Aşıların zararları mı? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşıların zararları mı? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2015 Salı

Otizm, Sebepleri ve Tedavisi

Günümüzün hızla artan hastalığı otizm

Otizmle ilgili bir süredir yazmayı düşünüyordum. Çağımızın gitgide artan bir hızla yayılan bu hastalığı hakkında bir kaç paragraf yazmayı düşünürken ortaya bu makale çıktı. Daha pek çok şey eklenebilir. Annelere bu bilgiler ışığında sağlık dolu mutlu çocuklar yetiştirebilmelerini diliyorum. Bu yazıda aşağıdaki soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

Otizmli bireylerin özellikleri nedir?
Otizmin sebepleri nedir?
Aşılar otizme yol açıyor mu?
Otizmin tedavisi var mı? Nasıl?
Otizm-barsak ilişkisi: GAPS diyeti
Otizme karşı ağır metal şelasyonu
Bentonit kilinin otizmli çocuklarda kullanım miktarı
Bentonit kilini nasıl alabilirsiniz?


Yağmur Adam Filmi
İlk kez otizmle, Dustin Hoffman ve Tom Cruise’un oynadığı 4 Oscar Ödülü kazanmış, 1988 yapımı Yağmur Adam “The Rain Man” filmi ile tanışmıştım. O zaman filmde Dustin Hofman’ın oynadığı Raymond adlı otizmli karakter içine kapanık, iletişim bozukluğu olan ancak son derece ileri seviyede matematik zekasına sahip bir yetişkindi. Babası onun bakıldığı özel kliniğe 3 milyon dolar miras bırakmıştı.

Gerçekten de son günlerde izlediğim devlet, gıda, ilaç sektörlerinin arasındaki ticari ilişkiyi anlatan BOUGHT adlı belgeselde ABD’nin en güncel ekonomik sorununun otizm ve şeker hastalarına bakmak için harcaması gereken bakım masraflarının olduğunu, çünkü otizmli bir bireyi 20 yaşına kadar yetiştirmek için 2 milyon dolar harcandığını anlatıyordu. Bundan 100 sene önce otizm hiç bilinmezken, 40 sene öncesine kadar 1500’de 1 görülmeye başlanmış, ABD’de yayınlanan bir rapora göre 2007’de bu oran 86’da 1’e düşmüş, günümüzde ise oran 38’de 1’e kadar inmiştir. Ülkemizde istatistiksel bir veri bulunmamakla birlikte 100’de 1 olduğu tahmin edilmektedir.(1) Dolayısıyla şu an devletlerin çözmesi gereken en önemli sağlık ve ekonomik problemi otizmli çocukların nasıl yetiştirileceği ve yetişkin bireyler olduğunda topluma nasıl entegre olacaklarıdır.



Otizmli bireylerin özellikleri nedir?
*Otizmli bireyler nasıl iletişim kuracaklarını bilemezler.
*Çekingen görünürler. Duygularını bizim alışık olmadığımız şekilde ifade ederler, mutlu veya üzgün olduklarını ifade edemezler.
*Kinayeyi, mecazı, iğnelemeyi anlamayabilirler, daha açık ve doğrudan olan şefkati, sevgiyi hissederler.
*Bazen yüksek matematik, müzik, resim veya başka bir alanda yüksek IQ ve üstün yetenekler görülebilir.
*Otistik özellikler kişiden kişiye değişir, otizm bir spektrum bozukluğudur, birinde görülen kısıtlıklar başka bir bireyde görülmeyebilir.
*Otizm beyin gelişimini etkileyen biyolojik koşullardan kaynaklandığı için yaşam boyu sürecek bir durum teşkil eder.
*Otistik bozukluklara erken tanı ve müdahale edildiğinde akranlarıyla hayatını bir arada devam ettirebilmek için yeterli iyileşmeler yapılabilmektedir.
*Otizm sadece bir beyin bozukluğu değildir. Bireyde aynı zamanda gastro-instestinal barsak bozuklukları, gıda duyarlılığı ve bir çok alerji de mevcuttur.

Toksik temizlik malzemeleri

Otizmin sebepleri nedir?

Güncel araştırmalara göre otizm görülmesinde genetik faktörler etkilidir. Maryland’de Krieger Enstitüsü’nde Çocuk Nörolojisti olan Dr. Gary Goldstein, genetiksel açıdan duyarlı olan bir kişide çevrede mevcut bir şeyin otizmi tetiklediğini belirtmektedir. Genetik faktörler ancak yüzyıllar boyunca yavaşça etkisini gösterebilir. Akraba evliliklerindeki artış da o kadar yüksek değildir. Halen otizmdeki artış genetik bozukluktan ziyade ağırlıklı çevresel faktörlerin buna etkisi olduğunu düşündürmektedir.

Amerikan Pediatri Akademisi Başkanı Dr. Carol Berkowitz, çevrede meydana gelen değişikliklerin, anneyi ve çocuğu hem hamilelikte ve hem de doğum sonrasında etkilediğini, ve daha anne karnındayken alınan toksin, ağır metal ve kimyasalların otizme yol açtığını belirtmektedir.

Aşı ve otizm bağlantısı
Aşılar otizme yol açıyor mu?
Birçoğu artık otizmin nedenlerinden biri olarak da çocukluk dönemindeki aşıları görmektedir. Elbette aşı ve otizm bağlantısı halen tartışmaları üstüne çekmektedir. Bazı araştırmacılar bu bağlantıyı kabul etmezken, bazıları da aşısız çocuklarda otizmin aşılı çocuklara kıyasla ciddi bir biçimde az olduğunun verilerine işaret etmektedir. Ör. Civa artık aşılardan çıkarıldı deniyor ancak halen grip aşısında civa mevcut. Alzeimer’a yol açtığı bilinen (!) Alüminyum ise aşı üretiminde civa azalınca daha fazla kullanılmaya başlandı. CDC (ABD Hastalık Korunma ve Kontrol Merkezi) Zorunlu Aşı Programına göre 1983 yılında doğumdan 6 yaşa kadar 10 doz aşı uygulanırken, şimdi 6 yaşına kadar 14 aşıdan 49 doz, 18 yaşına kadar da toplam 16 aşıdan 69 doz öneriliyor.

Başta bahsettiğim BOUGHT belgeselinde, normal doğan çocuğuna küçük yaşta yapılan aşı sonrasında oğluna otizm teşhisi konan bir annenin anlattıkları, aşıların içindeki Alüminyum, Cıva gibi ağır metalli bileşiklerin ufacık bir dozunun bile beynimiz üstündeki etkilerini ortaya koymaktadır. Aşılar ciddi yan etkileri olabilen ilaçlar olduğundan ebeveynlerin kendi araştırmalarını yapması, sonra doktorlarının önerdiği aşılar için ilaç prospektüslerini okuyup kendi kararlarını vermeleri gerekli olduğu görüşündeyim. Aşıların yan etkileri ile ilgili bilimsel makale ve videolara aşı hakkında sitesinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca buradaki bir video da aşı taraftarı bir doktor ile aşı karşıtı bir doktorun karşılıklı konuşmalarını gösteriyor.

Sonuçta ister aşı yaptırın ister yaptırmayın, sağlıklı bir beden için hem aşılardan hem de çevreden vücudumuza giren zararlı kimyasalları ve toksinleri detokslamamız gerekiyor.


Çeşitli çevresel toksinlerin havadaki civadan kurşuna, diğer toksik metallere, böcek ilaçları, gıda katkı maddeleri, alev geciktiriciler, fitalat (kozmetik, sentetik kumaş ve döşeme kaplamalarında bulunur), antibakteriyel sabun, hayvan pire şampuanları ve floritin otizmi tetikliyor olabileceği belirtilmektedir. (2)

Otizmli çocuk aktiviteleri
Otizmin tedavisi var mı? Nasıl?
Otizmli çocukları tedavi için beslenme, ağır metal detoksu ve özel eğitimler yapılıyor. Hayvanların otistik çocuklarla iyi iletişimde bulunduğu biliniyor. At, yunus, fil gibi hayvanlarla terapi ve müzik terapi de uygulanan çalışmalar arasında.

Otizmli bireyler toplumda başarılı noktalara gelebilir. Kendisi ve bir otizmli olan Temple Grandin, Amerikalı bir hayvan bilimi uzmanı, Colorado Devlet Üniversitesi'nde profesör ve “Resimlerle Düşünmek” adlı kitabın yazarıdır.

Otizmli çocuklarda beyin kadar barsaklar da oldukça hassastır. İlkönce barsakları tedavi ederek otizm sahibi çocuklarda iyileşme gözlemlenmiştir. Nöroloji ve Beslenme Uzmanı Dr. Natasha Campbell-McBride geliştirmiş olduğu GAPS diyetiyle binlerce otizmli çocuğun semptomlarını azaltmakta başarı göstermiştir. Beslenme ve detoks ile barsaklarda ve vücutta biriken ağır metaller ve toksinler de atılmalıdır.


Otizm-barsak ilişkisi: GAPS diyeti
GAPS Diyeti ve tedavisinde öncelikli amaç; GAPS Beslenme programıyla bağırsak astarındaki hasarı iyileştirerek bağırsak geçirgenliğini ortadan kaldırıp beyin ve vücudun diğer dokularının zehirlenmesini engellemektir. Bir yandan da probiyotiklerle ve doğal probiyotik olan fermente gıdalarla bakteri dengesini yeniden sağlamaktır. Diğer yandan ise, detoksifikasyon yöntemleri ve yaşam tarzı değişiklikleriyle var olan toksinlerden vücudu arındırmaktır.

GAPS Tedavisinin en temel ayağı olan GAPS Diyeti; spesifik karbonhidrat diyetinin (SKD) Dr. Natasha Campbell-McBride tarafından geliştirilmiş halidir. Şeker ve nişasta diyette yer yoktur. Bu diyet otizm, dispraksi, disleksi,depresyon ve şizofreni gibi pek çok hastalıkta kullanılmaktadır.

