Doğal Ebeveynlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğal Ebeveynlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2014 Pazar

Şiddetsiz bir doğal doğum mümkün

Dr. Frederic Leboyer’in “Birth Without Violence-Şiddetten Uzak Doğum” adlı kitabını sonunda okuma şansına eriştim. Özellikle 3. doğumumdan önce okumanın  yakında yaptığım normal doğum üstünde büyük etkisi oldu. İşte ana karnından çıkan bebeğin dış dünyaya merhaba derken nasıl sakin bir geçiş yapabileceği....

“İnsan bebekleri tamamen korkusuz, kızgınlıktan ve agresyondan arınmış doğarlar. Doğumda yaşanan korku ve acının anısı tüm hayatı boyunca bebekle kalır.”


Doğum bebek için korkutucu ve hayat boyu bu korkuları bilinç altında yaşattığı bir tecrübe olmak zorunda değil. Her bebek henüz ceninken etrafındaki tüm olan bitenin bilinç olarak farkında oluyor ve hepsini kaydediyor. Yenidoğan bebekleri bizim beş duyumuzun üstünde bir aziz gibi düşünün. Dünyanın en duyarlı, en narin, en korkmaya müsait, en savunmasız canlısı insan yavrusu. Doğarken yaşanan ilk korkular tüm hayatımız boyunca bizi etkiliyor. Bebeğin dünyaya gelirken sevgi, sakinlik ve huzurla dolu bir doğum yaşaması korkusuz ve cesur bir şekilde tüm hayatını sürdürmesine temel sağlıyor. Bebeğin ve annenin şiddetsiz bir doğum yaşaması mümkün.

Yenidoğan bir bebek doğumda ağlamak zorunda değil. Ciğerlerini sanılanın aksine ağlayarak açmak zorunda değil. Bebeğin yaşamıyla ilgili korkumuzdan onu ağlatıyoruz. Ağlıyorsa kendimize neden diye sormamız lazım. Çünkü bir şaşkınlık, korku, ayrılık trajedisi yaşıyor! Yardım istiyor. 9 ay boyunca anne karnındaki huzuru arıyor. Bebeğin huzurla yeni dünyasına geçmesini sağlayabiliriz. Eğer bir doğum resminde bebek kordonu yeni kesilmiş, ayaklarından başaşağı sallandırılmış bir şekilde ağlıyor ve etrafındakiler ne güzel bir doğum oldu şeklinde gülümsüyorsa bundan bahsetmiyorum.

Bebekler doğduğu anda gülümseyebilir.
Yeni dünyasına yavaş bir geçiş bebek hiç ağlamaz hatta size gülümseyebilir. Bunun için annenin sakin olması, doğum dalgalarını bebeğiyle kavuşacağı düşüncesiyle mutlulukla karşılaması, etrafındaki doktor ve ebenin sakinliği, ortamın sakinliği önemli oluyor. Anne kendi doğum korkusunu bebeğe aktarırsa, bu da doğumu zorlaştırabilir. Doğum anne ve bebeğin kabusu olmak zorunda değil.

Doğum ortamının doğum boyunca sessiz, sakin ve loş bir ışıkta olması huzuru sağlar.
Doğum anında anneye ve bebeğe sakin bir ses tonunda, bağırmadan, sadece bir kaç kelimeyle, doğuma saygı duyarak, sevinç ve sevgiyle destek olunabilir. Bebek her türlü ışığa, sese ve dokunmaya karşı en duyarlı olduğu hayatının devamını etkileyecek ilk tecrübelerini yaşıyor.

Bebeğe ilk dokunuşlar annesi ve sevgi dolu eller tarafından nazikçe olur.
Annenin sıcaklığından, suyun yumuşacık sarmasından dışarı yeni çıkmış bir bebeğe ilk dokunuşlar yumuşakça ve yavaşça olur. Ne kadar yavaş  ve nazik, o kadar iyi. Bebek henüz nefes almadan, başaşağı sallandırılmadan, göbek kordonu kesilmeden anne karnına ten tene temas için verilir. Böylece anne ile teması hiç kesintiye uğramaz. Bebeğin henüz hiç dik durmamış omurgasına en rahat yer anne karnıdır. Bebeğe soğuk tezgah yerine anne karnında ilk kontrolleri yapılır. Plasenta ile bağı kesilmeyen bebek, kordonun kan akışı durana kadar oksijenli kanı almaya devam eder. Bu süre zarfında kendiliğinden nefes almaya başlar. Durur dinlenir, tekrar nefes almaya devam eder. Ciğerlerinin dış dünyaya adaptasyonu ve fizyolojik değişimler için zaman tanınan bebeğin ilk nefesi için ağlaması ve vücudunun strese girmesi gerekmez. İlk nefesi onu korkutmaz. Bebekle bütün olarak kalması tüm doğum anını dönüştüren göbek kordonu en son kesilir, ya da kesilmeyebilir. Kordonun erken kesilmesi henüz tam kapasiteyle çalışmaya başlamamış ciğerler yüzünden bebeğin beynini oksijensiz bırakabilir. Anne ile birlikteliği ve huzuru yapılan acı verici iğne, göz yakıcı damlalarla bölünmeyebilir.

Ten tene temas sırasında bebeğe ilk masajı yapılır.
Tüm anne hayvanlar doğan yavrularını sevgiyle yalarlar, bu hareket olmadan yavru ölebilir. Büyük bir çaba ile doğan bebeğin kan dolaşımına yardımcı olmak için annenin ya da ebenin sevgi dolu elleri bebeğin sırtına yumuşak dalgalar halinde yavaşça masaj yapar. Bebek o kadar hassastır ki, kendisine dokunan ellerin seven, reddeden, kabul eden ya da öylesine tutan olduğunu anlayabilir. Bu anda en ihtiyacı olan şey huzur, sessizlik ve sakinliktir.

Suyla ilk temas bebeğin ilk ayrılığa alışmasına yardımcı olur.
Bebek anne karnındaki güvenli, sınırlı alandan ve suyun dokunuşundan dışardaki çıplak boşluğa çıkar. Artık anne karnında daha fazla yatamayacağı zaman bildiği, güvendiği su ile temas bebeği rahatlatır, korkmasını önler. Küçük, sınırlarına dokunabileceği vücut sıcaklığında suyla dolu bir küvete ilk önce ayakları sonra tüm vücudu sokulur. Tekrar kendini hafiflemiş hisseder. Hayatı boyunca hatırlayacağı, anneden ilk endişe veren ayrılık böylece tekrar neşeye dönüşür. Bu anda bebek kendini tutan ellere gören gözlerle bakıp gülümseyebilir. Ellerini ve ayaklarını oynatmaya, etrafını cesaretle korkusuzca keşfetmeye başlar. Suda yeterince kalınca yavaş yavaş sudan çıkartılır. Tepki verirse tekrar suya sokulur. Bir içeri, bir dışarı, su dışındaki ağırlığına alışmasına zaman tanınarak yavaş hareketlerle sudan alınır. Sıcak örtülere sarılır. Bebek anne karnında sallanmaya alışıkken, hayatından ilk defa hareketsizlikle karşılaşır. Su bebeğin tek başına kalmasının ve hareketsizlik korkusunun önüne geçerek bu geçişi kolaylaştırır.

