KİTAPLARA DAİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KİTAPLARA DAİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2012 Çarşamba

BİR TAVSİYE; MERAKLI MİNİK DERGİSİ ve GEÇMİŞTEN BİR SAYFA; MİLLİYET ÇOCUK DERGİSİ

Can bu senenin en güzel hediyesini sene başında babasından aldı.  Eve Can’ın adına her ay PTT aracılığıyla düzenli dergi gelmeye başladı.


S-65-KAPAK


Tübitak’ın aylık olarak okul öncesi yaş grubu için çıkardığı Meraklı Minik dergisi tam da Meraklı Minikler için gerçekten. Her ay bir konu işleniyor ve bütün etkinlikler bu konu üzerine oluyor.İşlenen konular ağırlıklı olarak doğa üzerine… 
Örneğin: Kelebekler, Kuşlar, Ağaçlar…

Çocuklara doğa sevgisini hayvan sevgisini aşılıyor ve bilmedikleri birçok şeyi öğretiyor.Araya özellikle bizim çok bayıldığımız itfaiye, uzay gibi konular da giriyor… İtfaiye ile ilgili dergi en çok sevdiklerimizden… Her dergide bir mutfak köşesi oluyor.Örneğin aşağıdaki itfaiye aracı buna örnek :) 1-ARM_6489 

Bayram sabahı kahvaltı öncesi hızla karar verip hazırladık. Domates ezmesi ekmeğin üstüne, salatalık, zeytinler ve kaşar.Uzun uzun bu ekmekle oynadı. Tabakla beraber itfaiye arabasını sürdü, yangınlar söndürdü :) ama en sonunda ekmeği yeme işi anneye kaldı:)


Geçtiğimiz hafta yeni dergimiz geldi(dergi her ayın 1inde çıkıyor), konu ağaçlar idi. Boya kalemlerimizi, kağıtlarımızı alıp parka çıktık yeni aktivite için. Kağıtları ağaca yaslayıp üzerini boyamak suretiyle ağaç kabuğu desenlerini kağıda aktardık.

fotoğraf 2
 

Her ağacın kabuğu üstüne kağıtlarımızı yapıştırarak bir de sergi açtık parkta :)


fotoğraf 3

Her dergide bir de ev ödevi oluyor. Örneğin atık malzemelerle bir şemsiye yapmak, ya da kalem kutusu, kuş yuvası, itfaiye aracı yapmak gibi… Bunu yapıp fotoğraflayıp adınızı yaşınızı yazıp meraklı minik’e gönderiyorsunuz. Gelecek sayıda şanslıysanız fotoğrafınız çıkıyor. Çok gönderen olduğu için ancak iki sayfaya sığacak kadar fotoğrafa yer verip kalanını web sayfalarında yayınlıyorlar. Can'ı da o sayfalarda görebilirsiniz. Bir sonraki sayıda takvim yapraklarını ve çizmeli kedi kılıcını kullanarak yaptığımız şemsiyeli fotoğrafımızı heyecanla bekliyoruz:)

Bu ev ödevlerinden bir sonraki derginin konusunu da tahmin edebiliyoruz. Şemsiye aktivitesi isteniyorsa mevsimler olabilir, hava-iklim üzerine bir konu olabilir.

Derginin yanında o kadar çok ek malzemeler geliyor ki. Bütün materyaller de kaliteli malzemeden yapılmış. Belki Can’dan çok ben dergiyi hevesle bekliyor olabilirim:) 
Velhasıl dergiyi şiddetle tavsiye ederim. Okul öncesi alınabilecek en kaliteli dergilerden. Bizde başka yayınlardan da dergiler olduğundan bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. 

Sıra geldi benim meseleme...

Bizim çocukluğumuzda Milliyet Çocuk dergisi vardı. Abim alırdı düzenli olarak. Ben de okuma yazmayı söktükten sonra bu hazineye konmuştum. Önümde yığınla dergi vardı. Aylık değil haftalık çıkardı bu dergi.  Etkinlik kartları filan da yoktu yanında bu derginin, sade ve sadece dergi. Ama içi bana göre rengarenkti o zamanlar. Saman kağıda basılı olmasına rağmen... Okuma sevgisi belki de bu dergilerle başladı bende. Yıllarca aldı abim o dergileri. Sonradan benim aklım erince almaya devam ettim dergiyi, üstelik artık saman kağıdına değil beyaz kağıda basılıyordu ama eski tadı alamıyordum...Keşke o dergilerden annem saklasaymış. 

Redkit, Şirinler favorimdi. Ten Ten de olurdu dergide… Diğerleri çok kalmamış aklımda. Şirinler ve Redkit yetiyordu bana. Ama diğerlerini de illa ki okuyor, bulmacalarını çözmeye çalışıyordum.

O dergiler halen duruyor olsaydı Can da severek okuturdu eminim. Zira, Red-Kit favorimiz şu ara… Yapı Kredi Yayınlarından Kitaplarını bulup aldık neyse ki...

