GEZİLER(YURTDIŞI) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GEZİLER(YURTDIŞI) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2012 Çarşamba

ve SON FİNAL: İSVİÇRE, Berlingen Köyü

Engen'deki otelimize doyamadan ayrılıyoruz öğle vakti...Yolculuk gölün hemen karşısına İsviçre'ye... Bu tatilin 11.şehrine...
6 otel değiştirdikten sonra artık bir dost eve misafir oluyoruz son gecemizde. Buradaki dostlarımız ziyaret edip ertesi sabah ise Türkiye'ye dönüş var planımızda...  3-DSC01453


Bodensee gölünün kıyısında bu şirin İsviçre köyüne, Berlingen'e varıyoruz...Köyde hareketlilik var. Çünkü yılın kermesi yapılıyor gittiğimiz gün... Her ülke kendi standını kuruyor... Farklı ülkelerden lezzetler tadıyoruz. Makedonya'dan İsviçre'den, İsveç'den...
7-DSC01452


Bu köyü defalarca ziyaret etmek kısmet oldu. Bu açıdan fotoğrafını öyle çok çektik ki, her mevsimini, yazını kışını...73-DSC01498


Ve biz ona bir aşkla bağlandık... Her köşesini biliyoruz, hayatımızda bir yeri var...72-DSC01494


Burada sanki yıllardır yaşamışız gibi.. 
Hafızamızda öyle bir yeri var.
71-DSC01492


Bu parkta Can ne çok oynadı...69-DSC01471



Her yaşında ayrı ayrı...

68-DSC01457



İşte bu dostlar sayesinde kısmet oldu bunlar...Türkiye standını kuran dostlar...
Sıramızı savdık, sizin yolunuzu bekliyoruz artık...2-DSC01449


Ve bu güzel tatil bitti istemeyerek... 
Artık dönme vakti...
Bu yazın başında çıktığımız ilk tatili yazın sonuna geldik ve ancak anlatıp bitirebildim. 
Bunun dışında daha başka çıkılan bir tatil ve çıkılacak bir tatil daha var... Artık ne vakit anlatılır, bu sayfalara taşınır bilinmez:)
5-DSC03788


Seviyoruz gezmeyi biz hepimiz ayrı ayrı çok seviyoruz. Başka türlü bu kadar gezmek mümkün olmazdı sanırım:)
77-IMG_0532

26 Ağustos 2012 Pazar

TUBINGEN & ENGEN


Biz ne bilelim sen bu kadar güzelsin, deryasın...
Sana gün değil günler ayırmak gerek...
Havanın güzel oluşu şansımız tabi, pırıl pırıl masmavi gökyüzü 60-DSC0138561-IMG_7751
17-IMG_7804 


Her şehirde uğradığımız parklarımız var bizim, keyifle çimenlerine oturduğumuz, sallandığımız, salındığımız, kendimizi bulduğumuz...
 


18-DSC01409 

6-DSC01408

Çiçeklerimiz var bizim sokak sokak dokunup gözlerimizle , mest olduğumuz...
64-IMG_779063-IMG_7788 


Evliliklerine mutluluklarına şahit olduğumuz insanlarımız var... Uzaktan seyreylediğimiz, tebessümle baktığımız... 


10-DSC01388

Ve bir şehirden bir başka şehre giderken doyasıya seyreylediğimiz engin çayır çimen kaplı arazilerimiz var... Almanya'da son kaldığımız otelimize doğru yol alırken...
21-DSC01417

Sağımız solumuz yeşil, mest halde yol aldık böyle... 19-DSC01414 


Almanya'da şehirlerin sonlarına eklenen -engen , -ingen eki bizdeki köy e denk geliyormuş. Tübingen'i geride bırakıp işin özüne köyüne geldik. Burası sade ve sadece Engen... İşte bu da Engen'deki otelimiz... Sessizliğin doğanın tam ortasında... Bir başka hayal otel bizim için ve biz bu hayalin içinde tam gerçeğinin yanındayız...
65-DSC0142320-DSC01415



Otelden seyrettiğimiz uzakta görünen göl ise Bodensee gölü... Karşısında ise masal ülkesi İsviçre var... Ve biz yarın yolculuğumuzun son gününü geçirmek üzere bu ülkeye gidiyor olacağız...
22-DSC01440


