web etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
web etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2014 Pazartesi

Doğal Anneler 10.000 kişiye ulaştık!

10bin kişi olduk!
Sevgili Doğal Anneyim blogu takipçilerim,
Facebook Doğal Anneyim grubumda 10.000 kişiyi aştık ve sayımız hızla artıyor.

Instagramda da kısa sürede 1000 kişiye ulaştık. Umarım doğal ve sağlıklı yaşam ilgisi tüm anne be babaların katkısı ile daha da büyüyecek. Sektörleri etkileyen bir gücümüz var bunun tüketiciler olarak bilincinde olmalıyız. Daima dünyamız için en temiz, ekolojik ve doğal olan yolları seçelim, onları çocuklarımıza öğretelim.

sevgiyle kalın.

Başak

instagram ve twitter: @dogalanneyim
Doğal Anneyim facebook grubum
Doğal Anneyim facebook sayfam

17 Nisan 2014 Perşembe

Çocuğunuz bu doğal kurabiyeleri Hadihamyap’sın!



www.hadihamyap.com

Çok uzun süredir evde rafine şekerli tatlı pişirmiyorum. Genelde eğer kek yapacaksam içine elma, havuç rendesi, portakal suyu, hurma şurubu (evde hazırlanmış), pekmez, kuru meyveler ve kuruyemişler katıyorum. Eğer sütlü tatlı yapacaksam sade şekersiz olarak pişiriyorum. Üstüne sonradan bal ve tarçınla tatlandırıyoruz. Bir de tabii çiğ pudinglerim var, avokado ve keçiboynuzu tozu ve muz ile yaptığım. Ancak bir doğumgünü olduğu zaman herkesin yemesi açısından doğumgünü pastasını pekmezli pişiriyorum. Yine şekersiz.

Bu sefer küçük kızımın doğum günü yaklaşıyor. Nasıl hazırlık yapayım? Hepsine yetişemiyorum... Evde hep doğal ve organik malzemelerden yapmaya çalışıyorum.. Dışarıdan aldıklarıma da nasıl güvenirim... derken imdadıma hadihamyap yetişti.

Siteyi ilk olarak facebook Doğal Anneyimgrubumda paylaşan sevgili Filiz Morkoç’tan duydum. Filiz Morkoç ve arkadaşı Dalya Saftekin Çalışkan birlikte “Kendi çocuklarımıza yedirmeyeceğimiz hiçbir gıdayı satmıyoruz” diyerek yola çıkmışlar. Titiz anneler olarak kendi elleriyle temiz tarım ürünleri ve organik malzemelerden doğal, sağlıklı ve lezzetli atıştırmalıklar yapmaya başlamışlar. Başladıkları bu işte organik ve doğal üreticilerden GDOsuz, kimyasal gübresiz, yerli tohumdan üretilmiş malzemeler tedarik ediyorlar. Diyorlar ki “Çünkü çocuğunuzun aldığı gıdalar, kişiliğini ve düşüncelerini de etkiler. Yani sizin kalsiyum deposu sandığınız hazır meyveli bir yoğurt, çocuğunuzu huysuz, söz dinlemez, hiperaktif yapabilir…GDO’lu mısır şurubuyla yapılmış, içine koruyucu maddeler katılmış bir kek, çocuğunuzun zeka gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir.”

Filiz, Emre ve Erdem

Dalya ve Ceylin

Ben doğumgünü için tuzlulardan ve granolalardan seçeceğim. Ancak şeker sevenler için de tatlı kurabiyeler ve kekleri var. Şeker konusu pek çok profesör tarafından açıkça zehirle eş değer olarak anlatılıyor. Benim bu konuda beslenme kitaplarından okuduklarıma göre şekerin başta glikoz formu vücut hücrelerimiz tarafından asıl enerji kaynağı olarak kullanılıyor. Esasen meyveci ve sebze yemesi gereken otobur bir genetik yapımız var. Sıcak ülkelerden soğuk ülkelere da göçün de etkisiyle tarım ile birlikte o topraklarda yetişen tahıl ve hayvansal gıdalar yenmeye başlanıyor. Her ne kadar şekerden uzak kalmaya çalışıp adaptasyonlarla yerine alternatif enerji kaynakları bulsak da damağımız ihtiyaç duyulan şekeri arıyor. Ben şekerin doğal yollardan kimyasal işlem görmemiş besinlerden alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu da taze meyve, bal, pekmez demek oluyor. Rafine beyaz şeker üretilirken doğal olmayan kimyasallar işe karışıyor. Beslenmemizde arada ev dışında kaçamaklar olsa da bu şekilde ağırlıklı beyaz şekersiz bir düzenimiz var.

Doğumgünlerimize gelen çocuklar her sene şekersiz pekmezli pastamızı, tuzlu ikramlarımızı yiyor ve doğal meyve sularımızı içiyorlar. Bu seneki partimiz için Hadihamyap’tan beğendiğim bazı tuzlular aşağıda :)

Glutensiz ve kazeinsiz kuruyemiş granolaları
Patatesli tuzlu kek
Bu peynirli poğaça ama sebzeli poğaça da yapabiliyorlar
Nefis susamlı simit
Çörek otlu tuzlu kurabiye toplar

Filiz ve Dalya hanım mutfaklarındaki kuralları sitelerinde çok güzel yazmışlar. Her annenin mutfağında uygulaması gerekli diye düşünerek burada paylaşmak istiyorum. Benim mutfağımda da bu kurallar uzun süredir geçerli. Şeker maddesi eksik olarak...

“Mutfaklarımızda;

DAİMA
Yerli üreticiler tarafından mevsiminde yetiştirilen temiz meyve ve sebzeler,
  • Halis sızma zeytinyağı ve tereyağ,
  • Kaliteli, gerçek süt ve süt ürünleri, ev yapımı yoğurt,
  • Serbest dolaşan organik tavuk yumurtası (yerli üretici),
  • Zengin ve doğal un karışımları (Tam buğday unu, yulaf unu, mısır unu, çavdar unu vb),
  • Mevsiminde alınıp ev yapımı tekniklerle işlenmiş/dondurulmuş meyve ve sebzeler (şeftali, vişne, bezelye vb),
  • Almanya'dan getirttiğimiz organik tarımla yetiştirilmiş, rafine edilmemiş ve beyazlatılmamış ham şeker kamışından üretilen şeker(*),
  • Kaya tuzu
kullanıyoruz...

(*) Hadihamyap.com olarak şeker konusundaki tercihimizi niçin bu şekilde kullandığımızı ünlü onkolog Prof.Dr.Erkan Topuz'un ağzından okumak için "Rafine şeker zehir, doğal şeker şifa" başlıklı bu yazıyı öneriyoruz.

Hadihamyap ürünlerimiz için Almanya'dan temin ettiğimiz  organik tarımla yetiştirilmiş, rafine edilmemiş ve beyazlatılmamış şeker kamışından üretilen şeker için şu linkiinceleyebilirsiniz.

ASLA
  • Margarin ve katı yağ,
  • Katkı maddeleri,
  • Yapay kıvam vericiler, 
  • Koruyucu maddeler,
  • Yapay lezzet vericiler,
  • Yapay aromalar,
  • Glikoz, mısır şurubu, suni tatlandırıcı,
  • Beyaz rafine şeker,
  • Gıda boyası ve suni renklendirici,
  • Beyaz rafine un,
  • Rafine tuz,
  • Soya katkılı peynir ve süt ürünleri,
  • Uzun ömürlü pastorize edilmiş süt ve yoğurt,
  • Mevsimsiz meyve, sebze
kullanmıyoruz...”

Sipariş üzerine ürünlerin hazırlandığı Hadihamyap’ı aşağıdaki kontaklarından takip edebilirsiniz. Ürünleri kargo ile İstanbul içi ve dışına da gönderiyorlar.