İşte bu şekilde bir doğum yaşayan bebek kendiyle barışık ve korkusuz olup hayatı doğarken sevebilir.

Doğal Anneyim Facebook Sayfası: www.facebook.com/dogalanneyim
Doğal Anneyim Facebook Grubu: www.facebook.com/groups/dogalanneyim
Instagram @dogalanneyim
Twitter @dogalanneyim
Doğal Anneyim e-bülten ile takip: http://eepurl.com/TeYdX

Köpek ve kedi bloglarım:
Bashico Blogum: http://bashico.blogspot.com.tr
http://Kopeklerveinsanlari.com

6 Mayıs 2014 Salı

Doğal Anneyim Magmono'da!

Doğal Anneyim Magmono.com'da!
Doğal Anneyim ile Magmono.com sitesi röportaj yaptı. Röportaj teklifi ile gelen takipçim sevgili Elif Türkölmez'e çok teşekkür ediyorum.

Röportajımı buradan okuyabilirsiniz.

8 Nisan 2014 Salı

Anne çocuk "Gel Oyna"da birlikte tahta oyuncak oynayın


Gel Oyna


Oyun oynamak büyük küçük herkesin çok sevdiği bir aktivite. Doğal ebeveynlikte de anne, baba ve çocuğun birlikte geçirdiği doğal oyun vakitleri çok önemli bir yer tutuyor. En çok doğal malzemelerden üretilmiş oyuncakları çok seviyorum. Daha önce çocuklarımın çok sevdiği logy manyetik ahşap oyuncaklarımızı yazmıştım. Bu sefer gittiğim özel bir tahta oyuncak dükkanını kızlarım çok sevdi. Hatta her hafta anne-baba-çocuk birlikte gidilebilecek bir oyun mekanı.

Bu doğal oyuncak dükkanının sahibi sevgili Şule Şenol’u yıllar önce fuar düzenlediğim zamanlardan tanıyorum. Projesini yürüttüğüm HOBİZ Keyifli İş ve Yaşam Fuarı’mıza 2004 yılında tahta oyuncaklarıyla katılımda bulunmuştu. Tahta oyuncak işini severek yıllardır yeni projeleriyle sürdürmeye devam ediyor. Şule hanım “Gel Oyna” adını verdiği dükkanında yüzlerce tahta oyuncağı anne, baba ve çocuklarla dükkanın atölye kısmında oyun oynatarak hatta tahta oyuncak yapmayı öğreterek buluşturuyor. Çocuk oyunları, montessori, waldorf gibi eğitim konularında oldukça bilgili olan Şule Şenol, okullara ve anne babalara oyuncak seçiminde danışmanlık yapıyor. Şule hanım’ın web sitesinde oyuna dair pek çok değerli yazısı da var. Dilerseniz www.ahsapoyuncak.web.tr üzerinden de dükkandaki oyuncakları alabiliyorsunuz.

"Hangi oyuncakla oynamak istersiniz?"
Sosyal sorumluluk projelerine çok önem veren ve oyunun halkın her kesiminde birlikte oynandığındaki birleştirici gücüne inanan Şule hanım senelerdir Meydan AVM’de açık alanda tahta oyuncak oyun atölyeleri düzenliyor. Ayrıca ekolojik pazarlarda da tahta oyuncaklı aktivitelerde bulunuyor. Etkinlikler için Facebook Gel Oyna sayfasına bakabilirsiniz. Sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirdiği oyun odaklı T-istasyonu projesinin de ayrıca bir T-istasyonu facebook grubu var.

Resimler için devamına bakın...


T-istasyonu Projesini dinlemek için resme tıklayın
İşte en sevdiğimiz oyuncak dükkanını ziyaretimizden bazı kareler:


Çocukken her zaman bayıldığım tahta atlar işte burada.


tahta yoyolar
Kızlar yoyoları seviyorlar. Bir dahaki sefere gittiğimizde yoyo almak istiyorlar.

Tahta oyuncaklar

Solda üstte waldorf için tahta birbirine geçmeli yarım daire oyuncak, tahta bebek evi, topaçlar, tahta arabalar...
Bulmaca küpleri ve tahta şekil bulmacaları.
 
 
tahta kutulu oyuncaklar
Çeşit çeşit tahta oyuncaklar... Altta yerde ufacık tuğlalardanev yapma seti inşaat yapmayı seven baba ve oğullar, kızlar için çok yaratıcı bir oyuncak. Tuğlaları mısır nişastası ve kum karışımından malç ile yapıştırıyor ve istediğiniz zaman tekrar su ile ayırabiliyorsunuz.

Ortada renkli nota çanları
Orf ve müzik grupları için çok eğlenceli.
 
Montessori blokları
 Montessori eğitimi için kendi setinizi oluşturabileceğiniz tahta bloklar, küpler ve üçgenler.


Minyatür çerçeve
 Tahta oyuncak yapım atölyesi şeklinde yapılmış bu çerçeveyi çok beğendim.

tahta bebek evi
Kadıköy Özgürlük Parkı içerisinde benim de iki senedir parkta çocuklara daha evvel blogumda paylaştığım üzere kitap okuyarak destek verdiğim KitapOkuyan Çocuklar Projesi neticesinde yeni açılan İnteraktif Çocuk Kütüphanesi’ne de bu oyuncaktan vermiş Şule hanım.

Atölye

Kızlar oyuncak yapım atölyesini geziyorlar.

oyuncak kesme aletleri


Şule hanım tahta oyuncak yapımında kullanılan tahtaları istenilen şekillerde kesen ve delen elektrikli aletleri tanıtıyor.

Basit kıl testere ile tahta kesiyoruz.


Çizdiğim sonsuz sembolünün kıl testere ile kesildikten sonraki hali.


Kızlar kukla yapmak istiyor ve masa başına oturuyorlar. 

kukla yapıyoruz
Deniz hanım kızlara tahta çubuk, tahta toplar, keçe, keten kumaş ve renkli boyalarla kukla yaptırıyor.







Minik ellerden canlanan tahta kuklalarımız.

Kızlarım bu eğlenceli aktivite dolu dükkandan bir sonraki sefere topaç ve yoyo alma hayalleri ile ayrılıyorlar. Çocukların en sevdiği ve değer verdiği oyuncaklar kendi yaptıkları veya sizin onlar için yaptıklarınız oluyor. Eğer çocuğunuza gerçekten yaratıcı oyuncaklar vermek istiyorsanız Gel Oyna’ya uğramanızı mutlaka öneririm.

