saraswati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saraswati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2012 Pazar

Swami Saraswati'nin İslam eleştirisi (kısım 6)

[[Madde numaraları (107. ve devamı) Saraswati'nin Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) adlı kitabındaki konu başlıklarıdır. İtalik dizili olanlar Kuran ayetleridir. Parantez içinde sure ve ayet numarası (19.15 ve devamı) gösterilmiştir. www.kuranmeali.org adresinde her ayetin Türkçede yayımlanmış otuz ayrı çevirisi karşılaştırılabilir. Cevap başlığı altında, 19. yüzyılda yaşamış bir Hindu derviş ve alimi olan Swami Dayananda Saraswati'nin itirazları verilmiştir. Cevapları Hintçe aslının İngilizce tercümesinden Türkçeye çevirdim. Gerekli gördüğüm yerlerde SN notu başlığı altında kendi yorumlarımı ekledim.]]

...............

107. “Kuran kitabında Meryem’in hikâyesini hatırla. (…) Ruhumuz Cebrail’i ona gönderdik ve Cebrail olan kusursuz (tam) bir erkek olarak göründü. O, Cebrail’e “Senden Allah’a sığınırım, beni senden korusun. Allah’tan korkuyorsan bana yaklaşma” dedi. Cebrail, “Ben Rabbinin habercisiyim ve sana mukaddes bir oğul vermek için gönderildim” dedi. Meryem “Erkek eli bana değmediğine ve zina işlemediğime göre nasıl oğul doğurayım?” dedi. Böylece ona hamile kaldı, ve karnında bebeğiyle beraber uzak bir yere (ormana) çekildi.” (19.15-19 ve 21)

Cevap: Melekler eğer Allah’ın ruhu ise ondan ayrı olamazlar;  akıl sahibi bir insan öncelikle bunu düşünür.

Bakire bir kız olan Meryem’in, bir erkekle temas etmek istemediği halde hamile bırakılması haksızlıktır. Melek eğer onu Allah’ın emriyle hamile bırakmışsa, o halde Allah’ın davranışı adalete aykırıdır. Buradaki diğer uygunsuz şeylerden söz etmemek daha doğru olur.

108. “Kâfirleri günah işlemeye kışkırtmak için onlara şeytanları gönderdiğimizi bilmiyor musun?” (19.81)

Cevap: Eğer Allah kâfirleri günaha kışkırtmak için şeytanlar gönderiyorsa, o günahlardan kâfirler sorumlu değildir. Ne onlar, ne de şeytanlar bundan ötürü cezalandırılabilir, çünkü emri veren Allah’tır; dolayısıyla sonuçlarından da Allah sorumludur. Eğer Allah’ın adaleti varsa, günahın cezasını kendi çekmesi gerekir; dolayısıyla cehenneme gitmelidir. Eğer Allah’ın adalet kaygısı yoksa o halde Allah zalim bir zorbadır; dolayısıyla günahkârdır, zira adaletsizlik ve zorbalık günahtır.

109. “Tövbe edip inanan ve salih amel ettiği için hidayete (doğru yola) erdirilenlere karşı elbette affediciyim.” (20.82)

Cevap: Kuran’ın savunduğu tövbe ve af öğretisi özellikle cüretkâr ve pervasız insanları günaha teşvik edicidir. Dolayısıyla bu kitap, dünyada kötülüğü ve günahı artırıcı bir etkiye sahiptir. Böyle bir kitap tanrının eseri olamaz.

110. “Yeryüzü yerinden oynamasın diye (onun üzerine) sağlam dağları yerleştirdik; (insanlar) gidecekleri yere varsın diye onlara yollar açtık.” (21.31)

Cevap: Yeryüzünün hareketleri hakkında bilgisi olsa Kuran yazarı böyle cahilce şeyler yazmazdı. Dağların ağırlığı olmasa dünyanın yerinden oynayacağını kim düşünebilir? Dağların ağırlığına rağmen depremlerde yer nasıl yerinden oynuyor?

SN notu: Birçok edebî eserde buna benzer fantastik imgelere yer verilmiştir. Kuran şayet bir edebi eser ise, bu tür ifadeler şüphesiz hoş görülebilir, hatta beğenilebilir. Ancak edebi eserler a) bilgi kaynağı ve b) hukuk metni olarak değerlendirilemez. Eğer Kuran bir sanat eseri ise, dokunulmazlık ve eleştirilmezlik zırhına sığınması da doğru değildir. 

111. “Mahrem yerini koruyan o kıza (Meryem’e) ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu alemler için bir mucize kıldık.” (21.91)

Cevap: Edep sahibi bir insan böyle bir müstehcenliği kitabına yazmaz; hele Allah’a böyle sözler atfedilmesi büsbütün utanç vericidir. İnsanlar arasında dahi anılması uygun olmayan sözlerin, tanrısal sayılan bir kitapta yeri ne?

SN notu: أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا ifadesi, “dişilik organını koruyan, ona el değdirtmeyen” demektir. Ferc sözcüğü Türkçeye genellikle am olarak çevrilir. Ancak inceleyebildiğim Türkçe Kuran mealleri burada “ırzını korumak” veya “iffet ve namusunu korumak” ifadelerini tercih etmiştir. Sadece eski Diyanet İşleri meali “mahrem yerini korumak” deyimini kullanır.

Kısım 46
112a. “Şüphesiz Allah iman edip salih amel edenleri içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar altın bilezikler ve incilerle bezenecek, giysileri ipekten olacaktır.” (22.23)

Cevap: Altın bilezikleri ve incileri ve ipekten giysileri olan bu cennet ne kadar bayağı bir hedeftir! Bu cennetin bildiğimiz raca saraylarından ne farkı var?

SN notu: Aksi kanıtlanmadıkça herkesin sözünü düz anlamıyla kabul etmek zorundayız. Aynı şey Kuran için de geçerlidir. Kuran’ın cennete ilişkin bize sunduğu hayli ilkel vizyonun mecazi olduğunu savunanlar, yalnız bu iddialarını ispat etmekle değil, ayrıca Kuran’ın diğer ifadelerinin mecazi OLMADIĞINI da ispat etmekle mükelleftir. Cennet eğer mecaz ise, mesela domuz eti yasağı veya oruç farizası veya Allah ve peygamber neden mecaz değildir?

112b. “Bana hiç kimseyi ortak koşma; benim evimi, tavaf edenler (…) ve secde edenler için temizle. (…) Belirli günlerde orada Allah’ın adını ansınlar (kurban kessinler), onlara rızk olarak verilen hayvanları yesinler ve yoksulları doyursunlar. Sonra bedenlerini temizlesinler, adaklarını adasınlar ve Eski Ev’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (22.25-29)

Cevap: Allah’ın evi varsa o evde oturuyor olması gerekir. O zaman bu putperestlik değil midir? Buna inanan Müslümanlar başkalarının putperestliğini nasıl eleştirir?

Eğer Allah adak kabul ediyor, ziyaretçilerin evini tavaf etmesini emrediyor ve yemeleri için kurban kesmelerine izin veriyorsa, Yunan tapınaklarının tanrılarından veya Tanrıça Durga’dan bir farkı yoktur. Kâbe adı verilen tapınak, öbür putlardan daha büyük bir puttur. Purana’lara inananlar ve Jainler eğer küçük putperest ise, Muslümanlar büyük putperesttir.

SN notu: Tanrının herhangi bir maddi varlıkla özel olarak irtibatlandırılması, putperestliğin esasını oluşturur. Bu varlığın İslamiyetteki gibi bir yapı (Kâbe) veya bir meteorit (haceri esved), Hıristiyanlıktaki gibi bir insan (İsa), veya Hindu kültlerindeki gibi insan veya hayvan şeklinde bir tasvir olması arasında prensipte fark bulunmaz.

Bizans geleneğindeki ikon tartışmaları bu konuya dair zengin teorik malzeme içerir.  İkon savunucularına göre kutsal tasvirler, ruhun soyut ve sonsuz olana yoğunlaşmasına yardım eden birer “yol göstericidir”. Nitekim εικών sözcüğü “gösterge” anlamına gelir.

113. “Sonradan siz kıyamet gününde diriltileceksiniz.”(23.16)

Cevap: Ölüler kıyamet gününe dek mezarda mı kalacak, yoksa başka bir yere mi gidecektir? Eğer mezarda kalacaksa, çürümüş ve kokmuş bir bedende kalmaktan dolayı iyiler de günahkârlar kadar acı çekecek demektir. Bu da adaletsizliktir. Kokmuş ve çürümüş bedenlerin çoğalması salgın hastalıklara sebep olursa, Müslümanlar bunun doğuracağı acılardan ve kötülüklerden de sorumludur.

SN notu: Yazar Hindu geleneği uyarınca ölülerin yakılması taraftarıdır. Müslümanlar gibi ceset gömmenin hastalıklara yol açacağı kanısındadır.


115a. “Allah bütün canlıları sudan yarattı. Bunlardan kimi karnı üzerinde, kini iki ayak, kimi dört ayak üzerinde yürür.”(24.45)

Cevap: Canlı varlıkların yapısında sudan başka birçok başka madde vardır. O halde “sudan yarattı” demenin anlamı nedir? Sudan yarattığı kadar topraktan, etten, kemikten ve başka maddelerden yaratmıştır.

115b. “Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse (…) onlar mutluluğu tadacaktır.” (24.52) “Allah’a ve resulüne itaat edin.” (24.54) “Namaz kılın, zekât verin ve resule itaat edin ki size merhamet gösterilsin.”(24.56)

Cevap: Allah’a ek olarak peygamberine itaat etmek gerekiyorsa, peygamber Allah’ın ortağı olmaz mı? Öyleyse Müslümanlar neden Kuran’da bahsedilen Allah’ın ortağı (şeriki) olmadığını söylüyorlar?

