Süt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Gündönümü Çiftliği - aysun the sütçü



“aysun the sütçü” adını İstanbul’da ilk defa bundan 5 sene önce kendisinden süt alan bir arkadaşımdan duymuştum. Gündönümü Çiftliği’nin sahibi Aysun Sökmen, müzisyen eşi ile birlikte 13 senedir çiğ inek sütü üretimi yapıyor. Aslında geçmişte tekstil sektöründe çalışmış olan Aysun hanım, inekleri çok sevdiği için hayalinin peşinden gidip bir çiftlik kuruyor. İlk başlarda endüstriyel bir üretim çiftliği olarak kurulan Gündönümü Çiftliği bugün son dört senedir yaptığı değişikliklerle ekolojik ve sürüdülebilir tarım ve hayvancılık uygulamaları ile süt üretimi yapan bir çiftlik olma yolunda diğer üreticilere örnek oluyor. Kişisel olarak son zamanlarda vejeteryan ve vegan beslenmeyi tercih ediyorum ama ineklerini tımar ettirmek, onlarla uyumaları ve sevgi göstermeleri için yurt dışından gönüllüler getiren bu çiftliği anlatmak istiyorum.Türkiye’de kendi alanında dürüst ve iyi iş yapan böyle çiftlikler olması doğal ve ekolojik tarım ve hayvancılık geleceğimiz açısından çok önemli. Ben de bu farkındalığa sahip çiftliklere ve işletmelere blogumda yer vermeye çalışıyorum.

İlk süt aldığım andan itibaren aramızda Aysun hanım ile organik bir sevgi bağı oluştu. Ardından karşılıklı e-postalarla inekler ve bashico blogumda yazdığım doğal hayvan bakımı ve gerçek yiyecekler üzerine güzel bilgiler paylaştık. Her yaz haftasonları çiftliğinde düzenlediği pikniklerin birinde yüzyüze tanışma şansımız oldu. İyiki oldu çünkü sonra bir de baktım ki aynı ilgi alanlarını paylaşıyoruz, armağan ekonomisi konferanslarına, gruplarına birlikte katılıyoruz, Slow Food üzerinden haberleşiyoruz ve her telefonu ele aldığımızda en az 1 saat konuşuyoruz.

Bir kaç gün önce yaptığımız konuşmamızda sevgili Aysun hanım bana çiğ süt üretimi, çiftliği ve inekler hakkında tekrar pek çok bilgi verdi. Gündönümü Çiftliği’nin geçmişinde bir sene ineklerinde brucella hastalığı çıkıyor, sürünün yarısı telef oluyor ve Aysun hanım çok fena hasta oluyor. Bu ağır hastalığı uzun sürede atlatabilen Aysun hanım, süt hijyeni konusuna ciddi kafayı takarak, çok sevdiği inek sütünü ilk başta kendisi, eşi ve oğlu için en saf en temiz haliyle üretmeyi başarıyor.

“Dedem ehem ile mühimi ayırmamı öğütledi. Benim için ineğin ne yediğinden ziyade sütün zoonozdan (hayvandan insana geçen hastalık) arındırılmış olması mühim. Ülkemizdeki koyun, keçi ve ineklerin büyük bir kısmında fazlasında salgın hastalık var. 200’dan fazla ineğimiz var ancak son 4 senedir beslenme konusunda senin gibi duyarlı müşterilerimin görüşleri ile %80 oranında verdiğimiz mısır silajını azalttık, aynı oranda taze ve kuru ot koyduk. Karmaşık bir hesaplama ile sütün protein oranını tutturmak için geri kalan miktarda mısır ve kendi tahıl karışımımızı veriyoruz. Fabrika yemi kullanmıyoruz. Antibiyotik alan ineklerin sütleri ayrı tutuluyor, asla karıştırılmıyor. İneklerimizi diğer otlaklardan hastalık kapmamaları için çiftlik dışında serbest bırakamıyoruz, ancak bir kaç saat serbest otlayabildikleri ufak bir arazimiz var. Her sene otlama alanını kiraladığımız tarlalarla arttırıyoruz. Örneğin bu sene 150 dönüme çıktık. İneklerimiz yaşayabildikleri sürece çiftliğimizde kalıyorlar. Herbirini ayrı ayrı seviyorum. İneklerimi tedavi etmek için hastalıklara karşı senin de önerdiğin inek sürülerine yönelik homeopati kitaplarını aldım, homeopatiyi öğrenmeye çalışıyorum.” diyor.

