgelesin partisi vardı.



Can'ımız ve babası ile yola çıktık bizde Can'ın arkadaşına hoşgelesin demek için...Evin hanımı, bebeğin annesi(Yasemin) sofrayı bir güzel hazırlamış, pek güzel mamalar pişirmişti, doğumuna haftalar kala hem de!!! Müge'de nefis eklemeler yaptı sofraya ve bu manzara oluştu...




Pınar'ın kulubesinde bu otlu kek pişti. Bir sonra ki yazıda otlu kekimizin tarifi geliyor. Bu gelecek tarif işi epey zor imiş. Bir türlü gelmeyen tarif olup çıkıyor:)

Müge'de sofrayı renklendirdi portakallı turtası, kırmızı biber sarmaları, yaprak sarması ve içli köfteler ile...

Neler yapmıştı Yasemin kardeş?

m&m li çikolatalı kurabiyeler
Bir Yasemin klasiği, çaylı kek...
ve ilk kez yaptığı ama nefis olan kısır...

Ve son nokta Rokoko...
Yasemin'in yaptığı esas güzellik bizim oğlanı kahkahalarla güldürmesiydi. Günün en güzel anıydı benim için...

18 Ocak 2008 Cuma

4.AY MEKTUBU

Can'ım, oğlum, 4 aylık oldun, son 1 ayın büyük çoğunluğunu ayrı geçirdik seninle, annen işe başladı kısa bir süreliğine, o sürenin dolmasını sabırsızlıkla bekliyor. Tüm gün, tüm hafta seninle olacağı günleri sabırsızlıkla bekliyor. Aklının bir parçası iş hayatında kalacak ama seni en iyi yetiştirecek olanın da yine kendisi olduğunu biliyor.
Akşam eve geldiğimde, seninle konuşuyorum. Hayran hayran gözümün içine, ta içine bakıyorsun, uzun uzun. Heyecanlanıp, sen de katılıyorsun sohbete, güvencin gibi guruluyorsun, gözlerin öyle bir gülüyor ki... O anları hiçbir şeyle değişemem.
Büyüyorsun, inanılmaz geliyor her geçen gün sende değişenler...
Önceleri ilgini çekmeyen akvaryum, şimdi senin en büyük ilgi alanın kitap raflarından sonra... Balıklar dolaşıyor, sen gözlerinle onları takip ediyorsun, yine annen konuşuyor hiç durmadan. Bu kırmızı balık, bu sarı, bu turuncu, bu da büyük balık....
Bir yandan da annen fotoğraf çekmek istiyor hiç olmadığı kadar, ama seninleyken aklının köşesinden geçmiyor fotoğraf çekmek, seni seyretmek varken, seninle dolu dolu yaşamak varken, senin fotoğrafını çekmeyi hiç istemiyor. Baban devreye giriyor bu noktada...

Büyüyeceksin ve seninle doyasıya gezeceğiz bu şehirde, bu ülkede ve bu dünyada...


Büyü bebeğim, büyü...





15 Ocak 2008 Salı

HERŞEYİN BAŞI SAĞLIK

Çok ara verdik. Beklettik. Umarız biraz da özlettik kendimizi:)

Can'ımız bronşit oldu 10 gün önce. Basit ilaçlarla düzelmedi. Hava verildi ardından hastanede. Sonra baktık doktorumuz bizi hastaneye yatırmaya niyetli, hava veren aleti(nebulizatör) satın alıp tedaviye evde devam ettik, çok da iyi oldu. Bugün doktor kontrolüne gittik ve bronşitin kaybolduğunu sadece boğazda kaldığını, onu da öksürükle atacağını söyledi. Ben de aynısını muayeneden önce doktora söylemiştim. Hastalıklar bizi kötü eğitiyor. Herşeyi okuyup araştırıp, en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Biraz da yıpratıyor bu süreç. Şimdi uyuyor Can. Ev-iş derken ve süt iznimin olduğu günleri de doktorda, hastanede geçirince uzun bir ara vermiş oldum bloğa. Yeni birşeyler yapmaya da pek vaktim olmuyor zaten.