Twitter ve instagram: @hadihamyap

Her türlü sorunuz için: 
Dalya Saftekin Çalışkan - 0532 347 31 37
Filiz Morkoç - 0533 241 80 11





13 Aralık 2013 Cuma

Bu haftasonu çocuklar Vitringez.com ile çanta boyuyor!

Bu hafta oldukça yoğun etkinliklerle geçiyor. 11 Aralık Çarşamba günü Mom-z etkinliğine katıldım. Etkinlikte bilişim sektöründen tanıdığım sevgili Global Blogger Natali Yeşilbahar ile karşılaştım. Konuşmacı olduğu etkinlikte yeni girişimi Vitringez hakkında çok güzel bir konuşma yaptı. Vitringez herkesin kadın, erkek, anne, bebek, çocuk modasını internetten vitrin vitrin gezmek yerine tek noktaran takip edebileceği bir arama motoru. Aradığınız ürün için indirime girdiğinde hatırlatma alarmı bile var. Vitringez hem çalışan, hem de evde çocuklarıyla yoğun vakit geçiren annelere büyük kolaylık sağlayacak gibi gözüküyor. Resimde organik ürünlerin aramasından çıkan sonuçlar var. Şimdi toplamda 250.000 ürün var. Yakında 1.000.000 ürün olacakmış!

Modada trendleri belirleyen Vitringez.com, 13-15 Aralık’ta İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan Türkiye’nin en trend ve en çok ziyaret edilen fuarı İBS Anne Bebek Çocuk Fuarı’nda 4 yaş üstü çocuklar için çanta boyama atölyesi düzenliyor.

Üç gün boyunca kısa aralıklarla devam edecek olan atölyede, katılımcılara neşeli ve uzman bir ekip eşlik edecek. Çocuklar, hayal gücüne dayalı desenleri, doğa dostu bez çantalar üzerine taşıyacak ve yaratıcılıklarını sergileyerek ailelerine unutulmaz birer hatıra bırakacaklar. 

İlgili Kişi:
Nurdan Gündoğdu, Marjinal Porter Novelli
0212 219 29 71, nurdang@marjinal.com.tr

Vitringez hakkında
Alışveriş ve moda tutkunu internet kullanıcılarının hayatını kolaylaştırmak amacıyla hayata geçirilen Vitringez, Türkiye’nin moda arama motoru. Giriş ve kullanım için üyelik gerektirmeyen kullanıcı dostu web sitesi ile modaseverlere kapılarını açan Vitringez, aynı zamanda, kadın, erkek, çocuk ve bebek kategorilerinin dâhil edildiği kapsamlı arama motoruyla online mağazaların internetteki en iyi takipçisi. Moda, stil ve trend haberlerinin yer aldığı bloğu ile birlikte başlı başına bir moda platformu oluşturan Vitringez, deneyimli pazarlama uzmanları, profesyonel IT mimarları ve modayla yaşayan trend takipçisi bloggerlardan oluşan ekibiyle, moda ve e-ticaret sektörlerinde alışveriş alışkanlıklarını değiştiren "modanın Google'ı" olarak ön plana çıkıyor.   
www.vitringez.com

3 Haziran 2013 Pazartesi

Doğal Anneyim Grubu tekrar açıldı! (ve kapandı)

Bugün Doğal Anneyim Facebook açık grubum bana haber verilmeden bilmediğim tam olarak bilmediğim bir sebeple kapatıldı.

Şu an itibariyle grup tekrar açıldı. Tüm facebook üzerinden destek olan takipçilere çok teşekkür ediyorum. Umarım uzun bir süre daha birlikte olacağız.

Güncelleme: Bu blogu yazdıktan bir kaç saat sonra tekrar kapatıldı. Şaka gibi bir şey. Facebook malesef yazdığım 3 tane şikayet mektubuna ve daha onlarca arkadaşlarımdan giden şikayetlere geri dönmüyor. 

Doğal Anneyim grubum şaşırtıcı bir şekilde kapatıldı

Bazen Doğal Anneyim grubum o kadar vakit alıyordu ki kapatsam mı diye düşünüyordum. Artık 3 saat sonunda daha fazla yorum okumak istemiyordum. Grubun üye sayısı 3800'ü aşmıştı. Evde akşamları daha fazla kitap okumak istiyorum, kızlarımla gündüz FB'da ne var grupta diye bakmak yerine daha fazla ilgilenmek...

Artık beni internetten bağımı koparmak ve hayatımı sadeleştirmek için bir işaret mi yoksa her şeye rağmen devam mı etmeliyim henüz bilemiyorum. Taksim Gezi Parkı'nda başlayan halk hareketinin bir ucu benim grubuma da dokundu sonunda. Ben de facebook profilimde bir açıklama yapmak ihtiyacı duydum. Burada da yayınlıyorum.

Doğal Anneyim Grubunun kapatılması hakkında:
İki kızımı da normal doğurdum, toplam 4.5 sene emzirdim. Hiç ilaç kullanmam, alternatif bitkilerle ve homeopati ile iyileştirmeye çalışırım. Kendime vücuduma zarar verebilecek her türlü yabancı maddeyi içeriden ve dışarıdan kullanmam. Tam da kendimi senelerdir etrafıma sadece anlatıp yanlız hissettikten sonra Doğal Anneyim Blogumu ve Doğal Aneyim Grubumu kurdum. Yaptıklarımı onaylayan insanlarla biraraya gelebildim. Son iki senedir binlerce annenin katkısı ile grup büyüdü, 60 kadar dosyada ilk giren annelere doğumdan, bebek beslenmesine, doktorlardan her türlü ihtiyacına kadar bilgi birikti.

Son günlerde Taksim'de bebeğinden yaşlısına kadar yeşil alanını korumaya gelmiş halkıma yapılan şiddete ve insanlık ayıbına göz yumamazdım. Grupta son derece hızlı tüm olaylar paylaşılmaya başladı ve şimdiye kadar engelleyebildiğim kutuplaşma ve aşırı tartışmalar da beraberinde geldi. Benim senelerdir uykudan, kızlarımın vaktinden çalarak saatlerimi verdiğim, 3800 kişiyi teker teker tıklayarak eklediğim grubumu facebook sanırım tartışmalardan hırslanan kişilerin şikayetinden kapattı. İnanın çok üzgünüm. Beni tanımadan grubumda ayıp konuşanlara laf edenler, internette grubum hakkımda konuşulanlar beni çok daha şaşırtıyor. Ben zaten evdeki kitaplarımla, internet araştırmalarımla idare ediyorum. Ama binlerce anneyi anında ihtiyaç duyduğu bilgileri sunan gruptan mahrum ettiler. Çünkü tüm bilgileri bloguma taşımam mümkün değildi. İşte buna çok üzülüyorum. Kendim şimdiye kadar hiç bir yazımdan ve gruptakilerden ticari kazanç sağlamadım. Tersine girenlerin işlerini tanıtmaları için destek verdim. Bu kişilerin paylaşım platformu yıkılmış oldu.

Şimdilik grubumun kapatılması hakkında FBdan bilgi bekliyorum. Grupta barışı, birliği ve beraberliği tutmak pek kolay değil. Eğer Doğal Anneyim Grubunu kullanıyor ve kapatılması hakkında şikayette bulunmak isterseniz FB'da https://www.facebook.com/help/contact/243225585752893?rdrhc bu linke tıklayarak Doğal Anneyim https://www.facebook.com/groups/dogalanneyim/?fref=ts grup linkini vererek "Doğal Anneyim grubumun tekrar açılmasını istiyorum" şeklinde yorum bırakıp destek olabilirsiniz.

