SÜRPRİZLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SÜRPRİZLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2010 Cumartesi

EŞSİZ İKİ BAŞAĞIM İÇİN...

3 yıl önce 16 Eylül akşamı eşimin doğumgününü kutlayışımızın 3 gün sonrası Can'ın dünyaya gelmeye karar verdiği gün oldu...
O günden sonra da hayatımdaki eşsiz başak sayısı birdi, iki oldu.

3'lere özel bir doğumgünü olsun istedim bu yıl, eşimin şehir dışında olup tam da doğum günü akşamı eve gelişini fırsat bilip sürprizler karşılasın onu diyerek...
Can'ın dünyaya gelişiyle birlikte doğumgünü kutlamalarını ele geçirmesiyle, bir sitem başlamıştı babası tarafında...
"Artık benim doğumgünlerim kutlanmıyor" sitemi...
Bu siteme sessiz kalıp sürpriz planlarına devam etmem gerekti...
Hiç hissettirmeden, tahmin etmesine imkan verecek ipucu bırakmayarak yola devam etmek...
Kolay değil ama bu sabrın sonunda alacağım keyif mutluluk için az bile...

O akşam tüm ahali evde toplanmış, salon doğumgünü temasına süslenmiş, herkes ucundan tutmuş, masa hazırlanmış, beklemedeyiz, kapı çalacak, ışıklar sönecek, Can ile ben her zaman ki gibi karşılayacağız babasını, ta ki salona geçene dek...
Salona geçmesiyle ışığın açılıp ağız mızıkalarının çalındığı, iyi ki doğdun şarkısının yüksek sesten çalmaya başladığı curnuna karşısında şaşkınlık, yüze yayılan kocaman gülümsemeler...

IMG_1671
IMG_1674IMG_1596
IMG_1618

Süprizler çoklu olsun istedim. Hem Can için hem eşim için...
Yasemin'im koştu yardıma... Günler öncesinden pastanın detayları aktarıldı ve heyecanla beklemeye başlandı.
Pastayı gördüğümde hiçbir ayrıntının atlanmadığı bir sanat eseri buldum karşımda. Bana kalan sadece eve dikkatlice taşıyıp, fotoğraflarını çekmek oldu, ardından süpriz anına kadar saklamak...

An gelip pasta ortaya çıktığında neler olduğunu Yasemin'e bütün heyecanımla mail attım ertesi sabah... Neler yazdığım burada :)

Özetle pasta her harfine kadar gerçek bir SÜRPRİZ oldu...

Squash topunun sarı beneği...
Fotoğraf makinesinin boyun askısının yere dökülüşü bile birebir...

Yasemin bu işte ne kadar uzmanlaştığının imzasını atmıştı her köşeye...

Elimden geldiğince pastanın ayrıntılarını da çekmeye çalıştım. Bir sanat eseri ayrıntılarda gizlidir diyerek...

Yasemin'im bunlarla çok güzel kolajlar yapmış birde üstüne,
bana aynen buraya aktarmak kaldı...

İki Pasta Birarada / Armağan ve Can'ın Pastası

İki Pasta Birarada / Armağan ve Can'ın Pastası

Fotoğraf çekmenin heyecanıyla bir kolu düşen kaktüsü bile görememişim, nazar boncuğu olsun o da pastanın...

Baktıkça bu pastaya, güzel akşamı hatırlayacağım...
Can'ın arabayı eline alıp oynamak isteyişini, yüzündeki gülümsemeyi
Eşimin, Can'ın şaşkınlığını, mutluluğunu...

Mutlu eden sürpizlerle karşılaşıp, mutluluk veren sürprizler yapacağımız bir yıl olsun hepimiz için...