İnsan sağlığı için toksik olan ağır metaller

Otizme karşı ağır metal şelasyonu
Günümüzde ağır metallerden korunmak nerdeyse imkansız hale gelmiştir. Ağır metal zehirlenmesi belirtileri, otizmle benzerlikler gösterir. Otizm artık bilindiği üzere tedavi edilemeyen bir genetik hastalık değildir. Prof. Dr. Ahmet Aydın ve Uz. Dr. Cem Kınacı bu görüşlerini “Otizme Çözüm Var” adlı kitaplarında otizme karşı vücudun ağır metallerden arındırılmasını (şelasyon) ve eksim minerallerin vücuda verilmesini anlatmışlardır. Ağır metallerin vücuda zarar vermeden, yavaş ve etkili bir şekilde atılması, sağlar ve kanda serbest kalıp diğer organlara zarar vermelerini önler. Doktorlar tarafından en çok kullanılanı DMSA ve DMPS adındaki sentetik şelatörlerdir. İşe yarasalar da pahallı ve yan etkisi yüksek yöntemlerdir. DMSA yan etkileri arasında kriz nöbteleri, artan tikler, merkez sinir sistemi bozukluğu, kaslarda koordinasyon bozukluğu, kasılma, ishal, anoreksi, bağ ağrısı, baş dönmesi, kalp ritim bozukluğu ve enfeksiyon yer alır.

Aşılar, gıda, hava ve diğer kimyasallardan aldığımız ağır metallerin arındırılması ile ilgili aşı sonrası otizm görülen oğlunda kullandıklarını anlatan bir arkadaşım tarafından hazırlanan bu çocuklar için aşı detoksu protokolünü okumanızı öneririm. Budetoks protokolü özellikle otizmlilere yönelik değil, aşı sonrası tüm çocuklara uygulanabilecek hafif, doğal yöntemlerin bir derlemesidir.

Küçük yaşta test edilmediği takdirde bilinemeyecek bir olgu da MTHFR mutasyonunun olup olmadığı çocuklarımızda. Şayet bu metilasyon prosesinde sorun varsa, normalde vücudun kendi kendine detokslayabileceği toksinler maalesef atılamıyor ve birikiyor vücutta. Bu durum için daha güçlü, özel yöntemler kullanılması gerekiyor.

Sorunsuz bünyelerde ise bu bahsi geçen yazıyla önerilen yöntemler gerekli desteği sağlayacaktır.

Chlorella-su yosunu tabletleri
Doğal şelatörlerden biri de bir çeşit su yosunu olan Chlorella’dır. Chlorella’nın büyüdüğü sudan civa almamış olması önemlidir.

Otizm tedavisinde bir önemli yöntem de ağır metallerin doğal ve yan etkisiz bir şekilde kalsiyum bentonit kili ile şelasyonudur. Cheryl McCoy, en risksiz ve etkili şelatör olarak bentonit kilini gösterir. (3)

Kalsiyum Bentonit Kili
Bentonit kili ile ağır metal şelasyonu
Bentonit kili içeriğinde barındırdığı negatif iyonlarla ağır metal, toksin ve kimyasalları içine çeker ve vücuttan atılmasını sağlar. Jelleşmiş kıvamdaki bentonit kili hem içerek hem de deri yoluyla alındığında, vücudumuzdaki pozitif yüklü serbest radikalleri (ağır metal, toksin, kimyasal, radyasyon, virüs, bakteri) kendine çeker ve hiç bir yere takılmadan dışarı atar. Bunu yaparken hiç bir yan etkisi olmaz.

Bentonit kili Amerika’da otizmde kullanılan pek çok doğal ürün içeriğinde mevcuttur. Bentonit kili ile yapılan banyolar hem çok basit bir işlemdir. Hem de “Otizmde Atılımlar” (Breakthroughs in Autism) kitabı yazarı Dr. Miriam Jang’a göre deri gözeneklerinden Civa, kurşun, arsenik, alüminyum ve kadmiyum gibi ağır metalleri TD DMPS, Oral DMSA yöntemlerine göre daha hızlı ve etkili bir şekilde detoksifiye eden bir yöntemdir. Dr. Jang, 3 ay boyunca haftada 2 kez kil banyosu yapan bir hastasında yüksek kurşun miktarının çok azaldığını, yüksek seviye civanın da hiç kalmadığını gözlemlemiştir.

Yapılan bilimsel çalışmalara göre bentonit kili, manganez, kurşun, kadmiyum, bakır, çinko ve krom gibi ağır metallere karşı etkili bir bağlayıcıdır.

Bentonit kilini toz halinde kullanım değil, süspansiyon haline getirilmiş, jelleşmiş kıvamda kullanmak daha etkilidir. Bu halde aktif negatif iyon oranı  %98 olur ve bu da şelasyon için çok güçlü bir çekim yaratır. Bentonit kilinin detoks için kullanıldığında kalsiyum bentonit olması, doğal, insan kullanımına uygun olması gereklidir. Kili temin eden şirketin mineral analiz kağıdı, laboratuvardan sertifikalı mikrobiyal testleri ve direk telefonla iletişim numarası olmasına ve güvenilir bir satıcı olmasına dikkat edin. Kil tedavisi otizmle mücadeledeki başarılarından dolayı ümit vadedicidir. Ancak kalsiyum bentonit kilinin ilaç şirketlerince patentlenemeyecek bir yöntem olması, tıp camiasında bilinip yaygınlaşmasını zorlaştırmaktadır.

Bentonit kilinin otizmli çocuklarda kullanım miktarı
Bentonit kilinin otizmli çocuklarda kullanımında Perry A. kitabında, her sabah ve akşam 30-60cc içilmesini ve haftada 3 kez banyosunun yapılmasını tam bir detoksifikasyon için önermiştir. İçilerek ilk önce barsak ceplerinden başlanarak, diğer organlara ve hücrelere kadar bir arınma sağlanır. Kil banyosu ile de deri yoluyla cilt altında birikmiş olan ağır metal ve toksinlerin emilimi ve atılımı gerçekleşir. İkisi birlikte şelasyonun başarısını artırır.

Sıvılaştırılmış bentonit kili
Bentonit kili banyosu için küveti sıcak suyla doldurup içine 1 lt sıvı bentonit kili ekleyebilir ve 20 dakika kadar kalabilirsiniz. Özellikle otizmli çocukların kil banyosu sonrasından sakinleştiği, daha uzun göz teması kurduğu ve insanlarla iletişiminin geliştiği gözlemlenmiştir.

Banyo terapisi için sıvılaştırılmış kil
Daha sağlıklı çocuklar için hamilelik öncesinde bentonit kili ile detoks yapabilirsiniz. Böylece anne karnındaki bebeğinizin ağır metallerden etkilenme olasılığını azaltmış olursunuz.

Çağımızın en sık görülen hastalıklarından biri olan otizmden korunmak bizim elimizde!


Bentonit kili ile ilgili daha fazla bilgi için “A’dan Z’ye Bentonit Kili”  yazıma bakabilirsiniz.

Bentonit kilini nasıl alabilirsiniz?
Medikil ürünlerini ihtiyacınıza göre tek tek ya da benim gibi topluca hepsini denemek için alabilirsiniz. Ben siparişimi www.medikil.com.tr sitesinden verdim. Burada Medikil ürünlerini ihtiyacınıza göre bilgilerini okuyup seçebilirsiniz. Doğal anneyim’den duydum deyip indirim almak için dogalanneyim@gmail.com’a bir e-posta gönderin. İçine “bentonit kili almak istiyorum” diyerek isim ve telefonunuzu yazmanız yeterli.

Bentonit kili ile ilgili daha fazla bilgi için bentonit kili facebook sayfasını, twitter ya da instagramı takip edebilirsiniz.

Kaynak:
(1) http://www.bentonittedavisi.com/category/otizm/
(2) http://www.bentonittedavisi.com/page/9
(3) http://www.bentonittedavisi.com/bentonit/otizime-karsi-bentonit-kili-cherr-mc-koy/

Diğer:
http://www.naturalnews.com/026508_clay_autism_environment.html
http://www.bentonittedavisi.com/bentonit/selasyon-tedavilerinde-bentonit-kili-sonny-mcleod/
http://www.bentonittedavisi.com/bentonit/selasyon-ve-bentonit-dr-joseph-rodrigo/
http://www.bentonittedavisi.com/bentonit/agir-metal-selatoru-olarak-bentonit-kili-dr-debora-chelson/

Önemli not: Bu blog kendi araştırmalarım sonucu edindiğim bilgileri içermektedir. Bilgi vermek amacıyla yazılmıştır. Burada anlatılan ürünleri kullanıp kullanmamak sizin kendi sorumluluğunuzdadır. Herhangi bir hastalığın tedavisi için ilk önce doktorunuzla görüşmeyi ihmal etmeyin.

19 Ocak 2012 Perşembe

Nasıl daha iyi bir ebeveyn oluruz?

Türkiye'de de böyle bir doktor çıkıp da "Aşılatırken çocuğunuza ne yaptığınızın farkında mısınız?" diye çıksa ve seçimlere girse kesin oyumu alırdı. Daha iyi bir ebeveyn nasıl oluruz? Nasıl bilerek içeriğinde biyolojik materyaller ve zehirli kimyasallar bulunan aşıları çocuklarımıza enjekte ederiz? Amerika'da seçimlere katılan Dr. Ron Paul: "Amerika Başkanı dahil hiç bir kimseye, potansiyel olarak milyonlarca Amerikalı'nın yerine tıbbi bir karar verme gücü verilmemelidir. Bir kişinin fiziksel beden özgürlüğü, özgürlüklerin en basitidir, ve özgür bir toplumda yaşayan insanlar kendi bedenlerin üzerinde hakimiyet sahibi olmalıdırlar. Hükümete kendi yerimize tıbbi kararlar verme gücünü verirsek, o zaman devletin bizim bedenlerimize sahip olduğunu kabul etmiş oluruz." dedi.

Kaynak: http://vactruth.com/2012/01/17/ron-paul-parenting/?utm_source=The+Vaccine+Truth+Newsletter&utm_campaign=b6e6f52658-09_05_2011_O%27Shea&utm_medium=email

Bir günde yapılan 9 aşıdan sonra bebek öldü!

Doğru okudunuz, tek bir günde 9 aşı, bu çok büyük bir problem. Fakat daha büyüğü tıp otoritelerinin bu küçük kızın ölümüyle aşıların ilgili olduğunu inkar etmesi!