Aysun hanım, kendi gerçeklerini sütü çok seven ve çok tüketen bir insan, çok yoğurt yiyen, öncelikle ailesi için çok kaliteli bir süt üretmeye çalışan biri olarak tanımlıyor. Olmazsa olmazları ise sırasıyla şöyle:

İlk olarak sağlıklı çiğ süt üretmeye çalışıyor. Süt mutlaka hastalık içermeyecek çünkü şap, şarbon, brucella ve verem çok yaygın. Resimde Aysun hanım'ın ineklerinin ari sürü sertifikası var.

İkinci olarak geçmişte yaşadığı brucella hastalığı ile sürüsünün yarısı telef olduğundan bir sağım hijyeni takıntısı var. Süt memeden şişeye kadar dış ortam havası ile temas etmeden gitmeli diyor. Biraz şartları itibariyle GDO’lu yiyebilir ama sütün etraftaki mikroorganizmalar tarafından zarar görmemesi önemli. Hava ile temas etmeyince sütte zararlı bakteri üremesi olmuyor, süt şekeri de bu bakteriler tarafından yenmiyor. İçenler bu sebeple “Senin sütün çok şekerli” diyor.

Üçüncü sırada otlanmak ve beslenmek geliyor. Slowfood Türkiye ve Fikir Sahibi Damaklar kurucusu Defne Koryürek, Aysun hanım’ın etkilendiği kişiler arasında. Onun “Biz ne yersek oyuz” lafını hatırlatıyor. Slowfood akımı etkisiyle zaman içinde kendi beslenmesini ve ineklerinin beslenmesini de çok değiştirmiş. Yüzdeyüz otlayan inek sütü elbette en yüksek besin değerlerine sahip ancak sütün hastalıklardan arındırılmış olması daha önemli. Normalde çiftliklerde yaşayan süt ineklerine fabrikasyon tahıl yemler ve süt artırıcı maddeler veriliyor. Bu bakış açısından Aysun hanım’ın inekleri yüksek oranda ot yiyerek, yedikleri az miktardaki GDO’lu, GDO’suz yemlere tölere edebiliyor ve sütün kalitesi yine yüksek oluyor. Süt tüketmek isteyenler için marketlerde satılan UHT ve pastörize sütlere en iyi alternatifin eğer otlayan sağlıklı ve temiz inek sütü bulunamıyorsa yine büyük miktarda ot tüketen Aysun hanım’ın ineklerinin sütü olduğunu düşünüyorum.

Dördüncü sırada ise Buğday Derneğinin TaTuTa projesi var. Tüm dünyadan gönüllüler gelip yatak ve yemek karşılığı çiftlikte çalışarak konaklıyorlar. Parayla tutulan elemanların hayvanların refahını sağlayamadığını, betonlu suni ortamda yaşayan ineklerin sevgi boşluğunu bu gönüllü işçilerin doldurduğunu söylüyor. Şu an çiftlikte bir İspanyol, bir Japon, bir Tazmanyalı ve bir Fransız günde 4’er inek tımar ediyorlar. Kendi dillerinde ineklere kitap okuyor, şarkı söylüyor, onları seviyor ve ayaklarını yıkıyorlar. Aysun hanım’ın söylediğine göre çok acaiyip sonuçlar alıyorlarmış.