Artık biraz güzel fotoğraflar ekleyelim oğluştan. Hastalıklar uzak olsun meleklerimizden
Ayurveda üzerine çalışmalar yapan arkadaşım Judith ile konuştuk dün biraz. Türkiye'de çok fazla bronşit vakası olduğunu söyledi. Bunun sebebini de hava kirliliğine, bebeklere ilk aylarında yoğun bir aşı takvimi uygulanmasına ve fazla ilaç kullanımına bağlıyor.

Eğer kullanmak isterseniz de bir kaç ayurveda tedavisi önerdi. Ben Can için uygulayamadım çünkü sadece anne sütü alıyor ama 6 aydan büyük olan bebekler için uygulanabilir.

En genel tedavi bir tatlı kaşığı toz zerdeçalın bir bardak dolusu süte karıştırıp günde 2 ya da 3 kez içilmesiymiş. En iyi sonucu sabah aç karna içildiğinde veriyormuş.
Bir başka yöntem eşit miktarlarda kuru zencefil, kara biber ve kırmızı biberin(pippali) toz haline getirilip günde 3 kez verilmesiymiş.
Eğer birer tatlı kaşığı bal ve zencefil suyu, 150 ml sıcak su içinde çözündürülür ise iltihabı söküyormuş.

2 tatlı kaşığı balın her gün alınması bronşit tedavisi için yardımcı oluyormuş.

Ben de bunlardan yola çıkarak ve bir başka arkadaşımın tavsiyesi ile bu sabah kahvaltıda deli bal diye geçen balın içine bol ceviz karıştırarak yedim, benim sütümle Can'a geçer diyerek.
Sağlıklı, huzur dolu günler hepinize...


8 Ocak 2008 Salı

YENİ OYUNLAR

Sobelenmişim Berceste tarafından. Şimdiye kadar hep ben onu sobeledim. Bu sefer roller değişti. O sobeleyen oldu, ben de sobelenen.

Beni nelerin çıldırtabileceğini sormuş. Bu soruyu cevaplamak hiç zor değil benim için.

Banka, resmi daire ya da doktor kuyruğunda beklemek beni çıldırtır. Bu yüzden bütün banka işlemlerimi internet üzerinden hallederim. Resmi işlemleri de elimden geldiğince yine bu şekilde yapıyorum. Doktora da randevulu gitmeye çalışıyorum. O da olmadı ise yanımda taşıdığım kitap imdadıma yetişiyor. Yeter ki çevremde okuyacak birşeyler olsun, boş boş durmak ve gereksiz yere bekletilmekten nefret ediyorum, çıldırıyorum.

Ara sıra trafikte çıldırıyorum. Bir keresinde kayınpederim, kayınvalidem de arabada varken kendimden geçip bir trafik hayvanına (afedersiniz) küfretmişim. Tamamen çıldırmışım.
Sonradan çok utandım, nasıl yaptım diye...

Punto Amca'dan görüp iki madde daha ekliyorum yukarıdaki listeye...
-Televizyonlardaki sabah programlarına,
-Medyadaki magazin programlarının sululuğuna ve çokluğuna da çıldırıyorum ben. Çalışmayıp evde olduğum dönemde TV izler oldum ara sıra, görüp şaşırdım ve çıldırdım gerçekten. Nasıl bu kadar basit olunabilir. Halkımız nasıl bu tür programları izler hale getirilir. Medya senin görevin, yüklendiğin sorumluluk ne? Kendine gel!

Gülriz'im de sobelemiş beni. Benim hakkımda bilinmeyen 7 gerçek diye. Hakkımda bilinmeyen gerçek pek gelmiyor aklıma ama bir daha düşünelim bakalım.

-Kar, tipi, yağmur, fırtına olsun, şimşekler çaksın, çok keyif verir bunlar bana. Korkmak bir yana acayip keyiflenirim. Biraz düşündürüyor bu halim beni.

-Malatyalıyım. Belki bilmeyenler vardır. Ama görenler Malatyalıya hiç benzetmezler beni, Göçmenlik olunca soyda.

-Uzun boylu olduğum için, ilkokuldayken dalga geçerlerdi benimle. O zaman çok hayıflanırdım uzun boylu olduğuma, şimdi ise hoşuma gidiyor bu durum.