İnternetten araştırınca eski Milliyet Çocuk resimlerine ulaştım şu siteden. Bu sayıları çok iyi hatırlıyorum. Çok da güzel anlatılmış bu dergi... Fatih Beyin yazısını okumaktan büyük keyif aldım. Siz de okuyun vaktiniz varsa...
Bizim Milliyet Çocuk'larımız vardı.

milliyetcocuk

22 Haziran 2011 Çarşamba

GERİYE SAYIM SON HAFTA

Can geçtiğimiz cumartesi yani 4 gün önce Bademcik+Geniz eti ameliyatını oldu... Olma sebebi bademciklerinin haddinden büyük olması solunum yollarında kışın özellikle geniz eti ile birlikte tıkanma oluşturması idi. İri bademcik sahibi olunduğunda aynı zamanda geniz eti de benzer büyüklükte oluyormuş. Operasyon sonrası alınan bademcik ve geniz etlerini gördüğümüzde böyle olduğuna şahit olmuş olduk gerçekten de...
Yoksa bize hiç problem çıkarmadı bademcikleri şimdiye dek. Bilakis onu korudular belki, arkadaşları bademcik enfeksiyonu geçirirken o geçirmedi çoğu zaman. Ancak genizden konuşması ve gece horlamaları yüzünden rahat uyuyaması, beslenme zorluğu da olumsuz tarafları idi. Yazın değil ama kışın bizi zorlayan tıkaçlar oldular hayatımızda...

En basit operasyonlardan biri sanırım bademcik+geniz eti alınması, Can'ın odasından ayrılması ve uyanmış halde dönmesi yarım saat sürdü. Ama iyileşme süreci ve sonrasında yarattığı ağrılar, yeme&içme güçlüğünü göz önüne aldığınızda da en zor geçirilen operasyonlardan biri olduğunu gördük yaşadık... Operasyon kararı öncesinde çevremdekilerle paylaşıp deneyimlerini öğrendiğimde olumsuz cevapla pek karşılaşmadım. Herkes operasyon sonrası bol bol dondurma yeme imkanına kavuştuğundan bahsediyordu. Bu hoşa giden birşeydi.
Eşim de bu gruptandı. Arada bir fark vardı eşim ve sorduğum kişiler bu operasyonu 7-8 yaş üzerinde olmuşlardı. Can ise yaklaşık 4 yaşındaydı ve dondurma ile de arası iyi olan bir çocuk değildi...

Ameliyat sonrası zordu, hem de çok zor. Bugün 5. günümüz. Bu kadar ağrılı ve zor bir süreçten geçeceğimizi bilsek böylesine rahat gidemezdik hastaneye ameliyat öncesi.

Can'a ameliyat öncesi bu durumu uygun bir dille anlatmam gerekiyordu. Bir AVM deki oyuncakçının kitap reyonlarında dolaşırken şu kitaba rastladım.
Erken_ocukluk_Kitapl_Hastanede_en_ucuz____hastanede_739

3-6 Yaş arası çocuklara uygun, anlayabilecekleri bir dile sahip olan bu kitabı alıp defalarca okuduk. Kitap, Tubitak Yayınlarından. Bir çeviri olan kitapta kahramanımız Murat kulak ağrısı çekiyor, doktora gidiyor, ameliyat durumu oluşuyor, ameliyatını oluyor, ağrısız bir şekilde evine dönüyor. Kitap hastanede nasıl bir ortam olduğundan, bir ameliyattan önce ve sonra neler yaşandığından bahsediyor. Çocukların uzun uzun bakabileceği, bir şeyler öğrenebileceği ve üzerinde konuşabileceği ayrıntılara, resimlere sahip bir kitap. Sayfalar arasına gizlenmiş sarı ördekçiği bulma oyununu Can çok sevdi.
Bu sebepten Can'da ameliyat öncesi en ufak bir olumsuzluk yoktu. Biraz hava koklayacaktı, uykuya dalacaktı o kadar. Sonrasını ne o ne de ben böyle düşünemezdik...

Ameliyat sonrası ağrıyla geçecekti. İlk yudum suyunu ancak ertesi günün akşamı içecekti, ardından ise bir kinder süt dilimi yiyecekti sadece. O bitkin sesiyle yatağından kalkıp anne bak ben artık iyileştim yiyebiliyorum içebiliyorum dediği an bir mucizeydi sanki.
"Bana kinder süt dilimi verebilirsin artık".
İlk istediği şey bu olmuştu. Doktor yesin yeter ki soğuk olsun yediği şeyler dediği için soluğu buzdolabında almıştım bile. Oysa ki bu sevincim kısa sürecekti, bu isteğin devamı gelmeyecekti takip eden zamanlarda. Geçici bir iyileşme hissi haliydi sanırım. Her gün yiyebildiği şeyleri not eder hale gelmiştim.
Bademcik operasyonu sonrası yaraların kapanması ve sonra kaplayan kabuğun düşmesi ile geçen iki ayrı süreç var. İkinci sürecin başı da aynı derecede ağrılı geçiyormuş. Yani her gün azalan bir eğilim seyretmiyor ağrı düzeyi. Kişinin yaşına ve iyileşme sürecine göre belli günlerde yeniden ikinci bir pik yapıyor ağrı.