Süt ve inekler konusunda bilmediği konu olmayan Aysun hanım bu bilgilerini google grubuüzerinden üyeleriyle paylaşıyor.Aysun hanım’ın süt dağıtım ağına girebilmek için bu e-posta adresine cep telefonu numaranızı ve İstanbul’da yaşadığınız bölgeyi atmanız gerekiyor. 

aysun the sütçü Buğday Derneği TaTuTa Kasım 2012 söyleşisi:


3 Kasım 2011 Perşembe

Ev yoğurdum

İnternette araştırınca bir çok ev yoğurdu yapımı tarifi bulabilirsiniz. Bir tane de ben yazayım. Ben de 3 senedir evde yoğurt mayalıyorum. Ev yoğurduna bir kere alıştıktan sonra artık dışarıda yediğim yoğurtları yemez oldum. Çocuklarıma da devamlı kendi yoğurdumu veriyorum, hatta gittiğim yerlere yanımda bile taşıyorum.

Yoğurt yaparken bir çok yöntem dendim. Siz de kendinize uygun yöntemi bulacaksınız. Önemli olan denemek ve bazen tutup bazen tutmadığında hemen pes etmemek. Ancak tutturduğunuzda çok hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Ancak besin açısından önemli notum sakın pastörize süt kullanmayın. Pastörizasyon sütün içeriğindeki pek çok değerli vitamin ve minerali yok ediyor.

Pastörizasyon sütün besin değerlerini düşürüyor
Pastörize sütler 80 dereceye hızla ısıtılıp tekrar 4 dereceye hızla döndürüldüğü için bakterileri ölmüş oluyor. Bu işlemde sütün protein yapısı parçalanıyor. Bu parçalanan proteinler barsaklardan yabancı protein olarak emilip direk hücre içine geçebiliyor. Sonra da vücut bunu düşman olarak algılayıp kendi hücrelerini yok etmek için savaş açıyor. Böylece bağışıklık sistemi hastalıklarına yakalanıyoruz. UHT sütler ise daha vahim 135 dereceye saniyelerle çıkıp iniyor. Bununla ilgili detaylı bilgi için sitenin İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın tarafından hazırlanan http://www.beslenmebulteni.com/ sitesindeki “Kutu Süt Savaşları” makalesini okumanızı tavsiye ederim.

Sütte kalsiyumun emilmesi için kalsiyum:fosfor oranı 1:1 olmalıdır. Sütü pastörize edince bu oran düşer. Sütten gereken kalsiyumu bağlayamazsınız.

Evde kısık ateşte yavaşça kaynatan süt de yine aynen pastörize olmuş gibi oluyor. Derecesini ölçtüm aynen pastörize ettikleri 80 derece sıcaklıkta kaynatmış oluyoruz. Ancak bu yöntem de yine bir miktar besin kaybına yol açıyor. http://www.realmilk.com/ ‘da okuyacak olursanız çiğ sütü direk içmek en faydalısı. Ancak sütü direk içmek laktoz intöleransı olan Türk halkı için kimilerine bir eziyet oluyor. Bunun için mayalanmış halde yani peynir, yoğurt veya kefir olarak tüketmemiz gerekiyor. Öte yandan çiğ süt içmenin laktoz intöleransına yol açmadığını, buna da yine çiğ süt yerine pastörize süt içmenin yol açtığını okuyorum. Çiğ süt yapısı itibariyle sorun yaratmıyor. Tabii içmek için çiğ sütü size kaynatmadan tüketmenizi öneremem. Bildiğiniz temiz bir sütçünüz varsa kendi kararınızdır.