-Gülrizim Denizi çok sevdiğini anlatmış, bende ise tam bir deniz fobisi var. O yüzden açılamam, denizde ayağımı yere basamam, sanki birşey beni suyun içinden gelip ısıracak ya da böcekler yiyecekmiş gibi. Balıkların bana dokunmasına da dayanamam. Eğer denizanası gördüysem beni denize hiç bir kuvvet girdiremez. O yüzden havuzdur tercihim, sakıncalı olmasına rağmen.

Gülrizim bu kadarı olur mu, başka gelmiyor aklıma, çocuklu annelere bir indirim yapılamaz mı?

1 Ocak 2008 Salı

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ...

Zaman gerçekten büyük bir hızla geçiyor ve ben yetişiyorum bir yerlerde, başka bir yerde ise yetişemiyorum.

Geçen haftanın özeti:

İşe başladım istemeyerek ama şimdi iyi ki başlamışım diyorum. İçim rahat, Can emin ellerde, benim için ise bir alıştırma olacak. Bu ayın sonunda tamam mı yoksa devam mı kararını daha bilinçli alabilirim böylece...

Bir telaş vardı kulubemizde. Yılbaşı demek, yurtdışında yaşayıp da tatili fırsat bilip Türkiye'ye gelen yakınlarımızı, arkadaşlarımızı görmek, misafir etmek ve hasret gidermek demek...

Önce İsviçre misafirlerimiz vardı. Büyük halalarımız geldi. İşte ilk karşılaşma...
sakine hala
Ardından yine İsviçre'den büyük kuzenler geldiler.

Sonra Hollanda'dan arkadaşım Judith geldi. Judith doktor ama alternatif tedavi üzerine araştırma da yapıyor, bitkisel tedaviler hakkında bilgi verdi bana biraz. Normal doğum yapmam ve yoga konusunda desteklemişti beni hep. Hollanda'da evde doğum yapanların arttığını ve devletin bunu desteklediğinden de bahsetti.
judith

Sonra İngiltere'ye göç eden arkadaşlarımız geldi. Şirin kızları Züleyha ile Can çok iyi anlaştılar. Züleyha o kadar nazik ki Can'a karşı, dokunurken ve öperken çok hassas davrandı. Beni çok şaşırttı bu durum. Arkadaşlarımızdan da farklı bir çay yapımı öğrendim. Demliğe çok az tarçın ve 2-3 karanfil tanesi atıyorsunuz. Harika bir kış çayı oluyor. Tarçını benim gibi çok seviyorsanız deneyin
can ve züleyha
Ve ardından yılbaşı geldi. Yengemizde toplandık bu sene. Can, biz eğlenirken gürültünün ortasında bile uyumayı başardı. Babaannesi sayesinde bu şekilde alıştı Can daha ilk haftalarından itibaren. Böylece çok rahat ettik bizde. İsviçre'den hediye gelen yılbaşı tulumunu da giydirdik. Biraz büyük geliyordu ama olsun, çok hoşuma gitti benimcanın yılbaşı tulumu
Bayram da çok hareketli geçmişti, önce ki bayram çok isteyip de gidemediğimiz Punto Amcaya gittik el öpmeye çikolatalı truflarımızla birlikte. Punto Amca çok beğendiğini yazmış, çok sevindim buna.

Bayramdan ve gelecek misafirlerimizden istifade bir sürü tatlı hazırladım. Hepsinin beğeniyle tüketilmesi çok hoşuma gitti. Babannemizin gelmiş olması sayesinde yapabildim bunları. Can'da artık büyüdükçe daha çok izin veriyor bana. Daha uzun aralıklarla acıkıyor.

Uzun süredir yapmak istediğim çikolatalı trufları, zencefilli kurabiyeleri, çikolatalı pastayı, kremalı kahveyi yaptım. Dün akşam da yılbaşı için rulo pastayı yaptım.

Bu arada oğlumla gezme alıştırmalarına başladık. İyi de gidiyoruz. Geçen hafta ilk defa başbaşa yolculuk ettik. Emzirip oto koltuğuna yerleştirdim, yanımda ki koltuğa bıraktım (Hava yastığı yok). Arkadaşımız Azra'ya gittik. Yolda uyuya kaldı emziğiyle. Bu arada emziğe alıştı sonunda. Meğer oğlum ucuz damla uçlu emziklerden istiyormuş.

Son 2 gündür hava güzel olunca dışarda uzun yürüyüşler yaptık. 3 saat kadar gezdik her birinde. Bugün Eminönü'ne bile gittik. Arabasında emziğiyle beraber uyuya kalıyor.