Hiç sevmediğim halde buzdolabını çeşitli danone ürünleri ile, janjanlı ambalaja sahip ürünlerle(çilekli süt...) dolduracaktım. Can'ın marketten ara ara istediği ama kinder süt dilimi haricinde alınmayan ürünlerle.
Sadece bir kinder süt dilimi hakkımız vardı öncesinde. Gerçekten katkısız olduğuna inandığım bir ürün olmasından sebepti. Ama onu bile bir daha eve sokmak istemiyorum şu an itibariyle... Normal yeme düzenine yeterki geçelim.
Bütün bu istediği sevdiği şeylerden, onca janjana rağmen çok az yiyebildi 4 gün boyunca. Yedikleriyle ancak bir kuşun karnı doyabilirdi. Her su içişinden sonra ağladı. 1. ve 3 gece ağrılarla geçti. 2. ve 4. gece ise iyiydi, bu sabah ise kulak ağrısı ile uyandı. Hemen şurubuna sarıldık. İlk 4 gün boyunca su içmedikçe iyice kuruyan boğazı sonraki denemelerinde daha ağrılı cevap verdi. Ağrı kesici şurubu içmedi, o kadar çok ağladı ki şurubu içmeden önce ya da sonrasında bir daha cesaret edemiyorduk biz de, çünkü ağlaması da iyi değildi boğazı için. Şurup biraz asitli bir yapıya sahipti ve yutarken ağrıyı beraberinde getiriyordu ve tadı da çok kötüydü. Şurubu 4. gün değiştirmeye karar verdim. Evdeki diğer parasametol ve ibufen içeren şurupların tadına baktım ve en beğendiğim tada sahip olanı vermeye başladık. Sonuç olumluydu. Doktorun verdiği şurup ile hemen hemen aynı mg parasetomol değerini içeriyordu. Artık Can çok az bir sızlanma ile içiyordu şurubunu ve böyle olduğu için de şuruptan yarım saat sonraki süreçte beslenebiliyordu.
Ağrıların yoğun olduğu dönemlerde şurup yerine iğne şeklinde ağrı kesiciler tercih edilebilir diye düşünüyorum şimdi. Çünkü çocuğun daha çabuk toparlaması için yemesi içmesi gerekiyor. Özellikle yazın susuz kalmaması çok önemli. Şurupların ise içerdikleri ağrı kesici miktarları çok çok sınırlı. Ve en temel öğeyi suyu dahi içemeyen bir çocuk için acı bir şurubu içmek işkence gibi. Sonrasında o acı tadı gidermek için suyu dahi içemiyorken peşinden.
Her çocuk bu kadar ağrı çekmiyor olabilir. Ama ağrıdan su dahi içemiyor durumdaysa doktoru ile de görüşerek iğne düşünülebilir diyorum şimdiki deneyimimle. Biz bu süreci pes edip ağrı kesici kullanmayarak geçirmiş olduk.

Bugünden sonra herşey daha iyiye gidecek diye umuyorum. Öğlen ağrı kesici şurup sonrası bir kase çorba içebildi. Şimdiye kadar ki denemelerim ya tamamen olumsuzlukla sonuçlanmıştı ya da 4 tatlı kaşığı ile sınırlı kalmıştı.

Şu an itibariyle tek isteğim bebek doğmadan oğlumun eski sağlığına kavuştuğunu görmek. Kaybettiği kiloyu almasını, sesinin yine eskisi gibi güçlü çıktığını duymak istiyorum. Şu anki halsiz sessiz konuşmalarını her duyuşumda gözlerim doluyor, bazen kendimi tutamıyorum da. Ameliyat sonrası ilk iki gün ise daha yoğundu bu durum. O yiyemediği için ben de yiyemedim, su dahi içmek istemedim. O ağlarken ağrı duyarken sakinleşsin kendini iyi hissetsin diye kucağımda gezdirdim durdum. İpek kız bütün bunlara katlandı:( Böylesi İpek bebeğe haksızlık idi ama anne yüreğimle buna da engel olamıyordum. Şimdi yavaş yavaş eski düzenimize kavuştuk neyse ki.

İpek Bebeğe gelince;
2 gün önceki kontrolümüzde, suyumuz normal, nst sonuçlarımız normal idi. Henüz 3 kgyu ancak yakalamış olan İpek Kız bir süre daha rahat yerinde kalacak sanırım. Acelemiz yok bizim de, 1 hafta var 40 haftayı tamamlamamıza daha.

Gelmek için abisinin iyileşmesini ve kendisini mutlulukla huzurla sağlıkla karşılayacağımız günleri bekliyor olsun...

4 Haziran 2011 Cumartesi

GERİYE SAYIM 4.HAFTA- KITALAR ÖTESİ BİR ETKİNLİK ve KİTAPLAR

Yaklaşık 1 ay kadar önce şu etkinliğe katıldım,

postcard_swap_450px1
Hiç haberimiz olmayacaktı...
Ela'nın annesi, senin sayende haberimiz oldu etkinlikten, çok ama çok teşekkürler

