Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2015 Pazar

Ne kadınlarımışız ama!

2013 yılı verilerine göre dünya üzerindeki  kadınların %35 şiddete maruz kalmış.
2012 yılında öldürülen kadınların yarısına yakını patrnerleri veya aile bireyleri tarafından ölüdürülmüş.
Dünyadaki 700 milyon kadın 18 yaşından küçük evlendirilmiş.
Dünya üzerindeki 10 kadından 1'i cinsel tacize uğramış.
Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde 136 ülke arasında 120. sırada.
Türkiye kadın istihdamında

14 Aralık 2014 Pazar

Şiddetsiz bir doğal doğum mümkün

Dr. Frederic Leboyer’in “Birth Without Violence-Şiddetten Uzak Doğum” adlı kitabını sonunda okuma şansına eriştim. Özellikle 3. doğumumdan önce okumanın  yakında yaptığım normal doğum üstünde büyük etkisi oldu. İşte ana karnından çıkan bebeğin dış dünyaya merhaba derken nasıl sakin bir geçiş yapabileceği....

“İnsan bebekleri tamamen korkusuz, kızgınlıktan ve agresyondan arınmış doğarlar. Doğumda yaşanan korku ve acının anısı tüm hayatı boyunca bebekle kalır.”


Doğum bebek için korkutucu ve hayat boyu bu korkuları bilinç altında yaşattığı bir tecrübe olmak zorunda değil. Her bebek henüz ceninken etrafındaki tüm olan bitenin bilinç olarak farkında oluyor ve hepsini kaydediyor. Yenidoğan bebekleri bizim beş duyumuzun üstünde bir aziz gibi düşünün. Dünyanın en duyarlı, en narin, en korkmaya müsait, en savunmasız canlısı insan yavrusu. Doğarken yaşanan ilk korkular tüm hayatımız boyunca bizi etkiliyor. Bebeğin dünyaya gelirken sevgi, sakinlik ve huzurla dolu bir doğum yaşaması korkusuz ve cesur bir şekilde tüm hayatını sürdürmesine temel sağlıyor. Bebeğin ve annenin şiddetsiz bir doğum yaşaması mümkün.

Yenidoğan bir bebek doğumda ağlamak zorunda değil. Ciğerlerini sanılanın aksine ağlayarak açmak zorunda değil. Bebeğin yaşamıyla ilgili korkumuzdan onu ağlatıyoruz. Ağlıyorsa kendimize neden diye sormamız lazım. Çünkü bir şaşkınlık, korku, ayrılık trajedisi yaşıyor! Yardım istiyor. 9 ay boyunca anne karnındaki huzuru arıyor. Bebeğin huzurla yeni dünyasına geçmesini sağlayabiliriz. Eğer bir doğum resminde bebek kordonu yeni kesilmiş, ayaklarından başaşağı sallandırılmış bir şekilde ağlıyor ve etrafındakiler ne güzel bir doğum oldu şeklinde gülümsüyorsa bundan bahsetmiyorum.

Bebekler doğduğu anda gülümseyebilir.
Yeni dünyasına yavaş bir geçiş bebek hiç ağlamaz hatta size gülümseyebilir. Bunun için annenin sakin olması, doğum dalgalarını bebeğiyle kavuşacağı düşüncesiyle mutlulukla karşılaması, etrafındaki doktor ve ebenin sakinliği, ortamın sakinliği önemli oluyor. Anne kendi doğum korkusunu bebeğe aktarırsa, bu da doğumu zorlaştırabilir. Doğum anne ve bebeğin kabusu olmak zorunda değil.

Doğum ortamının doğum boyunca sessiz, sakin ve loş bir ışıkta olması huzuru sağlar.
Doğum anında anneye ve bebeğe sakin bir ses tonunda, bağırmadan, sadece bir kaç kelimeyle, doğuma saygı duyarak, sevinç ve sevgiyle destek olunabilir. Bebek her türlü ışığa, sese ve dokunmaya karşı en duyarlı olduğu hayatının devamını etkileyecek ilk tecrübelerini yaşıyor.

Bebeğe ilk dokunuşlar annesi ve sevgi dolu eller tarafından nazikçe olur.
Annenin sıcaklığından, suyun yumuşacık sarmasından dışarı yeni çıkmış bir bebeğe ilk dokunuşlar yumuşakça ve yavaşça olur. Ne kadar yavaş  ve nazik, o kadar iyi. Bebek henüz nefes almadan, başaşağı sallandırılmadan, göbek kordonu kesilmeden anne karnına ten tene temas için verilir. Böylece anne ile teması hiç kesintiye uğramaz. Bebeğin henüz hiç dik durmamış omurgasına en rahat yer anne karnıdır. Bebeğe soğuk tezgah yerine anne karnında ilk kontrolleri yapılır. Plasenta ile bağı kesilmeyen bebek, kordonun kan akışı durana kadar oksijenli kanı almaya devam eder. Bu süre zarfında kendiliğinden nefes almaya başlar. Durur dinlenir, tekrar nefes almaya devam eder. Ciğerlerinin dış dünyaya adaptasyonu ve fizyolojik değişimler için zaman tanınan bebeğin ilk nefesi için ağlaması ve vücudunun strese girmesi gerekmez. İlk nefesi onu korkutmaz. Bebekle bütün olarak kalması tüm doğum anını dönüştüren göbek kordonu en son kesilir, ya da kesilmeyebilir. Kordonun erken kesilmesi henüz tam kapasiteyle çalışmaya başlamamış ciğerler yüzünden bebeğin beynini oksijensiz bırakabilir. Anne ile birlikteliği ve huzuru yapılan acı verici iğne, göz yakıcı damlalarla bölünmeyebilir.