Güzel başladı bu yıl...

YENİ YIL


Bittiğinde,


  • Ne kadar huzurlu ,

  • Ne kadar sağlıklı ,

  • Ne kadar mutlu yaşadım diyebileceğiniz

Nice yeni yıllara !..

26 Aralık 2007 Çarşamba

EN TATLI HEDİYELER

IMG_5495_resize

Bu etkinlikte ben de varım. İki tarifle katılıyorum.
1.si Pekmezli zencefilli yılbaşı kurabiyeleri- Can'ın kuzeni Alp için
IMG_5491_resize
Malzemeler
1 yumurta
150 gr tereyağı ( oda ısısında bekletilmiş - yumuşamış)
2 su bardağı un
1 çay bardağ mısır nişastası
1/2 su bardağı pudra şekeri
1 çay bardağı pekmez
1 çay kaşığı karbonat (silme)
1 çay kaşığı tarçın
1 çay kaşığı toz zencefil
1 limon kabuğu rendesi
Aldığı kadar buğday nişastası.
IMG_5484_resize
YAPILIŞI:Hamurunuzu kulak memesi kıvamına gelinceye kadar azar azar buğday nişastası ilave edip yoğurun. Hamuru 2 cm olacak şekilde açalım. Kurabiye kalıplarımız ile hamurumuzdan şekiller çıkartalım ve yağlı kağıt serilmiş fırın tepsimize aktaralım. Fırınımızı 180 dereceye getirip ayarlayalım. Yaklaşık 15-20 dakika pişirip çıkartalım. Eğer kurabiyelerin çevresi kızarmaya başlamışsa kurabiyeler pişmiş demektir.

2.si Çikolatalı Truf- Punto Amcalara bayramlaşmaya giderken götürmek için.
Ayşem'in Oktay Usta'nın programında yaptığı şekilde yaptım. Tarif şu şekilde

ÇİKOLATALI TRUF:
IMG_5592_resize
MALZEMELER:
2 su b.kek kırıntısı
yarım su b.krema
1 su b.eritilmiş çikolata
HAZIRLANIŞI: 2 Su bardağı kek kırıntısı karıştırma kabına alınır. Üzerine yarım su bardağı krema eklenir. İyice karıştırılır. Diğer taraftan çikolata benmari usuluyle ya da mikrodalga fırında eritilir. Karıştırma kabına alınır. İyice yoğurulunca buzdolabında bir süre bekletilir. Soğuyunca dolaptan çıkarılıp küçük küçük koparılır, yuvarlanır. Daha sonra toz
fıstığa, hindistancevizine, renkli süslere ya da file fındığa bulanır.
IMG_5608_resize

20 Aralık 2007 Perşembe

ZAMANI DURDURSAK

Zamanı durdursak çok az da ben haftasonu yaptıklarımızdan bahsetseydim, sonra 3.evlilik yıldönümümüzden, bir de oğlumun 3.ayını doldurduğundan. Daha bayram öncesi mesajımı bile yayınlayamamıştım. Bayramlık hazırlıklarımı, en tatlı hediyeler etkinliği için yaptıklarımı saymıyorum bile.
Ve bayram geldi.
Hepinizin bayramı kutlu olsun, beni de düşünüp bayram mesajı bırakan arkadaşlara çok teşekkür ediyorum.
Seneye yine güzel mesajlar almak ve yazmak dileğiyle

17 Aralık 2007 Pazartesi

Anneler Buluştu...