Kartpostal almak ve göndermekle ilgili özlemimi şurada anlatmış ve geçtiğimiz yeniyıl öncesi bir nebze gidermiştim...
Etkinliğin özeti, küçük çocuklu ailelere özel, uluslararası kartpostal gönderimi olması. Size çıkan 5 aileye çocuğunuz ile birlikte kart hazırlayıp gönderip, kime çıktığınızı bilmeden de 5 aileden kart bekliyorsunuz...
Bize çıkan ailelerin bilgilerini almamızla iyi ki katılmışız bu etkinliğe dedim daha bize gönderilecek kartlarımızı almadan...
Etkinliği düzenleyen annenin de adresiyle birlikte bize çıkan adreslerin hepsi farklı farklı ülkelerden ve kıtalardandı hatta... Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa, Hindistan ve Avustralya...
Kartları alma işi bir akşama sıkışınca yolumuz ve ümidimiz mahalle aralarındaki kırtasiyecilere düştü, Can ile müzeye gider gibi mahalle aralarındaki kırtasiyecileri dolaştık kart bulmak için...
IMG_1215
Oyuncakçıya girmiş kadar keyifli ilgiliydi Can, artık yaşı okul çağına geliyor neredeyse, 1 yıl sonrası onun için anaokulu başlangıcı olacak...
Kartlarımızı seçtik, yazdık ve cumartesi açık olduğunu öğrendiğim postaneden gönderdik onları...
IMG_1225IMG_1216
Daha bir haftayı tamamlamadan 6. günde Amerikaya gönderdiğimiz kartın yerine ulaştığını da öğrenmiş oldum Sevgili Levi'nin annesinin bloğuma bıraktığı mesaj ile... Oysa yılbaşı vakti Ankara'ya arkadaşıma gönderdiğim kart tam 3 hafta sonra ulaşmıştı! Şaşırtıyorsun beni Türkiye Postası...

Geçtiğimiz Perşembe biz de ilk kartımızı aldık Hollanda'dan... Can'ın posta kutusundan kartı alması benim için büyük mutluluktu... İlerde büyüdüğünde kartlar mektuplar hayatında ne kadar yer eder bilmiyorum ama ucundan da olsa yaşasın görsün bilsin bu kartpostal işini...

Diğer kartlarımızı heyecanla bekliyoruz... Gelen kartlara yeniden kart yazıp göndermek ise işin bir başka heyecanı mutluluğu...

Kitaplara gelir isek... Kitaplığımda çocuk yetiştirme kitapları üzerine ufak bir birikim oluştu sayılır. Artık 2.çocukta ne kitabı demeyip dayanamayıp aldım yine birkaç kitap sanki ilk hamileliğim, ilk çocuğum gibi yeni baştan okuyup hatırlamakta sakınca yok deyip, okumayı sevmenin bahanesiyle...
IMG_4197

Can'ın kreşinden ödünç alarak okuduğum 4 kitapda çerez gibi tatlılıkla okundu diğer kitapların arasında...
Bu son 4 hafta kitap okumak için de değerlendirilmesi gereken bir dört hafta benim için...
Elim hep şimdiye kadar okuyamadığım dünya klasiklerine gidiyor... Balsac ve Dostoyevski var daha sırada. Yetişir mi 4 haftaya acaba...

IMG_4199

13 Ekim 2010 Çarşamba

YENİ CİCİLER ve ZİNCİRİN HALKALARI

Kimden KLUBEM
Bu sabahtan görüntüler...

Yeni cicilerimiz var bizim...

Salonda beyaz kitaplık, göz ağrım benim...

Sonunda gerçek oldu, kitaplarımız artık salonda hep bizimle...

Sıradaki isteğim okuma koltuğu hemen onun yanı başına bir de lamba, gözleri yormayanından...


Resimdeki diğer yeni cici; Can'ın yağmur çizmeleri

Dün alındı, T....'dan. Eve geldiğimde uyuya kalmıştı çoktan, sabah İstanbul'daki yağmurda giymek vardı...

Büyük geldiğinden yürüyemiyor ama o mutlu :)

Kimden KLUBEM
O mutlu, biz mutlu... Kopmaz bir zincir bu... Biz de halkaları...

BİR KİTAP ÖNERİSİ...


3-6 yaş arası çocuk büyütenlerin(anne, baba, öğretmen, bakıcı...) şöyle sağlam bir temel atmak üzere okumaları güzel olacak bir kitap...

Şöyle bir kaç konuya bakayım derken baştan sona kendini okutturan bu kitabın bana ulaşan nüshasının sarı yaprakları var. 1996 yılı , 20. baskısı... İlk basım yılı ise 1978!!!

İnternetten yenisinin fotoğrafını ararken 30.baskıyı gördüm... Aradan geçen 14 yılda 10 baskı daha yapmış...

1996 baskısının üzerinde yazan fiatı 1.550.000 TL...

Ne bol sıfırlar vardı hayatımızda bir ara..


Kitap güzel...
Çocuklarımızın yerine kendimizi koyup o gözle bakmak...
Bu kitap tam bu iş için...
"Anne bu ne" sorusunun 101.sini de cevapsız bırakmamak için bu gözle bakmayı öğrenmek gerek...

Bazı yanlışları düzelttim kendi içimde, bazı yanlışlıkları da önledim yine...

Çok net yazılmış bir kitap. Gereksiz tekrarlar yok. İkilemler yok...

Ara ara öz Türkçe kelimeler okumak da hoşuma gitti...
Erinç: Huzur
Katlanısı: Sabır

Kitabın sonunda "Pulsuz Dilekçe" başlığı altında bir çocuğun ağzından yazılmış mektup ise bütün kitabı çok güzel özetliyor... Kitabı okumaya fırsatınız olmasa bile 2.5 sayfalık bu mektubu okuyun mutlaka...