Ten tene temas sırasında bebeğe ilk masajı yapılır.
Tüm anne hayvanlar doğan yavrularını sevgiyle yalarlar, bu hareket olmadan yavru ölebilir. Büyük bir çaba ile doğan bebeğin kan dolaşımına yardımcı olmak için annenin ya da ebenin sevgi dolu elleri bebeğin sırtına yumuşak dalgalar halinde yavaşça masaj yapar. Bebek o kadar hassastır ki, kendisine dokunan ellerin seven, reddeden, kabul eden ya da öylesine tutan olduğunu anlayabilir. Bu anda en ihtiyacı olan şey huzur, sessizlik ve sakinliktir.

Suyla ilk temas bebeğin ilk ayrılığa alışmasına yardımcı olur.
Bebek anne karnındaki güvenli, sınırlı alandan ve suyun dokunuşundan dışardaki çıplak boşluğa çıkar. Artık anne karnında daha fazla yatamayacağı zaman bildiği, güvendiği su ile temas bebeği rahatlatır, korkmasını önler. Küçük, sınırlarına dokunabileceği vücut sıcaklığında suyla dolu bir küvete ilk önce ayakları sonra tüm vücudu sokulur. Tekrar kendini hafiflemiş hisseder. Hayatı boyunca hatırlayacağı, anneden ilk endişe veren ayrılık böylece tekrar neşeye dönüşür. Bu anda bebek kendini tutan ellere gören gözlerle bakıp gülümseyebilir. Ellerini ve ayaklarını oynatmaya, etrafını cesaretle korkusuzca keşfetmeye başlar. Suda yeterince kalınca yavaş yavaş sudan çıkartılır. Tepki verirse tekrar suya sokulur. Bir içeri, bir dışarı, su dışındaki ağırlığına alışmasına zaman tanınarak yavaş hareketlerle sudan alınır. Sıcak örtülere sarılır. Bebek anne karnında sallanmaya alışıkken, hayatından ilk defa hareketsizlikle karşılaşır. Su bebeğin tek başına kalmasının ve hareketsizlik korkusunun önüne geçerek bu geçişi kolaylaştırır.

İşte bu şekilde bir doğum yaşayan bebek kendiyle barışık ve korkusuz olup hayatı doğarken sevebilir.

Doğal Anneyim Facebook Sayfası: www.facebook.com/dogalanneyim
Doğal Anneyim Facebook Grubu: www.facebook.com/groups/dogalanneyim
Instagram @dogalanneyim
Twitter @dogalanneyim
Doğal Anneyim e-bülten ile takip: http://eepurl.com/TeYdX

Köpek ve kedi bloglarım:
Bashico Blogum: http://bashico.blogspot.com.tr
http://Kopeklerveinsanlari.com

8 Aralık 2014 Pazartesi

Time flies!


Aylar olmus, hicbirsey yazmamisim, oysa hayatimizda olan o kadar cok sey var ki!



Leo okula basladi, ben okula basladim, sevgili yoga derslerine basladi, hayat hizla akip gidiyor. Hayatimin su noktasinda, yepyeni bir ulkede scholarize olmadan is bulmanin, calismanin imkansiz oldugunu anladigimdan kendimi okula yazdirayim dedim. Karar verdigim alan ise hukuk oldu, uzun is hayati gecmisim,

26 Ekim 2013 Cumartesi

Hissiyat böyle!

Günler hızla akıp geçerken şahane şeyler oluyor buralarda. Küçük oğlum geceleri yatmadan "seni seviyorum anne" diyor mesela, biricik sevgilim "sevgi yumağıııııı" dediğinde herkes üşenmeden gelip yumak oluyor, anne baba geldi gitti, " ah bizde yerleşsek" diye, dostlar geldi gitti "kalbimiz sizinle" diye. Buralı dostlarımız var, her sıkıntımızda koşup gelen, kazandığımız en büyük kıymetler.

Artık

27 Eylül 2013 Cuma

Sudan çıkmış balık!

Dün ilk aile toplantımızdan çıktık. Şöyle bir çıvıldamışım tweeterda  "Ilk aile toplantisindan ciktik. Sudan cikmis balik gibiyiz. Nerde bizdeki okul/ogretmen yaklasimi nerde buraaki tutum, tavir" öyle böyle değil.

Kısaca bir anlatmak isterim çünkü bizim Kanada'ya yerleşmemizin en büyük sebebi çocuklarımızı imam yapmayız dememizdi. Çokta iyi yapmışız.