Geçtiğimiz cuma gününden başlamak üzere taze nefesler aldık. İlk nefesi Ayça ve Asya ile aldık. Beni kırmayıp, davetimi kabul edip geldiler. Ayça ve Asya ile daha önce Amerikan Hastanesinin doğum öncesi eğitiminde tanışmıştık. Asya ile eğitimlere katılıyorduk biz. Ayça ise Erin'i alıp gelmişti ziyarete. Erin uslu uslu çocuk arabasının içinde oturmuş bakınıyordu. Çevresinde benim de dahil olduğum bir hanımlar ordusu oluşmuştu hemen. Ayça ile Erin'in bu birlikteliği çok hoşuma gitmişti, anne-oğul gezintiye çıkmışlardı. Benim idealimde ki görüntüydü. Evde dört duvar arasında değil, dışarda hayatın içindelerdi. Ben de böyle olacaktım. Dönem olarak şansız bir vakte geldik Asya ile ben. Kış bebeği olmuşlardı Efe ve Can. Ama artık kış olsa da 3 aylık olduğu için Can'a ve kendime daha fazla şans tanıyorum. Asya da aynı şansı Efe'ye verip atlayıp geldi Efe ile. Yetti mi hayır yetmedi bana, isterdim ki hava güzel olsun, karşıda ki parka gidelim, biraz da orada vakit geçirelim. Hava kapalı ve de yağmurlu olmasın, saat 4 olunca kararmasın da güneşli olsun ve onlar gidene kadar aydınlık kalsın. Onları tanımaktan çok mutluyum. Can adına da mutluyum. Şimdiden 2 arkadaşı var ilerde oynayabileceği. İlk tanışmayı yaptılar bile...

Bu da evimizin genel görünüşü, 3 çocuklu bir evin halini merak edenlere. Çok da dağınık sayılmayız hani.

Not: Efe nerede diye merak ederseniz, annesinin kucağında yüzü kapalı uyumaya çalışıyor. Her bebeğin uyuma tarzı birbirinden farklı, Efecik de böyle uyuyor.


Akşamada Can'ın bir başka arkadaşı Azra geldi. Azra bu hafta kırkını dolduruyor.

Can'ın uykusu gelmiş burda yüzünü ovuşturuyor. Azra ise yeni uyanmıştı.

14 Aralık 2007 Cuma

PEKMEZLİ ZENCEFİLLİ KEK & SÜTLÜ İRMİK PASTASI

Pekmezli & Zencefilli Kek

Malzemeler:

  • 3 yumurta
  • 1 fincan pekmez
  • 1 tatlı kaşığı zencefil
  • yarım çay kaşığı muskat rendesi(1 muskatın 1/8 i kadar)
  • yarım çay bardağı sıvıyağ
  • 3/4 su bardağı şeker
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 portakalın kabuğunun rendesi
  • kek kıvamını alacak kadar un
  • üzerine serpmek için fındık kırığı

Yapılışı: Şeker ve yumurta mikserde iyice çırpılır. Diğer malzemelerde eklenerek yağlanmış kek kalıbına ya da doğrudan silikon kalıba dökülür. Üzerine fındık kırığı serpilir. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında içi tam pişene kadar tutulur.

Sütlü İrmik Pastası

Malzemeler:

  • 1 lt süt
  • 15 yemek kaşığı irmik
  • 12 yemek kaşığı şeker
  • Üzeri için meyveli sos yada evde bulunan reçellerden herhangi biri.

Yapılışı:Süt, şeker ve irmik bir tencereye konup ocakta koyu muhallebi kıvamına gelene kadar pişirilir. Suyla ıslatılmış kalıba dökülür. Ben yine silikon kalıp kullandım. Soğuduktan sonra ters çevirip üzerine hazır meyveli sos dökülür ya da evde ki reçellerden herhangi biri kullanılabilir. Kesilerek servis edilir.


Bu hafta Azra arkadaşını görmeye gittik Can'ın. Azra 1 aylık oldu. Orada eşimin iş arkadaşları da vardı. Azra uyurken meydan Can'a kaldı.

Ne güzel kızların ortasına düştük. Şans diye buna derim işte. Anne sen beni hep getir buraya...


Anne konuşuyor: Yeni mamalar ve Anne Blogcular buluşması ile pek yakında yine burdayım. Can 3 aylık olsun o zaman çok şey değişir diyenleriniz var mıydı? Varsa çok haklılarmış. Gerçekten herşey çok daha güzel eskiye göre. Daha çok insanların içindeyiz. Ben buraya hepsini aktaramasam da epey faal geçiyor günlerimiz.