Yazarının ağzından kitabı ise şu şekilde;

"Bu kitabı, ana-baba, öğretmenlerin çocukları daha iyi tanımlamalarına yardımcı olmak amacıyla yazdım. Dönem dönem ruhsal gelişimi izleyerek, çocuğun kişilik oluşumunu belirleyen olumlu ve olumsuz tüm etkenleri tartıştım. "

Doğru zamanda okunmuş bir kitap olarak rafa kalkan bu kitaba gerekirse ara ara yine göz atılacak... Çünkü tam bir Başucu Kitabı...

1 Ekim 2010 Cuma

SİL BAŞTAN ve MASUMİYET MÜZESİ

Bir kitap okudum hayatım değişti diye başlamıştı "Yeni Hayat" kitabı Orhan Pamuk'un.

Elbet kolay değil bir kitabın insanın hayatını değiştirmesi ama ruhuna çok şey katıyor, çok şeyi çıkarıyor, eviriyor çeviriyor ve yeni bir şeyler keşfettiriyorsa o kitap değiştiriyordur aslında.
Her otobüs yolculuğumda, her gecenin ışıklı görüntüsünde evlerde yanan ışıklara her bakışımda o duygu, o his...

Orhan Pamuk'un her kitabı ayrı ayrı bir iz bıraktı bende... Ama bazı kitaplarının yeri apayrı..

Son kitabı, Masumiyet Müzesinin çıktığını haber veren bir mail aldım. Derken maili aldıktan kısa bir süre geçmişti ki işyerime bir kargo geldi. Eşimin sürpriziydi kitap bana...
Kitaba başladım ve şaşırdım ilk satırlarda, bir ilkti bu satırlarda yazarı için. Orhan Pamuk'muydu yazan, farklıydı sanki ilk satırlarda. Sonrasında ise gerçek ruhuna kavuştu kitap, yazarının havasına büründü.

Kitap bitti ama etkisi sürdü...

Kitapta bahsi geçen müze açılsa da gitsem, o havayı solusam istedim... Halen haber yok müzeden... 1 yıl geçti aradan...

Kitabı bitirdikten sonra ise bir şarkı dinledim. Şarkı yeni değildi ama kitabı okuduktan sonra yepyeni bir şarkıydı benim için... Çok derin bir şarkı...

Şebnem Ferah - "Sil Baştan" diyordu nakaratlarda....

Giriş müziğinden sonuna kadar, şarkı bir sızı veriyordu dinledikçe, kitabın sonunda okuduğum sızıydı... Şarkıyı her dinleyişimde kitap bir sahne olarak geçiyordu gözlerimin önünden... Bir film şeridi gibi... Yemek yenilen o masa, o nişan gecesi, Cihangir'in o sokakları, son yolculuk...

Evet dedim bir keşif yapmış gibi...
Bu kitap bir film olduğunda film müziği de bu şarkı olmalı...
Bunu Orhan Pamuk'a yazmayı bile düşündüm o sıralar ciddi ciddi...
Belki de yazarım halen... Buna inancım tam...

Ve Cumartesi akşamı bu duygu taşıdı beni/bizi Şebnem Ferah'ın sahne aldığı Harbiye Açık Hava'ya...

Bütün koltuklar dolu, herkesi taşıyan bir sebebi var gözüken o ki...
Kimden Kulübeme Hoşgeldiniz...

Birçok şarkı söyledi Şebnem ama ben bekledim şarkımı, bir başka şarkı daha vardı beklediğim
"Deli kızım uyan"
Onu da söyledi... Üstelik tepeden karlar yağarken, sahte de olsa beni büyüledi,
Dağlı karların ardında yaşayan kızı gördüm orda...
Kimden Kulübeme Hoşgeldiniz...

Sonra "Sil Baştan"

Bu şarkı için beklemiştim, bu şarkı için, yasak olmasına rağmen, konser alanında fosur fosur sigara içen insanları çekmiştim...
Kimden Kulübeme Hoşgeldiniz...

Bu şarkı&kitap bütünlüğünün yarattığı o güzellik için...
Kimden Kulübeme Hoşgeldiniz...

Aşk bambaşka idi... Farketmek güzeldi. Bakıp düşünmek güzeldi. İçinde yaşamak güzeldi...

Gücün var mı sevgilim
Derin sularda inci tanesi aramaya
Cesaretin kaldıysa
Hala benle aşktan konuşmaya
Söyle canım sevgilim
Hayat bize oyun oynuyor olabilir mi
Yorgun gibi bir halin var
Duyguların karışık olabilir mi

Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Herşeyi unutmak

Sanki bugün son günmüş gibi
Dolu dolu yaşamak istiyorum ben
Her ne çıkarsa yoluma
Selam verip yürümek istiyorum ben

Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Her şeyi unutmak

18 Ağustos 2010 Çarşamba

GEZEGENLER, BİR KİTAP ve KREŞ BİLMECESİ

Gezegenlerin ters açısından çıkıldı, uyumlu bir açıya oturuldu, artık huzur ve denge hakim bünyeye.
Pazartesi gidilen Yin Yoga sonrasında nasıl bulunmaz ki bu denge huzur...

Beraberinde okunan şu kitap da cabası, su gibi akıyor elimde…




Bir şiir kitaptan size...

MUTLULUK BULAŞICIDIR…

Çocuklarınızın yeteneklerini,
Ünlü ve başarılı şahsiyetlerinkiyle
Karşılaştırmayın,
Özgün kimlikleri yiter.
Elde etmeye ve başarıya koşullandırmayın,
Sizi hayal kırıklığına uğratmamak için
Hırsızlığa, hileye başvururlar.

