ETKİNLİKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ETKİNLİKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2012 Perşembe

EĞLENJE


Eğlenje
Geçtiğimiz cumartesiyi bu kelimeyle eşleştirebilirim evet

“Eğlenjelibon ileJ”  Bu da günün sloganı olabilirJ

Bu eğlenceden Can’da Ben de Eşim de aynı payı fazlasıyla aldık… Olaydan bihaber olan İpek vardı bir tekJ


Kahvaltı sonrası diğer çocuklarla birlikte Can’ı bahçede onlarla ilgilenen Jelibon ablaları, Sihirbaz gösterisi ve çeşitli faaliyetler bekliyordu.
1-IMG_62921-IMG_6287


Böylece anne kahvaltısını huzurla keyifle yaptı… Kendisi için hazırlanan sürprizlerden de bihaberdi daha…
Sihirbazlık gösterisi sonrası çocuklar anneleri için kolye yapacaklardı kendi elleriyle ve bunları bize hediye edeceklerdi…

1-IMG_6316

Anneler ise Gıda Mühendisinden yenilenen Jelibon’un içeriği hakkında bilgiler alıp, uzman pedagog dan çocuk eğitim ve gelişim konusunda bilgi edinip sorularını yönlendireceklerdi.

Ve sonrasında ise katılımcı annelerin bir grubu çocuklarıyla çilekli pasta bir grup ise limonata yapacaklardı ve tabi yine eğlenjelibon ile….
07-IMG_6415

1-IMG_65481-IMG_6470
Güzellik gün sonunda ki hediyelerimizle devam edecekti…

Bitmeyecekti burada… 

Etkinlik bitiminde mekandan hemen ayrılmayıp biraz atları seyredelim dediğimizde bir yarışma mekanında olduğumuzu görecektik. Atla engeli atlama yarışları yapılmakta idi. Heyecanla yarışı seyrettik… Can birinci olan çocukla sohbet edecekti ve tüm seyircilere Jelibon dağıtacaktıJ Yarışmacılar dahil herkes jelibon yedi o gün Can'ın sayesindeJ

1-IMG_66651-IMG_65551-IMG_6759


Güzeldi farklı bir gün geçirmek… Yarışmacıların çoğunluğunu kızlardan oluştuğunu ve %90 oranlarda atlarının kuyrukları gibi upuzun saçlara sahip olduklarını fark etmek...

Günün son güzelliği ise eve onlarca uçan balon ile girmekti:)
Ertesi sabah yeryüzüne inmiş olsalar da:) 
Çok eğlenjeli bir gündü, kocaman teşekkürler Jelibon ve ekibi...
Bu balonlar kadar renkli ve keyifliydi günümüz bizimde işte... 
1-IMG_6404

4 Haziran 2011 Cumartesi

GERİYE SAYIM 4.HAFTA- KITALAR ÖTESİ BİR ETKİNLİK ve KİTAPLAR

Yaklaşık 1 ay kadar önce şu etkinliğe katıldım,

postcard_swap_450px1
Hiç haberimiz olmayacaktı...
Ela'nın annesi, senin sayende haberimiz oldu etkinlikten, çok ama çok teşekkürler

Kartpostal almak ve göndermekle ilgili özlemimi şurada anlatmış ve geçtiğimiz yeniyıl öncesi bir nebze gidermiştim...
Etkinliğin özeti, küçük çocuklu ailelere özel, uluslararası kartpostal gönderimi olması. Size çıkan 5 aileye çocuğunuz ile birlikte kart hazırlayıp gönderip, kime çıktığınızı bilmeden de 5 aileden kart bekliyorsunuz...
Bize çıkan ailelerin bilgilerini almamızla iyi ki katılmışız bu etkinliğe dedim daha bize gönderilecek kartlarımızı almadan...
Etkinliği düzenleyen annenin de adresiyle birlikte bize çıkan adreslerin hepsi farklı farklı ülkelerden ve kıtalardandı hatta... Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa, Hindistan ve Avustralya...
Kartları alma işi bir akşama sıkışınca yolumuz ve ümidimiz mahalle aralarındaki kırtasiyecilere düştü, Can ile müzeye gider gibi mahalle aralarındaki kırtasiyecileri dolaştık kart bulmak için...
IMG_1215
Oyuncakçıya girmiş kadar keyifli ilgiliydi Can, artık yaşı okul çağına geliyor neredeyse, 1 yıl sonrası onun için anaokulu başlangıcı olacak...
Kartlarımızı seçtik, yazdık ve cumartesi açık olduğunu öğrendiğim postaneden gönderdik onları...
IMG_1225IMG_1216
Daha bir haftayı tamamlamadan 6. günde Amerikaya gönderdiğimiz kartın yerine ulaştığını da öğrenmiş oldum Sevgili Levi'nin annesinin bloğuma bıraktığı mesaj ile... Oysa yılbaşı vakti Ankara'ya arkadaşıma gönderdiğim kart tam 3 hafta sonra ulaşmıştı! Şaşırtıyorsun beni Türkiye Postası...