En favori yoğurt mayalama yöntemim battaniyeye sarmak
Malzemeler;
kışlık battaniye
bir yüz havlusu
cam kaplar
yuvarlak kızartma teli
mutfak termometresi
çiğ süt (Aysun hanım’dan, İpek Hanım’dan ya da Yöresel Gıdalar Melis Bebe’den)
yoğurt (doğal bir yoğurttan mayalayın, varsa kendi ev yoğurdunuzdan)

1. Kaynatma: İlkönce almış olduğum çiğ sütümü süt taşı ile birkaç tıkırtı duyana kadar kaynatıyorum. Bir kısmını içmek için ayırıyorum. Ateş çok harlı olmamalı, kaynayan sütü, özellikle dibi tutmaması için sık sık karıştırn. Bir de çelik tencereye biraz temiz içme suyu koyup, iyice çalkalayıp dökün. Bunu yaparsanız sütün altı tutmaz. Aslında sadece sütten yoğurt yapacaksanız sütü kaynatmanız gerekli değil. Sadece yoğurt mayalanma sıcaklığına getirmeniz yeterli. Bu da küçük parmağınızın dayanacağı sıcaklık oluyor. Ben bunu evde mutfak termometresi (aradım sonunda Tschibo’dan et termometresi aldım) ile yaklaşık 50 derece ölçüyorum. Soğuk yoğurdu ekleyince zaten kapatana kadar normal mayalanma ısını olan 43-45 dereceye iniyor. İnternette okumuştum merak ettim ve çocuk doktorumuza sordum. Kaynatmadan mayalama sıcaklığına gelen sütte yoğurt mayası diğer olası zararlı bakterileri yok ediyor. Aynı şey kefir için de geçerli.

2. Kaymağı alınmış ya da alınmamış ılınan sütü hemen mayalama kabına döküyorum. Tercihim 2lt’lik plastik kapaklı cam kaplar. Kaynatma tenceresi içinde de mayalayabilirsiniz. Ancak sonrasında tekrar yeni kaba koyarken yoğurt şekli bozuluyor, sulanıyor.

3. Mayalama: Yemek masası üzerine 2 kişilik 4’e katlanmış bir kış battaniyesi koyuyorum. İçine bir yüz havlusu seriyorum. Üzerine de mayalayacağım süt dolu kapları koyuyorum. Her kaba köşesinden bir tepeleme yemek kaşığı maya koyuyorum. (Benim kaplarım yaklaşık 2ltlik) Oran 1kg süte tepeleme 2 çay kaşığı yoğurt. Şöyle mayayı dağıtmak için hafif bir karıştırın. Üzerini kabın kendi kapağı ile örtebilirsiniz ancak ben yuvarlak kızartma teli ile örtüp üzerine havluyu sonra da battaniyeyi sarıyorum. Her seferinde bir önceki yoğurdunuzdan maya ayırın. Mayanız gelişecektir. Mayalandıktan sonra kapları sarsmayın.

4. Bekleme: Yoğurdu 4 saat kapalı tutmanız yeterli olacaktır. Kalın battaniye yoğurdu ılık tutacaktır. Güzel mayalanmış yoğurt kokusu gelmeye başlayınca açın, üzerinde yeşilimsi sarımsı bir su göreceksiniz. Ev yoğurdu sulu olur. Yoğurt tutmuştur. Suyun bir kısmını üzerinden bir kavanoza alıp içmek ya da yoğurt çorbasına, cacığa, poğaçaya, krebe koymak için saklayabilirsiniz. Sakın bu süt kadar değerli oldukça besinli suyu atmayın. Ben gece acıkan eşime bir koca bardak ayran niyetine ya da yemeklerde içecek olarak eşlik etsin diye veriyorum.

5. Yoğurdu açınca biraz oturması için dışarıda serin yerde 2-2.5 saat beklettikten sonra üstü açık bir biçimde bir gece kalması için buzdolabına koyun. Ertesi güne daha da katılaştığını göreceksiniz. Afiyet olsun!

Sulu yoğurt
Market yoğurtlarında suyu katılaşsın diye içine süt tozu ve başka katkı maddeleri katılır. Ev yoğurdu karıştırınca kaşıkla içilebilecek kıvamda olur. Zaten sütün %90’ı sudur. Evdeki yoğurdumu süzersem 3.5lt’den en az 1.5lt su çıkıyor. Sütün ¼’ünü uçuracak kadar kaynatırsanız suyunu uçurmuş olur, daha katı bir yoğurt elde edebilirsiniz. Ancak uzun kaynatma daha fazla besin değerini kaybetmeye yol açar. Ben bunun yerine yoğurt olunca suyunu üstten bir miktar alıyorum. Zaten su yoğurdun içine hapsoluyor. Kaşıkla aldıkça boşluğa suyu doluyor. Onu da ayran yapıyorum.