Yüzeysel istekleri değil,
Derin coşkuları teşvik edin.
Hırstan değil,
Sabırdan övgüyle sözedin ki,
Başarı maskesi takmış, amaçtan saptıran,
Dikkat dağıtan curcunadan
İçsel seslerini ayırt etmeyi öğrensinler.

Elde etmeyi öğretirseniz,
Doymak nedir bilmezler.
Yetinmeyi öğretirseniz,
İhtiyaçları olan her şeye sahip olurlar.

Herkes çocuklarının mutluluğunu ister
Nasıl olursa olsun bir şekilde
Ama bugün ama yarın
Sizi coşturan, gerçekten mutlu eden
Bir şey gösterin çocuklarınıza.
Bulaşıcıdır mutluluk sanatı,
Ve onu sizden öğrenirler…

*************

Son 1-2 haftadır yoğun bir kreş arama durumumuz var. Can'ın 3 yaşına girmesiyle artık kreşe gitmesine karar verdik. Ancak alternatif kreşler arasında karar vermek güç, o kadar çok kriter var ki, her kreşinse artı ve eksi yönleri... Tamamen artılardan oluşan bir kreşe rastlamadım henüz.
Çareyi mühendislik hesabına oturtacağım sonunda. İçinden çıkamayacağım bir duruma geldim.
Önce kriterleri tek tek yazıp sonra bunlara bir ağırlık puanı vermek, ardından her kreşi bu kriterlere göre puanlandırmak, kriterlerin ağırlık puanı ile çarpıp alt toplam yapıp en yüksek puanı alanı seçmek…
Çok kolay gözüküyor sanki ama yok kolay değilmiş, kriterlere ağırlık puanlarını dağıtmak güç, kreşlere tek ziyarette puanları verebilmek de, tekrar gidip görmek bir daha baştan düşünüp puanı buna göre vermek gerekiyor…

Çareyi bir kaç yere daha bakıp en sonunda da içimizden geleni, kısmetimizdekini seçmekte bulacağız.
Bol kısmetli günler olsun...

20 Nisan 2010 Salı

BİR BAŞKA YENİ ÜLKE

Aylar öncesinde Yeni bir ülke yazısını yazarken hiç aklıma gelmezdi, o yeni ülkeden de önce başka bir yeni ülkeye gitmenin kısmet olacağı... Öneri ilk geldiğinde evet dedim gidelim, hiç tereddüt etmeden.
Hep sonbaharda gitmek/görmek istediğim şehre ilk baharda gitmek kısmetmiş.
Aslında kısmet de diyemiyorum, Volkanik patlamalar ne gösterecek bilinmediğinden halen boş bir bavul bekliyor evde, akşam doldurulmak üzere... Yarın sabah erkenden havaalanında olması gereken bir bavul...
Dönüşümüz vakitli olacak mı bilinmez... Volkan yerinde durur mu durmaz mı? Ama karar verdik, bu riski/heyecanı da atıp çantaya gidiyoruz...

Kimden KLUBEM

Ve geçen hafta kitaplarımı sipariş ettim. İlla ki yeni ülkenin yazarını okumak için. İlk Franz Kafka kitabım, elimde Milena'dan Mektuplar, yazarın doğduğu şehre yolculuk var...

Kimden KLUBEM
ilk sayfayı açıyorum, ilk mektup Nisan 1920'ye ait, tam 90 yıl sonra, bir mektup da ben yazarım kısmetse bu şehirden...

Kimden KLUBEM

Boynumda ise fotoğraf makinem asılı olacak. Her sabah erkenden kalkıp sokaklarda fotoğraf çekmek var planda. Can ise o saatlerde babannesiyle ve dedesiyle uyuyor olacak. Şimdiye kadar ya babası yanındaydı, anne uzaktayken, ya da annesi vardı, baba uzaktayken. Şimdi ilk defa hem anne hem baba uzakta olacak. Bavulu hazırlamaya elimin gitmeyişi buydu belki birazda...

Yokluğumuzu hissetmeyeceğin güzellikte geçireceğin bir 4 gün olsun bu.

1 ay sonra hep birlikte keşfedeceğimiz yeni ülkeye gidiyoruz oğlum. Yeni keşifler yapmak, birlikte geçen sene yaşadığımız güzellikleri yeniden yaşamak üzere...

Ve artık senin de bir vizen var:) Geçen sene annenin vizesinde -X olarak takılırken, bu sene fotoğraflı, pullu, mullu kendine ait bir vizen var artık. Büyüyorsun, her geçen gün daha çok seviyorum seninle vakit geçirmeyi:) Artık arkadaşım olma yönünde ilerliyorsun, güldürüyorsun beni, ben gülünce sen de gülüyorsun, sanki ortada bir espri varmış da gülmen gerekiyormuş gibi:) Büyükler gibi davranmayı öğreniyorsun sanki:)

Kimden KLUBEM


21 Mayıs 2009 Perşembe

TARİH KADAR HAYAL, RÜYA KADAR GERÇEK...