IMG_1654

1 Nisan 2010 Perşembe

PASKALYA ZAMANI

Paskalya zamanı yaklaştı. Hıristiyanlıktaki en eski ve en önemli bayram… İsa’nın çarmıha gerildikten sonra ki dirilişinin kutlanışı… Büyük perhizin sona erişi…
Her sene aynı tarihte gerçekleşmeyip Katolik ve Ortodokslar arasında da tarih farklılığı bulunan Paskalya Günü, Mart sonundan başlayıp Nisan sonuna kadar devam eden pazarlardan birine denk geliyor. Paskalya Gününün diğer isimleri ise Kıyam Yortusu, Diriliş Pazarı ya da Diriliş günü…

Hıristiyanların da tuttuğu bir oruç var. Büyük perhiz diye geçen 5 haftalık oruç süresince hayvansal hiçbir gıda tüketilmiyor. Bunu kısmen uygulayanlar var tamamen uyanlar var. Yani sadece et yemeyenler ya da hem et hem de süt, peynir yumurta gibi yan ürünleri tüketmeyenler de… Bu oruç Paskalya gününde sora eriyor.
Bizim bayramlarımızda olduğu gibi onların da bu bayramlarına has gelenekleri var. Paskalya Günü için evlerde Paskalya çörekleri yapılıyor; yumurta (boyalı paskalya yumurtası) haşlanıp boyanıyor; bu yumurtalar ve çikolata şeklindeki tavşanlar eşe dosta komşuya hediye ediliyor, mumlar yakılıp; dualar okunuyor. Büyük günde ise kilise de buluşulup dini tören(ayin) yapılıyor.
Bu dönemin lezzetleri bize bir şekilde ulaşır. Tavşan şeklindeki çikolatalarımız İsviçre’den her sene mutlaka gelir, boy boy… Bu çikolatalar sadece çocuklar içindir. Can bu çikolataları henüz pek yiyemedi. Onun yerine biz vekâlet ediyoruz şimdilik:) Can da kıyısından köşesinden nasipleniyor. Çikolatayı sevmediğinden değil, maalesef tam zıddı bir durumla karşı karşıyayız. Elinde ne kadarı varsa o kadarı bir hamlede ağza tıkıştırılıyor. Isırmak kısım kısım yemek yok. O yüzden çikolatalar hep gizli saklı köşelerde, gözden uzakta bizim evde.
Yumurtalarımız da bir iş arkadaşımızdan gelir, bu sene henüz gelmedi:)
Paskalya çöreğini ise bu dönemde olmasa da dönem dönem kendim yapardım. İlk yapışımda uzun uzun tarif arayışına girişmiş, Hürriyet gazetesinin sitesinde bir tarifte karar kılıp yapmıştım. Birçok alternatif arasından seçtiğim tarif pek güzel çıkmıştı. İyi ki çıktısını alıp saklamışım. O vakit bloğa tarifi yazmayıp sadece web linkini bırakmışım ancak o link şu an çalışmıyor. Aynı tarifle bir kez daha yapıp tarifini bloğa yazmak şart oldu.
Kimden Blogger Pictures
Dün işyerine bir paket geldi. Gelen paketten buram buram mahlep kokusu geliyordu. Tadarken de mis gibi sakız… Gayrimüslim iş ortağımızdan güzel bir jest. Pastane yapımı fakat bu çörek işini orijinaline uygun olarak yapan bir pastaneden; “Üstün Palmiye Pastanesi” Bu işi Rum ustalardan öğrenmiş olan bir Pastane. Pastaneye şu vakitler bir ziyaret yapma isteğindeyim.
Kimden Blogger Pictures
Ne güzel ki benim elimdeki tarifle yaptığım çörekler de bu pastanenin çöreğiyle aynı tad ve dokuda idi. Aradan bu kadar zaman geçmiş nasıl hatırlıyorsun demeyin. İnsan gerçekten sevdiği tatları kolay kolay unutmuyor. Sanırım duygusal bir bağlantı kuruyoruz beynimizde, böylece hafızamıza kazınıyor. Ratatoille çizgi filminde zalim eleştirmen nasıl o yemeği yiyip de çocukluğuna gittiyse ben de 3 yıl öncesine gittim bu çöreği tadınca:)
Kimden Blogger Pictures


Pastaneye siz de uğramak isterseniz:
Üstün Palmiye Pastanesi-Baruthane Cad. No: 68/A Feriköy,
TEL: 246 15 21- 231 92 53
Kimden Blogger Pictures

Not: Gelen çöreklerden birisi kimseye yedirilmeyip ertesi gün fotoğrafı çekilmek üzere gözaltında tutulmuştur. Fotoğraf çekiminin ardından salıverilmiştir midelere doğru:)