SN notu: “Resul sadece Allah’ın elçisidir, dolayısıyla ona itaat etmek Allah’a itaat etmekle eş anlamlıdır,” tezi kabul edilemez. Zira kendi itikadınca tanrıya inandığı ve itaat ettiği halde Muhammed’e inanmayanlar, onun koyduğu yasa ve yasaklara uymayanlar, onun kurduğu dini ve siyasi cemaate ait olmayanlar dışlanmıştır. Dolayısıyla gerçek dünyadaki insanların büyük bir kısmı dışlanmıştır. Bu anlamda, İslam’ın “vahdet” öğretisi inandırıcılıktan yoksun bir iddiadır.

116. “Kâfirlere itaat etme, onlara karşı büyük bir cihadla cihad et.” (25.52)

Cevap: Müslümanların Kuran’ı yeryüzünde barışı bozan ve kavgayı yücelten bir kitaptır. Bilge ve hak gözeten insanların onu reddetmesinin sebebi budur.

SN notu: Kuran soyut bir dünyada yazılmış teorik veya edebi bir eser olsa, yukarıdaki ifadeyi mecaz sayıp “manevi bir mücadeleden” söz etmek mümkün olabilirdi. Ancak Muhammed’in gerçek dünyadaki kariyeri böyle bir yoruma izin vermez. Giriştiği mücahedeler, dünyevi alemin savaş ve katliamlarıyla şaşırtıcı bir benzerlik arzeder.

119. “Ey Musa, ben aziz ve hakim olan (kudretli ve bilen) Allah’ım. (…) korkma, resullerim benim huzurumda korkmazlar.” (27.9-10) “Allah’tan başka ilah yoktur; O, büyük arş’ın efendisidir.” (27.26) “Allah’a karşı (Allah’ın huzurunda) büyüklük taslamayın, ve O’na Müslim olarak (benliğinizi teslim ederek) gelin.” (27.31)

Cevap: Bu Allah devamlı olarak kendini övmekte ve kendi büyüklüğünden söz etmektedir. Bilge insanların kendi kendilerine kaside düzmesi hoş karşılanmaz. Birtakım el çabukluklarıyla ve böbürlenmeyle kendini yücelten bu tanrı, ancak medeniyetten habersiz çöl insanlarını kandırabilir.

Allah’ın huzurunda büyüklük taslamak kötüyse neden Muhammed bu kitapta devamlı olarak kendini övüyor ve böbürleniyor? İnsan öldürmek, Allah’a karşı büyüklük taslamanın en kötü biçimidir. Muhammed insan öldürmekle kendi öğretisine karşı gelmiş ve gerçek teslimiyetin ne olduğunu anlamaktan aciz olduğunu göstermiştir. Kuran adı verilen bu kitap, buna benzer çelişkilerle doludur.

SN notu: Ağır darbe.

121a. “Musa bir yumruk vurdu ve adamı öldürdü. Musa: 'Rabbim, doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla' dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir.(28.15-16)

Cevap: Hıristiyanların ve Müslümanların peygamberlerine bak! Musa adam öldürüyor ve tanrısı onu bağışlıyor. İkisi de hak tanımıyorlar.

121b. “Senin rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için ise seçim yoktur.” (28.68)

Cevap: Allah dilediğini dilediği gibi yaratabilir mi? Kimini kral kimini dilenci, kimini bilge kimini cahil yapmak yalnızca onun keyfine mi tabidir? Eğer öyleyse Allah adaletten yoksundur ve dolayısıyla tüm alemin tanrısı olamaz.


122. “Nuh’u kendi kavmine biz (peygamber olarak) gönderdik. Ve o, onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı.” (29.14)

Cevap: Allah dünyaya sadece peygamberleri mi gönderir? Diğer canlı yaratıkları da Allah göndermez mi? Hepsini Allah gönderdiyse peygamberlere ayrıcalık tanımasının gerekçesi nedir? Eski insanlar bin yıl yaşadıysa şimdi neden yaşamıyorlar? Bunlar yalan yanlış bilgilerdir.

SN notu: Allah tüm mahlukatın yaratıcısı ise, bunlardan bir kısmını düzeltmek için peygamber yollamasına ne gerek vardır? Peygamberleri olduran tanrı, diğer mahluklarını düzgün yaratmaktan aciz midir? Diğer mahlukları bozuk ise, peygamberlerin düzgün olduğuna nasıl güvence verebilir?

123a. “Allah önce yaratır, sonra tekrar diriltir. Sonunda ona döneceksiniz.” (30.11)

Cevap: Allah üç kere değil iki kere yaratıyorsa, ilkinden önce ve ikincisinden sonra boş duruyor demektir. Anlaşılan, gücü bu iki yaratış (diriltiş) eylemi dışında boşa gidiyor.

SN notu: Kuran’da anılan tanrının, bellibaşlı iki eylem (yaratılış ve kıyamet) dışında büyük ölçüde işlevsiz olması dikkat çekicidir. İki nokta arasında tanrı birtakım öfke krizleri, ciddi sonuç getirmeyen bazı müdahaleler ve intikam planları ile vakit geçirir.

Yaratılışın şayet tanrısal bir gerekçesi varsa Allah’ın neden yaratılışa son vermek isteyeceği ve kıyametten sonra neyle vakit geçireceği de yeterince açık değildir. 

123b. “İman edip iyilik yapanlar ise cennet bahçelerinde ödüllendirilirler.” (30.15)

Cevap: Müslümanların cenneti bir bahçede oturmak ve altın bilezik takmak ise, bu cennetin dünyamızdan farkı yoktur. Cennette eğer bahçeler ve bilezikler varsa, bahçıvanlar ve kuyumcuların da olması gerekir, ya da bu sanatkârların işini orada tanrı yapmaktadır. Bazılarına diğerlerinden daha az bilezik verilirse bunun sonucunda mutlaka hırsızlık da olur ve dolayısıyla suç işleyenlerin cehenneme gönderilmesi gerekir. O halde cennetin ebedi olduğunu söylemek çelişkidir.

SN notu: Cennet eğer gerçek ise, “bahçe”, “bilezik”, “ipek” ve “nehir” kavramlarının sahip olduğu mantıkî uzantılara da sahip olması gerekir. Cennet eğer mecaz ise, bunu savunanlar “Allah”ın da mecaz olup olmadığını açıklamakla mükelleftir.



124. “Bilmez misin ki Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir, ve belirlenmiş vadeye dek dönen ayı ve güneşi yönetir? Görmez misin ki gemiler denizde Allah’ın nimetiyle yürür?” (31.29-31)

Cevap: Gök cisimlerinin hareketi ve gemilerin suda yüzmesi doğanın düzeninin eseridir. Doğanın düzenini tanrının yaratmış olduğunu söyleyemeyiz, çünkü tanrı doğanın düzenine ve akla aykırı olan bir şey yapamaz. Geminin yüzmesi Allah’ın varlığına delil ise, batması Allah’ın yokluğunu mu gösterir?

SN notu: Doğa olaylarına ilişkin olarak çeşitli dinlerin tanrıya atfettiği güçler, genel olarak bilinmezliğin (bilmemenin) edebî dille anlatımından ibarettir. Gök cisimlerine, hayata, ölüme, canlılara ve fizik kurallarına ilişkin olarak (henüz) bilinmeyen her şey “Allah” isimli tanımsız bir varlığa atfedilmiştir. “Allah”, bu akılyürütmede, “bilinmiyor” deyimiyle eş anlamlıdır. Bilinmez olana bir ad ve bir irade atfetmek, bilgi dağarcığımıza bir şey katmaz. Gereksiz bir kelime oyunundan ibarettir.

Bilginin artması “Allah” tezini zamanla bazı alanlarda (mesela gemi mühendisliği alanında) gereksiz kılabilir. Ancak bilinmeyen (zorunlu olarak) daima bilinenden daha fazla olacağı için, “Allah” tezinin inananlar nezdindeki çekiciliği asla azalmayacaktır. Dolayısıyla “çağımızda bilim ilerledi o yüzden tanrıya gerek yok” minvalindeki görüşler fazlaca yüzeyseldir.

SN notu2: “Geminin yüzmesi Allah’ın varlığına delil ise, batması Allah’ın yokluğunu mu gösterir?” sorusu üzerinde düşünmekte fayda vardır. Geminin yüzmesi eğer tanrının dolaysız iradesinin eseriyse, batması mantıken YA tanrının aczini YA DA kötü niyetini kanıtlar. Yok eğer tanrının rolü doğa yasalarını tesis etmekle sınırlıysa, tanrının doğa yasalarına aykırı iş yapamayacağını, dolayısıyla doğa yasalarının tanrının iradesinden üstün olduğunu kabul etmemiz gerekir.

125a. “Gökten yere kadar tüm işleri O yürütür, sonra sizin hesabınızla bin yıla eşit olan o günde, bütün şeyler yeniden O’na yükselir. O, görüneni ve görünmeyeni bilendir.” (32.5-6)

Cevap: Eğer şeyler Allah’tan iniyor ve Allah’a çıkıyorsa, demek ki Allah sonsuz değildir, belli bir yerdedir. Yoksa inmek ve çıkmak söz konusu olmazdı. Melekler gönderdiğine göre Allah yine sınırlıdır. Kendisi her yerde olsa melek göndermek zorunda kalmazdı.

Melek rüşvet alıp adaleti bozsa veya ölmüş birini serbest bıraksa Allah bunu bilebilir mi? Allah her şeyi bilen ve her yerde varolan ise elbette bilebilir. Ama eğer öyleyse melek göndermesine ne gerek var? İnsan ancak kendi gidemeyeceği bir yere haberci veya elçi gönderir.

Allah eğer mutlak-güçlü ise, yargılaması neden bin yıl sürüyor? Neden melekler göndermekle vakit geçiriyor?   

125b. “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak ve sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. Dileseydik elbette herkesi doğru yola döndürürdük. Fakat cehennemi hem cinlerle hem insanların bir bölüğüyle dolduracağım diye söz verdim.” (32.11-13)

Cevap: Can alma görevi ölüm meleğinin ise, o melek nasıl ölecek? Melek ölümsüzdür deniyorsa demek ki ölümsüzlükte Allah’ın ortağıdır.

Acı çeken ruhlar cehennemi doldururken bunu seyretmekle yetinen bir tanrı adaletsiz, acımasız ve ruhen kötüdür. Böyle merhametsizlik gösteren kimse bilge bir insan dahi olamaz, nerede kaldı tanrı.