Olay Belçika'da geçiyor, 1 ay erken sezeryanla doğan prematüre ikiz bebeklerde 9 haftalık aşıları yapıldıktan bir hafta sonra biri ölüyor! Bebek aşıdan önce biraz gribalmiş, süt alerjisi varmış (ailede genetik alerji mirası olunca dikkat edilmesi gerekiyor). İlk önce Prevenar, sonra menenjit, pneumonia, Infanrix Hexa, ve altılı bir kombo aşı -difteri, tetanoz, polio, pertussis, hepatitis B ve Haemophilus type B, ve son olarak Rotarix (gastroenteritise karşı koruyucu aşı) olmuşlar. Bir hafta sonra göğüs ihtihabı, kanda yüksek mikrop oranı, aşırı kalp atışı, aşırı ishal...Bunlar normal diyen doktorlar bebek ölünce ölüm sebebi olarak "menenjit" diyorlar. Hani bir hafta önce aşılanmıştı ve koruması lazım di mi?


bknz. aşı yan etkileri arasında menenjit de var!




6 Ocak 2012 Cuma

Doğum öncesinde, doğum anında, doğumdan sonra doğal neler yapılabilir? linkler, kitaplar

"Doğal Doğuma Doğru-20 Anneden Normal Doğum Hikayesi" Kitabı Notlarım, Eklerim ve Yorumlarım

Bu kitaptan ilk önce sevgili Öykü'nün blogunda haberdar olmuştum. Sonra tanıdığım 2 kişi ve bir kaç blogger da içinde yer alıyormuş, çok beğenerek okudum. Kitabı tüm hamilelere ve normal doğumu düşünenlere hatta sadece doğum hikayesi okumayi isteyenlere tavsiye ederim. Aldığım notları, linkleri ve başka yorumlarımı da ekleyip size iletiyorum. Sizlerin de eklemek istedikleriniz varsa koyalım buraya birlikte. Faydalı olması dileğimle.

DOĞUM ÖNCESİNDE:

*Hamile yogası, doğuda nefes kursları size doğum sancılarını yani dalgaları daha iyi karşılama imkanı verecektir. Ben geçmişte yoga yapmıştım o yüzden bu kurslara katılmadım, zaten doktorlar size anlatıyorlar o anda nasıl nefes kullanacağınızı.

*Hoşunuza giden sakinleştirici müzikleri ipod’unuza yükleyin, yanınıza alın. Ben de yaptım ama sancıları çekerken hiçbir şey dinlemek istememiştim ;)

*Doğum öncesinde mutlaka doktorunuza normal doğum istediğinizi anlatın, yoksa ileride sezeryan yanlısı çıkarsa son anda doktor değiştirmek zor olabilir.

*Bir "Doğum Planı" yapın. Örnek olarak belgelerde vereceğim. Doktorunuz imzalasın, doğuma bir tane yanınızda götürün. Sonra doğum anında sancıları karşılarken sabrınız, tansiyonunuz tartışmaya yeterli olmayıp yapılan her müdaheleyi kabul eder durumda kalabilirsiniz. Önceden ne istediğinizi belirtin, uygulama anında mutlu olacaksınız.

*Doğuma kim girecek yanınızda olacak doğum koçunuz için önceden doktorunuz ile anlaşın.

*Ağrısız bir doğum için hipnozla doğumu araştırabilirsiniz.
http://dogumdayim.blogspot.com/2010/07/hypnobirthing.html
http://www.hypnobirthing.com/turkey.htm (Türkiye’deki kontak kişiler)

“HypnoBirthing/ Hipnozla Doğum adı verilen, telkinle ağrısız doğum yönteminda İngiliz Doktor Grantly Dick-Read, doğum sırasında çekilen ağrının nerdeyse tümüyle korkudan olduğu düşüncesini ortaya atmış. Kadın doğum sırasında korku hissedince bedeni alarma geçer, kan rahim bölgesinden çekilip hayati organlarda yoğunlaşır. Rahim oksijensiz kalır ve işlevini ağrısız yerine getiremez. Korkunun giderilmesi için nefes teknikleri ve derin gevşeme önemlidir.”

*Hamilelik sırasında doğumdan aylar önce Braxton Hicks yalancı kasılmaları yaşanabilir. Bunların rahmi gerçek doğuma hazırladığı düşünülmektedir. Özel nefes ve gevşeme teknikleri ile bu kasılmalar ile başa çıkabilirsiniz.


DOĞUM ANINDA:

*Doğum başlarken su kendiliğinden geldikten sonra doksanaltı saate kadar beklenebiliyor. Bu arada enfeksiyen kapmamaya dikkat etmek gerekiyor. Yani doktor suyun geldi hadi 24 saat içinde seni doğurtmamız gerekiyor derse bekleyebilirsiniz, suni sancı almaya gerek yok. Tabii enfeksiyon olmaması için temiz olmayan sulara girmeyin, elleri temiz olmayanlar sizi kontrol etmesin vb.

“Enfeksiyon için tahlil yapılması, su geldikten sonra yapılacak herhangi bir muayene ya da örnek alınması, aslında enfeksiyon tehlikesini artırıyor.”

*Çocuğunuz için doğum anında yapılan rutin Hepatit-B (taşıyıcı değilseniz yaptırmak şart değil) ve K-Vitamini (sonradan bebeklerde karaciğerde salgılanıp kendinden vücutlarında artıyor, ayrıca K-vitamini siz de alabilirsiniz, sebzesini yiyin anne sütünden geçer) ertelenmeyi düşünüyorsanız bunun için bebek doktoruna bir dilekçeyi yanınızda taşıyın.

*İlk doğum anında insan sancılarla başederken çok sinirli olabiliyor, yanınıza gelen yakınlarınıza kırıcı olmamaya dikkat edin. Ya da baştan bu konuda haber verin alınmasınlar ;)

*Epidural rahat bir yöntem gibi gözüksede doğumu yavaşlatıyor, bebeği zor durumda bırakabiliyor, bebeği strese sokabiliyor, gereksiz yırtıklara, ıkınma anını hissedememeye ve omurgada doğumdan aylar sonrasına kadar kalacak ağrılara sebep olabiliyor. Sancılar dalga gibidir, gelir ve giderler, öyle hastalık ve başağrısı gibi devamlı olmadığı için dayanmak mümkün, biraz dişinizi sıkın kendinizi ve anestesizden etkilenebilecek, sonrasında emme sıkıntısı yaşayabilecek bebeğinizi düşünün. Doğum sonrasında kollarınızda bebeğinizi hayal etmek en güzel imgeleme olacaktır :)

*Suni sancı ile başlatmak, doğumu hızlandırmak işi kolaylaştırıyor gibi gözükse de bebek ve sizin üzerinizde olumsuz etkileri olabiliyor. Benim ilkinde suyum geldiği için suni sancı ile 24 saat içinde doğum gerçekleştirilmişti. Ancak dirsek içine açılan damar yolu son ıkınmalar sırasında patlamış, 15 içinde 13cm’lik bir toplar damar tıkanması yaşadım. Sonuçta 20 gün boyunca kan sulandırıcı iğneleri kaba ete yapmam gerekti. Bir de doğumdan sonra suni sancının bitmesini beklerken bebeği alıp götürdüler, en çok bana ihtiyacı olan anda 45dk yanımda değildi.

Suni pitosin ilacı, oksitosin hormonu yerine doğumu hızlandırmak için veriliyor. Bir blogda okumuştum bunu araştıran bir hamile doğum hemen öncesinde bu maddenin bulunduğu hurmayı bol bol tüketip doğum sancılarını kuvvetlendiriyordu.

*Epizyotomi doğum sırasında bebeğin başı çıkacakken kesi yapılmasıdır. Bunu istemiyor olduğunuzu doktorunuza anlatın. Eğer öncesinde kegel egzersizleri yapar, doğum kendi hızında gider, açılmalar yavaş yavaş olur, su doktor tarafından patlatılarak hızlandırılmaz, açılmalar sırasında vajina kaslarınıza sıcak nemli havlu ile kompres yapar, homeopatik calendula tincture sürerseniz yırtılmaları önleyebilirsiniz.

Kitapta bir ebe doğum sırasında yırtık olan yazara “Dikkat edip temiz tutarsan, bence dikilmesine gerek yok” diyor. Nitekim iki haftaya kalmadan kendiliğinden yırtık iyileşiyor.


*Doğum illa da doktora kolaylık ancak hamileye zor olan yatar pozisyonda olmak zorunda değil. Ayakta veya oturarak doğurmak yer çekimini de kullanarak size avantaj sağlayabilir.

*Ikınma için doktorun söylediği anı bekleyin. Öncesinde kendi kendinize deneme yapıp gücünüzü tüketmeyin, güç bitince en son anda itmek çok zor oluyor.

*Ikınmaları vajinaya doğru değil, sanki kakanızı yapar gibi anüse doğru yapın.

*Lavman yapılması doğum eğer uzun sürerse sizi güçten düşürebiliyor. Doğum sırasında enerji verecek meyve suyu, şekerli çay, su gibi içecekler içmeyi talep edin.

*Ayakta dolaşmak hareketli olmak sancıları karşılamayı kolaylaştırır. Habire monitöre bağlı kalmamak üzere doktorunuz ile anlaşın. Ben 30dk’da bir monitör bağlantısı yapmıştım.

*Doğum son anında bebeğin çıkması için bir ebe gelir ve karnınıza bastırır. O sırada vakum da kullanılıyor olabilir.

“Fundal baskının doğuma yararı konudunda hiçbir kanıt yokken zararlarına ilişkin pek çok araştırma sonucu var: rahimde ya da anal kaslarda yırtılmadan, bebeği kafasında çatlaklara ve beynin zarar görme olasılığına kadar. (Bkz.Cochrane Reviews)”

*Kordon sarkması olur diye ayağa kalkmanızı engellemek isteyen ebeler olabilir.

“Kordon sarkması 900 doğumda bir görülebiliyor ancak yürümeyle ya da ayakta durmayla hiçbir alakası yok.”

*Sezaryen yapılması gerekli olduğu bir durumda rutin olarak uygulanan tek kat dikiş yerine çift kat dikiş isteyin. Tek kat dikiş sezaryen sonrası normal doğumlarda rahimde yırtılma (rüptür) olasılığını artırıyor. Böylece bir gün tekrar normal doğum yapabilirsiniz.

*Pilates topu üzerine oturarak sıcak bir duş almak suyun sıcaklığı ve duşun masaj etkisi ile doğum sancılarını yarı yarıya azaltabilirsiniz.

*İngiltere’de TENS makinası denen, vücuda hafif elektrik akımları vererek ağrı eşiğini yükselten, yan etkisi olmayan bir alet kullanılıyor. Doğurmakta olan hamileler bu aletle sancılarla daha kolay başedebiliyor.