Makine yoğurdu
Makine yoğurdunu denedim. Sütü fazla kaynatmadığım için pek sulu olduğu için öyle duruyor yoğurt makinem. Zaten 8 saat boyunca elektrik harcayan makineyi ne yapayım? O kadar saatte bir de ufak 1lt kapta yapıyor, ben tek seferde bitiririm onu ;)

Fırında yoğurt
Fırındaki yoğurt ayarında yapmayı denedim. Fırında en az 4 saat boyunca yoğurdu tutmak gerekiyor. Yine elektrik harcaması çok oluyor ben pek beceremedim.

Tutmayan yoğurt
Battaniyeden yoğurdunuzu çıkardınız ve tutmamış, sulu sütümsü kalmışsa üstü kapalı bir biçimde fırına koyup yoğurt sıcaklığına geri getirin. Hemen 1 saatte tutacağını göreceksiniz. Yine tutmuyorsa daha fazla maya koyun. Suyu çıktığı anda alın. Bir alternatif de tutmayan yoğurdun kabını sıcak su dolu bir kabın içine koymak ve beklemek.

Ekşi yoğurt
Yoğurt mayalanma süresini geçerse ve halen sıcakta kalmaya devam ederse ekşimeye başlar. Aslında bu yoğurt daha çok mayalanmıştır. Atmayın börek, poğaçaya kullanın. Hatta yiyebilirsiniz. Ekşi yoğurttan mayalamayın. Ne olacak dedim mayaladım yoğurdum acaiyip ekşi, sanki ekşi gazoz gibi oldu.

Özetle;

* Fazla maya koyarsanız yoğurt daha çabuk tutar, ancak süreyi kaçırırsanız veya yüksek ısıda mayalarsanız hemen mayalanır sonra ekşimeye başlar.
* Az maya koyarsanız ya da düşük ısıda mayalarsanız sulu sütümsü kalır, tekrar ısıtarak yoğurt mayalanmaya devam edebilir. Bir iki sefer battaniyede tutmayan yoğurdumu fırına koyup ısıtmıştım sonra kapatıp sabaha kadar orada bırakmışım. Yine tutmamış, tekrar ısıttım tuttu. Hem de hiç ekşimedi. Tüm bu işlem 2 gün sürmüştü.
* Tutmamış yoğurtdunuzu beğenmediyseniz içine bir kaşık limon suyu ya da sirke koyarak kestirebilir, çökelek yapabilirsiniz. Çökelek peynirini süzün, suyuna da yoğurt çorbası yapın :P

Beslenmebulteni.com



http://www.beslenmebulteni.com/

Son birkaç senedir yabancı sağlık sitelerinde ve yayınlarında okuduğum yazıları beslenmebulteni.com sitesinde Türkçe yayınlanıyor görmek beni mutlu ediyor. Özellikle sitenin İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın tarafından hazırlanması ciddiyetini artırıyor.

Türkiye’nin sağlık, gıda ve tıpla ilgili gerçekleri su yüzüne dökmeye çalışan bu siteye mutlaka göz atmanızı tavsiye ederim.

Siteden okuduklarımdan aldığım notlar şöyle:

-Market yoğurtlarının üzerindeki kaymak margarin enjekte edilerek yapılıyor.
Bakın...

-Pastörize ve UHT Kutu sütler bağışıklık sistemi hastalıklarına yol açıyor.
Bakın...