Geçen ay ilk defa İhsan Oktay Anar’ın bir kitabını okumuştum. Kitabı okurken iyi bir Türk yazarımızı daha keşfetmenin mutluluğunu yaşadım.
Ardından okuduğum bir başka yabancı yazardan sonra şunu kati süretle anladım. Ne kadar evrensel olmaya çalışsak da köklerimizde ki kültür kendi insanımızın yazdığına yakın kılıyor bizi. Bu sebepten artık kitap seçimlerimi daha çok Türk romancılar üzerine yoğunlaştırmaya karar verdim. Tam İOA'nın "Suskunlar" kitabını çok beğenip heyecanla yazarı çevreme de tanıtmaya girişmişken bir davet maili geldi İletişim Yayınlarından…
Sanki benim kitabı okuyup beğendiğimi bilmişçesine bu daveti göndermişlerdi. İhsan Oktay Anar Sempozyumu düzenleniyordu. Bir müze ve müzik dinletisinin yanında usta edebiyatçıların dilinden İOA’yı dinleyecektik. Sihir gibi geldi davet bana. Cumartesi sabahı sempozyumdaydım. Müzede, okuduğum kitaptaki karakterlerin 1:1 boyutta çizilmiş hallerini görmek şaşırtıcıydı. Çeşitli çizerler kendi yorumlarını katarak resmetmişlerdi. Minik heykelleri yapılmıştı. Keşke daha çok kitabını okuyarak gitseymişim diye de hayıflanmadım değil. Üniversitedeyken AKM’nin Büyük Sahnesinde oynanan “Efrasiyab’ın Hikayaleri” nin yazarının da İOA olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım. Çok beğendiğim bir oyun olmuştu.

Sempozyumun öğleden sonrasında ilk konuşmacılar arasında Elif Şafak vardı. Bu konuşmaya kalıp o sıralar okumaya başladığım “Aşk” kitabını ve daha önce beğenerek okuduğum diğer kitaplarını imzalatmak istedim ama olmadı, Can’ın öksürmeye başlamasından ürküp eve geri döndük.
Belki ilginç belki sıradan olabilir ama kendisi hakkında düzenlenen bu sempozyumda İOA’yı gören olmadı. Zaten pek ortalıkta gözükmeyi sevmediği, röportaj yapmadığını okumuştum bir yerlerden.

Diğer ilginç notum ise yine tam bu noktada Sevgili S.’ den aldığım yorum idi. “Yazmak ve Okumak” adlı iletime gelen yorumlardan biri İhsan Oktay Anar’ı okudum mu sorusu idi. Bu yazım, bu yorumun cevabıdır Sevgili S.

Size çektiğim fotoğraflardan örnekler sunuyorum.
Kitapları okuyanlar için bir bilmecenin ipucu, okumayanlar içinse anlamsız resimler olacaktır.

Suskunlar: Uzun İhsan

Kitab-ül Hiyel: Yafes Çelebi'nin DEBBABESİ
Kitab-ül Hiyel: Çeşitli makine eskizleri
Suskunlar: Davut
Her romanında yer alan Uzun İhsan'ın aynadaki diğer aksi İhsan Oktay Anar'ın kara kalem resmi...
İOA'nın kaleminden Efrasiyab'ın Hikayeleri'nin el yazısı orjinalleri...

14 Nisan 2009 Salı

YAZMAK ve OKUMAK

IMG_0572_resize
Yazmak öyle bir tutku ki bir kez başladınız mı, bırakmanız mümkün değil…
Ortaokul yıllarımdan bu yana yazıyorum. Günlüklerim vardı, güzel sözleri yazdığım ayrı bir defterim vardı. Bir tarafına seçtiğim beğendiğim sözleri şiirleri yazardım. Arka tarafına ise kendi şiirlerimi…
Şiir yazardım bir dönem ciddi ciddi, lale devrini yaşamışım o dönemde sanki… Sonra tamamen bıraktım yazmayı, üniversiteye giriş sınavları, sonrada çıkabilmek için sınavlar, mezuniyet telaşı, iş arama telaşları, evlilik telaşı ve huzura eriş… Bu sefer başka bir boyutta yazmaya başladım. Önce myspace ile başladım, sonra ise blog dünyasına geçiş yaptım.
Can dünyaya gelene kadar da yoğun bir şekilde devam etti bu yazılar. Blogdan taşıp sanal dergilere uzandı yazmanın tutkusuyla. Bir dönem de akademik bir dergide yazdım mesleğimle ilgili… Sonra Can Paşa dünyaya geldi, ardından yeni işime başladım, yazmaya ayrılan vakit çok daraldı. İş dışında ki vaktimin çoğu Can idi. Halen de öyle… Blog dünyasına yazmak gittikçe daha zor olmaya başladı. Fotoğrafları aktarmak, seçmek, küçültmek, önce flickr’a sonra bloğa yüklemek zor gelmeye başladı. Bir yerde ip koptu ve bloğa artık yazamaz oldum. Baktım olmuyor, yazmak gerek, ben de kara kaplı bir Moleskine günlüğünü gözüme kestirip yazmaya bu şekilde devam ettim. 2009’un ilk gününden itibaren her gün yazıyorum.