126. “Ey peygamberin kadınları, içinizden biri fuhş (iffetsizlik, kabahat) ederse onun cezası iki katına çıkarılacaktır. Allah için bu pek kolaydır.” (33.30)

Cevap: Kadınların iffetsizliğinden erkekler de sorumludur. Kadınları iki misli ceza görürken Muhammed de cezalandırılacak mıdır?

SN notu: Yazarın bu yorumunu tam anlamadım. Kadınların iffetsizliğinden kocaları da mı sorumlu tutulmalı? Yoksa Muhammed’in iffetsizliğine gönderme mi var?

127a. “(Ey peygamberin kadınları,) Evinizde oturun ve eski cahillik zamanındaki gibi ziynetlerinizi ortaya saçmayın. Namaz kılın, zekât verin, Allah’a ve onun resulüne itaat edin.” (33.33)

Cevap:  Erkekler özgürce gezerken kadınların evde hapsedilmesi büyük adaletsizliktir. Kadınların canı da açık havada gezmeyi ve doğanın çeşitli harikalarını görüp bundan tad almayı istemez mi? Müslüman erkeklerin başıboşluğa ve şehvete olan meylinin altında yatan sebep işte bu kötü gelenektir.

Allah’ın emirleriyle peygamberinkiler bir midir, ayrı mıdır? Eğer birse “Allah’a ve onun resulüne itaat edin” demek gereksizdir. Yok eğer farklıysa, ayrıştıkları noktada birinin doğru ve diğerinin yanlış olması gerekir. Eğer biri tanrının iradesi ise, o halde diğerinin şeytanın iradesi olduğunu kabul etmek zorundayız.

SN notu: Yazar 19. yüzyılda Hindistan’da kadın hakları ve özellikle kadınların eğitimi konularında reform hareketine önderlik etmiştir.

İkinci paragrafta belirtilen konu önemsiz değildir. Peygamberin tanrıdan ayrı bir iradesi var mıdır, yok mudur? Eğer yoksa Muhammed tanrıdır. Eğer varsa, Muhammed günah işleyebilir ve şeytana uyabilir. Nitekim Ahzab 1 (“Ey nebi, Allahtan kork ve kâfirlere uyma”) bu ihtimali ima eder. Dolayısıyla Muhammed’e (kayıtsız şartsız) itaat etmek doğru değildir.

127b. “Zeyd eşinden ayrıldığında onu seninle evlendirdik, ki evlatlıklar eşlerinden ayrıldığında müminlerin onlarla evlenmesinde bir sakınca olmadığı bilinsin. Allah’ın kendisine farz kıldığı hususlarda nebi’nin sorumluluğu yoktur. (…) Muhammed, aranızdan kimsenin (hiçbir erkeğin) babası değildir.”(33.37-40)

Cevap: Ancak başkasının zararına kendi çıkarını kollayan insanlar bu tür hesaplara başvurur. Bu olay, peygamberin şehvete düşkün biri olduğunun kanıtıdır. Öyle olmasa kendi gelini konumunda olan evlatlığının eşiyle neden evlensin? Bu yetmiyormuş gibi Allah utanç verici bir işe tanık gösterilmiş ve suça ortak edilmiştir. Hiçbir toplumda bir insanın kendi gelinini baştan çıkarması iyi karşılanmaz.

Muhammed kimsenin babası değilse Zeyd kimin evlatlığıydı? Böyle olaya Kuran’da yer verilmesinin sebebi nedir?

127c. “Ey resul, ücretini (mihrini) ödediğin eşlerini, savaş ganimeti olarak aldığın cariyelerini, seninle hicret eden amca ve dayı ve hala ve teyze kızlarını, ve eğer dilersen kendini peygambere hibe eden o mümin kadını sana helal kıldık. Bunlar senin zorluk çekmemen içindir. Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (33.50) “Eşlerinden dilediğini yanına alır, dilediğini ertelersin. Uzak durduklarını dilediğinde yeniden yanına almanda sakınca yoktur. Onların sevinmeleri, üzülmemeleri ve senin verdiklerine razı olmaları için en uygun yol budur.” (33.51)

Cevap: Bu sözler, gemlenmez bir şehvetin ateşiyle yazılmıştır. Kendi gelinini bile eş almaktan çekinmeyen birinin, başkalarıyla da aşk oyunlarına girmemesi için elbette bir engel yoktur. Herhangi birinin eşinin, bir heves ve şehvet (gönül macerası) yüzünden evini bırakıp peygamberle evlenmesi hangi yasa meşru gösterebilir?

Peygamberin eşlerinden bazılarını dilediği zaman kendinden uzak tutabilmesi ve buna karşılık kadının ayrılma hakkının bulunmaması büyük bir haksızlık ve günahtır. Hiçbir yasa böyle bir adaletsizliği kabul edemez.

127d. “Ey müminler, size izin verilmedikçe peygamberin evlerine girmeyiniz.”(33.53)

Cevap: Nasıl kimse (şehvet duygularıyla) peygamberin evine giremez ise, kendisinin de aynı şekilde başkalarının evine girememesi gerekir. Peygamber dilediği kimsenin evine elini kolunu sallayarak girebiliyorsa halâ saygı görmesi mümkün müdür? Ancak akıl gözü körelmiş olan bir insan Kuran’ın tanrı sözü olduğuna ve bu kitabı yazan kişinin tanrının elçisi olduğuna inanabilir. Arapların ve diğer kavimlerin, akıldan ve ahlaktan yoksun bu kitaba iman etmeleri hakikaten büyük bir mucizedir!

SN notu: Yazarın son iki cümlesi, polemik bağlamından soyutlandığında, belki tahmin edilenden de daha derin bir noktaya temas eder. İman eğer aklın terk edilmesi üzerine kuruluysa, belki de Musa’nın ve Davut’un cinayetleri, İsa’nın akla seza doğumu ve ölümü, Muhammed’in Ahzab 30-53 ayetlerinde anılan kepazelikleri, belki de imanın en temel, en vazgeçilmez, bir bakıma en “mucizevî” unsurlarıdır. Akla ve edebe uygun olan şeylere kim olsa inanır; marifet aykırı olana inanabilmek mi acaba?

128a. “Allah ve resulünü incitenlere, Allah dünya ve ahrette lanet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.” (33.57) “Mümin erkek ve kadınları, yapmadıkları bir şeyden dolayı incitenler, iftira ve apaçık günah işlemişlerdir.” (33.58)

Cevap: Peygamberi incitmenin yasak olması doğrudur. Ama peygamberin de başkalarını incitmesi yasak olmalıydı. Kuran yazarının bunu düşünmemiş olması büyük eksikliktir.

İnsanların tanrıya kötü söz söylemesi tanrıyı incitir mi? Eğer incitiyorsa demek ki tanrı değildir.

Tanrıyı ve peygamberini incitmenin yasak olması, onların dilediklerini diledikleri gibi incitebileceği anlamına mı gelir? Kendilerinden olmayan herkese hakaretler yağdırmaları doğru mudur? Müslümanları ve onların kadınlarını incitmek kötü ise, Müslümanların başkalarını incitmesi de eşit derecede kötüdür. Bu hakikati kabul etmediği sürece, Kuran adı verilen bu kitabın savunduğu şey bir tarafgirlik öğretisi olmaya mahkûmdur.

128b. “(Münafıklara) lanet edilmiştir; nerede yakalanırlarsa acımasızca öldürülürler.” (33.61) “Yarabbi, onlara iki misli azap ver ve onlara büyük lanet et.” (33.69)

Cevap: Müslümanlar için “nerede yakalanırlarsa acımasızca öldürülecek” dense Müslümanlar bundan incinir mi incinmez mi? Kendi dinlerine inanmayanlara iki misli azap vermesi için dua eden insanlar ve bu duaya kulak veren bir tanrı, şüphesiz cani ruhludur. Öğretileri hak ve hakkaniyet duygusundan uzak bir tarafgirlik (hizipçilik) öğretisidir; ürkünç bir kötülükle beslenmiştir. Bu tür emirler yüzündendir ki bugün de Müslümanların bir çoğu din uğruna çeşitli kötülükler yapmaktan ve cinayetler işlemekten hicap duymuyorlar.

129. “O, cömertliğiyle, bizi ebedi (kalıcı) konutlara yerleştirdi. Orada bize yorulma yoktur, zahmet ve sıkıntı yoktur.” (35.35)

Cevap: Kısımlardan oluşmayan ev olmaz; kısımların birleşmesiyle inşa edilen hiçbir şey ise ebediyen kalıcı olamaz. Yorulmayan ve emek harcamayan beden hastalanır; eğer cennette beden varsa, emek ve yorgunluk da olmalıdır. Tek bir kadınla yaşayan insan bile ne zahmetler çekiyorsa, çok sayıda kadınla cinsel mutluluk vaat edilen kimse kim bilir ne kadar zahmet çekecektir. O halde Müslümanların cennetteki ikameti kalıcı mutluluk sunamaz.
  
130. “Hikmet dolu Kuran’a andolsun ki sen hakikaten doğru yolda (doğru yolu göstermek için) gönderilen resullerdensin. O, üstün güç sahibi ve rahim Allah tarafından indirildi.” (36.2-5)

Cevap: Kuran’ı yazan eğer Allah ise, kendi kitabı üzerine nasıl yemin edebilir? Kuran yazarının devamlı olarak kendini ve kitabını övmesi, pazardaki satıcı kadınlar gibidir; onlar da eriğim ekşi demezler.

Kuran’a inananların doğru yolda olduğu desteksiz bir iddiadır; zira doğru yol, hakkı (hakikati) söylemeyi, hakka (hakikate) inanmayı, tarafgirliğe taviz vermeden sadece hakka (hakikate) göre davranmayı, tüm insanlara karşı erdemli ve adil olmayı gerektirir. Oysa bu doğru yol anlayışını ne Kuran’da ne de onun tanrısında göremeyiz. Kendinden yana olmayanlara karşı hak gözetmeyen ve bilge bir insanın özelliklerinden yoksun olan biri, doğru yolun elçisi olamaz.