28 Şubat 2010 Pazar

ISPANAKLI RULO BÖREK + ALGİDA'YA TEŞEKKÜR

Olay sırasıyla gidelim ve önce Algida'ya kocaman bir teşekkür edelim. Perşembe günü tam da kandil günü bir paket geldi Algida'dan. Yeni ürünleri dondurma pastalardan iki çeşit kandil akşamı ikramları gibi gelmişti. Tabağımızı boş göndermeyelim. En azından bir teşekkür edelim Cömert Sevgiliye. Kaç kişi kısmetlendi bu pastalardan. Teşekkürler Algida... O kadar güzel ki hiç beklenmedik bir anda sürpriz paketle gelen mutluluk...



Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...




Bu haftasonu cumartesi sabahı kahvaltıya misafirlerimiz vardı. Can'ın arkadaşı Deha ve anne&babası... Kahvaltı masasında bir hamur işimiz olsun dedim ve tarifini kayınvalidemden alıp not ettiğim aynı zamanda pratikte olacağını düşündüğüm ıspanaklı rulo börekte karar kıldım. Ispanakları yıkama kısmı haricinde evet pratik... Marketten aldığım ıspanaklar temiz olduğu halde 5-6 su yıkadım. En zor kısmı da burası ama buna değiyor kesinlikle... Tarifi çok yakında ayrı bir yazı ile...



Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...




Kahvaltı hazırlıklarım daha bitmeden böreği fotoğraflayayım dedim, madem yeni bir tarif bunu yayınlamak da gerek. Bu çabam bir başka fotoğrafçıya konu olmuş. Sonradan şu kareyi gördüğümde de makineyi yine yanlış tuttuğumu farkettim:(
Bu sebepten fotoğraflarım titriyor, istediğim netlik tam olmuyor.



Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...




Hmm olmuş mu bakalım...



Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...




Kahvaltının ardından Deha ve Can bize bir resital verdiler:)



Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...


Misafirlerimizi uğurladıktan sonra baba ile Can her haftasonu olduğu gibi bu haftasonu da havuz+hamamın yolunu tuttular. Anne ise tercihini alışverişten yana kullandı. İlk fırsatta havuza bir fotoğraf gezisi düzenleyip Can'ın yüzme öğrenme aşamalarını fotoğraflayacağım:) Sevgili Ayça ilham kaynağım oldu :)
Can bu hafta ilk defa havuz gözlüğü kullanmış. Başını suyun içine sokmayı öğreniyor.

Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...


Havuz çıkışında buluştuk ve yeni bir kardeşin geliş haberini hayırlamaya arkadaşlarımıza gittik.
Annemiz 39 yaşında, 2.bebek süpriziyle ilk trimesterı mide bulantılarıyla geçirdiğinden yemek hazırlığını evin babası yapmıştı. Evin babası bu konuda bizlerden tam not aldı:)
Evde 7, 4 ve 2,5 yaşında 3 erkek çocuğu biraraya gelince epey şenlikli oldu:)
Kimden Klubeme Hoşgeldiniz...


35inden sonra doğumu bir çok anne tercih eder oldu, evlenme yaşı bir kez arttı zaten. Zamanında 2.çocuğa cesaret edemeyen anneler de aradan yıllar geçtikçe 2.çocuğa evet der oldular.
35. yaşlarda 2. bebek neden olmasın? İlk çocuktan sonra bir nebze rahata kavuşup 2.cocuğa cesareti olmayanlar için de güzel bir bahane sanki...

17 Aralık 2009 Perşembe

5. YIL'DA SEVGİLİYE...




Gerçek bir sürpriz yapabilmek hiç kolay değil.
“Sabır” en önemli yapı taşınız olacak…
Sabretmeyi içinizdeki coşkuyu heyecanı taşırmadan kendinize saklamayı bilmeniz gerek…
Titizlikle çalışmak, planlamak…
En sonunda da bu işin keyfini çıkarmak…
Şaşırmış, bunu beklemeyen kişinin yaşadığı katbekat artmış keyfine şahit olmak… Uzaktan da olsa…
Bu kişi sevgiliniz, 5 yıl boyunca aynı yastığa baş koyduğunuz kişi ise keyfi bir başka…