Adres: Gel Oyna, Şemsettin Günaltay Cad. Bostaniçi Sok. Birlik Apt. No:4A Bostancı-İstanbul Tel: 0216 363 38 44



27 Haziran 2013 Perşembe

İkinci bebeğimin normal doğum hikayesi



İlk bebeğimi doğururken ikinci bebeğin doğumu daha kolay oluyor diye kendimi motive etmeye çalışıyordum. Eşimle ilk kızımıza bir kardeş yapmaya ve fazla arayı açmamaya karar vermiştik. Bir iki sene vücudun toparlanması için ara vermeyi önerse de doktorum yediklerime dikkat edersem başarabileceğimi söyledi.

Henüz ilk kızım 9 aylıkken ikinciye hamile kaldım. Bir sene kadar ilk kızıma evde kendim baktıktan sonra 6 aylığına işe geri döndüm. Yoğunluktan hamileliğimin nasıl geçtiğini pek anlayamadım. Hamilelik sırasında kızımı emzirmeye 6 ay boyunca daha devam ettim. Sanılanın aksine hamileyken emzirmek mümkün sadece iki bebek beslemek anneden daha fazla götürüyor, iyi beslenmek gerekiyor. İlk bebeğimi 15 ay emzirdikten sonra hamileliğimin son 3 ayında dişlerimin biraz aşındığını düşündüğüm için sona erdirdim. Aslında devam edebilir, iki bebeği de tandem emzirebilirdim. Biraz gücümü yeni bebeğime saklamak istedim. İlk hamileliğimdeki gibi ilk 4 aylık rutin kontrolleri yaptırıp son aya kadar yine ara verdim. Yoğun bir tempoda akşam 8’e kadar işte çalışmaya devam ettim. İkinci bebeğim için de ilk doğumumdaki gibi üzerinde doktorumla konuşup anlaştığım bir doğum planıyaptım. Ayrıca bebeğim doğduktan sonra yapılmasını istemediğim müdaheleleri de ayrıca hastanede hemşire ve çocuk doktoruna sunmak üzere bir dilekçe olarak hazırladım.

38. haftaki kontrolümüzde doktorumuz Meltem Özkan Girgin bize sürpriz yaptı ve 1-2 güne bebeğin doğacağının müjdesini verdi. Hamilelikte çok stres iyi gelmiyor. Zaten son bir iki gündür aşırı yorulma ve terleme hissetmeye başlamıştım. Sıcaklar basıyordu. Tansiyonum normalden çok yüksek rakamlara fırladı. Meğer strese giren vücut kendini rahatlatmak için bebeği erken çıkarmaya hazırlanıyormuş. Hemen müjdeli haberi ailemize verdik. Bu sefer elimizde saatlerle tüm aile sancıları sayar olduk. O gün sancılarım 15 dakika ile 30 dakika arasında düzensizdi. Kendimize güzel bir yemek ziyafeti çektik. Merakla bekleyen annem ve babam salondaki koltuklarda uyudular. Kardeşim ertesi gün doğumgünü olduğu için bana “gece 12’ye kadar tut, sonra sal” diyerek beni çok güldürdü. Gece oldu, güzel bir uyku çektim.

Ertesi gün sabah 11’de tekrar doktorumuza gittik. Açıklık 5cm olmuştu. Bebek doğum kanalına girmişti. Doktorumuzla sancılar 5 dakikada bire inince hastanede buluşmak üzere sözleştik. Eve geri döndük. İlk doğumumda hastanede doğum yaparken lavman yapılmış ve suni sancı verilir diye yememe izin vermemişlerdi. Bu da enerjimi çok düşürmüştü. Aç kalıp kendimi enerjisiz bırakmamak için güzel tatlılar yedim, hafif sebze yemekleri yedim. Sonra da bir güzel uyku çektim. Biz evde rahat rahat beklerken saat 16.00 olmuştu ki doktorum heyecanla bizi aradı. “Ne olur artık hastaneye gidin yoksa ben kalpten gidecem” dedi.

Hastaneye gittiğimizde bu sefer bizi hemen doğumhaneye aldılar. Lavman yapıldı. İçerideki TV ekranında romantik bir film açıktı. Eşim de yanımda biraz onu izleyerek, biraz dolaşıp nefeslerimi sayarak, biraz da belgesel kanalındaki büyük balıklara bakarak vakit geçirdim. Sonra doktorumuz geldi, sancılar arasında kitaplar ve edebiyat üzerine üçümüz sohbet ettik. Arada hemşire gelip bebeğin kalp atışlarının NTSR cihazına bağlayarak kontrol ediyordu. Geri kalan zamanı ayakta geçiriyordum.




İkinci tecrübem olduğu için ne başıma geleceğini bilmek rahat ve sakin durmamı sağlıyordu. Sancı anında bir dakika diyerek sancılarımı nefesle sayıyor bitince de sohbete kaldığım yerden devam ediyordum. Biraz plates topu üzerine esneme hareketi yaptım. İki saat sohbet ettikten sonra doktorum saat 18.00’de suyumu patlattı. Sonraki iki saat içinde hızla doğum kanalı açılmaya başladı. Artık saat 20.00’de sancılar çok sıklaşmaya başlayınca doktoruma bu işi nasıl hızlandıracağımı sordum. Sana biraz yardım edeyim diyerek bana nasıl iteceğimi anlatıp nereye ittirmem gerektiğini eliyle gösterdi. İlk tecrübemdeki son anda enerjimin bitmesi sıkıntısını yaşamamak için son ana kadar ittirmedim. Sancıların en kuvvetli olduğu an bebeğimle buluşmamıza az kalmıştı. Sonunda bir kaç başarılı ittirme denemesinden sonra tüm gücümü ve zihnimi de kullanarak ittirdim, ittirdim. İlk bebeğimi doğururken epidural almamış ancak suni sancı almış ve epizyotomi olmuştum. İdealimde bunlarsız da doğurmak vardı. İlk başın çıkışından sonrası kayarcasına çıktı. İkinci defa kızım olmuştu. Çok mutluydum. Hemen kucağıma verdiler. Sonrasında kordonunu babası kesti.

İlk doğumuma nazaran ikinci doğumda oldukça rahat doğurmuştum. Doktorum bana “bu sefer normal doğurmaktan tatmin oldun mu, seni mutlu ettim mi?” diye sordu. Evet ne epidural, ne epizyotomi, ne de suni sancı alarak doğurduğum ve bebeğime doğal yoldan kavuştuğum için çok mutluydum. 

Başka bloglarda yer alan doğal doğum hikayelerinde çok güzel evde ve suda doğumlar okudum. Bir tane daha olursa bana güzel ışık tutacaklar hepsi. Hastanede de evdeki kadar rahat ve huzurlu olmasa da hemşireleri şaşırtacak şekilde az bir müdahale ile normal doğumlar gerçekleşiyor. İşte bunlardan ikisi de benim minik kızlarımın doğum hikayeleri. Haydi anneler normal doğuma...