13 Ağustos 2012 Pazartesi

LUDWIGSBURG SARAYI & STUTTGART

Heidelberg’den istemeye istemeye ayrılıp yönümüzü Ludwigsburg’a çevirdik. Aslında öncesinde başka yerlere uğramaktı niyetimiz ama çocuklar arabada uyuya kalınca durmayıp devam ettik. İşte bir tur ile gezmeyip kendi başınıza gezmenin güzelliği burada. Gezi programınızı mevcut şartlara göre istediğiniz gibi değiştirebilme özgürlüğü…

Ludwigsburg’da istikamet Sarayı gezmek…

Saray ki ne saray…
Bahçeye girişi ile oturum yani Rezidans bölümüne giriş ayrı ücretli…
Biz Rezidans bölümünün İngilizce Rehberli olan saatini de kaçırdığımızdan sadece bahçeyi gezmek istedik. Zaten mekan o kadar büyük ve çocuk parkı bölümü o kadar zengin ki sadece bahçeler bölümünü bile bitiremedik. 
45-DSC01355

Burada yine güzel çocuk parklarından biriyle karşılaştık. Birçok sürpriz ile karşılaştık biz.

Örneğin buradaki aynanın karşısına geçip (Almanca olarak tabi:))  


"-Ayna ayna söyle bana. Var mı bu dünyada benden daha güzeli başka?"
Deyince ayna birden şekil değiştiriyor, size cevap veriyor ve karşınızda çok güzel bir kız çıkarıyorKız tabi ki Pamuk Prenses:) Siz aynanın karşısına geçip kötü kalpli kraliçenin rolünü oynuyorsunuz aslında:)
50-IMG_770506-IMG_77071-IMG_7708

Bir çok masalın burada canlandırılmasını izledik. Binbir gece masalları için bile apayrı bir bölüm vardı. 
53-IMG_7714
Alaaddin'in sihirli lambası...
Ali Baba ve 40 Haramiler...
40-DSC0134755-IMG_7720

Yabancı masallardan ise birçok çeşit vardı...
Hansel ve Gratel...
52-IMG_7711

Pamuk prenses ve yedi cüceler...
7 sineği aynı anda öldüren terzinin hikayesinden tutun, Pinokya’ya ya kadar birçok masalın içinde bulduk kendimizi. Bir taraftan anlatıyorlar bir taraftan yaşıyorsunuz karşınızda hareket eden dev kuklalar ile. 
Ya yanlarına gidip başlatma düğmesine basmanız lazım(Bu bile masalın karakterine uygun düşünülmüş) Ya da tekneyle siz dolaşırken başlıyor canlandırma, masal anlatılmaya.
Ali Baba ve 40 Haramiler ve Pinokyo örnekleri aşağıda. Tekne balinanın ağzından içeri giriyor, orada Pinokyoyu göreceğiz:)
56-IMG_772103-DSC01351
Can ne mutluydu bu parkta:)
Bahçede gezerken dinlemek istediği müziği seçti... 

42-IMG_764239-DSC01345

Tekneye defalarca defalarca bindi... 

Tahta oturup fışkıran suların içinden yükseldi...
38-DSC01343

Almanca bilmese bile arkadaşlar edindi:) 37-DSC01332

Onun kadar mutlu olan başka birileri daha var... Annelerini sıkıştırıp hepsi birden sütten pay almaya çalışan bu keçi yavruları olsa gerek :) 
En fazla 1 dakika süreleri var, ne kadar süt içebilirlerse kârdır:)
58-IMG_7743


Hiç gezememiştik güzel bir sarayın bahçe düzenlemesini şimdiye değin, 
Özellikle şekillendirilmiş çimlerden yapılma labirent olayı ilgimi çekmiştir hep. Buna şahit olabildim nihayetinde Ludwigsburg sarayında…
46-DSC0135844-IMG_765841-IMG_7639

Beni benden eden ortancalar burada da var... En sevdiğim renkleriyle üstelik...43-IMG_7648

Sarayı istemeyerek artık terk ediyoruz… Neyse ki konaklayacağımız şehir yakın... Stuttgart’a varıp otel bulacağız daha kendimize. Ama sanmayın ki zor iş, hemen booking.com a bir tık yapıyoruz, bize uygun olanı seçip gps kodlarını girip doğruca yol alıyoruz…
Otele yerleşip Stuttgart meydanına yol alıyoruz, burada kuzenimizle ve eşiyle buluşup kısa bir akşam turu yapıyoruz şehirde…
Elimizde Stuttgart'a ait bu fotoğraf var sadece... Şehri geride bırakmadan önce tepeden çekildi..
59-DSC01368