Dün Alara'nın okulundan universite ve

24 Eylül 2013 Salı

Zamanın hızla akıp geçmesi sorunsalı ile başa çıkma yöntemleri

Kanada'ya yerleşmeden önce sabahları ofise giden, toplantılara girip çıkan, saçını, manikürünü ihmal etmeyen, çocukta yaparım, kariyer de model bir kadındım. Her daim bakımlı, şık, fonfon hallerim vardı.

Şu anda sabah olup uyanınca akşama dek zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Sabah kahvaltısı ile başlayan tırışkadan maratonum, oğlanı okula bırakma, (şanslı isem) sevgiliyle veya bir dostla

27 Haziran 2013 Perşembe

İkinci bebeğimin normal doğum hikayesi



İlk bebeğimi doğururken ikinci bebeğin doğumu daha kolay oluyor diye kendimi motive etmeye çalışıyordum. Eşimle ilk kızımıza bir kardeş yapmaya ve fazla arayı açmamaya karar vermiştik. Bir iki sene vücudun toparlanması için ara vermeyi önerse de doktorum yediklerime dikkat edersem başarabileceğimi söyledi.

Henüz ilk kızım 9 aylıkken ikinciye hamile kaldım. Bir sene kadar ilk kızıma evde kendim baktıktan sonra 6 aylığına işe geri döndüm. Yoğunluktan hamileliğimin nasıl geçtiğini pek anlayamadım. Hamilelik sırasında kızımı emzirmeye 6 ay boyunca daha devam ettim. Sanılanın aksine hamileyken emzirmek mümkün sadece iki bebek beslemek anneden daha fazla götürüyor, iyi beslenmek gerekiyor. İlk bebeğimi 15 ay emzirdikten sonra hamileliğimin son 3 ayında dişlerimin biraz aşındığını düşündüğüm için sona erdirdim. Aslında devam edebilir, iki bebeği de tandem emzirebilirdim. Biraz gücümü yeni bebeğime saklamak istedim. İlk hamileliğimdeki gibi ilk 4 aylık rutin kontrolleri yaptırıp son aya kadar yine ara verdim. Yoğun bir tempoda akşam 8’e kadar işte çalışmaya devam ettim. İkinci bebeğim için de ilk doğumumdaki gibi üzerinde doktorumla konuşup anlaştığım bir doğum planıyaptım. Ayrıca bebeğim doğduktan sonra yapılmasını istemediğim müdaheleleri de ayrıca hastanede hemşire ve çocuk doktoruna sunmak üzere bir dilekçe olarak hazırladım.

38. haftaki kontrolümüzde doktorumuz Meltem Özkan Girgin bize sürpriz yaptı ve 1-2 güne bebeğin doğacağının müjdesini verdi. Hamilelikte çok stres iyi gelmiyor. Zaten son bir iki gündür aşırı yorulma ve terleme hissetmeye başlamıştım. Sıcaklar basıyordu. Tansiyonum normalden çok yüksek rakamlara fırladı. Meğer strese giren vücut kendini rahatlatmak için bebeği erken çıkarmaya hazırlanıyormuş. Hemen müjdeli haberi ailemize verdik. Bu sefer elimizde saatlerle tüm aile sancıları sayar olduk. O gün sancılarım 15 dakika ile 30 dakika arasında düzensizdi. Kendimize güzel bir yemek ziyafeti çektik. Merakla bekleyen annem ve babam salondaki koltuklarda uyudular. Kardeşim ertesi gün doğumgünü olduğu için bana “gece 12’ye kadar tut, sonra sal” diyerek beni çok güldürdü. Gece oldu, güzel bir uyku çektim.

Ertesi gün sabah 11’de tekrar doktorumuza gittik. Açıklık 5cm olmuştu. Bebek doğum kanalına girmişti. Doktorumuzla sancılar 5 dakikada bire inince hastanede buluşmak üzere sözleştik. Eve geri döndük. İlk doğumumda hastanede doğum yaparken lavman yapılmış ve suni sancı verilir diye yememe izin vermemişlerdi. Bu da enerjimi çok düşürmüştü. Aç kalıp kendimi enerjisiz bırakmamak için güzel tatlılar yedim, hafif sebze yemekleri yedim. Sonra da bir güzel uyku çektim. Biz evde rahat rahat beklerken saat 16.00 olmuştu ki doktorum heyecanla bizi aradı. “Ne olur artık hastaneye gidin yoksa ben kalpten gidecem” dedi.

Hastaneye gittiğimizde bu sefer bizi hemen doğumhaneye aldılar. Lavman yapıldı. İçerideki TV ekranında romantik bir film açıktı. Eşim de yanımda biraz onu izleyerek, biraz dolaşıp nefeslerimi sayarak, biraz da belgesel kanalındaki büyük balıklara bakarak vakit geçirdim. Sonra doktorumuz geldi, sancılar arasında kitaplar ve edebiyat üzerine üçümüz sohbet ettik. Arada hemşire gelip bebeğin kalp atışlarının NTSR cihazına bağlayarak kontrol ediyordu. Geri kalan zamanı ayakta geçiriyordum.