-Yeşil yapraklı sebzelerden süte göre daha fazla kalsiyum alırız. Beslenmebulten.com’daki “Kutu Süt Savaşları” dosyasından bir bölüm:
“Gerçi sütün içinde yüksek miktarda kalsiyum vardır ama fosfor miktarı da yüksek olduğu için kalsiyum/fosfor oranı 1:1 gibi düşüktür. Halbuki bu oranın anne sütünde de olduğu gibi 2:1 ya da daha fazla olması gerekir. Oranın 1:1’e yakın olması kalsiyum emilimini ciddi şekilde bozar. Birçok yeşil yapraklıdaki oran ise yaklaşık 2:1 gibi oldukça iyi bir orandır. Yani birçok yeşil yapraklıda en az süt kadar kalsiyum vardır. Üstelik sütteki kalsiyum bağırsaklardan iyi emilmezken yeşilliklerdeki gayet iyi emilir. Ama ne yazık ki halk sağlığını düşünen! hiçbir firma ya da kuruluş “ Yeşillik yiyin. Kemiklerinizi kuvvetlendirin” diye kampanyalar yapmamaktadır.”
-Otizm sebepleri arasında aşıların da sebep olduğu ağır metal zehirlenmeleri yatıyor.
Bakın...

31 Ekim 2011 Pazartesi

Gerçek köy yumurtası satan yumurtacım


Oturduğum mahallede harika bir dükkan keşfettim. İsmi “Melis Bebe Butik Yöresel Gıdalar”. Paket gıda katkı maddelerinden uzak durmak isteyenler için güzel bir dükkan. Sahibi Asiye hanım aslında dükkanı yeni yeni bebek ürünlerinden yöresel gıdalara çevirdi. Ancak halen ufaklıklara kıyafetler de almanız mümkün. Kendilerinin Gebze’de bir süt üretim çiftliği var. Mutfak işlerinde de oldukça hünerli olan Asiye hanım dükkanında kendi yaptığı zeytinyağlı ev dolması, tavşanlı köy pidesi, baklava, tarhana, reçel, erişte, mantı, ev konservesi, tatlı tuzlu kurabiyeleri satıyor. Malzemeler organik değil ancak özel olarak seçiyor ve katkısız olarak üretiyor. Çiftlik ürünü olarak da kendi ürettikleri inek sütünü, köy yumurtalarını satıyor. Aynı zamanda Çanakkale’den getirdiği harika inek, keçi, koyun peynirleri var. Tadarak alabilirsiniz.

Asiye hanım’ın peynirlerinden keçi peynirini çok beğendim. Özellikle peynire bayılan Melisam hapur küpür yiyor. Çiftlik sütünü de geçen hafta denedim. O da lezzetli. İstek üzerine getiriyorlar. Ama esas Asiye hanım’ın sattığı yumurtalara abone oldum.

Uzun süredir oradan yumurtalarımızı alıyorum. 4 tip yumurtası var.

Birincisi doğal yumurta, kendisine doğal köy yumurtası diye geliyor.
İkincisi kendi ürettiği yem yiyen dolaşan tavuk yumurtası.
Üçüncüsü yine kendi üretimi arada az buğday yiyen serbest dolaşan tavuk yumurtası. (Yazın bu tavuklara hiç yem vermediler)
Benim çok beğendiğim, yoksa yumurta almadan geri döndüğüm dördüncüsü ise hiç yem yemeyen sadece otlayan Çanakkale köy tavuğu yumurtası.

Öğrendiğime göre en sağlıklı etler, yumurtalar ve süt ürünleri otlayan hayvanlardan geliyor. O zaman aldığımız yumurtalar nasıl biliyor muyuz?

Büyük besi çiftliklerinde tavuklar gün ışığı görmeden yaz kış yumurtluyorlar. Doğar doğmaz aşılamaları yapılıyor, daracık kafeslerde bir ömür geçiriyorlar. Zamanları gelince de kesime gidiyorlar. Tabii bu yumurtalar ne kadar sağlıklı olabilir? Tavuk nüfusunu sağlıklı tutmak için antibiyotikler, doyurmak için GDO’lu mısırlar... Ne ekersen onu biçersin. Sonuçta bize ulaşan ürünler de tavuğun hayatının kalıntılarını barındırıyor.