Tüm güzel annelere haber olsun.
Başak Pirtini
http://miliyet.com.tr/bashico

29 Mayıs 2013 Çarşamba

İlk bebeğimin normal doğum hikayesi

Uzun bir süredir doğal anneyim... İki normal doğum hikayemi de yazmak istiyordum. Henüz kendi bloguma bile koyamamıştım, 4.5 sene oldu. Sevgili Eren BYBO (Bebek Yapım Bakım Onarım) blogunda normal doğum hikayeleri yayınlamaya başladı. Benim de hikayemi konuk etti. Bu vesileyle ben de kızlarımın normal doğum hikayelerini sizlerle sırayla paylaşacağım.

İlk bebeğimin normal doğumu

Çocuğumuz olmasına karar verince doğumun doğal bir şekilde gerçekleşmesini istiyordum. Hamile kalmadan 6 ay öncesinde hastalıklarda ilaç kullanmayı bıraktım. Bitkisel yöntemlerle atlatmaya başladım. Zaten sigara alkol kullanmıyordum, en sağlıklı yumurtanın gelişmesine ortam sağlayacak şekilde diyetime daha da dikkat etmeye başladım.

Okuduğum Dr. Sears’ın “The Baby Book” kitabı beni doğal ebevenylik ile tanıştırdı. Ben de bir anne adayı olarak hemen araştırmaya başladım. Tüm bebek ve doğum sitelerine, bloglara baktım. İlk önce kendime bir basit doğum planı yaptım. Doktorum Meltem Özkan Girgin hamilelik ve doğumla ilgili doğal yaklaşımlarıma ve doğum planıma sıcak baktı. Belki doğuma hazırlık kursuna ve hamile yogasına giderim düşüncesiyle Asude Ebe ile görüştüm. Çok aydınlatıcı bilgiler verdi. Genelde anneler normal doğumdan sancılar sebebiyle çok korkuyorlar. Ben ise sezeryan olmaktan, anestezi almaktan ve epiduralden daha çok korkuyordum. Vücuduma ameliyat boyutunda herhangi müdahaleyi kabul etmek istemiyordum. Kurslarda normal doğum korkusunu yenmeye çalışma üzerine daha çok odaklanıldığına kanaat getirerek, kendimi evle iş arasında akışa bırakmaya karar verdim. Bu esnada tüm beynimi, bedenimi, hayallerimi, düşüncelerimi normal bir doğuma ve bebeğime odakladım.

Standart ilk 3-4 kontrol ve 2’li, 3’lü testlerden sonra 3 ay kadar ultrasona gitmedim. Biraz da ilk bebeğimi olduğu gibi kabullenmek istedim, doğabileceği her haliyle... Neticede ilk hamileliğimdi, bebeğime gelişimi için elimden gelen en iyi şartları sağlayacak, ne olursa olsun onu doğuracaktım. Yine de bir şeylerin ters gideceğini hissedebileceğim bir durumda doktoruma kontrole gelmeye söz verdim. Doğumu her ne kadar evde, ya da suda yapmayı hayal etsem de ilk bebeğim olduğu için bunları denemek yerine hastanede karar kıldık.

Hamilelik öncesinde ve sırasında bashico blogumda kedi ve köpeklerimle ilgili blogları yazıyordum. İşten doğuma 2 hafta kala ayrıldım ve beklemeye başladım. Bir sabah 39. hafta ultrason kontrolümüzün olduğu gün sabah 15 dakikada bir ufak bir sancı gelmeye başladı. Kontrolde 2 cm açıklık olduğunu söyledi doktorum. Artık bebeğimi 1-3 gün içinde bekliyorduk. Uzun süre blog yazamayacağımı bildiğimden günümü bilgisayardaki yazılarımı bitirmeye çalışarak ve sancılarımı ölçerek geçirdim. Bebeğim gece yarısı yatağa yatar yatmaz koca bir tekme ile suyunu patlattı. Anne karnında birçok su baloncuğu varmış. Dolayısıyla bir bardak kadar su geldi önce. Hemen toparlanıp hastaneye gittik.

Hastanede gece 01.00'de hiçkimse kalmamış, her yer kapalıydı. Acil kapısından girdik. Doğumhaneye indik. Heryer bomboştu. Belli ki hemşireler de dinleniyordu. Benden başka doğum yapan kimse de yoktu. Zar zor bulduğumuz bir hemşire gelip bizi sancı bekleme odasına aldı. Doktorumu aradılar. Doğum planımı doktorum hemşireye telefonda aktarmış, açıklık 7-8 cm. olunca geleceğini söylemiş. Sancılarımı sayarken her yarım saatte bir NTS cihazına bağlanıp geri kalan zamanda odada yürüdüm. Sancıları ayakta karşılamak yatarak gelen sancılara göre çok daha rahattı. Nefesimi derin alıp çok yavaş vererek sancıların kaç nefes sürdüğünü saydım. Bu odaklanma dayanma gücümü artırdı. Derken lavman yapıldı.

Biz beklerken arada ufak ufak sularım patlamaya devam etti. Normal doğumun sancılarıyla uğraşırken hemşirenin gelip devamlı kelebek takmak istemesi çok fenaydı. Sanki suni sancı almaya zorunluymuşum gibi... Bebeğimi sabah kucağıma alma düşünceleri ile tüm olumsuzlukları uzaklaştırmaya çalıştım.

Sonunda doğumhaneye geçme zamanı geldi. Açıklık 8 cm olmuştu. Doktorum geldi. Filmlerdeki gibi bağıranlar, heyecanla içeri giren hemşireler, etrafta koşturanlar gibi bir beklentim olmuş herhalde ki sakin ortam beni çok şaşırttı. Eşim devamlı yanımdaydı.... Bebeğin kalp atışları yavaşlıyor diye doğumu biraz hızlandırmak için suni sancı verildi. Doktorum beni beklerken sudoku çözüyordu. Bunu görünce aslında doğumun ne kadar normal bir süreç olduğunu düşündüm. 

Ben içerideyken arada bir doktorum doğumhaneden dışarı çıkıyor, son anda haber verdiğimiz anne ve babalarımızla görüşüyordu. Onların kapı açılırken içeriye heyecanlı ve meraklı bakışlar atmaları beni biraz utandırdı. Bir ara meraktan içeriye dalıp beni öpen annemi sıktığı parfüm kokusu dikkatimi dağıttığı için sonradan pişman olacağım şekilde dışarı yolladım. Doğum sancıları çekerken her türlü kokuya, harekete karşı son derece hassas oluyorsunuz. Etraftaki herkes de nazınızı çekiyor.

Sonra her sancı geldiğinde biraz nefes almak ve en kuvvetli anında ittirmek üzerine çalışmamı istedi doktorum. Beni de bebek kanalda daha rahat aşağı inebilsin diye yan yatırdı. Sancı gelince itmeye çalıştım. Ancak bu erken denemeleri fazla ciddiye alınca yoruldum. Son noktada bebek kafası görünmüş ve çıkmak için bir kaç santim kalmışken doktorum enerjimin erkenden bittiğini farketti. “Yardım edeyim mi?” sorusuna karşılık “Eğer 5 dakikada bu iş bitecekse, evet!” dedim. Zaten öncesinde yapılan lavmanla tüm enerji veren besinler dışarı atılmıştı. Enerjimin geri kalanını da boşa harcamış o kadar bitkin düşmüştüm ki o anda yapılan her türlü müdahaleyi kabul etmeye hazırdım.