Benim size önerim internetten şahsen tanımadığınız kimseyi yazdıkları sebebiyle yargılamayın. Kimseye kötü niyetli düşünceler beslemeyin. Umarım sosyal platformlar istediğiniz kadar sizinle birlikte olur, güzel bilgiler paylaşılır. Biri gider yenisi gelir ama bilgiler kalır. Sadece insanların tavırları onlara ne kadar kolay ulaşabileceğinizi etkiliyor.

Sevgi, birlik ve barışla kalın.

7 Eylül 2012 Cuma

12 Eylül Çarşamba günü MOM-Z 2012 Konferansı'nda buluşalım!

12 Eylül 2012 Çarşamba günü İstanbul'da Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleşecek olan MOM-Z 2012 Konferansı'nda 15.35 – 16.20 saatlerinde yapılacak "Blogger Box" oturumuna konuk konuşmacı olarak davet edildim. Gelmek, dinlemek, tanışmak ve katılmak isteyen tüm anneleri bekliyoruz.

Güncel program için tıklayın.
E-davetiye almak için tıklayın.



Annelerin Gücü Adına MOM-Z 2012

Dünyanın en büyük tüketici ve tüketim kararı veren kitlesi kadınlar, evden arabaya, mobilyadan kıyafete kadar ve onların 2000 yılı sonrası doğmuş internet çağı çocukları; “Z Kuşağı Çocukları”
Doğuştan edindikleri alışkanlıkla gördükleri her ekranın üzerine parmaklarını sürterek değişiklik yapmayı bekleyen, youtube ve diğer mobil tv çözümlerinden dan çizgi film seyreden, fizy ve benzeri müzik kanallarından ninni dinleyen çocuklar ve onların anneleri…
Bir kolunda çocuklar diğer kolunda cep telefonları, tabletleri, mini pc’leri ve akıllı telefonları ile gezen “Z Kuşağının Anneleri”
Çocuğu yürümeye başladığında internet üzerinden paylaşan, ilk adımı, ilk gülüşü, ilk taklayı ve ilk kelimeyi görmenin sevinci ile çocuğunun tüm kilometre taşlarını dünya ile paylaşan yeni anneler…
MOM-Z 2012 geleneksel olmaktan çıkan yeni yollar arayarak Z Kuşağı Annelerine ulaşmak isteyen tüm pazarlama ve buna destek olan dijital oyuncuların içinde olması gerek bir platform.
Yeni anneler ve onlara ulaşmak isteyen ürün ve hizmetlerin bir arada olmasını sağlayacak olan, bilgi paylaşan, hizmet sunan, sağlayacağı network ve entegrasyon ile yeni nesil iş yapma biçimlerini update eden, amatörden profesyonele herkesin bir arada olmasını sağlayacak, sözünü söyleyeceği, iletişim kuracağı, başarının alkışlanacağı, dünyaya örnek gösterilecek işlerin konuşulacağı bir yeni paylaşım alanı.
12 Eylül 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezi'nde Bilişim Zirvesinin Next Step etkinliği olarak gerçekleşecek olan MOM-Z 2012 Summit sizleri bir arada olmaya, network oluşturmaya, birlikte iş yapmaya, bilgi ve deneyim paylaşmaya, öğrenmeye ve oyun oynamaya bekliyor!

TIKLAYIN Davetiyenizi hemen alın!

24 Ağustos 2012 Cuma

Doğal Anneyim artık Milliyet.com.tr'de!


Milliyet Blog'da 2007 senesinden beri Bashico altında yazılarım çıkıyor. Artık ben de bir Milliyet yazarı olarak Milliyet.com.tr bebek ve çocuk bölümünde sizinle buluşuyor olacağım.

Çocuklarınızla ve ailenizle birlikte mutlu ve sağlıklı günler dilerim.



19 Ağustos 2012 Akşam Gazetesi Homeopati Röportajım

Geçen hafta benim için çok keyifli geçti çünkü homeopati ile ilgili bir röportaj yaptım :) İşte kendisini aşağıda sizinle paylaşmaktan gurur duyuyorum:

**********************
Doğanın iyileştirici gücünü kullanın

‘Homeopati’ sözcüğünü daha önce duydunuz mu? Doğal ve yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemi adı… Hayır, yeni bir yöntem değil. 220 yıl kadar önce Alman hekim Samuel Hahnemann tarafından geliştirilmiş. Vücudumuzun ilaç deposu haline geldiği son yüzyılda, doğal yaşamayı seçen insanların başucu yöntemi de diyebiliriz. Türkiye’de bu yöntemle tedavi olan bir avuç insan var. Onlardan biri de Başak Yaykın Pirtini...