İkinci tecrübem olduğu için ne başıma geleceğini bilmek rahat ve sakin durmamı sağlıyordu. Sancı anında bir dakika diyerek sancılarımı nefesle sayıyor bitince de sohbete kaldığım yerden devam ediyordum. Biraz plates topu üzerine esneme hareketi yaptım. İki saat sohbet ettikten sonra doktorum saat 18.00’de suyumu patlattı. Sonraki iki saat içinde hızla doğum kanalı açılmaya başladı. Artık saat 20.00’de sancılar çok sıklaşmaya başlayınca doktoruma bu işi nasıl hızlandıracağımı sordum. Sana biraz yardım edeyim diyerek bana nasıl iteceğimi anlatıp nereye ittirmem gerektiğini eliyle gösterdi. İlk tecrübemdeki son anda enerjimin bitmesi sıkıntısını yaşamamak için son ana kadar ittirmedim. Sancıların en kuvvetli olduğu an bebeğimle buluşmamıza az kalmıştı. Sonunda bir kaç başarılı ittirme denemesinden sonra tüm gücümü ve zihnimi de kullanarak ittirdim, ittirdim. İlk bebeğimi doğururken epidural almamış ancak suni sancı almış ve epizyotomi olmuştum. İdealimde bunlarsız da doğurmak vardı. İlk başın çıkışından sonrası kayarcasına çıktı. İkinci defa kızım olmuştu. Çok mutluydum. Hemen kucağıma verdiler. Sonrasında kordonunu babası kesti.

İlk doğumuma nazaran ikinci doğumda oldukça rahat doğurmuştum. Doktorum bana “bu sefer normal doğurmaktan tatmin oldun mu, seni mutlu ettim mi?” diye sordu. Evet ne epidural, ne epizyotomi, ne de suni sancı alarak doğurduğum ve bebeğime doğal yoldan kavuştuğum için çok mutluydum. 

Başka bloglarda yer alan doğal doğum hikayelerinde çok güzel evde ve suda doğumlar okudum. Bir tane daha olursa bana güzel ışık tutacaklar hepsi. Hastanede de evdeki kadar rahat ve huzurlu olmasa da hemşireleri şaşırtacak şekilde az bir müdahale ile normal doğumlar gerçekleşiyor. İşte bunlardan ikisi de benim minik kızlarımın doğum hikayeleri. Haydi anneler normal doğuma...

Tüm güzel annelere haber olsun.
Başak Pirtini
http://miliyet.com.tr/bashico

17 Haziran 2013 Pazartesi

#toplanmahalle manifestosu

Taksim Gezi Parkı'nda 31 Mayıs 2013'te başta bir iki ağaç için başlatılan hareket aslında hepimizi insanlık, özgürlük değerlerimizi, tüketim, gıda ve yaşam koşularımızı sorgulamaya itti. Bunun için pek çok düşünür, araştırmacı, yazar, politikacı, öğretmen, öğrenci herkes fikir ve yorum paylaşımlarında bulunmaya başladı. Biz de anneler olarak tek bir seste hareket edelim istiyoruz. İşte sizin de mahalle bilincimizi geliştirmek adına paylaşmanızı önermek isteyeceğim #toplanmahalle manifestomuz. Daha güzel yarınlara ellerimiz kenetlenmiş, gönüllerimiz birleşmiş daha sevgi ve barış dolu bir dünyaya uyanmayı diliyorum.

******************************


Gezi Parkında ağaçların korunması, parkın doğal ortamının sürdürülebilmesi için başlayan direnmeyi ebeveynler olarak kendi mahallelerimizde başlatmak istiyoruz. Gezi  direnişi bize çevremizi korumak, ve doğa ile uyum içinde yaşamak adına çocuklarımızın ve bizim kendi yaşadığımız ortamda söz sahibi olabileceğimizi ve bir araya gelerek pek çok şeyi değiştirebileceğimizi öğretti.
Ve biz ebeveynler kendi mahallelerimize sahip çıkarak aşağıdaki manifestoyu imzalıyoruz

Ebeveynler ve çocukları için Toplanmahalle başlıklı Manifesto

Mahallemiz doğaya saygılı, temiz, yaşayanlarının birbiriyle bilgi, eşya, ihtiyaç, oyun, sanat, çevre bilinci gibi pek çok şeyi paylaşabildiği bir yerdir. Mahallemizin park alanları oyun ile beraber çeşitli aktiviteleri sunup, paylaşabildiğimiz yeşil alanlardır. Anne, baba ve çocuklar buralara oynamaya, paylaşmaya, ve doğayı tanımaya gelirler. Nasıl bir mahalle istediğimiz konusunda konuşabilir ve beraber karar alabilir, gönüllü destekler verebiliriz. Bizler bu mahallede yaşayan ve çeşitli yaşlarda çocukları olan ebeveynleriz.
Bu hareket belli ortak değerler altında toplanmıştır

Mahalle
— İlişki,iletişim, çevre bilinci, tüketim söylemi, oyun ihtiyacı olan bir grubuz. Burada yaşayan ebeveynler olarak bu konuda konuşmaya başlıyoruz, aktiviteler düzenliyoruz. Ve yaptığımız şeylerin ortak faydalarından beraber yararlanıyoruz

İşbirliği
 — Beraber karar veriyor, beraber uyguluyoruz. Bunları birbirimizle fikir paylaşarak, kaynak değişiminde bulunarak (oyuncak, kıyafet v.s değişim günleri),  çevre bilinci ile hareket eden, sağlıklı beslenmeyi destekleyen tüketim alışkanlıklarını yayarak yapıyoruz. Bu bilinçle davranan mahalle market/bakkal dükkanlarını destekliyoruz.