134. “Yeryüzü Rabbin ışığı ile aydınlanır, kitap açılır, nebiler ve şahitler getirilir, ve aralarında hak gözeterek ve haksızlık etmeyerek hüküm verilir.” (69.69)

Cevap: Allah eğer peygamberlerin ve şahitlerin tanıklığına göre karar veriyorsa mutlak-bilen ve mutlak-güçlü olamaz. Eğer hak gözeterek ve haksızlıktan kaçınarak hüküm verecekse, sadece insanların – geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki – eylemlerine göre hüküm vermelidir. Bazılarının günahlarının affedilmesi, kalplerin mühürlenmesi, doğru yolun gösterilmemesi, insanların Şeytan aracılığıyla kandırılması, yargının kıyamete dek ertelenmesi gibi adaletsizliklerden olduğu yerde adil bir hükümden söz edilemez.

137a. “Göklerin ve yerin hükümdarlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız dilediğine erkek (çocuk?) verir. Veya onları erkek ve kız olarak çift yapar, dilediğini kısır eder. Şüphesiz o her şeye kadirdir.” (42.49-50)

Cevap: Bu iddiaların, bilgisiz kadınları kandırıp onları tuzağa düşürmekten başka anlamı yoktur. Allah dilediğini yaratabiliyorsa başka tanrı yaratabilir mi? Yaratamıyorsa demek ki her şeye kadir değildir. Hoşnut olduğu insanlara kız ve erkek evlat veriyorsa, tavuklara, balıklara, domuzlara ve diğer çok doğuran mahluklara yavrularını kim veriyor? (Her şeye kadir ise) cinsel ilişki olmadan neden çocuk veremiyor? Neden keyfine göre bazı kadınları kısır edip onlara mutsuz ediyor?

SN notu: a) Mantık ve b) doğa yasalarının dışına çıkamayan bir tanrıya mutlak kudret atfedilemez.

137b. “Allah hiçbir insanla konuşmaz, meğer ki vahiy yoluyla yahut bir perde arkasından. Ya da O, bir elçi göndererek, izniyle ona dilediğini vahyeder.” (42.51)

Cevap: Allah eğer aracı kullanmadan dilediğiyle dilediği gibi konuşamıyorsa mutlak-güçlü değildir, yapabileceklerinin sınırı vardır. Sadece elçilerle konuşuyorsa, o elçilere ne söylediğini başkalarının bilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla elçiler istediklerini istedikleri gibi aktarabilirler. Allah eğer mutlak-bilen ve mutlak-güçlü ise, konuşmak veya insanlar hakkında bilgi toplamak için aracılara muhtaç olması, ya da insanların edimlerini kaydetmek için defter tutması anlamsızdır. Bunları yapan biri tanrı değildir; olsa olsa becerikli bir insandır.

SN notu: Ayette geçen bi-iznihi  بِإِذْنِهِ “izniyle” deyimi mantıkî bir anlam ifade etmez. Acaba doğrusu bi-uznihi بأُذْنِهِ  olabilir mi? “…bir elçi göndererek, onun kulağına dilediğini vahyeder?”

139. “Onu tutun ve cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başından aşağı azap olarak kaynar su dökün. (Deyin ki:) Tat işte, hani sen güçlü ve kerim idin? İşte inanmayı reddettiğiniz şey budur.” (44.47-50)
   
Cevap: Merhametli ve adil olan tanrının yaptığı işlere bak! Müslümanlar da tanrıları gibi davranmaya başlarsa vay insanlığın haline!

SN notu: Burada dile getirilen intikamcı ve işkenceci ruh hali ile, siret ve hadisin anlattığı, savaş esirlerini işkence ile öldürten Muhammed arasında bir paralellik olmadığı ileri sürülemez.  Karş. http://nisanyan1.blogspot.com/2012/11/sevan-nisanyandan-islami-bilgiler-nisa.html

3 Aralık 2012 Pazartesi

Swami Saraswati'nin İslam Eleştirisi (kısım 5)

[[Madde numaraları (85. ve devamı) Saraswati'nin Satyarth Prakaş (Hakikatin Zaferi) adlı kitabındaki konu başlıklarıdır. İtalik dizili olanlar Kuran ayetleridir. Parantez içinde sure ve ayet numarası (9.88 ve devamı) gösterilmiştir. www.kuranmeali.org adresinde her ayetin Türkçede yayımlanmış otuz ayrı çevirisi karşılaştırılabilir. Cevap başlığı altında, 19. yüzyılda yaşamış bir Hindu derviş ve alimi olan Swami Dayananda Saraswati'nin itirazları verilmiştir. Cevapları Hintçe aslının İngilizce tercümesinden Türkçeye çevirdim. Gerekli gördüğüm yerlerde SN notu başlığı altında kendi yorumlarımı ekledim.]]

85. “Fakat Resul ve müminler, ki mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler, hayırlar onlarındır; kurtuluş onlarındır.” (9.88) “Sana mazeret bildirip savaştan kaçanlara gelince, Allah onların kalbini mühürlediğinden onlar bilmezler.”(9.93)

Cevap: Muhammed’e inanıp onunla beraber savaşanlar iyi, diğerleri kötü. Diğerlerinin kalbini Allah mühürlemişse, işledikleri günahtan sorumlu tutulabilirler mi? Kalplerini mühürleyerek iyi olmalarını engelleyen Allah ise, sorumlu olan da Allah değil midir? Böyle adaletsizlik olmaz.

86. “(Savaşa katılmayanların) mallarından sadaka al, onları arındır ve temize çıkar. Onlara dua et, senin duan onlar için güvendir.” (9.103) “Allah, kendisi yolunda öldürmeleri ve öldürülmeleri halinde onlara vaadettiği cennetin karşılığında, müminlerin canlarını ve mallarını satın aldı. (…) Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim var? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; kârı (ödülü) pek çoktur.” (9.111)

Cevap: Maşallah bu Muhammed’in Gokul dervişlerinden bir farkı yok! Onlar da saf halkın varını yoğunu alıp günahlarından arındırma işini iyi bilirler!

Günahsız insanların canını almayı kâr hanesine yazan bu ticari işletme de güzelmiş doğrusu! Müslümanların tanrısı adaletten de merhametten de elini çekmiş, günahsız insanları Müslümanlara öldürtüp karşılığında cennet vaat ediyor! Tanrının adına bundan büyük leke sürülebilir mi? Bilge ve erdemli insanlar nezdinde bundan daha aşağılık bir şey düşünülemez.

SN notu: Gokul dervişleri (Gosains of Gokul) hakkında bilgi bulamadım. Uttar Pradeş eyaletindeki Gokul kasabasında, tanrı Krşna’nın en kutsal sayılan tapınaklarından biri vardır.


87. “Ey müminler, kâfirlerin size yakın olanlarıyla savaşın (onları öldürün); sizdeki kararlılığı (şiddeti) görsünler.” (9.123) “Her yıl bir veya iki kez sınandıklarını görmüyorlar mı ki, tövbe etmezler ve hatırlamazlar?” (9.126)

Cevap: Allah burada Müslümanlara hainliği emrediyor; kendi dinlerinden olmayıp komşu ve yakın oldukları veya hizmetinde bulundukları insanları fırsat bulduklarında öldürmeyi veya onlarla savaşmayı öğütlüyor. Nitekim Müslümanlar çoğu zaman Kuran’ın bildirdiği şekilde davranmışlardır. Müslümanlar Kuran’ın övdüğü kötülükleri anlayıp ondan yüz çevirseler iyi olur.

SN notu:  قَاتِلُواْ الَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ الْكُفَّارِ ibaresi “kâfirlerden size yakın olan (yakınınızda olan)ları öldürün” veya “onlarla savaş edin” anlamına gelir. “Biz eskiden Ermenilerle çok iyi komşuyduk” ifadesi, ister istemez, akla gelecektir.

88. “Şüphe yok ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra tahtına oturan Allah’tır.” (10.3)

Cevap: Allah dünyayı altı günde mi yarattı? Bu doğru olamaz, çünkü daha önce Allah “ol!” dediğinde dünyanın olduğu söylenmişti.

Tanrı eğer sonsuz ise neden göklerin üstündeki tahtında oturuyor? Her yerde olan, belli bir yerde olabilir mi? Eğer kastedilen şey dünyayı yönetmesi ise, o zaman Allah tıpkı bir insan gibi davranmaktadır. Her şeyi bilen tanrı, tahtında oturup hangi kararları verecek? Kuran adı verilen kitabın, tanrı kavramını idrak etmekten aciz birtakım cahiller tarafından yazıldığı yeterince açıktır.

SN notu: Alim-i mutlak olanın öğreneceği bir şey olmadığı gibi, vereceği bir karar da olamaz. Dolayısıyla tanrı, tahtında oturmakla, boşa vakit geçirmektedir. Ya da müdahale edemeyeceği bir süreci izleyerek kendi kendini öfkelendirmektedir.


90. “Sizi imtihan etmek ve hanginizin en güzel amel edeceğini görmek için altı günde gökleri ve yeri yarattı (…) Ölümden sonra şüphesiz dirileceksiniz.” (11.7)

Cevap: Tanrı sınav yapıyor ve işlerin sonucunu bekliyorsa mutlak-bilen olamaz. Ancak bilgisi noksan olan biri karar için imtihan sonucunu bekler. Hüküm için kıyameti bekliyorsa, adaleti geciktirmekte ve haksızlığın egemenliğine göz yummaktadır.

91. “Ey kavmim, Allah’ın bu (dişi) devesi sizin için bir ayettir (mucizedir). Bırakın Allah’ın arazisinde otlasın. Ona kötü niyetle yaklaşmayın, yoksa size azap olur.” (11.64)

Cevap: Allah’ın dişi devesi varsa mantıken erkek devesi de vardır. Dolayısıyla filleri, atları, eşekleri ve diğer hayvanları da olmaması için bir sebep bulunmaz. Allah’ın devesini çayırda otlatması ne hoş bir şey! Acaba bazen ona biniyor mudur? Her davar sahibi gibi, hayvanlarına göz kulak olan hizmetkârları da vardır mutlaka.