Bu andan itibaren doğum odası dolmaya başladı. İki hemşire daha geldi. Ayaklarımı standart doğum masası pozisyonuna soktular. Doktorum bebeğimin başına kauçuktan bir el vakumu taktı. Bir hemşire yanıma çıkıp karnıma çok kuvvetli bastırdı. O anda nefesimi tutarak tüm gücümle ittim ve ittim. Tam bebek çıkarken doktorum epizyotomi yaptı. Bebeğin başının çıktığı anın ateş çemberi olarak adlandırılması çok doğru. Çünkü bu en zor geçişten sonra devamı oldukça kaygan bir şekilde çıkıveriyor. Çıkış anının zorluğundan çok yapılan kesinin şoku beni inletmişti.

Hemen bebeğimi göğsüme ilk temasımız için koydular. Bana o kadar sakin ve ağlamadan baktı ki kendimden utanıp ben de sakinleştim. Anlaştığımız üzere doktorum kordon kanının bebeğe geri akmasını yarım dakika kadar bekledi. Sonra da babası kordonunu kesti. İlk kontrollerini bebek hemşiresi yaptı. Doktorum kesilen yere dikişlerimi atarken bebeğimi doğumhane soğuk diye hep sıcak tutulan bebek odasına çıkardılar. Bebeği camdan aileme göstererek başını yıkamışlar. Ben de üzerimde bir yorgan ile soğuk bir odada yarım saati aşkın suni sancının bitmesini bekledim.

Bebeğim çok saçlı doğmuştu, hatta yıkarken saçlarını bile taramışlardı. Yukarıda odamda bebeğimle buluşup yanımda birlikte uyuduğumuz ilk uykumuz herhalde dünyanın en güzel, en huzurlu uykusuydu. Aylardır bu kadar yorulmamış, böyle güzel bir uyku çekmemiştim. Normal doğum paketim kapsamında bir gün daha hastanede misafirlerimizi kabul ettik. Bebeğimi emzirdim, hemşireler bez bağlama, giydirme konusunda destek oldular. Doğumdan hemen sonra ayağa kalktım. İlk duşumu almak çok iyi geldi. Bir 10 gün kadar gitgide azalan adet kanaması şeklinde akıntılar oldu. Hemen ikinci gün dinlenmiş bir şekilde evde ayakta işlerimi yapıyordum. Doğumu kutlamak için tüm aile büyüklerimiz bir arada bizim evdeydik. Ben bebeğimle ilgilenirken herkes evde bir işe koşuyordu. Çok güzel ve keyifli anlardı.
İlk doğumum normal doğum oldu ancak doğal doğum olmadığını hiçbir epizyotomi, suni sancı, vakum gibi müdahaleleri içermeyen başka hikayeleri okuyunca öğrendim. Doğum aslında çok kutsal bir an. 9 ay boyunca bedeninizde büyüttüğünüz canlıyı ilk kez gördüğünüz ve onun bu sihirli gelişimi zorlu çıkışını kucakladığınız önemli bir an. Tam hayal ettiğim bir ilk doğum olmasa da annem de beni suni sancı ile doğurduğunu, hatta son anda artık dayanamayıp kendini uyutturduğunu söyleyerek avuttu... Neticede onun tecrübesini geçebilmiştim. Ben kendimde son anki gücümü kaybettiğim için hayalkırıklığı hissetsem de doktorum da normal doğurmamın önemini ve güzelliğini anlatarak beni avuttu. İlk doğumumdan sonra kendime notlar çıkardım.

Şimdiki bilgilerim olsa kordonu hemen kesmez, atmanın durmasını beklerdim. Hatta lotus doğumundaki gibi kordonun plasentaya bağlı kalmasını ve kuruyup kendi kendine düşmesini bile bekleyebilirdim. Sonra suni sancı yaptırmazdım. Çünkü bebeğim kucağımda olabilecekken en az 45 dakika ayrı kaldık. Bebeğimi yıkatmazdım. Meğer ne daha detaylı doğum planları varmış bunları da içeren. Aklımda bunlar, ben de ikinci doğumumu nasıl planlayacağımı düşünedurdum.

Bundan sonra ikinci kızımın doğal doğum hikayesini anlatacağım.

Görüşmek üzere...

23 Ocak 2013 Çarşamba

Milliyet.tv'de doğal ebeveynliği anlatıyorum



Bir süredir milliyet.com.tr'de bebek ve çocuk bölümünde köşe yazarı olarak yer alıyorum. Milliyet ile yeni projeleri olan Milliyet.tv'de yer alması üzere bir kaç video çekimi yaptık. Böylece bir kimyagerin gözünden yaptığım analizlerle daha fazla insana doğal ebeveynlik, doğal beslenme ve doğal bakım konularını anlatabileceğim için çok mutluyum. Umarım sağlıklı çocuklar yetiştirmede anne ve babalara biraz da benim katkım olur böylece.

Not: Video'da atlamışım doğal ebeveynler için uzun bir süre emzirme de çok önemli, buradan ekleyeyim :P Ben de iki çocuğumu ardarda yaptığım için son 4 senem emzirmeyle geçti, çok da keyifliydi :)

Link için buraya tıklayabilirsiniz. 

15 Ekim 2012 Pazartesi

Çocuklarınız hayatı yavaş yaşamayı öğrensin


Bir gün farkettim ki hayatım gittikçe hızlanıyor. Artık çocukluğumdaki gibi uzun uzun hiçbir şey ile ilgilenemiyorum, uzun uzun kitap okuyamıyorum, bir işi yaparken aklımdan diğer yapacaklarımı sıralıyorum. Yerimde oturamıyorum sanki habire yetişmem, yapmam gereken bir şeyler var. Parkta çocukları bir oyuncaktan ötekine koşturuyorum, eve dönünce yıkanacaklar, sonra bir de yemek pişecek, akşama bir sürü ev işi… Çalışan annelerin durumu ise daha vahim. Tüm günlerini okulda geçiren çocukları evde sıkılıyor diye çeşit çeşit aktiviteye koşturan, oyun gruplarına götüren ama durmadan ardı ardına yeni programlar yapan anneler var. Aman çocuğumun gelişimi eksik kalmasın diye alınan bin türlü oyuncak, teknolojiyi takip etsin geri kalmasın diye en yeni teknoloji ürünleri...

Hiç “Yeter artık dur. Bu normal değil!” dediğiniz oldu mu? Neden hayatımızı çok dolu, karmaşık yaşamak istiyoruz? Neden diğer yandan içimizde uzaklarda her şeyden apayrı yaşama isteği uyanıyor? İçgüdülerimizi takip edecek olursak hayatımızı daha yavaş, sakin ve mutluluk dolu yaşayabiliriz.