Zeynep BAKIR
zeynep.bakir@aksam.com.tr

Homeopati tedavi biçiminin sadece akut kısmını yani sıklıkla görülebilecek hastalıkları evinde kendine ve çocuklarına kullanan Başak Yaykın Pirtini ile yaptığımız söyleşiye geçmeden önce Homeopati hakkında edindiğimiz bilgileri paylaşmak gerek.
Alman Doktor Samuel Hahnemann, 1790 yılında kınakına ağacının kabuğundan elde edilen bir madde olan kininin buruk tadından dolayı sıtmaya iyi geldiği bilgisine rastlar ve bu bilgiyi araştırmaya karar verir. Yoğun çalışmalarla geçen 6 yılın ardından bu yeni sistem üzerine yazdığı kitabını yayınlar. Kitapta yeni bulduğu teorisini şöyle tanımlıyor: “İyileştirilmek istenilen hastalığın mümkün olduğunca benzerini yapay olarak tetikleyen bir ilaç verilmelidir, böylece önceki iyileşecektir.” Daha açık bir ifadeyle günümüz tıbbında ağrıya ağrı kesici, ateşe ateş düşürücü ilaçlar verilir, Doktor Hahnemann ise ateşi, sağlıklı bir kişi aldığında ateşlenmesine sebep olacak ilaçla tedavi ediyor. Yani homeopatinin ilk kuralı ‘benzeri benzerle tedavi ediyor’ olması. İngiliz Kraliyet Ailesi’nin özellikle II. Elizabeth’in bu yöntemle tedavi edildiği göz önüne alınırsa konu daha da önemli hale geliyor.
Homeopati tedavi yönteminde gerçekten uzman olmak isteyenler 30 yıl dirsek çürütüyor. Diğer yandan bu yöntemi evde daha basit akut hastalıkların tedavisinde kullanmak da mümkün… Gribal enfeksiyonlar, ateşlenme, ödemler, yanıklar, kesikler gibi… Doğal yaşam şeklini seçen iki çocuk annesi Başak Yaykın Pirtini ile kendi oluşturduğu doğal yaşamı ve homeopati yöntemini nasıl kullandığını konuştuk.
KOLAY BİR İŞ DEĞİL
- Homeopati yöntemiyle nasıl tanıştınız?
Dolaylı yoldan oldu. Yurtdışında sadece insanlar üzerinde değil, hayvanlar üzerinde de uygulanıyor. Hayvanlarım hakkında internette araştırmalar yaparken karşılaştım. Çocuklarım olduktan sonra onlar için de bu yöntemi kullanabileceğimi gördüğümde konuyla yakından ilgilenmeye başladım. İnternet üzerinden 6 ay süren bir eğitim aldım. Sertifikalı bir program değil, başkalarına tedavi desteği vermiyorum. Ama yurtdışından edindiğim başucu kitaplarım var. Bu kitaplar rehber niteliğinde. Evde akut hastalıklar için iki kitim var. Bunları nasıl uygulayacağımı anlatıyor. Kolay bir iş değil. Sürekli okumanız ve kendinizi geliştirmeniz gerek. Eğer vakit bulabilirsem bu kaynak kitapları Türkçe’ye tercüme etmek niyetindeyim. İnsanların bu konuda bilgi alabilmesi gerektiğine inanıyorum.
- Homeopati’nin diğer yöntemlerden nasıl bir farkı var?
Homeopatik tedavi, rahatsız olan organı tek başına ele almaz. Bu ilaçlar hastalıklara göre adlandırılmamış. Örneğin, aynı hastalığa sahip iki hastayı ele alırsak, büyük ihtimal bu hastaların her birine farklı ilaç tedavisi uygulanır. Homeopati kişinin özelliklerine göre değerlendirerek tedavi eder. Bir homeopatın hastayı muayene etmesi üç saati bulur. Hastanın anne karnında başlayıp bugüne kadar olan tüm geçmişinin olabildiğince bilinmesi gerekiyor. Hastaya uygun görülüp verilen ilaç hem yan etki yapmıyor hem de vücudu dengeye sokarak birden fazla sorunu ortadan kaldırıyor. Kızımın boğazı ağrıdığında tam olarak hangi bölgesinin ağrıdığını bilmem gerekiyor. Boğaz ağrısı için birçok farklı ilaç var. Hangisinin olduğunu saptayabilmek gerekli.
- Mesela çocuğunuzun ateşi var, ne yapıyorsunuz?
Homeopatik tedavi, 3 binin üzerinde doğal maddenin farklı solüsyonlarının, farklı saat veya gün aralıklarında hastaya verilmesi şeklindedir. Bende temel maddelerden 60 tane var. Homeopatinin en önemli öğesi olan semptom tanımlamadan sonra madde solüsyonların hazırlanışı önemli. Uygun olan ilaçtan tek bir granülü suya karıştırıyorum ve o karışımdan bir kaşık içiriyorum.
- Etki göstermediği takdirde ne yapıyorsunuz?
Kısa bir süre sonra faydasını görüyorum ama görmediğim takdirde birden farklı 3-4 maddem hazır oluyor, onları deniyorum.
- Zararlı bir şey değil mi?
Hayır, güzel olan tarafı doz aşılmadığı takdirde hiçbir yan etkisinin olmaması. İlk kaşık dozu işe yaramadığı takdirde bir pet şişenin içinde kuvvetli şekilde çalkalama yöntemini uyguluyorum. Bu işlem ilacın gücünü arttırıyor. Çocuklarım uzun süreli ateşli hastalık geçirmediler. Bu tedavi biçimiyle de ateşi kısa bir zaman diliminde ortadan kaldırdım.
- Kullanılan maddeler bitki mi?
Homeopati’de kullanılan bitkiler, mineraller ve diğer organik maddelerden birtakım işlemlerden geçerek inceltilip toksin özelliklerinden arıtılarak kullanılıyor. İlaçlar son aşamada genelde sütten elde edilmiş şeker tozuna damlatılır, içinde sadece maddenin doğadan kodlanmış enerjik gücü kalır, bu enerjik güç insan vücudunun kendi kendisini tedavi etmesini sağlar.
HASTAYI TEDAVİ EDER
- Homeopati ile her hastalığı iyileştirmek mümkün müdür?
Homeopati hastalığı değil, hastayı tedavi eder; çünkü hastanın genel sağlık dengesi yerine konduğunda vücut kendi kendini çok daha rahat tamir ve tedavi edebilir. Homeopati hızlı ilerleyen vakalarda çabuk etki eder. Ateş, grip gibi enfeksiyonlarda başarılı şekilde kullanılabilir.
- Psikolojik problemler için de kullanılabilir mi?
Bunu hem okuduğum kitaplardan biliyorum hem de çok sevdiğim köpeğim öldüğünde yaşadığım depresyondan kurtulmamı, daha rahat en azından rahatlıkla uyuyabilmemi sağladığını gördüm. Anti-depresan ilaçlardansa bu yöntemin çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.
- Homeopatik yöntem biraz daha meşakkatli görünüyor…
Yurtdışında homeopati hastaneleri bile var. Burada Türkçe kaynak bulmak, ilaca ulaşabilmek zor. Birçokları için antibiyotik almak işin en kolay yolu. Çocuklarım hiç ilaç kullanmadılar ve şükür ki çok sağlıklılar…
DOĞAL ANNEDEN DOĞAL BLOG
- Homeopatik tedavinin dışında beslenmeniz konusunda da dikkatli misiniz?
‘Doğal Anneyim’ isimli Facebook’ta bir grubum ve blogum var. Çocukluğumdan beri sağlığıma çok dikkat eden biri oldum. Bunu kendi çocuklarıma da uyguluyorum. Mutfağımıza ambalajlı hiçbir ürün sokmuyorum. Alışveriş ettiğim organik pazarların da gerçekten organik olduğuna şüphe duyuyorum. Sütüm, yumurtam, sebze ve meyvelerim mevsimine göre çiftlikten geliyor.
- Çocukların organik gıdalarla beslenmesi bazen zor olabiliyor bunu nasıl başarıyorsunuz?
Kızlarım şimdiye kadar hiç şeker, cips ya da kola yiyip içmedi. Tadını bilmiyorlar. Bilmedikleri şeyleri de istemiyorlar haliyle… Kuru üzüm, badem, ıhlahur, karanfil, limonlu naneli su, kuşburnu sürekli elimizin altında olan abur cuburlarımız.
- Okula başlamadıkları için olabilir mi?
Her şeyi benden öğrenecekleri yaştayken doğruyu öğretiyorum ki kendi kararlarını verecekleri zaman geldiğinde iyi olanı seçebilsinler… Henüz küçükler ve hücrelerinin geliştiği bu hızlı dönemde en doğruya çok ihtiyaçları var. İleride kendi seçimlerini yapabilecek yaşa geldiklerinde zaten benim görevim bitmiş olacak. En azından temeli sağlam olsun.
- Eve asla girmeyecek olan şey nedir?
Şeker… Şekerli hiçbir şey yapmıyorum.
- Kek, pasta börek…
Bal ya da pekmez kullanıyorum şekerlendirmek istediğim keklerde. Ayrıca havuçlu ıslak kekim de çok meşhurdur. Ama içinde şeker yoktur. Kızlarım çok sever ve sıklıkla yaparım.
Not: haberin yayını sonrasında blogda düzeltmeler yapılmıştır.
Kaynak: http://www.aksam.com.tr/doganin-iyilestirici-gucunu-kullanin

14 Ağustos 2012 Salı

Çocuklarınız hayallerindeki kahramanlar olsun


Tüm çocukların hayallerinde en sevdikleri kitapta okudukları veya çizgifilmde izledikleri bir kahraman olmak vardır. Sevgili arkadaşım Duygu sitesi www.cizimim.com ile çocuklarının hayallerini resime dönüştürmek isteyen anne babalara pek hoş çizimler hazırlıyor. Örümcek adam, ya da pamuk prenses çocuğunuz hangi kahramanı seviyorsa odasını kendi resimleri ile süsleyebilir, çocuğunuzun resminin anime çizimlerini içeren kartlar bastırabilir, kahramanının yine kendisi olduğu çizimli hikaye kitapları hazırlayabilirsiniz. İki ufak kızım ile yaptığımız bir tarla ziyareti sırasında çektiğimiz karpuzlu resmi Duygu ile paylaşmıştım. Kendisi bana yukarıdaki hoş hediyeyi yaptı ve gönderdi. Böylece bir doğa gezimizi de sonunda sanal aleme taşımış olduk ;) Peki diyeceksiniz ufaklıkların hayalinde hangi kahraman olmak var? Belki de organik tarım yapan çiftçi ;)

20 Ocak 2012 Cuma

Bir Milliyet Blog arkadaşımın nazik jesti!

Milliyet Blog çok kuvvetli bir sosyal ağ, özellikle blog yazmak isteyenlere basit altyapısı ile çok güzel bir hizmet sunuyor. Milliyet Blog üzerindeki yazılarımı okuyan sevgili blogger arkadaşım Ata en son blogunda beni konuk ederek onurlandırdı. Hepinizle sevinerek paylaşıyorum.