SN notu: Kuran’daki anlatıma göre Allah Samud kavmine Salih peygamberi göndermiş ve Salih’in peygamberliğine kanıt olarak mucizevi bir dişi deve bağışlamıştı. İslam-öncesi Arap mitolojisine ait olan bu hikâye, Kuran’ın yararlandığı diğer tarihi kaynaklarda mevcut değildir.


92. “Bedbahtlar cehennem ateşindedir, orada sızlayıp inlerler. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar (…) Mutlulara gelince, gökler ve yerler durdukça onlar da cennette kalıcıdır.” (11.106-108)

Cevap: Herkes kıyamet gününden sonra cennete veya cehenneme gideceğine göre, gökler ve yeryüzü neden varolmaya devam etsin? Cennette ve cehennemde kalış süresinin limiti göklerin ve yeryüzünün varoluş süresi ise, o zaman cennette ve cehennemde ikametin sonsuz olacağını söylemek çelişkidir. Sadece cahiller sözün önünü ardını düşünmeden böyle dikkatsizce konuşur.

93. “Yusuf babasına: 'Babacığım! 'Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm' demişti.” Ve devamı (12.4-59)
 
Cevap: Yûsuf suresinin tamamı Yusuf ve kardeşleri hikâyesini içeren baba oğul diyaloğundan ibarettir. Bu zaten halk arasında yaygın olan bir hikâye olduğuna göre, Kuran’ın tanrıdan gelen bir vahiy eseri olduğu söylenemez. Birisi, insanlara ait bir rivayeti aktarmıştır.


94. “Allah, görünmez direkler üzerine gökleri yükseltti, sonra arş’a kurularak (oturarak) güneşi ve ayı buyruğu altına aldı. Hepsi belirlenmiş vadeye dek dönmeyi sürdürür, ve O onları idare eder. (…) Yeryüzünü seren, orada dağları ve nehirleri ve tüm mahsulleri ve dişi ve erkek (mahlukları) yaratan O’dur.” (13.2-3) “O gökten suyu indirdi, ve böylece dereler (kendileri için takdir edilen ölçüde) aktı.” (13.17) “Aynı şekilde, Allah dilediğinin rızkını genişletir, dilediğini ise kısar.” (13.26)

Cevap: Müslümanların tanrısının bilimsel gerçeklerden haberi olmasa gerek, yoksa göklerin görünmez direkler üstünde durduğunu yazmazdı. Allah eğer arş adı verilen bir yerde oturuyorsa aynı zamanda her yerde olamaz.

Allah’ın bulutlar hakkında biraz bilgisi olsaydı, suyu yukarıdan aşağı indirdiği gibi aşağıdan yukarı çıkardığını da yazması gerekirdi. Kuran yazarının bulutların oluşumu hakkında bilgisi olmadığı anlaşılıyor.

Allah rızkı ve kederi insanların iyi ve kötü eylemlerine göre değil keyfine göre dağıtıyorsa, adaletten yoksun bir zorbadır.

95. “Allah dilediğini yoldan saptırır ve kendisine yöneleni hidayete erdirir (doğru yolu gösterir).” (3.27)

Cevap: Allah insanları yoldan saptırıyorsa Allahın şeytandan farkı nedir? Şeytan şayet insanları yoldan çıkarmakla suçlanıyorsa, Allah aynı şeyi yaptığında neden kendisinden hesap sorulmaz? İnsanları kötü yola düşürenlerin cezası cehennem ise, Allah’ın da cehenneme gitmesi gerekmez mi?


96. “Bu yüzden biz Kuran’ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu bilgiden sonra onların heveslerine uysan, Allah da seni gözetmez.” (13.37) “Tebliğ senin, hesap sormak bizimdir.” (13.40)

Cevap: Kuran hangi istikametten indirildi? Eğer yukarıdan indirildiyse Allah belli bir yöndedir ve evrenin rabbi olamaz. Mutlak ve sonsuz olan tanrı, her yerde eşit olarak mevcuttur.

Mesaj iletmek ulağın ya da postacının işidir. Haber iletmek için ulağa ihtiyacı olan kimse mutlak değil sınırlıdır, belli (sınırlı) bir yerdedir.

Hesap sormak ve muhasebe defterini kontrol etmek mutlak-bilen olan tanrının değil, gücü ve bilgisi kısıtlı olan insanın işidir. Kuran adlı kitabı, kısıtlı bilgisi olan bir insanın yazdığı anlaşılıyor.

97. “Devamlı dönen güneşi ve ayı sizin hizmetinize sundu, ve geceyi ve gündüzü sizin için yarattı. Ondan istediğiniz her şeyi size verdi. Nimetlerini saymaya kalkarsanız sayamazsınız. Bu yüzden insanoğlu nankör ve günahkârdır.” (14.33-34)

Cevap: Dönen güneş ve ay değil dünyadır. Kuran’ı yazan kimse bu basit gerçekten habersiz görünüyor.

İnsanoğlu günahkâr ve nankörse ona Kuran vasıtasıyla yol göstermenin boşuna olduğu söylenmiş. Zira kötü yolda olan insan zaten Kuran ne dese yolundan dönmeyecektir. Oysa gerçek dünyada insanların her zaman erdemli ve günahkâr (hem iyi hem kötü) olduğunu görüyoruz. Bu yüzden, iyiliği öğreten bir kitap bu yanlış öğretiyi savunamaz.

SN notu: Filozoflar ve erdemli insanlar, insanoğlunun hem iyi hem kötü olduğunu bilenlerdir. Cahiller ve mücahitler, insanı sadece dost veya düşman olarak görür. Muhammed ve kitabı, ikinci yolu seçmekle hata etmiştir.


98. “Rabbin meleklere ‘Ben kuru çamurdan bir insan yaratacağım, onun içine ruhumdan üflediğimde ona secde edin’ dedi.” (15.29) “İblis ise, ‘Rabbim, madem sen beni yoldan çıkardın, ben de onların hepsini yoldan çıkaracağım’ dedi.” (15.39)

Cevap: Tanrı ruhunu Adem’e üflediyse Adem’in de tanrı olması gerekir. Adem tanrı değilse Allah neden ona secde edilmesini emrederek kendi kendine şirk koştu? Allah şeytanı yoldan çıkardıysa neden şeytanın şeytanı, ya da onun yol göstericisi sayılmasın? Müslümanlar şeytanı “yoldan çıkarıcı” olmakla suçluyorlar. Eğer Allah Şeytanın yoldan çıkmasına izin verdiyse ve onun insanları yoldan çıkaracağını bildi ise neden onu engellemedi? Neden onu cezalandırmadı veya hapse atmadı? Neden yok etmedi?

99. “Her ümmete (kavme) ‘Allaha ibadet edin ve tağuttan sakının’ diyen bir peygamber gönderdik.” (16.36)

Cevap: Allah her ulusa kendi peygamberini gönderdiyse, onlardan birine (Muhammed’e) itaat etmeyenler neden kâfir oluyor? Kendi kavminin peygamberinden başkasına saygı göstermemek doğru mudur? Her ülkeye peygamber gönderildi ise Hindistan’ın peygamberi kimdir? Şüphesiz bu öğretide inanmaya değer bir taraf yoktur.

SN notu: Allah her ulusa peygamber gönderdiyse, hidayetin (cennetin) şartları arasında neden bunlardan sadece birine inanmayı saymıştır?

Her ulusa peygamber gönderilmiş ise, Muhammed’den sonra ortaya çıkan uluslara (mesela Kanadalılara, İsviçrelilere, Boşnaklara) da gönderilmiş midir? Gönderilmişse Muhammed son peygamber değil midir?

Arap kavmine gönderilen peygamber Türkler ve Fransızlar için bağlayıcı mıdır?


100. “Allah’a andolsun ki senden önce (diğer) kavimlere de peygamber gönderdik.” (16.63)

Cevap: Yemin etmek yalancılara has bir davranıştır, tanrıya değil. Dünyadaki tecrübelerimiz bize bunu gösterir. Doğruyu söylemeyi alışkanlık edinmiş biri neden yemin etsin?

Allah’ın Allah adına yemin etmesini anlamak mümkün değildir. Bu ayette “Biz” diyen kişi ile Allah’ın ayrı kişiler olduğu anlaşılıyor.

102a. “Cehennemi kâfirler için zindan kıldık.”(17.8) “Her insanın amelini boynuna astık. Kıyamet günü onu bir kitap gibi açıp göstereceğiz.” (17.13)

Cevap: Eğer göğün yedinci katında oturan Kuran tanrısına, onun kitabına, peygamberine, yargısına ve ibadetine inanmayanlar kâfir ise ve cehennem sadece onlar için yaratılmışsa, bu adaletsizliktir. Zira Kuran’a inanan herkes erdemli olamaz ve ona inanmayanların hepsi kötü olamaz.

İnsanlarına boynuna amel defterinin asmanın amacı amelleri ödüllendirmek ise, Allah’ın bazı kişilerin yüreğini ve gözünü mühürlemesi ve diğerlerinin günahlarını affetmesi, zalimane bir oyun gibidir.

Kıyamet gününde ortaya çıkarılacak olan defterler şimdi nerededir? Allah yevmiye defteri tutan bir muhasebeci gibi bu defterde kayıt mı tutar? Kişilerin önceki hayatları yoksa Allah onların kaderini neye göre belirleyebilir? Eğer onların (geçmiş hayatlardaki) amellerine göre kader biçmiyorsa, yaptığı şey adaletsizliktir. Zira insanlara, yaptıkları iyiliğe ve kötülüğe bakmadan elem veya mutluluk vermek adil değildir. “Allahın takdiri” demek bu durumu değiştirmez, çünkü hak gözetmeyen bir tanrı haksızlık suçlamasından kurtulamaz.

102b. “Nuh’tan sonra nice nesilleri helak ettik.”(17.16)

Cevap: Allah eski çağlarda yaşamış nesilleri, kabahatleri olmadığı halde helak ediyorsa Allah adil değildir ve adil olmayan biri tanrı olamaz.