Açıklık 
— Birbirimizin bilgi birikimi ve mesleki katkılarını paylaşıyoruz. Bunu açık havada çeşitli kermes benzeri aktiviteler ile "masama gel sende öğren" gibi başlıklarla paylaşıyoruz. Çocuklarımızın mahalleliden görerek öğreneceği "ayakkabı boya", tamir yap" gibi paylaşım atölyeleri bunlara bir örnek olabilir. Küçük meslek gruplarını çocuklarımız ile tanıştırıyoruz. Ortak çocuk havuzu gibi paylaşımlar düşünerek çocuklarımızı birbirimize bırakabiliyoruz

Çeşitlilik
— Farklı bilgi, faklı statü, farklı yaş, farklı gelir seviyesi gibi pek çok farklılığı içimizde bulunduruyoruz. Beraber oynuyor, beraber, düşünüyor, ve birbirimizin farklılıklarından öğreniyoruz

Sürdürülebilirlik 
— Doğaya doğru davranmak, doğal kaynakları korumak, çevreye duyarlı bir yaklaşımla yaklaşmak gibi konuları konuşuyoruz. Mahallemizde sokaklara, ağaç diplerine atılan çöp, sigara izmariti, gezdirilen sahipli köpeklerin dışkılarının kaldırım ortalarına bırakılmaları gibi konularda düşüncelerimizi paylaşıp, aksiyon alıyoruz.

Oyun 
—Unutulmaya yüz tutmuş oyunları yeniden canlandırıyoruz. Mahallenin teyzesi ile 5 taş oynuyor, ip atlıyor, top oyunlarını keşfediyoruz. Eskiden olduğu gibi mahallenin kaldırımlarına iniyoruz.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

İlk bebeğimin normal doğum hikayesi

Uzun bir süredir doğal anneyim... İki normal doğum hikayemi de yazmak istiyordum. Henüz kendi bloguma bile koyamamıştım, 4.5 sene oldu. Sevgili Eren BYBO (Bebek Yapım Bakım Onarım) blogunda normal doğum hikayeleri yayınlamaya başladı. Benim de hikayemi konuk etti. Bu vesileyle ben de kızlarımın normal doğum hikayelerini sizlerle sırayla paylaşacağım.

İlk bebeğimin normal doğumu

Çocuğumuz olmasına karar verince doğumun doğal bir şekilde gerçekleşmesini istiyordum. Hamile kalmadan 6 ay öncesinde hastalıklarda ilaç kullanmayı bıraktım. Bitkisel yöntemlerle atlatmaya başladım. Zaten sigara alkol kullanmıyordum, en sağlıklı yumurtanın gelişmesine ortam sağlayacak şekilde diyetime daha da dikkat etmeye başladım.

Okuduğum Dr. Sears’ın “The Baby Book” kitabı beni doğal ebevenylik ile tanıştırdı. Ben de bir anne adayı olarak hemen araştırmaya başladım. Tüm bebek ve doğum sitelerine, bloglara baktım. İlk önce kendime bir basit doğum planı yaptım. Doktorum Meltem Özkan Girgin hamilelik ve doğumla ilgili doğal yaklaşımlarıma ve doğum planıma sıcak baktı. Belki doğuma hazırlık kursuna ve hamile yogasına giderim düşüncesiyle Asude Ebe ile görüştüm. Çok aydınlatıcı bilgiler verdi. Genelde anneler normal doğumdan sancılar sebebiyle çok korkuyorlar. Ben ise sezeryan olmaktan, anestezi almaktan ve epiduralden daha çok korkuyordum. Vücuduma ameliyat boyutunda herhangi müdahaleyi kabul etmek istemiyordum. Kurslarda normal doğum korkusunu yenmeye çalışma üzerine daha çok odaklanıldığına kanaat getirerek, kendimi evle iş arasında akışa bırakmaya karar verdim. Bu esnada tüm beynimi, bedenimi, hayallerimi, düşüncelerimi normal bir doğuma ve bebeğime odakladım.

Standart ilk 3-4 kontrol ve 2’li, 3’lü testlerden sonra 3 ay kadar ultrasona gitmedim. Biraz da ilk bebeğimi olduğu gibi kabullenmek istedim, doğabileceği her haliyle... Neticede ilk hamileliğimdi, bebeğime gelişimi için elimden gelen en iyi şartları sağlayacak, ne olursa olsun onu doğuracaktım. Yine de bir şeylerin ters gideceğini hissedebileceğim bir durumda doktoruma kontrole gelmeye söz verdim. Doğumu her ne kadar evde, ya da suda yapmayı hayal etsem de ilk bebeğim olduğu için bunları denemek yerine hastanede karar kıldık.