Pazarlama cambazlarının tüketici oyunlarından bir an uzaklaşabilirsek ne kadar gereksiz şeyi hayatımıza sokup o değerli zamanımızı paylaştığımızı anlayabiliriz. Aklımızda devamlı yer tutan bir seneden fazladır kullanılmayan eşyalardan kurtulmalı, giyilmeyen kıyafetler verilmeli. Biraz daha ileri gitmek isteyenler için Dave Bruno’nun “100 Thing Challenge-100 eşyayla yaşamak” blogu ilgi çekebilir. Benzer şekilde zamanımızı alan pek çok ilişki, iş ve alışkanlık da sınırlandırılabilir. Daha az olursa, daha yavaşlayabilir, daha çok içimize dönebilir ve kendimize daha çok zaman ayırabiliriz.

Teknolojiyi kullanmak harika bir şey ama onun yüzünden daha fazla çalışıyoruz, her gün saatlerce bilgisayar başında duran anne babaları çocukları takip ediyor. Eski filmler yavaş geliyor, artık takip edemeyeceğimiz hızda filmler revaçta. Çocuklar daha hızlı ilerleyen bilgisayar oyunları oynuyorlar, bebekler bile çizgi film izliyorlar en az her 3 saniyede bir karesi değişen.

Hayatımız gerçekten de film kareleri kadar hızlı mi ilerliyor? Küçük yaştan itibaren teknolojik ekranlara maruz kalan bir jenerasyon olarak bunun beklentisi içindeyiz. Çocuklarımıza da farkında olmadan aynı yanlışları yapıyoruz.

Ne yazıkki hayat o kadar hızlı ilerlemiyor. Hatta son derece yavaş, ancak kendi hızında sabit değişimler yaşanıyor. Biraz daha sabırlı olabilen beklemeyi öğrenen çocuklar daha çok mutluluk yakalıyor,. Ama en çok da ekran bağımlısı çocuklar gerçek hayatta bocalıyor. Hayat ekranlardaki kadar hızlı aksın istiyor. Ama olmuyor! Çocuklarımızı stresten uzak tutmak için hızlı tüketimden uzak tutarak hayatı yavaş yaşamaya yönlendirmeliyiz.

İşte sizin ve çocuğunuzun hayatını yavaşlatmak ve daha fazla keyif almak için birkaç önerim:

-Doğada vakit geçirin, uzun uzun hayvanları, bitkileri, ağaçları, böcekleri, çiçekleri, yaprakları inceleyin ve üzerine konuşun. Kafanız boşalır ve doğanın gücü ile rahatlarsınız.

-Şehirdeyseniz çocuğunuz ile birlikte geri dönüş zamanını planlamadığınız bir park gezintisi planlayın. Uzun uzun kedilerle oynayın, salıncakta sallanın, kaydıraktan kayın, bir sürü yeni arkadaş ile tanışsın, oynasın.

-Kitap okumaktan hoşlanan çocuğunuzla uzun uzun kitap okuyun, ne zaman biteceğine o karar versin.

-Bir haftasonu da çocuğunuzu alışveriş merkezlerine, aktiviteden aktiviteye taşımak yerine ailecek evde oturun, birlikte oyunlar oynayın, bulmaca yapın, keyifli vakit geçirin.

-Çocuğunuz ne zaman isterse yemek yesin, uyku uyusun. Günlük planınıza sadık kalmak adına zorlama yapmayın. Çocuğunuzun içgüdülerine güvenin.

-Çocuğunuzla birlikte zaman geçirirken “geç kaldım, yetişmem lazım” gibi kelimeleri kullanmayın, günlük planınızı boşaltın.

-Bir yere yetişmeniz gerekirken çocuğunuza sanki tüm gün vaktiniz varmış gibi hissettirin, aceleye gelmeyen işler aksamaz.

-En güzel günler neşeli geçen günlerdir. Başınıza ne gelirse gelsin, çocuklarınıza daima gülümseyin, neşe ile isteklerinizi anlatmaya çalışın.

24 Eylül 2012 Pazartesi

Hastalanmayan çocuk nasıl yetiştirilir? Doğal Ebeveynlik


Günümüzde artık anne ve babalar daha bilinçli ebeveynler. Sağlıklı bir bebek için hamilelik öncesinden itibaren ilk olarak kendilerinden başlayarak sentetik kimyasallar, ilaçlar ve kötü alışkanlıklardan arınmış bir hayat seçmeye çalışıyorlar. Doğal doğumu bilinçli olarak seçen anneler artıyor. Emzirmek dünyanın en güzel paylaşımlarından biri haline geliyor, anneler bağışıklık sistemini son derece güçlendiren emzirmeyi hiç bırakmak istemiyor.

Her anne gibi ben de kışın çocuklarımın yaza göre daha sık hastalandıklarını görüyorum. Ne zaman doktorumuza sorsam demek bir şeyi yanlış yapıyorsunuz derdi. Bence hastalığın ne kadar ağır geçtiği önemli. Her çocuk hastalanarak büyür. Eğer bağışıklık sisteminin doğru bir şekilde işlemesine izin verilirse, her hastalık bağışıklık sistemini geliştirir. Güçlü bir bağışıklık sistemi ağır hastalıklara geçit vermez, her kış ufak tefek gripler ve üşütmelerle atlatılabilir. “Ben her seferinde bağışıklık sistemine yardımcı olacak doktorun verdiği ilaçları, antibiyotikleri kullanıyorum, öyle atlatıyoruz” diyenleriniz olabilir. Kimyasal ilaçlar, antibiyotikler bağışıklık sisteminin normal işleyişine müdahale eder, faydalı bakterileri yok ederek vücudu yardıma bağımlı hale getirebilir. Burada vurgulamak istediğim nokta ilaçlar ile müdahale etmek yerine çocukların bağışıklık sistemlerini kendi kendilerine güçlendirmelerine besinler, egzersiz ve doğal desteklerle yardımcı olmaktır. Ancak kendinizi emin hissetmediğiniz her türlü noktada çocuk doktorunuza fikir danışmanızda fayda var.

Doğal ve doğru beslenme yanında ilaçsız yöntemlerle bebeklikten itibaren yavaş ama sağlam adımlarla bağışıklık güçlenir. Böylece çocuğunuz ileride çok az hastalanan, hastalandığında da kolay ve hızlıca atlatan bir yapıya sahip olabilir. Bunlar size hayal gibi mi geliyor… Ben kendimde ve çocuklarımda işte aşağıdakileri denedim ve denemeye devam ediyorum. Şimdiye kadarki sonuçlardan memnunum.

Doğum: Yapay ilaç ve zararlı kimyasallardan arınmış bir hamilelik, bunu takip eden doğal bir doğum en güzel başlangıçtır.