NTV’de “Gıda A.Ş. - Food Inc." adında gıda sektörünü anlatan bir belgesel yayınlanmıştı. Nasıl GDOlu tohumlar hayatımızı işgal etmiş, tavukçuluk, mısır yiyen ineklerin nasıl e-koli, salmonella gibi bakterileri midelerinde barındırdıkları, bunun nasıl otlamaya dönünce bir haftada kendiliğinden temizlendiği, ancak tahıllı beslenen ineklerin etlerinin kesimhanede kontamine olduktan sonra temizlik için nasıl amonyakla yıkandıkları, öte yandan doğal hayvancılık ve tarım yapanların tutunma çabaları … Gerçekler felaketti ancak bulup mutlaka izlemenizi öneririm.

http://www.foodincmovie.com/

Yumurtaya geri dönecek olursak, sonuçta sağlıklı otlayan, yem yemeyen mutlu tavuklar bulmamız gerekiyor. Aramalarım sonucunda nefis bir yumurta buldum. Gerçekten de otlayan tavuk bunlar, hem de yem yemiyorlar. Zaten bir yerseniz lezzetinden anlarsınız, öyle market yumurtaları gibi değil. Organik yumurtalar bile yanında çok yavan kalıyor. İçleri tam portakal renginde öyle boyalı yemle değil, doğal yollarla olmuş. Yumurtacımın anlattığına göre getirdikleri Çanakkale köyünde ellerinde av tüfeği ile bu tavukları otlatıyorlarmış ;) İşte yukarıda bahsettiğim dördüncü tip yumurtayı alın siz de. Varsa kendi çiftliklerinden üçüncü tipi de tavsiye ederim. Hatta bulursanız siz de benim gibi kaçırmadan 20-30 adet alın.

Yalnızca bu aralar yumurtalar azalmış. Malum havalar soğudu, birkaç ay böyle gidecek gibi. Ancak biraz biraz geliyor. Asiye hanım’ı telefonla arayıp yumurta için bekleme listesine isim yazdırmanızda fayda var J Dükkan bazen geç açılıyor, sabah uğramadan önce arayın.

Not: Bu blogu yazalı epey olmuş, Asiye hanım yumurtaya ilgiden çok memnun yetiştiremiyor, bu aralar Çanakkale'den gelen yumurta yokmuş, aynı lezzet ve değerde kendi ailesinden ve etrafındaki köy ahalisinden gelen yumurtaları isteyenlere ayırıyor. Tabii bana da mutlaka ;) (26.01.2012)

Melis Bebe Butik Yöresel Gıdalar
Asiye Güvenç
Cep: 0533 934 75 89

Not: Yine katkısız köy yumurtası arayanlar için bir başka alternatif olarak İpek Hanım Çiftliği’nden de yumurta söyleyebilirsiniz. Ben ne zaman sebze meyve kolisi siparişi versem mutlaka yumurta da alıyorum. Çiftliğin sahibi Pınar hanım tavuklarına doğal bir ortamda, hiç kesmeden, hayatları boyunca bakıyor. Yumurtaları 10’ar tane her biri kırılmayacak şekilde sarıp nereye isterseniz kargolayabiliyor. Sipariş için http://www.ipekhanim.com/

Yeni Not: 06.03.2012 - Asiye hanım bir süredir rahatsız olduğu için dükkanını bir ay içerisinde kapatacakmış, ürünlerden edinmek isteyenler acele etmeliler. Ancak sonrasında cepten arayanlara evden yumurta ve süt dağıtacağını söyledi. Kendisine acil şifalar diliyorum.

Not: 23.01.2013 - Asiye hanım artık yumurta getirmiyor. Ancak çiftliğini gidip görmek isterseniz bana bir restoranlarının olduğunu söylemişti. Belki cebinden ulaşabilirsiniz.