*İngiltere hastane masraflarını ve dolu yatak sayısını azaltmak için evde doğumu destekliyor. Doğum eve gönderilen ebeler eşliğinde gerçekleştiriliyor.

*İngiltere’de hamilelik boyunca sadece bir kere ultrasona giriliyormuş, şimdilerde ikiye çıkartmışlar ancak birincisine bile girmeyenler oluyormuş. Ben de ilk 2’li test ve 3’lü test sonrasında 7. aya kadar girmemiştim. Zaten bebek karnın içinde oynuyorsa merak edecek bir konu yok şeklinde düşünmüş, son haftalardaki kontrollere saklamıştım ultrasonu. Ultrason zararsız diyenler olsa da yüksek ses frekansının bebeğin beynindeki su içeriğini harekete geçirdiği gibi araştırmalar var.


DOĞUMDAN SONRA:

*Bebeğinizin doğumdan sonra yıkanmasına izin vermeyin, koruyucu tabaka verniks bebeğin cildi tarafından emilir. Sadece havlu ile sarmak yeterlidir.

*Plasenta doğumdan sonra eğer ayakta durursanız kendiliğinden ilk 10-15 dakika içinde düşer, yatar durumda saatlerce vücut içinde kalabilir, bu durumda hemen düşmesi için doktorlar Ergometrine iğnesi yaparlar. Sadece ayağa kalkın ya da dizleriniz üzerinde doğrulun yeter.

*Göbek kordonunu kesmeyin, ya da geç kesin. Plasentanızı kendinize alabilirsiniz. Rutin olarak doğuran anneler hastaneye bağışlarlar size sorulmaz bile. Lotus doğumu düşünürseniz bebek kordonu kesilmez ve plasenta doğum sonrasında yıkanarak bebeğin yanında bekletilir. Bebek doğmak için kanının 1/3’ünün plasentaya gönderir, bu da yaklaşık 100ml eder. Bu çok besinli ve oksijenli kanı hemen kordonu kesmeyip beklerseniz bebeğe tekrar geri gönderebilirsiniz. Plasenta sonrasında bir kumaş torba içinde bol tuz ve lavanta karışımı ile kurutulur. Bebek göbeği kuruyana kadar bebek yanında kalır. Bu bebekler son derece sakin ve huzurlu olurlar. İlk 3 gün süt gelene kadar ağlamadıklarını anlatıyor anneler.

“Lotus Doğumu göbek bağının hemen kesilmediği doğum pratiğine deniyor. Lotus doğumlarında plasenta uygun bir kaba ya da torbaya konarak bebekle birlikte tutulur. Göbek bağının 3 ila 10 gün içinde kendiliğinden düşmesi beklenir. Amaç, aynı hücreden büyümüş olan bebekle plasentayı birbirinden vakitsiz ve zorla ayırmayıp işi zamana bırakmak. Böylece hem bebek plasentadan alacağı bütün kan ve oksijeni kullanabiliyor, hem de elden ele dolaştırılarak yorulmuyor. Bu bebekler ileriki yaşlarda lotus doğumun pek çok başka yararını da görüyorlar. Ayrıca lotus doğumla doğan bebeklerin çok daha sakin ve “bütün” oldukları gözlemlenmiştir.”

*Bebek doğduktan sonra mekonyum adında siyahımsı ilk kakasını yapar. Bu kaka birkaç sefer sonra yeşilden anne sütü gelmeye başlayında altın sarısı içinde hardal tanecikleri gibi pütürler olan forma dönüşür. Bebeklerde barsaklar mide ile aynı anca çalışmaya başlar. Midesine süt giden bebek hemen sonrasında kakasını da yapar. Bebeklerde yenidoğan sarılığından korumak için doğunca bol bol emzirin. Emmeyi ilk hafta boyunca yavaş yavaş öğrenir. Sarılık değerini düşürmek için gerekirse sütünüzü sağıp biberonla verebilirsiniz. Kolları ve bacaklarını da güneşe tutmayı ihmal etmeyin. Aklınızda bulunsun ilk süt normalde 3. gün gelir.

LİNKLER:

Do-um, doğuma hazırlık ve doğum sonrası destek (İstanbul)
http://www.do-um.com/

Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, Doğum Hazırlık Kursu (İzmir)
http://deu.edu.tr/DEUWeb/Icerik/Icerik.php?KOD=9199

Dr. Dilek Cengiz, (İstanbul)
http://www.rahatdogum.com/

Dr. Fahriye Sezer, fahriye.sezer@gmail.com (İstanbul)
Özel Çapa Medilife Hastanesi

Dr. Hakan Çoker, Hamile Eğitim Merkezi (Marmaris)
http://dogaldogum.com/

Dr. Pınar Serçekuş (Denizli, İzmir)
http://www.dogumvebebegim.com/

Dula Julia Steils, İstanbul’da yaşayan Amerika’lı bir dula, Full Circle (İstanbul)
Doğuma hazırlık kursu
http://fullcirclehealing.org/

Ebe Asude Oflaz, Hamile Okulu (İstanbul)
http://www.hamileokulu.com/

Elif Doğan (İstanbul)
http://blogcuanne.com/
http://pozitifdogumhikayeleri.wordpress.com/

İstanbul Psikodrama Enstitüsü ve Danışma Merkezi, Anne-Baba Eğitimleri
http://www.istpsikodrama.com.tr/

Jale Özen (İstanbul)
http://hamilelerkulubu.com/

Psikolog Nülufer Devecigil (İstanbul), Ebeveyn Okulu ve Oyun Terapisi, Doğal Ebeveynlik Eğitimleri
http://www.kuraldisi.com/workshop/ebeveyn-okulu

http://ardatotisi.blogspot.com/ (Itır Salancı Yoğurtçuoğlu blogu)

http://www.homebirth.org.uk/ Londra’da yaşayan ve altı çocuğunu evde doğurmuş bir annenin gönüllü olarak kurduğu web sitesi, moderatörlüğünü yaptığı yahoogrubunda ise 3000 kişi varmış.

Waterbirth International, Barbara Harper
http://www.waterbirth.org/

Çiftlik (The Farm), Dünyaca ünlü ebe, Ina May Gaskin tarafından ABD Tenessee’de kurulan; doğal doğum ve bütünsel yaklaşımın desteklendiği bir ebe merkezi.
http://www.thefarm.org/

Jocelyn Doğal Doğurganlık Merkezi, Sydney, Avustralya
http://www.fertility.com.au/AboutUs.html

Lamaze yöntemi
http://www.hamilelerkulubu.com/index.php?option=com_content&view=article&id=311:lamaze-yoentemi-le-doum&catid=48:op-dr-hakan-coker&Itemid=89

Ankara’da Hamile Yogası, Pınar Canko
http://www.pinarcanko.com/


Kuraldışı yaşam okulu
http://www.kuraldisi.com/workshop/yasam-okulu/

Hamile Yogası, Zeynep Çavuşoğlu
http://www.ekolojikrehber.com/genel/yesilinasli/ozel-amaclara-yonelik-yoga-turleri-hamile-cocuk-menopoz-yogasi-video/

Türkiye’de Doğal Doğum (Natural Birth in Turkey) Yahoo grubu
http://health.groups.yahoo.com/group/naturalbirthturkey/?tab=s

Sınır tanımayan Ebe, Gail Winters Johnson (evlere doğum için gelebiliyor)
http://www.midwifewithoutborders.com/aboutgail.html


KİTAP-CD-DVD:
“Spiritual Midwifery”, Ruhsal Ebelik, Ina May Gaskin (Makat gelişi bebeklerin doğumları ile ilgili bilgiler)

“Birthing from Within”, Pam England (Doğumu her aşamasıyla resim etmeyi öğretiyor)

“Natural Fertility”, Doğal Doğurganlık, Francesca Naish

“Active Birth”, Aktif Doğum, Janet Balaskas

“Birth Without Violence”, Şiddetten Uzak Doğum, Frederick Leboyer

“Guide to Childbirth”, Doğum Kılavuzu, Ina May Gaskin

“HypnoBirthing-The Mongan Method”, Hipnozla Doğum Mongan Yöntemi, Marie F. Mongan

“Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı” Dr. Thomas Verny, John Kelly

“Sezaryen-Neden Öneriliyor? Neden tercih ediliyor? Anne ve bebeği bekleyen riskler”, Michel Odent

“Nil Gün Sağlıklı Hamilelik ve Doğum” CDsi

“Laugh and Learn About Childbirth” Doğum DVDsi

10 Aralık 2011 Cumartesi

Aşıların zararları ile ilgili duyarlı kişiler arttıkça yeni yeni sayfalar hazırlanıyor, yazılar yayınlanıyor. Bunlardan biri de "AYMD Aşı Yaptırmaya Mecbur Değilim Hareketi". Türkiye'de de bu girişimlerin olması çok sevindirici.

Sitenin anasayfasındaki vurucu cümleleri size yazmak istiyorum:

"Aşı yaptırmaya mecbur değilim çünkü;

Biliyorum ki tüm bebekler 2 yaşına kadar ihtiyaç duyduğu antikorları anne sütünden alır ve bu sayede bağışıklık sistemleri güçlenir.

Biliyorum ki aşılar ağır metaller, sentetik kimyasallar, GDO proteinleri içerir, bunlar çocuğumun beyin gelişimini tehlikeye atarak hiperaktiviteye ve otizme neden olabilir.

Biliyorum ki kanunen çocuğuma yaptıracağım tüm tıbbi müdahalelerde tasarruf hakkına sahibim ve çocuğumu riske atacak hiç bir uygulamayı doktorum ısrar etse dahi kabul etmek zorunda değilim.

Çünkü biliyorum ki çocuğum değerli."


Gıda hareketi de bu sayfa hakkında bir haber yapmış:

Çoğunuz doğduğu anda haberiniz bile olmadan aşı yapıldığını biliyor musunuz?

Ya buna hakları olmadığını?

Ya daha sonra hergün birileri kapınızı çalıp içeriğini bilmediğiniz ve hangi çıkar için bedavaya çocuklarınızı aşıladıklarından hiç haberdar olmadığınız birileri kapınızı tekmelerse ne yaparsınız?

Hiç istemediğiniz bir ilacı içmeye zorlayamayacağı gibi aşı yapmaya da zorlayamaz. Hiç sordunuz mu neden çocuğumu aşılamak için benden izin istemiyorlar? Hastane kapısından kovulan çocuklar neden bedava aşılanıyor. Üstelik kamu görevlisi bile olmayan bazı kimseler kapılarımızı tokmalayalak aşı olamya mecbursunuz aksi halde diye tehdit ediyor?