Yolculuk var Tübingen’e… Bizi kendine hayran bırakan bir diğer şehir… Bir günden çok çok daha fazlasını hak eden, tekrar gelinecek gezilecek şehrimiz…





19 Temmuz 2012 Perşembe

HEIDELBERG

Almanya’nın doğa ve tarihinin iç içe olduğu, savaşlardan yara almadan kurtulmayı başarmış, Neckar nehri ile iki yakaya bölünen, yeşillere bürünmüş eski üniversite şehri.


DSC01085 


Heidelberg’i gezi planımıza alışım şu fotoğrafı görmemle olmuştu… Ve kısmetimiz oldu böyle 
bir havada bu şehri ziyaret etmek... Pırıl pırıl gökyüzü... Yemyeşil doğa...

heidelberg


Avrupa’nın en eski en uzun çarşısına sahip olmasıyla da ünlü Heidelberg. Arnavut kaldırımı taşlar sanki Beyoğlu’nun sakin bir gününde geziyor hissetmeme sebep oluyor zaman zaman…


Bu çarşı boyunca yol almak bir keyif. Ara sokaklarına girmek, arka sokaklarında yol almak, ilk kez görülen kareler,keşfedilen dükkânlar, bir kafeden yükselen piyano sesleri, ortancalar... Sahte mi diye dokunuyorum ama her seferinde şaşırıp canlı çiçekler buluyorum. Oysa Türkiye’de o kadar alışmışız ki yapay çiçeklere. Burada ise kusursuz canlı çiçekler sergileniyor her yerde… Çeşitli güzellikte ortancalar beni benden ediyor...


DSC01195


Bir tablo gibi her sokak her ev…


DSC01240DSC01146


Dekorasyon üzerine küçük butik dükkânlar, bunun yanında büyük mağazalar dikkatimi çekiyor benim… Eşim ile yollarımızı ayırıyoruz bu çarşıda. Çünkü ben saatlerimi bu dükkân ve mağazalarda geçirmek istiyorum:) Çocukları da paylaşıyoruz. Her ikimizin de dileği oluyor. O bilişim mağazalarına yol alırken ben kendimi butik dükkân ve dekor mağazalarının atmosferine bırakıyorum.


Farklı türden küçük ama özenli dükkânlar büyüleyici…
Eski köprüye yol alırken sol kolda gördüğüm elişi ürünler satan mekâna girmekten kendimi alamıyorum.
İçerisi çeşit çeşit elişi nakışlarıyla bezeli lavanta keseleri ile dolu.
Seçim yapmakta bir hayli zorlanıyorum, eşimi arayıp yardıma çağırıyorum:)
Nihayetinde kararı yine ilk seçimimden yana kullanıyorum.
Eşim dükkânın bir resmini almak istiyor ama bayan uyarıyor, foto çekimi yasak, saygı duyuyoruz.
Ben mutluyum kelebeğimle ayrılmaktan…


IMG_1583


Bir sonraki durağım olan mağazalarda ise(Butlers ve bir tane daha) İpek’in doğumgünü partisinde, blog buluşmalarımızda kullanılmak üzere malzemelerle ayrılıyorum. Envai çeşit kurdeleler, çeşitli konseptte malzemelerin bir arada satıldığı standlar müşterilere fikir veriyor.


Burası bir üniversite şehri, Almanya’nın en eski üniversitesine sahip(Kuruluş: 1386)
Tesadüfen kendimizi üniversitenin içinde buluyoruz bu ara yol yürüyüşlerinde...
Her ülkeden öğrenciyi barındırıyor. Bizdeki gibi kapılar güvenlikler yok üniversiteye girişte…