10 Aralık 2007 Pazartesi

MAMMA

Dede ve babannemiz geldi. Can çok sevinçli.... Boynunu da yavaştan tutmaya başladı artık. Ama hala ellerinin farkında değil, ben ellerine zorla birşey tutturmaya çalışıyorum. Bu arada fotoğraflar hep gülerken ki halleri, mızmız halleri daha çok ama onları saklıyoruz:)

İşte yaptığım pratik tatlı mamalar...
Sevilerek tüketilen; Baharatlı, pekmezli, portakal aromalı kek
Pratik Tarif; Sütlü İrmik Pastası- meyve sosu ile birlikte...
Ama dede ve babannemizin getirdiği mamaların yanında benimkiler hiç kaldı. Doğal ve lezzetli bir çok ürün. Can torun henüz yiyemiyor ama ben yedikçe o da nasiplenir elbet.

Ertesi gün de kuzen Alp 5 yaşına girdi. Annesi gene evi bir güzel süslemişti. Benim pasta planlarım biraz ıslandı. Ganaj krema pastayı kaplamaya yetmedi. Tadından yinmez kıvamında idi ama görüntü süslerle kotarılmaya çalışıldı. Pandispanyayı Müge'nin damalı pasta tarifinde anlattığı şekilde yaptım. Hatta biraz da kırmızı gıda boyası kullanıp pembe bir pandispanya elde etmiştim. Buraya kadar çok başarılıydı. Kremalama kısmında acemilik yaşadık. Kuaförden gelip son anda yapılmaya çalışıldığından toparlama fırsatı da olmadı. Ancak Can'ın hatırına bizi mazur görürler yine de diyerek pastayı alıp yola çıktık kuzene doğru.

Bunlarda Gönül yengemizin el hünerleri,

İçi damla sakızlı muhallebi üzerinde eritme çikolata, meyve ve krokanlar ile tart

Meyveli ve damla çikolatalı 5.yaş pastası...
Tarifleri pek yakında...

3 ORTAK NOKTA

Aşağıda ki resimlerde ortak yenilesi noktayı bulunuz.

Cevap: Üst dudak

7 Aralık 2007 Cuma

YORUMLAR VE GÜZEL TELAŞLAR

Öncelikle bana maili gelmediği halde 14 adet yorumun geldiğini farkettim bloggerın moderate kısmında. Yorum sahiplerinden gecikme için özür diliyorum.

Bu akşam memleketten babaanne ve dedemiz geliyor. Yarın aynı zamanda Can'ın kuzeninin doğumgünü. Sonuç olarak, mutfakta güzel telaşlar içerisindeyim. Kuzenimize yapacağımız pastanın pandispanyasını hazırladık. Pandispanya yapmışken bu akşam için bir de kekimiz olsun dedim. Uzun zamandır kullanmayı düşündüğüm pekmez, zencefil ve muskatı ile güzel bir kek oldu. Gerçi ben bu malzemelerle kurabiye yapmayı düşünüyordum ama en pratik yol ne ise onu uyguladım. Zaten Can'da ben muskatı rendelerken uyandı. Telaşla muskat topunu kekin içine düşürdüm. Can'ı kucağıma alıp muskatı rendeleyeyim dedim, iyi de gidiyordum aslında ama gene düşürdüm topu:) İki karpuz bir koltukta olmaz deyip ara verdim.
Akşama da kumpir yapmayı planlıyorum çorba ve pilavın yanına. Hazırlıklarım tamam akşam fırına verilmek üzere. Muskattan patatesin içine de rendelemeyi düşünüyorum. Münevver Abla'dan öğrenmiştim bunu.
Fotoğraf ve tariflerle dönerim.
Ayrıca yarın uzun zamandır ilk defa kuaföre gideceğim Can'ı babaannesine bırakıp. Saçlarım kuaförün ellerindeyken, aklım oğlumda olacak...

4 Aralık 2007 Salı

YENİ BİRŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM...