Ata'nın son derece akıcı bir üslupla yazdığı blogları okuyanlar bilir, bağımlılık yapan bir tarzı var. İlk kitabı ile ilgili Ata'nın kendi yorumu çok ilgi uyandırıcı: "Ana karakter Murat'la öyle bütünleştim ki ciddi bir kimlik bölünmesi yaşadım. Romandaki hikayeye göre orada da bir yaşantım vardı. Evim, işim, sevgilim, arkadaşlarım, alışveriş ettiğim, gezdiğim yerler ve sonra İstanbul'a dönünce gerçek yaşamımda allak bullak oluyordum. Ata mıydım, Murat mı? Bu durum tabii ki bloglarıma da yansıyordu. "

Sevgili Ata'nın kitapları kendi hayatından parçalar, arkadaşlar, izler taşıyor. Ata kitapları "Ben Olmanın Issızlığında"yı 208 sf 3 yılda, "Ben Olmanın Varlığında"yı 480sf 11 ayda, "Ben Olmanın Sonsuzluğunda"yı 700sf 2 yılda ve "Aşkın C Şıkkı"nı 278sf sadece 2 ayda yazmış.

Hakkımda Ata'nın elinden çıkan misafir blog:

**********
Sanırım geçen sene kasım ayıydı onu ilk fark ettiğimde! MB'da ancak habercimdeki arkadaşlarımı okuyup yorumlayabiliyorum ki yeni arkadaşları okuyabilmem oldukça zor ama ah o başlık yok mu! İşte oradan yakalandım!

"Sonunda ben de cam damacana aldım !"
Suyu sucudan alıyoruz ya, cam damacana da neyin nesi diyerek yol aldım sayfasında.
"Evcil hayvan sahibi olmanın 10 faydası !"
Zaten kendimi bildim bileli hayvanları severim ama köpekleri bir başka severim. Kitaplarımda, öykülerimde de en iyi arkadaşlarım başta köpekler olmak üzere tüm hayvanlardır; neymiş bakalım o faydalar diyerek bloğu tıkladım! Tıklayış o tıklayış, kurtul kurtulabilirsen:) Okuduğum birkaç blogdan sonra, bu kızcağız başka bir dünyada yaşıyor herhalde diye düşünmeye başladım. Ülke gündemi her daim dinamit gibiyken, bloglarıyla üzerimize rengârenk karanfiller atıyordu!
Bir kuple huzur buldum sonra iki oldu, üç oldu...
Gerçek köy yumurtasını nereden aldığını anlattığı bloğunu okuyunca şaşkına döndüm! Çünkü bizim Göztepe'de oturuyordu! Tesadüfün de böylesiydi.
Evde diş macunu yapımını ve misvakla diş temizliğini, grip aşısının zararlarını, hayvanlarla konuşma sanatını, artık bir hayvan ambulansımızın olduğunu, Kedi Boyama Sanatı'nı ve Kelebek Alfabesi'ni onun sayfalarından öğrendim.
Hayvan barınaklarını anlatan bloglarında hüzünlendim.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof Dr Ahmet Aydın'la da onun sayesinde tanıştım ve "Buyrun, burdan çiğneyin." adlı bloğum Beslenme Bülteni'nde de yayınlandı.
Bloglarının her birinden onlarca faydalı bilgi taşıyordu. Sanki mini Wikipedia'ydı:) Zaten sayfasına girince de göreceksiniz ki 108 bloğuyla ortalama 2279 gibi yüksek bir okunma sayısına erişmişti. Hangimiz profil bilgilerimizde sevdiğimiz kitap olarak Diş Çürüklerinin Tedavisi adında bir kitabı yazarız? Yok yok, kesinlikle modern çağın yapay faydalarıyla dalgasını geçiyordu! Koca metropolün göbeğinde değil de sanki Heidi'nin köyü Evolène'da yaşıyordu!
Bugün 3 yaşında olan Melisa doğmadan önce Tekir kedileri Boncuk ile Maviş'i başka bir aileye vermek zorunda kalan, ilk köpeği kurt Efe'nin ölümünden sonra edindiği -bugün 10 yaşına yaklaşan- ikinci kurt köpeğine de Efe Jr ismini veren ama cüssesi nedeniyle anne-babasının bahçeli evinde bırakan ve yeniden hayvan sahibi olabilmek için de çocuklarının sorumluluk alabilecekleri, hayvanları incitmeyecekleri yaşları dört gözle bekleyen bir hayvan sevdalısı o. Bu arada, Melisa da artık kocaman bir abla! Minik Açelya ise henüz 1.5 yaşında.
O, ailesini doğal yollarla besleyen, çocuklarını ilaçsız yetiştiren; doğal hayatla ilgili durmaksızın araştırma yapıp edindiği bilgileri de insanlarla paylaşan bir insansever, hayvansever ve doğasever. Ve de kendi tanımıyla, Tam Zamanlı Anne !
Uzun bir aradan sonra, bugün arkadaşım Başak Pirtini'yi misafir ediyorum. Eminim ki hayvanseverler ve özellikle hanımlar, genç anneler onun sayfalarından çok yararlanacaklardır.
*****
Bir seneyi aşkın süredir İpek Hanım Çiftliği'nin harika sebze ve kahvaltılıklarına abone oldum. Çiftliğin sahibi Pınar Hanım İstanbul’dan Aydın Nazilli’ye çocukları ile birlikte göçmüş ve Nazilli’de kızı İpek’in ismini verdiği bir çiftlik kurmuş. Önceleri bir hobi olarak başlayan Yörük Tarımı'nı, bunu uygulayan tüm köy halkını da kalkındıracak bir işe dönüştürmeyi başarmış. Şu an bu işi yapan Ocaklı Köyü ve çevresi Ekolojik Köy ilan edilmiş durumda. Ayrıca, misafirler çiftlikteki yayla evlerinde konaklayıp, tarlalardaki ürün hasatına katılabiliyor.

Pınar Hanım her hafta -oluşturduğu e-posta grubuna- bir aileye bir hafta 10 gün yetecek kadar bir mutfak listesi gönderiyor. Ben kendi istediğimi almak istiyorum diyorsanız da çaresi hazır. Sebze meyveden bakliyata, pekmezden süt ürünlerine, zeytinden sabuna kadar 250’den fazla ürünün listesini de e-posta ekinde gönderiyor. Ürünleri almasanız da yanlarındaki neşeli açıklamaları okumak bile insanın iştahını kabartıyor. Öte yandan, ödemeyi sevkiyat öncesinde-sonrasında ne zaman isterseniz yapabilirsiniz. Eğer beğenmediğiniz ürün olursa, o ürünü ödemeyin diyecek kadar da nazik.

Sebzeler o kadar taze geliyor ki bir önceki gün koparılıp kargolanıyor. Yemeklerimin bir kat daha lezzetlendiğini ve gelen organik, ilaçsız, hormonsuz ürünleri bebeklerime gönül rahatlığı ile yedirdiğimi söyleyebilirim. Büyük kızımın özellikle zeytin, peynir ve ekmeklere bayıldığını da söylemeden geçemeyeceğim. Pınar Hanım sayesinde eşim de market alışverişlerini yapma ve eve taşıma derdinden kurtulduğu için çok mutlu:)

Detaylı bilgi için http://www.ipekhanim.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Tüm blogseverlere sevgilerimle.

(Başak Pirtini)

6 Ocak 2012 Cuma

Doğum öncesinde, doğum anında, doğumdan sonra doğal neler yapılabilir? linkler, kitaplar

"Doğal Doğuma Doğru-20 Anneden Normal Doğum Hikayesi" Kitabı Notlarım, Eklerim ve Yorumlarım

Bu kitaptan ilk önce sevgili Öykü'nün blogunda haberdar olmuştum. Sonra tanıdığım 2 kişi ve bir kaç blogger da içinde yer alıyormuş, çok beğenerek okudum. Kitabı tüm hamilelere ve normal doğumu düşünenlere hatta sadece doğum hikayesi okumayi isteyenlere tavsiye ederim. Aldığım notları, linkleri ve başka yorumlarımı da ekleyip size iletiyorum. Sizlerin de eklemek istedikleriniz varsa koyalım buraya birlikte. Faydalı olması dileğimle.