Geçtiğimiz Perşembe biz de ilk kartımızı aldık Hollanda'dan... Can'ın posta kutusundan kartı alması benim için büyük mutluluktu... İlerde büyüdüğünde kartlar mektuplar hayatında ne kadar yer eder bilmiyorum ama ucundan da olsa yaşasın görsün bilsin bu kartpostal işini...

Diğer kartlarımızı heyecanla bekliyoruz... Gelen kartlara yeniden kart yazıp göndermek ise işin bir başka heyecanı mutluluğu...

Kitaplara gelir isek... Kitaplığımda çocuk yetiştirme kitapları üzerine ufak bir birikim oluştu sayılır. Artık 2.çocukta ne kitabı demeyip dayanamayıp aldım yine birkaç kitap sanki ilk hamileliğim, ilk çocuğum gibi yeni baştan okuyup hatırlamakta sakınca yok deyip, okumayı sevmenin bahanesiyle...
IMG_4197

Can'ın kreşinden ödünç alarak okuduğum 4 kitapda çerez gibi tatlılıkla okundu diğer kitapların arasında...
Bu son 4 hafta kitap okumak için de değerlendirilmesi gereken bir dört hafta benim için...
Elim hep şimdiye kadar okuyamadığım dünya klasiklerine gidiyor... Balsac ve Dostoyevski var daha sırada. Yetişir mi 4 haftaya acaba...

IMG_4199

4 Şubat 2010 Perşembe

ISTANBUL MODA HAFTASI 2010

Geçen haftalarda SantralIstanbul'da harıl harıl çalışıyorlar kar kış demeden. Metal iskelet üzerine büyük çadırlar kuruluyor. Merak ettik, sorduk.
-Ne kuruluyor burada
-Fuar
-Ne fuarı peki biliyor musunuz?
-Teknik fuarmıymış neymiş.

Güvenlik görevlisinin teknik fuar dediği şey Istanbul Moda Haftası 2010 çıktı. Geçenlerde Cemil İpekçi'nin defilesine davetiyemiz olduğu halde gidememiştik. Üzülmüştüm ki karşımıza bu fırsat çıktı. Tabi fotoğraf kursunun aşkıyla da hadi dedim eşime, gidelim Arzu Kaprol'un defilesine... Can'ı babanneye emanet ettik. 5 dakika yürüyüşten sonra olay yerine vardık.
Biz saf saf tabi gideriz gireriz içeriye derken, hooop durun bakalım. Davetiyeniz var mı sorusu ile karşılaştık. Fuarı gezin ama defile için davetiye gerekiyor. Kem küm derken dedim ben .... da çalışıyorum. Bizim giyim markalarımız da.... şunlar şunlar. Yalan yok. Bilsem gider isterdim davetiye ilgili arkadaşlardan... Neyse şirket ismi ve giyim markalarımız sayesinde davetiyelerimizi kaptık. Son dakika defile kapısından da içeri girdik. Ardımızdan kapılar kapandı, defile başladı. Zar zor arkalardan bir yer bulduk.
O metal iskeletlerden birine tırmanıp fotoğraf denemelerimize başladık.
Azimliyiz etkinlikler bitmeden bir defileye daha gideceğiz. Bu sefer vakitlice gidip önlerde yer alıp resim çekeceğiz. Soğuk içiniz misali fotoğraflara tıklayarak büyük halleriyle bakınız:)