Az önce yatmaya giderken içim içimi kemirdi, aklımdan geçen cümleleri buraya aktarmaz isem olmayacağını, uyuyamayacağımı anladım. Çok ara verdik, özletmeyelim dedik ve biz geldik.
Can büyüyor, artık küçülen kıyafetlerini kaldırıyorum. Kimilerini bir kez giydi, kimlerini hiç giyemedi. Bugün bizi ziyarete gelen arkadaşım, "Ben büyük şeyler aldım, henüz giyemeyecek sanırım" dedi. Ben de en iyisini yapmışsın dedim. O gidince giydirip bir bakayım dedim, büyük gelmek ne kelime biraz daha geçse giyemeyecekdi.
Sonra birden çekmecede büyüyünce giyer diye beklettiğim diğer giysileri geldi aklıma, tek tek giydirip çıkarmaya başlayınca farkettim ki kimilerini giydirmekte geç kalmışım. Kimilerinin ise vakti gelmiş. Babasının aldığı bu tişörtün mesela... Bu tişörtün vaktini geçirseydik azarı işitirdik babadan. Haklı çünkü bir hevesle ebay'den bulup almıştı.
Dün bütün gün, Can'dan kalan vakitte pastacılık dergi ve kitaplarımı karıştırdım durdum, bugün gelecek arkadaşıma yapmak üzere. Ama akşamın sonunda pes ettim ve Can uyuduktan sonra bildiğim pratik tarifleri uygulamaya karar verdim. Hafif bir moral bozukluğu yarattı bu bende. Bütün gün boş yere bakınıp durduğum, o vakti daha iyi değerlendiremediğim için. Farklı birşey yapmakta ki amacım fotoğraflayıp sizlerle de paylaşmaktı ama olmadı, bir başka sefere artık...

Pazar günü eşimle esaslı bir temizliğe giriştik. Aldığımız halı yıkama makinesi meğer yerleri de güzelce siliyormuş. Cam, fayans gibi yüzeyleri de gayet iyi ve pratik bir şekilde temizlediğini görünce epey sevindim. Uzun zamandır alınamayan toz alma işine giriştim ayrıca. Ama hala çok fazla dip bucak var. Gündüzleri gözüm takılmayacak bir süre sağa sola... Küçük bir de ev düzeni değişikliği yaptık. Bunun sonunda Pazar günü dışarı çıkma planı suya düştü. Neyse ki cumartesi günü Haliç kıyısına çıkıp parkta yürüyüş yapmıştık. Akşama da Azra arkadaşını görmeye gittik Can'ın. Azra'mız 20 günlük daha...
Can'ın hala uykuları düzenli değil, gece uyku düzeni çoktan oluştu ama halen kaçta yatacağı belirsiz. Dün banyosundan sonra 6.30 da babasının omzunda uyudu. Bugün ise saat 10'a geliyordu. Beşiğinin başında bekleyip sallamak gerekiyor uyanır gibi olduğunda. Babası keşfetti bunu da. İyi mi yoksa kötü mü yapıyoruz sallamaya alıştırmakla bilemiyorum. İlerde bu durum bizi zorlayacak gibi... Gündüzleri ise aynı durum geçerli. Bazen bir kez uyuyor, bazen sadece memede kestiriyor çok kısa sürelerle. Bugün uyanır gibi olduğunda sallamak süretiyle 2 saat kadar uyutabildim gündüz...

Şu an dışarda çok güzel yağmur yağıyor. En güzeli ise cadde lambalarının altından geçen yağmur damlalarını seyretmek. Daha da güzeli kar yağarken seyretmektir aslında. Daha ağır olur, ışığın altında daha uzun vakit geçirir her bir kar tanesi, damlalar kadar aceleleri yoktur onların.

Evet sanırım artık yatabilirim. Yeni bir yazı eklemeden içim rahat etmeyecekti. Bu bana biraz uykusuzluğa malolacak ama buna değer diye düşünüyorum. Bu satırları okuyacak sizleri düşünüp mutlu oluyorum. Buna değiyor işte. Paylaşmaya çok kötü alıştırdınız beni:) Blog arkadaşlarımı takip etmeden de duramıyorum. Yemek bloglarına bir de anne blogları eklendi. İşim arttı. Daha hızlı okuma tekniklerini gözden geçirmekte fayda var.

Sadece bilgisayar ekranı dışından da okumaya devam ediyorum. Aylık bebek dergileri, GEO ve Sofra dergisi var. Bunun yanında Orhan Pamuk'un "İstanbul "adlı kitabı var. Roman olmadığı için başlamamıştım. Ama bugüne kadar bekletmekle geç kalmışım dediğim bir kitap oldu. Anılarını çok güzel aktarmış. İstanbul'a farklı bir şekilde bağlıyor kitap sizi.

Can artık pek fırsat vermiyor gündüzleri okumaya... Daha fazla oyun ve ilgi istiyor. Yanında olmamdan ve onun agularını tekrar etmemden hoşlanıyor.

Ne diyordum evet sanırım artık yatabilirim:)