DOĞUM ÖNCESİNDE:

*Hamile yogası, doğuda nefes kursları size doğum sancılarını yani dalgaları daha iyi karşılama imkanı verecektir. Ben geçmişte yoga yapmıştım o yüzden bu kurslara katılmadım, zaten doktorlar size anlatıyorlar o anda nasıl nefes kullanacağınızı.

*Hoşunuza giden sakinleştirici müzikleri ipod’unuza yükleyin, yanınıza alın. Ben de yaptım ama sancıları çekerken hiçbir şey dinlemek istememiştim ;)

*Doğum öncesinde mutlaka doktorunuza normal doğum istediğinizi anlatın, yoksa ileride sezeryan yanlısı çıkarsa son anda doktor değiştirmek zor olabilir.

*Bir "Doğum Planı" yapın. Örnek olarak belgelerde vereceğim. Doktorunuz imzalasın, doğuma bir tane yanınızda götürün. Sonra doğum anında sancıları karşılarken sabrınız, tansiyonunuz tartışmaya yeterli olmayıp yapılan her müdaheleyi kabul eder durumda kalabilirsiniz. Önceden ne istediğinizi belirtin, uygulama anında mutlu olacaksınız.

*Doğuma kim girecek yanınızda olacak doğum koçunuz için önceden doktorunuz ile anlaşın.

*Ağrısız bir doğum için hipnozla doğumu araştırabilirsiniz.
http://dogumdayim.blogspot.com/2010/07/hypnobirthing.html
http://www.hypnobirthing.com/turkey.htm (Türkiye’deki kontak kişiler)

“HypnoBirthing/ Hipnozla Doğum adı verilen, telkinle ağrısız doğum yönteminda İngiliz Doktor Grantly Dick-Read, doğum sırasında çekilen ağrının nerdeyse tümüyle korkudan olduğu düşüncesini ortaya atmış. Kadın doğum sırasında korku hissedince bedeni alarma geçer, kan rahim bölgesinden çekilip hayati organlarda yoğunlaşır. Rahim oksijensiz kalır ve işlevini ağrısız yerine getiremez. Korkunun giderilmesi için nefes teknikleri ve derin gevşeme önemlidir.”

*Hamilelik sırasında doğumdan aylar önce Braxton Hicks yalancı kasılmaları yaşanabilir. Bunların rahmi gerçek doğuma hazırladığı düşünülmektedir. Özel nefes ve gevşeme teknikleri ile bu kasılmalar ile başa çıkabilirsiniz.


DOĞUM ANINDA:

*Doğum başlarken su kendiliğinden geldikten sonra doksanaltı saate kadar beklenebiliyor. Bu arada enfeksiyen kapmamaya dikkat etmek gerekiyor. Yani doktor suyun geldi hadi 24 saat içinde seni doğurtmamız gerekiyor derse bekleyebilirsiniz, suni sancı almaya gerek yok. Tabii enfeksiyon olmaması için temiz olmayan sulara girmeyin, elleri temiz olmayanlar sizi kontrol etmesin vb.

“Enfeksiyon için tahlil yapılması, su geldikten sonra yapılacak herhangi bir muayene ya da örnek alınması, aslında enfeksiyon tehlikesini artırıyor.”

*Çocuğunuz için doğum anında yapılan rutin Hepatit-B (taşıyıcı değilseniz yaptırmak şart değil) ve K-Vitamini (sonradan bebeklerde karaciğerde salgılanıp kendinden vücutlarında artıyor, ayrıca K-vitamini siz de alabilirsiniz, sebzesini yiyin anne sütünden geçer) ertelenmeyi düşünüyorsanız bunun için bebek doktoruna bir dilekçeyi yanınızda taşıyın.

*İlk doğum anında insan sancılarla başederken çok sinirli olabiliyor, yanınıza gelen yakınlarınıza kırıcı olmamaya dikkat edin. Ya da baştan bu konuda haber verin alınmasınlar ;)

*Epidural rahat bir yöntem gibi gözüksede doğumu yavaşlatıyor, bebeği zor durumda bırakabiliyor, bebeği strese sokabiliyor, gereksiz yırtıklara, ıkınma anını hissedememeye ve omurgada doğumdan aylar sonrasına kadar kalacak ağrılara sebep olabiliyor. Sancılar dalga gibidir, gelir ve giderler, öyle hastalık ve başağrısı gibi devamlı olmadığı için dayanmak mümkün, biraz dişinizi sıkın kendinizi ve anestesizden etkilenebilecek, sonrasında emme sıkıntısı yaşayabilecek bebeğinizi düşünün. Doğum sonrasında kollarınızda bebeğinizi hayal etmek en güzel imgeleme olacaktır :)

*Suni sancı ile başlatmak, doğumu hızlandırmak işi kolaylaştırıyor gibi gözükse de bebek ve sizin üzerinizde olumsuz etkileri olabiliyor. Benim ilkinde suyum geldiği için suni sancı ile 24 saat içinde doğum gerçekleştirilmişti. Ancak dirsek içine açılan damar yolu son ıkınmalar sırasında patlamış, 15 içinde 13cm’lik bir toplar damar tıkanması yaşadım. Sonuçta 20 gün boyunca kan sulandırıcı iğneleri kaba ete yapmam gerekti. Bir de doğumdan sonra suni sancının bitmesini beklerken bebeği alıp götürdüler, en çok bana ihtiyacı olan anda 45dk yanımda değildi.

Suni pitosin ilacı, oksitosin hormonu yerine doğumu hızlandırmak için veriliyor. Bir blogda okumuştum bunu araştıran bir hamile doğum hemen öncesinde bu maddenin bulunduğu hurmayı bol bol tüketip doğum sancılarını kuvvetlendiriyordu.

*Epizyotomi doğum sırasında bebeğin başı çıkacakken kesi yapılmasıdır. Bunu istemiyor olduğunuzu doktorunuza anlatın. Eğer öncesinde kegel egzersizleri yapar, doğum kendi hızında gider, açılmalar yavaş yavaş olur, su doktor tarafından patlatılarak hızlandırılmaz, açılmalar sırasında vajina kaslarınıza sıcak nemli havlu ile kompres yapar, homeopatik calendula tincture sürerseniz yırtılmaları önleyebilirsiniz.

Kitapta bir ebe doğum sırasında yırtık olan yazara “Dikkat edip temiz tutarsan, bence dikilmesine gerek yok” diyor. Nitekim iki haftaya kalmadan kendiliğinden yırtık iyileşiyor.


*Doğum illa da doktora kolaylık ancak hamileye zor olan yatar pozisyonda olmak zorunda değil. Ayakta veya oturarak doğurmak yer çekimini de kullanarak size avantaj sağlayabilir.

*Ikınma için doktorun söylediği anı bekleyin. Öncesinde kendi kendinize deneme yapıp gücünüzü tüketmeyin, güç bitince en son anda itmek çok zor oluyor.

*Ikınmaları vajinaya doğru değil, sanki kakanızı yapar gibi anüse doğru yapın.

*Lavman yapılması doğum eğer uzun sürerse sizi güçten düşürebiliyor. Doğum sırasında enerji verecek meyve suyu, şekerli çay, su gibi içecekler içmeyi talep edin.

*Ayakta dolaşmak hareketli olmak sancıları karşılamayı kolaylaştırır. Habire monitöre bağlı kalmamak üzere doktorunuz ile anlaşın. Ben 30dk’da bir monitör bağlantısı yapmıştım.