Bu keyifle bir de üstüne şiir yazmak gelirse içinizden tutmayın siz de benim gibi…
Acemice de olsa, dar vakitte de yazılmış olsa iliştirin sürprizinize…
Tek harfiyle oynamayın sonradan da bırakın ilk hali yansıtsın, o da öğrensin kendi gibi bir şiir olmayı…


"
Sen doğmadan hayatıma, geceyi yaşıyordum.
Sen görünüverdin, gündüzüm oldun…
Ne güzel şeyler yaşattın bana…
Sevilmenin tadına
Sevmenin tadına vardım
Ruhuma, ömrüme eş oldun…

“Seninle her yere” ile çıktık yola,
Gezdik gördük dünyayı, türlü güzelliklere ilklere şahit olduk birlikte…
Ne güzel anılar oldu onlar,
Andıkça mest olduğumuz, baktıkça keyiflendiğimiz fotoğraflarımız var …

Geçti yıllar, 5. yılımızdayız şimdi.
Ama sanki daha dün gibi karşılaştığımız ilk an,

5.yılda her şey daha güzel,
Aşkımızın meyvesiyle…
Daha nice birlikte geçen güzel yıllarımız olsun
Muhtacım gözlerine
Muhtacım sözlerine
Muhtacım sevgine
Hep yanımda ol

Sevgilime…"



25 Mayıs 2009 Pazartesi

CÖMERT SEVGİLİ CARTE D'OR



Esas yolculuğumuza çıkmadan bu haftasonu Algida’nın fabrikasına yapılan rüya tadındaki yolculuğu anlatmadan olmazdı.

Her şey e-posta kutusuna düşen bir davetiye ile başladı. Gitmenin çocuksu heyecanı o anda sardı, hemen "evet geliyoruz tabi ki" cevabı gönderildi.

Carte D’or Fabrika Gezisi:
Tarih: 23 Mayıs 2009, Cumartesi
Yer: Algida Çorlu Fabrikası, Tekirdağ
Akış:
11:30 Dondurmanın büyülü dünyasına varış
11:45 Dondurma üretim serüveni (sunum)
12:00 Serüveni yerinde yaşayalım (Fabrika Gezisi)
13:00 Ağaçlar altında piknik(CDO İkramlarıyla)
14.30 Dondurmanın büyülü dünyasından ayrılış

Programda eksik yazılmış bir şeyler vardı; “Her anında bol bol dondurma ve hediye ikramı…”
Yolculuk boyunca da, gezi öncesinde, sırasında, sonrasında sürekli ikramlara tabi olduk. Ancak bu kadar güzel misafir ağırlanabilir. Ben Carte D’or’u hem misafirperver bir evsahibine hem de cömert bir sevgiliye benzetiyorum…

Büyünün etkisiyle fazla fotoğraf çekememişiz…

Fabrika gezisi sırasında tazeliğin doruğunda ki dondurma çeşitlerinden yemek bambaşkaydı. Hattan çıkan daha ağzı kapanmamış kutulardan dondurma yemenin
keyfini yaşadık. Daha tam donmamıştı bile dondurma ve daha tazesini yemek mümkün değildi. Ama her şey inanılmaz çabuk oluyordu. Yazbuz dondurmaların kalıplara enjekte edilmesi ve paketlenmesi arasında geçen süre 5-10 saniyeyi geçmiyordu gördüklerim doğru ise…
Magnumlar önümüzden sıra sıra gidiyordu, onların hattı çok başka ve özeldi, proses bile diğerlerinden yer yer farklılık gösteriyordu. Ne de olsa Magnum…



Gezinin sonrasında piknik ise bambaşka güzeldi. Ağaçlar altında, serin serin, özenle hazırlanmış masa ve ikramlar. O kadar dondurmadan sonra bile tabağımı nasıl böyle doldurabildim ve tüketebildim bilemiyorum. Aç karna dondurma yemek iştah mı açıyor yoksa nedir?