Defile bitiminde Arzu Kaprol çıkıp selamını verdi. Çıkışta da bizi süprizler bekliyordu. Haftasonu magazin dergilerinde gördüğümüz şahıslar buradaydı. Çoğunu ismen tanımıyoruz ama simalar tanıdık geliyor. İsmen tanıyıp fotoğrafını çekebildiklerimiz ise Hande Ataizi ve Zeynep Tunuslu idi… Neslihan Yargıcıyı ise yakalayamadık. Her zamanki siyah gözlüklerinden tanıdım. Karanlık bir ortamda siyah gözlük takan bay/bayan çok kişi vardı. Camsız sadece çerçeve gözlük takan da vardı. Kemik gözlükler moda mı oldu nedir:) :) :)








30 Ocak 2010 Cumartesi

ÇANTAMIZDA NE VAR???

Sevgili E.T sobelemiş beni. Bloğa yeniden döndükten sonra ki ilk sobelenmem bu. O yüzden anlamı büyük benim için. Teşekkürler E.T:)

Şimdi bizim iki türlü çantamız var. Haftaiçi anne çantası ve haftasonu Anne-Oğul çantası... Hangisini döksem diye düşünürken ikisini de dökmeye karar verdim:)

İlk önce annenin çantası...


Bilimum tokalar, alışveriş fişleri, rimel, cep telefonu, ıslak mendiller, tek kullanımlık antibakteriyel jel, bir adet yedek lens, bugünlerde okuduğumuz kitap, aşı kartım(hep yanımda nedense:)), iki hafta sonrasına 4 kişilik tiyatro bileti, seyyar dikiş kutusu(otelden yürütülmüş :)), şifrematik, rimel, şirket kartım, cüzdan, mini ajanda, kalem, el kremi, flask diskler... Ev anahtarlarımı montumun cebinde unutmuşum, fotoğrafta yer almadı:)

Bu çantayla artık işimiz bitti, Can ile birlikte dışarı çıkarken ortak çanta kullanıyoruz oğlumla.
Bu sabah ben çantaları birleştirme işi yaparken bir poz çekiyorum ki, kameraya bir el giriyor:)

Kapkaç yapıldı bile...

Bir süre oynadı, sıkılıp bıraktığı anda yeniden fotoğraf çekmeye devam ettik...

Dışarda geçecek zamana göre bez(2-3), ıslak havlu, alt açma bezi, pişik kremi(nadiren), herşeyden yedek birer takım(atlet, çorap, pantolon, sweat ve kapişonlu kolsuz sweat), yedek sular(ufak olan Can için, büyüğü anne babanın), oyuncak arabaları(sadece dışarıya çıktığında oynuyor, her zaman görmediği oyuncaklar olması önemli:), anahtar, cüzdan, cep telefonu, mendil, minikitap, not defteri, boya kalemleri, didöden-üccen:) mini kek(cuma akşamından kek yapamamışsam, öğlen atıştırması, ailecek paylaşılacak)
Şimdi dökülüp saçıldık, ben de başka anneleri sobelemek istiyorum. Kimleri???

25 Mayıs 2009 Pazartesi

CÖMERT SEVGİLİ CARTE D'OR



Esas yolculuğumuza çıkmadan bu haftasonu Algida’nın fabrikasına yapılan rüya tadındaki yolculuğu anlatmadan olmazdı.

Her şey e-posta kutusuna düşen bir davetiye ile başladı. Gitmenin çocuksu heyecanı o anda sardı, hemen "evet geliyoruz tabi ki" cevabı gönderildi.

Carte D’or Fabrika Gezisi:
Tarih: 23 Mayıs 2009, Cumartesi
Yer: Algida Çorlu Fabrikası, Tekirdağ
Akış:
11:30 Dondurmanın büyülü dünyasına varış
11:45 Dondurma üretim serüveni (sunum)
12:00 Serüveni yerinde yaşayalım (Fabrika Gezisi)
13:00 Ağaçlar altında piknik(CDO İkramlarıyla)
14.30 Dondurmanın büyülü dünyasından ayrılış

Programda eksik yazılmış bir şeyler vardı; “Her anında bol bol dondurma ve hediye ikramı…”
Yolculuk boyunca da, gezi öncesinde, sırasında, sonrasında sürekli ikramlara tabi olduk. Ancak bu kadar güzel misafir ağırlanabilir. Ben Carte D’or’u hem misafirperver bir evsahibine hem de cömert bir sevgiliye benzetiyorum…