*Doğum son anında bebeğin çıkması için bir ebe gelir ve karnınıza bastırır. O sırada vakum da kullanılıyor olabilir.

“Fundal baskının doğuma yararı konudunda hiçbir kanıt yokken zararlarına ilişkin pek çok araştırma sonucu var: rahimde ya da anal kaslarda yırtılmadan, bebeği kafasında çatlaklara ve beynin zarar görme olasılığına kadar. (Bkz.Cochrane Reviews)”

*Kordon sarkması olur diye ayağa kalkmanızı engellemek isteyen ebeler olabilir.

“Kordon sarkması 900 doğumda bir görülebiliyor ancak yürümeyle ya da ayakta durmayla hiçbir alakası yok.”

*Sezaryen yapılması gerekli olduğu bir durumda rutin olarak uygulanan tek kat dikiş yerine çift kat dikiş isteyin. Tek kat dikiş sezaryen sonrası normal doğumlarda rahimde yırtılma (rüptür) olasılığını artırıyor. Böylece bir gün tekrar normal doğum yapabilirsiniz.

*Pilates topu üzerine oturarak sıcak bir duş almak suyun sıcaklığı ve duşun masaj etkisi ile doğum sancılarını yarı yarıya azaltabilirsiniz.

*İngiltere’de TENS makinası denen, vücuda hafif elektrik akımları vererek ağrı eşiğini yükselten, yan etkisi olmayan bir alet kullanılıyor. Doğurmakta olan hamileler bu aletle sancılarla daha kolay başedebiliyor.

*İngiltere hastane masraflarını ve dolu yatak sayısını azaltmak için evde doğumu destekliyor. Doğum eve gönderilen ebeler eşliğinde gerçekleştiriliyor.

*İngiltere’de hamilelik boyunca sadece bir kere ultrasona giriliyormuş, şimdilerde ikiye çıkartmışlar ancak birincisine bile girmeyenler oluyormuş. Ben de ilk 2’li test ve 3’lü test sonrasında 7. aya kadar girmemiştim. Zaten bebek karnın içinde oynuyorsa merak edecek bir konu yok şeklinde düşünmüş, son haftalardaki kontrollere saklamıştım ultrasonu. Ultrason zararsız diyenler olsa da yüksek ses frekansının bebeğin beynindeki su içeriğini harekete geçirdiği gibi araştırmalar var.


DOĞUMDAN SONRA:

*Bebeğinizin doğumdan sonra yıkanmasına izin vermeyin, koruyucu tabaka verniks bebeğin cildi tarafından emilir. Sadece havlu ile sarmak yeterlidir.

*Plasenta doğumdan sonra eğer ayakta durursanız kendiliğinden ilk 10-15 dakika içinde düşer, yatar durumda saatlerce vücut içinde kalabilir, bu durumda hemen düşmesi için doktorlar Ergometrine iğnesi yaparlar. Sadece ayağa kalkın ya da dizleriniz üzerinde doğrulun yeter.

*Göbek kordonunu kesmeyin, ya da geç kesin. Plasentanızı kendinize alabilirsiniz. Rutin olarak doğuran anneler hastaneye bağışlarlar size sorulmaz bile. Lotus doğumu düşünürseniz bebek kordonu kesilmez ve plasenta doğum sonrasında yıkanarak bebeğin yanında bekletilir. Bebek doğmak için kanının 1/3’ünün plasentaya gönderir, bu da yaklaşık 100ml eder. Bu çok besinli ve oksijenli kanı hemen kordonu kesmeyip beklerseniz bebeğe tekrar geri gönderebilirsiniz. Plasenta sonrasında bir kumaş torba içinde bol tuz ve lavanta karışımı ile kurutulur. Bebek göbeği kuruyana kadar bebek yanında kalır. Bu bebekler son derece sakin ve huzurlu olurlar. İlk 3 gün süt gelene kadar ağlamadıklarını anlatıyor anneler.

“Lotus Doğumu göbek bağının hemen kesilmediği doğum pratiğine deniyor. Lotus doğumlarında plasenta uygun bir kaba ya da torbaya konarak bebekle birlikte tutulur. Göbek bağının 3 ila 10 gün içinde kendiliğinden düşmesi beklenir. Amaç, aynı hücreden büyümüş olan bebekle plasentayı birbirinden vakitsiz ve zorla ayırmayıp işi zamana bırakmak. Böylece hem bebek plasentadan alacağı bütün kan ve oksijeni kullanabiliyor, hem de elden ele dolaştırılarak yorulmuyor. Bu bebekler ileriki yaşlarda lotus doğumun pek çok başka yararını da görüyorlar. Ayrıca lotus doğumla doğan bebeklerin çok daha sakin ve “bütün” oldukları gözlemlenmiştir.”

*Bebek doğduktan sonra mekonyum adında siyahımsı ilk kakasını yapar. Bu kaka birkaç sefer sonra yeşilden anne sütü gelmeye başlayında altın sarısı içinde hardal tanecikleri gibi pütürler olan forma dönüşür. Bebeklerde barsaklar mide ile aynı anca çalışmaya başlar. Midesine süt giden bebek hemen sonrasında kakasını da yapar. Bebeklerde yenidoğan sarılığından korumak için doğunca bol bol emzirin. Emmeyi ilk hafta boyunca yavaş yavaş öğrenir. Sarılık değerini düşürmek için gerekirse sütünüzü sağıp biberonla verebilirsiniz. Kolları ve bacaklarını da güneşe tutmayı ihmal etmeyin. Aklınızda bulunsun ilk süt normalde 3. gün gelir.

LİNKLER:

Do-um, doğuma hazırlık ve doğum sonrası destek (İstanbul)
http://www.do-um.com/

Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu, Doğum Hazırlık Kursu (İzmir)
http://deu.edu.tr/DEUWeb/Icerik/Icerik.php?KOD=9199

Dr. Dilek Cengiz, (İstanbul)
http://www.rahatdogum.com/

Dr. Fahriye Sezer, fahriye.sezer@gmail.com (İstanbul)
Özel Çapa Medilife Hastanesi

Dr. Hakan Çoker, Hamile Eğitim Merkezi (Marmaris)
http://dogaldogum.com/

Dr. Pınar Serçekuş (Denizli, İzmir)
http://www.dogumvebebegim.com/

Dula Julia Steils, İstanbul’da yaşayan Amerika’lı bir dula, Full Circle (İstanbul)
Doğuma hazırlık kursu
http://fullcirclehealing.org/

Ebe Asude Oflaz, Hamile Okulu (İstanbul)
http://www.hamileokulu.com/

Elif Doğan (İstanbul)
http://blogcuanne.com/
http://pozitifdogumhikayeleri.wordpress.com/

İstanbul Psikodrama Enstitüsü ve Danışma Merkezi, Anne-Baba Eğitimleri
http://www.istpsikodrama.com.tr/

Jale Özen (İstanbul)
http://hamilelerkulubu.com/

Psikolog Nülufer Devecigil (İstanbul), Ebeveyn Okulu ve Oyun Terapisi, Doğal Ebeveynlik Eğitimleri
http://www.kuraldisi.com/workshop/ebeveyn-okulu

http://ardatotisi.blogspot.com/ (Itır Salancı Yoğurtçuoğlu blogu)

http://www.homebirth.org.uk/ Londra’da yaşayan ve altı çocuğunu evde doğurmuş bir annenin gönüllü olarak kurduğu web sitesi, moderatörlüğünü yaptığı yahoogrubunda ise 3000 kişi varmış.