Artık geri dönüş vakti otelimize derken dönüş yolunda bizi bir grup bayan durduruyor ve bir şeyler satmak istiyorlar. Biz burun kıvırıp yolumuza devam ederken son bir hamle ile durumu izah ediyorlar. 
Bu bir gelenekmiş, evlenecek hatun sepetindeki çeşitli ıvır zıvırları(el temizleme jeli, deodorant, çocuklar için balon, prezervatif...) satıp karşılığında temsili bir para alıp bir de üstüne t-shirtüne imza almaya çalışıyor. Tabi atayım hemen diyorum ama benden değil eşimden istiyorlar imzayı. Sadece beyler imza atabilirmiş:) Eşim alışverişini yapıyor, imzasını da atıyor Silvia’nın t-shirtüne:)

DSC01259DSC01258 




T-shirtlerinde “All eyes on Silvia- Bütün gözler Silvia’da” yazıyor... Silvia'ya ömür boyu mutluluklar diliyoruz:)



DSC01260


Tatil boyunca karşılaşacağımız 2.sağanak yağışa yakalanıyoruz yürüyüşte…




Starbucks kurtarıcımız oluyor. Islanmadan atlatıyoruz yine, dışarıda deli yağmuru seyrederken kahve içmenin keyfini yaşıyoruz. İçeriye havuza düşmüşe dönen insanlar giriyor koşarak.
DSC01225


Heidelberg’e gelip de Saray’ı(Schloss)görmeden olmaz. Saraya gitmişken de Alman Eczane müzesini gezmemek olmaz, çünkü zaten Şatonun içerisinde:) Bu müzeyi gezerken turuncu kıyafetleriyle Budistler görüyorum.


DSC00736


Sarayın çoğu yıkılmış ancak sırf manzarayı buradan seyretmek için bile dolaşmaya değer… Bir hatıra fotoğrafı çektirmek için de birebir burası… Arkanızda eski şehir..


DSC00751 


Biz bu ziyarette gözümüzü karşı tepeleri kestiriyoruz, yarın ki ziyaretimiz bu tepelere olacak ve köprünün fotoğraflarını bu açıdan alacağız akşam saatlerinde...



Neckar nehri şehri boydan boya ikiye bölmekte ve şehre ait bütün resimleri süsleyen bu nehir üzerinde ki en ünlü köprü, eski köprü diye geçen ve esas ismi Carl Thedor Köprüsü, çarşının bir ucunda yer alıyor. Benim lavanta kesecim ise hemen sol tarafta bu yol üzerinde:)
DSC01191DSC01095


Heidelberg'e ilk geldiğimiz gün konaklama işini Ibishotel’de yapıyoruz. Karlsruhe de kaldığımız otelde yine aynı zincirindi ve bize şahane bir aile odası vermişlerdi. Geniş geniş kalmış idik ancak burada Heidelberg’de kaldığımız otelde bu tarz odalar olmadığını öğreniyoruz. Ve bu aşamada booking.com uygulamasını just in time kullanmanın ne kadar müthiş birşey olduğunu keşfediyoruz. Son dakika fırsatlarını yakalamak demek bu. Yani aylar öncesinden otel rezervasyonu yaptırmaya gerek yok. Son 3 otelimizi bu şekilde buluyoruz hep.
Böylece Heidelberg’de saraya çok kısa mesafede ormanların içinde, şehir manzarasına nazır, Carl Bosch müzesine 3 adım ötede,dört tarafı yeşillikler ile kaplı, bahçesinde keyifle oturduğumuz, kısacası hayran kalıp ayrılmak istemediğimiz butik otelimizi buluyoruz. Çektiğimiz bir fotoğrafın program ile yağlı boya haline çevrilmiş hali aşağıdadır…




DSC01136 


Bir tablodan çıkmış gibi burası… Kuşsesleri, kuş sesleri, kuş sesleri… 24 saat boyunca durmuyor. Rüya gibi, bu bir rüya…


Hem oteli hem şehri beğendiğimizden Heidelberg’de planladığımızdan da fazla kalıyoruz. Ayrılırken de kendi kendimize bir kart atmayı ihmal etmiyoruz… Pulları otel görevlisinden temin edip onlara postaya vermeleri için bırakıyorum. Biz Türkiye’ye döndükten 3-4 gün sonra kartımız da geliyor, ulaşıyor bize:)


IMG_1581 



Otelin kahvaltısı da kendisi gibi güzel… 8 çeşit reçel ile kahvaltı etmek şımarmak demek:) 


DSC01274


Peynirler de aynı şekilde... Daha sonra bu peynir çeşitlerini Aldi marketlerinde buluyor ve yanımızda Türkiye'ye taşıyoruz. Çok sevdik çünkü. Şu sarılı kırmızı ambalajlı Babybell kaşarlar çok şirin. 