103a. “Semud kavmine kanıt olarak (gözle görülen bir işaret olarak) bir dişi deve vermiştik, (fakat) ona zulmettiler. Oysa Biz ayetleri (işaretleri, mucizeleri) ancak korkutmak için göndeririz.” (17.59)

Cevap: Dişi devenin amacı eğer tanrının varlığını kanıtlamak ise ancak cahil insanlar böyle bir kanıta inanır. Yok eğer amaç insanların imanını sınamak ise, ancak bencil bir zorba böyle sınavlardan medet umar.

103b. “(İblis Allah’a isyan ettiğinde Allah ona) “Git” dedi, “Artık onlardan kim sana uyarsa, cehennem sizin hak ettiğiniz cezadır. Gücün yettiğince onları kandır, atlılarınla ve yayalarınla onlara saldır, mallarına ve çocuklarına ortak ol. Onlara vaad et. Ancak Şeytanın onlara vaat ettikleri ancak aldatmacadır.” (17.63-64)

Cevap: Allah eğer Şeytana insanları suça teşvik etme emri verdiyse, o halde Allah şeytanın amiridir. İnsanların işleyeceği suçların nihai sorumlusu odur. Ancak kavrayıştan yoksun insanlar böyle bir varlığı tanrı olarak kabul ederler.

103c. “O gün bütün insanları önderleriyle (imamlarıyla) beraber çağıracağız. O gün kitabı sağ eline verilenler o kitabı okuyacak, ve onlara zerre kadar zarar gelmeyecek.” (17.71)

Cevap: Herkes ancak kıyamet gününde hesaba çağrılacaksa bu nasıl adalettir? Bir yargıcın ilk görevi, adaleti mümkün olan en hızlı şekilde tecelli ettirmektir. Farzedin ki bir yargıç, hırsızlık yapan birine ilişkin tüm şikâyetleri elli yıl sonra dinleyeceğini ve o kişinin beraatine veya mahkûmiyetine o zaman karar vereceğini söylesin. Kıyamet gününün yargısı işte böyle bir yargıya benziyor. Hem düşünün ki geçmişte suç işlemiş biri ancak uzun bir zaman süresi sonunda ceza görüyor, oysa kıyamet günü yakalanan biri aynı gün cezalandırılıyor. Buna adalet diyebilir miyiz?

Suçluların yargı gününe peygamberleri (imamları) eşliğinde çıkması da Allah’ın bilgisinden veya tarafsızlığından kuşkuya düşmemize sebep olacak niteliktedir. Gerçek bir tanrının böyle bir aracıya ihtiyacı olabilir mi? Asla.

SN notu: İnsanların kıyamete peygamberleri (imamları) eşliğinde çıkacak olması, son yargıda bunların şefaatçilik ve/veya suçlayıcılık görevi üstleneceklerine, dolayısıyla bu dünyada onlarla iyi geçinmek gerektiğine işaret eder. Bu da Kuran dininin hakikati değil, aidiyeti (itaati) ön plana koyduğuna bir diğer delildir.


104. “Onlar için, içinden ırmaklar akan Adn bahçeleri (cennetleri) vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyer, taht (yüksek yastık?) üzerinde otururlar. Ne güzel bir ödül ve ne güzel yaslanma yeri!” (18.31)

Cevap: Bahçeleri, süsleri, kıyafetleri, yastıkları ve yatakları olan bu cennet ne kadar bayağı bir yerdir. Bilge insan bu cennetin adaletsizliğine isyan eder, çünkü insanın amelleri sonlu olduğu halde bu cennet sonsuzdur.

Her gün tatlı yesen sonunda zehir olur. Sürekli zevk içinde yaşamak da Cennet sakinlerine sonunda eziyet olacaktır. Hakiki kurtuluş öğretisi, bir Büyük Devir (mahakalpa) boyunca mutluluğu tattıktan sonra yeniden dünyaya dönmeyi gerektirir.

SN notu: Hindu öğretisinde bir mahakalpa, 311 trilyon 40 milyar yıl olarak hesaplanmıştır. Yazar bu sürenin, mutluluğu eziyete çevirmek için yeterli olup olmadığı konusunda bilgi vermemektedir.

105. Haksızlıklarından ötürü işte helâk ettiğimiz şehirler! Onları helâk etmeden önce vade biçtik. (18.59)

Cevap: Bir kentin halkının tümüyle günahkâr olması mümkün müdür?(…) Vade biçtiğine göre demek ki suç işleyip işlemeyeceklerini önceden bilmiyordu. O halde bu tanrı mutlak-bilen değildir.


106a. Çocuğun anne ve babası mümindi; onları inkâra ve azgınlığa sürüklemesinden korktuk. İstedik ki Rab onlara daha hayırlı ve daha merhametli bir başka (çocuk) versin.” (18.80-81)

Cevap: Vay o tanrıya ki korku ve vehimleri yüzünden suçsuz insanların canını alır! Suçsuz bir genci öldürmek için gösterdiği sebep de, anne babasının kendisinden (Allahtan) yüz çevirebilecek olması imiş. Adaleti değil tarafgirliği öğütleyen böyle bir tanrı olmaz olsun.

SN notu: Kehf suresindeki Hızır mesellerinin ikincisinde, Hızır suçsuz bir genci öldürür. Musa ısrarla açıklama isteyince, sabırsızlığından dolayı onu azarlar. Daha sonra bu açıklamayı verir.

Meselin mecazi/sembolik bir anlam taşıdığı savunulabilir. Ancak böyle olsa da mecazi anlamın ne olduğu açık değildir. Eğer kastedilen şey Allah’ın (veya peygamberlerin veya evliyanın) söz ve eylemlerine sorgusuz sualsiz itaat ise, bunun kötü bir öğüt olduğu şüphesizdir.

Diğer yandan, Kuran’daki Hızır mesellerinin 3. yüzyıla ait Rabbi Yoşua ben Levi ile İlyas Peygamber hikâyelerinden aktarılmış olduğu, dolayısıyla belki herhangi bir metafizik anlam gözetmeksizin popüler mitoloji çerçevesinde nakledilmiş olduğu da düşünülebilir. Bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Elijah#Rabbi_Joshua_ben_Levi

106b. “Güneşin battığı yere varınca onu bulanık (çamurlu) bir gözede batarken gördü ve orada bir kavim buldu. ‘Ey Zülkarneyn, onları ya cezalandırırsın, ya da onlara iyi davranırsın’ dedik.” (18.86) “Ey Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc yeryüzünde fesad etmektedir; o yüzden sana bir harc verelim, onlarla aramızda bir sedd inşa et.”(18.94)

Cevap: Kuran yazarı güneşin balçıklı bir gözede battığını zannetmektedir. Battığı yer göze değil havuz veya deniz de olsa fark etmez; yazarın coğrafya ve astronomiden habersiz biri olduğu muhakkaktır. Bilgisi olsa, olgulara bu kadar aykırı olan bir ifadeyi niçin kullansın? Bu tür bilgisizlikler, (günümüzde) Müslümanların da cahil kalmasına neden olmaktadır. Öyle olmasalar, bu kadar yanlış bilgilerle dolu bir kitaba nasıl inansınlar?

Sonra Allah’ın zulmüne bakın! Kendisi dünyanın yaratıcısı, hükümdarı ve yargıcı ise Yecüc ve Mecüc’ün dünyayı talan etmesine neden izin vermiştir? O talanı önlemek için kendisi tedbir alacağı yerde neden Zülkarneyn adı verilen kişiye duvar örmesi için malzeme vermiştir? Şüphesiz bunlar cahil insanların inanacağı masallardan ibarettir.

SN notu: عَيْنٍ حَمِئَةٍ  ‘ayn hami’a ifadesi “bulanık (çamurlu) kaynak (pınar)” anlamındadır. İslami literatürde bazen “deniz” veya “okyanus” olarak tevil edilmesi inandırıcı sayılamaz. Ancak bu yorum kabul edilse bile, dünyanın küresel yapısının Milat öncesinden beri Ortadoğu’nun bellibaşlı kültürel merkezlerinde bilinen bir husus olduğu göz önüne alınmalıdır. Yani “Muhammed zamanında insanlık cahildi” mazereti kabul edilemez.

Zülkarneyn ve Ye’cüc Me’cüc (Gôg ve Magôg) hikâyeleri, İran geleneğinden yaygın olan ve Tevrat’ın (sonradan eklenmiş) Danyal kitabında aktarılan İskender menkıbelerine dayanır. İskender’in “iki boynuzlu” olduğu efsanesi, belki Makedonyalının (tüm heykel ve portrelerinde özenle vurgulanan) saç yapısından ötürü, veya belki İran mitolojisinde adı geçen iki boynuzlu bir yaratıktan ötürü, öteden beri popüler olmuştur.

Yecüc ve Mecüc seddi muhtemelen Kafkasya’daki Darius seddini (MÖ 6. yy), veya daha kuvvetli olasılıkla Çin Seddini ifade eder. İskender Kafkasya sınırına seyahat etmemiştir, ancak Sogdiana seferinde iken o yörede göçebe (Türkî?) kavimlere karşı Çinlilerin inşa ettirmekte olduğu sedden haberdar edilmiş olması gerekir.

20 Kasım 2012 Salı

Swami Saraswati'nin İslam Eleştirisi (kısım 4)


60. “Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz o büyük bir sapıklığa sapmıştır. Önce inanıp sonra inkar edenleri, sonra inanıp tekrar inkar edenleri, sonra küfrünü artıranları Allah bağışlamaz; onları doğru yola eriştirmez.” (4.136-137)

Cevap: Halâ daha Allah’ın ortağı yok mu diyeceğiz? Allah’ın ortağı yoktur dedikten sonra inancı Allah’tan başka bir dizi koşula bağlamak çelişki değil midir?

Allah üç defadan sonra bağışlayıcı değil midir? Yoksa üç kez inançsızlıktan sonra da doğru yolu gösterir mi? Dördüncü defadan sonra doğru yolu göstermekten vaz mı geçer? Demek ki herkes hayatta dört kez inançsızlık ederse dünyada kâfir sayısı pek artacaktır.