Hamilelik öncesinde ve sırasında bashico blogumda kedi ve köpeklerimle ilgili blogları yazıyordum. İşten doğuma 2 hafta kala ayrıldım ve beklemeye başladım. Bir sabah 39. hafta ultrason kontrolümüzün olduğu gün sabah 15 dakikada bir ufak bir sancı gelmeye başladı. Kontrolde 2 cm açıklık olduğunu söyledi doktorum. Artık bebeğimi 1-3 gün içinde bekliyorduk. Uzun süre blog yazamayacağımı bildiğimden günümü bilgisayardaki yazılarımı bitirmeye çalışarak ve sancılarımı ölçerek geçirdim. Bebeğim gece yarısı yatağa yatar yatmaz koca bir tekme ile suyunu patlattı. Anne karnında birçok su baloncuğu varmış. Dolayısıyla bir bardak kadar su geldi önce. Hemen toparlanıp hastaneye gittik.

Hastanede gece 01.00'de hiçkimse kalmamış, her yer kapalıydı. Acil kapısından girdik. Doğumhaneye indik. Heryer bomboştu. Belli ki hemşireler de dinleniyordu. Benden başka doğum yapan kimse de yoktu. Zar zor bulduğumuz bir hemşire gelip bizi sancı bekleme odasına aldı. Doktorumu aradılar. Doğum planımı doktorum hemşireye telefonda aktarmış, açıklık 7-8 cm. olunca geleceğini söylemiş. Sancılarımı sayarken her yarım saatte bir NTS cihazına bağlanıp geri kalan zamanda odada yürüdüm. Sancıları ayakta karşılamak yatarak gelen sancılara göre çok daha rahattı. Nefesimi derin alıp çok yavaş vererek sancıların kaç nefes sürdüğünü saydım. Bu odaklanma dayanma gücümü artırdı. Derken lavman yapıldı.

Biz beklerken arada ufak ufak sularım patlamaya devam etti. Normal doğumun sancılarıyla uğraşırken hemşirenin gelip devamlı kelebek takmak istemesi çok fenaydı. Sanki suni sancı almaya zorunluymuşum gibi... Bebeğimi sabah kucağıma alma düşünceleri ile tüm olumsuzlukları uzaklaştırmaya çalıştım.

Sonunda doğumhaneye geçme zamanı geldi. Açıklık 8 cm olmuştu. Doktorum geldi. Filmlerdeki gibi bağıranlar, heyecanla içeri giren hemşireler, etrafta koşturanlar gibi bir beklentim olmuş herhalde ki sakin ortam beni çok şaşırttı. Eşim devamlı yanımdaydı.... Bebeğin kalp atışları yavaşlıyor diye doğumu biraz hızlandırmak için suni sancı verildi. Doktorum beni beklerken sudoku çözüyordu. Bunu görünce aslında doğumun ne kadar normal bir süreç olduğunu düşündüm. 

Ben içerideyken arada bir doktorum doğumhaneden dışarı çıkıyor, son anda haber verdiğimiz anne ve babalarımızla görüşüyordu. Onların kapı açılırken içeriye heyecanlı ve meraklı bakışlar atmaları beni biraz utandırdı. Bir ara meraktan içeriye dalıp beni öpen annemi sıktığı parfüm kokusu dikkatimi dağıttığı için sonradan pişman olacağım şekilde dışarı yolladım. Doğum sancıları çekerken her türlü kokuya, harekete karşı son derece hassas oluyorsunuz. Etraftaki herkes de nazınızı çekiyor.

Sonra her sancı geldiğinde biraz nefes almak ve en kuvvetli anında ittirmek üzerine çalışmamı istedi doktorum. Beni de bebek kanalda daha rahat aşağı inebilsin diye yan yatırdı. Sancı gelince itmeye çalıştım. Ancak bu erken denemeleri fazla ciddiye alınca yoruldum. Son noktada bebek kafası görünmüş ve çıkmak için bir kaç santim kalmışken doktorum enerjimin erkenden bittiğini farketti. “Yardım edeyim mi?” sorusuna karşılık “Eğer 5 dakikada bu iş bitecekse, evet!” dedim. Zaten öncesinde yapılan lavmanla tüm enerji veren besinler dışarı atılmıştı. Enerjimin geri kalanını da boşa harcamış o kadar bitkin düşmüştüm ki o anda yapılan her türlü müdahaleyi kabul etmeye hazırdım.

Bu andan itibaren doğum odası dolmaya başladı. İki hemşire daha geldi. Ayaklarımı standart doğum masası pozisyonuna soktular. Doktorum bebeğimin başına kauçuktan bir el vakumu taktı. Bir hemşire yanıma çıkıp karnıma çok kuvvetli bastırdı. O anda nefesimi tutarak tüm gücümle ittim ve ittim. Tam bebek çıkarken doktorum epizyotomi yaptı. Bebeğin başının çıktığı anın ateş çemberi olarak adlandırılması çok doğru. Çünkü bu en zor geçişten sonra devamı oldukça kaygan bir şekilde çıkıveriyor. Çıkış anının zorluğundan çok yapılan kesinin şoku beni inletmişti.