İşte duyarlı bir grubun Facebook'da kurduğu AYMD / Aşı Yaptırmaya Mecbur Değilim Hareketi ne yapmanız gerektiğini anlatıyor.

İşte Hareketin sitesinden kısa bir kesit:

"Hiçbir insan tercih etmediği bir tedavi yöntemini uygulamaya mecbur bırakılamaz. AYMD Oluşabilecek risklerden dolayı aşıları güvenli bulmayan kişileri kendilerine ve sorumluluklarındaki fertlere aşı yaptırtmama haklarını destekler, bundan dolayı sağlık kuruluşlarınca baskıya maruz kalmalarını önleyecek hukuksal hakları konularında bilinçlendirir. Bilimsel kurullara araştırmanızı yapın ben ne yapacağıma karar veririm der."

Eğer birileri kapınıza gelip çocuğunuza aşı yaptırmaya sizi zorlar ve dava açmakla tehdit ederse bize mail atın. http://www.aymd.org/

Ayrıca aşılardan zarar görenlerin kurduğu bu siteleri ziyare edebilirsiniz. Daha fazlası için bize de yazın iletisim@gidahareketi.org
http://www.nvic.org/
http://novaccine.com/
Kaynak: http://www.gidahareketi.org/Cocugunuza-Asi-Yaptirmak-Zorunda-Misiniz--1006-haberi.aspx

13 Kasım 2011 Pazar

"Doğal Anneyim" grubu Facebook'ta!

Tüm anne ve anne adaylarını yeni "Doğal Anneyim" facebook grubuna doğal doğum, aşısız ve ilaçsız çocuk yetiştirmek, emzirme, homeopati, beslenme gibi konuları konuşmak üzere davet ediyorum.











3 Kasım 2011 Perşembe

Beslenmebulteni.com



http://www.beslenmebulteni.com/

Son birkaç senedir yabancı sağlık sitelerinde ve yayınlarında okuduğum yazıları beslenmebulteni.com sitesinde Türkçe yayınlanıyor görmek beni mutlu ediyor. Özellikle sitenin İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın tarafından hazırlanması ciddiyetini artırıyor.

Türkiye’nin sağlık, gıda ve tıpla ilgili gerçekleri su yüzüne dökmeye çalışan bu siteye mutlaka göz atmanızı tavsiye ederim.

Siteden okuduklarımdan aldığım notlar şöyle:

-Market yoğurtlarının üzerindeki kaymak margarin enjekte edilerek yapılıyor.
Bakın...

-Pastörize ve UHT Kutu sütler bağışıklık sistemi hastalıklarına yol açıyor.
Bakın...

-Yeşil yapraklı sebzelerden süte göre daha fazla kalsiyum alırız. Beslenmebulten.com’daki “Kutu Süt Savaşları” dosyasından bir bölüm:
“Gerçi sütün içinde yüksek miktarda kalsiyum vardır ama fosfor miktarı da yüksek olduğu için kalsiyum/fosfor oranı 1:1 gibi düşüktür. Halbuki bu oranın anne sütünde de olduğu gibi 2:1 ya da daha fazla olması gerekir. Oranın 1:1’e yakın olması kalsiyum emilimini ciddi şekilde bozar. Birçok yeşil yapraklıdaki oran ise yaklaşık 2:1 gibi oldukça iyi bir orandır. Yani birçok yeşil yapraklıda en az süt kadar kalsiyum vardır. Üstelik sütteki kalsiyum bağırsaklardan iyi emilmezken yeşilliklerdeki gayet iyi emilir. Ama ne yazık ki halk sağlığını düşünen! hiçbir firma ya da kuruluş “ Yeşillik yiyin. Kemiklerinizi kuvvetlendirin” diye kampanyalar yapmamaktadır.”
-Otizm sebepleri arasında aşıların da sebep olduğu ağır metal zehirlenmeleri yatıyor.
Bakın...

28 Eylül 2011 Çarşamba

GRİP AŞISI OLMAYIN!

Bu yazıyı okumadan grip aşısı olmayın. Bizi bilgilendiren aşı firmaları bakın aslında nasıl bir sağlık oyunu oynuyorlar... Tümü çok iyi kar getiren bir ticaretten ibaret. Her sene herkesin ihtiyacı olabileceği bir ürün, uygulaması hızlı, her sezon bir kere kullanması yeterli dolayısıyla tüketim kararı rahat alınabiliyor, çok fazla sayıda tüketici var, fiyatı yüksek değil... Böyle bir ürüne kim sahip olmak istemez ki! Aşağıda sizlere aşı kampanyasını, işin finansal boyutunu, sayı tahminlerini, koruyuculuğu, içeriği, üretim yolu, yan etkileri, alternatif yöntemleri anlatmaya çalıştım.

7 Aşamalı aşı kampanyası

İşte size pazarlama uzmanlarından bir pazarlama dersi! Bu seferki ürünümüz “grip aşısı”. ABD Hastalık Kontrol Merkezleri’ne (CDC-Centers for Disease Control) göre her grip aşısı sezonunda/başka bir aşı için ekonomik başarıyı yakalamak üzere 7 aşamalı bir plan yapılıyor. Kullanılan dil ve araçlar (haber kanalları, TV) halk sağlığını düşünen (!) firmalardan hiç bir şeyden şüphelenmeyen halka korku temelli mesajlar gönderiyor, bizi grip/x aşısının gerekli olduğuna ikna etmenin yanısıra motive edip istekte bulundurtuyor.

Adım 1: “Aşılama sezonu” başında grip hakkında konuşmaları başlatın. Posterler, el broşürleri sağlık ile ilgili merkezlere gönderilir. Hastaların aklına “tohumlar” ekilir ki aşı geldiğinde istekte bulunsunlar.

Adım 2: Medya bu sene beklenen “yeni” grip salgını hakkında ciddi hastalık ve sonuçlar yaratacağı konusunda öngörülerde bulunmaya başlar. “Bir sonraki dünyanın en büyük grip salgını..” hakkındaki planlamalar, aşı üretimini salgından önce artırmak, salgının yayılmasını önlemek ve hastalıkla savaşmak konusunda sağlık bakanlığı açıklamaları yapılır.

Adım 3: Sonbahar başında yerel ve ulusal tıp ve halk sağlığı uzmanları medya aracılığıyla konu hakkındaki endişelerini söyler ve sonuçlar hakkında tahminlerde bulunarak alarm verir - aşılamaya teşvik ederler. “Milyonlarca insan etkilenecek ve bunların %20si ölecek...” gibi laflar gazete ve TV’lerde gelen haftalarda sarfedilir.

Adım 4: Tıp uzmanlarının raporları kullanılarak halk davranışlarını motive etmek için konu hakkında çeşitli çerçeveler kullanılır. Dil olarak “çok ciddi”, “geçen senelerden çok daha ölümcül”, ör. 2003 senesinde sadece 175 kişi ölmesine rağmen “her yıl gripten onbinlerce insan ölüyor”, “griple savaşmanın en iyi yolu grip aşısıdır” gibi laflar kullanılır.

Adım 5: Medya aracılığıyla sağlık yetkililerinin gribin “ciddi hastalıklara yol açtığı ve bir çok insanın gribe yakalanabileceği”ne dair raporlarını yayınlamaya devam edilir.

Adım 6: Hasta çocuklar ve etkilenen ailelerin resimleri ve hikayeleri görsel olarak paylaşılır. İlk önce motive etmek için sonra da zorlamak için aşılanan insanların resimleri medyada yer alır.

Adım 7: Grip salgınına ve aşılamanın önemine dair referanslar verilir ve tartışmalar yapılır. Bu seneki konu ise domuz gribi! Duyduğunuz gibi aşısı da yolda. Bu gribe özel bilgiler için referanslara bakabilirsiniz.

Grip aşısının finansal boyutu Grip aşısı üreticisi CHIRON firmasının yaptığı 2003 yıllı açıklamasındaki rakamlarına göre 332.4 milyon USD satış gerçekleşmiş. Bu sadece bir firmanın rakamları olup, bu rakama dağıtım, uygulama karları dahil bile değil. 2004 senesinde Amerika’da yaklaşık 100 aşı firmasının faaliyet gösterdiğini ve bu rakamın 2009’a kadar katlandığını düşünürseniz sektörde dönen paralar inanılmaz boyutlara ulaşıyor.

Grip salgını sayıları tahmini

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 120 merkezi raporları, hastane ziyaretleri, grip benzeri semptomlardan şikayetçi olarak gelen kişilerin sayıları, sağlık adına yayınlanan raporlardaki rakamlar, ölüm raporlarında ölüm sebepleri arasında grip geçenler, istatistik uzmanlarının tahmini sayıları, kısacası aklınıza grip adına gelebilecek tüm kaynaklardan çeşitli gerçek veya tahmini sayılar toplanıyor. Ölen kişiler gribin kendisinden değil komplikasyonlarından öldüğü için sayılar matematik formülleri kullanılarak oluşturuluyor.

Normalde grip onbinlerce kişiyi değil gerçekte yılda 1000 civarı kişiyi ölümcül olarak etkiliyor. Zaten bu kişiler çoğunlukla başka ciddi rahatsızlıkları bulunan ve gribin bağışıklıklarını zorladığı kişiler oluyor. Grip aşısının gözardı edilemeyecek ciddi yan etkileri bulunuyor. Sağlık Örgütleri aşı üretici firmalar ile birlikte çalışarak çevreye hastalık korkusu yayarak aşılamayı yaygınlaştırma çalışmaları yapıyor. Böylece normalde yılda 1000 kişinin etkilendiği bir hastalık için 185milyon insan aşılanabiliyor!

Grip aşısı gerçekten koruyor mu?

Şimdiye kadar bulunan 863 grip virüsü var. Aşı sadece 3 tane zincire etki ediyor. Dolayısıyla eğer aşılanmış kişi bu 3 zincir dışındaki diğerlerinden etkileniyorsa o zaman aşı koruyucu olmuyor. Her sene 3 zincirden hangisinin mutasyona uğrayıp salgına dönüşeceği konusunda aşı üreticileri piyasaya sürmeden 6 ay öncesinden tahminde bulunarak birini seçiyor. Eğer tahminleri tutarsa aşı %30 koruyucu olabilir. Eğer tutmazsa ki çoğu kez böyle oluyor o zaman %0 koruyucu oluyor. Hangi salgının başladığı grip salgını sezonu başında anlaşılıyor, tabii aşı ile uyuşup uyuşmadığı bize açıklanmadığı için boşuna aşılanmış oluyoruz. Böylece firmalar yatırımlarını faydasız bir ürünle kazanca dönüştürmüş oluyorlar.