61a. “Allah münafıkları [Müslüman görünen iki yüzlüleri] ve kâfirleri [tanrıyı inkâr edenleri] Cehennemde toplayacaktır.” (4.140) “Münafıklar Allah’ı aldatırlar (aldatmaya çalışırlar)… Fakat Allah’ın şaşırttığına (yoldan çıkardığına) asla yol bulamazsın.” (4.142-143)

Cevap: Allah’ın Müslümanları Cennete ve diğerlerini Cehenneme göndermesinin haklı sebebi nedir? Adalet (hak) duygusuna sahip bir insan böyle bir şeyi kabul eder mi?

Sahtekârlara aldanan ve onları aldatan bir tanrıya lanet olsun! O sahtekârlarla aynı anlayışın sahibidir; gitsin onlarla anlaşsın. ‘Dengi dengine çift koşsan, sabanın iyi yürür.’ Tanrısı sahteci [yoldan çıkarıcı] olan insanların sahteci olmamalarını nasıl beklersin?

61b. “Ey müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin.” (4.144)

Cevap: Müslüman olmayan iyi bir insan yerine kötü bir Müslümanla dostluk etmek doğru olabilir mi?

SN notu: لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ ayetinin anlamı, tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde, “dost olmayın” demektir. Liberal Müslümanları mahcup eden bu ifadeyi çeşitli şekillerde tevil etme arayışları inandırıcı değildir.

Yazarın tek cümlelik cevabı, “tarafgirlik” tezinin kusursuz bir özetidir. Ölçütümüz iyilik/erdem [hak] mı olacak, Müslümanlık [aidiyet] mi olacak? Temel ahlaki soru budur. Çağdaş dünyanın en yakıcı krizlerinin pek çoğu da bu soruya dayanır. Haktan değil aidiyetten yana tavır alan bir öğreti, ancak ahlaksızlık öğretisi olabilir.


62. “Peygamber size rabbinizden hakikatle geldi. İnanın, bu sizin hayrınızadır. İnanmazsanız bilin ki yerde ve göklerde olan şeyler Allahındır.” (4.170) “Allah birdir.” (4.171)
  
Cevap: Kuran peygambere inanmayı emrettiğine göre, inanç açısından peygamber Allah’ın ortağı değil midir? Allah’a şirk koşulmuş olmuyor mu?

Elçilerle konuştuğuna ve elçi gönderdiğine göre Allah belli bir yerdedir, sonsuz olamaz. Kuran bazen Allah’ın bir yerde olduğunu belirtip, bazen de her yerde olduğunu bildirdiğine göre aklı karışık olan biri tarafından yazılmıştır, veya birden fazla kişinin eseridir.

68. “Allah adına yalan uydurandan ve kendisine hiç bir şey vahyedilmediği halde, 'Bana vahyediliyor,' diyenden ve ' ALLAH'ın indirdiği gibi ben de indireceğim,' diyenden daha zalim kim olabilir!” (6.93)

Cevap: Bundan anlaşılıyor ki Muhammed Allah’tan kendisine bir mesaj geldiğini ileri sürdüğünde, başka birileri de aynı oyunu oynayıp kendilerine Allah’tan ayetler geldiğini ve bundan dolayı peygamber olduklarını iddia etmişlerdi. Onlarla mücadele etmek ve kendi iddiasını güçlendirmek için Muhammed bu yola baş vurdu.

69. “Sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, 'Adem'e secde edin' dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti. O ise secde etmedi. Allah, 'Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?' dedi. (İblis) 'Beni ateşten, onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm' cevabını verdi. (Allah) Ona, 'İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol. Sen alçaktakilere aitsin' dedi. (İblis) ‘Kıyamet gününe kadar bana süre tanı” dedi. (Allah) ‘Peki sana süre tanıdım” dedi. (İblis) ‘Beni yoldan çıkardığın için ben de senin Doğru Yolun üzerinde onlara karşı oturacağım, onlara önden, arkadan, sağdan, soldan sokulacağım, ve onların çoğu sana şükretmeyecek,’ dedi. (Allah) ‘Lanetlendin ve kovuldun, defol git; sana uyacak olanların hepsini cehenneme dolduracağım' dedi.”

Cevap: Allah’la Şeytan arasındaki bu münakaşayı dikkatle izleyin. Piyon hükmündeki bir meleğe Allah’ın boyun eğdirememesi, ona doğru yolu gösterememesi, isyan edip kötülük yoluna saptığı halde onun cezasız çıkıp gitmesine göz yumması çok tuhaftır. Allah böyle büyük bir hataya nasıl düşer?

Şeytan insanları kötü yola düşürdüğüne ve Allah da Şeytanı kötü yola düşürdüğüne göre, demek ki Allah Şeytanın Şeytanıdır. Nitekim Şeytan da Allah’ı, haklı olarak, kendisini doğru yoldan çıkarmakla itham etmektedir. Bu anlatım, Allah’ın iyiliğini göstermez; yeryüzündeki tüm kötülüklerin nihai kaynağı olduğunu gösterir. Müslümanlar böyle bir tanrıyı belki kabul edebilir, ama diğer iyi ve bilge insanlar bunu kabul edemez.

Allah’ın melekle konuşma biçimi, onu tıpkı insanlar gibi fiziksel beden sahibi, bilgisi kısıtlı ve adaletsiz biri yapmaktadır. Bilge insanların İslam dinini reddetmelerinin sebebi budur.

Şeytan, insana secde etmemekte haklıdır. Bugün tüm taraflar, insana secde etmenin günah olduğu noktasında hemfikirdir. Buna rağmen, burada iddia edildiği üzere, Allah’ın insana tapınmayı emretmesi bizim kavrayışımızı aşar. Bu masaldan çıkaracağımız en önemli sonuç, akılcı (rasyonel) itaat öğretisinden asla sapmamak gerektiğidir – emri veren tanrı bile olsa sapmamak gerekir, nerede kaldı insan!

SN notu: Cevabın son cümlesinin güzelliğine bakar mısınız?
 

70. “Rabbiniz Allah gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra arşa (taht’a) kurulmuş olandır.” (7.54) “Rabbinizi içtenlikle ve gizlice çağırın. O, haddini aşanları sevmez.” (7.55)

Cevap: Evreni altı günde yaratıp sonra yukarıdaki tahtta oturan (dinlenen) bir tanrı sonsuz ve kadiri mutlak olabilir mi? Tanrınızın kulağı ağır mı işitir ki, sadece çağrıldığında duysun?
Evreni altı günde yarattıktan sonra tahtında dinlendiyse yoruldu demektir. Bu tanrı şimdi uyanık mı uyuyor mu? Uyanıksa bir işi var mı? Yoksa istirahatine devam edip boşa mı vakit geçiriyor?

SN notu: اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ (istivâ ‘alâ-l-‘arş) deyimi çeşitli şekillerde tevil edilse de, düz anlamı şüphesiz “tahtında dinlendi” demektir. Arş bildiğimiz tahttır; Güneydoğu’da kullandıkları dam yataklarına da ta Asuriler zamanından beri ‘arş adı verilir. İstivâ “taht gibi kuruldu, oturdu, rahat etti” demektir. “Tahtına kurulma” ibaresi şüphesiz “egemenlik ilan etti” gibi bir anlama da yorulabilir. Ancak Kuran ayetinin işaret ettiği Tevrat Yaratılış (Genesis) 2.2’deki işbith ישׁבּת sözcüğü, şüpheye mahal bırakmayacak bir şekilde “mola verdi, dinlendi” anlamına gelir.

Kuran’da tanrıya atfedilen antropomorfik özellikler, geç dönem Yunan felsefesiyle veya Talmud dönemi Yahudi spekülatif geleneğiyle tanışıklığı olmayan bir kültürel çevreyi düşündürür. İnsani özelliklerden soyutlanmış bir Tek Tanrı düşüncesi, Orta Doğu’da, Kuran’dan önceki 800 yıl boyunca enine boyuna tartışılmıştı. Kuran yazar(lar)ının bu literatürden fazla haberdar olmadığı anlaşılıyor.

71. “Yeryüzünde kötülük yapmayın ve fesat etmeyin.” (7.74)

Cevap: Bu güzel bir öğüttür; ancak Kuran’ın başka yerlerinde savaşmayı ve kâfirleri öldürmeyi öğütleyen birçok ayetle çelişkilidir. Öyle anlaşılıyor ki Muhammed zayıfken barışı öğütledi, ancak güçlendiğinde savaş ilan etti. Savaş ve barış birbirine zıt ilkeler olduğuna göre, her ikisi birden doğru olamaz.


72. “Musa asasını yere attı, ve o bunun üzerine yılana dönüştü.” (7.107)

Cevap: Bu ifadeler Allah’ın ve Muhammed’in böyle saçmalıklara inandığını gösterir. Oysa bilgelik sahibi insanlar, böyle şeylerin cambazlık ve sahtekârlık gösterisi olduğundan şüphe etmezler.

73. “Bu nedenle (Mısırlılara), ayrı ayrı birer mucize olan su baskınını, çekirgeleri, haşeratı, kurbağaları ve kanı musallat ettik.” (7.133) “(Onlar buna rağmen Musa’ya inanmayınca) onlardan intikam aldık ve mucizelerimizi yalanladıkları için onları denizde boğduk.” (7.136)

Cevap: Ahlaksızlığa bakar mısınız? Allah burada birisine şantaj yapmak amacıyla yılan göndereceğini söyleyen köy zorbası gibi davranıyor. Bir kavmi denizde boğan ve diğerini karşıya geçiren tanrı, adalet hissinden yoksun biridir.

73b. “Şüphesiz onların dini helak olmaya mahkûmdur ve ibadetleri de batıldır.” (7.139)
 
Cevap: Kendi doğruluğunu iddia edip, milyonlarca insanı barındıran diğerini batıl ilan eden bir dinden daha küstah ne olabilir? Zira hiçbir dinin takipçileri tümden iyi veya tümden kötü olamaz. Ancak çok cahil insanlar, bir dinin mensuplarının topyekûn kötülüğüne hükmederler. (…)

SN notu: “Ancak çok cahil insanlar, bir [başka] dinin mensuplarının topyekûn kötülüğüne hükmederler.” Bu ilke, çağımız için yol göstericidir. Bir kimsenin, bir yandan Kuran öğretisini yol gösterici kabul edip, diğer yandan bu ilkeyi ikirciksiz ve tereddütsüz bir şekilde benimsemesi mümkün değildir. Dolayısıyla Kuran öğretisi reddedilmeli, bu yapılamıyorsa Kuran’ın çelişkileri ve yanlışları herkesin anlayacağı bir şekilde sergilenmelidir.