Büyünün etkisiyle fazla fotoğraf çekememişiz…

Fabrika gezisi sırasında tazeliğin doruğunda ki dondurma çeşitlerinden yemek bambaşkaydı. Hattan çıkan daha ağzı kapanmamış kutulardan dondurma yemenin
keyfini yaşadık. Daha tam donmamıştı bile dondurma ve daha tazesini yemek mümkün değildi. Ama her şey inanılmaz çabuk oluyordu. Yazbuz dondurmaların kalıplara enjekte edilmesi ve paketlenmesi arasında geçen süre 5-10 saniyeyi geçmiyordu gördüklerim doğru ise…
Magnumlar önümüzden sıra sıra gidiyordu, onların hattı çok başka ve özeldi, proses bile diğerlerinden yer yer farklılık gösteriyordu. Ne de olsa Magnum…



Gezinin sonrasında piknik ise bambaşka güzeldi. Ağaçlar altında, serin serin, özenle hazırlanmış masa ve ikramlar. O kadar dondurmadan sonra bile tabağımı nasıl böyle doldurabildim ve tüketebildim bilemiyorum. Aç karna dondurma yemek iştah mı açıyor yoksa nedir?

Carte D’or bizi fazlasıyla memnun etmişti. Benim esas memnun olma sebebim ise blog arkadaşlarımla harika bir gün geçirmiş olmaktı. Onları ne kadar özlemiş olduğumu fark ettim. Onlarla bir aradayken kendimi ne kadar iyi hissettiğimi…

Bu geziye Can Paşa olmadan eşimle katıldık. Bu keyifli günün her anını doyasıya yaşamış olduk. Sonra fark ettim ki Can doğduktan sonra ilk defa böyle baş başa bir gün geçiriyoruz. Dile kolay 20 ay olmuş. Akşamları çıkıyoruz arada baş başa ama günlük bir gezi hiç olmamış. Bu ilk kaçamağımızın böyle güzel geçmesinden de ayrıca memnunduk. Sık sık birbirimize dile getirdik bunu…
O kadar çok teşekkür sebebim var ki Carte D’or.
Ne kadar teşekkür etsem az size, bu harika günü yaşamamızı sağlayan Carte D’or ve Excel Danışmanlık ekibine…


Not: Gideceğimiz ülke ya da şehir merak ediliyor. Bu sorunun cevabı için ülkeler ve şehirler diyelim. Direksiyonu nereye çevirirsek oraya gidiyoruz diyelim. Biraz sır katalım bu geziye...

21 Mayıs 2009 Perşembe

TARİH KADAR HAYAL, RÜYA KADAR GERÇEK...

Geçen ay ilk defa İhsan Oktay Anar’ın bir kitabını okumuştum. Kitabı okurken iyi bir Türk yazarımızı daha keşfetmenin mutluluğunu yaşadım.
Ardından okuduğum bir başka yabancı yazardan sonra şunu kati süretle anladım. Ne kadar evrensel olmaya çalışsak da köklerimizde ki kültür kendi insanımızın yazdığına yakın kılıyor bizi. Bu sebepten artık kitap seçimlerimi daha çok Türk romancılar üzerine yoğunlaştırmaya karar verdim. Tam İOA'nın "Suskunlar" kitabını çok beğenip heyecanla yazarı çevreme de tanıtmaya girişmişken bir davet maili geldi İletişim Yayınlarından…
Sanki benim kitabı okuyup beğendiğimi bilmişçesine bu daveti göndermişlerdi. İhsan Oktay Anar Sempozyumu düzenleniyordu. Bir müze ve müzik dinletisinin yanında usta edebiyatçıların dilinden İOA’yı dinleyecektik. Sihir gibi geldi davet bana. Cumartesi sabahı sempozyumdaydım. Müzede, okuduğum kitaptaki karakterlerin 1:1 boyutta çizilmiş hallerini görmek şaşırtıcıydı. Çeşitli çizerler kendi yorumlarını katarak resmetmişlerdi. Minik heykelleri yapılmıştı. Keşke daha çok kitabını okuyarak gitseymişim diye de hayıflanmadım değil. Üniversitedeyken AKM’nin Büyük Sahnesinde oynanan “Efrasiyab’ın Hikayaleri” nin yazarının da İOA olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım. Çok beğendiğim bir oyun olmuştu.