DSC01272


Heidelberg’de bizi hayal kırıklığına uğratan tek şey Hayvanat Bahçesi oluyor. Bu tamamen göreceli bir durum olabilir. Zira o kadar güzel hayvanat bahçeleri gezdik gördük ki Almanya’da, beğeni çıtamız iyice yükseldi. Heidelberg çok güzel bir şehir olduğundan büyük bir beklenti ile gittik hayvanat bahçesine de ama hiçbir albeni yoktu. Bahçe düzeni bize göre diğer parklara göre oldukça bakımsızdı. Sabah önce markete gidip çeşit çeşit kahvaltı alışverişi yapıp gitmiştik mekâna. Ufak çaplı rahatça piknik yapabileceğimiz bir mekânı olsa kendimizi mutlu hissedeceğiz ancak böyle bir alan kesinlikle yok. Alanı hızlıca turluyoruz ancak geniş yeşil çimler yok insanların rahatça oturabileceği. Sadece kafeler ve hayvanları seyredebilecek banklar var… Biz gezginleri mutlu etmiyor bu durum. Parkı hafta içi ziyaret ediyor oluşumuzda bizi etkiliyor sanırım. Etraf sakin, sıkıcı bir hava yaratıyor hafiften bu durum. Daha önceki ziyaretlerimiz hep haftasonlarına denk gelmişti çünkü… Derken hayvan dostları ziyaret ettikçe, onların şirinliği karşısında fikrimiz yıkılıp gidiyor... DSC01054




Keçilerin saldırısına uğruyoruz:) İpek şaşkın, çantamızda yiyeceklerin kokusunu aldılar sanırım:)

DSC01048DSC01045


Gebe keçiler var ve biz minik yavruları doğmadan ellerimizle tutuyoruz, hissediyoruz:) İkiz hamileler muhtemelen… 

DSC01039


Bu ağacın içine giripte gökyüzüne baktığımızda nefis bir görüntü çıkıyor karşımıza, 

DSC00981


Sonradan fikrimiz değişse de Hayvanat bahçesinde yine de çok oyalanmayıp tepelere doğru yol alıyoruz. Zaman değerli, keşfedecek çok şey var bu şehirde daha...


Beklentimizin üstünde bir mekanla karşılaşmamız ise Heidelberg tepesinde gerçekleşiyor. Max Planc Enstitüsünün de yer aldığı tepede filozoflar yolunda manzara müthiş.

Bu tepede güneşin batışını seyrediyoruz. Baba-kız iki sevgili gibi elele tutuşmuş bekliyorlar gün batışını:)
DSC00847




Tepede bulunmaktan keyif alan sadece baba-kız değil ana-oğul burada yer alan parka gitmekten büyük keyif duyduk. Masal temalı parkları seviyorum. Her kulübede bir masal ve kukla gösterisi başlıyor. Almanca bilmeyi isterdim. Hikâyeler anlatılıyor ama hep Almanca, biz birşeyler tahmin etmeye çalışıp kuklaların hareketini izliyoruz. 
Can için mi gidiyoruz bu parklara yoksa kendimiz için mi bilemiyorum:) DSC00785DSC00776DSC00781DSC00809


Bir sonraki akşamı karşı tepelerde yapıp buradan Şatonun ve köprünün fotoğrafını çekmeyi planlıyoruz... Yeşil, ne yöne baksak yeşil, çeşit çeşit ağaçlar...


DSC01094 DSC01070


Heidelberg bizde o kadar güzel etkiler bıraktı ki burada su altı fotoğraf makinemizi ve beraberinde neyse ki başka değerli bir şey içermeyen çantamızı kaybetmiş olmaktan mutsuzluk duymadık. Eşim muhtemelen daha çok üzüldü ama ben hiç üzülemedim nedense.
Dolaştığımız yerlere bakındık sorduk ancak yok…
Bu şehrin bilinmez bir yerinde bıraktık, kaybettik ya da çalındı makinemiz…


Nihayetinde bir parçamızı bu şehirde bırakaraktan ve yıllar sonra yeniden gelme isteğiyle dolu olarak yolumuzu Ludwigsburg’a çeviriyoruz:)