74. “Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: 'Rabbim, bana kendini göster, sana bakayım' dedi. Allah: 'Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de beni göreceksin' dedi. Rabbi dağa görününce onu yerle bir etti ve Musa baygın düştü;” (7.143)

Cevap: Konuşan ve görünen şey sonsuz (mutlak) olamaz. Eskiden böyle mucizeler gösteren tanrının şimdi buna benzer şeyleri yapmaması inandırıcı değildir. Bilinen doğrulara aykırı olan böyle iddiaların üzerinde durmaya değmez.

75. “Rabbini sabah ve akşam kendi içinden yalvararak, alçak gönüllülükle ve sessizce an; gafillerden olma.” (7.205)

Cevap: Kuran bazı yerlerde Allah’ı yüksek sesle çağırmayı, bazı yerlerde ise sessizce zikretmeyi emrektedir. Bu tavsiyelerden hangisi doğru, hangisi yanlıştır? Bir mısra diğeriyle çelişirse, buna meczup şarkısı denir. Tutarsız sözler ciddiye alınamaz. (Sessiz zikir şüphesiz evladır.)

SN notu: Burada kastedilen şey şüphesiz sadece ibadet stili değildir. Kuran’ın, din uğruna cinayeti ve savaşı öven, farklı inanç sahiplerine karşı saldırganlığı hak sayan agresif öğretisi eleştirilmektedir.


76. “Sana ganimetleri sorarlar. De ki, ganimetler Allah’ın ve resulündür. Allah’tan korkun.” (8.1)

Cevap: Ganimet aldıkları, haydutlar gibi davrandıkları ve başkalarını da buna teşvik ettikleri halde bunlara tanrı, peygamber ve mümin adı verilmesi çok tuhaftır. Allah’tan korktuklarını söylüyorlar ama çapulculuk yapıyorlar, türlü günaha giriyorlar, ve buna rağmen “dinimiz en iyisidir” demekten utanmıyorlar. Veda’ların hakiki dinini inkâr etmekten daha büyük bir ikiyüzlülük olabilir mi?

SN notu: Veda kelime anlamı itibariyle “bilgi, bilgelik” demektir. Yazarın hayal kırıklığına yol açan son cümlesi, bu açıdan ele alındığında bir nebze anlaşılırlık kazanır.

77. “Allah kendi dediğinin olmasını ve kâfirlerin ardının (neslinin?) kesilmesini irade etti.” (8.7) “Şüphe yok ki ben, ardı ardına bin melekle size yardım edeceğim.” (8.9) “Kâfirlerin yüreğine korku salacağım. O yüzden, onların boyunlarını vurun ve tüm parmaklarını (pençelerini?) koparın.” (8.12)

Cevap: Müslüman dinine inanmayanların kökünü kurutan bir tanrı ve onun peygamberi ne kadar zalimler! Allah onlara, kendisine inanmayanların kafalarını ve parmaklarını kesmeyi emrediyor ve bu zulüm eyleminde onlara yardım vaat ediyor! Bu tanrının, Lanka kralından aşağı kalır yanı var mı? Bu tüyler ürpertici öğreti tanrının değil, Kuran’ı yazan kimsenin öğretisidir. Eğer bu kitap tanrının işiyse, öyle tanrı bizden uzak olsun.

SN notu: Tanrı Rama ile savaşan Lanka kralı zalim Ravana, Hint mitolojisinde yaklaşık olarak Nemrut veya Firavun mukabilidir.

Enfal suresinin savaşçı dili şüphesiz mecazi anlamda da yorumlanabilir. Ancak, Bedir savaşı sırasında indirilen bu surenin, gayet somut bir çatışma ortamında taraflardan birini coşturma işlevine hizmet ettiği unutulmamalıdır.


79. “Fitne ortadan kalkıncaya ve Allah’ın dini (egemen) oluncaya kadar onlarla savaşın. (…) Bilin ki, elde ettiğiniz ganimetin beşte biri Allah’a ve resule ve onun yakınlarına ve yetimlere, fakirlere ve yolculara aittir.” (8.39-41)

Cevap: Yeryüzünün barışını bozan böyle çıkarcı ve saldırgan bir tanrıya Müslümanlardan başka kim inanır? Allah ve onun resulü adına yağmaya ve talana girişen ve başkalarını da buna alet edenler, hayduttan başka ne olabilir? Allah eğer o ganimetten pay alıyorsa, kendisi de soygunun suç ortağıdır. Böyle bir soygunu övmesi, tanrılığına hakarettir. Barışı bozan ve insanlık için bir facia olan böyle kötü bir öğretinin din adı altında dünyaya yayılması büyük bir talihsizliktir. Bu tür dinler yaygın olmasa, dünya şüphesiz çok daha huzurlu ve mutlu bir yer olurdu.

80. “Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vurup “yangın azabını tadın” diyerek canlarını alırken göreydin.” (8.50) “Onlar Rabbin ayetlerini yalanladılar, ve biz bu yüzden Firavun’un halkını helak ettik ve zulmlerinden ötürü onları suda boğduk.” (8.54) “(Anlaşma yaptığın) bir kavmin hıyanetinden korkarsan (şüphelenirsen) sen de onlarla anlaşmanı boz. Allah hainleri sevmez.” (8.58)

Cevap: Rusya Türkiye’yi, İngiltere Mısır’ı hezimete uğratırken o melekler uyuyor muydu? Eskiden Allah kendisine ibadet edenlerin düşmanlarını helak edip suda boğuyor idiyse, şimdi neden yapmıyor?

Kendi dinlerine inanmayanlara karşı nasıl davranmaları gerektiğine dair söylenenler utanç vericidir. Böyle öğütler bilge, erdemli ve iyi yürekli birinin ağzından çıkmaz. Bu öğreti, Müslümanların tanrısının adalet, merhamet ve diğer erdemlerden yoksun olduğunu gösterir.

SN notu: Adı geçen siyasi olaylar 1878 ve 1881 yıllarına aittir.


81. “Ey Peygamber! Müminleri savaşa yüreklendir. Aranızda sabırlı yirmi kişi varsa, iki yüz kişiye galip gelirler.” (8.64) “(Savaşta) elde ettiğiniz ganimeti helâl ve temiz kabul edin ve yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (8.69)

Cevap: Kendi taraftarlarını haksız dahi olsalar kayıran, onlara galibiyet ve ganimet vaadeden şey nasıl adalet, nasıl bilgelik, nasıl dindir? Barışı bozup savaş açan, başkalarını buna teşvik eden, ganimeti hak sayan bir öğreti, bırakın adil ve merhametli olan tanrıyı, akıllı bir insanın öğretisi dahi olamaz. Bu nedenle Kuran, tanrının sözü değildir.

82a. “Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babanızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. Aranızda kim onlara dönerse (onlara teveccüh ederse) zalimlerdendir (günahkârdır).” (9.23)

Cevap: İnsanlara babalarını, analarını, kardeş ve arkadaşlarını terk etmeyi telkin etmek kötülüktür. Bu kötü öğreti reddedilmelidir.

SN notu: Bu noktada yazara katılmak güçtür. Tarafgirliği lanetleyen ve salt erdem/hakikat arayışını öne çıkaran bir öğreti, onunla çeliştiği noktada, mantıken, aile-aşiret-kavim sadakatini de reddetmeyi gerektirir. Nitekim Swami’nin (daha sonra aktaracağım) yaşam öyküsü, bilgelik arayışı uğruna kendi babasını ve ailesini terk etmesiyle başlar. Bu cevapta bir psikolojik lapsus mu görüyoruz?

82b. “Allaha ve kıyamet gününe inanmayanlarla ve Allahın ve resulünün haram ettiğini haram saymayanlarla ve hak dinini din edinmeyenlerle savaşın (onları öldürün); ta ki kendilerine kitap verilenler cizye ödeyinceye ve boyun eğinceye kadar.” (9.29)

Cevap: Allah, imanını savaşsız yaymaktan aciz midir? Böyle bir tanrıyı kabul etmekten, tanrı bizi saklasın. Tanrı değil eşkiyadır bu.

SN notu: Tüm meallerde “savaşın” diye çevrilmiş olan fiilin aslı قَاتِلُواْ  kaatilû olup, “öldürün” diye çevirilmesi herhalde daha doğrudur. Ayet, kitap ehlinin (Hıristiyan ve Yahudilerin) cizye ödemek suretiyle “küçüklenmesini” (وَهُمْ صَاغِرُونَ“aşağılanmak” veya “aşağı konumu kabul etmek”), aksi takdirde öldürülmesini emretmektedir.


83. “Biz Allah'ın, kendi katından veya bizim elimizle, sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz.” (9.52)

Cevap: Müslümanlar Allah’ın zaptiyesi midir? Başka inançtan olanları cezalandırmak onların görevi midir? Başka dinden olan milyarlarca insan tanrının sevgili kulları değil midir? (…) Şaşırtıcı olan, aklı başında Müslümanların da bu mantıksız ve temelsiz dine inanıyor olmasıdır.

84a. Allah mümin erkek ve kadınlara, sonsuza dek kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler, Adn bahçelerinde temiz konutlar vaad etmiştir. En büyüğü Allah'ın rızasıdır. İşte en büyük kurtuluş budur.” (9.72)

Cevap: Kuran’ın kendi bencil ve partizan amaçları için insanları kandırdığını görüyoruz; böyle bir yem olmasa Muhammed onları kandırabilir miydi? Aynı kandırmaca başka dinlerde de vardır.

84b. “Onlar (sadaka veren müminlere) gülüyorlar (alay ediyorlar); Allah da onlara gülecektir (alay edecektir).” (9.80)

Cevap: İnsanlar elbette birbirine güler. Ama Allah onlara gülmemelidir (alay etmemelidir). Kuran din kitabı mı, güldürü kitabı mı?