Hemen bebeğimi göğsüme ilk temasımız için koydular. Bana o kadar sakin ve ağlamadan baktı ki kendimden utanıp ben de sakinleştim. Anlaştığımız üzere doktorum kordon kanının bebeğe geri akmasını yarım dakika kadar bekledi. Sonra da babası kordonunu kesti. İlk kontrollerini bebek hemşiresi yaptı. Doktorum kesilen yere dikişlerimi atarken bebeğimi doğumhane soğuk diye hep sıcak tutulan bebek odasına çıkardılar. Bebeği camdan aileme göstererek başını yıkamışlar. Ben de üzerimde bir yorgan ile soğuk bir odada yarım saati aşkın suni sancının bitmesini bekledim.

Bebeğim çok saçlı doğmuştu, hatta yıkarken saçlarını bile taramışlardı. Yukarıda odamda bebeğimle buluşup yanımda birlikte uyuduğumuz ilk uykumuz herhalde dünyanın en güzel, en huzurlu uykusuydu. Aylardır bu kadar yorulmamış, böyle güzel bir uyku çekmemiştim. Normal doğum paketim kapsamında bir gün daha hastanede misafirlerimizi kabul ettik. Bebeğimi emzirdim, hemşireler bez bağlama, giydirme konusunda destek oldular. Doğumdan hemen sonra ayağa kalktım. İlk duşumu almak çok iyi geldi. Bir 10 gün kadar gitgide azalan adet kanaması şeklinde akıntılar oldu. Hemen ikinci gün dinlenmiş bir şekilde evde ayakta işlerimi yapıyordum. Doğumu kutlamak için tüm aile büyüklerimiz bir arada bizim evdeydik. Ben bebeğimle ilgilenirken herkes evde bir işe koşuyordu. Çok güzel ve keyifli anlardı.
İlk doğumum normal doğum oldu ancak doğal doğum olmadığını hiçbir epizyotomi, suni sancı, vakum gibi müdahaleleri içermeyen başka hikayeleri okuyunca öğrendim. Doğum aslında çok kutsal bir an. 9 ay boyunca bedeninizde büyüttüğünüz canlıyı ilk kez gördüğünüz ve onun bu sihirli gelişimi zorlu çıkışını kucakladığınız önemli bir an. Tam hayal ettiğim bir ilk doğum olmasa da annem de beni suni sancı ile doğurduğunu, hatta son anda artık dayanamayıp kendini uyutturduğunu söyleyerek avuttu... Neticede onun tecrübesini geçebilmiştim. Ben kendimde son anki gücümü kaybettiğim için hayalkırıklığı hissetsem de doktorum da normal doğurmamın önemini ve güzelliğini anlatarak beni avuttu. İlk doğumumdan sonra kendime notlar çıkardım.

Şimdiki bilgilerim olsa kordonu hemen kesmez, atmanın durmasını beklerdim. Hatta lotus doğumundaki gibi kordonun plasentaya bağlı kalmasını ve kuruyup kendi kendine düşmesini bile bekleyebilirdim. Sonra suni sancı yaptırmazdım. Çünkü bebeğim kucağımda olabilecekken en az 45 dakika ayrı kaldık. Bebeğimi yıkatmazdım. Meğer ne daha detaylı doğum planları varmış bunları da içeren. Aklımda bunlar, ben de ikinci doğumumu nasıl planlayacağımı düşünedurdum.

Bundan sonra ikinci kızımın doğal doğum hikayesini anlatacağım.

Görüşmek üzere...

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Yeni okul hayatı

Kanada'ya bizi getiren şey Leo'nun okul hayatına dair duyduğumuz endişe idi. kendimizle ilgili endişeler ikinci planda idi hep, dolayısı ile ilk işimiz evi barkı hallettikten sonra onun okul işini halletmek oldu.Eve en yakın olmayan ama içimize pek sinen bir okul öncesi okul bulduk, İstanbul'da başladığı gibi frankofon bir okul, haftanın 3 günü ve yarım gün gitmesi en uygunu olur diye düşündük,

25 Mart 2013 Pazartesi

İrem Nemo'suna kavuşsun!

Biraz hüzünlü bir hikayem var bugün.İrem'le biricik oğlu Nemo'nun hikayesi bu. İrem kim derseniz, kendi ağzından İrem: " Hayatı oğlu Nemoya kah kavuşup kah ayrı düşerek geçmiş, hukuk savaşı yorgunu, artık 40'lı yaşların son çeyreğinde, güçlü, yengeç, yeniden evlenecek kadar romantik, herşeye rağmen iyimser, mühendislik okumuş, ilaç sektöründe satınalma, lojistik, tedarik zinciri alanlarında

19 Mart 2013 Salı

Annelik: az ye, az uyu, az konuş



Uzun bir süredir kış hastalıkları bizi de vurdu. Her ne kadar doğal besinlerimize dikkat etsek de şehirde yaşamanın sıkıntılarını yaşıyoruz. Haftada iki gün yaptığımız arkadaşlar arasındaki oyun gruplarında devamlı birbirimize hastalık bulaştırır olduk, artık kimler çürüğe çıktı oyun haline geldi. Hastalıklardan özellikle öksürük ve nezlenin bir türlü geçmemesini hava kirliliğine bağlıyorum. Bir arkadaşım temiz hava için Kaz Dağlarına taşınıyor. Umarım bu hastalıklı kış modumuz kısa sürede sıcak havaların gelmesiyle geçecek.