Normalde grip 1 haftalık yatak istirahati ve doğal desteklerle atlatılınca o virüse karşı size bağışıklık kazandırıyor. Ne olacak yine de hastalanacağıma koruma amaçlı yaptırayım ne olur diye düşünebilirsiniz ancak içeriğinde Thimerosal zehirli civa içerikli bileşiği olduğu için pek çok yan etkisi olduğunu unutmayın. Aşının koruma sağlayıp sağlamadığına dair kontrol raporları ise tutulmuyor, zaten milyonlarca kişiyi nasıl takip etsinler ki ne kadarının hayatını bu aşı kurtarmış bilinmiyor.

Grip aşısının yapılan araştırmalarda bebeklerde koruma sağladığı gözlemlenmemiş (1).
Astımlı çocuklarda gribal enfeksiyonlardan dolayı hastane ziyaretlerini engellemiyor (2). Yetişkinlerde sadece grip riskini %6 azaltıyor, iş gününden sadece 0.16 gün kayıba sebep oluyor (66.000 yetişkin üzerinden alınan 48 raporun sonuçlarına göre) (3).
Yaşlılarda ise 98 grip sezonunda yapılan 64 araştırma sonuçlarına göre belirgin olarak gribe karşı etkili olduğu gözlemlenmemiş (4).

Grip aşısı içeriğine baktınız mı?
Eczanelerde hiç kutuya bakmak aklınıza geldi mi?

Bakın bir grip aşısı içinde neler var:

-Yumurta proteinleri: avian (kuş gribi) bulaştıran virüsler de içeriyor
-Gelatin: Alerjik reaksiyonlar ve anaflaktik şok yumurta ve jelatine karşı hassas olanlarda gözlemleniyor
-Polysorbate 80 (Tween80TM): ağır alerjik reaksiyon ve anaflaktik şoka sebep olabilir
-Formaldehit: kanserojen



-Sukroz: normal şeker




-Resin: alerjik reaksiyonlara yol açtığı biliniyor




-Gentamycin: bir antibiyotik




-Thimerosal: multidozlarda civa bileşiği

Grip aşısı nasıl üretiliyor?

Aşı tavuk embriyorsu ile üretiliyor. Yumurta ve tavuk alerjisi olanlar için ciddi tehlike içeriyor. Tüm viral aşılar sadece üretildiği virüs değil aynı zamanda lösemi ve diğer kanserle alakalı virüs kalıntılarını de içeriyorlar. Bunlar laboratuvar ortamında tamamen ayrıştılamıyor. Bu virüsler embriyonun alındığı tavuklardan geliyor. %98 temizlendiği söylense de %2 oranında bir kaç milyar virüs halen kanser ve lösemi tehlikesi içeriyor.

Grip aşısı güvenli mi?

Aşının içeriğinde bulunan canlı virüs aşıdan virüsün etrafa bulaşmasına ve aşı olan kişiden yayılmasına sebep oluyor. Bu durumda bağışıklı sistemi zayıf kişileri aşı olması son derece sakıncalı. Grip aşısı, zehirli bir civa bileşiği olan Thimerosal içerdiği için özellikle beyinleri gelişmekte olan bebekler ve hamile kadınlar için son derece tehlikeli. Thimerosal’ın otizm, alzeimer ve ADD (dikkat eksikliği, öğrenme geriliği) rahatsızlıkları ile kanıtlanmış ancak örtbas edilen bağlantısı var. Bunu reddetmeyen aşı üreticileri şimdilerde bu kimyasal maddeyi aşılardan çıkardıklarını iddia ediyorlar ancak yine de eser miktarlarda bu koruyucu madde aşılarda yer alıyor. Buna rağmen FDA (ABD Ulusal İlaç Komisyonu) tarafından koruyucu maddelerden arınmıştır belgesi alabiliyor! Eser miktarmış ne olur derseniz bir düşünün: Bir günde salgılanan tiroid hormonu miktarınız mikron oranlarında normal sayılırken yine moleküler bir artış hormonal bozukluk yaratıyor, neden aynısı vücudumuza direk kana enjekte edilen zehirli kimyasallar için geçerli sayılmıyor?

Bebeklerde 6 aydan sonra bağışıklık sistemi gelişmeye başlıyor. Ağızdan, burundan ve deriden alınan bakteri ve virüsleri kendisi yenebilen bağışıklık sistemi o istilacıya karşı ömür boyu bağışık oluyor ve yavaş yavaş kuvvetleniyor. Direk kana karışmak üzere deriden iğne ile uygulanan aşılar ise doğal yollarla bağışıklığın gelişmesini engelliyor, yapay bir bağışıklık sağlıyor ve yeni gelişmekte olan nesli ileride oluşabilecek yeni mutasyon virüslere karşı savunmasız hale getiriyor. Böylece yaş ilerledikçe hastalıklardan korunmak için her seferinde aşı ürünlerine ihtiyaç duyacak zayıf bir nesil yetişmiş oluyor. Aşıların en fazla 3-5 sene koruma sağladıkları söylendiği için şimdilerde yetişkinler ve yaşlılar için de aşılama önerileri getiriliyor. Beşikten itibaren hiçbir hastalığı doğal yollarla atlatmayarak basit bir gripten bile etkilenebilecek sağlığı bozuk bir nesil olmaya doğru gidiyoruz.

Aşının yan etkileri Aşı içerdiği bir çok kimyasal madde ve virüsler ile Guillain-Barre sendromu, felç, hafıza kaybı, kaşıntılı kızarıklıklar, alerjiler, kronik yorgunluk ve tabii bunlar yanında klasik grip semptomları olan başağrısı, halsizlik, eklem ve kas ağrısı, gözlerde kızarıklık, boğaz enfeksiyonu, öksürüğe yol açıyor. Aşı olan kişinin aşıdan grip kapıp hemen sonrasında antibiyotik içmek zorunda oldukları çok ağır bir gribe yakalandıklarını siz de etrafınızda görmüşsünüzdür.
ABD Ulusal Aleri ve Bulaşıcı Hastalık Enstitüsü’nden Dr. J. Seal, “Tüm grip ve diğer aşılar Guillain-Barre sendromuna yol açabiliyor” açıklamasını yapıyor.

Domuz gribi aşısı yolda WHO raporu açıklamasına göre H1N1 grip virüsü için 4.9 milyar dozluk bir aşı üretimi olacağı tahmin ediliyor. Aşı firmalarının kuzey yarımküre için 780milyon doz aşıyı 2008-2009 sezonu için üretmeleri planlanıyordu. Grip Amerikalılara için bir doz normal grip aşısı, iki doz da domuz giribi aşısı öneriliyor.

Gribe karşı alternatif yöntemler Gribe karşı en iyi korunma elleri iyi yıkamak ve sağlıklı alışkanlıklar içeren alkol, antibiyotik ve toksik kimyasal maddelerden uzak bir hayat sürdürmek. Diğer yöntemler ise Zinc içeren C vitaminli drojeleri emmek, Vitamin A-C-D3 takviyeleri, yan tesirleri olmayan homeopatik ilaçlar (Infludo Fransa’da çok yaygın, Oscillococcinum grip semptomları ilk başladığında alınırsa etkili), tavuk suyuna çorba, bitkisel destekler...

Referanslar: (1) Vaccines for preventing influenza in healthy children. The Cochrane Database of Systemic Reviews. 2 (2008)
(2) The American Thoracic Society’s 105th International Conference, May 15-20, 2009, San Diego
(3) The Cochrane Database of Systematic Reviews. “Vaccines for preventing influenza in healthy adults” (2006)
(4) The Cochrane Database of Systematic Reviews. “Vaccines for preventing influenza in the elderly” (2006) *Aşılar ile ilgili tehlikeleri daha detaylı okumak için : http://www.vran.org/ Vaccination Risk Awareness Network (Aşı Riski Farkındalığı Ağı) *Vaccines, Are They Really Safe And Effective? Neil Z. Miller, 2008, ISBN-13: 978-188121730-5 (kitap 916 tane aşılarla ilgili araştırma makalesine refens veriyor)
*Domuz gribi hakkında anlatılmayanlar: http://www.wellwithin1.com/swineflu.htm
*Dr. Sherri Tenpenny, New Medical Awareness Seminars, http://www.nmaseminars.com/http://www.redflagsweekly.com/conferences/vaccines/2003_dec18.php *CDC fact sheet. Influenza Vaccine Effectiveness Studies. Jan. 15, 2004.*CDC, "The Seven-Step Recipe for Generating Interest in, and Demand for, Flu (or any other) Vaccination"
* http://www.nomercury.org/ * http://vaccineinfo.net/

Resim: http://www.loadtr.com/405867-grip_aşısı_.htm

Aşı sonrası reaksiyonları en aza indirmek için uygulamalar

Aşı sonrası sendromu, aşılamanın hemen sonrasında çocuklarda yaşına göre zihinsel, dilsel, duygusal gerilemelerin görülmesidir. Konuşma becerisi kaybolabilir, çocuk önceki haline göre duygusal olarak daha dengesiz, mutsuz, huysuz, uykusuz, önceden yediklerini yemek istemeyen, biberona dönmek isteyen, sorun çıkaran bir yapıya bürünebilir. Ya da fiziksel olarak önceden olmayan bazı hastalık (öğrenme bozukluğu, astım, diyabet, otizm) belirtileri göstermeye başlayabilir. Bu gibi bir durumla karşılaştığınızda;

1. Aşılamayı erteleyin.

Çocuğunuz hücresel defanslarını, genel bağışıklığını tamamlayana kadar bekleyin. Bebekler 6. aydan itibaren bağışıklığı geliştirmeye başlarlar. Beyin gelişimi 3 yaşında sinir hücresi düzeyinde tamamlanır. Bağışıklık ilerleyen yıllarda gelişmeye devam eder.

Bu uygulamanın dünyada hangi yaşta yapıldığına dair çeşitli örnekler var. Örneğin boğmaca aşısı Japonya’da 2 yaşından önce uygulanmıyor.