Emzirme: Bebeklerin bağışıklığı 6. aydan itibaren gelişmeye başlar. İlk 6 ay sadece anne sütü alması bağışıklığı bebekler için çok önemlidir. Emzirmek her annenin doğal olarak yapabileceği mekanik bir olaydır. Doğru tutuş ve yöntemlerle 2 sene ve sonrasına kadar emzirme rahatlıkla sürdürülebilir. Anneler ve uzun süre emen bebekler, emzirme boyunca pek çok çocuk hastalığından korunmuş olur. Gerekirse emzirme uzmanlarından ve emzirme liderlerinden destek alabilirsiniz. La Leche League: www.lll.com.tr . Emziremeyen anneler ASOOB (Anne Sütü Olanlar Olmayanları Bulsun) aracılığıyla süt anne bulabilir. Anne sütünde 400’den fazla madde henüz tanımlanmışken, yapay mamalardaki içerik sayısı 40 civarındadır. Mamalar beyaz altın denen anne sütünün yerini tam olarak tutamazlar.

Doğal beslenme: Bebeğiniz için 6 aylık emzirme sonrasında emzirmeye ek olarak katı gıdalara geçiyorsunuz. Mutfakta artık daha çok zaman geçirmeniz gerekiyor. Ancak karşılığında daha sağlıklı bir çocuk, daha az hastalık olacak.

Probiyotikler antibiyotik ihtiyacını azaltıyor. Bunun için evde güvenilir bir yerden temin edeceğiniz çiğ süt, yoksa günlük pastörize süt ile yoğurt, kefir hazırlayabilirsiniz.

Diyet %80 organik ve doğal taze sebze ve meyveler içermelidir. Besinlerinizi yerli tohumdan yetiştiren üreticilerden temin etmeye çalışın. Sebze yemekleri günlük pişirilmeli ve 24 saati geçmeden, pişirme dahil 2 kereden fazla ısıtılmadan tüketilmelidir. Sonrasında kanserojen nitrit ve nitrat üretmeye başlar, besin değerleri kaybolur. Paketlenmiş ve fabrikada işlemden geçmiş yiyecekler tüketilmemelidir. Doğal ve geleneksel yöntemlerle üretilmiş besinleri tercih edin.

Şeker kanserojen ve toksik etkiye yol açtığı için tüketilmemelidir. Bağışıklık sisteminin en kötü düşmanı olan şeker tüketildiğinde bağışıklık sisteminin %80 çalışmasını 5 saat boyunca durdurur. Ben şekersiz keklerimde pekmez, tam buğday unu, zeytinyağı ve tereyağı kullanıyorum.

Doğal takviyeler: Özellikle kış aylarında antibiyotikten 100 kat daha güçlü, çocuklarınıza bağışıklığı kuvvetlendiren organik arı propolis verebilirsiniz. Propolisin ayrıca pek çok hastalığa karşı faydası var.

Omega-3 alımı ise keten tohumu yağınya da balık yağı alımı şeklinde gitgide daha çok öneriliyor. Balık yağı alırken sentetik üretim yerine doğal fermentasyonla elde edilmiş yağlar tercih edilmelidir. Balık yağı ve otlayan hayvan tereyağı birlikte tüketilirse diş çürüklerini önler ve tedavi eder.

C-vitamini stresi önlemesinin yanısıra, hastalık anında iyileşme süresini kısaltıyor. C-vitamini sentetik olmayan, bitkisel kaynaklı ürünlerden seçilmeli.

Doğal temizlik: Bebeği doğumdan itibaren zararlı sentetik kimyasallardan arınmış bir şekilde yetiştirmek bağışıklık sistemini desteklerken, henüz ufacık olan karaciğerlerine fazla yük bindirmez. Doğalcı doktorlar tarafından yeni doğan bebekler için önerilen şeyler sadece zeytinyağı, saf doğal zeytinyağlı sabun, doğal sabun tozu ve sudur. Anısını anne ve babalara da öneriyorum. Evde bitkisel yağlardan üretilen arap sabunu, karbonat, deniz tuzu gibi doğal temizlik malzemeleri kullanın.

Sokağa çıkma: Yaz, kış, yağmur, çamur demeden her gün en az 30 dakika dışarı çıkılmalıdır. Bu hem güneşten D-vitamini almak, hem de sokak havasını solumak açısından önemlidir. Özellikle hasta olunca, iyice giyinip çıkılmalıdır çünkü temiz hava iyileşmeye yardımcı olur.

Evcil hayvanlar: Başka çocuklar ve evcil hayvanlar ile temas çocuğun sağlıklı bir bağışıklık geliştirmesine yardımcı olur. Ancak özellikle ilk 6 ay boyunca kapalı alışveriş merkezleri gibi yapay hava dolaşan mekanlardan uzak durulmalıdır. Geziler ve eğlence için açık hava, deniz kenarı ve parklar her zaman tercih edilmelidir.

Hijyen: Temizlik ve sağlıklı bir hijyen, sabunla el yıkama, kirli ellerin yüze sürülmemesi gerektiği çocuğa ufaklıktan itibaren öğretilmelidir.

Egzersiz: Sağlıklı bir çocuk için fiziksel aktivite önemlidir. Sağlıklı bir zihin ve beden için çocuğunuzu televizyon ve ekranlardan uzak tutmanın en kolay yolu dışarıda doğada vakit geçirmektir. Doğada yaşayın, eviniz sadece uyku mekanınız olabilir!

Su: Florsüz su tercih edilmelidir. Çocukların yeterince su içtiklerini anlamak için idrarlarının rengine bakmalısınız. Koyu renk daha fazla su ihtiyacı olduğunu gösterir. 15 kg bir çocuk günde en az 2 bardak (15 oz) su içmelidir.

Nefes: Çocuklarınıza doğru nefes alma alışkanlığı kazandırın. Gece uyurken ağız kapalı uyumayı öğretin.

Hastalık: Ateş faydalıdır ve doğal bağışıklık sisteminin çalıştığını gösterir. Ateşe gündüz müdahale edilmemeli, gece uyuyabiliyorsa dokunulmamalıdır. Uykusunu alamıyorsa su ve sirke ile düşürülebilir. Ancak bu müdahale bile ateşin uzamasına sebep olur. Doğal seyrine bırakılan ateş ancak vücuttaki mikropları öldürdükten sonra düşer, bir daha çıkmaz. Ateşin doğal seyri ilk gün ve gece en yüksek ateş, ikinci gün azalarak devamı, 3. ve 4. günlerde normal seviyeye inmesi şeklinde ilerler. Çocuklar çoğunlukla yüksek ateşleri büyüklerden çok daha rahat atlatabilirler. Parol ve parasetamol içeren ilaçlar karaciğere toksikdir ve kalp krizi riskini artırmaktadır.

Uyku: Gündüz uykuları pek çok çocuk için ihtiyaçtır. Ancak gece uykusu özellikle gece 10 itibariyle büyüme hormonları salgılandığı için çok önemlidir. Kaliteli bir uyku için uyku saatinden 2-3 saat öncesinde yeme ve içme kesilmeli, gece aç yatılmalıdır. Böylece vücut sindirim yerine büyüme ve yenilenmeye enerji harcar.