Sempozyumun öğleden sonrasında ilk konuşmacılar arasında Elif Şafak vardı. Bu konuşmaya kalıp o sıralar okumaya başladığım “Aşk” kitabını ve daha önce beğenerek okuduğum diğer kitaplarını imzalatmak istedim ama olmadı, Can’ın öksürmeye başlamasından ürküp eve geri döndük.
Belki ilginç belki sıradan olabilir ama kendisi hakkında düzenlenen bu sempozyumda İOA’yı gören olmadı. Zaten pek ortalıkta gözükmeyi sevmediği, röportaj yapmadığını okumuştum bir yerlerden.

Diğer ilginç notum ise yine tam bu noktada Sevgili S.’ den aldığım yorum idi. “Yazmak ve Okumak” adlı iletime gelen yorumlardan biri İhsan Oktay Anar’ı okudum mu sorusu idi. Bu yazım, bu yorumun cevabıdır Sevgili S.

Size çektiğim fotoğraflardan örnekler sunuyorum.
Kitapları okuyanlar için bir bilmecenin ipucu, okumayanlar içinse anlamsız resimler olacaktır.

Suskunlar: Uzun İhsan

Kitab-ül Hiyel: Yafes Çelebi'nin DEBBABESİ
Kitab-ül Hiyel: Çeşitli makine eskizleri
Suskunlar: Davut
Her romanında yer alan Uzun İhsan'ın aynadaki diğer aksi İhsan Oktay Anar'ın kara kalem resmi...
İOA'nın kaleminden Efrasiyab'ın Hikayeleri'nin el yazısı orjinalleri...

13 Nisan 2009 Pazartesi

CARTE D'OR DAVETİ

Blog dünyasından uzaklaşınca etkinlikleri de kaçırır olmuştum. Bu durum beni üzüyordu açıkçası. Arkadaşlarımın biraraya gelip geçirdikleri keyifli etkinlikleri görünce, aralarında olamadığım için üzülüyordum. Emel'in vesile olmasıyla ben de haberdar oldum ve davet edildim bu etkinliklerden birine, şık bir e-davetiye ile...
Davetiyeyi gönderen Aylin Hanımı arayıp etkinliğin ne kadar süreceğini sormak istedim. Can Paşa yı ne kadar süre babasına emanet edeceğimi bilmek için... Aylin Hanım misafirinizi de getirebilirsiniz deyince, eşim geldi tabi aklıma, beraberinde de Can Paşa... Küçük bir hata yapmış olduğumun farkında değildim tabi. Can Paşa'nın yerinde durmayacağını, etkinlik boyunca yerinde durmayıp peşinden bir aşağı bir yukarı koşturacağımızı düşünemedim. Oysa ki planda eğer yaramazlık yaparlarsa dışarıya parka çıkmaları vardı. Ama hava o kadar soğuk ve rüzgarlıydı ki bu plan da altüst olmuştu...

Carte D'or ekibi çok samimi, çok nazik ve çok misafirperverdi. Kendimi çok iyi ağırlanan bir misafir gibi hissettim, Can'ın onca yaramazlıklarına rağmen...

Öncelikle çok güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamışlardı.


Can bile severek yedi... Çikolatalı keki sevdi en çok.

Eminim herkes benimle aynı fikirde, koyu bir muhabbet, fikir alış verişi vardı... Can'ın peşinden koşturmaktan dolayı ben pek katılamasam da...

Kahvaltının ardından çeşitli dondurma sunumları başladı... 4 çeşit farklı sunum vardı. Hepsinden de tatmış oldum.

Bu güzel misafirperverlik yetmiyormuş gibi hediyelerle uğurlandık.
Carte D'or yakında bloğu ile katılıyor aramıza...
Hoşgeldin aramıza diyor, bu güzel etkinlik için teşekkürlerimi iletiyorum Carte D'or ekibinin her bir üyesine tekrar tekrar...

5 Mayıs 2008 Pazartesi

YEMEK-NAME MAYIS SAYISI

Bu ay Yemek-Name'de büyük bebekler için lolipop kurabiye, minik bebecikler içinse yoğurtlu pirinçli kabak yemeği hazırladım.