En son arkadaşım Özge’nin evindeki geridönüşümlü malzemelerden sallanan atı anlatmıştım. Eşi Murat disiplinler arası yani malzeme sınırlaması olmayan bir sanatçı. Sallanan atları yapan Hasan Savaş ile atölyelerini birlikte kurmuşlar. Murat da turizm mezunu olmasına rağmen resim, seramik, video stopmotion tarzı her türlü sanat ile ilgileniyor.

Son bir aydır hastalıkları iyileştireceğim derken anneliğin temel ihtiyaçlardan bile özveride bulunmak demek olduğunu Murat’ın verdiği bu anlamlı hediyeyle bir kere daha farkettim. Murat tasavvufta geçen temel prensiplerden aldığı ilhamla seramik taşların 3 yüzeyine “az ye, az uyu, az konuş” yazmış. Hangisini kendime hatırlatmak istiyorsam o yüzünü çeviriyorum. Bugünlerde “az konuş” duruyor. Çocukları kırmadan üzmeden nasıl az konuşarak anlatırım diye daha çok düşünmeye çalışıyorum.

Annelik müthiş keyifli anların ötesinde doğum kilolarından kurtulmak için az yemeye çalışmak, gece devamlı kalkarak az uyumak ve çocukların peşinde koşturmaktan arkadaşlarla az konuşabilmek olarak da yaşanıyor. Siz ne dersiniz?



Çok yönlü sanatçı Murat Çalışkan’ın her türlü beş duyu ile sanat ürettiği çalışmalara bakmak, özel seramik takılardan veya seramiklerinden edinmek isterseniz blogundan, e-posta adresinden veya 0535 881 68 01 numaralı cep telefonundan kendisine ulaşabilirsiniz.

Çocuklarınızda birlikte size ihtiyacınız kadar yiyebilmenizi, uyuyabilmenizi ve tatlı arkadaş sohbetleri dolu günler diliyorum.

Sevgiyle kalın.




Resimler: Murat Çalışkan'ın seramik çalışmaları

Doğal yollarla kedi ve köpek bakımı hakkındaki bloglarım:

15 Ekim 2012 Pazartesi

Annelik bunalımları


Her anne zaman zaman bunalır. Merkür etkisi olsa gerek diyen bir arkadaşım bana 2 yaşındaki oğlu ile nasıl mücadele ettiğini, bir türlü nesi olduğunu anlayamadığı, çocuğun hiçbir şey istemediğini, devamlı ağladığını ve hiçbir şeyden memnun olmadığını anlattı. Günü mahvolmuş, zaman zaman çocuğuna zarar verme hisleri taşıyan anneler… bu kadar zor olduğunu bilmiyorduk di mi?

Anneyken insan kendisinin yeni yönlerini keşfediyor. Nasıl tehdit edilir, bağırılır, kızılır, öfkeden çıldırılır ben de zaman zaman yaşıyorum. Sonra da kendimden ve anneliğimden hiç memnun olmuyorum. Ancak biliyorum ki annelik yaşayarak öğrenilen bir şey, öyle kitaplardan okumak sadece zor anlarda hatırlanırsa yardımcı oluyor, çoğu zaman da olmuyor. Okunanları gerçekten ufak ufak yaşama geçirmek gerekiyor. Bir süre iyi gitsem sonra tekrar afallıyorum.  Gelecekten zaman zaman korkuyorum böyle bir anne olursam ileride yandım, çocuklarım hiç sözümü dinlemez diye.

En fenası ise kızlarla anne-kız rolünü değişerek oynadığımız evcilik oyunlarında çıkıyor. Mükemmel bir yemek masası hazırlayan dört yaşındaki kızım bize tahta tabaklarda kestiği ufak kağıt yemekleri sunuyor. Renkli bardaklarla çay ikram ediyor. Sonra yemeği yemezseniz büyümezsiniz diye öğretirken bir yandan da yemezsen alırım gibi tehditler savuruyor. Eee, çocuklar annelerinin kopyası derler ya, oynayın evciliği öğrenin hatalı yanlarınızı çocuklarınızdan!

İşte anne olan arkadaşlarıma konuştuğumda hepsinin zaman zaman yaşadıkları bunalımları paylaşmaları beni çok rahatlatıyor . Demek tek başıma değilim, öyle mükemmel anne de yok! Hepimizin öğreneceği çok şey var. Zaman zaman kendi annelerimin seslerine kulak versem de z-kuşağının çocuklarına göre adaptasyon kolay olmuyor. Yine de her zaman çıkmaza düştüğümde hatırladığım tek ortak nokta var:

Sevmek, gülmek, neşeli davranmak, oyunla anlatmak, kendini onun yerine koyup ben böyle davranılmayı ister miydim diye düşünmek!

İşte sonunda ben de annelik bunalımlarımdan kurtulup blog yazmaya güç bulabildim. Umarım okuyan annelere tek başlarına olmadıklarını hatırlatmıştır …

Sevgiyle kalın.


http://blog.milliyet.com.tr/bashico