Carte D’or bizi fazlasıyla memnun etmişti. Benim esas memnun olma sebebim ise blog arkadaşlarımla harika bir gün geçirmiş olmaktı. Onları ne kadar özlemiş olduğumu fark ettim. Onlarla bir aradayken kendimi ne kadar iyi hissettiğimi…

Bu geziye Can Paşa olmadan eşimle katıldık. Bu keyifli günün her anını doyasıya yaşamış olduk. Sonra fark ettim ki Can doğduktan sonra ilk defa böyle baş başa bir gün geçiriyoruz. Dile kolay 20 ay olmuş. Akşamları çıkıyoruz arada baş başa ama günlük bir gezi hiç olmamış. Bu ilk kaçamağımızın böyle güzel geçmesinden de ayrıca memnunduk. Sık sık birbirimize dile getirdik bunu…
O kadar çok teşekkür sebebim var ki Carte D’or.
Ne kadar teşekkür etsem az size, bu harika günü yaşamamızı sağlayan Carte D’or ve Excel Danışmanlık ekibine…


Not: Gideceğimiz ülke ya da şehir merak ediliyor. Bu sorunun cevabı için ülkeler ve şehirler diyelim. Direksiyonu nereye çevirirsek oraya gidiyoruz diyelim. Biraz sır katalım bu geziye...

13 Nisan 2009 Pazartesi

CARTE D'OR DAVETİ

Blog dünyasından uzaklaşınca etkinlikleri de kaçırır olmuştum. Bu durum beni üzüyordu açıkçası. Arkadaşlarımın biraraya gelip geçirdikleri keyifli etkinlikleri görünce, aralarında olamadığım için üzülüyordum. Emel'in vesile olmasıyla ben de haberdar oldum ve davet edildim bu etkinliklerden birine, şık bir e-davetiye ile...
Davetiyeyi gönderen Aylin Hanımı arayıp etkinliğin ne kadar süreceğini sormak istedim. Can Paşa yı ne kadar süre babasına emanet edeceğimi bilmek için... Aylin Hanım misafirinizi de getirebilirsiniz deyince, eşim geldi tabi aklıma, beraberinde de Can Paşa... Küçük bir hata yapmış olduğumun farkında değildim tabi. Can Paşa'nın yerinde durmayacağını, etkinlik boyunca yerinde durmayıp peşinden bir aşağı bir yukarı koşturacağımızı düşünemedim. Oysa ki planda eğer yaramazlık yaparlarsa dışarıya parka çıkmaları vardı. Ama hava o kadar soğuk ve rüzgarlıydı ki bu plan da altüst olmuştu...

Carte D'or ekibi çok samimi, çok nazik ve çok misafirperverdi. Kendimi çok iyi ağırlanan bir misafir gibi hissettim, Can'ın onca yaramazlıklarına rağmen...

Öncelikle çok güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamışlardı.


Can bile severek yedi... Çikolatalı keki sevdi en çok.

Eminim herkes benimle aynı fikirde, koyu bir muhabbet, fikir alış verişi vardı... Can'ın peşinden koşturmaktan dolayı ben pek katılamasam da...

Kahvaltının ardından çeşitli dondurma sunumları başladı... 4 çeşit farklı sunum vardı. Hepsinden de tatmış oldum.

Bu güzel misafirperverlik yetmiyormuş gibi hediyelerle uğurlandık.
Carte D'or yakında bloğu ile katılıyor aramıza...
Hoşgeldin aramıza diyor, bu güzel etkinlik için teşekkürlerimi iletiyorum Carte D'or ekibinin her bir üyesine tekrar tekrar...

24 Mart 2008 Pazartesi

İYİ Kİ AÇTIN PAPATYA...

SBelki 1 yıl bile olmadı seninle tanışalı papatya kız...

Ama çok sevdik biz seni,

Duyuyorum, okuyorum çok sevenin var, bilesin sen de...

İsterdim bir yelkenli tutup getireyim sahillerine...

Bin git istediğin yere diyeyim, ne zaman istersen o zaman dön...

Deniz tutkuna bir dem vur da öyle gel, çok özletme kendini diyerek...

Dönersin değil mi?

Can daha doğar doğmaz tanıdı seni,

Hatta doğmadan önce duydu belki o şen sesini,

İsterim hep var olasın hayatımızda,

Can'ın güzel papatya teyzesi...

İyi ki doğdun...

İyi ki açtın sen bizim hayatımıza...

Papatya demetleri yolluyorum sana...

Can Efendi şiirin bu kadarına izin verdi. Kusurlarımız ve acemiliğimiz için affet sen bizi Gülriz:)