Doğal tedaviler: Hastalık anında vücudun bağışıklık sisteminin çalışmasını engellemeyecek vitamin ve mineral içeren sebze çorbaları, bitkisel çaylar, uçucu yağlar ve homeopatik ilaçlar anne ve babaların başvurabileceği doğal tedavi yöntemleri arasında yer alıyor.

Doktor: Çocuğunuza doktor seçerken dikkat edecekleriniz doğumda olduğu gibi size ve sorularınıza bol vakit ayırabilecek, bilgi vermekten hoşlanan, kendini geliştirmeye hevesli, size “ben doktorum” dememesi olmasıdır. Çocuk doktorunuz yanısıra kolayca ulaşabileceğiniz tıp doktorları kadar derin eğitimler almış bir homeopat, kayropraktör, ostepoat, naturapat da size ilaçsız sağlıklı çocuk yetiştirmede alternatif yöntemleri memnuniyetle sunacaktır. Doktor ve uzman önerileri için facebook Doğal Anneyim grubu dosyalarına bakabilirsiniz.

Kitap: Kendinize mutlaka elinizin altında size doktorunuzdan daha fazla bilgiyi verebilecek kalitede bir çocuk hastalıkları kitabı edinin. Bu kitapta modern tıp ilaçlarının yanısıra bitkisel, beslenme destekleri, vitaminler, homeopati, akupressure gibi doğal yöntemler yer alırsa gardınız kuvvetli olacaktır. Benim el kitabım ingilizce “Smart Medicine for a Healthier Child” Janet Zand, Robert Rountree, Rachel Walton (Çocuk hastalıklarında kullanılacak besin takviyeleri, bitkiler, Homeopati, Acupressure,  beslenme ve ilaçlar). Türkçe olarak size “Çocuk Hastalıkları-Önlem, Tanı, Tedavi” ve “Tanrı’nın Eczanesinden Sağlık” Maria Treben, “Bir Yudum Sağlık” Niyazi Eröztürk’üönerebilirim.


Böyle yetişen çocuklarda hastalıklar hafif seyrediyor, çok rahat atlatılıyor. Doğanın sunduğu reçetelerden faydalanmalıyız.

Sağlıklı bir bebek doğurmak için doğal yöntemler


Her anne bebeği sağlıklı olsun ister. Peki bunun için nelere dikkat ediyoruz? Kendimde uyguladığım birkaç önemli konudan bahsetmek istiyorum.

Doğum öncesinde:
Arınma: Bu noktada söylenecek çok şey olmasına rağmen kısaca hamilelik ile ilgili kararlarınızı verdiğiniz andan itibaren kendinize ve eşinize içsel ve dışsal bir arınma sağlamaya çalışın. Alkol ve sigaradan uzak durun. Çok gerekli olmadıkça kimyasal ilaç kullanmayın. Evde temizlik ürünü ve kozmetik olarak sentetik içeriklere sahip ürünlerden uzak durun. Özellikle potansiyel kanserojen olan SLS (Sodyum Laural Sülfat), paraben ve başka ismini telafuz edemediğiniz içerikler varsa kullanmayın.

Beslenme: Yedikleriniz sizin bedeninizdeki her türlü hastalığa sebep olurken aynı zamanda da ilaç olur. Doğru hazırlanmış faydalı besinleri tüketerek gereken mineral ve vitaminleri en fazla şekilde bedeninize alarak sağlıklı bir bebek oluşumu için ortamı hazırlamalısınız. Doğru bir beslenme ile bebek yapmaya engel olan her türlü hastalık da düzelebilir. Yediğiniz besinleri mümkünse yerli tohumlarla organik ve doğal üretim yapan üreticilerden seçmeye dikkat edin. Kanserojen olan şekerden uzak durun. Beslenme konusunda bebeğinizin doğumunu, dişlerinin çıkmasını beklemeden henüz bol vaktiniz varken kitaplara gömülün, okuyun, araştırın, öğrenin, bilinçlenin. Doğru ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile bedeniniz hamilelikle ilgili tüm kilo değişimlerine çok uyum sağlar, doğumdan bir sene sonra kendinizi benim gibi hamilelik başlangıç kilonuzun altında bile bulabilirsiniz.

Kitaplar: Doğal ve doğru beslenme ve arınma adına önerebileceğim kitaplar ve linkler arasındakiler: “Taş Devri Diyeti – www.beslenmebulteni.com”, “Karatay Diyeti”, “Alkali Diyeti”, “Arınma Diyeti”.

Doğum:
Doğru doktor ve destek seçimi: Fiziksel olarak bir sorununuz olmadığı müddetçe, doktorunuzu sizi doğal doğuma ikna etmeye hevesli doktorlar arasından seçin. Unutmayın, geleceğin sağlıklı neslini yetiştirecek sizsiniz. Hamilelik boyunca normal doğum deneyimlemiş bir çeşit hamile koçluğu yapan, her gününüzü yakından takip eden, doğumda hastanede evinizde her zaman yanınızda olan doulalardan (dula) da destek alabilirsiniz.

Doğal doğum: Şartlar uygunsa bir bebeğin insan bedenine en uygun yöntemle dünyaya gelmesi doğal doğum yoluyla olur. Böylece anne ve bebekteki tüm hormonal ve sinir sistemi olması gerektiği gibi işler. Süt zamanında gelir, bebek güzel emer, barsak sorunları olmaz. Doktorlar ölümcül kararlar dışında annenin korkularından, tıbben öne sürülen ve gerçeğini bilemeyeceğiniz pek çok sebepten dolayı sezeryanla doğum uygulamayı seçebilir. Buna karşı açıkça konuşabileceğiniz bir doktor seçin. Son anda da doktor değiştirebilirsiniz, emin değilseniz birkaç doktordan doğum ile ilgili fikir alabilirsiniz. Bir kadın için en güzel mucize çocuğunu doğal doğum ile dünyaya getirmektir. Doğum şeklini seçmek sizin hakkınızdır. Ben şahsen iki kere doğal doğum yaşama şansına eriştiğim için çok mutluyum. Her doğum nasıl olursa olsun çok özeldir. İstemediğiniz şekilde bile gerçekleşse, bundan sonraki zaman çocuğunuza odaklanma zamanıdır.

Destek alın: Doğal doğum uygulayan doktorlar, ebeler, dolulalar, emzirme uzmanları ve emzirme danışmanları ile ilgili bilgi ve destek için www.dogaldogum.com ve facebook’taki DOUM, DOGANA, Doğal Anneyim gruplarına bakabilirsiniz.
Kitaplar: Doğal doğum ve bilinçli ebeveynlik hakkında size “Doğal Ebeveynlik” ve ünlü ebe Ina May Gaskin’in “Ruhsal Ebelik” ve “Doğum Kılavuzu” kitaplarını tavsiye edebilirim.

Bilinçli doğal doğum ile ilgili diğer önerilerim için doğaldoğum hakkındaki bloguma bakabilirsiniz.