2. Aşıları mümkün olan en ayrı şekilde uygulayın.

Örneğin HIB ayrı verilebilir. DKTP ve DTP asla MMR ile birlikte verilmemeli. DKTP’den etkilenmiş çocuklar DTP uygulanabilir. Her aşıyı birbirinden ayırın. İkili, üçlü, beşli kokteyl aşıları uygulamayın. Aynı anda birden fazla aşı ve madde ile mücadele daha zorlayıcıdır.

3. Aşılamalar arasında boşluk bırakın.

Bir aşının iki dozu arasına 1 ay yerine 2 ay, hatta daha fazla bırakın.
Aşılamanın önerilen takvim dışında bir takvim zorunluluğu yoktur. Her aşıyı uygulamadan önce aşı prospektüslerini okuyup yan etkilerini görüp, bu riskleri anlayıp, şansınızı bununla denemeye karar veriyorsanız, her dozun tek tek en az 6 ay ara verilerek uygulaması yapılabilir.

4. İlk aylarda yapılacak aşı sayısını azaltın.

Bebeklerin bağışıklığı 6. aydan sonra gelişmeye başlar. Aşıları en kötü 6. aydan itibaren her biri arasına en az 2 ay koyarak başlatın.

5. Çocuğun önceki aşılara reaksiyonlarını dikkatli bir şekilde not edin.

Tekrar aşılatmadan önce bu reaksiyonları doktorunuz ile değerlendirin.

6. Aşı sonrası reaksiyonlar tam olarak iyileşmeden başka hiçbir aşı uygulamayın.

Aşı sonrası reaksiyonları yaşayan çocukların tedaviye ihtiyaçları vardır, bu homeopatik potentize olmuş aşılar ile sağlanabilir. Uzman bir homeopata danışın. Türkiye’de de bu işi yapan uzman homeopatlar ve doktorlar var.

7. Aşılar faydaları ve zararları hakkında kendinizi bilgilendirin. Doğru karar verin.

Bilgili bir homeopat yardımıyla çocukların aşılardan gördükleri zararların büyük bir kısmı tedavi edilebilir. Bunun için lütfen aşı sonrası çocuğunuzda oluşan değişiklikleri doktorunuzla paylaşın.

Kaynak : http://www.post-vaccination-syndrome.com/3895/prevention.aspx

Çocuklara kaç doz aşı uygulanıyor ve aşı sonrası dikkat etmeniz gereken reaksiyonlar neler?

Çocuklarımıza aşıları uygulatırken ne kadar bilinçliyiz? Çok mu fazla doz alıyorlar. Peki sonrasındaki ateş, uyuşukluk acaba ne anlatıyor?
Resimdeki broşür NVIC (ABD Ulusal Aşı Bilgilendirme Merkezi) tarafından hazırlanmış. Sizin için çeviriyorum.




6 yaşından önce 49 doz 14 aşı mı?

Risk almadan önce ne olduğunu öğrenin.

Hamilelik: Influenza (Grip)

Doğum: Hepatit B

2 Aylık: Difteri, Tetanoz, Boğmaca, Polio, HiB, PCV (Pnömokok), Rotavirus, Hepatit B

4 Aylık: Difteri, Tetanoz, Boğmaca, Polio, HiB, PCV, Rotavirus

6 Aylık: Difteri, Tetanoz, Boğmaca, Polio, PCV, Rotavirus, Hepatit B, Influenza

7 Aylık: Influenza

12-15 Aylık: HiB, PCV, Kabakulak, Kızamık, Kızamıkçık, Su çiçeği, Hepatit A

18 Aylık: Difteri, Tetanoz, Boğmaca, Hepatit A, Influenza

3 Yaş: Influenza

4 Yaş: Difteri, Tetanoz, Boğmaca, Polio, Kabakulak, Kızamık, Kızamıkçık, Su çiçeği, Influenza (2)

Aşısına bağlı olarak aşıların içindekilerin bir kısmının listesi:

Laboratuvarda oynanmış virüsler, bakteriler; alüminyum, cıva, formaldehid, phenoxyethanol, gluteraldehid, sodyum borat, sodyum klorür, sodyum asetat, monosodyum glutamat(MSG), hidroklorik asit, hidrojen peroksit, laktoz, jelatin, maya proteini, yumurta albümini, bovin ve insan serumu albümini, antibiyotik, tanımlanamayan kontaminantlar.

Eğer çocuğunuzu aşılatırsanız aşı sonrası reaksiyonlarının işaretlerini ve semptomlarını öğrenin:

Aşı Reaksiyonu --- Annelerin Yorumu

Yüksek Ateş (39.5C üstü) “Ateşi 40.5C idi. Ateşi düşürmek için soğuk havlular koymam gerekti.”

Cilt (kurdeşen, kızarlıklık, şişkinlik) “Aşının yapıldığı noktada büyük, sıcak bir şişkinlik vardı ve haftalarca inmedi.”

İnce Sesli Çığlıklar “Acı ve ciyak ciyak bir çığlıktı, saatler boyunca sürdü ve hiçbir şey fayda etmedi.”

Yıkılma/Şok “Tamamen beyaza döndü, ağzının etrafında ince mavi bir morluk oluştu, kolları bacakları tamamen boşaldı.”

Aşırı Uyuşukluk “Kendinden geçti ve onu 12 saatten fazla süredir yemek, içmek veya herhangi bir şey için uyandırmayı başaramadık.”

Katılma (İstem dışı kasılmalar) “Gözleri seğirdi, çenesi titredi, tüm vücudu katılaştı ve titremeye başladı.”

Beyin Ödemi “Gözlerini iyice açmış bir şekilde yatağında yattı, sonra sırtını arkaya doğru büktü, çığlık attı ve bayıldı. Şimdi de nöbet geçiriyor.”

Davranış Değişiklikleri “Ne yemek yiyor, ne uyuyor. Kendini yerlere atarak sebepsiz yere bağırıyor. Çok tatlı, mutlu bir çocuktu ama şimdi kontrol dışına çıktı. Tamamen başka bir çocuğa dönüştü.”

Zihinsel/Fiziksel Gerileme “18 aylık oğlum bu aşılardan sonra konuşmayı ve yürümeyi bıraktı. Ağır alerjiler, devamlı bir ishal, kulak enfeksiyonları oluştu ve hep hastaydı.”

Diğer rapor edilen aşı reaksiyonları: kas kontrolünün yitirilmesi, felç, otizm, astım, artrit, kan bozuklukları, diyabet, Guillain Barre Sendromu, ani ölüm.

Eğer çocuğunuz aşı sonrası sağlığında bozulma yaşıyorsa, federal tazminat almaya uygun olabilir. Aşı reaksiyonları Federal Aşı Ters Tepki Raporlama Sistemi (VAERS) ve NVIC’in Aşı Reaksiyonu Kayıtlarına rapor edilmelidir. (Burası ABD için geçerli.)

Aşılama.

Sizin sağlığınız. Sizin aileniz. Sizin seçiminiz.

Amerika’ya bir kronik hastalık ve sakatlık salgını musibet oldu. Amerikan çocukları dünyada en çok aşılanan çocuklar ve en çok kronik hastalığa yakalanan ve sakat çocuklar arasındalar.
Bugün, ABD Hastalık Kontrol Merkezleri (CDC - Centers for Disease Control) Amerika’da her 6 çocuktan birinin gelişme geriliği gösterdiğini kabul ediyor.

Geçmiş çeyrek yüzyılda, öğrenme bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (ADHD) gösteren, astım, diyabet olan çocuk sayısı 3’ten fazlaya katlandı.

Geçmiş çeyrek yüzyılda, çocuk doktorlarının 6 yaşından küçük bebek ve çocuklara uyguladıkları aşı dozları 2’den fazlaya katlandı.

Bugün kronik beyin ve bağışıklık sistemi bozukluğuna sahip çocukların sayısı, yarısı kadar aşının uygulandığı 1970’lere göre iki katından fazla.

1976’da, 796.000 çocuk öğrenme bozukluğuna sahipti. Bugün bu sayı 6 çocukta 1.

1979’da, 2 milyon astımlı çocuk vardı. Bugün bu sayı 9 çocukta 1.

1070’de, 2.500 çocuktan biri otizm geliştirdi. Bugün bu sayı 150 çocukta 1.

1970’de, 1.750 çocuktan biri diyabetti. Bugün bu sayı 450 çocukta 1.

Bugün, Hastalık Kontrol Merkezleri (CDC) ve Amerikan Pediatri Akademizi (AAP) henüz yeni doğan bebeklere 12 saatlikken bir doz Hepatit B aşısı uygulanması direktifini veriyor. Henüz doğmamış bebekler hamile annelerinin karnındayken, grip aşı olan annelerinden bir doz aşı alıyorlar. 2 aylık bir bebek, tek bir günde 8 aşı olabiliyor. 15 ile 18 aylık bir bebek, tek bir günde 12 aşı olabiliyor. Doğum öncesi ve sonrasında 6 yaşına kadar, Amerika’da doğan bebekler toplam 49 dozdan 14 aşı oluyorlar.

Göze çarpan soru: Bağışıklık sisteminin henüz erken hayatta, daha ve daha çok aşı ile örnekdışı manipulasyonu, bazı çocuklarda kronik hastalıklara ve sakatlıklara mı yol açıyor? Acaba az daha mı iyi?

Broşürdeki yazılar burada bitiyor. Düşünmesi size kalıyor…

Kaynak: http://www.nvic.org/ ABD Ulusal Aşı Bilgilendirme Merkezi (İngilizce)

Aşıların zararları hakkında bilgi edinebileceğiniz kaynaklar

Bağışıklık sistemi hakkında 21. yüzyılda bile çok az bilgi sahibiyiz. Bebek bağışıklık sistemi hakkında ise daha bile az biliyoruz. Aşıların içindeki onca virüs ve zehirli maddeye rağmen “uygulayan”ların son derece “güvenli” olduğunu söylemesi ve aşı uygulaması son derece kuşku uyandırıcı. İşin enteresan tarafı ciddi aşı üretici firmaları ve konuda söz sahibi kişilerin aşı uygulamalarından çocuklarını uzak tutması. Öte yandan Jim Carrey gibi aşı sonrası çocuğundan oluşan otizm için aşı firmasına dava açmış ünlüler de var. Hatta kazanılan davalar daha geçenlerde oldu. Böyle haberler doğal olarak çok ses getirmiyor. Aşıları uygulamadan önce yan etkileri konusunda bilgi edinebileceğiniz kaynakları aşağıda sunuyorum.