IMG_0589_resize
Okuduğum kitapları, seyrettiğim filmleri, fırınımda pişenleri, kızgınlıklarımı, sevinçlerimi, hastalıkları, gezileri, düşünceleri ve en çok da Can’ı yazıyorum. Bugün şöyle yaptı bugün böyle yaptı şeklinde… Her haftanın sonunda ise benim için haftanın en güzel ve en kötü olayını yazıyorum.
IMG_0567_resize
Bazı günler oluyor hiçbir önemli olay geçmemiş oluyor hayatımda… Bu sefer de fikirlerimi yazıyorum o günle alakası olmasa da…
Bazı günler oluyor ki yazmaya fırsat olmuyor, üşenmiyorum geçmişe dönüp, o günü düşünüp yazıyorum günlüğe, o sayfayı boş bırakmıyorum…
IMG_0571_resize
Yazmak kesinlikle çok iyi geliyor, çalışan bir anne olmak kolay değil, kendinize hiç vakit ayıramadığınız günler geçiyor peş peşe, o zaman bu günlük imdadıma yetişiyor. Bazen günlük yetmiyor, daha büyük, yine kara kaplı bir ajandaya daha yazıyorum, uzun uzun, ta ki kendimi yenilenmiş hissedene kadar. Neyse ki bu deftere çok sık ihtiyacım olmuyor... Kasvetli kış mevsimini geride bıraktık.IMG_0585_resize
Yazmak kadar okumak da bir ihtiyaç oldu. İlkokul yıllarında başlayan bu tutku, üniversiteye hazırlık ve daha sonrasında da üniversiteden mezun olma çabalarıyla sekteye uğramıştı. Okunan kitaplar test kitaplarıydı, sonrasında da teknik kitaplar... Üniversitede bu tutkuya devam etsem de esas dönüşü evlenip düzenimi kurduktan sonra gerçekleştirdim. Zaman zaman kısa aralar versem de okumaya yaşamımın sonuna kadar devam edeceğim sanırım. Yazmak gibi bir tutku çünkü okumak da...
Son zamanlarda her gün 1 saatimi okumaya ayırır oldum düzenli olarak. Her yazarın okunmayı hak ettiğini düşünüyorum. Yeni bir kitaba, yeni bir yazara başlamak bir keşif yolculuğu gibi...
IMG_0596_resize
Okudukça yazma isteğimin daha da arttığını fark ettim. Aralarında garip bir ilişki olsa gerek... Ayrıca çevremdekilerin de okumasını ister oldum. Bu sebepten sürekli kitaplar tavsiye edip, tavsiyeler alır oldum. Okuduklarım üzerine, okunanlar üzerine sohbet çok güzeldi çünkü. Bu güzelliği yaşamak için çevremdekilerin de okuyor olması gerekiyordu. Şimdi Can üzerinde çalışıyorum. Henüz kitaplarla olan ilişkisi; benim ona okumama müsaade etmeden elimden alıp şöyle bir evirip çevirmek sonra yere koyup üstüne çıkıp yükselmeye çalışmaktan ibaret(kalın bir masal kitabımız var). Sanırım yanlış kitapla başlamış olmalıyız. Sevgili Meral'in tavsiyesi üzerine yeni kitaplarla bu çalışmalara devam edeceğiz.
Bu arada Meral benim hayranlıkla karışık şaşkınlık duyduğum bir anne. Biri 3 yaşında, biri 5 aylık dünya tatlısı iki bebeği var. Hiç kitap okumamak için fazlasıyla bahanesi var aslında ama bizi yanıltıyor, 2. bebeğinden sonra bile okumayı bırakmayan gerçek bir kitapsever. Pek çok kitabı okumama vesile olduğundan, örnek olduğundan, kendisine teşekkürü bir borç biliyorum...
Son zamanlarda güçlenen bu iki tutkumdan bahsetmek istedim sizlere. Bu sayfalardan uzaktayken neler yaptığımı merak edenler için, aslında kendim için de, içimde ki tutkuya dem vuramayıp da yazdım...

Tutkularınız bitmesin hiç...

6 Ekim 2007 Cumartesi

SAYFA 187

Sevgili Bocuruk sobelemiş beni. Ne yalan söyleyeyim sobelenmeyi hevesle bekliyordum. Çünkü okumayı seviyorum bir kere. Bu konuda sobelenmekten daha güzel ne olabilir. O yüzden çok teşekkürler Elvan.

Oyunun kuralları katı, en yakın kitabı almamız gerekiyormuş. Mecburen attım elimi en yakın kitaba. Eşimin okuduğu kitap idi. NTV'nin yayını "Kanıtı Olmayan Gerçekler". O da ne, şaşılacak bir durum kitabın 187. sayfası ortada yok. Sayfa karışıklığı var ama 187. sayfa yok ortada. Eşim daha kitabın başında olduğu için bunu farketmemiş henüz. Bu oyun sayesinde kitabı değiştirmek üzere iadeye ayırdık.
Yakında başka kitap yoktu, yatak odasında ki kitaplığa gittim. 187 olduğu için kendimce 1.rafın 8. kitabını aldım. Tesadüf, çocuk yetiştirmekle ilgili bir kitap. "Çocuk yetiştirmede Altın Kurallar" adlı Ahmet Yüter'in kitabı. 187. sayfayı açtığımde ilk cümle şu:
"Mükemmel anne var mıdır?"

Ben de bu cümleden esinlenerek güzel anneleri sobeliyorum. Sevgili Pastarda Burçin'i, Sevgili Tütü'yü ve uzun süredir ortalarda gözükmeyen ama dönüş yapan Hülyalar'ı sobeliyorum. Oyunla ilgili ayrıntıları Sevgili Bocuruk'un sitesinde bulabilirsiniz.