Waterbirth International, Barbara Harper
http://www.waterbirth.org/

Çiftlik (The Farm), Dünyaca ünlü ebe, Ina May Gaskin tarafından ABD Tenessee’de kurulan; doğal doğum ve bütünsel yaklaşımın desteklendiği bir ebe merkezi.
http://www.thefarm.org/

Jocelyn Doğal Doğurganlık Merkezi, Sydney, Avustralya
http://www.fertility.com.au/AboutUs.html

Lamaze yöntemi
http://www.hamilelerkulubu.com/index.php?option=com_content&view=article&id=311:lamaze-yoentemi-le-doum&catid=48:op-dr-hakan-coker&Itemid=89

Ankara’da Hamile Yogası, Pınar Canko
http://www.pinarcanko.com/


Kuraldışı yaşam okulu
http://www.kuraldisi.com/workshop/yasam-okulu/

Hamile Yogası, Zeynep Çavuşoğlu
http://www.ekolojikrehber.com/genel/yesilinasli/ozel-amaclara-yonelik-yoga-turleri-hamile-cocuk-menopoz-yogasi-video/

Türkiye’de Doğal Doğum (Natural Birth in Turkey) Yahoo grubu
http://health.groups.yahoo.com/group/naturalbirthturkey/?tab=s

Sınır tanımayan Ebe, Gail Winters Johnson (evlere doğum için gelebiliyor)
http://www.midwifewithoutborders.com/aboutgail.html


KİTAP-CD-DVD:
“Spiritual Midwifery”, Ruhsal Ebelik, Ina May Gaskin (Makat gelişi bebeklerin doğumları ile ilgili bilgiler)

“Birthing from Within”, Pam England (Doğumu her aşamasıyla resim etmeyi öğretiyor)

“Natural Fertility”, Doğal Doğurganlık, Francesca Naish

“Active Birth”, Aktif Doğum, Janet Balaskas

“Birth Without Violence”, Şiddetten Uzak Doğum, Frederick Leboyer

“Guide to Childbirth”, Doğum Kılavuzu, Ina May Gaskin

“HypnoBirthing-The Mongan Method”, Hipnozla Doğum Mongan Yöntemi, Marie F. Mongan

“Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı” Dr. Thomas Verny, John Kelly

“Sezaryen-Neden Öneriliyor? Neden tercih ediliyor? Anne ve bebeği bekleyen riskler”, Michel Odent

“Nil Gün Sağlıklı Hamilelik ve Doğum” CDsi

“Laugh and Learn About Childbirth” Doğum DVDsi

10 Aralık 2011 Cumartesi

Aşıların zararları ile ilgili duyarlı kişiler arttıkça yeni yeni sayfalar hazırlanıyor, yazılar yayınlanıyor. Bunlardan biri de "AYMD Aşı Yaptırmaya Mecbur Değilim Hareketi". Türkiye'de de bu girişimlerin olması çok sevindirici.

Sitenin anasayfasındaki vurucu cümleleri size yazmak istiyorum:

"Aşı yaptırmaya mecbur değilim çünkü;

Biliyorum ki tüm bebekler 2 yaşına kadar ihtiyaç duyduğu antikorları anne sütünden alır ve bu sayede bağışıklık sistemleri güçlenir.

Biliyorum ki aşılar ağır metaller, sentetik kimyasallar, GDO proteinleri içerir, bunlar çocuğumun beyin gelişimini tehlikeye atarak hiperaktiviteye ve otizme neden olabilir.

Biliyorum ki kanunen çocuğuma yaptıracağım tüm tıbbi müdahalelerde tasarruf hakkına sahibim ve çocuğumu riske atacak hiç bir uygulamayı doktorum ısrar etse dahi kabul etmek zorunda değilim.

Çünkü biliyorum ki çocuğum değerli."


Gıda hareketi de bu sayfa hakkında bir haber yapmış:

Çoğunuz doğduğu anda haberiniz bile olmadan aşı yapıldığını biliyor musunuz?

Ya buna hakları olmadığını?

Ya daha sonra hergün birileri kapınızı çalıp içeriğini bilmediğiniz ve hangi çıkar için bedavaya çocuklarınızı aşıladıklarından hiç haberdar olmadığınız birileri kapınızı tekmelerse ne yaparsınız?

Hiç istemediğiniz bir ilacı içmeye zorlayamayacağı gibi aşı yapmaya da zorlayamaz. Hiç sordunuz mu neden çocuğumu aşılamak için benden izin istemiyorlar? Hastane kapısından kovulan çocuklar neden bedava aşılanıyor. Üstelik kamu görevlisi bile olmayan bazı kimseler kapılarımızı tokmalayalak aşı olamya mecbursunuz aksi halde diye tehdit ediyor?

İşte duyarlı bir grubun Facebook'da kurduğu AYMD / Aşı Yaptırmaya Mecbur Değilim Hareketi ne yapmanız gerektiğini anlatıyor.

İşte Hareketin sitesinden kısa bir kesit:

"Hiçbir insan tercih etmediği bir tedavi yöntemini uygulamaya mecbur bırakılamaz. AYMD Oluşabilecek risklerden dolayı aşıları güvenli bulmayan kişileri kendilerine ve sorumluluklarındaki fertlere aşı yaptırtmama haklarını destekler, bundan dolayı sağlık kuruluşlarınca baskıya maruz kalmalarını önleyecek hukuksal hakları konularında bilinçlendirir. Bilimsel kurullara araştırmanızı yapın ben ne yapacağıma karar veririm der."

Eğer birileri kapınıza gelip çocuğunuza aşı yaptırmaya sizi zorlar ve dava açmakla tehdit ederse bize mail atın. http://www.aymd.org/

Ayrıca aşılardan zarar görenlerin kurduğu bu siteleri ziyare edebilirsiniz. Daha fazlası için bize de yazın iletisim@gidahareketi.org
http://www.nvic.org/
http://novaccine.com/
Kaynak: http://www.gidahareketi.org/Cocugunuza-Asi-Yaptirmak-Zorunda-Misiniz--1006-haberi.aspx

3 Kasım 2011 Perşembe

Beslenmebulteni.com



http://www.beslenmebulteni.com/

Son birkaç senedir yabancı sağlık sitelerinde ve yayınlarında okuduğum yazıları beslenmebulteni.com sitesinde Türkçe yayınlanıyor görmek beni mutlu ediyor. Özellikle sitenin İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın tarafından hazırlanması ciddiyetini artırıyor.

Türkiye’nin sağlık, gıda ve tıpla ilgili gerçekleri su yüzüne dökmeye çalışan bu siteye mutlaka göz atmanızı tavsiye ederim.

Siteden okuduklarımdan aldığım notlar şöyle:

-Market yoğurtlarının üzerindeki kaymak margarin enjekte edilerek yapılıyor.
Bakın...

-Pastörize ve UHT Kutu sütler bağışıklık sistemi hastalıklarına yol açıyor.
Bakın...

-Yeşil yapraklı sebzelerden süte göre daha fazla kalsiyum alırız. Beslenmebulten.com’daki “Kutu Süt Savaşları” dosyasından bir bölüm:
“Gerçi sütün içinde yüksek miktarda kalsiyum vardır ama fosfor miktarı da yüksek olduğu için kalsiyum/fosfor oranı 1:1 gibi düşüktür. Halbuki bu oranın anne sütünde de olduğu gibi 2:1 ya da daha fazla olması gerekir. Oranın 1:1’e yakın olması kalsiyum emilimini ciddi şekilde bozar. Birçok yeşil yapraklıdaki oran ise yaklaşık 2:1 gibi oldukça iyi bir orandır. Yani birçok yeşil yapraklıda en az süt kadar kalsiyum vardır. Üstelik sütteki kalsiyum bağırsaklardan iyi emilmezken yeşilliklerdeki gayet iyi emilir. Ama ne yazık ki halk sağlığını düşünen! hiçbir firma ya da kuruluş “ Yeşillik yiyin. Kemiklerinizi kuvvetlendirin” diye kampanyalar yapmamaktadır.”
-Otizm sebepleri arasında aşıların da sebep olduğu ağır metal zehirlenmeleri yatıyor.
Bakın...