Kaynak 1: Türkçe Blog
İlk olarak hızlıca konuya hakim olmak isterseniz Kanada’ya taşınan aşıları araştıran bir Türk annenin Türkçe blogunu inceleyebilirsiniz. Linki burada: http://www.asihakkinda.com/

Kaynak 2: Online kurs
6 senedir insanlarda ve hayvanlarda aşı reaksiyonları ile ilgili okuyorum, son 3 senedir aşılar hakkında online dersler aldım. Size çok şey öğrendiğim 1950 doğumlu Amerikalı hemşire Sheri Nakken’in sitesine bakmanızı öneririm. İngilizce olarak Vaccine Dangers (Aşı Tehlikeleri) ve Childhood Diseases (Çocuk hastalıkları) online kursları yanısıra çocuk hastalıklarında güvenle kullanabileceğinizi homeopati online kursları var. Bunların her biri bir kaç ay sürüyor ve bütçeye uygun fiyatlarda 30-60 USD arasında. Her kursta en az 300 e-posta gönderiyor. 1000 saatlik okuma var. Bilgi için: http://www.nccn.net/~wwithin/vaccine.htm

Kaynak 3: Yahoo Grupları
Yahoogroups üzerinde çok ciddi bir vaccinations (aşılamalar) grubu var. http://groups.yahoo.com/group/Vaccinations
Mağdur binlerce aile buluşuyor. En son baktığımda 3203 üyesi vardı. İngilizce takip ederim diyorsanız gruba üye olarak ilk çocuklarını aşılatan, sonrakileri yan etkilerini görünce aşılatmayan veya hiç aşısız çocuk büyüten ailelerin anlattıklarını okuyun. Hastalıklarda kullandıkları yöntemler genelde doğal beslenme, doğal reçeteler, homeopati, şiropraktörler, naturopatlar oluyor.

Sadece aşılar hakkında makaleler okumak isterseniz http://groups.yahoo.com/group/vaccineinfo ‘yu inceleyebilirsiniz. Gruba 1999’tan başlayarak çok fazla doküman eklenmiş.

Kaynak 4: Kitaplar
Kitap olarak size Neil Z. Miller “Vaccines, Are they really safe and effective?” okumanızı öneririm. Oldukça kısa 127 sayfa ve 900 makaleye refere ederek yazılmış. Yazarın ayrıca detaylı daha kalın Sheri Nakken’in online aşı tehlikeleri kursunda kullandığı “Vaccine Safety Manual for Concerned Families and Health Practitioners: Guide to Immunization Risks and Protection” adlı bir kitabı da var.

Kaynak 5: Web linkleri
Aşılar hakkında şimdiye kadar topladığım linklerden bazıları:

http://www.nvic.org/ ABD Ulusal Aşı Bilgilendirme Merkezi (İngilizce)

http://www.whale.to/vaccines.html Aşılar hakkında bloglar, kitaplar, doktorların yorumları, zarar görmüş aileler, gruplar, makaleler, pek çok şey. (İngilizce)

http://www.informationliberation.com/?id=13924 Dr. Viera Scheibner, Ph.D. aşıların bilinmeyen yönleri ve hastalıklarla ilişkilerini anlatığı video. (İngilizce)

http://www.vaccinesafety.edu/package_inserts.htm Doktor uygularken aşıların paketlerine prospektüslerine hiç bakmayız. Bu sitede hangi firma hangi aşıya ne yazmış görebilirsiniz. (İngilizce)

http://www.alternamoms.com/vac.html Genel olarak aşılar hakkında içeriklerinde neler var, bunlar ne işe yarıyor, kitaplar. (İngilizce)

http://www.curezone.com/topic/vaccination/ Aşılar hakkında forum, bilgileri, makaleler, zararları. (İngilizce)

http://www.healingourchildren.org/vaccine_side_effects.htm Aşı yan etkileri video. (İngilizce)

Aşı Hakkındaki Gerçekler

(Zorunlu tutulan veya kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)

Ağustos 2009´da İngiltere ve Fransa´da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD´de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.

Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. Böylece Faz-1 deneyi Türkiye´de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır. Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması bugüne kadar Türkiye´nin göreceği en büyük tehlike olabilir.

Aşılar Zararlı mı?

Grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir. Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır. AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.

Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.

Grip aşılarının Bilinen İçeriği

1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B
2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.
3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton
4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.
5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)
6-Maymun böbrek hücreleri
7-Yıkanmış Koyun kanı
8- Monosodyum Glukomat
9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)
10- İnsan spermi
11- Etilen gliserol (antifriz)
12- Antibiyotikler
13- Skualen

Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.

İmmünolojist Hugh Fudenburg´un ifade ettiğine göre son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)

Formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.
Thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.

Alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.
Skualen, Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.
Dr. J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.

Aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.

Aşı Denen Şey Korur mu?

Dr. G. Buckwald´a göre: Herhangi bir aşının (domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.

Peki Bu Israrın Sebebi Ne?

Tüm bunlar karşısında neden aşılama üzerinde bu kadar ısrar edilmektedir sorusu akla geliyor.
Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. Aşılardaki Rekombinant DNA insan DNA’sına ´sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.
Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir.

Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!

Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak, tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir.

Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.

Ancak kök hücrenin hedef hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.

Genetik Yapıyı Değiştirmek… Ne Demek?

Bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide “Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir” temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.

Hastalık Üreten de İlaç Üreten de Aynı

İlaç şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile ´koruyucu hekimlik´ adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.
İçeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları ´zaruret´ halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.

Korunmak İçin Ne Yapmalı?

Prof. Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”

Ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.

Aşıların Etkili Olma İhtimali Var mı?

Bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.

Bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.

Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre “Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.” Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.

Dr. G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: “Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”

Dünya, Aşılara Karşı Mesafeli

2 Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.

ABD Kongresi üyesi Dr. Ron Paul´un ifade ettiği üzere “1997´de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”

İngiltere’deki doktorlar şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan aşının analogudur (eşi).

Aşılar Birçok Derin Hastalığa Sebep Oluyor

1976’da Amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:

Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.500 kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.Guillain-Barre sendromuna yakalanma riski 8 kat arttı.Grip aşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.Amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.

Aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:

Çocuk Felci Aşısı: AIDS’e
Tetanos: Beyin iltihabı’na
Hepatit B: Multiple Skleroz’a (MS)
Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na
Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a
Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne
Grip Aşısı: Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır

Düşünün ve Karar Verin

Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda SADECE SİZ karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.

Ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.
(Bu yazı kaynak gösterilen blog sitesinden alıntıdır.)

Kaynak: http://www.asihakkinda.com/2011/04/13/asi-hakkinda-genel/

Aşılar hakkında doğru mu karar veriyoruz?

Gıda sektörü bizi hasta eden ürünleri ağız sulandırıcı bir şekilde sunarken ilaç sektörü de iyileştirici ilaçları bize sanki şeker yiyormuş gibi sunuyor. Öyle avuç avuç ilaç içmenin zararlı olduğunu biliyoruz peki tek seferde 5 tane farklı virüsü almalarına hem de yeni doğmuş birkaç aylık bebeklerimize nasıl izin veriyoruz? Öyle uyuşmuş bir şekilde sistemin içinde büyümüşüz ki biz yeni nesil aşı ile büyümüş anneler aşıları son derece gerekli (!) ve iyi bir hastalıklarla savaşma yöntemi olarak görüyoruz.

Peki aşılar sandığımız kadar etkili mi?

Cevabı çok basit. HAYIR. Bağışıklık sağlama bir yana dursun içindeki zararlı maddelerle çocuklarımıza henüz bebekken mücadele etmeleri gereken, ağır hasar verici kimyasal maddeler içeriyorlar. Bebeklerde bağışıklık 6 aydan itibaren gelişmeye başlar. Tabii bu mücadeleden henüz bağışıklığı gelişmemiş yenidoğanların başarılı çıkma şansları yok. Ya ani aşı reaksiyonları görüyoruz ya da zehirli madde, bakteri ve virüsleri vücutlarında ileride ortaya bir başka hastalığa yol açıncaya kadar tutuyorlar. Aşılar sonucunda çıkan ani çocuk ölümleri, beyin ödemleri, reaksiyonları tıp otoriteleri tarafından kabul ediliyor. Hatta bu şanssız piyango vuran çocukları savaşta verilen şehitler, yaralı gaziler gibi görüyorlar. Ancak birkaç ay, hatta yıllar sonra ortaya çıkan bağışıklık sistemi hastalıkları (multiple skleroz), otizm, AIDS, şeker hastalığı reaksiyonları çoğu doktor ve tıp camiası tarafından aşılarla ilişkilendirilmiyor. Mesela polio aşısı Afrika yeşil maymunu böbreği dokusundan elde ediliyor. Bu aşıyı çocukken olanların 40’lı yaşlarında beyin tümörlerine yakalandıkları görülmüş. Tümör incelendiğinde Afrika yeşil maymunlarda bulunan bir virüse rastlanıyor.

Özetle çocuklarımızı aşılatarak vücutlarında kronik bir hastalık yaratıyoruz. Böylece aşının üretilmesine sebep olan akut hastalığa çocukların yakalanmayacağını varsayıyoruz. Eğer yakalanırlarsa ki, %90 yakalanıyorlar o zaman da bunu hafif atlattığını düşünüyoruz. Kısaca hiperaktivite, dikkat eksikliği, otizm, astım, alerjiler, kanser, şeker gibi kronik hastalıkları akut hastalığa tercih ediyoruz.

Tıp doktoru değilim ancak kimyager ve konuyu 6 senedir araştıran bir anne olarak bu bilgilendirme serisi ile amacım okuyanlara aşıların zararları hakkında bilgileri, kendi fikirlerimi, okuduklarımı iletmek. Dünyada çocuklarını aşılatmayanların tarafından bu konuyu anlatmak. Tercihi de size bırakmak.

Bana gelince bana ebeveynlerim çocukken olmam gereken aşıları vurdurmuşlar. Bizim zamanımızdaki 14 doz aşı toplam şu an 30 dozu aşmış bulunuyor. Çocukken havale geçirmişim ve 7 sene ilaç kullanmışım. Bunun sebebi olarak olduğum aşıları düşünmekteyim. Aynı şekilde çocuklarım da aynı genetik yapıdan geldikleri için aşılar sonrasında muhtemel bir havale geçirme riski taşıyorlar.

Sağlık için önerilen formül:

Sevgi
+Dinlenme
+Egzersiz
+Korunma
+Beslenme
+Hijyen
+Aşı yok
----------
=Sağlık